Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (düzenle)

(düzenle)

7.6

En Son Değerlendirmeler

0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
7 puan

Bir gecede okunabilecek kitaplardan biri Dokuzuncu hariciye koğuşu.

1 yıl, 7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
8 puan

İç karartıcı bir kitaptı mekanlar ve konular itibariyle ama beni saran keyifle okuduğum bir kitap olmuştu. Peyami Safa betimleme ve durum yoğunluklu yazsa da beni sıkmamıştı güzel ilerlemişti.

1 yıl, 11 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
6 puan

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu; gerek ismi gerekse hastane, hastalık içeren konusu nedeniyle uzun bir zaman okuma isteğimi ötelememe neden olmuştur. Pekiyi, bir kitap; benim ötelediğim ama başkasının kendisini bulduğu hatta başucu yaptığı bir eser haline nasıl gelir? Cevabı kitabın içinde altını çizdiği şu cümlelerde gizli.” Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar” ve ” İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur.”

Safa ; ''ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm'' diye başlayan kitabında 7 yaşından beri dizinde çektiği acının kemik vereminden ileri geldiğini ve kesilmesi gerektiğini öğrenmiş 15 yaşındaki bir çocuğun amansız hastalıkla ve imkânsız aşkıyla olan hikâyesindeki ruh hallerini ve hastanedeki psikolojisini anlatmıştır. Peki hastalıkla uğraşmayanlar bir hastayı nasıl anlayacaklar diyen yazar bu psikolojiyi nasıl anlatmış derseniz orası ise yürek burkucu bir hikaye :( Çünkü aslında hayatları aynıdır! Şöyle ki;

Peyami Safa 9 yaşlarında yakalandığı kemik hastalığı nedeniyle 17 yaşına kadar hikayesindeki kahramanı gibi hastalık ve acı içinde yaşamıştır. Doktorlar bacağının kesilmesinde karar kılmış, fakat Safa bunu kabul etmemiştir. Babasının erken ölümüyle ve yaşadığı sağlık sorunları nedeniylede eğitim hayatını tamamlayamamış iş hayatına erken atılmıştır. Matbaa postane gibi yerlerde çalışmış gazetelerde yazı yazmıştır. Edebiyatla ve siyasetle hep iç içe olmuştur. 1961 yılında yedek subaylık yapan oğlunun ölümüyle sarsılmış üç ay sonra da beyin kanamasından vefat etmiştir. Anlayacağınız kahramanımız; yazarın kendisinden başka biri değildir. Kitapta kahramanına bir isim vermemesinin nedeni de budur.

Bu otobiyografik romanının ilk basımını “kara sevdayla” diye imzalayıp Nazım Hikmet’e vermiştir. Görünüşte iyi bir şey olduğunu düşündüğüm bu olayın iç yüzünü araştırdığımda Peyami Safa’nın bu jest gibi görünen hareketinin aslında Nazım Hikmet’i yermek olduğunu anladım. Peyami Safa “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” isimli eseriyle Nazım Hikmet’in 1928 yılında yazdığı akıl almaz bir aşkı anlattığı “Jokond ile Si-Ya-U”suna meydan okumuştur. Nazım hikmet'in bu meydan okumaya karşılık "bütün bir fakir çocuklar hastanesinin romanı" demiştir. Peyami Safa’yla Nazım Hikmet dostluğu ikinci dünya savaşı ortamında sosyalist ve komünist düşüncelerin artmasıyla bozumuş, Peyami Safa’nın yazdığı gazetede “Nazım, fikirleri için değil, kendi istediği için takip edilmiştir.", "Nazım'ın yakalanması, polis müdürlüğünü, kitaplarının ilanat acentesi olarak kullanmak istemesindendir. Çünkü Nazım, su katılmamış burjuvadır. ve en sahte tarafı, komünist tarafıdır."gibi kavgada söylenmeyecek diyeceğim ama söylenmiş bu sözlerle edebiyat tarihinin en şiddetli kavgası olarak tarihi geçmiştir.

