
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Parla
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/08/parla-tunc-ilkman-kitap-yorumu.html Parla ile Tunç İlkman'ın kalemiyle tanışma şansı buldum. Beni bilirsiniz yorumlarımda neredeyse her zaman konu hakkında kendimce birkaç şey yazarım ama bu kitapta bunu yapamıyorum. Çünkü kitapta hiçbir şey göründüğü gibi değil, en ufak bir söz bile sürprizi kaçırabilir. Ne olacak diye beklediğim sahneler birden bire tersine dönerek bambaşka bir dünyanın kapılarını araladılar çünkü. Güney, Parla, Sümer ve Luna. Her biri kusursuz olmayan, hatalar yapan, bazen de onlara çok kızabileceğiniz karakterler. Bencillikleri, yalanları, takıntıları ve en önemlisi sevgi olduklarını düşündükleri şey için ne yaptıklarını okuyoruz. Kitap öyle bir yerde başlayıp öyle bir yerde son buldu ki bittiği zaman etkisinden birkaç saniye çıkamadım. Başlarda Güney öyle bir karakterdi ki, bu adam suçlandığı şeyi nasıl yaptı neden yaptı diye düşündü durdum. Sonra olay çok başka yerlere gitti. Yazarın kalemini oldukça beğendim başlarda hafif bir ısınamamıştım ama kitabı okudukça o his kayboldu. Yorumlarda verilen alıntılardan dolayı bende birkaç kişi gibi klişe bir konu bekliyordum biraz da ama sizi temin edebilirim öyle olmadığına. Kısa bir kitap olmasına rağmen içinde dünyaları barındırıyor diyebilirim. O sonu için bile alıp okuyabilir ve benim gibi kitabın bittiğinin farkına bile varamayabilirsiniz. | "Birini arzulamak kötü mü sence?" Diye ısrar ettim. "Hayır, neden öyle olsun ki..." "Her halükarda mı?" "Her halükarda." "Arzuladığım bana ait olmadığında bile mi?" Dedim, kalbimi güçlükle sakinleştirerek. "İnsan," dedi, "kendine ait olanı neden arzulasın ki?" Ve bu sohbeti yaptığı kişi kitapta en nefret ettiğim karakter oldu. Evet kitapta kimse masum değil, ama bu kişiye diyecek söz bulamıyorum.
Baskı: Kimliksiz - (Kayıp Şehir, #1)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/08/kimliksiz-kayp-sehir-1-selvi-atc-kitap.html Kayıp Şehir Serisi'nin ilk kitabı Kimliksiz ile Selvi Atıcı'nın kalemiyle tanışabildim nihayet. Uzun zamandır merak ettiğim bir yazardı, en keyif veren şey ise beklentimi karşılamış olması oldu. İstanbul'da bilinen lakabıyla Kimliksiz, yani Deryal oldukça ünlü bir gece kulübünün sahibi ve yer altı ağında adı geçen biridir. Kulübünde tacizden kurtardığı bir kadını ise unutamaz, hayatından çıkaramaz ve en sonunda onu yaşamına dahil eder büyük bir zevk ile. Kadın karakterimiz Burcu ise başlarda ki bölümleri Deryal'in gözünden okuduğumuz için bana bir hayli gizemli gelmişti. Yazarın ipuçları sayesinde görününden çok daha fazlası olduğunu tahmin edebiliyorsunuz. Bu daha fazla olan şeyin düğümleri ise kitabı okurken teker teker çözülüyor. Deryal karakterini kitabı okurken çok sevmiştim, aşırılıkları olsa da kendini affettirmeyi başarabilen bir karakterdi ama son yaptığı hatası ile gözümden düştü bir daha da yükselemedi. Burcu karakteri ise başlarda bir yan karakter şeklindeydi, dinamiği bana biraz düşük gelmişti aslında Deryal'in hayatında da öyleydi fakat uzun bir süre geçmeden onu hem kitapta, hemde Deryal'in yaşantısında ana kadın karakter olarak buldum. Başlarda ısınamasam da sonralardan merak ettiğim, sevdiğim ve üzüldüğüm bir karakter oldu. Ayrıca kitapta Deryal'in yakın arkadaşları diyebileceğimiz aynı zamanda çalışanları olan Adem ve Şirin karakterleri de hoş bir ayrıntı olmuş. Özellikle onları daha fazla okumak isterdim. Şirin karakterini ben bayağı sevdim aslında Adem'i de ama şu başlarda sanki ilkokuldaymış gibi hoşlandığı kızın saçını ilgisini çekmek için yolma tavırlarından bir uzak dursaymış. Yazarın kalemi ise yormayan cinsten, oldukça akıcı. Hem güldüğüm hem üzüldüğüm birçok sahne yer alıyor. Yazımını karakterlerin o an, özellikle duygusal birkaç sahnede sanki yanıbaşınızdaymış gibi bir his olmasına sebep olabilecek kadar içten buldum. Ayrıca Türk ya da yabancı yazarlar fark etmez ben epilog bölümlerinin genelde kısa olmasından yakınırım ama burada ki epilog bölümü oldukça tatmin ediciydi. Türü sevenlere tavsiye ederim.
Baskı: Başmeleğin Kılıcı (Lonca Avcısı #4)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/08/basmelegin-klc-lonca-avcs-4-nalini.html Serinin diğer üç kitaplarında bir elin parmağını geçmeyecek kadar fikir sahibi olduğum ama tabi ki de kitapta karşıma çıktığı ilk andan itibaren hevesle beklediğim, nihayet de okuyabildiğim canım Dmitri'nin kitap yorumu ile geldim. Öncelikle beklediğime değmiş. Kitabın geçtiği dünya kesinlikle bizim dünyamızdan çok daha farklı. İlk olarak dünyayı yönetenler bildiğimiz baş melekler tabi Gabriel, Michael'dan ziyade bu seride Raphael, Neha, Michaela tarzı kurgusal baş melekler var. Serinin önceki kitaplarında Lonca Avcısı Elena ve Raphael'e yer veriliyordu. Bu kitapta ise Raphael'i hayatları pahasına koruyan yedilinin lideri Dmitri ana karakter. Ve Dmitri bir vampir. Yaratılmış en eskilerden biri olarak bir gün işlenmiş gizemli bir cinayeti çözmek için Lonca Avcıları, yani itaatsizlik eden vampirleri avlamakla görevli bir teşkilat ile iş birliği yapmak zorunda kalıyor. Çalışacağı Lonca Avcısı Honor ise yaşadığı işkence dolu iki ay sonrası hala tam olarak düzelememiş biri. Bu ikili hem gizemli cinayeti çözmeye çalışıyorlar hem de Honor'u kaçıran ve ona işkence eden kişileri arıyorlar. Raphael'in geçmişi benim için ve serinin diğer okuyucuları için tam bir muamma ve ekstra bir merak konusuydu bu kadar vurdumduymaz birinin geçmişinin çok acı olduğu ara ara bize bir iki cümleyle çıtlatılmıştı. Honor'un ise kaçırıldığı süre içinde yaşadıkları kelimelerle ifade edilemez. Kitap baştan sona beni kendine esir etti diyebilirim. Bu kadar bekledikten sonra aldığım gibi bitirmek beni biraz üzdü açıkçası Dmitri -öhöm- bu çift ile biraz daha zamanımın geçmesi çok güzel olurdu. Yetişkin fantastik severlerin kaçırmaması gereken bir seri kesinlikle. Diğer üç kitapta baş melek Raphael yer alıyordu ama seride ara ara bu kitap gibi Raphael'in yedilerini de okuma fırsatımız var ve hepsi için ayrı heyecanlıyım. Eleştireceğim bir şey yok benim için zaten sevdiğim bir tür ve bol bol fantastik akan aşkın dozajını fazla kaçırmadan yazan bir kalemi olduğu için yazarın bana sadece keyifle okumak düşüyor.
