Only
@Only

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Huzur Sokağı
8/1018.03.2013

Baskı: Huzur Sokağı

Çok oldu okuyalı baya etkilemişti ama şimdi okusam o etkiyi bırakır mı bilemiyorum

Baskı: Sana Soyundum (Crossfire, #1)

Daha önce Grey'i okurken objektif başladım demiştim. Bu sefer değildim. Okuyanların büyük bölümü Grey'e 10 basar dediler diye aklım çelindi. Ve sonuna kadar haklılar. Cross, Grey'i döver. Sadece bu kadarla da kalır. Çok seks sahnesi falan vardı diye şuursuz haraketler yapmayacağım. Her ne kadar merak etsem de kitabın içeriğini bilmeyecek kadar kendimi kaybetmedim. O yüzden o kısmı ayrı tutarak değerlendirdim ve genel olarak eh işte diyorum. Day sayesinde bu türle değil yazanla sorunum olduğunu anladım. Öncelikle, konu yavan kabul etmek gerekir. Ama derine indikçe güzel şeyler de çıktı. Hatta çok iyi kullanılabilecek şeylermiş diye düşündüm. Kullanılmaması yazık olmuş. Onun yerine anlayamadığım hareketler, saçma konuşmalar, kıskançlıklar, çekip gitmeler vardı. Yani bir kitap oluşması için ne yazsam diye düşünmüş de en sonunda pes edip gelişine vurmuş gibi. Eva'yı beğendim, en azından Ana gibi mıymıntı bir karakter değil. Ne istediğini biliyor, kabul ediyor. Yapıp yapıp vah namus gitti elden, izzeti nefsimi kaybettim diye ağlanmıyor. Bir şey yapıyorsan sonucu kabul ediyorsundur. Ama şu da var ki, bir bayan karakter için fazla ağzı bozuk. Hadi Cross efendi öyle, sen bari biraz ağzını topla kızım. Yine de çoğu yerde hadi bastır Eva dedim mi, dedim. Erotik kitaplarda seks sahnesinin olması tamam ama argo olmak zorunda mı çok merak ediyorum. Hah diyorum çok güzel bir diyalog, ilerliyor pat yine argoya geçiyoruz. Hayır anlamadığım illa d.zmek zorunda mısın, sevişsen sadece olmuyor mu? Bir de her haltı seksle çözme meselesi var. Yahu o yaşta neler yaşamışsın başına mı vurdu. Benim bildiğim daha içine kapanık falan olur hatta derim artık çık şu ruh halinden bak geçmiş gitmiş. Ama nerede? Hayvanlar gibi her şeyi koklaşa koklaşa hallediyorlar. İlişkiler böyle yüzeysel olmak zorunda mı? Ne zaman sıcak ve gerçek bir iletişim başlasa orada kesmiş yazar. Mesela elbisesi için atışmaları. Ne kadar sıcak ve sevimliydi. Sonra yok senin d.zülmeye ihtiyacın var yok şaplağı yersin. Böyle olmamalı bence. Erotiklik çıtayı düşürmeyi gerektirmemeli. Hatta şu sevişme sahnelerinden sonra bir ara aklıma şu şarkı geldi. 1-2-3-4 tamam, daha da katlanamam. Hele ikinci yarıda iyice sıktılar. Sürekli seni kaybedemem hop yatağa, sensiz olamam hop yatağa, sana çok bağlandım yine yatağa. Yani anladık seviyorsunuz işte ne sürekli aynı şeyi tekrarlayıp duruyorsunuz. Felaket tellalı gibiler, zaten olmadık yere kavga çıkartıyorlar anlamadım zorları ne? Teşekkür kısmında Sana Soyundum'un ilk yarısını okuyup bayıldığını söyleyen Tera Kleinfelter'a ithaf yaparken anlaşılıyor zaten olay. Kadıncağız okuyamadı herhalde kalanını. Çeviri de evlere şenlik. Çok rahatsız etmedi ama ben, sen, o, biz, siz, onlar zamire boğuldum yaw. Devrik cümleler de bonusuydu. Bir de sanırım anlatım tek taraflı olmasa biraz daha yüksek not alırdı. Kadının olduğu kadar erkeğin de gözünden görmek, duygu değişimlerini, neden etkilendiğini görmek isterdim. Yine de bam telimden vuran bir şey de vardı. Cross'un Meleğim demesi. Bu kelimeye zaafım var sanıyorum :D Sonuç olarak şu argo dil olmasa ve azıcık daha duygusal olsa sevebileceğim bir tür bile olabilirdi. Nihayetinde o sahneleri atlamak kolay ama o cümlelerin yarattığı etkiyi silmek zor. Bu türün raconu buysa maalesef sevemeyeceğim. Vakit kaybı değildi ama okumazsam da çok şey kaybetmezmişim, özellikle bekleyen onca kitap varken zamanımı daha faydalı işlere harcayabilirmişim. Sanırım ikinci kitabı okumayıp okuyanlardan özet isteyeceğim. Türü de kötülemiyorum bu arada. Sevmiyor niye okumuş diyebilirsiniz. Gerçekten denemek istemiştim baktım bana göre değilmiş. Her kuşun eti yenmiyor ne yapalım bu ette bana çiğ geldi.

