
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Gece Yarısı Külleri (Gece Yarısı Nesli, #6)
Lara Adrian ve Gece Yarısı serisi, favori fantastik serilerimden biri kesinlikle. Kitap genel olarak düzen adı verilen vampir grubu ile onların Issızlar ve Dragos'a karşı verdikleri savaşı anlatıyor. Andreas beşinci kitapta tüm ailesini ve sevdiklerini kaybettikten sonra intikam arayışı içerisinde, özel gücünün ölümcüllüğü ile sorumluları tek tek avlamaktadır. Bunlardan biri de Wilhelm Roth'dur. Herkesi teker teker öldürüp geriye bir tek o kaldığında, yerini bulmak amacıyla karısını bulmaya gider. Ve o da Claire'dir. Andreas'ın eski aşkı. Soy eşleri ile vampirlerin özel güçleri beni her anlamda büyülüyor. Bu güçler anneden çocuğa geçiyor yani Andreas'ın yeteneği annesinden geliyor. Andreas'ın mükemmel yeteneği şimdilik saklı kalsın ama Claire'in özel gücü rüyalara girebilmek. Arka perde de ise kadim olanı ve Dragos'u bulma çalışmaları son hızla devam ediyor. Kitabın sonunda, serinin seyrini komple değiştirecek olan küçük bir kısım var. Bazıları çok büyütme diyebilir ama bence bu yapılan deneyleri tamamıyla etkileyen bir şey oldu. Yepyeni bir sorun gün yüzüne çıktı. Kitapta aşk mükemmel ilmeklerle işlenmişti. Tempo bir an olsun düşmüyor. Hiç sıkılmadan okudum. Serinin devamında neler olacağı konusunda en ufak bir fikrim yok. Yayın evi umarım en kısa zamanda yeni kitabı çıkarır ve okuruz. Bana göre Türkiye de çıkan sayılı sayıda vampir serilerinden en elit ve okunabilir olanıdır.
Baskı: Devrimin Kızı (The Book of Ivy #2)
Güzel bir serinin daha sonuna geldik. Yazar üçleme yapmayarak iyi yapmış bence. Kitabın temposu genel olarak beklediğim gibiydi. Biraz spoiler olabilir ama karakterin ölmeyeceğini hepimiz biliyorduk zaten. Asıl soru nasıl kurtulacağıydı. Biz de bunun cevabını Ash ve Caleb'dan aldık. Ivy'nin babasının ve diğerlerinin de dediği gibi çitin dışında hayat mümkün değil, gidersen kısa sürede ölürsün tezi karalandı. Gerçi teknik olarak, onlar Ivy'i bulmasaydı kendisi zaten ölmüş olacaktı. Tempo ilk başlarda ağırdı, çevirisi de gayet güzel olduğu için hayatta kalma savaşının içinde buldum kendimi. Kitabın ortalarını geçtikten sonra aksiyonun dozu iyice artıyor. Bu aksiyon tabi ki Westfall'da. Kahramanlarımız oraya doğru, yanlarına öncelerden sürpriz bir şekilde gelen, benimde en sevdiğim karakter olan Bishop ile beraber yola koyuluyorlar. Tabi onun gelmesine şaşırdık mı? Ben şaşırmadım. Gerçekten aşkını yaşayan kitap karakterlerden bu kitabın hödüğü ve sizin saçlarınızı sinirle yolmanıza sebep olacak kişi Ivy. Eğer distopya türüne giriş yapmak istiyorsanız. Bu seri kurucunun kızı ile başlıyor. Şiddetle tavsiye ediyorum her ikisini de. Ayrıca cildi, kapak tasarımı da tadından yenmez. Bu arada bu yorumun aynısını, bookstagram hesabımda kendi çektiğim görsel ile bulabilirsiniz. Oraya da beklerim ; dilarabook
Baskı: Koruyucu (Return of the Highlanders #1)
Dört İskoç Savaşçı'sından Ian'ın anlatıldığı ilk kitabı çok beğendim. Sırf konusu için bile alıp okunacak bir kitap. Akıcı ve sürükleyici.Tarihi aşk romanı severlere duyurulur! Sileas, küçük bir çocukken bile Ian'ın peşinden hiç ayrılmaz. Onu kitabın adından da anlaşılacağı üzere koruyucusu olarak görmektedir. Nitekim başı belaya girdiğinde sığındığı limanda odur fakat yanlış anlaşılmalar sonucu, Ian bu küçük kız ile evlendirildiğinde öfkesine hakim olamaz ve dört arkadaşı ile beraber savaşa gider. Döndüğünde ise çok farklı bir Sileas bulacaktır. Yan karakterleri, serimizin devam karakterleri kesinlikle okuması çok eğlenceli bir şekilde yazılmışlar. Normalde seçerim mesela şunu şunu daha çok merak ediyorum başına neler gelecek diye. Ama bu algım, koruyucu kitabı ile beraber yıkıldı. Hepsini merak ediyorum. Çıktıkları zamanda koşa koşa gidip alacağım.