Baskı: Bozulan Yeminler (Hellions of Halstead Hall, #1)
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/08/bozulan-yeminler-hellions-of-halstead.html Sharpe ailesi, hayatlarını umursamazca yaşar ve skandallar da hiç umurlarında olmaz. Tabi para kaynakları büyükanne Hetty'i saymazsak. Ailenin demirbaşı bu yaramaz beş çocuğa bir yıl içinde her birinin evlenmesini söyler, tek biri bile evlenmez ise para akışını tamamıyla kesecektir. İlk kitabımız bu kardeşlerin en büyüğü Stoneville Markisi Oliver'a ait. Oliver, pek tekin olmayan bir yerde, kaybolan nişanlısını arayan Amerika'lı Maria'ya denk gelir. Onunla bir anlaşma yaparlar. Maria, Oliver'ın nişanlısı rolünü oynayacaktır, Oliver ise onun gerçek nişanlısını bulmasına yardım edecektir. Bu kitabı aslında yıllar evvel okumuştum seriyi tamamlayınca ise elime tekrar aldım ve bir çırpıda bitirdim. Hani bazı yazarlar vardır, kalemine bayılırsınız, istersiniz ki o roman yazsın siz sadece okuyun. Hah, Sabrina da benim için bu kulvarda bir yazar. Kitabı da beni hiç yanıltmadı. Baştan sona çok eğlendiğim, karakterlerin aralarındaki çekişmeye bayıldığım bir roman oldu. Hele ki Oliver karakterine bayıldım! İçine gömdüğü ve onu tüketen sırları, babası sayesinde çöp olan mirası, umursamaz tavırlarına rağmen gayet de umursaması bazı şeyleri...En okunası Marki'lerden biri oldu kendisi gözümde. Yan karakterlerin her biri onların kitaplarını da iple çekmenize neden olacak kadar eğlenceliler. Ve ailede aslında henüz çözülmemiş bir sır tekrar da gün yüzüne çıktığı için ilk kitapta, ne yalan söyleyeyim karakterlerden çok o sırrın açığa kavuşmasını bekliyorum desem yalan olmaz. Tarihi aşk romanı severlerin okumadan geçmemesi gereken bir yazar. Serinin sıralaması ise şöyle; Bozulan Yeminler Yatağımdaki Serseri Sır Gibi Sakladım Vahşi Bir Lordun Kollarında Son Çarem Öyle Bir Geceydi Ki
Baskı: Korel
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/08/korel-katherine-blake-kitap-yorumu.html Ana karakterimiz Katherine, bir geceliğine evden kaçtığında bir cinayete tanık olur ve bunun sonucunda kaçırılır. Ona yardım eden kişi ise, cinayeti işleyen kişi Kaya Dinçer olur. İstanbul'un yer altı dünyası hepimizin malumu. E haliyle vurdusu kırdısı eksik olmuyor. Bunların yanında aslında kitap boyunca bana mantıksız gelen birkaç şey vardı ama kitabın sonunda yer alan bir kısım ile daha hiçbir şey bilmediğimizi anladım tıpkı anlatıcımız Katherine gibi. Sen ne fenaymışsın be Kaya Dinçer. Evet o sonda verilen şey olmasaydı kitapta çok fazla mantıksızlık var derdim. Birde kitabı ben üçleme olduğunu bilmeyerek okuduğum için fazla boşluklar olduğunu düşünmüştüm ama devamı olduğunu öğrenince bunların boşluk değil soru işareti olduğunu anladım. Ve kitabı güzel kılan detaylardan biri Katherine'in şizofren olması ve bunun sonucunda hayali kişileri görmesiydi. İkinci kitapta bu sanrıların daha yoğun olmasını ve kızımızı tüketmeye başlamasını bekliyorum canavar ruh halim sen çok yaşa. Ve kendisi fazla soğukkanlı biriydi bazı yerlerde ben bunu ruh halinin zaten normal olmamasına veriyorum. Kaya Dinçer ise kesinlikle gizemli ve dediğini de yapacak bir adam. Kendisini sevip sevmemek konusunda henüz kararsızım. Aslında onun hakkında birçok şey biliyoruz ama aynı zamanda hiçbir şeyinden de haberdar değiliz. Yazarın dili oldukça akıcı ve kitapta bariz bir düzenleme hatası da yoktu. İkinci kitapta özellikle Kaya'nın gözünden bir bölüm okumayı çok isterim. Bu tarzı seviyorsanız şans vermeniz gerektiğini düşünüyor ve ikinci kitabı da deli gibi merak ettiğimi söyleyerek kaçıyorum.
Baskı: Kusursuz Plan
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/07/kusursuz-plan-fatih-murat-arsal-kitap.html Fatih Murat Arsal benim sevdiğim yazarlardan. Yazarın böyle sakin, gündelik aynı zamanda detaylı bir anlatımı vardır, okurken hiç sıkılmam aksine sayfalara fazlaca kendimi kaptırırım. Kusursuz Plan'da dolayısıyla beğendiğim bir roman oldu. Ana karakterimiz Ebru sevgilisine bir sürpriz yapmaya hazırlanırken, korkunç bir şekilde aldatıldığını öğrenir. Bu durumla başa çıkmak içinse, sevgilisinin yazlığını bulmasına yardımcı olan gizemli bir yabancının teklifini kabul ederek onunla beraber gider. Kitabın konusu bu şekilde olsa da başlangıç Ebru ve Selim'in evlilikleri dolayısıyla verdikleri kokteyl de başlıyor. Bunlar nasıl evlendiler, geçmişte neler oldu, gelecekte neler olacak derken sayfalar da akıp gidiyor dolayısıyla. Ebru karakterine başlarda ısınamasam da hatta hiç sevmesem de sonradan bayağı gözdem oldu kendisini. Selim ile arasına koyduğu mesafenin nedeni bence bir hayli geçerliydi. Malum bizde evin reisi erkektir ne derse o olur algısı oldukça hakim ve bu erkeklerin fazlaca hücrelerine entegre edilmiş durumda. Dolayısıyla kadının maaşı erkekten 100 tl bile fazla olsa bu bir süre sonra sorun oluyor. Kadının kazandığı para erkekten fazla diye sağlam temeli olmayan evliliklerin boşanmayla sonuçlandığını fazlasıyla gördüğümden Ebru gibi zengin bir kadının görünüşte belirli bir işi olmayan, ne olduğu belirsiz bir adamla beraber olmak istememesini mantıklı buldum. Bu kişi Selim gibi gördüğünüzde ve vakit geçirdiğinizde nefesinizi kesecek biri bile olsa. Tabi sözüm meclisten dışarı her evliliğin sonu böyle olacak diye bir şey yok. Kısaca Kusursuz Plan beni asıl planı ile ters köşe eden bir kitaptı. Dolayısıyla Ebru yazarın sevdiğim kadın karakterleri arasında birinci. Evet birinci. Ben bu kadını çok sevdim yahu 😂. Selim ise kim olduğunu sonuna kadar sakladı ya deli etti beni. Söylesen ne olurdu be adam. Ama Selim'in de havası bir başkaydı yalan yok. Kitap Zoraki Gelin serisinin ikinci kitabı ama sıralamaya bağlı okumasanızda olur. Yukarıda saydığım anlatım özellikleri ile sizi yormayacak, tam tersine kafanızın dinlenmesine neden olacak olan bir kitap, genel olarak kitaplar. Tavsiye ederim bu yüzden yenilik arayanlara.
