Meşuga

‘Dünya, en lüzumsuz şey uğruna savaşa koşan insanlardan yana hiç sıkıntı çekmiyor. Kısa bir süre önce yedi milyon Alman, Hitler için canını feda etti. Bir milyon Amerikalı, Hitler ve Japonyayla savaşmak için hayatını riske attı. Bugün de bir demagog çıkıp Meksikayla savaşmamızı ya da Filipinleri işgal etmemizi istese, peşinden gidecek gönüllü bulmakta hiç sıkıntı çekmez. Aktörler ve sahneler değişse de, savaş oyunları hiç bitmiyor. Nobel Ödüllü yazar Isaac Bashevis Singerın en önemli kitaplarından Meşuga, Holokosttan kurtulup 1950lerin başında New Yorka yerleşen bir grup Yahudinin çalkantılı yaşamı ekseninde, dünyanın içine sürüklendiği çılgınlığı gözler önüne seriyor. Yeni bir savaş oyununa tanıklık ettiğimiz, yeni bir demagogla karşı karşıya olduğumuz bir dönemde, Singerın bu anlamlı kitabı daha da anlam kazanıyor. TADIMLIKBeşErtesi sabah gazetede telefona çağrıldım; ahizeyi elime aldığımda, Polonya Yidişi konuşan bir ses, Yazar Aaron Greidingerla mı görüşüyorum? dedi.Evet, ben kiminle görüşüyorum acaba?Chaim Joel Treibitcher. Bu adamın hem Maxın ortağı Harry Treibitcherın amcası hem de Maxın arkadaşı olduğunu biliyordum.Geçenlerde birisi bana bir romanınızı gönderdi, dedi, baştan sona okudum. Bir yazar bütün bunları nasıl hatırlar? Huzur içinde yatsın, ninem Tirtza-Meyta öldüğünden beri duymadığım kelimeler ve ifadeler var kitabınızda.Beni umulmadık biçimde aramasından büyük onur duyduğumu söylemek istedim ama birbirine eklenen kelimelerinin arasına giremedim. Öyle yüksek sesle konuşuyordu ki ahizeyi kulağımdan uzakta tutuyordum. Hasidik ştibldan, Bet Midraştan, hisse senedi karaborsasından ve Siyonist kongre salonlarında konuşulan Almancalaşmış Yidişten alınmış namelerle yarı konuşuyor yanı şakıyordu.Bu kadar çok şeyi nasıl hatırlıyorsunuz? diye sordu. Unutkanlık Meleği Purayı size hükmetmemeye ikna mı ettiniz? Şabatın sonunda, Havdaladan sonra ‘armimas, rmimas, mimas, imas, mas mı okuyorsunuz? Çocukken –huzur içinde yatsın– annenizin hamur yoğurduktan sonra tasta bıraktığı sudan mı içtiniz? Hiç sinir yemediniz mi, mintanınızın kollarını asla arba kanfesle yan yana getirmediniz mi?Sizin de hafızanız hiç fena sayılmaz, demeyi başarabildim.Hafızası olmayan adam nedir? İnekten farksızdır. Gemara ne der: ‘Gözleyeceksin ve hatırlayacaksın cennetten birlikte inmişlerdir. Şimdi esas meseleye geleyim: Buralarda Max Aberdam namıyla bilinen sevgili dostumla karım Matilda, birlikte Polonyaya uçmaya karar verdiler. Fazla uzatmayayım. Onlar için bir parti hazırlıyoruz, bir güle güle toplantısı. Sizin Maxla Varşovadan arkadaş olduğunuzu ve dostluğunuzu bu yakınlarda tazelediğinizi bildiğimden sizi de yemeğe davet etmek istedik. Korkmayın, evimde et glatt kaşerdir –lemehadrin min hamehadrin–, en titizleri bile memnun edecek şekildedir. Bunu gazetenizde yazmanıza gerek yok ama biraz reklamdan zarar gelmez. Ne de olsa Amerikada her şey reklamla yürüyor. West End Bulvarında oturuyorum, size yakın.Max Aberdamla arkadaş olduğumu nereden biliyorsunuz? diye sordum.Maxla çoktan