
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Sırf Bela
Kusturica sevenlere (fikrimce sevmemek mümkün değil ama) hitap edebilecek öyküler ... Kitabın kapağı anlamsız: Kusturica ile ilişkilendirilemeyecek kadar basit bir görsel, kel alaka olmuş! Zat-ı şahanenin büyülü, simgesel öğelerle dolu bir görsel şölen olan sinemasına, tarzına aşina değilseniz bu kitapdan keyif alır mısınız bilemiyorum. Bir tecrübe edin derim ama yine de! Öykücülüğüne, naçizane puanım 8. Sinemacılık : 10 üzerinden 11.
Baskı: Swann'ların Tarafı / Kayıp Zamanın İzinde (1. Cilt)
Proust? Bu kaç boyutlu bir algıdır ey zat-ı şahane?! Bu nasıl üstün bir ruhtur?!
Baskı: Toplum Böceği
Kelime oyunlarının had safhada olduğu, zekice tasarlanmış, mizahi yönü kuvvetli(yüksek sesle güldürmüştür), son derece orjinal öyküler. Bireyin sorgulama/muhakeme etme yetisini törpüleyen, bireyi zamana karşı anlamsız ve amansız bir yarışa sürükleyen, otomatik bir makine haline getiren modern- emperyalist otoriteye, kalıplaşmış toplumsal normlara ve ahlak anlayışına, 'yetişkinlerin dünyası'na eleştirel bir bakış. Müthiş keyif aldım. Özellikle, 'Bir Ergenlik Dönemi Tragedyası', 'Toplum Böceği' ve 'Afakanus' adlı öykülerinde, yazar, dilin ve yaratıcılığın sınırlarını zorlamış, beni kendisine hayran bırakmıştır. Bu kadar mükemmele yakın, bu kadar iyi olabileceğini düşünmemiştim. Mutlaka okunmalı, mutlaka!
Baskı: Entelektüel
" İster Batı'da olsun ister Batı dışında, entelektüele yönelik asıl tehdit ne akademiden ne varoşlardan ne de basının ve yayınevlerinin insanın kanını donduracak ölçüde ticarileşmiş olmasından gelir; ben asıl tehdidi profesyonelizm dediğim bir tutumda görüyorum. Profesyonelizmle kastettiğim şey, bir entelektüel olarak yaptığınız işi geçim kaygısıyla, sabah saat dokuz ila akşam beş arasında (bir gözünüzü saatten ayırmadan, öbür gözünüz devamlı profesyonel davranış standartlarına uygun davranıp davranmadığınız üzerinde) yaptığınız bir şey diye düşünmenizdir- denizi bulandırmamanız, kabul edilmiş paradigmaların ya da sınırların dışına çıkmamanız, pazarlanabilir ve öncelikle de 'prezentabl' olmak uğruna kendinizi 'aman bir tatsızlık çıkmasın da' diye düşünen, apolitik ve 'nesnel' biri haline getirmenizdir."
Baskı: Sonrası Kalır I
Puanlamaya kapalı olması gereken bir edebiyat mucizesi! Dildeki olgunluğu ve kusursuzluğu tartışmaya, konu etmeye dahi gerek yok. Yorum yapma erki bırakmıyor insanda Edip Cansever... Beni bitirmiştir! Beni darmadağın etmiştir! Sözcüklerle ifade edemediğim, yoğun bir şekilde hissettiğim, canlı, emsalsiz bir tecrübeyi yaşatmıştır. Duygularımı özgür ve doğal bir şekilde tepki göstermeye terk etmiştir. Meğer ne kadar eksikmişim Edip'den önce...
Baskı: Orientalism
Üniversitede, çok değerli bir hocam sayesinde keşfettiğim ve okumaya vakıf olduğum bir yazar, çok önemli bir akademisyen Edward Said (kaybetmiş olsak dahi, kendisinden 'geçmiş zaman' kullanarak bahsetmenin oluru yok). Esasında, böyle bir hocanın eserini yorumlama ve puanlama haddini kendimde görmediğimin altını çizerek, naçizane, şunu söyleyebilirim ki şark'ı ve batının şark anlayışını faydacılık felsefesi(utilitarianism) ışığında öylesine derin ve mükemmel bir şekilde anlatmıştır ki, bilgi birikiminin ne kadar paha biçilemez bir hazine olduğunu apaçık gözler önüne sermektedir. Haliyle, okunması zor ve zaman isteyen, kişiyi yan kaynak araştırması yapmaya zorunlu kılan bir eser. Gibbs'den Flaubert'e, Eski Mısır'dan Müslüman coğrafyasına- İslam kültürüne uzanan engin bir bilgi denizi...
