Librarian
@Librarian

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Zar Adam
3/1008.10.2014

Baskı: Zar Adam

Okuyacağım kitaplar hakkında öncesinde iyi kötü bir araştırma yapmaya çalışırım. Hele ki satın alacaksam. Bu roman yoklukta Abdurrahman Çelebi şeklinde elime geçtiği için bir kaç okuyucu yorumuna göz atıp okumaya başladım. Yorumların büyük bir kısmında yarısına kadar katlanın sonra değecek dendiğinden sabırla katlandım. Ama ıı ıııh. Psikoloji sevdiğim bir alan olmasına, kendimi oldukça açık fikirli biri olarak tanımlamama ve tüm sabır katsayılarımı kullanmama rağmen Zar Adam'ın peşine takılamadım bir türlü. Ve ciddi anlamda sıkıldım. Felsefesini savunmak adına yaptığı tüm o şahane tahlillere rağmen zar adam mentalitesini sunma, test etme ve yaşama biçimi bana çok yanlış ve sıkıcı geldi. Kitabı yarım bırakmadıysam tek nedeni yarım kalan romanların bende karabasan etkisi yaratıyor olmasındandır.

Sonsuz Aşk
1/1028.08.2014

Baskı: Sonsuz Aşk

Yazarı bu an itibariyle resmi olarak üçkağıtçı ilan ediyor ve kendisini ağzıyla kuş tutsa bile okuma yaşamımdan tamamen çıkarıyorum.

Baskı: Grinin Elli Tonu (Fifty Shades, #1)

Gabriel serisi, Crossfire serisi ve Grinin elli tonu serisi...Bu üç grup bir şekilde birbirinden etkilenmiş yazarların eserleri. Üçünün de ortak yanı; psikopatlık derecesinde yaralı erkek kahramanların cinsel takıntılılıkla başladıkları ilişkilerinde aşka ve aşkın iyileştirici gücüyle normale dönüşlerinin hikayelerini anlatıyor olmaları. Grinin elli tonunun henüz diğer ciltlerine başlamadım ama birinci kitapta yazarın yazma stili, kurgulama yeteneği hakkında oldukça fikir sahibi oldum. Eleştiriler genelde zaten bu ilk ciltte geçen Christian'ın Anastasia'ya uyguladığı cinsel şiddete yönelikti. Dominantlık takıntılı Christian'ın geçmişte bu yönünü tatmin etmek adına kurduğu düzene dahil etmeye çalıştığı tecrübesiz ve aşık Anastasia'ya cinsel tutkunun dışında hissetmeye başladığı duygusal yakınlıkla baş etmeye çalışması ve doğal kabul ettiği yaralı kimliğinin bu süreçteki isyanı bence güzel kaleme alınmıştı. Anastasia'nın ağzından anlatılan hikayede Anastasia'nın Christian'a duyduğu aşk ile onun sapkın talepleri arasında sıkışmışlıkla yaşadığı ikilemler zorlama olmamıştı. Her ne kadar Crossfire serisindeki Gideon karakteri benim daha favorim olsa da oradaki Eva karakterinin ilişkiyi daha da dengesizleştirmeye yarayan hareketleri, okuduğum süre boyunca bana yazarın kitabı uzatmak adına zorlaması gibi gelip rahatsızlık vermişti.Her üç roman serisinde de çeşitli istismarlara uğrayarak büyümüş erkek karakterler içinde en istikrarlı bağlılık duygusu sergileyen karakter olduğu için Gideon hep 10 puan ön plana çıkmıştır benim için. Günümüzde erotik romantik romanlar olarak ayrı bir sınıfa giren bu seriler içinde grinin elli tonunun belki de ilklerden olması adına haksızlığa uğradığını düşünmeden edemedim. Yazarın kalemi oldukça başarılıydı ve kurgu içinde olaylar acaba nereye yön değiştirecek diye duyulan beklentiyi hep sıcak tutmayı başarmıştı. Cinsel içerikli bölümler adına bir günahkarlar serisini okumamış okurlar için buradaki hakimiyet üzerine kurulu fanteziler fazla kaçmış görünse de Christian karakterinin kişilik bozukluklarına neden olan geçmişde aldığı hasar göz önünde tutulursa sapkınlık konusunda sınırlarını yine de korumayı başarmış olduğunu düşünüyorum.

Baskı: Belalı Düğün (Beautiful, #2,5)

Şunu baştan açıkça belirtmekte fayda var. Yazar bu kitabı üçlemesi (Araf, Cennet, Cehennem) istediği başarıyı yakalayamayınca çıkarmış burası kesin. Ve yazılması gereken bir devam kitabı mıydı? Hayır çünkü burada anlatılan Vegas düğün süreci diğer iki bela serisinde anlatılmıştı. Amaa...Travis diyeceğim başka bir şey demeyeceğim. Okuduğum onca romantik roman içinde sayılı erkek kahraman favorilerimden birisi. Bu kitapta da düğün gerilimi ve Güvercin'e olan aşkı öylesine tatlı anlatılmış ki yine olsa yine alır yine okurum diyebilirim sadece.