Peyami Safa; kitabında öz Türkçeyi fazlaca kullanmış ve ben gibi günümüz Türkçesiyle konuşan kitaptaki bazı kelimeleri anlamakta güçlük çeken insanlar için kitabın arkasında sözlük kısmı bulunmaktadır. Sizde benim gibi “bu ne demek acaba?”diye arada kalırsanız kitabın arkasına bakabilirsiniz.

Kitaptan Altını Çizdiklerim:

- Felaketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir,fakat annelerle değil,annelerle değil.Annelere anlatılan kederler taksim değil,zarbedilmiş olur: Çocuklarının felaketini iki kat şiddetle hisseden anneler,bu ıstıraplarını çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişinde büyüdükçe büyür.

- Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.

- Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum.

- Istırabın derinlerine indikçe sevincimizi kaybetmek korkusu kalmadığı için, yeni bir sevinç başlıyor: ıstırabın ilacı ıstıraptır. İkisinin toptan sonucu: Sevinç.

2 yıl önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Defalarca okunulup özgünlüğünden hiçbirşey kaybetmeyecek tam bir klasik

2 yıl, 4 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

"Vadideki zambak"ı hatırlattı bana.çok ötelediğim bir kitaptı keşke daha önce başlasaydım.Tavsiye ederim.

2 yıl, 9 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
9 puan

mutlaka okunmalı

3 yıl, 2 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Kendimi çok sevdiğim an, kendime çok acıdığım an. Beni yalnız bu koruyor: Bu aşk, bu merhamet.
(Sayfa 14)



Ben de gülümsedim ve çılgın bir sevinçle hadisenin üstüne abanıyor, gayri hakiki bir nokta arıyordum fakat bir kere, inanmanın şehveti başladıktan sonra, hakikat olduğuna iman edilen şeyi bütün arzularıyla kucaklayan insanlar gibi sevinçten çıldırıyordum.
(Sayfa 64)




Yalanlarla besli bir hayal gücü hakikatin unsurlarını ne çabuk buluyor, etraftaki eşyayı, hadiseleri kendi gayesine göre ne çabuk tertip ediyor ve malzemesi hakikat olan; hakiki toprakla, alçıyla, suyla yoğrulan bu abide en kuvvetli gözleri nasıl aldatıyor, ne sanat, ne sanat!
(Sayfa 60)

3 yıl, 3 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
8 puan

tek oturuşta bitirilebilecek bir kitap o kadar akıcı geldi bana tavsiye ederim..

3 yıl, 4 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan

Okumamak insanı eksik kılar

3 yıl, 5 ay önce
2 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
1 puan

Kitabı iki kez okudum ve gerçekten de cok guzel Cok begendim fakat arkadaslarla tartışıp duruyoruz ve kitapta da bulamadım Sizlere sormk istedim Nüzhet ile Dr. Ragıp arasında kaç yaş var?

3 yıl, 7 ay önce
1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
7 puan

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu; gerek ismi gerekse hastane, hastalık içeren konusu nedeniyle uzun bir zaman okuma isteğimi ötelememe neden olmuştur. Peki, bir kitap; benim ötelediğim ama başkasının kendisini bulduğu hatta başucu yaptığı bir eser haline nasıl gelir? Cevabı kitabın içinde altını çizdiği şu cümlelerde gizli.” Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar” ve ” İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur.”

Safa ; ''ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm'' diye başlayan kitabında 7 yaşından beri dizinde çektiği acının kemik vereminden ileri geldiğini ve kesilmesi gerektiğini öğrenmiş 15 yaşındaki bir çocuğun amansız hastalıkla ve imkânsız aşkıyla olan hikâyesindeki ruh hallerini ve hastanedeki psikolojisini anlatmıştır. Peki hastalıkla uğraşmayanlar bir hastayı nasıl anlayacaklar diyen yazar bu psikolojiyi nasıl anlatmış derseniz orası ise yürek burkucu bir hikaye :( Çünkü aslında hayatları aynıdır! Şöyle ki;

