Ilginn
@Ilginn

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Kırmızı Saçlı Kadın

Kara Kitap gibi bir ürünü ortaya çıkarabilmiş bir yazar için oldukça vasat ...

Dişi Fare
9/1014.01.2016

Baskı: Dişi Fare

Oldukça ağır bir eser. Çevirmenin dilinden ziyade, içerisindeki göndermelerin tümüne hakim olabilmek için Almanya'nın siyasi tarihi konusunda bir hayli bilgi sahibi olmanın gerekliliği, eserin baştan sona çözümlemesi oldukça zor alegorik bir kurgu üzerinde ilerlemesi bu duruma yol açan unsurlar. Eserin bütünündeki alt metinlere tamamiyle hakim olamasam da çok büyük haz alarak okudum. Çevirmen Kamuran Şipal'in kusursuz dili de bunda etken oldu.

Baskı: Hasretinden Prangalar Eskittim

Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem Ümit, öfkeli ve mahzun Ümit, sapına kadar namuslu Dağlara çekilmiş Kar altındadır.

Sonrası Kalır II
10/1018.11.2015

Baskı: Sonrası Kalır II

Benim için bir dönüm noktasıdır bu adam ve şiiri ... Şiir sanatı adına tecrübe ettiklerim ve biriktirdiklerim 'Edip'den önce' ve 'Edip'den sonra' olarak ikiye ayrılmıştır artık. Geri kalan ömrümde okuyacağım başka herhangi bir şair beni bu adam kadar etkiler mi, şüpheliyim ...

Sineklerin Tanrısı
10/1001.10.2015

Baskı: Sineklerin Tanrısı

İnsan doğasının vahşi yönünü, söz konusu çocuklar dahi olsa, insan denen varlığın özünün masumiyetten ne kadar uzak olduğunu gözler önüne seren 'dev' bir eser. Hikayedeki en önemli karakter Domuzcuk'dur- bu karakterin üzerinden oluşturulan etkili alegori ise eserin en çarpıcı yönü bana göre. Özetle; gözlüklü, şişman, 'nerd' diye adlandırabileceğimiz bir çocuktur Domuzcuk. Adada ateş yakmak için Domuzcuğun gözlüğü kullanılır. Domuzcuk, açık denizden geçen gemilerin kendilerini fark edebilmeleri için adadaki ateşin devamlı canlı tutulmasının gerekliliğini ve önceliğini, barınakların doğru inşa edilmesinin önemini vurgularken, Jack adlı karakterin(***Heil Hitler!***) güdümündeki diğer çocuklar durmaksızın avlanmaya odaklanmıştır. Sopaların iki ucu da sivriltilmiş ve amansız bir av başlamıştır artık. Aklı ve sağduyuyu temsil eden Domuzcuğun önce gözlüğünü paramparça ederler- göremez olur, en nihayetinde öldürülür. Ne çalıların arasında saklanmış mitolojik bir canavar vardır ortada, ne de şeytan. Sadece 'insan' vardır ve insanın çürümüşlüğü... Kırık gözlük imgesi başlı başına ikoniktir, zihnime saplanıp kalmıştır ve beni uzun süre terk etmeyecektir muhtemelen... Dehşet verici, büyüleyici bir eser!

Baskı: İnsan Yemenin Nesi Yanlış?

Bazı, çok temel, felsefi paradoksları ve çözümlerini basit bir dil ile sunan,daha doğrusu kendi çapında sunmaya çalışan,bir 'fast-book'. 'Bitse de gitsek' dedirtmiştir ... Üzerinde vakit/enerji harcamaya değmeyecek vasat bir okumalık.