Baskı: Karanlığın Elli Tonu (Fifty Shades, #2)

Biliyorum grinin elli tonunda yazdıklarıma benzeyecek ama bu seriye ve yazara nasıl bu denli haksızlık edildiğini bir türlü aklım almıyor. Evet seks diz boyu bunu zaten kitabın içeriğindeki uyarıdan da gayet iyi anlıyorsunuz. Ve zaten bu romanı okumaya niyet ediyorsanız bir "aşk ve gurur" okumayacağınızın bilincinde elinize alıyor olmanız lazım yoksa kusura bakmayın ama biraz saf olmanız gerekiyor ya da kör dalış yapıyor olmalısınız ve iyi bir okuyucu iseniz alacağınız bir roman için iyi kötü bir ön araştırma yapıyor olmanızı beklerim şahsen. Bir tutku bu denli iyi mi kaleme alınabilir. Kesinlikle bu tür romanların babası olarak niteliyorum bu seriyi. Üzerine ne romanlar yazıldı ve ben önce onları okudum - çok şükür - böylece nasıl kopyalar olduğunu gayet net bir şekilde anlayabilmiş oldum. Gerçek bir aşk romanı mı istiyorsunuz her şeyiyle bambaşka, erkek karakterinin karizması, gücü, sevgisi, inceliği, tutkusu ile gözünüzün önünden hiç gitmeyeceği, kadın karakterinin naifliği, gücü, sevgisine sahip çıkışı ile sizi sarıp sarmalayacağı. Bu seriyi okuyun lütfen.Ve bunu yapacaksanız birkaç olumsuz yorumun etkisini aklınızdan silin ve kendi değerlendirme pencerelerinizi açık tutarak bu romanları elinize alın. eğer bundaki cinsel öğeler yanlış geliyorsa hala zirveden inmemiş olan günahkarlar turnede serisini elinize alın da sapıklık-sapkınlık ne demekmiş bir mukayese edin. Bu serinin tek suçu bu tarz romanlarda başı çekmiş ve ülkemizde bu tarz romanlara pirim verilmeye başlanmadığı dönemde çıkmış olması.

Baskı: Araf (Providence Üçlemesi, #1)

Hüsran hüsran hüsran...Nasıl yaparsın böyle bir şeyi Mcguire.Ben ki talı ve ayaklı belanın hastasıydım. Dumur oldum. Sen demi bindin "doğaüstü kahraman romanı yazarsam on ikiden vururum" atına?Neyse neyse isyanımı ve yıkımımı içime atıp serinin ilk romanına bir değineyim en iyisi:( Kızımız Nina normal bir insan çocuğu (en azından şimdilik) ama bir de Jared'ımız varki melez! Yani yarı melek. Bir de Nina'ya doğduğu gün koruyucu atanmış. Üstelik de ona onun haberi olmadan yıllardır deli divane aşık. Ba ba ba. Ninamızın babası vefat eder ve bizimkiler karşılaşır. Ve başlar sana her çeşit meleğin ve meleklerin kötü olanlarının kullandığı kötü adamların karıştığı bir savaş. Mcguire ne yapmış biliyor musunuz? Azıcık Alacakaranlık serisinden alalım azıcık da Fısıltı serisinden katalım...Hımm bunun biraz da tatlı-ayaklı belası eksik azıcık da ondan ekleyelim. Hah tamam Providence serisi hazııırrr herkes sofraya. Nasıl heyecanla romanı elime aldığımı tahmin edemezsiniz. Ama ne yazık ki karakterleri çok zorlamış. Aşklarını tutkuya döndürmek için kendisini perişan etmiş.Bence seriye başlamayın. Ama illaki diyorsanız da ne diyim kendiniz bilirsiniz.