Obsidiyen (Lux, #1)
8/1009.03.2013

Baskı: Obsidiyen (Lux, #1)

İlk olarak İngilizce okuyanların, daha sonra hızlı bir şekilde çıkan Türkçesini okuyanların yorumlarından öküz Deamon’u çok merak etmiştim. Biraz geç olsa da sonunda meşhur öküzle tanıştım. Kitap bitince ilk düşüncem ‘aceleye gerek yokmuş’ oldu. Özellikle devamı henüz gelmediği için. Konusu artık herkesçe bilindiğinden değinmeye gerek yok sanırım. Hele ki şu uzaylı durumlarına. Uzaylı! Cidden mi? Lara Adrian’ın vampilerinde okuduğumda bile sevmediğim bir durumdur bu uzaylılar. Tamam tamam hepsinin hayal ürünü olduğunu biliyorum, vampirlere falan inanmıyorum ama nedense daha kabul edilebilir geliyor. Kat, yani kedicik’i sevdim. YA karakterlerinin sorununu büyük ölçüde çözmüş. Konuşmayı, cevap vermeyi biliyor. Ne sürpriz değil mi :P Gelelim Deamon’a. O kadar yazılıp çizilene göre benim için yetmedi. Aman aman bir kahraman değil gözümde. Öküzlük yaptığı doğru ama çokta değil hani. Hem öküzlük yapan gönlünü de alır değil mi? Bu denli ukalaları pek sevmiyorum sanırım. Çok beklenen bir kitap olduğundan çeviri azıcık aceleye gelmiş gibi geldi. Rahatsız edecek bir bozukluk yoktu ama bazı yerlerde kimin ne söylediğini anlayamadım. İki kişinin konuşması aynı paragrafa falan düşmüş. İşte çok olmasa da bir aksaklık vardı. Daha önce çıkan kitaplarını okumadığımdan mıdır nedir, anlatım bir parça zorladı. Bazı bölüm sonlarında sahnenin bittiği yerden devam etmemesi hiç sevmediğim bir durum. Mesela konuşuyorlar hop Kat Dee’lerde kalıyor. Arada nasıl karar vermiş iki cümle ile üstün körü anlatılmış. Bunu sevmiyorum maalesef. Sevdiğim belki de kitapta en çok bayıldığım kısım son iki bölüm yani Deamon’un gözünden anlattığı yerler. Bu türde en sevmediğim şey kızın ağzından anlatmasıdır ve bu açıdan birazcık tatmin ediciydi. Keşke YA kitaplarının hepsinde bu olsa, böylece daha çok sevebilirim. Sonuç olarak kitabı beğendim. Özellikle YA türü olduğu düşünülürse kesinlikle sıyrılan bir kitap oldu. İlerleyen kitaplarda konu olarak açılacağına inanıyorum. Bilmedikleri durumlarla karşılaşacaklar sanırım. Ee haliyle merak edip devam edilecek bu seriye de. Yazarın diğer serisine de el atacağım sanırım (:

Baskı: Aşkın Kollarında (American Heiresses, #2)

İngiliz sosyetesine dahil olma çabasıyla başlatılan koca avında sıra Sophie’nin kardeşi Clara’daydı. İlk kitaptan biraz tanıdığımız Clara, başından geçen olaylar üzerine ablasından 2 yıl sonra sosyeteye girmek için İngiltere’ye geliyor. Hem de skandal bir partiyle başlangıcı yapıveriyor (: Gerek konusu gerekse karakterleriyle açık ara ilk kitaptan daha çok beğendim. Sophie ve James de sırların ağırlığı vardı. Clara ve Serge birçok açıdan daha sevilesi bir çiftti. Her zaman ne istediğini bilen kişileri sevmişimdir. Birbirlerini istediğini kabul eden çiftimizi de bu yüzden sevdim. Açık ve net (: Yine de bazı kısımlarda atladığım oldu. Sürekli tekrarlanan cinsel çekim, her gördüğünde vurgulanan yakışıklılık/güzellik boğuyor bazen. O da konunun tek olumsuz yanı olsun. Ama evlendikten sonra neredeyse elimden bırakamadım. Üvey annesi ile kuzeni tam baş belaları ve olaya hareket kattılar. Sonlara doğru öğrenilen gerçekler şaşırtıcı, Seger’in inancı romantikti. Kapağı yayınlandığında çok hoşuma gitmemişti ama elime alınca renklerin çok güzel olduğunu gördüm. Özellikle fiziksel özellikler Clara ile benziyor. Hele ki orjinal kapağı görünce kıymeti arttı (: Yine de maske takan bir olsa ilk kitapla bütünlük olurdu diye düşünüyorum. İlk kitabı beğendiyseniz bu kitabı da beğeneceğinizi düşünüyorum. Sanırım gittikçe güzelleşecek. Kendi adıma Adele'i çok merak ediyor ve sabırsızlıkla bekliyorum (: http://colorful-book.blogspot.com/2013/03/julianne-maclean-askn-kollarnda-yorum.html

Işığı Ararken
10/1003.03.2013

Baskı: Işığı Ararken

Rüyalarınızın erkeği en büyük kabusunuza dönüşebilir mi? Cathy, Lee ile tanıştığında onun doğru kişi olduğunu düşünmek için geçerli sebepleri vardı. Neden olmasın ki, yakışıklı, kaslı, kıskanç, sürpriz yapan ideal erkek. Son zamanlarda bolca gördüğümüz erkek profiline çok iyi uyuyor Lee. Yatağa getirilen kahvaltılar, kıskançlıktan tutup kolundan götürmeler, gözyaşları, sıcak sahneler… Cathy’nin arkadaşlarının bile kıskandığı bir ilişki. Okuduğumuz bir aşk romanı olsa burada kalır sonsuza kadar mutlu yaşadılar diye bitebilirdi. Ta ki Lee gerçek yüzünü gösterene kadar. Lee bildiğin psikopat. Öyle böyle değil ama. Hareketleri, yaptıkları ilmek ilmek kişiliğinden götürdü Cathy’nin. Fiziksel ve duygusal şiddet kaçma noktasına kadar götürüyor onu, başarısızlığın ardından ölümün eşiğine gelmişken kurtarılıyor. Her ne kadar Lee yakalanıp hapis cezası alsa da Cathy için işler eskisi gibi olmuyor. Özellikle geçmişinde tam bir parti kızı olan birinin değişimini okumak çok kötüydü. Biri mi takip ediyor, eve kim girdi, nelere dokundu diye düşünmekten Obsesif Kompülsif Bozukluk baş gösteriyor. İyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş. Üst katına taşınan Stuart sayesinde tedavi olmayı kabul ediyor. Yavaş yavaş düzelmeye, Lee’den korkmamaya, hapisten çıktığını söylemiş miydim?, ona karşı savaşmaya başlıyor. Kitap günümüz, geçmiş şeklinde ilerliyor. Bunu ilk gördüğümde kesinlikle zorlanacağımı düşünmüştüm ama ayrı bir akıcılık katmış kitaba. Tabi bazı sinir halleri de yarattı. Tam saçından tutup yakalamışken günümüze geçiş yapmanın hoş olmadığı bölümler vardı. Ve son olarak kapak. Çok beğendiğim deyip bir şey yazmayacaktım ta ki kapaktaki o elleri görene kadar. İlk gördüğümde kitap soyuldu sanmıştım. Keşke onlar olmasaydı da kapakta geçer not alsaydı. Bütün ürkütücülüğünü öldürmüş maalesef. Çok beğendiğim bir kitap oldu. Soluksuz okuduklarımdan. Belki herkese hitap etmeyebilir ama. En son lisede Şeytanın Sağ Eli’ni okuduğumdan beri bu kadar korkmamıştım. Özellikle benim gibi karanlıktan korkuyorsanız gece okumanızı tavsiye etmem. Kendi beğenmediğinin beğenilmesine anlam veremeyenler içinde şunu söylemek istiyorum. Bu kitabın 29 dile çevrilmesinin çok haklı sebepleri sebebi var. http://colorful-book.blogspot.com/2013/03/elizabeth-haynes-isg-ararken-yorum.html