Baskı: Başmeleğin Öpücüğü (Lonca Avcısı, #2)
İlk kitabın basımının üzerinden çok çok uzun zaman geçmişken güzel bir haber geldi! Seri devam ediyor üstelik yeni bir yayıneviyle. Bu seride karakterler oldukça bol kullanılmış. Hepsi birbirinden değişik, yırtıcı ve egzotikler. Vampirler bildiğimiz tehlikeli yaratıklar ama bunun yanında melekler hiç de masum ve 'melek' gibi değiller. Seri, meleklerin, melek efendileri tarafından kontrol edilen vampirlerin, bunlardan haberi olan ve baş meleklerin bölgelerinde yaşayan insanları içeriyor. Yani bildiğimiz dünya ama insanların bunlardan haberi var. Bir gün şehrin üzerinde uçan melekleri görebiliyorlar, bunun yanında vampir kulüpleride var... Meleklerin Kanı kitabında Uram ile savaştan ölümcül şekilde yaralanan Elena, gözlerini bir melek olarak açıyor tabi onu dönüştüren Raphael. Üstelik binlerce yıl sonra dönüşen ilk melek. Arka planda Lijuan'ın ölüleri kontrol etmesinden kaynaklı olaylar ilerliyor. Düzenlediği bir balo var, Raphael sevgilisinin bu baloda kendini savunmaya hazır olabilmesi için onu oldukça yoğun bir eğitime sokuyor. Henüz yeni dönüşen Elena bu sürece bebek adımlarıyla başlıyor tabi... Ve olaylar sadece bununla da sınırlı değil. Kitabın sonunda aslında kim olduğunu öğrendiğimiz bir kötümüz daha var. O olabileceğini hiç tahmin etmiyordum. Spoiler olmaması adına neler yaptığını söylemiyorum ama oldukça sinir bozucu ve baş meleklerin hiç bir şekilde ihlaline kayıtsız kalmayacağı bir suç da aralarında. Elena'nın geçmişine diğer kitaptan daha detaylı bir şekilde iniyoruz. Hala açığa çıkmayan şeyler var tabi onları diğer kitapta okurum umarım. Babasıyla bir buluşma bekliyorum diğer kitapta New York'a dönecekler. Umarım şu kendini beğenmiş adamın biraz olsa kendine geldiğini görürüm. Raphael Elena aşkı bu kitapta son sürat devam ediyor tabi Raphael daha sahiplenici daha tehlikeli ve ölümcül. Onunda ailesi hakkında ufak tefek şeyler öğreniyoruz ve diğer yedili hakkında da. Onun da acaba yaşlılıktan kaynaklı, eski dostu gibi olacağı günler de gelecek mi? Elena bunun olmasına izin vermez fakat her şeyi her zaman kontrol edemeyiz diye düşünüyorum... Kitap bittiğinde, kendimi o kadar kaptırmışım ki teşekkür kısmını okurken bunlar kim ne oluyor neredeyiz dedim bir an. Üzücü bir andı benim için :/ Tavsiyem serinin devam kitaplarını komple almanız ve öyle okumanız. Yazar okuyucuyu seriye bağlamayı iyi biliyor. Şaşırdığım bir şey ise kullanılan bazı kelimeler. Okuyanlar anlar yabancı bir kitapta geçmesini beklemediğim kelimelerdi serinin havasını bozmamışlar ama bir tuhaf buldum. Yine de çok önemsenecek bir şey değil. Serinin yeni baskısı ve yeni kapakları, tasarımı, çevirinin büyük ölçüde ki akıcılığı kitaba 10 vermemde hiçbir şekilde tereddüt ettirmiyor. Bence kapaklar orjinalden daha güzel olmuş .Artemisten çıkan ilk kitabın kapağı da güzeldi ama bunlar oldukça egzotik olmuşlar.