Anlaşma
6/1020.05.2014

Baskı: Anlaşma

Tekrar ediyorum F.M.Arsal'ın artık yepyeni ufuklara yelken açması gerekiyor.Kalemini gerçekten çok seviyorum ama takıntılarından arınmış bir yenilenme ile kurgu maharetini yepyeni romanlara taşımış olarak görmeyi çok istiyorum kendisini.Çıkış noktalarını her daim çok tatlı yakaladıktan sonra ardı sıra neredeyse ezberlediğimiz bir tekrarla ilişkilerin akışına artık bir dur demesi gerekiyor.Merve ve Yavuz'un aşk hikayesi de öyleydi işte.Tasvirler harika, muhteşem bir karşılaşma tarzı ama...Tüm F.M.Arsal kızlarında olduğu gibi istemem ama - cı bir çıtır kızımız, oğlumuz da bana aşk uğramaz - cı olgun zengin erkeğimiz. Fonda her daim olduğu gibi yerli pop çalarken çaylarda hep tek şeker... Asude gibi bambaşka bir ülkede bambaşka bir yüzyılda ve yabancı karakterlerden oluşan bir roman bile yazabilir hatta.Böylece kalıplarından kurtulup kaleminin güzelliğiyle bizi bambaşka boyutlara taşıyabilir. Ben niye hala F.M.Arsal okuyorum? İşte o boyuta beni alıp götürecek romanını o seferinde bulurum diye:)

Baskı: Ateşli Kalp - (Bloodlines, #4)

Adrian ve Sydney arasındaki ilişkinin oluşmasını o kadar bekledikten sonra biraz hüsrana uğradım açıkçası. Evet delicesine bir aşktan sıkça bahsediliyordu. Bu aşk pek çok açıdan yasak bir aşk üstelik. Ama bir Rose ile Dimitri aşkındaki tutkuyu bulamadım işte. Spoiler vermek istemesem de bu cilt beni Lux serisine (4.cilt köken'e) götürdü. Mead'in akıcı bir dili var ve serilerin tüm kitaplarında bundan taviz vermedi. Bu ciltte de aynı yazım tadı devam ediyor. Ama işte ne yazık ki serilerin kötü kaderi bu: cilt sayısını arttırmak adına uzat. Bu nedenle kalan iki cilt tamamlanıp ülkemizde yayınlanana değin bundan sonra çıkacak cildi okumama kararı almış bulunmaktayım. Belki bundan sonraki cilt de yayınlanmış olsaydı ateşli kalp daha bir keyifli olabilirdi. okumayı planlayanlara tek tavsiyem bu yönde olabilir ancak.

Baskı: Cehennem (Robert Langdon, #4)

Bazı okuduğum romanlar ben de oldukça derin etkiler bıraktığında onlara yorum yazma konusunda sıkıntıya düşüyorum.Kısa zaman içinde okuduğum ve bu şekilde etkilendiğim birkaç romandan birisi de cehennem oldu.Dan Brown'un hemen hemen bütün romanlarını okudum.Kalemine ve kurgu zekasına hep hayranlık duydum.Ama son demlerde Hristiyanlık propagandasını abartmasından dolayı biraz uzak durmaya çalışıyordum.Bu nedenle cehennem'i almış olmama rağmen okumamak için direnmiştim.Okuduktan sonra ise kendime çok kızdım. Çünkü Brown bu kez kendini aşmış.Araştırma ekibini de kendisi ile birlikte tebrik etmekten kendimi alamadım.O denli sanat tarihi ve beraberinde terminoloji yüklü bir roman olmasına rağmen hiçbir anında bunalmadan okudum. Dante'ye Gabriel serisi ile duymaya başladığım merak ve ilgi tavan yaptı. Boticelli'nin eserlerine daha bir alıcı gözüyle bakar oldum. İstanbul'daki baş yapıtları karış karış gezmiş olmama rağmen kendimi bir Türk olarak eksik hissettim. Bendeki bu etkileri yaratmanın dışında matruşka vari bir iç içe geçmişlikle sarılmış kurgunun son buluşunda yaşadığım duygu ise beni yorum yapmaktan alıkoyan yandı. Hiçbir zaman komplo teorileri üreten ya da bu yöndeki konuşmalara itibar eden birisi olmamışımdır. Ama bence bu kitabın içeriği bir kurgu değil!!! Okuyun, sonundaki olaylara bir göz atın ve sonra şöyle sadece yakın çevrenizi bir düşünün. Burada spoiler vermek istememe rağmen yine de düşüncemi belirtmeden geçemeyeceğim. Sizce de neredeyse tarihi belirli bir dönemden itibaren toplumumuzda sebepsiz yere bu sıkıntıyı yaşayan insanlar çoğalmadı mı?? Ve hepsi de genç sağlıklı insanlar???Düşünün lütfen.