Baskı: Artık Benimsin (MacLean Curse Serisi #1)

Yazarı seviyor ve bazı durumları tolere edebiliyorsanız muhtemelen beğenirsiniz. Her ne kadar diğer kitaplarının yanında biraz daha sönük görsem de sevdiğim bir yazar olduğundan benden geçer not aldı. Eğer serinin tamamlandığı günleri görmeyi başarabilirsem baştan bir daha okumayı da isterim (: Yorumun tamamı için; http://colorful-book.blogspot.com/2013/02/karen-hawkins-artk-benimsin-yorum.html

Sokak Kedisi Bob - 1
10/1026.02.2013

Baskı: Sokak Kedisi Bob - 1

İyi kitapların kötü yanı çok çabuk bitmesi sanırım. Sokak Kedisi Bob’da böyle oldu ve azar azar okumama rağmen bitti. Bir hayvansever olarak bu kitap özellikle ilgi alanıma giriyordu. Dili, anlatımı ve gerçek bir hikaye olması sebebiyle geçer not aldı. Bayıldım kitaba. Okuması oldukça keyifliydi. James ve Bob’un tanışmasını ve sıkı birer dost olmasını anlatan kitaptan etkilenmemek elde değil. Hatta sonunda niye bitti, acaba daha neler yaşayacaklar diye düşündüm. Bittikten sonra birçok kişinin Bob gibi bir arkadaş isteyeceğini düşünüyorum. Eğer kedim olmasa bende kesinlikle isterdim. Kitabın sonunda bahsedilen videolara da baktım. Bir kısmına buradan (http://colorful-book.blogspot.com/2013/02/james-bowen-sokak-kedisi-bob-yorum.html) bütün videolara da netten ulaşabilirsiniz. Onları görmek öyle farklı hissettirdi ki, başlarken gerçek bir hikaye olduğunu bilmeme rağmen, kurguya alışmış acaba diyen yanımın görme ihtiyacını da giderebildim :D Daha önce ayraçlarına bayıldığımı da söylemiştim. Çevirisi de güzeldi. Daha ne isterim ki :D Herkese tavsiye ediyorum bu kitabı. Hayvanları sevmeyenlere bile. Okuduktan sonra düşüncelerinizde bazı değişiklikler olacağına inanıyorum :D