Baskı: Gece Yarısı Tuzağı (Gece Yarısı Nesli, #5)
Olayların hız kesmeden devam ettiği yeni kitap okundu bitti! Lara Adrian bence fantastik anlamında değeri görülmeyen yazarlardan biri. En azından ülkemizde. Gece yarısı külleri de elimde ona da yakın zamanda başlayacağım ama yeni kitabı uzun zamandır çıkmadı. Umarım yakın zamanda çıkar. Nikolai, ilk nesil vampirlerden Sergei Yakut'u bulmak üzere malikaneden ayrılmıştı en son. Amacına ulaşıyor tabi ama gördüğü karanlık şeyler hiç beklemediği şeyler oluyor. Sergei, kadimler kadar acımasız biri, kısa süre de bir sürü kirli işlerini görmesine rağmen, il nesil olduğu için hiçbir şey yapamıyor. Buna onu öldürmek de dahil. Tabi öldürmek istemesinin nedenlerinden biri de Sergei'nin soy eşi olduğunu anladıktan sonra 2 yıl boyunca alıkoyduğu Renata. İlk karşılaşmaları tabi oldukça dişli olduğunu gösterdi ama ilk nesilden birine ne kadar karşı koyulabilir? Üstelik Sergei kadının kanını içiyor kaçmasın diye. Kaçtığında da bulabilmek için. Kitapta Dragos'un, hainlerden birinin, Lex'in ve özellikle başına gelenlerden sonra meraktan çatlatan Andreas'ın da bakış açıları var. Ben Sergei'nin de olmasını isterdim. Bu kitaptan önce kendilerinden söz ediliyordu ve benim aklımda oldukça farklı bir karakter vardı. Adamı ne hayal ettim ne buldum. Mira ve Hunter ise bana göre çok iyi ikili olurlardı ama işler çok farklı olacak. -Huyum kurusun gittim ve 2929 kitabı çıkan serinin karakter bilgilerini okudum maşallah bir spoi bir spoi ama mutluyum.- Şu kadimle işler nerelere gidecek çok merak ediyorum. Çocukları gibi değil tam anlamıyla vahşi ve dürtüleriyle hareket ediyor. Belki aslında öyle olmayacak benim umudum o hapisten düzen(yoksa birlik miydi? Şu Lucan'ın lider olduğu)tarafından kurtarılması sonra gelsin olaylar olaylar. Dragos eğer kadim tarafından katledilirse yüzümde belirecek ifadeyi şimdiden hayal edebiliyorum yani bence başka kimseye düşmemeli o iş. Fantastik seviyorsanız ve yeni bir seriye başlamayı düşünüyorsanız şiddetle öneririm! Epsilon yayınları bu kitapları çıkarmak konusunda naz yapıyor ama beklemeye değer...
Baskı: Kurucunun Kızı (The Book of Ivy #1)
okuduğum ilk distopya kitabı olarak eğer diğerleri de bu kadar iyi ise çok şey kaçırmışım. Benim gibi hiç okumadıysanız giriş için güzel bir kitap olur.
Baskı: Kalbin Gölgesi (Maiden Lane, #4)
Bu seriye de Elizabeth Hoyt'a da bayılıyorum. Maiden Lane uzun zamandır keyifle okuduğum bir tarihi roman serisi. St Giles sokaklarında geçen aksiyon, hayaletler, aşk, tutku ve ihanet. Kahramanımız Winter 3. kitabın sonunda, kız kardeşinin kocasını darağacından kurtarırken yaralanıyor ve gözlerini Leydi İsabel Beckingall(doğru yazmamış da olabilirim)'ın evinde açıyor. Isabel yetimhanenin bağışçılarından biri. Tabi maskeyi tam çıkaracakken Winter uyanıyor. Evet, hayalet o. Arka planda çocuk kaçırma olayları yaşanıyor. Özellikle kız çocukları. Winter bir ipucu üzerine sosyetenin arasına katılmaya ikna oluyor. Tabi bunun içinde Isabel'den ders alıyor. Erkek karakterimiz diğer kitaplarda çok ciddi bir adamdı. Ben ondan bu şekilde tutkulu bir aşık beklemiyordum. Isabel ise daha tereddütlüydü. Winter onu hiç sıkılmadan yavaş yavaş ikna etti evliliğe. Yan karakterlerde oldukça eğlenceliydi. Isabel'ın baktığıi kocasının metresinden olan oğlu Christopher şeker bir şeydi yetimhane de ki haylazlıkları iple çekiyorum. Ve Lord d'Argue, Adam Rutledge... Ben bu adamı okumak istiyorum arkadaş! Ama sanırım kitabı yok. Onunda en yakın arkadaşı kitapta öldürülüyor ve bu yüzden hayaletin peşinde. Margaret, yani diğer kitabın kadın kahramanı bu kitapta oldukça çok zor şeyler yaşıyor. Sonraki kitap çok heyecanlı olacak. Ve godric st. John, evet o da hayaletlerden biri.