Baskı: Şeytanı Uyandırma (Dave Gurney, #3)

Tasvirler konusunda oldukça zengin romanlar yazan Verdon'ın bu romanında yine emekli emniyet mensubumuz Gurney iş başındaydı. Hasbelkader kendisini içinde bulduğu on yıl önce işlenmiş cinayetler zincirinin çözümsüz kalmışlığı, kendi ruhunda yaşadığı çalkantının çözümüne bir vesile oluşturur.bir önceki romanını okuyanlar bilir; olayların sonunda Gurney ölümün oldukça kıyısından dönmüştür. iyileşme süreci fizyolojik açıdan olduğundan çok ruhsal anlamda güç olmuştur.isteksizce içine çekildiği olaylar Gurney'i Gurney yapan algılama ve çözümleme yeteneğini yeniden ortaya koymasını gerektirir. önceki romanı olan "gözlerini sımsıkı kapat" bir polisiye romanda isteyebileceğiniz pek çok unsuru yakalayabileceğiniz bir romandı bence. heyecan, muamma, failin psikopatlık düzeyi...vs.Bu romanda pek çok anda "hadi ama gör artık şu ayrıntıyı" dediğim anlar yaşadım.ilk anda tanımlanan kişiliklerden huylandığım kişinin katil olma ihtimalini göz ardı etmek için bayağı bir uğraşmam gerekti. Hele son kısmında yok artık bu kadar da abartılı olamaz dedirtti. Bu roman bence yazarın emeklilik buhranı yaşadığı bir evreye denk gelmiş. Romanın geneline hakim olan hava Gurney'in hayatını, ilişkilerini, kendisinin duruşunu sorgulaması şeklindeydi.Edebi anlamda bence çok keyifliydi.Özellikle gurney'in eşiyle ilişkisini ve eşinin kişiliğini irdelediği anlar beni çok etkiledi.ama tabi ki bu romanı elime alma nedenim şöyle çatır çatır bir polisiye roman okumaktı.bu beklentimin kısmen hüsranla sonlandığını belirtmek isterim.

Halüsinasyon
6/1013.04.2014

Baskı: Halüsinasyon

Çok daha iyi bir roman olabilirdi dediklerimden biriydi.Yazar, karşımıza çeşitli vesilelerle çıkmış Amerikan mevzularını derleyerek bir polisiye roman yazmış.Gizli mekanlarda denemeler yapan Amerikan hükümeti-CIA ortaklığı, insanlar üzerinde korkunç yan etkilere neden olan psikolojik tedavi amaçlı ilaçlar, FBI ve onun binbir çeşit ruhsal karmaşa içindeki ajanları ve bir seri katil...Bilmem sizlere de tanıdık geldi mi?Her zaman yorumlarıma yazarım romanlarda detayları severim. Ama bu detaylar tekerrüre dönüşüyorsa o zaman afakan basar. Bu romanda notumu kırmama neden olan unsurlardan birisi buydu.Aslında oldukça fazla sayıda karakterin yer aldığı, işin boyutunun nereden nereye uzandığını anlamanıza engel olan bir kurgunun üzerine inşa edilen bir romandı. romanlarda bir de geriye dönüşleri çok severim ve bu roman o anlamda ziyadesi ile zengindi. Ama...Yazar, romanını eserin adına bağlayabilmek adına sonu bir galeyanla yazmışlık hissi yarattı en başta.Her anında bir halüsinasyon anı bekliyorsunuz haliyle çünkü olaylara neden olan unsurlardan birisi ciddi yan etkilerinin geç idrak edildiği piyasada peynir ekmek gibi giden ilaçlar. Ve roman ilerlerken geriye dönüşlerle verilen gizli bir proje. sonda yazılanlar çok daha vurucu bir etkiyle verilebilecekken bir keşmekeş ortamı ile bağlanıp insana "nasıl yani?" dedirterek bitiverdi.kendimi kitabı baştan itibaren boşuna okumuş gibi hissettim birdenbire.Kahramana üzülemedim bile.Ama bence üzülebilmeli onun hisleriyle birlikte yıkılmalıydım.Neyse...yine de acil durumda bir polisiye roman ihtiyacı hasıl olursa okuyun derim.

Vahşi Adalet
8/1003.04.2014

Baskı: Vahşi Adalet

Tek bir tanımla film gibi bir romandı.Daha iyi kurguları daha iyi anlatımlar içinde okumuştum ama neden bilmem bu kitabın akışından kendimi alamadım.Cerrahlar, avukatlar, emniyet mensupları ve mafya dörtgeni içinde insafsızca işkence görerek katledilen suçsuz insanlar.Acaba katil bütün işaretlerin gösterdiği uyuşturucu bağımlısı, şiddete meyilli cerrah mı???Yoksa...