Peyami Safa 9 yaşlarında yakalandığı kemik hastalığı nedeniyle 17 yaşına kadar hikayesindeki kahramanı gibi hastalık ve acı içinde yaşamıştır. Doktorlar bacağının kesilmesinde karar kılmış, fakat Safa bunu kabul etmemiştir. Babasının erken ölümüyle ve yaşadığı sağlık sorunları nedeniylede eğitim hayatını tamamlayamamış iş hayatına erken atılmıştır. Matbaa postane gibi yerlerde çalışmış gazetelerde yazı yazmıştır. Edebiyatla ve siyasetle hep iç içe olmuştur. 1961 yılında yedek subaylık yapan oğlunun ölümüyle sarsılmış üç ay sonra da beyin kanamasından vefat etmiştir. Anlayacağınız kahramanımız; yazarın kendisinden başka biri değildir. Kitapta kahramanına bir isim vermemesinin nedeni de budur.

Bu otobiyografik romanının ilk basımını “kara sevdayla” diye imzalayıp Nazım Hikmet’e vermiştir. Görünüşte iyi bir şey olduğunu düşündüğüm bu olayın iç yüzünü araştırdığımda Peyami Safa’nın bu jest gibi görünen hareketinin aslında Nazım Hikmet’i yermek olduğunu anladım. Peyami Safa “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” isimli eseriyle Nazım Hikmet’in 1928 yılında yazdığı akıl almaz bir aşkı anlattığı “Jokond ile Si-Ya-U”suna meydan okumuştur. Nazım hikmet'in bu meydan okumaya karşılık "bütün bir fakir çocuklar hastanesinin romanı" demiştir. Peyami Safa’yla Nazım Hikmet dostluğu ikinci dünya savaşı ortamında sosyalist ve komünist düşüncelerin artmasıyla bozumuş, Peyami Safa’nın yazdığı gazetede “Nazım, fikirleri için değil, kendi istediği için takip edilmiştir.", "Nazım'ın yakalanması, polis müdürlüğünü, kitaplarının ilanat acentesi olarak kullanmak istemesindendir. Çünkü Nazım, su katılmamış burjuvadır. ve en sahte tarafı, komünist tarafıdır."gibi kavgada söylenmeyecek diyeceğim ama söylenmiş bu sözlerle edebiyat tarihinin en şiddetli kavgası olarak tarihi geçmiştir.

Peyami Safa; kitabında öz Türkçeyi fazlaca kullanmış ve ben gibi günümüz Türkçesiyle konuşan kitaptaki bazı kelimeleri anlamakta güçlük çeken insanlar için kitabın arkasında sözlük kısmı bulunmaktadır. Sizde benim gibi “bu ne demek acaba?”diye arada kalırsanız kitabın arkasına bakabilirsiniz.

Kitaptan Altını Çizdiklerim:

- Felaketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir,fakat annelerle değil,annelerle değil.Annelere anlatılan kederler taksim değil,zarbedilmiş olur: Çocuklarının felaketini iki kat şiddetle hisseden anneler,bu ıstıraplarını çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişinde büyüdükçe büyür.

- Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.

- Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum.

- Istırabın derinlerine indikçe sevincimizi kaybetmek korkusu kalmadığı için, yeni bir sevinç başlıyor: ıstırabın ilacı ıstıraptır. İkisinin toptan sonucu: Sevinç.

4 yıl önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Bu kitabı lisedeyken 6 kere, canım sıkıldığında, boşta kaldığımda, aklıma geldiğinde tekrar tekrar okudum. Çünkü sonunu bilmemize rağmen elimizin tekrar gidebileceği bir kitap. Hani derler ya ''yolculuk önemlidir, varacağın yer değil'' bu kitap da biraz öyle işte.

4 yıl, 1 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
6 puan

Bu eser ile ilgili en doğru yorumu Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan (YKY) adlı eserinin 196. sayfasında gayet net bir şekilde yapmıştır.

4 yıl, 2 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
8 puan

Sonu biraz daha devam etmeliymiş. Lakin üslup ve kurgu güzel.