Baskı: Evcilik Oyunu (Bachelor Chronicles, #1)
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/07/evcilik-oyunu-bachelor-1-elizabeth.html Baron Sedgwick, kusursuz, hovarda, rahat ve kendisini kovalayan bekar kadınlar ile onların annelerini olmaksızın süren yaşantısını uydurduğu bir eşe borçlu olan bir adamdır. Hayali karısı Emmaline bir gün evine gelince, üstelik de kendisine yüksek meblağ da faturalar gönderilmeye başlanınca buna itiraz edemez çünkü kadını evden kovarsa bütün foyası meydana çıkacaktır. Bachelor serisinin ilk kitabı Evcilik Oyunu, ikinci kitapsa daha önce okuduğum Serserim Benim'di. Öncelikle bu kitaptaki Jack ile ikinci kitaptaki Jack başlarda aynı adam mı diye bir şüpheye kapıldım kendisi bayağı değişmiş, iyi ki de değişmiş yoksa çekilecek çile değil, eğlenceli bir karakter ve Baron Sedgwick'in en yakın arkadaşı olsa da yok, fazla hovarda ve umursamazdı. Emmaline kılığına giren kişinin aslında kim olduğunun bir türlü ortaya çıkaramayan, onu başından da atamayan Alexander'ı okumak bir hayli eğlenceliydi. Sonlarda patlatılan bir haber bence fazla yükseklere uçularak yaratılmıştı ama yine de öyle bir bağlantı kurmaları güzel olmuş diyeyim geçeyim fazla kurcalamadan. Serserim Benim'de karakterler arasında fazlaca engel vardı. Ama burada o durumun olmaması hoşuma gitti, evet Alexander hayali bir eş uydursa da ve kadın karakterimiz de onun hayali karısı rolüne davetsizce girse de. Aralarında başlayan çekip ile beraber karakterlerin yakınlaşma süreçleri, kitaptaki olaylar ve yan karakterler sayfaların elimden kayıp gitmesine neden oldu. Çok beğendim. Kapağına bakınca tarihi aşk olduğunu anlayamayacağınız bu kitap bence türünün en güzel ve en komik örneklerinden biri olmuş.
Baskı: Hayallere Kapılma (Liar's Club #2)
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/07/hayallere-kaplma-liars-club-2-celeste.html İlk kitap Gönlünü Kimseye Kaptırma, ikinci kitap Hayallere Kapılma dan bir tık daha yukarıda olsa da, bu kitabında başlı başına bir albenisi vardı diyebilirim. Özellikle içinde yer alan casusluk, komplo, komedi ve beklemediğim şekilde yer alan dram unsurunu da sayarsam. Tarihi aşk okumaya başladığımda casusluk temalı kitapları okumayı pek sevmezdim bu türde sonrasında tabi isteğim değişti. Epsilon bu konuda birçok seriye el atmış olsa da kitaplara veya onların devamına ulaşmak bir hayli zor. İlk kitaptan tanıdığımız Dalton Montmorency karşımıza Yalancılar Kulübü'nün yeni lideri olarak karşımıza çıkıyor ve çok da önemli bir görevi var. Politik çizimleriyle bir çok kişinin oklarını üzerine çekmiş Sör Thorogood'u bulmak. Planı sosyete de tanınmadığı için kendisini Sör Thorogood kılığına sokmak ve gerçekte bu adı kullanan kişinin dikkatini çekerek onu bulmak. Tabi bu kişinin bir kadın olduğu kimsenin aklına gelmiyor. Clara, yani Sör Thorogood, Dalton'un maskesini indirmeye çalışırken bir hayli ilginç şeyler deniyor kendi karakterine aykırı olan. Adamın foyasını indirmek için yapmadığı şey kalmadı. Dalton'un ise bu karikatüristin oldukça ilginç olduğu düşüncesi ile sokaklarda bir palyaço edasıyla gezdiği sahnelerde bir hayli eğlendim. Tamam İngilizler moda konusunda çok değişik fikirlere sahipler ama zamanında bu kadar uç şeyleri nasıl normal karşılıyorlardı düşündükçe gülesim geliyor. Dalton ilk kitapta bende nedense karanlık, gizemli bir hava uyandırmıştı tabi kendisi kesinlikle gizemli işler yapıyor ama umduğumdan çok daha normal denebilecek bir erkek karakter ile karşılaştım. Tabi bu kötü bir şey değil. Çeviri konusunda bir sıkıntım olmadı bence gayet akıcıydı düzenlemesiyle beraber. Ve yukarıda da dediğim gibi bu kitap da okurken beni bir hayli eğlendirdi. İlk kitapta karşılaştığımız karakterleri bu kitapta da görmek oldukça zevkliydi özellikle üçüncü kitabın karakteri James'i. Tarihi aşkta yeni bir heves ya da başka bir tür arıyorsanız seriyi denemenizi tavsiye ederim.
Baskı: Ermiş
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/07/ermis-halil-cibran-kitap-yorumu.html •"Sizler şarkılar söylediniz bana yalnızlığımda ve ben özlemlerinizden bir kule yaptım gökyüzünde. Ama şimdi uykumuz kaçtı, düşümüz bitti ve artık şafak vakti değil." •"Konuşanlar var, konuşup, bilmeden ve öngörmeden kendilerinin de kavrayamadığı bir hakikati ortaya çıkaranlar. Bir de hakikati içlerinde taşıyıp da kelimelere dökemeyenler var." El Mustafa, hayali Orphalese'den ayrılırken halk ondan Evlilik, Yasalar, Çalışmak, Akıl ve Tutku da dahil birçok konu hakkında düşüncelerinden bahsetmesini ister. Ermiş, orijinal adı ile ise Peygamber kısa olmasına rağmen her sayfası ayrı anlamlar, düşünceler ve fikirler barındıran bir kitaptı. Aslında bütün dinlerde ve çoğu gelişmiş kültürlerde yer alan kavramlar, şimdiki evrensel düşünceler yer alıyordu. Verilen tavsiyelerin illa ki birkaçı çevremizden duyulabileceğimiz şeylerdi, kitapta ise bunlar tabi ki Halil Cibran'ın güzel benzetmeleri ve yazım tarzı ile yer bulmuşlar kendilerine. Nedense bu kitap bana Veda Hutbesini hatırlattı. Son yolculuk öncesi verilen, önemli tavsiyeleri açısından . Yazarımız Lübnan asıllı Amerikalı bir felsefe yazarı dolayısıyla birkaç kültürün iç içe geçmiş bir yazım tarzı var kitabında. Bazı şeyleri bilmemize rağmen bize farklı bir şekilde tekrar anlatılmaları ya da o kişiyle düşüncelerinizin benzerliği, fikirlerinizin aynılığı sizi mutlu eder ya, o tarz bir kitaptı işte. Liste fiyatının 6 ₺ olması da göz önünde bulundurulursa bence okumanız gereken bir kitap, fikirlerinizi tazeleyin.