Pabucumun Ajanı -1
7/1002.04.2014

Baskı: Pabucumun Ajanı -1

Her şeyden önce Asude'nin tarihi aşk romanı türünden (hele ki bambaşka bir yüzyılda ve bambaşka bir ülkede yaşanmış yabancı karakterlerin baş rolde olduğu tarihi aşk romanı) günümüzde geçen bir aşk romanına böylesi başarılı bir transferinden dolayı mutlaka okunmalı diyorum.Onun ötesinde her ne kadar kitabın akışı içinde zaman zaman kendimi "yalnız gözlerin için" ve "crossfire serisi" okuyormuşluk hissi yaşamış olsam da çok başarılı bir kurguydu.Bir baltaya sap olamamış Deniz kızımızla Gideon tarzı bir erkek olan Tuna oğlumuzun oldukça hararetli geçen aşk hikayesini okuyacaksınız. Hikaye deli dolu Deniz'in aksiyonları ve değişken ruh hali yüzünden sık sık kahkaha atmanıza neden olacak bölümlerle dolu. Ve bu da romanı daha da keyifli hale getiren en büyük etmen bence. Amaa ne yazık ki hikayeyi bu kitapta bitiremeyeceksiniz. Puanımı düşüren en büyük etmen de zaten bu. Asude romanı ikinci bir kitaba da taşıma ihtiyacı hissetmiş ki bence bir ciltte ziyadesi ile bitebilecek bir kapsamdaydı. Bu seri işleri bu denli okuyucunun ömrünü yemişken hele ki bir de serilerin büyük bir kısmı için yurt dışından transfer/ çeviri/ yayın bekleyiş karabasanı yaşanırken Asude yaptığın iş mi şimdi??Altı üstü konunun derlenip toplanması için iki tane ucu açık mevzu kalmıştı ortalıkta. Onu da rahatça bu cilde alabilirdin.Ne diyelim artık pabucumun ajanı-2'yi paşa paşa bekleyeceğiz.

Zor Kadın
7/1031.03.2014

Baskı: Zor Kadın

F.M.Arsal'ı henüz kitapları yayınlanmadan önce duymuş ama ilk kez "Yalnız Gözlerin İçin" le tanımıştım. Bu romanını ciddi anlamda çok beğenmiştim. Çünkü her daim beni şaşırtacak olan erkek yazar-aşk romanı ikilisi olarak beni hayrete düşüren nadir yazarlardan birisi şeklinde karşıma çıkmıştı öncelikle. İkinci olarak tam benim sevdiğim tarzda ayrıntıcı bir yazardı.Üçüncüsü ise kahraman tasvirleri muhteşem ötesi olmasına rağmen gerçekliğe de oldukça yakındı. Ama bu kitabının ardından yayınlanan diğer eserlerinde aynı tadı bulamadığım gibi bazı takıntıları beni bunaltmıştı. Zor kadını da farkında bile olmadan F.M.Arsal fanatiği olmamdan dolayı aldım sanırım.Ve bu sefer değdi.Kurguyu aynı yalnız gözlerin için de olduğu gibi işlemişti. Sürpriz gelişmelerle romanın akışını monoton ve F.M.Arsal rutininden kurtarmıştı. Ama itiraf etmem gereken en önemli beğeni nedenim ise üç favori erkek kahramanımdan birisi olan Tahir'i canlı kanlı bir şekilde bu romanda karşımda bulmamdı:)

Baskı: Tutkulu Notalar (Sinners on Tour #1)

Bu kitabı Vikitap okurlarının yorumlarını baz alarak satın aldım.Yorumların büyük bir kısmında okurlar ayılıp bayılmışlardı. Sadece bir iki okur oldukça düşük puan verip çok kısa olmak üzere de olumsuz yönde yorumda bulunmuşlardı. İşte o bir iki okura sesleniyorum: SİZİN TAHLİLLERİNİZİ DİKKATE ALMADIĞIM İÇİN ÇOK ÜZGÜNÜM! Bu seriyi harika bir aşk romanı olarak değerlendirip deli gibi puan verenler: EL İNSAF YAHU. Bu romanın neresinde aşk var. Alenen porno romanıydı. Hem de öyle böyle değil. Lütfen ebeveynler çocuklarınız hasbelkader bu romanı okumaya kalkarsa müsaade etmeyin. İki puan niye verdin diyeceksiniz..Çeviri ve transfer sürecinde emek verenlerin hatırına. Romanın içeriğine değinmek bile istemiyorum. Evet bir kadın var. ama sadece bir erkek olmadığını söylesem bilmem yukarıda anlatmak istediğime biraz ışık tutabilir mi?

Şey
2/1030.03.2014

Baskı: Şey

Ciddi anlamda vasat bir romandı. Tipik bir ne olduğu tanımlanamayan canlının bulunmasının ardından yaşanan olayların, yazarın roman sonundaki öz eleştirisinde bile belirttiği gibi, jurassic park + alien kırması bir kopya konunun kötü işlenişiydi. Giriş bölümünde o kadar çok aksiyon ve gerilim materyali girdisi olmasına rağmen ardı ne yazık ki kof bir şekilde geldi.Yazım hataları ekstra can sıkıntısı yarattı.Kesinlikle okumanıza, zaman ayırmanıza değmeyeceğini düşündüğüm bir roman olarak tanımlıyorum.