Pamuk İpliği
7/1023.02.2013

Baskı: Pamuk İpliği

Kitapla ilgili ne söylesem bilemiyorum. Romantik aynı zamanda şaşırtıcı bir kitaptı. İlk olarak hikayenin aşkla başlaması hoşuma gitti. Her zaman sonunda kavuşurlar ve mutlu son ile biter. Bu sefer o mutlu son'dan sonra ne olduğunu ve aslında işlerin orada bitmediğini gördük. Brian ve Erica evlilik için gün sayarken, Erica'nın annesi Karen sayesinde çok kötü günler geçirdiler. Benim için kitabın yıldızı Brian'dı. O kadar tatlı ve romantik ki, gerçek olduğuna inanmakta zorluk çekiyorum. Tabi ki hikaye sadece Erica ve Brian etrafında dönmüyor. Kitabın ilk yarısında, bütün malzemeler hazırlandı, her bir karakteri tanıdık ve ikinci yarıda yemek hazır! Öyle güzel bir yemekti ki tadı damağımda kaldı. Erica, Brian, Griffin, April, Wilson ve Rita, bu hikayenin 3 çiftini oluşturuyordu ve aslında hepsine müdahale eden bir kişi vardı, Karen. O ne biçim bir anne ya. Hayret ettim okurken. Dallas'ı izlemedim ama izlesem bundan farklı olmazdı sanırım. Entrika ve yalanlar havada uçuştu. Son 100 sayfasında öğrendiğim gerçeklerle ağzım açık okudum. Kitapla ilgili sevmediğim nokta, fazla elektriklenme olması. Dediğim cinsellik değil ki burada gördüğümün 5 katını elimi salladığım bir kitapta bulurum. 3 çiftin de aralarında cızırdama olmadan konuşma dahi yapamaması garibime gitti. Ee haliyle de trafo patladı bir kaç kere :D Bu konuda dozajı kaçmış biraz. Neyse ki ikinci yarıda bu toparlandı. İkinci nokta ise, karakterlerin içe dönük kısımlarını sevmedim. Tabi bu kişisel bir zevk. Sürekli ne yaptım, nasıl yaptım, şimdi ne yapayım nerelere gideyim tarzını hiç bir kitapta sevmiyorum. Aksiyon insanıyım çabuk sıkılıyorum :D Ve kitabın içinde olan durumları tasvip etmeyip, yöntemleri onaylamasam da Karen gibi bir karakteri okuduktan sonra diğerlerine kızamadım. Yılın kötü karakterini hak edecek performans sergiliyor. Sonuç olarak ortalamanın üstünde buldum ve beğendim. Dediğim gibi okuduğum sırlar çok şaşırtıcıydı ve 3 ayrı çifte yer vermesi olayı monotonluktan kurtarmış. Fazla beklentiye girmemeyi kabul ederseniz tavsiye ederim (:

Baskı: Tendeki Kıvılcım (Pregnancy & Passion #4)

En çok bu kitabı beğendim seride. Keşke aynı tempo ilk kitaptan itibaren olsaymış :D

Hep Senin Yanındayım
10/1014.02.2013

Baskı: Hep Senin Yanındayım

10 puan bile az sana....

Baskı: Sensiz Olmaz (Chicago Stars, #3)

Phillips nasıl böyle güzel yazıyor? Kitapları neden bu kadar geç çıkıyor? Dünden beri bitmesin diye ara vererek okuyorum ama makus talihimi engelleyemedim. Yine, yine çok güzeldi. Kitabın konusu çıkıp okuduğumda güzel olacağını biliyor ve okumalıyım diye sabırsızlanıyordum. Dahi Jane Darlington ile ondan aşağı kalmayan Cal Bonner'ın komik, sıcak ve seksi hikayesi son satırına kadar kendine bağladı. Bir önceki kitapta olduğu gibi yine 2 hikayeye yer vermiş yazar. Bir yandan Jane ile Cal'in yollarının garip bir şekilde kesişmesini okurken diğer yandan Cal'in anne babasının yolundan sapan ilişkisini tekrar düzeltmesine tanık olduk. Karakterler arasındaki diyalogları ve çekişmeleri okumak çok zevkliydi. Bu seride kadın ve erkek karakterler tam sevdiğim tarzda olduğundan, bittiğinde hem mutlu oluyorum hem üzülüyorum. Bir bu kadar daha okuyabilirdim diye. Yorumumu kısa bir alıntıyla bitiriyorum. Buna benzer o kadar çok diyalog vardı ki sanırım serideki en çok güldüğüm kitap bu oldu. En kısa zamanda okuma listenize almalısınız :D Çenesine tıraş kremini sürerken Jane'in Snoopy'li kiraz kırmızısı geceliğini gördü. "Profesör, ne zaman merhamet edip bana bu seksi geceliklerle işkence etmekten vazgeçeceksin?" "Yarın akşam Winnie-the-Pooh giyeceğim." "Harikasın."