Baskı: Postacı Kapıyı Çalmayacak
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/07/postac-kapy-calmayacak-ava-dellaira.html Çok fazla genç kurgu okuyan ve seven bir insan değilim. Aslında kitap ile başlarında yıldızlarımız pek uyuşmuş sayılmazdı ama sonradan elime aldığımda bu sefer sabaha kadar elimden bırakamadım. Kitap, kahramanımız Laurel'ın ablasının ölümü ardından ingilizce ödevi için ölmüş ünlü insanlara mektuplar yazmasıyla başlıyor. Bölüm başları yerine Amy Winehouse'dan Kurt Cobain'e, Judy Garland'dan, Amelia Earhart'a kadar birçok ünlü isme ithafen yazılmış kısımlar var. Bu açıdan çok sevdim farklı bir havası olmuş, bazılarını hiç bilmiyordum bile tanımak bu kitap sayesinde kısmetmiş. Laurel'in ablasının kaybıyla başa çıkmaya çalışması, iç dünyası hakkındaki şeyleri ölen ünlüler ile bağdaştırması, ablasına aslında ne olduğu, yeni okulu, yeni arkadaşları, ailesinin durumu ve tabi hoşlandığı çocuk Sky derken kitap akıp gidiyor, başlarda sanırım bu tarz bir yazıma alışık olmadığımdan çabuk sıkılmıştım çünkü kitap bu dediğim konular üzerinde ilerliyor ama tabi kızımızın yaşantısı da ilerledikçe bende bir sonraki mektubun konusu ne olacak diye elimden bırakamadım. Özellikle Laurel'in ablasına ne olduğu hakkında ki sırda çok hassas olduğum bir konuya değinilmişti. Hani o sayfaları okurken Laurel'in ablasıymışım gibi hissettim sonuna kadar. Düşünmeden edemedim acaba yazarı bu konuyu yazmaya iten şey neydi diye. Oldukça sade, okuyucu yormayan, farklı olayları birbirine bağlayan bir tarzı var yazarın. Çevirisi gayet güzeldi ki çeviri eğer yetersiz olsaydı bu kitap içinden hiç çıkılmayacak bir hal alırdı. Kapak çalışması da oldukça güzel olmuş. Kitabın çok fazla hareketli noktası yok, başlarda beni sıkan bu olmuştu okuyacaksanız bunu bilerek okuyun derim. Ama bu farklı anlatım açısını da tatmak güzel oldu. Kitapta yer alan karakterlerin arkadaş ortamında yaptığı şeyler bir ara bende noluyoruz ya etkisi bıraksa da aslında artık bunlar hem özellikle Amerika'daki hem de bizdeki okul hayatına pek yabancı olmayan şeyler maalesef. Ve son olarak kitap filme uyarlanacakmış. Bir de beyaz perde versiyonunu izlemek benim için oldukça keyifli olacak kitapta sonlara doğru gözlerim dolduysa filminde kesin ağlarım orası ayrı mesele.
Baskı: Arzunun Efendisi (Brotherhood of the Sword/MacAllister #1)
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/07/arzunun-efendisi-brotherhood-of.html Kinley MacGregor aslında Sherrilyn Kenyon'muş 😱😱😱😱😱😱 Kapağı bana düşük bütçeli Amerika'n komedi filmlerini hatırlatan kitap ile merhabalar herkese. Sandığımdan daha akıcı ve güzeldi kesinlikle Arzunun Efendisi. Dili basit, çeviri ve düzenlemede bir sorunla karşılaşmadım ki kitabı sabaha doğru okuduğumdan uykulu halim nedeniyle gözüme çarpmamışta olabilir. Kralın iki önemli derebeyi Hugh ve Draven arasındaki anlaşmazlık sonucunda kral Hugh'un üç kızından en küçüğünü bir yıllığına gözetmesi için Draven'a verir, bunun karşılığında da ondan kızı incitmeyeceğine ve Hugh'un topraklarına saldırmayacağına dair şeref sözü alır. Söz konusu kadın karakterimiz ise babası onu çok sevmesine rağmen, aslında fazlaca sevmesi dolayısıyla evde kalmaya yüz tutmuş Leydi Emily'dir. Onu almaya gelen yabancı kendisinde korku uyandıracağına heyecan yaşatır, bunun sebebi kalelerine doğru dürüst misafir ağırlamalarına izin verilmediğinden dış dünyaya bir türlü açılamayıp koca bulamamasıdır. Fırsat ayağına gelmiştir ki, üstelik çok yakışıklı bir fırsattan bahsediyoruz Emily onu elde edebilmek için her şeyi yapacaktır. Kitap boyu aralarında süren çekim Draven'ın verdiği şeref sözü ve ailesinden geldiğine inandığı bir lanet yüzünden sekteye uğrar. Aralarındaki kedi fare oyununa bayıldım, Emily karakterini özellikle sevdim hele onun hakkında yazılan sünepe, aptal denen yorumlardan sonra, neden böyle bir şeyler yazma gereği duymuşlar çok merak ediyorum gayet de tuttuğunu koparan biriydi tarihi aşk romanlarının kadın karakterlerine göre. Yazar erkek karakterlerin trajik bir geçmişe sahip olmalarından ise haz alıyor herhalde Karanlığın Efendileri serisinden yola çıkarsam, Draven'da geçmişinde birçok acı barındırıyordu. Bu kitap hakkında çok kötü yorumlar okumuştum. Yazara kesinlikle haksızlık edilmiş. Ve bu yazar aslında Sherrilyn Kenyon'muş! Adını google da aratınca gözlerime inanamadım🤣 Evet onun Dark Hunter serisine kıyasla daha zayıftı ama aynı zamanda gayet güldüğüm, eğlendiğim, Draven'a sinirlenip sinirlenmemek arasında kaldığım ve kendisinin kitabın sonunda yaptığı hareket ile beni gülmekten krizlere sokmasının yanı sıra barındırdığı dram ve eğlenceli yan karakterleri sayesinde gayet severek okuduğum bir kitaptı. İtiraf ediyorum yazarın o olduğunu önceden bilsem beklentim had safhada olurdu ve hayal kırıklığına uğrayabilirdim diye düşündüm başta ama serisinden ayrı tutarsam kendi çapında gayet de güzeldi şimdi hakkını yemeyeyim. Tabi şimdi siz bu yorumu okuyunca beklentiniz bayağı yükselir o yazarı okuduysanız ama bu bilgiyi vermeden duramazdım tutamadım kendimi. Draven'ın erkek kardeşi Simon'u okumayı çok isterdim sanırım onun kitabı yok çıkarsa da eğer yedi kitabı çıkmış bir seride sonralara kaldığı için diyorum acaba yazar Simon gibi müthiş bir karaktere ne gibi sadist işkenceler yapmıştır vazgeçiyorum fikrimden.
Baskı: Patron
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/07/patron-vi-keeland-kitap-yorumu.html#more Patron'u bir ara herkeste görüyordum, ya da bir iki kişi de görüyordum ama herkeste görüyor gibi oluyordum, konusunu öylece okuyup aldığım bir kitap oldu kendileri. Öncelikle çeviriyi ve kapağı çok beğendim ki kapağın malzemesi bir değişik böyle kaygan ama değil çok güzeldi dokunurken verdiği his. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere ana erkek karakterimiz kızımızın Patron'u ama tabi öyle hemen işe girince tanışmıyorlar, aslında bundan önce Reese'in berbat giden randevusunda tanışıyorlar ve günü kurtarıyorlar. Yani, Chase kurtarıyor...Adam muhteşemdi be! Hele yaptığı hareketler kitabın ortasından sonra beni benden aldı. Reese karakteri diğer yetişkin romanlarındakinin aksine salak, asalak bir karakter değildi tam tersine kendi ayaklarının üzerinde duruyordu, Chase gibi bir Patron'a sonuna kadar direnmeye çalışmakta dahil bu pakete. Chase ise Chase'ti... Anlatmayayım siz yaşayın direk. Kitapta cinsel içerikli mizah bolca yer alıyor tabi cinsiyetçi değil daha çok kur amaçlı ve kapaktaki bana verdiği izlenimin aksine öyle bol bol erotik sahne barındırmıyor içinde bu açıdan da beğendim. Hoş ve iyi vakit geçirmelik bir kitap aslında kitabın ilk bir iki bölümünde pek bir adapte olamayıp uzun süre okumamıştım ama elime tekrar alınca işler değişti. Türü sevenine tavsiye ederim.