Baskı: En Karanlık Gece (Karanlığın Efendileri Serisi, #1)

Harkulade bir kapak değil mi?Ben de kargoyu bedavaya getirmek için ne alsam derken kapağına aldananlardanım. A bir de kahramanın isminin Maddox olmasına: Anlaşılmadı ise Travis Maddox desem... Ya da en iyisi şöyle söyleyeyim: Talı/Ayaklı bela! Sanırım şimdi anlaşılmıştır:) Neyse konumuza dönelim. Evet yazar fantastik bir roman için muhteşem bir zemin yakalamış: Percy Jackson'ın dünyasını aşk, heyecan, macera romanına taşıyıvermek gibi. Neredeyse kahramanlarımız da Percy ve arkadaşlarının bir değişik türevi gibi ama daha büyümüş ve gelişmiş halleriyle:) Ama ne yazık ki biraz aceleci davranarak muhteşem bir kurguyu hevesiniz kursağınızda kalıverecek şekilde heba etmiş. En azından benim adıma durum böyleydi. Seri olmasa bu apar topar durumunu belkii bir şekilde kabullenebilir ve değerlendirmemi ona göre yapabilirdim ama yazarın istediği her şeyi anlatabilmesi adına önünde dünya kadar kitap şansı varken serinin ilk kitabında kim kimdir kim kime neden pat diye aşık oluvermiştir neyin mücadelesi neden verilecektir gibi çok önemli mevzuları aceleye getirmesine açıkçası hiç anlam veremedim. Serinin ilk kitabındaki kahramanımız arkadaşlarıyla beraber antik tanrılara hizmet ederken tanrıların bir hareketine kızarak tepki verirler ve ceza olarak hepsinin içine ruhlarını da etkileyen birer ifrit hapsedilir. Olayın kısaca özü bir yandan ifrtileri ile cebelleşen ölümsüz ilahlarımızın karşılarına ansızın çıkıveren ölümlü kadınlarla yaşadıkları.Muhteşem bir konu di mi? Bu nasıl da anlatılır şimdi şöyle ince ince. Ama yok yazarımızın acelesi varmış. Alın size en afillisinden erkek kahraman ayılın bayılın. Alın size bir de sümsük kadın kahraman. Bir gecede de birbirlerine aşık oluversinler. Kötü adamları da pat diye öldürelim.Tamam bitti. Eğer çok canınız sıkıldı ise canınız aşk romanı okumak istiyorsa (erotik olması da tercih ediliyorsa üstelik) ve elinizde hiç başka bir alternatifiniz yoksa alın ve okuyun.

Düşes
3/1006.02.2014

Baskı: Düşes

Kesinlikle puanlarını hak eden bir roman değildi. Sürekli bir şeylerin bekleyişi ile okudum romanı ve her bir bölüm bittiğinde de hüsranla doldum. Evet 1890'ların İnglitere ve Amerikasından alınan kesit oldukça detayıyla ele alınmıştı. Yaşam tarzı, ilişkilerin işleyişi, sosyal ve ekonomik yapı. Özellikle konut dekorasyonu ve moda konusunda detaylar zirvedeydi. Ama karakterler bazında ben derin bir boşluk hissettim. Kim kimi ne boyutta seviyor, kim aslında ne denli güçlü ya da ne denli yıkılmış ya da ne denli bayağı hep biraz daha davranışsal, sözel tasvirlerle pekiştirilmesine ihtiyaç duydum.Karakterleri gözümün önünde canlandırma konusunda da verilen doneler yetersizdi. Bir bakıyorsunuz kızın saçları şöyle muhteşem endamı böyle muhteşem bir bakıyorsunuz kız güneş nedeni ile yüzünü buruşturduğunda korkunç bir görünüme bürünüyor! Olayın özünde tabi ki Amerikalı bir genç kızın İngiltere'de düşes olma yolculuğu vardı ama bu süreci gerçek kılan ise kızın aşkıydı. Ne yazık ki büyük mücadelelerle ilerleyen bu aşk hikayesi de okuyucuyu doyurucu değildi.Dediğim gibi düşes romanı benim için hüsranla dolu bir romandı.