Baskı: Gece Yarısı Çığlığı (Gece Yarısı Nesli, #4)
Gece yarısı nesli serisini uzun zamandır okumuyordum. Rio'nun bedensel yaraları her ne kadar kendini toparlasa da yine de çok fazladır ve psikolojik açıdan da hiç iyi değildir. Yorumumda spoiler olacak o yüzden hiç niye uyarmadın demeyin. Dylan Alexander bir gazeteci ve arkadaşlarıyla gezintisi sırasında bir kadının ruhunu görüyor. Kadın ona adamın çok acı çektiğini kurtarmasını söylüyor ve onu bir mağaraya yönlendiriyor. Bu mağara ise Kadimlerden birinin mezarı. Rio aklını kaybettiğinden aylarca orayı kapatmıyor. En sonunda tam da mağarayı kendi içerisindeyken patlamaktan emin olduğunda kadın kahramanımız içeriye giriyor. Olaylar sonucunda Dylan fotoğraflarla kaçmaya başladığında Rio ölmekten vazgeçerek, fotoğrafların türünün sonunu getirebileceğini bilerek peşinden gidiyor. Andreas Reichen ile bu kitapta da karşılaşıyoruz kendisini son derece merak ediyorum. Kadim hakkında çok şaşırtıcı gelişmeler oluyor. Ve bir de Rionun adı gerçekten Rio değilmiş çok değişik bir şey yani okuyan anlar. Eva hakkında çok kötü düşüncelerim vardı ama bu kitapta yaptıkları ve Dylan'a son kez görünüşü, üzüldüm kadına ne olursa olsun. Güzel bir seri, güzel bir kitap. Keyifle ve oldukça hızlı bir şekildr okudum.
Baskı: Reseph-Mahşerin Dört Atlısı #4
Ve geldik mahşerin dört atlısının çıkan son kitabına.. Tabi seri reaver ile devam ediyor ama ne zaman okuruz bilinmez. Ve yorumum bol spoiler dolu söyleyeyim. Thanatos'un sonunda Reseph'i ölmüş ama reaver tarafından aklı silinip geri döndürmüş olarak okumuştuk. Bir takım dönen dolaplar sonucunda Reseph'in bedeni Jillian'ın arazisinde beliriyor. Tabi kızımız bırakır mı orada alıyor evine götürüyor sonra gelsin olaylar olaylar. Salgın'ın alaşağı edilmesinden sonra iblisler dünyasında sular duruluyor ama Reseph'in yaşadığı kısa süre sonra hem insanlar hem doğaüstü varlıklara yayılıyor. Lilith'in ölümünden sonra babalarının kim olduğu açığa çıkıyor. Bunun ardından bir savaş, Harvester ve Reaver ile alakalı birçok sır meydana çıkıyor. Sonu ise Reaver kitabını oldukça merak ettirecek şekilde bitiyor. Arunas yakın zamanda çıkacak dedi ama bakalım bekliyoruz. *** "Duvara konuşurum," dedi dudaklarına. "Pencerelere konuşurum, şömineye. Hatta lanet olası halıya bile konuşurum. Ama eninde sonunda sana ulaşacağım ve sen de dinleyeceksin" -Reseph
Baskı: Thanatos - Mahşerin Dört Atlısı #3
Seri kesinlikle karakter ve olaylar bakımından çok zengin. Şimdi Demonica serisi var bu seriden önce. Oradaki karakterleri ise sık sık bu kitapta gördük. Aegis, yeraltı hastanesi vs. Onlardan önce bu seri çıkınca biraz anlam kargaşası yaşadım. Kitap çevirisinde birkaç hata gözüme çarptı. Bir de karakterlerin anlatımlarına geçerken yıldızla ayrılsaymış iyi olurmuş. Birkaç sayfayı yeniden okumak zorunda kaldım bu tabi olay örgüsüyle alakalı değil. Fiyatı uygun olan çok güzel bir seri. Hepimizin bildiği gibi 2. kitapta gayet tuzağa düşürülmüştü bu adamımız. Regan her ne kadar pişman olsa da Aegis bildiği tek aile ve onu kaybetmemek için bunu yapmayı tercih ediyor. Kitapta kıyamet son hızla gerçekleşmeye doğru ilerliyor. İhanetler had safhada. Biraz spoiler olacak ama nihayet Aegis'in tam anlamıyla kendini belli etmesine sevindim. Kyrian, Regan ve diğerlerinin daha düzgün bir Aegis versiyonu kurmalarının zamanı gelmişti. Bir de bayağı bir kişi öldü bu kitapta. Özellikle cehennem köpekleri. Valla en çok onlara üzüldüm. Aşk olsun, savaş olsun, gizem olsun bence temposu hiç düşmeyen bir kitaptı. Güzel bir seri. Türünden hoşlananlar kesinlikle okumalı.
