Only
@Only

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Zebani
1/1012.05.2013

Baskı: Zebani

Tesadüfler Adası
9/1001.05.2013

Baskı: Tesadüfler Adası

Rachel Gibson'ı gerçekten seviyorum. Biten 2 hatta İlişki Durumu: Karmaşık'ı da sayarsak 3 serisinden sonra böyle kısa sürede yeni bir kitabına kavuşmak çok mutlu etmişti. Nitekim beklentilerim de karşılandı. Tesadüfler Adası'nı çok sevdim. Devlet adına gizli işler yapan Max'in, ünlü model Lola içindeyken el koyduğu gemiyle kötü adamların elinden kaçmasıyla başlıyor olaylar. Ve işler bundan sonra hareketleniyor. Atışmalar, sataşmalar, deniz de mahsur kalmalar. Kısaca çok eğlenceli bir tutsaklık aslında bu. Ve sanırım en sevdiğim yanı tamamen deniz de geçmemesi. 1/3'lük bir kısmı kurtulmalarından sonrasını anlatıyor ki Lola'nın halletmesi gereken bir iş varken bitmemesi çok iyiydi. Özellikle 3-5 gün denizde kaldı diye hemen aşık mı oldular sorusuna da iyi bir cevap olacak cinsten. Kitap mükemmel, yazar zaten öyle ama tek eleştirim var o da zamirlerin çok kullanılması. Başlarda biraz gözardı ettim ama sonlara doğru iyice ben sen diye kullanmaya başlayınca dikkatimi çekti. Yine de bir çok kişinin yok sayabileceği basit hatalar. Çevirinin genelinde bir problem olmadığı için büyük bir sorun değildi. Yazarı seviyorsanız vakit kaybetmeden okuyun derim. Rachel Gibson'a ayrı bir sempatim olduğundan ne yazsa okurum diyorum. Özellikle karakterleri tam sevdiğim tarzda olduğundan (:

Baskı: Her Şey Senin Uğruna (Highlander Serisi 1)

Yorumları okuyana kadar bırakıp bırakmamakta çok kararsız kalmıştım. Açıkçası neredeyse çeyreğine kadar büyük işkence çektim. Neden derseniz 1/4'lük kısımda sürekli aynı şeyleri anlatması. Bu kısım sadece kızı kaçırıp kaleye getirmesi ve Shannon'dan oluşuyordu. Ben sevmedim, belki de kızı sevmediğimdendir. Ama sonra sahneye Torin girdi ve ben aşık oldum ya da o yolda ilerliyorum. O kadınım, aşkım dedikçe ben ayyyy nidaları çektim. Hani klan liderleri emir verir ya Torin'in emirleri bile rica gibi geldi kulağıma. Güzeller güzeli Shannon derse nasıl kızılır ki? Herhalde uzun zamandır okuduğum en pamuk, tadından yenmeyen adamdı. Torin dışında da hiç sevmedim ne yalan söyleyeyim. Arkadaşları bile sevimli gelmedi. Kız kızıyor gülüyorlar, tersleniyor gülüyorlar. Kızı mı sallamıyorlar yoksa kafalarında problem mi var anlamadım. Bir de kızı öve öve bitiremediler. Sürekli Torin onurlu bir erkek ama bende korkak değilim demesinden gına geldi. Ki beni bilen bilir güçlü kızlara hastayımdır. Ama bu kıza ifrit oldum bir kere. Hele sonunda ettiği çapsız laflar iyice sinirimi tepeme çıkardı. Spoiler olacak diye söyleyemiyorum ama bazen böyle tek cümle bile cinlerimi tepeme çıkarabiliyor. Devamını da pek merak etmiyorum. Hele arkadaşları pek hoşuma gitmediği düşünülürse. Ancak ve ancak okuyanların yorumlarına göre devam ederim. Yoksa Mary Wine ile yollarımız burada ayrılacak (:

Baskı: Tatlı Bela (Beautiful, #1)