Baskı: Cam Kırıkları
Erdal Öz; methini çok duyduğum, merak uyandıran bir yazardı benim için. Kitapdaki öyküleri, yazarın dilini ve bıraktığı lezzeti beğendim esasında ama Julio Cortazar'ın 'Mırıldandığım Öyküler' adlı eserinin hemen ardından okuyunca, ister istemez bir kıyaslama içine girdi beyin ve Mırıldandığım Öyküler'den sonra Cam Kırıkları kesmedi pek, güdük kaldı. Yazara bir serzeniş değildir bu, asla! Öyküler bana sahip olamadı ... Zamanlama hatası!
Baskı: A Fez of the Heart: Travels around Turkey in Search of a Hat
Baskı: Underground Otopark
"Sarp içsesimin ifadesi, kışkırtacak erguvanı bir daha: Arzunun içinde bütün hayvanlarıyla çığlık çığlığa yanar bir hayvanat bahçesi. Bağlantılar ve dilsel göstergeler çok açık: Ters tümörün kalbi çalıntıdır, şiirin natürmortunda. Dinamizm ya da sakil tanışıklıklar, işte kafiyenin ve diğer şiir sanatlarının bağışıklık bozukluğu. Ölçüsüz zehir, izafiyetini kaybetmiş natura, tedaviyi reddeden estetik ve müridi öteki bilimler olan şiirin zahiri ritüeli, ya da daha net bir yapılandırmayla: İçerikteki, beşinci dereceden tasvirle, cehennemin beşinci katı Huteme'deki Gayya Kuyusu'dur. Orada yahudiler ve i.neler yanar. Orada şuçlananlar çok partili yanlızlıklar, poligami ve sosyalliktir." diyebilen bir adam. Bu kitabındaki argonun boyutu zaman zaman rahatsız etmiş olsa da beni, yine beğendim! Çok beğendim! İster yeraltı edebiyatı deyin, ister şiirsel 'dirty-talking', aslolan şudur ki; kafası 'zehir gibi' çalışan bir adamdır! Okunulası, 'beklenilmeyeni' sunan, fark yaratan bir çalışma!
Baskı: Muhteşem Gatsby
Eseri okumak isteyenlerin Can Yücel çevirisinden katiyetle uzak durmaları şiddetle tavsiyedir. Karakterler arası diyaloglar tamamiyle Türk insanı ağzı ile aktarılmıştır. Güzeldir bizim dilimiz, her bölgemizin kendine has o şivesinin apayrı bir çekiciliği vardır, lakin; 1920' lerin Amerika'sında, bir karakterin ağzından 'yetti canıma gayrı' (?!) vb. gibi sözler duymak insanı dumura uğratmaktadır. Kitap elimde olmadığı için birebir alıntı ekleyemiyorum fakat örnek olandan daha absürd diyaloglar mevcut.
Baskı: Koleksiyoncu
Shakespeare'in Fırtına'sına bol miktarda göndermenin bulunduğu, güçlü bir eser. Baş karakter, hikayenin ilerleyen bölümlerinde, Fırtına'daki Caliban olarak karşımızdadır; (tutsak ettiği Miranda ona 'Caliban' diye hitap eder). Shakespeare'in eğri büğrü bir cadı ve şeytanın tohumu olan Caliban'ı gibi ucube görünüşlüdür koleksiyoncumuz, fakat esasen saf ve deneyimsiz bir çocuktur. Miranda, bütün tahrik ediciliği ile karşısındadır, fakat baskın gelen cinsel arzu/aşk değildir- Shakespeare'in Caliban'ı da tam olarak budur zaten: 'erkekliğimin sesi' dediği bekaret kemerini kırma arzusu hep bakidir fakat asıl olan kendini kabul ettirme, takdir edilme çabasıdır. Miranda'dan beslenerek ruhundaki darmadağınıklığı toparlama isteğidir. Hikayenin sonu da bu bitmeyen 'açlık-beslenme' döngüsünü vurgular zira! Ve kelebek ... Kısa ömrün, saflığın, ürkekliğin ve en önemlisi dönüşümün simgesi olarak bir kez daha karşımızdadır.