Baskı: Gecenin Öpücüğü (Dark Hunter #5)
Seri her yeni kitapta kendini aşıyor ve olaylarda bir o kadar derinleşiyor. Wulf'u açıkçası pek merak etmiyordum kitapta fazla yoktu ama kesinlikle yanlış düşünmüşüm duygularını okumak çok güzeldi. Garip bir laneti vardı. Bu tabi müdehalelerle Cass'a işlemedi. Bir önceki kitapta olaylara bu kadar dahil değildik ama hem Zarek'i hem de Julian, Kyrian, Talon'u görmek iyi oldu. Açıkça söylemek gerekirse kitap boyunca Daimon'ların yaptığı şeyin çok absürt olduğunu düşünmüyorum bence absürt olan tanrılar ve onların kibirleriydi. Koca bir ırk lanetlendi ve insan olarak hem kitap hem de gerçek dünyada onlardan çok daha kötü insanlar aramızda dolaşıyor. Apollit ve Daimonlar hakkında çok şaşırtıcı şeyler vardı kitapta. Acaba bunları Ash biliyor mu diye düşünüyorum da büyük ihtimalle biliyordur. Ayrıca bir de onun güçlerinin sınırı tam olarak ne olduğu, açığa çıkmayı bekleyen çok şey var ve biz büyük ihtimalle pegasusun bu hızıyla okuyamadan öleceğiz. Wulf ve Cassandra aşkını yazar ilmek ilmek dokumuş. Cass'in öleceğini bilmesi, Wulf'un çaresiz olması. Adam hayatında ilk defa bu şekilde aşık oluyor ama sevgilisi 27. yaş gününde ölecek. Soyu ve karanlık avcılar dışında onu hatırlayabilen tek kadını kaybedeceğinin psikolojisi. Yan karakterler oldukça renkliydi her zamanki gibi Urian karakterini çok sevdim umarım yazar onun içinde bir şeyler planlar. Çiftin diğer çocuklarını da okumak için sabırsızlanıyorum.
Baskı: Şeytanla Dans - (Dark Hunter #3)
Bu yazarın Zarek'i hayal ederken ilk başlarda bir garez duyması durumumu var anlamadım. Adam resmen acının ötesinde şeyler yaşamış. Bunca zaman kendini öldürmemiş sırf zevk almasın düşmanları diye. Onun üstüne şu anlık tanımıyorum kimseyi. Alaska da geçirdiği yalnız tam 900 küsür yıl, bir de bir bölüm vardı Acheron o ve diğer karanlık avcılarla geçmişte yaşanan. Acheron bu aralar Artemisin her dediğini yapsada Zarek için orada öyle yapmayacaktı. Karanlık Tutkular uzun bir kitaptı. Bir sürü olay vardı. Ama bunun yanında bu kitapta en azından daha sakindi. Uykusuz geceler gibiydi. Ben bir Valerius ve Zarek karşılaşmasını beklerdim. Valerius'un neden avcı olduğunu da çok merak ediyorum kitap çıkana kadar ohoo Ayrıca Simi ve Sahsa siz ne tatlı şeylersiniz öyle. Şimdi bir de Acheron'un ebeveynleri durumu var ki gecenin öpücüğündeki açıklamalara rağmen bana bayağı karışık geldi bir iki kısım aydınlatan olursa sevinirim. Orada da değineceğim zaten. Ve Artemis... Şu tanrıçanın ölmesini merakla bekliyorum son bölümlerde attığı bomba ile pislik kadın -,- Fantastik severlerin kesinlikle okuması gereken bir seri diyorum son olarak. Evet geç çıkıyor ama yine de değer.