Zaman Makinesi
8/1016.09.2015

Baskı: The Time Machine

Eserde, 802.701 yılında 'Eloi' ve 'Morlock' olarak adlandırılan iki sınıf çıkıyor karşımıza. Eloiler, her tür sosyal sorunu geride bırakmış ve artık kendilerini tamamiyle zevke adamış ('bourgeois utopia' diyebiliriz buna) bir toplum. Morlocklar ise yerin altında, gün ışığı görmeden yaşayan, ucube yaratıklar olarak 'çalışan sınıfı' temsil ediyor. Kurgusal olarak bir ilk olan eserin, Fritz Lang'ın Metropolis filmine de birçok açıdan ilham kaynağı olduğunu fark ettim okuduktan sonra- filmi izleyenler anlayacaktır. Aynı zamanda zaman makinası kavramını ilk ortaya çıkaran eserdir bu bildiğim kadarı ile. Kurguda, endüstriyel ve 'makineyi kullanan' bir topluluk olan Morlocklara kıyasen, tamamen doğanın içinde, çalışmadan yaşayan Eloiler daha refah içinde ve mutlu bir topluluk olarak resmedilmiş. Sorumluluk, planlama ve çalışma kavramlarının var olmadığı bir dünya ama her şey tıkır tıkır işliyor ve nasıl oluyorsa doğanın o muhteşem düzeni/dengesi dahi korunuyor. Bu etkili bir düş müdür 802,701 yılı için? Salt doğanın dengesini korumak dahi bir çaba gerektirir sonuçta. Bir toplumdaki en az çalışan/üreten sınıfı bulduğunuzda muhtemelen en mutsuz sınıfı da bulmuş olursunuz gibi bir fikirden hareket edersek hele- bu kurgunun sağlamlığı tartışılır. Velhasıl kelam, okunması gereken bir eserdir. Yazıldığı zamanın fersah fersah ötesinde bir eserdir. İngilizce'ye hakim olan okurların özellikle orjinal metni okuması şiddetle tavsiyedir.

Sırf Bela
8/1012.09.2015

Baskı: Sırf Bela

Kusturica sevenlere (fikrimce sevmemek mümkün değil ama) hitap edebilecek öyküler ... Kitabın kapağı anlamsız: Kusturica ile ilişkilendirilemeyecek kadar basit bir görsel, kel alaka olmuş! Zat-ı şahanenin büyülü, simgesel öğelerle dolu bir görsel şölen olan sinemasına, tarzına aşina değilseniz bu kitapdan keyif alır mısınız bilemiyorum. Bir tecrübe edin derim ama yine de! Öykücülüğüne, naçizane puanım 8. Sinemacılık : 10 üzerinden 11.

Baskı: Swann'ların Tarafı / Kayıp Zamanın İzinde (1. Cilt)

Proust? Bu kaç boyutlu bir algıdır ey zat-ı şahane?! Bu nasıl üstün bir ruhtur?!

Toplum Böceği
9/1008.09.2015

Baskı: Toplum Böceği

Kelime oyunlarının had safhada olduğu, zekice tasarlanmış, mizahi yönü kuvvetli(yüksek sesle güldürmüştür), son derece orjinal öyküler. Bireyin sorgulama/muhakeme etme yetisini törpüleyen, bireyi zamana karşı anlamsız ve amansız bir yarışa sürükleyen, otomatik bir makine haline getiren modern- emperyalist otoriteye, kalıplaşmış toplumsal normlara ve ahlak anlayışına, 'yetişkinlerin dünyası'na eleştirel bir bakış. Müthiş keyif aldım. Özellikle, 'Bir Ergenlik Dönemi Tragedyası', 'Toplum Böceği' ve 'Afakanus' adlı öykülerinde, yazar, dilin ve yaratıcılığın sınırlarını zorlamış, beni kendisine hayran bırakmıştır. Bu kadar mükemmele yakın, bu kadar iyi olabileceğini düşünmemiştim. Mutlaka okunmalı, mutlaka!

Entelektüel
10/1006.09.2015

Baskı: Entelektüel

" İster Batı'da olsun ister Batı dışında, entelektüele yönelik asıl tehdit ne akademiden ne varoşlardan ne de basının ve yayınevlerinin insanın kanını donduracak ölçüde ticarileşmiş olmasından gelir; ben asıl tehdidi profesyonelizm dediğim bir tutumda görüyorum. Profesyonelizmle kastettiğim şey, bir entelektüel olarak yaptığınız işi geçim kaygısıyla, sabah saat dokuz ila akşam beş arasında (bir gözünüzü saatten ayırmadan, öbür gözünüz devamlı profesyonel davranış standartlarına uygun davranıp davranmadığınız üzerinde) yaptığınız bir şey diye düşünmenizdir- denizi bulandırmamanız, kabul edilmiş paradigmaların ya da sınırların dışına çıkmamanız, pazarlanabilir ve öncelikle de 'prezentabl' olmak uğruna kendinizi 'aman bir tatsızlık çıkmasın da' diye düşünen, apolitik ve 'nesnel' biri haline getirmenizdir."