Baskı: Beyoğlu'nun En Güzel Abisi

İstanbul hatırası'nın hatırasına ihanet etmeyen bir Ahmet Ümit romanıydı. Benim adıma Sultanı öldürmek'i unutturan bir akıcılıktaydı. Yine başrollerde başkomiser Nevzat ve komiser Ali'miz vardı haliyle.Yakın tarihimizdeki bence utanç vesilesi olan iki olayı (azınlıklara yapılan saldırılar ve Gezi park olayları) cesurca kınayışından, bu süreçte etkinlik unsuru oluşturan makamlara yönelik dobra eleştirilerinden çok etkilendim. Türkiye mozaiğini hayalci olmayan bir üslupla ele alışına bayıldım. Tüm bunların ardında yaşanan cinayet/lerin ele alınışı, romanın kahramanımızın ağzından dile getirilmesinden dolayı tüm detayları bilmemize rağmen son dakikaya kadar şüphelinin tespit edilemeyişi beğenimi katlayan diğer unsurdu. Tabi tüm bunların ötesinde gitseniz de gitmeseniz de bilseniz de bilmeseniz de İstanbul'un bir yakasının bu denli ustaca tasvir edilişi, turistik bir rehber vari kıyısının köşesinin edebi bir dille ele alınışı Ahmet Ümit'in tüm romanlarında illa ki beklediğiniz bir haz kısmını oluşturuyordu.Bu romanı okuyan bir tanıdık romanın ve Ahmet Ümit'in bu yönünü şöyle dile getirmişti: "Doğma büyüme İstanbul'luyum. Hava atıyorum sanılmasın kıyısını köşesini avucumun içi gibi bilirim. Daha doğrusu bildiğimi sanırdım. Ben bunca yıllık İstanbulluluğumla övünürüken sen kalk taa Gaziantep'ten çıkıp gel ve benim İstanbul'umu hiç bilmediğim yönleriyle ve benim asla tasvir edemeyeceğim şekilde bana anlat. Olacak iş mi? Olmuş işte. Ahmet Ümit yapmış." Özellikle İstanbulluyum diye geçinenler iyi okumalar:)

Baskı: Son 10 Saniye (Tina Boyd, #5)

İngiliz/İsveç yazarların kendi ülkelerinde geçen olayları konu alan eserlerini genelde sevmem. Diyeceksiniz niye? Alışmışız bir kere Amerikan dizilerindeki o iletişim temellerinin bizdeki benzerliğine, bunu bu türlerde yakalamam zor olduğundan sevmemem.Ama Ejderha dövmeli kız ve Son 10 saniye adlı kitap bu düşüncemi sarsan yazar/eserlerden oldu. Olayların kurgusunu ve işlenişini oldukça beğendim. Cinayetlerdeki vahşet, bunun ardındaki komplolar, iki apayrı kanattan olayların akarak bir noktada kesişmesi iyi kaleme alınmıştı. Kahramanın kadın dedektif/polis olduğu romanlarda bu tiplemenin biraz asi, azıcık yaralı, bolca öfkeli ve mümkünse diplerde yüzüp çaktırmayan olanını severim.Buradada kadın kahramanımız böyle bir tiplemeydi işte. Adı gibi son on saniyeye kadar " hah işte herşey boşa gitti gördün mü" diye söylenip durduran bir heyecan vardı. Yazarın başka eserini okumamış olmama ve bunu da sadece Oku Oku'da kargoyu bedavaya getirmek için almama rağmen yılbaşı süprizi gibi bir kitap oldu benim için.

Şahane Gelin
5/1003.01.2014

Baskı: Şahane Gelin

Biliyorum FM Arsal fanları beni çiğ çiğ yiyecek ama üzgünüm.Beş.Neden mi? Evet FM Arsal'ın yeni yazdığı romanları değil yayınlananlar.Önceleri var ve yayın sürecinde okur eleştirileri ve editör yönlendirmeleri ile elden geçtiler. Ama Aynı yayınevinden çıkan bir yazarın peş peşe yayınlanan eserlerinde bu denli kopya akışlar görmek yazarın tarzını ne denli beğenirsem beğeneyim beni kahrediyor. Aslında kendimle çok mücadele ederek aldığım bir romandı şahane gelin.Yazarın eskileri tazeleme süreci sona erdikten ve yeni bir yayınla karşımıza çıktıktan sonra eserlerini almaya karar vermiştim ama e kitaplarını da okumadığım için belki bu sefer aynı düğümlerle/çözümlerle/takıntılarla dolu olmayan kitabıdır demekten kendimi alamadım işte. Ben detaycı bir insanım.Sırf bu detaycılığım yüzünden kurgularının başarısına rağmen Anti-Canan Tan'cıyımdır. O muhteşem karakterler, harika kurgular özet geçer-yazarcılığıyla mahvolduğu için Canan Tan okumam.FM Arsal'a bağım da tam bunun tersi durumdan kaynaklıdır. ayrıntıcıdır. İki ayı size neredeyse iki ciltte anlatabilir."Yalnızca gözlerin için" de her şey mükemmeldi. Neden diyeceksiniz;detaycılığı tekerrürden ibaret değildi. Takıntılar bu denli bariz değildi (Türkçe müzik, modern bağlanmış başörtüsü, demli çay, bekaret, 30'un üzerinde erkek kahraman 18'in altında kadın kahraman) Kurgu akıcı, mantıklı kendini yalanlamayan bir akışa sahipti. Şablonlardan hareket ediliyor hissini yaşamıyordunuz. Ama peşi sıra gelen diğer romanlar her seferinde beni dumura uğrattı. Şahane gelin çok başarılı bir başlangıç yapmıştı aslında. İyi bir çıkış noktasıydı Osman'ın durumu. Ama ne olduysa Ankara'ya gelişin ardından oldu her şey. Osman ve Gülay'ın kişisel çatışmaları ve içsel devinimlerini birbirlerine yansıtmaları o denli zorlama oldu ki gerçekten romanı ancak bir bebek kurtarabilirdi. Nitekim de öyle oldu. Siz bilirsiniz diyorum. Hala sonraki romandan ümidimi kaybetmedim. Ama bence FM Arsal'ın her şeyiyle sıfırdan yeni bir roman yazması gerekiyor.Birikim, kalem, karakter yaratma yeteneği muhteşem.Sadece göz bebeği romanlarına ilişkin objektifliğini kaybettiğini düşünüyorum.Yoksa eminim ki kendisi de bu söylediklerimi muhakkak yakalardı.