Baskı: Dr. Jekyll ve Bay Hyde
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/07/dr-jekyll-ve-bay-hyde-tuhaf-bir-vaka.html Dr. Jekyll ile Bay Hyde Tuhaf Bir Vaka Dr. Jekyll ile Bay Hyde Tuhaf Bir Vaka kitabı 83 sayfa, yazımı da akıcı olduğundan kolay okunabilen bir kitap ama yorum yazarken hislerimi tam olarak dökemedim ve tekrar tekrar baştan aldım kendimi sürekli. Yorumda kitap hakkında bazı detaylara girdim, normalde yapmam bunu ama hislerimi tam anlatabilmem için sebeplerimi göstermem gerekiyordu. Sevdiği bir dostu ve aynı zamanda müvekkili olan Dr Jekyll bütün mal varlığını Bay Hyde denen, kim olduğu belirsiz bir adama bırakmak isteyince Bay Utterson bundan oldukça rahatsızlık duyar ve Hyde’ın içine karıştığı durumlarda ortaya çıkınca, Jekyll gibi iyi bir insanın bu ne olduğu belirsiz, kötülüğün vücut bulmuş hali gibi gözüken adam ile bağını öğrenmeye çalışır. Öncelikle kitabı beğendim, yazıldığı döneme göre cesur bir konusu vardı ve yine diyorum ki, ama… Bir kere kitap fantastik ve bilimkurgu ögeleri barındırıyordu fakat biz kitaba adını veren iki karakterin asıl kimliklerine kitabın son sayfalarında tanık olabiliyoruz. Her şeyin bir anda ortaya dökülmesini sevsem de, bunun kitabın sonunda olmasını sevemedim. Anlatıcı Dr Jekyll’in avukatı Bay Utterson. Bir kere en baba spoiler kapakta verilmiş. Bay Utterson her şeyden habersiz olsa da, kişiliği bölünmüş bir adamın resminin koyulduğu bir kitapta detayları anlamam fazla uzun sürmedi haliyle. Gerçi kişilik bölünmesi tabiri yanlış oldu ama okurken ne demek istediğimi anlarsınız. Jekyll bir insanın iyi parçası, Hyde ise saf kötülüğü olarak gösterilse de Hyde kötüydü, kötülükten başka bir şeyden zevk almıyordu ama mükemmel doktor Jekyll iyi olduğunu söylese de defalarca iyi olmaktan çok öte şeyler yapmış biri olarak bence birçok insan gibi iki yüzlüydü. Hangi kısmı daha kötüydü, kötülükten doğan mı yoksa kötülüğün büyüsünden kurtulmak istediğini söylese de kurtulamayan mı, cevabı size bırakıyorum benim için belli yanıtı. Aslında bu bölünmenin amacı bana göre gayet geçerli ama işte yeterli verilmemiş o. Kitabın büyük bir kısmı altta ki asıl olaydan ziyade yüzeysel bir biçimde Bay Utterson'un gözünden anlatıldığı için yadırgadım bu kadar. Bize daha geniş anlatılsaydı daha anlamlı olabilecekken kitabın büyük bir kısmı sıradan gizem/polisiye kitabı tadındaydı. Yanlış anlamayın kötü demiyorum ama asıl olaylar varken bu kısımların neredeyse bütün kitapta yer bulmasını hoş karşılayamadım. Son olarak yorumdaki tereddütümü fark etmişsinizdir ben genel olarak bu tarza yeni yeni başlıyorum ve okuduğum yorumlarda kitabın psikolojik birçok kuramından bahsetmişler ama tabi ben cahilim maalesef bahsedemedim 😂 ilerleyen zamanlarda yakalayabileceğim bu tarz şeyleri umarım.
Baskı: En Karanlık Sır (Karanlığın Efendileri 7)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/06/en-karanlk-sr-karanlgn-efendileri-7.html Muhtemelen ömrümün, tamamını okumaya yetmeyeceği serilerden biri olan Karanlığın Efendileri serisinin 7. Kitabı En Karanlık Sır, çıkış hızına nazaran hemen okundu ve bitirildi. Bir önceki kitapta Sır İblisi’nin Muhafızı Amun kafayı yemiş bir haldeydi içinde barındırdığı iblislerden dolayı bu kitapta ise yine aynı halde. Asıl sürpriz olan kişi onun ruh eşinin kim olduğu. Kendileri serinin baştan sona okuyucusu olduysanız ki seriyi rahat okumanız için öyle olması gerekiyor, hatırlayacağınız Haidee yani bir zamanlar Karanlığın Efendilerinden biri olan Baden’in öldürülmesine yardım eden avcı. Baden’in yüzyıllar önce öldürüldüğünü göz önüne alırsak, kadın karakterimiz bu zamana kadar nasıl hayatta kaldı, Amun içine çektiği iblislerden paçayı nasıl kurtaracak derken kitabı bir solukta okudum. Haidee’nin bir avcı olmasının nedenlerini öğrenince siz de benim kadar ona hak vereceksiniz ki sonrasında Amun’un kim olduğunu öğrenmesine rağmen ona olan davranış şekli en sevdiğin kadın karakterlerden biri yaptı kendisini seride. Diğer kitaplara nazaran bu daha ana karakterlere odaklanılmış bir romandı tabi eminim ki bir sonrakinde olaylar doruk noktasında devam edecek. Karakter açısından kalabalık bir seri ama yine de karıştırmadan okuyabiliyorsunuz ilk kitaplarda akılda tutmak biraz zor olsa da. Seri benim için kusursuz, aynı zamanda kitapta öyle. Sadece ufak bir konuda sıkıntım var o da Haidee’nin avcı erkek arkadaşı hakkında bir mesele vardı o kısmı anlayamadım tam aydınlatılmamıştı. Bunun dışında türü seviyorsanız gönül rahatlığı ile tavsiye ederim, tabi yetişkin içeriğin de bolca bulunduğunu göz önüne alın okumadan önce. Kitabın anlatıcılarından biri olan ve diğer kitabın karakteri olan Yenilgi’nin Muhafızı Strider ve Harpy Kaia’nın hikayesini bayağı, öyle böyle değil merak ediyorum ve ondan sonra da Paris ile Sienna var. Ömür geçmiyor bunları beklerken.