Sonrası Kalır I
10/1002.09.2015

Baskı: Sonrası Kalır I

Puanlamaya kapalı olması gereken bir edebiyat mucizesi! Dildeki olgunluğu ve kusursuzluğu tartışmaya, konu etmeye dahi gerek yok. Yorum yapma erki bırakmıyor insanda Edip Cansever... Beni bitirmiştir! Beni darmadağın etmiştir! Sözcüklerle ifade edemediğim, yoğun bir şekilde hissettiğim, canlı, emsalsiz bir tecrübeyi yaşatmıştır. Duygularımı özgür ve doğal bir şekilde tepki göstermeye terk etmiştir. Meğer ne kadar eksikmişim Edip'den önce...

Oryantalizm
10/1029.08.2015

Baskı: Orientalism

Üniversitede, çok değerli bir hocam sayesinde keşfettiğim ve okumaya vakıf olduğum bir yazar, çok önemli bir akademisyen Edward Said (kaybetmiş olsak dahi, kendisinden 'geçmiş zaman' kullanarak bahsetmenin oluru yok). Esasında, böyle bir hocanın eserini yorumlama ve puanlama haddini kendimde görmediğimin altını çizerek, naçizane, şunu söyleyebilirim ki şark'ı ve batının şark anlayışını faydacılık felsefesi(utilitarianism) ışığında öylesine derin ve mükemmel bir şekilde anlatmıştır ki, bilgi birikiminin ne kadar paha biçilemez bir hazine olduğunu apaçık gözler önüne sermektedir. Haliyle, okunması zor ve zaman isteyen, kişiyi yan kaynak araştırması yapmaya zorunlu kılan bir eser. Gibbs'den Flaubert'e, Eski Mısır'dan Müslüman coğrafyasına- İslam kültürüne uzanan engin bir bilgi denizi...

Cam Kırıkları
6/1020.08.2015

Baskı: Cam Kırıkları

Erdal Öz; methini çok duyduğum, merak uyandıran bir yazardı benim için. Kitapdaki öyküleri, yazarın dilini ve bıraktığı lezzeti beğendim esasında ama Julio Cortazar'ın 'Mırıldandığım Öyküler' adlı eserinin hemen ardından okuyunca, ister istemez bir kıyaslama içine girdi beyin ve Mırıldandığım Öyküler'den sonra Cam Kırıkları kesmedi pek, güdük kaldı. Yazara bir serzeniş değildir bu, asla! Öyküler bana sahip olamadı ... Zamanlama hatası!

Underground Otopark
8/1016.08.2015

Baskı: Underground Otopark

"Sarp içsesimin ifadesi, kışkırtacak erguvanı bir daha: Arzunun içinde bütün hayvanlarıyla çığlık çığlığa yanar bir hayvanat bahçesi. Bağlantılar ve dilsel göstergeler çok açık: Ters tümörün kalbi çalıntıdır, şiirin natürmortunda. Dinamizm ya da sakil tanışıklıklar, işte kafiyenin ve diğer şiir sanatlarının bağışıklık bozukluğu. Ölçüsüz zehir, izafiyetini kaybetmiş natura, tedaviyi reddeden estetik ve müridi öteki bilimler olan şiirin zahiri ritüeli, ya da daha net bir yapılandırmayla: İçerikteki, beşinci dereceden tasvirle, cehennemin beşinci katı Huteme'deki Gayya Kuyusu'dur. Orada yahudiler ve i.neler yanar. Orada şuçlananlar çok partili yanlızlıklar, poligami ve sosyalliktir." diyebilen bir adam. Bu kitabındaki argonun boyutu zaman zaman rahatsız etmiş olsa da beni, yine beğendim! Çok beğendim! İster yeraltı edebiyatı deyin, ister şiirsel 'dirty-talking', aslolan şudur ki; kafası 'zehir gibi' çalışan bir adamdır! Okunulası, 'beklenilmeyeni' sunan, fark yaratan bir çalışma!

