Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Taş Uykusu
Minyatür bir şehir meydanı gibi değil midir belediye otobüsleri? Yerinde duramayan, bir duraktan öbürüne salınıp duran bir meydan ama... Dolup dolup boşalan, çoğunlukla tıklım tıkış... Her kesimden, birbirini tanımayan onca insan bu 'yürüyen kamusal alan'a biniyor ön kapısından, 5 dakikada bir - sanki otobüste hiç kadın yokmuş gibi - tekrarlanan 'ilerleyelim beyler!' serzenişleri eşliğinde birkaç adım atıyor atabilirse, otomatik kapının onu çarpmamasına dikkat ederek dikiliyor merdivenlerde, varacağı yere varınca da iniyor oturgaçlı götürgeçin ön ya da orta ya da arka kapısından. Çoğumuz için bir sıkıntı vesilesi ya da - nötr bir ifadeyle - bizi A noktasından B noktasına taşıyan bir araç olsa da belediye otobüsleri, A ve B arasında geçen süre, yolculuğun kendisi rengarenk değil midir aslında? ''Memleketimden İnsan Manzaraları''... Merak etmez misiniz onca insanın aklından nelerin gelip geçtiğini? Kuyruklarını birbirine değdirmeden dolaşan tilkileri? Düşüncelerini okumak istemez misiniz kimi zaman? Hikayeler uydurmaz mısınız kafanızdan? İşte tam da bunu yapıyor Aslı Tohumcu. Atlıyor bir belediye otobüsüne ilk durağından, mekana hakim bir koltuğa çörekleniyor ve başlıyor insanların düşüncelerinde dolaşmaya, onların iç seslerini bize duyurmaya. Temizlikçisi, öğrencisi, gazetecisi, emeklisi, yaşlısı, genci... Onların acıyla yoğrulmuş, şiddetle iç içe, cinnete meyilli hayatlarından yola çıkarak koca bir toplumun halet-i ruhiyesini gözler önüne seriyor. Tek bir umut ışığı bile sızmıyor onca insanın düşüncesinden. Öyle ki, okurken, 'Hiç mi mutlu insan yok bu ülkede?' diye sormadan edemiyorum kendime. Sormanın da bir anlamı yok aslında... Öyle olmadığı değişik kanallarla bize sürekli yutturulmaya çalışılsa da, hapı yutmuş, nereye toslayacağı belli olmayan koskoca bir otobüs bu ülke. ''Bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi!'' Tezer Özlü'nün dediği gibi... Ben maalesef öyle yapamamış olsam da, otobüste okumanızı öneriyorum ''Taş Uykusu'''nu. İlk duraktan son durağa kadar bitirebileceğiniz bir uzunlukta zaten. Tabii, okumayı bırakıp, etrafınızdaki yılgın suratlardan kendi otobüs hikayenizi yazmaya başlamazsanız... http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/08/asl-tohumcu-tas-uykusu.html
Baskı: Kalan
Leylâ Erbil, baş kahramanı Lahzen’in çocukluğundan başlayarak bu topraklarda yaşamış olanlardan kalanların izini sürerken kendi yaşam sürecinde hayatı paylaştığı ve artık ya yerin altında kalan ya da başka diyarlara göçettiklerinden buralarda kala(maya)n her dinden, her ulustan İstanbullunun yarattığı insani ve kültürel zenginliği acıyla ve özlemle gözler önüne seriyor. Kalan, bir insan ömrüne sığmış 6-7 Eylül’ü, 12 Mart’ı, Bahçelievler Katliamını, Kahramanmaraş Katliamını, 12 Eylül’ü, Madımak Yangınını yaşamış bir aydının hala dipdiri duran umudunu anlatıyor, okuyucuya umut ve direnç aşılıyor. http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/07/leyla-erbil-kalan.html
Baskı: Üç Başlı Ejderha
"Üç Başlı Ejderha", unutmamayı salık veren, günümüzün sakatlanmış insanını gözler önüne seren, okunması elzem bir kitap. Leylâ Erbil okumak, onu anlamaya çalışmak, işaret ettiklerini görebilmek, onun çok katmanlı yazınında yolunu kaybedip kaybedip bulmak eşsiz bir deneyim. http://oklapkutuphanesi.blogspot.com/2013/05/leyla-erbil-uc-basl-ejderha.html
Baskı: Tatar Çölü