Beklediğim Sendin
8/1003.01.2014

Baskı: Beklediğim Sendin

Hangi üyenin yorumuydu şimdi hatırlamıyorum demişti ki "bu bir aşk romanı değil".Kesinlikle katılıyorum. Ephesus yayınlarını toplama saplantım neticesiyle aldığım pek bir fikrimin olmadığı bir romandı.Okumaya başladığım süreçte zamansal sıkıntılarım yüzünden normal okuma performansımı sergileyemediğim bir romandı. Başlarda bu duruma üzülürken romanın sayfaları ilerledikçe ilk kez bu denli uzun sürece yayılmış bir okuma durumundan müthiş keyif aldım. Kitaplarıma asla kıyamamama yönümle savaş verip pek çok cümlenin altını çizmemek için kendimle cebelleştim. Çok felsefik bir kitap olmasından mı diyeceksiniz;hayır. Belki de romandan biraz bahsetmek lazım. 1830'lu yıllar New York'unda işçi sınıfından gelen Rus göçmeni bir genç kızın (Kate) yaşamın akışında kendini ve yerini bulma sürecinde yaşadığı duygusal bir ilişki işleniyor.Hani aşk romanı değildi diyeceksiniz. Değil zaten.Duygusal ilişki kısmının işlenme nedeni aslında başkahraman olan erkeğin (Tinker) genç kızın gözünden anlatılabilmesi adına işlenmiş. Roman bana çok fazla duyguyu yaşattı. Öncelikle entellektüellik düzeyini yüksek buldum. Manhattan, New York'a dair o dönemi kapsayan her konuda betimleme ile doluydu. Kate'in bir kitap kurdu olması ve bir şekilde dahil olduğu çevrelerin de bu yönde zenginlikle bezenmiş karakterlerle çevrili olması mütemadiyen çeşitli romanlara ve yazarlara göndermeler içeriyordu. Okuma şevki adına korkunç teşvik ediciydi en başta. Kate'in yaşama dahil oluş şekli, en yıkım anlarında dahi başı dik kalabilirliği, okuduklarını ruhuyla damıtabilme becerisi çok etkileyiciydi. Her zaman baş karakterin kadın olduğu başarılı romanların yazarlarının erkek oluşu beni romana daha farklı yaklaştırmıştır. Duygusal anlamda farklılığımızı baştan kabullendiğimiz bir cinsin başarılı bir hemcins karakteri yaratabilme becerisine hep hayran kalmışımdır. Bu roman da böyle bir şeydi.Ve romanın sonu. Belli bir noktadan sonra aşk romanı okumadığımı ziyadesiyle kabullenmişliğime rağmen son sayfalarda yüreğime bir "kürk mantolu madonna" acısı çöreklenip kaldı ne yazık ki. Kızımızın bütün sindirmişliğine, dinginliğine ve pişmanlıksızlığına rağmen ben yine de arka kapağı boğazımda bu yumru ile kapatmadan edemedim. Bilmiyorum. İçimde hala zaman duvarlarını yıktığım ilk anda bu romanı tekrar elime alıp doya doya satırların altını çizerek okuma isteği capcanlı durduğuna göre okuyun demekten başka diyebileceğim başka bir şey yok.

ÖncekiSayfa 2 / 5Sonraki