Muhteşem Gatsby
3/1014.08.2015

Baskı: Muhteşem Gatsby

Eseri okumak isteyenlerin Can Yücel çevirisinden katiyetle uzak durmaları şiddetle tavsiyedir. Karakterler arası diyaloglar tamamiyle Türk insanı ağzı ile aktarılmıştır. Güzeldir bizim dilimiz, her bölgemizin kendine has o şivesinin apayrı bir çekiciliği vardır, lakin; 1920' lerin Amerika'sında, bir karakterin ağzından 'yetti canıma gayrı' (?!) vb. gibi sözler duymak insanı dumura uğratmaktadır. Kitap elimde olmadığı için birebir alıntı ekleyemiyorum fakat örnek olandan daha absürd diyaloglar mevcut.

Koleksiyoncu
9/1014.08.2015

Baskı: Koleksiyoncu

Shakespeare'in Fırtına'sına bol miktarda göndermenin bulunduğu, güçlü bir eser. Baş karakter, hikayenin ilerleyen bölümlerinde, Fırtına'daki Caliban olarak karşımızdadır; (tutsak ettiği Miranda ona 'Caliban' diye hitap eder). Shakespeare'in eğri büğrü bir cadı ve şeytanın tohumu olan Caliban'ı gibi ucube görünüşlüdür koleksiyoncumuz, fakat esasen saf ve deneyimsiz bir çocuktur. Miranda, bütün tahrik ediciliği ile karşısındadır, fakat baskın gelen cinsel arzu/aşk değildir- Shakespeare'in Caliban'ı da tam olarak budur zaten: 'erkekliğimin sesi' dediği bekaret kemerini kırma arzusu hep bakidir fakat asıl olan kendini kabul ettirme, takdir edilme çabasıdır. Miranda'dan beslenerek ruhundaki darmadağınıklığı toparlama isteğidir. Hikayenin sonu da bu bitmeyen 'açlık-beslenme' döngüsünü vurgular zira! Ve kelebek ... Kısa ömrün, saflığın, ürkekliğin ve en önemlisi dönüşümün simgesi olarak bir kez daha karşımızdadır.

Baskı: Gözlerim Sığmıyor Yüzüme

Çok başarılı ve güçlü bir kalem! Okuyunuz, okutturunuz efendim! Okuduktan sonra, iç sesinize kulak veriniz! Şöyle söyleyecektir muhtemelen: "Çok fena içesim var!" ... Der ki şair: "Şule Bu ana bir film sığdırmalıyız alelacele Karanlıkta yerimizi bulup oturmalıyız hemen Yergöstericinin fenerinde bir yaşlı balina ölüsü olmalı Ve hatta Yergöstericinin o seramik yüzü sana Müzelerden çalınmış bir goya tablosunu anımsatmalı Bileti sen kere katlayıp cebime koymalıyım Milyar opustan meydana gelmiş hasretimi ve ihaneti Katlayıp susup katlayıp susup cebime koymalıyım.. Patlamış mısır ve işgal edilmiş bir devlet almalıyım sana Ve sana kaçırmalıyım o ülkenin sınırlarından Toplatılmış bütün kitaplarımı, bütün dudaklarımı Geçmişe iltica eden bir ricayla Yanımızdaki koltuğun sahibi bin cüce geçmeli aramızdan Aramızdan konçertolar geçmeli yüzlerce Yüzlerce konçertolar- ki bestecileri zaman olan.. Ayaklarımıza, hayatlarımıza, yüzgeçlerimize, solungaçlarımıza basmalılar, Kulağınla boynun arasına bir şezlong atıp uzanmalıyım Can çekişen ozanların şiirlerini uzatmalıyım doyasıya Dünyanın bütün minarelerinden, bütün çan kulelerinden Seni itiraf etmeliyim hey şule, ey ruhunu, özür dile! Ben senin adet kanamalarındaki son alyuvar Sen senin şehrinde boşaltılan ilk bulvar, yıkılan ilk duvar Katledilen son sonat, üstüne kusmuklu postalla basılan ilk zemin Dur şule! Çamurlu sevgimi kanlı kireçle boyadığın savaşçı yanaklarına sürmeliyim.." "Ayrılırsak bir daha tanışamayacağız asla Ayrılık yabancılaşmanın mat rengidir Zevksiz bir gökkuşağını beline dolayıp sokağa çıkmış kaşarlanmış orospu gibidir.. Ayrılırsak bir daha tanışamayacağız asla Nasılsınız.. diye ince bir tülle örteceğiz camlarımızı. Gazete kağıtlarıyla kaplayacağız ellerimizi. Eskiyeceğiz sevgilim. Ekşiyeceğiz!"