Bu kitapla ilgili ne yazsam bilemiyorum. Bir yanım hayran oldu bir yanım ikisine de çok kızdı. Konusunu kısaca yazarsam; Abby Abernathy yaşadığı kasabadan ayrılıp en yakın arkadaşı America ile Eastern'e başlıyor. America Shepley ile çıkmaya başlayınca okulun kötü çocuğu Travis Maddox ile tanışıyor, ki kendisi Shepley'in kuzeni ve ev arkadaşı. Başından sonuna kadar gençlik filmi izler gibi okudum. Bir grup üniversiteli, partiler, dövüşler ve aşk. Bu tarzı sevdiğim için kitabı okumak çok zevkliydi. Ve böyle kitapları nasıl beklediğimi de gördüm. Çünkü artık yeni moda olan sırf gizem yaratılmak için yazılan karanlık geçmişler, sert olmaya çalışan kişilikler yoktu. Doğru Abby'nin geçmişinde bazı sıkıntıları olmuş ve o yüzden kaçmış ama çok olağan geldi bana. Hani derler ya bizden biri diye, bu kitapta herkes bizden biri gibi geldi. Abby'ye de Travis'e de kızdığım oldu ama çoğunlukla hatalısın diyemedim. Geçmişini, geleceğinin fragmanı gibi karşısında gören bir kıza nasıl kızabilirim ki. Ya da bu kız ısrarla artık istemediğini söylerken sonunda pes etmeye çalışan bir erkeğe. Yine de itiraf edeyim Travis'e bir parça fazla kızdım, özellikle Abby yan odada uyurken yaptığından ve söylediklerinin arkasında durmayıp Abby'nin onu yakaladığı durumdan. Travis ne kadar tatlı olsa da yaptığı bir eksi kazandırdı gözümde. Ve evet gerçekten tatlı. Bir erkek her fırsatta ben sana aidim derken nasıl olmasın ki? Gerek sözleri gerekse çoğu davranışı ile bir çok erkek karakterden ayrılıyor. Her zaman derim kırıp dökmeyen kişileri ve kitapları severim ve bu kitapta öyleydi. Çoğu yerde Abby'nin davranışlarına içerleyip hala ısrar eden Travis'e şaşırsam da, belki bir çok kişi böyle düşünmeyecek ama kıza da hak vermeden edemedim. Yine de Travis arkasından gözü yaşlı bağırınca içim acıdı mı acıdı. Ve şunu da söylemek istiyorum, bu Bad Boy teriminin tarifi Travis ise bende bir tane istiyorum. Kötü çocukluk nerede Travis nerede Allah aşkına. Çoğu yerde yanımda olsa da bir sarılıp teselli etsem diye fena düşüncelerim bile oldu. Tamamen iyi niyet, gerçekten :P Kitabın diğer yıldızları da America ile shepley idi kesinlikle. America benim gözümde mükemmel arkadaş tahtını devraldı. Ve ikisinin arasındaki ilişki gerçekten çok güzeldi. Hem de ummadığım kadar. Gençlik filmleri izlemeyi seviyor ve bol aksiyon aramıyorsanız bu kitap tam size göre. Hafif hafif ayar veren, her şeyi dozajında tutan, bitince vakit kaybı olarak görmediğiniz bir kitap olarak göreceğinize inanıyorum. Ve yeni çıkmasına rağmen 2. kitabı çok merak ediyorum. Travis'in bakış açısından okumayı çok isterim. Eğer tek taraflı gönle taht kuran biriyse ondan dinlediğimde durumum çok daha vahim olacaktır (:

Kürk Mantolu Madonna
9/1017.04.2013

Baskı: Kürk Mantolu Madonna

Kürk Mantolu Madonna'yı okumak çok ilginçti. Kitap çok ince görünmesine rağmen barındırdıkları açısından hemen yenilip yutulabilecek bir kitap değil. Elime aldığımda bırakması zor, bıraktığımda alması zor oldu. Anlatım ve karakterler açısından tam özlediğim gibiydi. En son ne zaman karaktere böyle yoğunlaşan bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Maria Puder adını kitabı okumadan çok önce duymuştum ve açıkçası daha fazla beklentiye girmiştim. Bana göre ne bir aşk kitabıydı ne de Raif'ten başka birine yoğunlaşmak imkansızdı. Çünkü tamamen onun yalnızlığını, insanlardan elini eteğini çekmesini anlatıyor. Günlük olduğundan bunu anlamak çok kolay diye düşünüyorum. Her ne kadar onun ağzından dinlesekte her şeyi, belki bu açıdan bir eksi kazandırdı gözümde. Maria ne kadar Raif'in gözünden anlatılsa da, Raif dışarıdan anlaşılamayacak kadar karmaşık bir insanken onun gözünden gördüğümüz Maria'nın sadece varsayım olmadığını nereden bilebiliriz. Tek taraflı bakış açısının tek bir kişiyi tanımaya yaradığını düşünüyorum ve bu beni yine aynı yere getiriyor. Tamamen Raif'in hikayesi bu kitap. O yüzden aşk kitabı diyemiyorum. Tabi ki Maria güçlü bir kadın. Özellikle geçtiği tarihlerde. Kitabı gerçekten beğensem de mükemmeleştiremiyorum. İlk olarak sonunu bilerek okumak son sayfaları çevirme isteğimi öldürdü. Ve tahmin edilebilir olaylar. Gerçi bunu yine döneme bağlayabiliriz. Ve Raif'e kızdığım yerler de üstüne tuz biber ekti. Kimbilir belki onu gerçekten anlayabilmek için onunla tanışmak gerekir.

Baskı: Düşmanla Başbaşa (Pride Of Zohayd, #2)

Diğer kitabı henüz okuyamadım ama maya Banks çok güzeldi

Baskı: İskoçyalı'nın Kollarında (The McCabe Trilogy, #1)

Uzun bir aradan sonra özüme dönüp, güzel bir tarihi romanla zamanımı taçlandırdım. Gerçekten özlemişim. Hele ki güzel bir kitapla devam edince tadından yenmedi Beyaz Dizi'lerden tanıdığım Maya Banks'ın kitabı çıkalı çok olmasına rağmen ancak sıra gelebildi. Bekletmesem çok iyi olacakmış ya neyse. Sahip olduğu büyük miras yüzünden erkeklerin hedefi haline gelen Mairin Stuart'ın kaldığı manastırdan kaçırılmasıyla başlayan kitap, Maririn'in Crispen'i kurtarması, Ewan ile evlenmesine ve daha sonrasına kadar gidiyor. Büyüsü kaçmasın diye konusuna fazla girmeyeceğim tabi ki. İlk 30 sayfada çeviri sıkıntılı olunca çok korkmuştum ama sonra bir düzeldi pir düzeldi. Bu kadar romandan sonra çok özgün bir konu bulmak zor, diğer kitaplara benzeyen noktalar illa ki oluyor. O yüzden artık anlatıma bakıyorum ve yazarın anlatımı çok güzeldi. Bazı klişe durumlara iyi kılıflar giydirmiş. Mesela erkeğin her zaman öperek susturma durumu vardır, buna "Beni susturmak için benim dudaklarımı mı kullandınız?" cümlesiyle farklı bir hava katmış bence. Benzerleri de vardı, yani bu açılardan sıyrıldı diyebilirim. Bir de sıkılacağımı düşündüğüm bir çok yerde iyi kurtarmış. Kendine çeken bir yanı vardı. Yer yer ufak, yer yer büyük olaylarla ekseninde tuttu. Ewan'ı da ayrı sevdim. Burnundan kıl aldırmayan, ukala erkekleri pek sevmem. Burada dozajındaydı ki uzun saçlı olmasını bile göz ardı edebildim. 3. kitabı çok merak ediyorum ama neredeyse 1 yıl olmasına rağmen 2. kitap gelmediğine göre daha çook merak edip beklerim :(

Baskı: Adı Aşktı (Throne Of Judar, #1) - İki Hafta

İkili kitapları tek tek kaydedersek daha iyi olur. Mann'i okudum beğendim. Seriye devam edeceğim ama Gates'i bir süre okumayı düşünmüyorum