Baskı: Karanlık Tutkular (Dark-Hunter, #2)
Seri her yeni kitabıyla çıta yükseltiyor. Bu kitapları peş peşe okumak gerçekten çok zevkli. Seri 23. kitaba mı ne geldi olaylar olaylar biz geri kaldık maalesef. Sunshine ve Talon aşkını okurken hiç keşke şöyle olsaymış dediğim bir anım olmadı tam hayallerimdeki gibiydi. Valerius her ne kadar nefretlik bir karakter olsa da ne bileyim sevdim kendilerini. Diğer yan karakterlerinde bakış açılarına yer verilmişti. Zarek ise kesinlikle favorim. Bütün karanlık avcılar aşık olup ruhlarını alacak bu gidişle soyları tükenir bunların yakında :P
Baskı: Bir Çapkına Vuruldum (School For Heiresses, #1)
kitabın adı bence kesinlikle Amelia için geçerliydi çünkü Lucas öyle çapkın bir insanda değildi hani. Gayet keyifle okuduğum bir roman oldu özellikle Amelia'nın Lucas'a bir şeyler çaktırmamak için yaptığı şeyler bana eğlenceli geldi. Sara ve Kingwood'muydu neydi onlara ne oldu çok merak ediyorum keşke yazar onların gözünden de bize bir iki bölüm sunsaydı belki onlarında hikayelerinin kitabı vardır. Varsa da biz hiç okuyamayacağız galiba serinin ilk kitabının üzerinden yıllar geçmiş ama ikincisi ortalıkta yok. İki galiba Venetia'nın bu yüzden sabırsızlıkla bekliyorum inşallah bir an önce çıkarda okuruz.
Baskı: Öpüşünde Saklı (Bridgerton, #7)
Bu seriyi çok seviyorum Lady D'i ayrı bir seviyorum. Son kitapta umarım bütün Bridgertonları bir arada görürüm.
Baskı: Aşk Yuvası
Aynı evde gerçekleşen 3 farklı hikaye. Hepsi peş peşe. Bu sayede Anne ve Hawthorne'u her hikayede gördük. Hepsi çok fazla uzatmadan gayet güzel bir şekilde bitti. Kadınlar bu kitapta cüretkar olan taraflardı :) Dili sadeydi, kitap akıcı ve çevirisi çok güzel gözüme çarpan bir hata olmadı. Biraz Harlequin kitapları tadında. Entrikanın ve yanlış anlaşılmaların çok olmadığı bir tarihi aşk romanı arıyorsanız sanırım bu ender romanlardan. Tabi kendi çapında bir entrika ağı var ama saç yoldurtmuyor okurken.
Baskı: Gecenin Prensi
Aslında alışık olduğumuz tarihi aşk romanlarından farklıydı hem kadın hem erkek karakter hem de karakterlerin içinde olduğu olaylar. Mesela bu kitapta bir cinayet vardı ama bunu yapan soylu bir seri katil yerine din ile koca kasabayı ve dışarıdaki insanları manipüle eden birine karşıydı. Sonradan zaten onu bağladılar ama mesela o sahneleri gerçekten heyecanla okudum bence yazar gerilim kitaplarında da başarılı olabilir. Evet dediğim gibi karakterler çok farklıydı kadın bu sefer her seferinde aşk ilanını reddeden taraftaydı kabul etmeyen, bazı durumlarda sinirimi bozdu yazarın S.T.'yi bize anlattığı kadar onu anlatmadığını düşünüyorum. Duygu anlatımında eksik buldum kadın karakterin bakış açısını. Kitabın ise olay örgüsü aslında durağan olmasına rağmen dikkat çekiciydi ve Nemo adlı kurdun başına bir şey gelecek diye ödüm kopa kopa çevirdim sayfaları. Son 3 bölümde falan yalpalamış yazar. Bana bağlayamamış gibi geldi sen böyle yaptın ben böyle tamam tamam dendi ve gitti yani beğenemedim halbuki çok büyük beklentimde yoktu.