Baskı: Davetsiz Misafir (Cehennem Kulübü #2)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/06/davetsiz-misafir-cehennem-kulubu-2.html İlk kitap Şeytan Diyor Ki de Özgürlükçülerin fazlaca yer bulduğunu söylemiştim, bu kitap da ise dozları kısılmış, bu sefer neredeyse hiç yer verilmemiş onların gözünden anlatımlara. Ne dolaplar çevirdiklerini bilmek isterdim, bu kısmı geçersek, ana karakterlerin duygularına daha çok yer verilmişti. Yazarın kalemi ise oldukça akıcı, elime almam ile bitirmem bir oldu. Kate Madsen, yalnız yaşadığı kulübesinden bir gece yarısı kaçırılır. Adamlar onu haftalarca bir yerde hapsederler, sonunda ise Canavar diye bahsettikleri düke hediye etmek üzere foyaları da meydana çıkmasın diye afyon ile uyuştururlar. Buraya kadar her şey seriden alakasız fakat bu canavar diye bahsedilen dükümüz, ilk kitapta topraklarındaki kaçakçılar sorununu çözmek için Londra’dan ayrılan, teşkilatın en önemli ajanlarından Warrington Dükü Rohan Kilburn olunca işler değişiyor. Üstelik Kate ile Rohan arasında, yüzyıllardır süren bir savaşın önemli bir bağı ortaya çıkınca diğer kitapta bolca bulunan aksiyon ve gizem de kitapta yerini alıyor. Gaelen Foley yurt dışında birden fazla serisi bulunan bir yazar bizde ise sanırım bir başka serisinin ilk kitabı ile bu serinin üç kitabı çevrilmiş durumda. Epsilon okuyucularını yıllar boyu süründürmeyi seven yayın evlerinden biri olduğundan sanırım şu anlık o serileri de okumanın hayali yerine elimizdekilerin bitmesini dileyebiliriz. Anlayacağınız, yazarın kalemini gerçekten çok beğeniyorum. Rohan, ailesindeki erkeklerin gelinlerini öldürdüklerine dair bir lanete inanıyor bu yüzden adımı bilirsen ölürsün tarzı tavırları kitap boyunca sürüyor. Rohan biraz odun bir karakter ama aynı zamanda gayet de nazikti yani bu serinin adamları beni bir fan kızına dönüştürüyorlar. Bir de serinin dördüncü kitabında sanırım ilk kitaptan yaşadığı işkence sonrası hafızasını kaybeden bir Aziz Michael ajanı var onu okurken nasıl ayılıp bayılacağım bilmiyorum-tabi okuyabilirsek. Okuduğum bazı yorumlarda birbirlerine fazla hızlı tutuldukları düşünülüyor ama ben şahsen bu görüşte değilim. Sonuçta aralarındaki yanlış anlaşılma fazla uzun sürmedi. E çözmeleri de gereken bir gizem ve Kate’in de hayatının kendisini asıl kaçırtanlar yüzünden tehlikede olduğunu varsayarsak ikisinin beraber vakit geçirmesi ve aralarındaki tutku kıvılcımlarının da çatırdaması kaçınılmaz oldu. Seri tavsiyemdir ve okuyacaksanız eğer sıralamasına göre okumanız daha faydalı olur arka planda yer alan Teşkilat ve Özgürlükçüler'den dolayı.
Baskı: Şeytan Diyor ki (Cehennem Kulübü #1)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/06/seytan-diyor-ki-cehennem-kulubu-1.html#more Şeytan Diyor Ki, bir tarihi aşk romanı olarak son zamanlarda okuduğum polisiye/gizem konularına oldukça fazla yer verilmiş bir kitaptı. Bu açıdan sevdim diyebilirim, Aziz Michael teşkilatını ve onların savaştıkları, bana ciddi anlamda Illuminati’yi hatırlatan Özgürlük Tarikatı ile olan mücadelelerini. Sadece aşk romanı da olduğundan bu konunun bir tık daha üstte verilmesini tercih ederdim. Bunun dışında özellikle bu kitapta sevdiğim yan karakterlerin kendi kitaplarını-en merak ettiğimi daha çevirmemişler- ve bu savaşın gidişatı nereye doğru olacak merak ediyorum. Rotherstone Markisi önde gelen hovardalardan olarak bilinse de aslında gerçek bambaşkadır. Kendisi bu imaj ile Cehennem Kulübü adına, dünyayı kendi tekellerine almak isteyen bir örgüte karşı savaşan teşkilatın ajanlarından biridir. İşi büyük ölçüde sona erince kahyasından kendisine mükemmel gelin adaylarının bir listesini ister. Tabi gözü kusursuz gelinleri değil, liste de gözü kısa süre önce bir skandal ile adı lekelenmiş Leydi Daphne’yi görene dek. Daphne, sarhoş bir hovarda sandığı adama karşı koyamazken, Max ise gördüğü masum güzele kendini kaptırmıştır, evet öncesinde ve sonrasında kızımıza karşı pek bir iyi imaj bırakmaz ama yine de gönül bu kolay kopamıyor. Karakterlerin içine tam anlamıyla girebildim diyebilirim bir şeyi neden yaptılar, neden tereddüt ediyorlar anlaşılabilirdi. Bir de genelde yazarların her olayı ana karakterlerin başında çevirmek gibi bir huyları vardır ama bu kitapta yazar o hataya düşmemiş. Hatta olaylardan büyük ölçüde uzaktılarda denebilir bu açıdan da beğenimi kazandı. Kabak başlarına patlamıyor yani. Gerçi patlasa da kabulümdü en merak ettiğim karakter Drake'e ne olacak çok sabırsızım bu konuda. Seri farklı karakterleri anlatarak devam etse de arka planda yer alan olay örgüsünden dolayı sıralamaya bağlı kalınarak okunması gerekenlerden. Çeviri de de okumamızı zorlaştıracak bir şey yoktu. Historical seviyorsanız şans vermeniz gereken serilerden birisi. Daphne ve Max arasında neler olacak, Tarikat’ın planları derken bir solukta okudum.
Baskı: Beni Bana Bırak
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/06/beni-bana-brak-mary-balogh-kitap-yorumu.html Beni Bana Bırak, tarihi aşk romanlarında genel olarak hakim olan konu ve karakter işleyişinden daha farklıydı diyebilirim kesinlikle. Buna karakterlerin yaptığı fedakarlıklar, gerçekçi yanlışlar ve sorunlardan, konunun yavaş ve hareketsiz işleyişi de dahil. Aslında kitap birçok yerde durağan hatta sıkıldığım zamanlarda oldu ama yine de kitap bitince iyi ki de okudum dedim. Ridgeway Dükü, yıllar süren evliliğinde karısına ihanet ederek çıktığı tiyatrodan sonra bedenini satan bir kadın ile beraber olur, suçluluk peşini bırakmaz bu olaydan sonra kadına kendi evinde, kızının mürebbiyesi olarak bir iş verir. Kitabı genel olarak bu şekilde özetleyebilirim ki siz okurken evli bir adam he e o zaman ne olacak, diye sorup bir de üstüne adamdan nefret edebilirsiniz ki şahsen ben evli olduğu halde karısını aldatan erkeklerden, o dönemde kadınların neredeyse hepsi tarafından normal karşılansa da nefret eden biriyim. Ama karısı ile arasında olan ilişki sonrasında şaşırdım adamın bunca yıl beklemesine. Adam, eskiden aşık olduğu ama ondan nefret eden karısı ile aslında suçlu olmamasına rağmen yıllarca hor görülmüştür. Fleur ise ardında gizemli ve dehşetli bir olay bırakarak yaşantısından kopmak ve ortadan kaybolmak zorunda kalmıştır. Bence güçlü bir kadındı, bedenini satmak zorunda kalsa bile pes etmemesi ve kendi başına ayakta kalmaya çalışmasını siz de takdir edebilirsiniz. Adam ve Fleur’un ilişkisi birlikte olduklarından sonra vıcık vıcık bir hal almadı, tam tersine Fleur adamdan nefret ediyordu Adam’da kadından çekiniyordu aralarında işveren- çalışan ilişkisi vardı uzun süre. Bağlarının yavaş yavaş gelişmesini oldukça sevdim ki bu süreçte faydalı olan Adam’ın kızı Pamela’da güzel bir karakterdi. Adam’ın karısı Sybil’e oldukça kızsam da kesinlikle psikolojik sorunları vardı sen git öyle adama bunca yıl hayatı zindan et ama okuyucunun, en azından benim de yine de acımamı sağla ne bileyim Sybil bence birçok kitaptaki kötü kadın tarzı bir karaktere göre gayet empati kurulabilen ya da nefret den ziyade başka hisler besleyebileceğiniz bir karakter olmuş ki aynısını Adam’ın kardeşi Thomas için söyleyemeyeceğim. Bir kaşık suda boğmak istedim. Bencil, benmerkezci, bir insanda olmasını istemeyeceğiniz tüm berbat özellikler bu şahısta toplanmış… Başından sonuna kadar sizi sürükleyecek başından ayırmayacak bir kitap değil belki ama türü seviyorsanız farklı olaylar ve gerçekten derin karakterleri için okunması gerektiğini düşünüyorum. Ve bir de gözüme batan nokta daha vardı o da kitabın uzun bir sayfa aralığında saygıdeğer efendimiz teriminin ard arda kullanılmasıydı bir yerden sonra hay saygıdeğer efendiniz diye okudum kitabı yalan yok da durağan yerler geçince o kısımlarda kayboldu şükür.