Kadının İki Yüzü
8/1026.03.2013

Baskı: Kadının İki Yüzü

O kadar güzel bir hikaye ve sonu berbat şekilde kesilmiş. Ne olup bittiği bile anlaşılmıyor. Keşke aralardan kesselerdi de sonun tamamı yayınlansaydı. Olmayan İngilizcemle ben bile anladım yani! Özellikle sonunda; Carlie kalbimi kaybettim dediğinde Tyler'ın "Hayır, kaybetmedin. Bende ve onu geri vermiyorum" sözünü çıkartmalarına sinir oldum. Adamın en romantik anını baltalamışlar resmen :( Ve o arada söylenen bir sürü şey. Off sinirim bozuldu, çok güzeldi bu son yakışmadı :( Keşke İngilizcem olsaydı da orjinal okuyabilseydim :(

Baskı: Silüet (Nightshade, #1)

Sırf Ren ve Shay için bu puan, yoksa harcadığım vakte yazık :/

Baskı: Çavdar Tarlasında Çocuklar

Her kitap her yaşa hitap etmiyor sanırım. İlk yarısı fena değilse de wikipedia'da kitabı araştırıp bütün her şeyi tek sayfa da anlayınca okuma isteği kalmadı. Sadece onu okumak bile yetermiş. Açıkçası bana hiç bir şey katmadı. Büyük olay olacak bir kitap gibi de gelmedi.

Gölge
4/1019.03.2013

Baskı: Gölge

Baskı: Gece Yarısı Tuzağı (Gece Yarısı Nesli, #5)

Lara Adrian vampirleri sevmemi sağlayan ilk yazar. Vampileri pek de sevmediğim düşünülürse büyük başarı. Her kitabıyla -ki çok ağır çıksa da 5'e gelebildik- kendine hayran bırakan nadide biri. Bir kitabında da çıtayı düşürsün. Yok arkadaş hep mükemmel. Birliğin üyelerinden Nikolai'nin görevi Sergei Yakut'u bulmak ve onunla İlk Nesil vampirlere düzenlenen saldırılar hakkında konuşmak. Ne yazık ki ava giderken avlanan Niko, amacına ulaşsa da sonuçları onun için hiç iyi olmuyor. Cinayetle suçlanan Niko, işkenceye maruz kalıyor ve Renata tarafından kurtarılıyor. Tabi ki Renata aslında Niko'yu faka bastıran kişinin ta kendisi. Ne yalan söyleyeyim yetenekler arasında en beğendiklerimden biri Renata oldu. Bildiğiniz gibi Soy Eşlerinin kendilerine has yetenekleri var ve Renata'nın yeteneği de oldukça faydalı. Üstelik savaşçı kişiliğiyle de takdirimi topladı (: İşte Niko kurtarlıyor falan ama dert bununla biter mi? Küçük Mira'yı kurtarma ve Dragos'u ele geçirme derken macera ve aksiyon hiç hız kesmiyor. Bu arada Tegan'ın kitabından tanıdığımız Andreas Reichen'in başına da çok kötü şeyler geliyor. Ve bir sonraki kitabı merakla beklememe sebep oluyor :D Hele ki sonunda yakalanan İlk Nesil vampirin akıbetini okumak için sabırsızlanıyorum (: Hızını hiç kesmeyen, diğer kitaplarda pek dikkat çekmeyen Niko'yu bile devleştiren şahane bir kitap yazmakla birlikte devamını, özellikle Andreas'ın ve Mira'nın -ki ayrı kitaplar- hikayelerini merakla beklememi sağlayan yazarı kocaman bir alkış (: Yalnız rahatsız eden şey daha öncelerde Birlik olarak alıştığım savaşçıların isminin Düzen olarak lanse edilmesiydi. Sanırım daha önceki kitapları okumayan bir çevirmendi ve İngilizce'nin elastikiyetine kurban gittik :D Alıntı: "Sana söylemeye çalıştığım şu: Sana aşık oluyorum. Hem de sırılsıklam. Bunun olmasını beklemiyordum. Bunun olmasını istediğimi bile bilmiyordum ama Tanrım, Renata... Gözlerine her bakışımda, kalbim şu iki kelimeyle atıyor: Sonsuza Kadar."

ÖncekiSayfa 5 / 22Sonraki