
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Henry Sen Neden Buradasın 1
hah diyorum, işte bu diyorum sonra yine bir şey deyip beni allak bullak ediyorsun cancağzım!
Baskı: Kim Bağışlayacak Beni
mesele şiirse acımasız olmalı. şiir kalbe çıkan yoldur, öylesi bir söz değil.
Baskı: Sardalye Sokağı (Sardalye Sokağı #1)
Steinbeck'i seviyorum ama bir karakter üzerinden evreni inşa ettiğinde. bkz: Ay Battı Barış Bıçakçı'nın herkes herkesle dostmuş gibi'si de böyleydi, birçok karakter ortak noktalarıyla bir ona bir buna. buradaysa bir mahalle bütün sakinleriyle anlatılıyor. Steinbeck'in ne kadar başarılı bir anlatıcı olduğunu, gördüklerini veya gözünde canlandırdıklarını nasıl güzel, aşırıya ve yapmacıklığa kaçmadan anlattığı malum. Ama işin içine bu kadar karakter girince ben kendimi veremiyorum.
Baskı: Kuytumda
bir dizeyi ucundan yakalıyor ama sonra yok, tutturamıyor o tadı.
Baskı: Rüzgar Gibi Geçti
Siyasi olayların girişi, anlatımı olayın gidişatını sıkıcılaştırıyor ama kesinlikle çok zevkli.
Baskı: Kur'an'a Göre Dört Terim
Mevdudi'nin de klasik bir ilim adamı olduğunu saymazsak insanın ilah ve rab kavramları hakkında özellikle düşünüp bundan yola çıkarak inancını gözden geçirmesine ve şirkin ille de "başka bir yaratan" anlamında sıkışıp kalmamasını sağlayan bir kitap.
Baskı: Havada Bulut
Karakterlerin anlatılışında sürekli ordan oraya geçişler çok yoruyor insanı. Bir de neyin gerçek, neyin hikaye olduğunu çoğu zaman kaçırıyorsunuz. Bazıları bu gizemi sever belki ama ben aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kitapla ilgili kafamda kocaman soru işaretleri var. Ama gene de Eleni ile Katina'nın anlatıldığı bölüm .. Hele Katina'nın .. Bu kitapta unutamayacağım iki şeyden biri. Diğeriyse Ahmet'in sevdiği kızın oturduğu mahallesinin tasviri.
Baskı: Havuz Başı
çok başarılı, insanı kendinden alan betimlemeler .. bu kitapta daha bir Hasan Ali Toptaş havasında öyküler var. Özellikle Çatışma isimli öykünün ilk başı, bir rüya gibi ama aynı anda da gerçeklik gibime geldi. Havada Bulut'a oranla daha da beğendiğim bir kitap oldu.
Baskı: Huzursuz Bacak
su gibi aktı gitti elimden. uzun zamandır tıkanmıştım çok zorluyordum kendimi okumaya dönebilmek için. böyle bir durum adına biçilmiş kaftan! ve okuduğum ilk Mustafa Kutlu kitabı. devam edeceğim ve göreceğiz bakalım nasıl olacak?
Baskı: Indiana
Nereye çekseniz oraya giden bir Raymond .. Ben hiç sevmiyorum öyle karakterleri. Sonu, yazarın kendisinin olaya katılışı saçma bir eklentiydi, gerek yoktu diye düşünüyorum ve sanırım İmparatorluk, Meşrutiyet, Cumhuriyetçilik analizlerinin yapıldığı sayfalar okumadan geçtiğim kısımlardı. Böyle bir romanda gereksiz ciddilikte bir tarih bilgisi.
Baskı: Yukarı Mahalle
ama ben sana hiç objektif olamıyorum ki steinbeck, neden? her bölüm ayrı bir hikaye gibi. karakterlerin tanıdıklığı bu kitabı romana çeviren tek şey ama ilk başta Kaygılarımızın Kışındaki gibi bir aile romanı beklerken kendimi öyle eğlenceli paisanoların arasında buldum ki .. hele hele Pilon.