Pembe Cadillac
10/1012.02.2013

Baskı: Pembe Cadillac

Son zamanlarda okuduğum en keyifli Harlequin idi. Oldukça korunaklı bir ortamda yetişmiş olan Haley'in, özgürlüğe attığı ilk adımlarında, bir barda Kevin ile yollarının kesişmesini ve birlikte bir yolculuğa çıkmasını konu alan kitap, hem eğlenceli hem de romantikti. Yazarın zaten kitaplarını okuduğumdan, güzelliği şaşırtıcı olmadı. Asıl şaşırtan kitabın sonlarında bahsedilen sırlardı. O yüzden oldukça uzun olsa da serinin diğer kitaplarının da çıkmasını temenni ediyorum.

Şimdi Benimsin
4/1010.02.2013

Baskı: Şimdi Benimsin

Bu kitapta hangisine daha çok sinirleneyim bilemiyorum. Elif, Fırat ya da aileleri. Hepsi birbirinden rahatsız insanlar. Kitap tecavüzle başlıyor. Bu satırları okurken, hemen okuyan bir arkadaşıma sordum lütfen erkek karakter olmasın diye. Benim için inanması, kabullenmesi zor bir durum. En sevmediğim durumlardan biri bu. O yüzden bu kitabın yeri ne olursa olsun belliydi. Önyargılı mıydım, sanırım. Yazar, töre ve tecavüz gibi tutması banko iki konuyu ele almış. Kim, üstelik ikisine birden tepkisiz kalır ki? Ama şu var ben işleyişi hiç beğenmedim. Elif ki tecavüz gibi bir durumla karşı karşıya kalmış, ruhu acımasızca sökülüp elinden alınmış, bu kadar tepkisiz kalabiliyor. Üstelik okuyan, aklı başında biri. İçinde sürekli isyanlarda ama ne intihar etmeyi becerebiliyor, ne de sesini çıkarmayı. Kendi anne babası sahip çıkmadı diye kızarken, kendisine bunun yapılmasına vesile olan insanlara gidip anne baba diyor. Sanki can kırıklarının üstünde tepinen, gülen eğlenen onlar değilmiş gibi. Hele ki bir iki yerinde seni şımarık biri sanıyorduk dediler de tek laf çıkmadı Elif’ten. Ne yani kadının herhangi bir durumu tecavüzü meşrulaştırır mı???? Şartlar vs bir sürü şey gelebilir aslında akla. Töre hala olan bir şey ama beni rahatsız eden mücadele edebilecek birinin, topraklarını savaşmadan karış karış düşmana telim etmesi. Ben o satırları okuduktan sonra Fırat isminin geçtiği her yerde, kitabın ilk satırlarını hatırlıyorsam bunu yaşayan biri böyle kolay affedebilir mi? Üstelik üstünden 1 ay geçmeden. Bu kadar basit mi her şey? Üstelik vicdan azabı çektiğini söyleyen kişi, hiçbir azabı emaresi göstermezken. Sana tecavüz eden biriyle evlenmek zorunda kalıyorsun, sırf hamile kaldın diye, tamam ama hala sana makyajını sil, şunu giy bunu çıkar gibi emirler vermesine, itip kakmasına izin veriyorsun. Bunu kabullenemiyorum ben. Kaçırsa ama fiziksel ve ruhsal zarar vermese belki derdim sonunda affetmesine, ama tecavüz! Daha azimli olması gereken, savaşıp örnek teşkil edebilecekken koyun gibi susan bir karakteri kabul etmiyorum. Özellikle gerçek hikayeleri anlatmayan kitaplarda, hele de böyle bir konuyu işlerse, daha farklı, savaşçı bir tutum beklerdim. Ve şunu da söylemek istiyorum. En ufak bir çeviri hatasında yerlere vuruyoruz, bu kitapta o kadar hata doluydu ki sanki editlenmemiş. Yazar tek sayfaya 2 zaman eki koymayı başarmış hayret ettim. Kalkıp yürüyorum, durup gözlerine baktım gibi sürekli iki zaman arasında gidip gelmek yordu. Yazarın emeğine sağlık diyorum ama emek verilen her yemek güzel olmayabiliyor, karnı da doyurması lazım. Bu açıdan doyurucu değildi. Beyaz atlı prensimi bekleyecek yaşı çoktan geçtim ama hala ısrarla aradığım şey, umut... Ne bu açıdan ne de diğer açılardan hiç beğenmedim kitabı. Sinir krizleri geçirmeme neden olan kitap, sırf dram olsun diye yanlış yerden ele alınmıştı bence. Çok daha farklı mesajlar verebilecekken, bir karakteri nasıl parçalayıp ilgi çekici yapabilirim diye düşünülmüş gibi. Kitabı kapattığımda ne Elif’i ne de Fırat’ı sevdim. Üstelik sonundaki gereksiz uzatma yüzünden gördüğüm ölümleri de anlamsız buldum. Düşünce yapıma hiç uymayan durumlar dolayısıyla beğenmedim, belki benle aynı fikirde olmayacak çoğu kişi ama düşüncelerimi söylemeden geçemedim.