Baskı: Hırsız ve Güzel (Victorian Rebels #1)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/06/hrsz-ve-guzel-victorian-rebels-1.html Hırsız ve Güzel kitabı favori historicallerimin arasına yerleşti diyebilirim. Kitaba biraz tereddüt ile başlamıştım ama ilk sayfasından son sayfasına kadar beni içine hapsetti kendileri. Oldukça akıcıydı ki çevirinin de bunda faydası büyük. Okunmasını zorlaştıracak hiçbir şey yoktu kitapta, yazar argo kelimelere yer vermiş ve cinsel sahneleri de gayet yoğun ama benim dilinde rahatsız olduğum bir şey olmadı. Farah, büyüdüğü yetimhanede sevdiği çocuğu, yani Dougan Mackenzie’yi kaybettikten sonra oradan kaçar ve yıllar sonra Scotland Yard’da yani emniyet müdürlüğü diyebileceğimiz bir yerde katip olarak karşımıza çıkar. Asıl kimliğini herkesten gizleyerek hayatına dul Farah Mackenzie olarak devam eder ta ki bir gün tüm İngiltere’nin en azılı suçlusu tutuklanana dek. Dorian Blackwell Farah bilmese de onun geçmişinin bir parçasıdır. Farah’ın aslında kim olduğu, Dougan hakkındaki büyük gizem derken kitap göz açıp kapayıncaya kadar bitti elimde. Olay kurgusu oldukça yoğundu ve ince işlenmişti her şey bir bir açıklanana kadar kitabı nasıl okudum bilmiyorum. Karakterler oldukça farklıydılar, hepsi oldukça gerçekçi bir parça taşıyorlardı içinde. Farah’ın sadakati, Dorian’ın geçmişi yüzünden kendisine kabus olan anıları… Dorian, tarihi aşk romanları içerisinde sanırım geçmişi en acı ve yıkıcı olan karakterdi benim okuduklarım arasında. Hala etkisinden çıkamadım, taş kalpli, acımasız bir adam, bu bir maske mi yoksa gerçek kişiliği mi? Çıtayı ilk kitap ile bayağı yükseltti yazar gözümde. Yan karakterler Murdoch, Walters, Argent, Tallow ise aileden sayılabilir. Newgate hapishanesinin eski mahkumlarını oldukça sevdim. Kitabın sonunda ikinci kitap Avcı’dan ufak bir kesit var. Yazar Christopher Argent ile çıtayı Everest’e çıkaracak gibi. Victorian Rebels serisi şiddetle tavsiyemdir.
Baskı: Dudaklarımda Şarkısın (Smythe-Smith Quartet, #3)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/06/dudaklarmda-sarksn-smythe-smith-quartet.html Yorumuma geçmeden önce belirtmek istiyorum ki sevgili Epsilon Yayınevi konu wattpad kitapları ve özellikle bir iki yazar olunca bünyenizdeki o gösterdiğiniz özeni şu tarihi aşk romanlarına gösterseniz ölür müsünüz? Hayır anlamıyorum ya çeviri de batırırsınız ya da düzenlemede. Bu sefer yine düzenleme kurbanı olmuş kitap. Koca kitap boyunca bir tane paragraf boşluğu yoktu. Evet koca kitap boyunca. Hayır bu nasıl bir düzenleme, yayın anlayışı. Sonra tarihi aşk satmaz diyorsunuz zaten ben bu kitabı almadan önce başka bir alışveriş yapmıştım sonra tesadüfen gördüğümde bu kadar beklediğim bir kitabın iki gün önce zaten çıkmış olduğunu gördüm. Reklam yok bir şey yok el birliği ile ülkemizden bu tür silinmeye çalışılıyor anlaşılan. Şu kitabı sattıran şey Julia'nın adı ve orjinal kullanılmış kapak olur anca. Önceki kitaplardan tanıdığımız, en yakın arkadaşını sarhoş bir anında düelloya davet eden, bunun sonunda ise o arkadaş yani bir önceki kitabın kahramanı Daniel ülkeden Hugh'un babası yüzünden kaçmak zorunda kalırken kendisinin bacağı ise sakat kalan Hugh Prentince'in hikayesini okuyoruz. Kadın kahramanımız ise bu olaylardan dolayı çıkan skandal yüzünden sosyeteye tanıtılamayan ve sonucunda korkunç Smythe Smith müzikalinin bir üyesi olan Sarah'tı ki onu da önceki kitaplardan hatırlıyorsunuz. Sarah o sezonun suçunu tümüyle Hugh'a atar ve ondan nefret eder bunu da yüzüne karşı söylemekten çekinmez. İkilinin arası oldukça kötüdür anlayacağınız. Ve çifte kumrular önceki kitaplardaki kahramanlarımızın düğünlerinde birbirlerine eşlik etmek zorunda kalırlar. Ben Sarah ve Hugh'un dostluklarının yavaş yavaş gelişmesi ve özellikle Sarah'ın aslında Hugh'unda bir hatası yüzünden çok şey kaybettiğinin farkına varabilmesine sevindim. Ki Sarah okuduğum bütün Julia kitaplarındaki kadınlardan daha bencil ve dramatik bir karakterdi. Bencillik kısmını bazen abartsa da yaptığı şeylerin bazılarına hak vermedim değil. Ve onun kız kardeşlerine de bayıldım özellikle Frances ve Harriet'a keşke onları da yazsa yazarımız çok orijinal olmuş üçü de . Hugh benim beklentim olan bir karakterdi kumarda hiç yenilmeyecek ve üstüne bunu matematiksel işlemler ile halleden bir karakter bence biraz sığ kalmış. Kafadan çarpma sembolleri dışında hareketlerinde ve başka türlü yöntemler ile zekasının gösterilmesini ve karakterin analitik zekası ile ön plana çıkmasını tercih ederdim. Bunun dışında kitabın arka planında ki düğün kısımlarını saymazsak pek bir olay yoktu, Allah'tan yoktu çünkü o korkunç düzenleme de bazen kim kimle konuşuyor onu bile karıştırdım ki sanırım çeviren kişi de karıştırmış. Çeviri idare eder boyuttaydı yoksa kitap zor okunurdu maalesef. Genel olarak sevdiğim ama Julia'nın o kadar güzel kitaplarından sonra yazarın standartının oldukça altında bir kitaptı. Ve bir de Hugh'un nefret edilesi babası hakkında biraz daha şey okumak isterdim ki o karakterden içtenlikle nefret edeyim ama bahsi ve olayı biraz yüzeysel ve yazılmak için yazılmış gibi geldi bana. Umarım serinin dördüncü ve sanırım son kitabında böyle bir hataya düşmez yazar ve özellikle yayınevi.