Baskı: Aşka Davet (Windham, #4)
Serinin ilk kitabından daha akıcı bir çevirisi vardı bana göre. Konusu da oldukça hoştu ama serinin birinci kitabından sonra dördüncüyü niye başka bir yayınevi çıkardı anlamadım en azından martı neden 2. kitabı çıkarmamışta 4 e atlamış. Dük ve düşesin sanırım iki kısa hikayeleri var ayrı olarak keşke onlarıda okuma fırsatımız olsaydı ki olmayacak kesin bence. Serinin 2. ve 3. sünü geçtim bir umut 5. yi bekleyeceğim. Arada bir bu kimdi diye -ki maalesef diğer kitaplar çıkmadığından dolayı- durup bakmasaydım daha iyi bulabilirdim belki de.
Baskı: Benim Yerim Senin Yanın (Crown's Spies, #4)
Julie Garwood'u severek okuyorum ama karakterlerin diyalogları tepkileri falan artık tekrar ediyor gibi geliyor.
Baskı: En Karanlık Yalan / Karanlığın Efendileri 6. Kitap
Gönlümün kahramanının kitabı bir sonraki olsa da bu mükemmeldi ve farklıydı. Yani ben bu kitapları bir oturuşta yutmaya alışmışım Gideon aslında ne dedi yanlış anlamayayım diye yavaş yavaş okudum. BOL BOL SPOİLER Şu Rhea'nın ölmesini dört gözle bekliyorum. Adını yazmaya üşendiğim sürtük kız kardeşi yüzünden canım Scarlet ne acılar çekmiş yani kadına az bile yaptı Scar. Öte yandan iblisler bedenden ayrıldılar aslında sevgililermiş Kabus ve yalan acaba nasıl ölmedi bu ikisi çok merak ediyorum. Ve her ne kadar ana kötülerimizden olsa da ben bu Galen'e üzülüyorum ya. Belki seride taraf bile değiştirmiştir ama kitaplar gelene kadar asla bilemeyeceğiz. Legion onun sayesinde toparlansa falan güzel olurdu. Ayrca bir de Amun ve Bianka akraba sayılırlarmış bunu büyük ihtimalle anlattılar Biankanın kitabında ama ara hikaye olduğu için maalesef biz okuyamıyoruz keşke çıkartsalar yani sonuçta 30 lira tam tamına yazarı sevmeme ve kitabı dört gözle beklememe rağmen acıdım arkadaş yani 25 liraya tamam da bu serinin ilk kitabı 20'ydi. Okurlar bu kadar bekletilmesin o zaman madem 30 alacaklar. Olan var olmayan var internetten falan sipariş etmedim çıktığını bilmiyordum ama internetten edemeyen insanlarda yok değil. Ayrıca Strider yani canım Amun'un sevgilisine fazla yürüme istersen inşallah platonik falan yapmazlar bu garibanı. Sienna da en son kalkmaya hareketlendi ama gitmesi inşallah 2 kitabı falan bulmuyordur dokuzuncu kitap onların sanırsam. Ayrıca aslında zalim olanın teknik olarak Kronos olması gerekirken Rhea'nın bu kadar zalim olması yani kızına senin oğlun öldü ilizyonu yaratmış Kron söylemese haberi olmayacak. Onlarda birbirlerine bağlılarmış gerçi sanırım 9 a kadar ya da 9 da ölecekler bilmiyorum bir yerde okudum ama hangi kitabın yorumuydu hatırlamıyorum kesin sevdirip öldürecek yazar.