Sırçalan
8/1006.02.2013

Baskı: Sırçalan

Bu kitabı sevdim. Cidden. Ergen karakterler beni çekmez ama fantastik oluşu nedeniyle şans vermiş olduğuma sevindim. Bir kere karakter farklı. Nesi derseniz o uyuşukluk yok, hani genelinde olan. Bir de lise hayatı anlatılsa da içinde macera ve polisiye bol. Fantastiğin yanı sıra. Sylvia Bell, narkolepsi hastası bir genç kız. Hastalığı ani uyku hali olarak bilinse de aslında insanların hayatlarına izinsiz giriş yapıyor. Kendi babası bile ona inanmazken, hastalığıyla boğuşuyor ve bu sırada okulunda işlenen cinayetlere tanık oluyor. Sessiz tanık tabi ki. Çünkü onun kimseye açıklayamayacağı sırrı bunları açıklamasına da engel oluyor. Aynı zamanda en iyi arkadaşının kendisinden sakladığı şeyler ve okula yeni gelen çocukla da yakınlaşıyorlar. Kitabın genel hattı böyle. Dediğim gibi konular birbirine benzese de farklı kılan karakterleri ve işleyişi. Bir ara kimlerden şüphelendim ya. Ve şu var ki bu seriler hep atlar bir sonrakini beklemek zorunda kalırsın, aksine bu kitapta daha ne olacak ki diyorsun. Çünkü olaylar en azından cinayetler çözülüyor ve Sylvia'nın abartılacak yetenekleri yok. Sadece tahmin yürütüp merak edebiliyorum. Çevirisi de oldukça güzeldi. Almayı ya da almış olup okumayı düşünenler bence fazla bekletmesin bence.