Baskı: Cennet Gibi (Smythe-Smith Quartet, #1)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/06/cennet-gibi-smythe-smith-quartet-1.html Aslında Julia kitapları içerisinde en beklentisiz başladığım kitap bu oldu çünkü özellikle arka kapak yazısından sonra sevmediğim tipte bir erkek karakteri bekliyordum. Fakat öyle olmadı aksine kitap ilk cümlesinden beni aldı götürdü. Karakterler in elbette kusurları var ama bunlar daha çok onların insan olduğunu hatırlatan türden. Özellikle Marcus'u çok sevdim. Marcus ve Daniel arkadaştan çok kardeş gibidirler. Ve Daniel kötü sonuçlanan bir düello sonucu yurt dışına kaçmak zorunda kalınca Marcus ona, kalan son evlenmemiş kız kardeşi iyi bir evlilik için gözeteceğine söz verir. Bu yolda kızımızdan habersiz kaçırdığı damat adaylarını saymıyorum bile. Honoria içinse Marcus hem iyi bir dost hem de neredeyse aileden sayılan biridir özellikle uzun yıllar boyu tatillerini beraber geçirdikleri için. Ve ikilinin yolu bir ara ayrılsa da Cambridge'de tekrar kesişir. Sonrası ise bol sakarlıklar, eğlenceli diyaloglar ile muhteşem tatlı aile üyeleri ve tabi kızımızın bir Smythe Smith olmasından dolayı korkunç müzikalden bir parça taşıyor. Demek istediğimi Bridgerton serisini okuyanlar çok iyi anlayacaktır : )) Marcus ve Honoria çiftinin birbirlerine olan aşkları biraz arka planda kalmış sanki, aralarındaki sevgiyi ve dostluğu daha çok hissettim. Kitabın sonlarına doğru iki karakterimiz arasında yaşananlar da biraz zorlama geldi itiraf etmeliyim ama yine de olaya giren beklenmeyen bir karakter o kısımları kurtardı. Yazım açısından kesinlikle diğer kitapları kadar akıcıydı ve komedi unsuru kitap da bolca vardı bu yüzden hiç sıkılmadan okudum. Herhangi bir çeviri hatası ile karşılaşmadım ve orjinal kapak kullanılmasını çok beğendim serinin devamında olduğu gibi.
Baskı: Masum Yalan
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/06/masum-yalan-laura-landon-kitap-yorumu.html Yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu. Anlatımı, konu seçimini ve duyguların veriliş şeklini oldukça sevdim. Zaten çok kalın bir kitap değil genel olarak fazla uzatılmadan yazılmış. Her ne kadar okuduğum ilk kitabı olan Sessiz İntikam’ı daha çok beğensem de bu kitabında kendine göre bir albenisi var. Değinmek istediğim bir nokta ise berbat kapak seçimi ve düzenleme de kitap boyunca sürüp giden hatalar. Bir kitabın düzenlenmesi bu kadar mı baştan savma olur dedim. Leydi Grace, sapkınlığı ve acımasızlığı ile bilinen bir Lord ile evlenmektense, müstakbel kocasının kendisinde en değer verdiği şeyi kaybettiğinde ondan kurtulabileceğini düşünerek, bekaretini hiç tanımadığı bir adama verir. Bu kişi Raeborn Dükü Vincent Germaine’dir tabi kendisi birlikte olduğu adamın aslına kim olduğunu bilmiyor. Her iki karısını da doğumda kaybettikten sonra bir daha hiçbir kadının hamile kalmasını sağlamayacağına yemin eder dükümüz, ta ki içkili bir halde, Madame Genevieve’nin kızlarından biriyle olana dek. Kadını hamile bırakmış olma ihtimali ile onu görmek için tekrar geneleve gider ama kadın ortadan kaybolmuştur. Madam Genevieve yani Hannah aslında kim, neden böyle bir şey yaptı, Grace’in durumu gerçekten bu kadar çaresiz mi ya da sonrasında başına neler geliyor kitabı okurken cevaplarını bulacaksınız. Kitabı kesinlikle bir iki yerinde hata bulsam da akıcı çevirisi kurtarmış diyebilirim. Onun dışında karakterlerin her ikisinin de mantıklı nedenleri vardı ve bu nedenleri ile aptalca uzatmalar yapmamaları oldukça hoşuma gitti. Arka planda karakterlerimiz ile uğraşan bir kötümüz olsa da genel olarak çiftimize yoğunlaşılmıştı. Bataklık Meleği bu kitabın devamı olarak sayılabilir çünkü Hannah’ın hikayesi. Sözü geçen sapkın Lord ile bağlantısı ve ipucu verilen geçmişinden sonra kendisi oldukça merak ettiğim bir kişi oldu.
Baskı: İntikam Maskesi (Maiden Lane, #5)
Bekleye bekleye hal olduğum serilerin başında gelir Maiden Lane serisi. Özellikle kitapların sonun yer alan bir sonraki kitaba dair ufak bir bölüm ile. Yorumuma geçmeden önce söyleyeyim her ne kadar karakterler farklı olsa da arka planda yer alan olaylar ve karakterlerin bağları yüzünden sıralı okunmasına öncelik verilmesi gerekiyor görüşündeyim. İntikam Maskesi serinin beşinci kitabı. Baştan okuyacaklar ya da okumayanlar için geçmiş kitaplardan spoiler içerir gibi bu yorum yani. http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/06/intikam-maskesi-maiden-lane-5-elizabeth.html
Baskı: Bir Çapkını Baştan Çıkarmanın Dokuz Yolu (Love By Numbers, #1)
Bir Çapkını Baştan Çıkarmanın Dokuz Yolu oldukça eğlenceli bir anlatıma sahipti, beklentimden fazlasını aldığımı söyleyebilirim. Yazarın daha önce İntikam Ateşi kitabını okumuştum fakat sıralama olarak bu seri daha önde diyebilirim. Ki o kitap da gayet güzeldi seri ile bağlantısını öğrendikten sonra ise ayrı bir tadından yenmez olacak tekrardan okurken. Leydi Culpurnia, artık evde kalmış bir kız kurusudur. Toplumun ona dayattığı biçimde balolarda ve davetlerde hep bir köşede oturur, arzuları o yönde olmasa bile. Uzun süre bu bastırılmışlık ile yaşar ta ki kız kardeşinin nişanlısı ile konuşmasına kulak misafiri olana dek. Yanlış anlamayın tamamıyla iyi niyetli bir konuşma ama Callie kendisi hakkındaki gerçeklerin yavaş yavaş farkına varır ve sarsılmaz duvarlarının dışına çıkmaya karar verir. Yorumun devamı için http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/06/bir-capkn-bastan-ckarmann-dokuz-yolu.html#more
Baskı: Darmadağınık (Tangled, #2)
Karmakarışık kitabında aşklarını doludizgin yaşamaya başlayan çiftimizin ilişkilerinin ikinci yılını da devirmiştir. Bu süre zarfında her şey mükemmeldir tabi. Ta ki, Drew, birden her şeyi darmadağınık bir halde bırakana dek. İlk kitapta ne kadar sevdiysem kendisini, bu kitapta bir kaşık su içerisinde boğmak istedim. Anlatıcının bu sefer Kate olmasının da faydası var elbette. Devamı http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/05/darmadagnk-tangled-2emma-chase-kitap.html