4 yıl, 5 ay önce
1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

ÖZET GEÇ'' DİYİCİLERE; YETERLİ DUYGUSAL OLGUNLUĞA SAHİP OLANLAR BU KİTABI BAŞUCU KİTABI HALİNE GETİRECEKLERDİR.

MEREKLISINA; kendi yorumumu yazmadan önce diğer yorumları da inceledim. kimi beğenmiş kimi beğenmemiş. doğrusunu söylemek gerekirse, bu kitabı okuyup beğenmek için belli bir olgunluk gerek. ben ilk okuma girişimimde bi kaç sayfa okuyup bırakmıştım. oysa çevremde hasta insanlar olunca ve onların acısını paylaşınca fark ettim ki bugüne kadar okumadığım için pişmanlık duyabileceğim bir kitap. yeri gelince vurucu yeri gelince düşündürücü bir yapıya sahip.

4 yıl, 6 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
6 puan

Türk yazar fazla okumam ama fena değildi.Sayfa sayısı az olduğundan filan sıkmadı kitap.İyiydi.

4 yıl, 7 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
8 puan

bir solukta bitirilecek ama eşsiz tat bırakacak mutlaka okunması gereken kitaplardan..

4 yıl, 8 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
8 puan

Eski kelimeler dolayısıyla arada bir arka sayfalardaki sözlüğe bakma ihtiyacı duysam da anlaşılır bir dille yazılmış güzel bir eser. Hastaların ruh hallerini tam manasıyla hissettiriyor. Fakat sanki yarım kalmış gibi... Devamını bekliyor insan.

4 yıl, 8 ay önce
2 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
2 puan

mide bulandırıcı bı kıtap ..

4 yıl, 9 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
8 puan

Özellikle kitabın içerisinde yer alan tasvirler büyüleyici.

4 yıl, 9 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
3 puan

sıkıcılığı psikolojimi bozacaktı

4 yıl, 9 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
9 puan

Kesinlikle bir Türk Edebiyatı klasiği olmayı hakketmiş, biraz ağır - biraz akıcı dil ile yazılmış olup okunması gereken eserlerdendir. Gerek psikolojik - ruhsal , gerek ıse fiziksel tasvirlerle yazılmış; anlayabilmek için biraz okuma temposunu yavaş bir şekilde sürdürmeyi gerektiriyor...

4 yıl, 10 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
7 puan

Güzel bir kitap ancak , kitap sanki yarıda kalmış gibi hissetiriyor, bir sonu yok.

4 yıl, 11 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
9 puan

"Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürüdüm."

Her satırı, her cümlesi not edilesi, şairane ve akla kazınıcı idi...
Kendi geçmişimi, hastalığımı hatırladım ve çocuk seni çok iyi anladım...

Ve "Dünyanın hiçbir Nüzhet'i yalan söylememelidir."

5 yıl önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
9 puan

psikolojik tahlilleri başarılı...

5 yıl önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
9 puan

Bir ferdin ıstırabı etrafında uyanan toplumsal alaka beni teselli ediyordu...

5 yıl, 3 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

hastane kokusunu burnunuzda hissediyorsunuz

5 yıl, 5 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

Akıcılığı, Türkçeyi kullanımı, psikolojik tahlilleri ile 10 numara bir roman.

5 yıl, 6 ay önce
2 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
5 puan

çok güze denilecek kadar beğenmedim

5 yıl, 7 ay önce
1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
9 puan

Kitapta en güzel vurguladıkları şey vücut veya ruhsal engelleri olan insanlara sanki "bacağı kopmuş köpek yavrusu muamelesi" yapmamız , sahte merhamet göstermemiz. kitapta "Büyük bir hastalık geçirmeyenler , herşeyi anladıklarını iddia edemezler." demiş yazarımız. Bu lafın üstüne ister okuyun ister okumayın , tercih sizin. Ama bence zaten ince bir kitap 2-3 saate rahat bitiyor. Hayatı başka bir pencereden görün 2-3 saat. AŞIK VE HEM KALBİ HEMDE BACAĞI ISTIRAPLA YANAN BİR GENCİN PERNCERESİNDEN.

5 yıl, 9 ay önce
geri 1 | 2 | 3 | 4