Baskı: Bir Avuç Aşk (Warenne Dynasty, #4)
Devlin bu güne kadar okuduğum en inatçı en dövülesi en sinir erkek karakter kesinlikle. Virginia ise tam tersi onu her şeyi ile kabullenen ve sevmeye devam eden biri. Kesinlikle Devlin yerlerde daha uzun süre sürünmeliydi. De Warrene serisinin dördüncü ama bizde birinci kitabı. Gönülçelen var ilk o da orta çağ romanı. Biraz okumuştum kesinlikle o kadar hafif değildi. Dönemin sert şartları hiç çekinilmeden yansıtılmıştı farklı bir kitaptı ama bu kitabın içerisindeki şartlar diğer dönem kitaplarından farksız değildi. De warrene ailesinin üyelerinin kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum. Cliff, Rex, Eleanor ve onun Devlin'in kardeşine olan aşkı. Sean abisi gibi bir karakter olmaz inşallah. Yazar yarattığı karakterlerle-evet Devlin'e rağmen- sanırım Elizabeth Hoyt ve Julie Garwood'dan sonra yeni favorim oldu.
Baskı: Gece Yarısı Uyanışı (Gece Yarısı Nesli, #3)
Kargo gelir gelmez kitabı elime aldım ve bitirene kadar soluksuz bir şekilde okudum. Aslında ne yalan söyleyeyim ben bu kitabı çok büyük beklentiler içerisinde bekliyordum, çok fazla şey umuyordum. Onların aşklarının biraz daha ne bileyim yavaş bir şekilde gelişmesini umardım ne bileyim her şey çok hızlı oldu ki bunda, Elise'in savaşçılara getirdiği günlük benzeri defterinde katkısı büyük. Kitapta her şey çok hızlı gelişti. Daha kalın bir kitap olmasını beklerdim sonuçta bir çok kilit şey yaşandı ve olaylar çok farklı boyutlara taşındı. Ve bu kitapta hayatımıza giriş yapan Andreas Reicen(yanlış yazmış da olabilirim) var. Onun kitabını da çok merak ediyorum. Ve Chase'i de daha okumamıza uzun yıllar var gibi yayınevi bu hızla devam ederse elimde baston varken kitabı okuma şansına erişeceğim.
Baskı: En Güzel Hediyem (Crown's Spies, #3)
Kadın karakterlerin bu kadar saf olmalarını pek sevmiyorum. Kitabın akıcılığı, dili, olay örgüsü bunlar tabi ki JG klasiği sıkılmadan zevkle okudum ama Sara'nın her şeyi affedip Nathan'ın tabiri caizse kollarına atlamasından ziyade Caine'in de dediği gibi biraz süründürmesini beklerdim. Hatta kitabın başından itibaren bunun hayaliyle sonlarını bekledim. Ve bir de okurken kaçırdım mı bilmiyorum ama Sara'nın annesi nereye kayboldu mesela anlamadım. Kız direk adamla eve gitti zaten Nathan o arkasını bile dönmeden malikaneden kaçtı ayrı tuhaf mesele. Onun dışında, Matthew'un muradını gördük darısı eğer yeni bir kitap daha çıkarsa Jimbo'nunkini de görmek.
Baskı: Saklı Şehvet (Maiden Lane, #3)
İlk kitaptan beri en merak ettiğim çift Mick ve Silence'dı. Hoyt bu kitapta aşmışta aşmış. Yazarın bu zamana kadar çıkan tüm kitaplarında favori erkek karakterim oldu Yakışıklı Mickey. Beklentilerimi sonuna kadar karşıladı. Sıradaki kitap Winter'ın. Umarım kısa zamanda okuma şansımız olur. Belki o kitapta Nell Jones ve Harry'nin aralarındaki kıvılcıma şahit olabiliriz. Sonu çok fena bir yerde bitti. Yazar diğer kitabı beklerken delirmemizi istemiş herhalde. Ve galiba bir değil birkaç tane St. giles hayaleti var. Üstelik birbirlerinden haberdarda değiller çete falan değiller yani. Yetimhaneyi özlemişim arada bir görmek güzel oldu. Sıradaki kitapta bol bol görürüz umarım.Ne diyeyim ki. Yazarın doruk noktasındaki serisi. Kendini aşmış kitaplar. Umarım diğerleride bu çizgide devam ediyorlardır. Karakterlerinden, hayvanlarına kadar seveceğiniz bir roman. Ki burada Lad'i okuyunca bir köpek sahiplenesim geldi. Kendisi Harry'nin kurtardığı bir dövüş köpeği ama Mick'in yatağına çamurlu ve lağım gibi kokarak girmeyi tercih ediyor. Onu delirtmesini okurken oldukça eğlendim.