Neler neler çağrıştırıyor, 20. yüzyılın önemli romanlarından biri olan ''Tatar Çölü''. Yaratılan bir düşman figürü, bununla motive edilen, korkutulan, sonucunda bayrağa selam vermeden uçup giden kuşa bile nefret kusan bir toplumu... Edilgen bir hayata, kendi inşa ettikleri kalelere sıkışıp kalmış, hapsolmuş insancıkları... Alışkanlıkların sağladığı kolaylıklara kendini bırakmış, ömrünün gözünün önünden kayıp gitmesine müsaade etmiş bizleri, her birimizi... Tüm bunların yanında, içimizde varlığını sürekli sürdüren cevheri... Umudu... O var olduğu sürece sürdürülebilen hayatları... Sorgu yargıcınız oluyor ''Tatar Çölü''. Daha ne kadar bekleyeceğinizi sorup sorup duruyor. Halbuki beklemeyince, korkmayınca özgürleşiyor insan. Tıpkı Kazancakis'in dediği gibi... http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/04/dino-buzzati-tatar-colu.html
Baskı: Parasız Yatılı
Kendisiyle yapılan bir söyleşide 'Kadın kahramanlarım, ötekiler ve o güzelim çocuklar ellerimden tuttular; birlikte yürüdük, yürüyoruz,' diyor Füruzan. Ve 40 yılı aşkın bir süredir yaşıyor ''Parasız Yatılı''. Soluk alıp veriyor, okundukça büyüyerek, çoğalarak. Boğazınızda bir yumru bırakarak... http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/04/furuzan-parasz-yatl.html
Baskı: Babam Aşkale`ye Gitmedi
Zaven Biberyan, odağına birbirine dokunmaktan bile imtina eden iki komşu aileyi alarak, yalnızları, cemaatleşen, cemaatleştikçe birbirine yabancılaşan iki halkı anlatıyordu ''Yalnızlar'''da. ''Babam Aşkale'ye Gitmedi'''de ise bireysel bir yalnızlaşmayı, kabuğuna çekilmeyi taşıyor sayfalara. http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/03/zaven-biberyan-babam-askaleye-gitmedi_29.html
Baskı: Şafak
12 Mart... Hem sanık hem de tanık Sevgi Soysal, böyle dillendiriyor yaşadıklarını... ''Şafak'''ta, sanıklıkla kol kola giden bu tanıklığı, 12 Mart olgusunu, bu olgunun toplum ve birey üzerindeki derin etkilerini yetkin bir biçimde yazıya döküyor. http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/03/sevgi-soysal-safak.html
Baskı: Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur
''Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur'''un hastalık nedeniyle öğrenimini yarıda bırakmış, askerliğini yaptıktan sonra annesinin ormanın kıyısına yerleşmiş evine dönen isimsiz kahramanı da uzun uzun yürüyor yanıbaşındaki ormanın içlerine dalarak. Çocukluğunda işittiği tüm tekinsiz hikayelere, ormanda dolanan, her şeyi bilen, her şeye tanık olan 'göz'e aldırmadan, doğanın sesine kulak vererek, ona sığınarak geçiriyor günlerini. Irmak boyunca yürüyor, ağaçların, yaprakların arasına dalıyor. Ormanın içindeki her varlıkla yoldaşlık, yarenlik ederek... Doğayla, onun insanı şaşkına çeviren karmaşık dinginliğiyle bütünleşerek... Sonunda da ormanda dolanan 'göz'le ve çocukluk aşkı Ceren'le göz göze geliyor. Ve düşle gerçeğin çoğu kez iç içe geçtiği bu masalsı roman, sadece kötü bir düş, bir karabasan olmasını dileyeceğiniz bir sonla nihayetleniyor. Ardında derin bir hüzün bırakarak... http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/03/faruk-duman-ve-bir-pars-huzunle-kaybolur.html
Baskı: Yanık Saraylar
Farklı kurgusu ve diliyle, görsellikle yoğrulmuş biçimiyle, kendini kolay ele vermeyen, yoğun imgeleriyle anlaşılması, takip etmesi zor bir kitap oldu benim için ''Yanık Saraylar''. Hatta zaman zaman beni öfkelendiren, anlayamamanın faturasını yazara yükleten cinsten... Nasıl olsa geleneksel biçimlere başkaldıran, beni deliler anlar, diyen; dünyasını yalnız aklını yitirmişlerle paylaşan, aşktan aklını oynatanlara, şizofrenlere, aşırı romantiklere ve aşırı sadistlere, delilere yazan bir yazar vardı karşımda değil mi? Topu ona atmak, 'bu ne biçim edebiyat?' diye çemkirmek ne kadar kolay! http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/03/sevim-burak-yank-saraylar.html
Baskı: Gâvur Mahallesi
Elimden tutup çocukluğunun Diyarbakır'ına, Hançapek'e yani "Gâvur Mahallesi"'ne götürdü beni Margosyan. Diyarbakır Ermeni cemaatinin son göç dalgasıyla sessiz bıraktığı Surp Grigos Kilisesi'ne, 4 dilin (Ermenice, Kürtçe, Zazaca ve Türkçe) birden konuşulduğu, artık yerinde belki de yeller esen bir eve ve bugün yok olmuş bir kültürel çeşitliliğin nefes alıp verebildiği zamanlara... http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/02/gavuru-gitti-mahellesi-kald.html