Baskı: Din Bu 1: Tanrı ve Kuran

Enteresan ... Yazarın yüzyıllardır süregelen Arap/Emevi geleneğine ve bazı din ulemasına yerinde eleştirileri olsa da, sunduğu birçok fikir; yazarın kendi oluşturduğu hipotezler ve bu hipotezlerin sınanması şeklindedir fikrimce. Bilim ile, yanlışlanabilirlik ilkesi ile kanıtlanamayacak olanı, bilimin ve aklın ilkelerine dayanarak sorgulamaya çalışan ilginç bir çalışma.

On Küçük Zenci
10/1004.08.2015

Baskı: On Küçük Zenci

Gizem unsurunun son sayfaya kadar korunduğu müthiş bir kurgu! Yazarın yarattığı atmosfer öylesine içine çekiyor ki okuyucuyu, hikayenin sonuna kadar yerinizde mıhlanıp kalıyorsunuz. Dışarıda yağmur, fırtına, gök gürültüsü gırla giderken, harika bir film noir izlemek gibi ... Bu janrada okuduğum açık ara en iyi kitapdır şuana kadar.

Orospu Kırmızı
8/1031.07.2015

Baskı: Orospu Kırmızı

"Gönderdiğin mektupla karşılaştım. Sokaktan geçen kamyon oturduğum koltuğu devirdi. Zaten hep sensiz olduğumu anladım. Zaten hep sana yazıyor olduğumu. Büyük bir hızla kendi hapishanemi inşa ediyorum. Güvenilir ve pahalı çelik. Çok ağladım, çok erkek oldum ama çok da kadın. Kimseyle, kendimle bile yaşayamadım. Birkaç sözcük inliyor dilimin altında, gerçek ne bilmiyorum. Bir suçlu gerek bana..; hemen şimdi, benim gibi."

Baskı: Sirius'tan Gelen Kurbağa

Bir maymun, bir borsa simsarı, tarot kartları ile yaşayan mistik bir büyücü ... Böylesine absürd, uçuk ve eğlenceli karakterleri, realite ve fantezinin iç içe geçtiği bir hikayede bir araya getiriyor Robbins. Her ne kadar eğlenceli bir hikaye olsa da, kolay okunan bir kitap değil. Çeviri leziz. Amerikan kültürüne ait ve Türkçe'ye çevirilmesi bir hayli güç olan deyişleri bu kadar ustalıkla aktarabilen Süha Sertabiboğlu'na tebrikler!

Giacomo Joyce
10/1030.06.2015

Baskı: Giacomo Joyce

"Ameliyat edildi. Cerrahın bıçağı iç organlarına girip çıkarken sivri ucu göbeğinin üzerinde bir yara izi bırakmış. Bir ceylanınki kadar güzel, koca gözlerindeki acıyı gördüm. O acımasız yara! Şehvet düşkünü Tanrı! Şimdi bir kez daha pencere kenarındaki sandalyesinde oturmakta. Dilinde mutlu kelimeler, mutlu bir gülümseme. Fırtınadan sonra cıvıldayan bir kuş gibi. Küçük aptal hayatı saralı bir Tanrı'nın, bir yaşam bahşedicinin, sımsıkı ellerinden kurtulmayı başardı diye mutlu. Mutlulukla cıvıldıyor, mutlulukla cıvıldayıp kanat çırpıyor."

Eller
9/1028.06.2015

Baskı: Eller

Abidin Dino ustanın birbirinden güzel sürrealist çizimlerinin metne eşlik ettiği, çok kaliteli, harikulade bir eser. Usta, şöyle çarpıcı bir son sözle nokta koyuyor metine: "Dört ayaklı bir yaratık olan atın gözlerine dikkatle baktınız mı hiç? Parmaksız bacaklarının küt uçları, ne verecek, ne de bir şey alacak durumda, böylece at ne resim yapabilir, ne de okşayabilir. Gözlerinin sonsuz kederi işte bu yüzden."

ÖncekiSayfa 1 / 3Sonraki