Baskı: Ben Bir Başkasıdır
Özdemir İnce'nin o önsözünden sonra nasıl göklere uçtuysam daha da süratli yerin dibine geçtim. Çeviriden dolayı böyle düşündüğümü sanmıyorum ama şairin şairlik hakkında düşünceleri ve 21 yaşından sonraki suskunluğunu edebiyatçıların cesaret edemediği bir eylem yerine koyması bende müthiş bir itki sebebi oldu. Eşduyum noktasındaki düşüncelerine katılmakla birlikte bunu nesnel şiir alanında göstermesi bence tekniğin kendisiyle apaçık bir çelişki. Pişmanlıkların ı ya da güçsüzlüklerini kavga maskesi altında gizlemeye çalışan bir adamı okudum. Düşlerinde ve fikirlerinde dibine kadar kararsız ama bu kararsızlık acziyetini örtmek için sahneye çıkardığı kaosun bir şartı yalnızca.
Baskı: Dublörün Dilemması
Oh be, bitti sonunda dediğim bir kitap olduğu için üzüldüm. Ama bir olayın etrafında insanların birbirlerini neden, nasıl tanıdığını okumak hoşuma gitmedi doğrusu. Korkma Ben Varım daha olay içerikli olduğundan sürüklemişti. Bir de absürd bir yazım tarzı olduğu için devinim olmadıkça insan kitabı götüremiyor.
Baskı: Aylak Adam
Çok insanın bildiği şeyi özünden ederler. O sebeple okurken çok büyük bir şey beklemiyordum, ona rağmen hayal kırıklığı. Nasıl desem, biraz daha deli dolu ama aslında içini saklamak için bunu bir yol kabul etmiş birini bekliyordum. Çok samimi hissettiğim anlar da var elbette mesela kafedeki garson hakkında, onu tekrar görmeye gittiğindeki düşünceleri çok hoşuma gitti. Bunun gibi birkaç küçük nokta daha .. Ancak nasıl desem, birtakım şeyleri geride bırakmak için çabalamak gerekir, C.'de o çabayı göremedim ben. Mücadele etmiyor, bu beni kırdı.
Baskı: Mahur Beste
Nuri Bey ve Ali'nin hatta Agop'un öykülerinin pek gerekli olmadığını düşünsem de .. Behçet'ten ziyade kırılganlığı ve teninin altından akan kanı bile hissedebildiğim Atiye'yi veya gücenmişliğiyle İsmail Molla'yı hele ki Sabri Beyi bütün hayatım boyunca yanımda istiyorum.
Baskı: Hipnozcu
April Yayıncılık kitap kapağı düzenlemeleri konusunda Bach'a ayrı bir yer ayırıyor diye düşünüyorum. Renkler, kabartma, yazı biçimiyle çok sevdiğim kapaklardan biri oldu. Ama elbette burada kitabın dışı değil içi söz konusu. Berkeley felsefesiyle çok içli dışlı bir konusu var. "Ya dünya kendimize kabul ettirdiğimiz bir önermeyse?" Bu tarz ifadelerin yanında olaylar çok çıplak kalmış. Kurgu ve düşünce arasında kalmış gibi yazar. Ama o kapak yok mu o kapak ..
Baskı: Denemeler
Kendisiyle çeliştiği yanları var, altı çizilen birçok cümlenin yanında söylenmesi gerekir. Özellikle ölümle ilgili düşünceleri ve alıntı yaptığı Lucretius ve Horatius dizeleri okunmalı.
Baskı: Elleri Sesinin Rengindeydi
En güzeli ilk öyküydü diyebilirim. Olayların karşısında tepkisiz kalan karakterler, içinde bulunduğu durumdan kurtulmak için hiçbir şey yapmayıp gene de şikayetçi olanlar .. Bir yerden sonra gerçekten insanı rahatsız eden sahneler. I-ıh.