Baskı: Karanlığın Günü
Leylâ Erbil gibi edebiyatımızın yüz akı bir yazarın duyarlılığıya hem de 1983'te kaleme alınıp, 1985 yılında ilk baskısını yapmış bir roman, "Karanlığın Günü" sizi koca toplumun yaşadığı travmayla buluşturmaya gönüllü. http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/01/leyla-erbil-karanlgn-gunu.html
Baskı: Mutlu Moskova
Andrey Platonov... Komünizme ve Sovyet ideallerine inanan bir yazar olmasına rağmen, özellikle 1930'lu yıllarda yazdıklarıyla ve kollektivizme karşı kuşkulu yaklaşımı nedeniyle 'sakıncalı' sınıfına tasnif edilmiş, uzun süre yasaklanmış, yazdıkları basılmamış bir yazar. Platonov, tamamlamadığı, son noktayı koymadığı, KGB'nin 80'lerde arşivini açmasıyla gün yüzüne çıkan romanı ''Mutlu Moskova'''da, hem Moskova isminde, Sovyet devriminden sonra büyük yapısal değişimler, dönüşümler yaşamış bir başkenti, hem de anne ve babasını küçük yaşta kaybetmiş, verildiği yetimhanede içine doğduğu şehirle adaş olduğu ilan edilmiş, genç bir kadını, Moskova Çestnova'yı anlatıyor. Önlerine 'mutlu' sıfatını ekleyerek.. http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/01/andrey-platonov-mutlu-moskova.html
Baskı: Ankara, Mon Amour!
Bir dönem Ankara'da, özellikle de Yenimahalle'de yaşadıysanız, çocukluğunuz sokakta, mahalle arkadaşlarınızla uydurduğunuz oyunlarla geçmişse, üstüne bir de ODTÜ'de okuduysanız, sizi bir yerlerinizden yakalayacaktır "Ankara, Mon Amour!". Çok da bir şey vaat etmeden yapacaktır bu işi. Naif ve samimi diliyle, dostluğu ve aşkı anlatarak... İnsana dair - hem de hızla - unuttuğumuz ne varsa sayfalara sığdırmaya çalışarak... http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/01/ankara-mon-amour.html
Baskı: Ağlayan Dağ Susan Nehir
Çingeneleri anlatıyor Devecioğlu. Onların yalanla çoğalttıkları, ''işitilmedik bir dille yeniden kurdukları'' hayatlarını, capcanlı, rengarenk bir biçimde sunuyor okura. Naciye Abla ve çocukluğunu onunla geçirmiş genç bir kadınla... Doğrusal bir güzergah takip etmeden, geriye dönüşlerle, geçmişle günümüz arasında mekik dokuyarak... http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2012/12/aysegul-devecioglu-aglayan-dag-susan.html
Baskı: Cennetin Kökleri
''Cennetin Kökleri'' 1956 yılında Goncourt Ödülü'yle onurlandırıldı. Ancak bir kere kazanılabilecek bir edebiyat ödülüdür bu. Oysa Romain Gary "kendisi olmaktan sıkılınca" bu sefer Emile Ajar mahlasıyla "Onca Yoksulluk Varken"i kaleme alır ve 1975 yılında bu ödüle tekrar layık görülür. Böylece Fransa'da bu ödülü iki kere kazanmış tek yazar olur. http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2012/11/romain-gary-cennetin-kokleri.html
Baskı: Bin Hüzünlü Haz
Bana ''Bin Hüzünlü Haz'' neyi anlatıyor diye sorarsanız, cevabım bilmiyorum olacak. Olur da sormazsanız, bir şeyler bildiğimi iddia edebilirim kendi kendime. Ama, nasıl anlatıyor diye sorarsanız, Türkçenin sınırsızlığını gösterircesine derim. Devamı için: http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2012/11/hasan-ali-toptas-bin-huzunlu-haz.html
Baskı: Kefaret
http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2010/08/ian-mcewan-kefaret.html
Baskı: Yalnızlar
http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2012/10/zaven-biberyan-yalnzlar.html
Baskı: Tuhaf Bir Kadın
http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2012/10/leyla-erbil-tuhaf-bir-kadn.html
Baskı: Paris Düşerken
http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2012/10/ilya-ehrenburg-paris-duserken.html
Baskı: Ölü Deniz
http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2012/09/denizde-olmek-guzeldir.html