Ölüm Elçisi
10/1031.01.2013

Baskı: Ölüm Elçisi

Evet, kesinleşti. Bu yazara ve serisine bayıldım. İlk kitap heyecanlı bir yerde bitmişti. Tamam yarım kalan bir şey yoktu ama sonunda Maddy'nin kalbi ile ilgili bir durum vardı o yüzden hemen devam ettim. Öncelikle ilkinden daha güzel buldum. Birincide sürekli saldır kaç durumu vardı bunda o aşılmış. Diğeri sıkıcı mıydı değildi ama tekrardan kurtulmuş oldu. Konusuna gelirsem; şehirde yaşanan kurt adam cinayetlerinin odağına düşen Maddy, bir yandan bunları çözmeye çalışırken diğer yandan Azazel ve Lucifer'ın verdiği Peri kortunda yapılacak olan görüşme göreviyle uğraşıyor. Bu sırada Gabriel kaçırılıyor ve bir nev-i nişanlısı Nathaniel'in elinde kalıyor. Tabi ikisi de Peri kortuna izinsiz giriş yapınca görüşmelerin başlangıcı hiç iç açıcı olmuyor. Peri kraliçesi de rahat durmuyor ki arkadaş. Herkes Maddy'ye karşı sanki. Gabriel'i kurtarma, labirent, saldırılar vs derken konu iyice açılıyor zaten. Labirent kısmı pek tatmin edici olmasa da fazla uzatmaması açısından iyiydi. Samiel ile de daha yakından tanıştık. Seveceğimi hayatta tahmin etmezdim ama çok tatlı çıktı. İlk kitabı okuyanlar kim olduğunu bilirler. Beni en çok o şaşırttı. Lucifer her zaman ki gibi sonunda teşrif etti. Bence daha çok yer almalı kitapta. Zaten Maddy bir yerlerden çıkan akrabalarıyla onun yüzünden uğraşıyor. Adam hiç rahat durmamış ki her tür de çocuğu var. Diğer kitaplarda en kısa sürede çıksa keşke. Ciddi anlamda sevdim. Belki bu türe daha yakın olanlar için yetersiz gelebilir ama benim için tatmin edici bir seri :D Çeviride hala bazı yetersizlikler olsa da minimum düzeye inmişti ve ilk kitaptan çok daha iyiydi.

Vasiyet
8/1030.01.2013

Baskı: Vasiyet

Baskı: Ölümün Soğuk Nefesi

Fantastik kitaplar ilk tercihlerimden olmaz ama artık olmaya başlasa iyi olacak sanırım. Kitaba bayıldım. Madeline Black konusundan da bilindiği üzere ruh toplayıcı. Böyle başlamakla birlikte oldukça eğlenceli bir kitap sayılabilir. Maddy hafif sivri dilli, eh o kadar olayla da ancak bu şekilde başedilir sanırım. Lucifer, Michael, Nefilim vb artık aşina olduğumuz türlerle yazılmış bir roman olsa da çoğu açıdan farklı geldi. Tabi çok fantastik okumadığım için bana da öyle gelmiş olabilir. En azından Düşmüş Melekler gibi konuları bildiğim için daha kolay oldu okumak. Gerçi bir ara kim kimin oğlu kim kimin akrabası ipi kopardım ama sonunda yine de toparladım :D Fantastik kitapların vazgeçilmezlerinden ergen karakter olmamasını da ayrıca sevdim. Gerçi bazı konularda ergen kalmış sayılabilir, ki bunu da okuyunca anlarsınız. Yine de çok tatlıydı ve en azından makul sebepleri vardı. Ve tabi ki aşk. Gabriel. İmkansız diye bir şey varsa sanırım onların aşkı olabilir. Maddy babasını buldu tanıştı ama tanışmaz olaydı be, melekler düşmüş hala protokol, güç peşindeler. İlk kitap olduğundan fazla değinilmedi ama sonunda fena baş ağrıtacak bu melekler. Gerçi Lucifer gibi yüksek yerlerde tanıdıkları var ama yine de işler kolay ilerlemeyecek. Hele ki serinin 6. kitabının yayınlanacağı düşünülürse tahmin etmek zor değil. Kapak ve çeviriyi beğenmedim ama. Aslında çeviri çok kötü sayılmaz sadece bazı yerlerde eksikleri vardı, okumaya engel olacak kadar değil. İkinci kitapta aynı çevirmen tarafından çevrilmiş umarım hatalar giderilmiştir ve umarım diğer kitapları da çok beklemeden görürüz (:

ÖncekiSayfa 6 / 22Sonraki