konuştum, sevgili karısı Privayı ve belki şu sekreteri Miriamı getirmeye söz verdi. Küçük bir grup olacağız, sadece bir masa. Rica ederim adresi ve günü not alın...Chaim Joel Treibitchera teşekkür ettim ve Yidiş, İbranice, Yahudi sanatına yaptığı katkıları takip ettiğimi söyledim. Bana kendi üslubuyla cevap verdi: Eişe beşeişe polevine. Bahsetmeye değmez...Bu seçkin adamın beni evine davet etmesi hissemin yükseldiğini gösteriyordu. Yine de münasip kıyafetim olmadığı için hep yemeklerden, ziyafetlerden ve resepsiyonlardan uzak dururdum. Amerikada bulunduğum müddetçe topluluklardan hep kaçmıştım. İnsanlara bulaşma, diyordu içimdeki insansevmez. Ama Max Aberdamla yaptığım o tek görüşme beni sayısız meseleye sürüklüyordu. Yakamı asla tam olarak bırakmayan eski utangaçlığım geri dönmüştü. Matilda züppeydi; muhtemelen bu partiye gitmek için frak, kolalı gömlek ve siyah kravat icap ederdi. Maxın evini aradım ama kimse telefonu açmadı. Davetlilerden biri olan Miriama telefon ettim. Ne fark eder? Benim de gerektiği gibi bir elbisem, ayakkabılarım ve dayanacak sabrım yok. Matildanın otuz yıl boyunca Maxın metresi olduğunu bilmiyor musun yoksa?Varşovada kulağıma çalınmıştı.Herkes bilir. Herkesçe malum bir sır bu. Galiba ben bu partiye gitmeyeceğim. Matilda grande dame pozlarında. Sudan çıkmış balık gibi olurum. Sonra Miriam, Şu anda ne yapıyorsun? diye sordu.Hiçbir şey.Buraya gelsene!Ne zaman?Hemen şimdi.Doğru, birbirimize sen diye hitap ediyorduk ama daha öpüşmekten ileri gitmemiştik. Otto Weiningerin yazıları, beni bir kadının –Dişinin–, ahlakı, belleği, mantığı olmayan bir mahlukun, cinselliğe davet eden, maddeyi onaylayan, tini inkâr eden birinin ağına takılmaya karşı uyarıyordu. Yine de, Tamam, geliyorum, dedim.Ne zaman? Bir taksiye atla. Beni bekletme. Sana her zamankinden fazla ihtiyacım var, dedi Miriam.Benim de sana.Maxın bu ilişkinin doğmasına neden göz yumduğunu merak ettim. Otto Weininger, erkekleri kadınların davet ettiğini yazıyordu ama bu sefer davet Maxtan gelmişti. Kıskançlığın da zıddı vardır – Otto Weininger buna çoğaltma derdi. Yani paylaşma arzusu, cinsel bir cemaat arzusu. Bunu hem erkeklerde hem de kadınlarda gözlemlemiştim – özellikle de Varşova Yazarlar Kulübü üyeleri arasında. Aslında bu olguyla ilk olarak daha heder öğrencisiyken Pentateuchta karşılaşmıştım: Rahel, hizmetçisi Bilhayı Yakupa cariye olarak vermişti, Lea da Zilpayı. Modern insanın bütün tuhaflıklarının kökü uygarlığın şafağına dayanır. Telefonda Miriamın, Taksiye bin! emrini duydum. Adeta bağırmıştı. Bu iki kelimede buyurgan bir ton, bastırılamayan, sabırsız bir arzu vardı.

‘Dünya, en lüzumsuz şey uğruna savaşa koşan insanlardan yana hiç sıkıntı çekmiyor. Kısa bir süre önce yedi milyon Alman, Hitler için canını feda etti. Bir milyon Amerikalı, Hitler ve Japonyayla savaşmak için hayatını riske attı. Bugün de bir demagog çıkıp Meksikayla savaşmamızı ya da Filipinleri işgal etmemizi istese, peşinden gidecek gönüllü bulmakta hiç sıkıntı çekmez. Aktörler ve sahneler değişse de, savaş oyunları hiç bitmiyor. Nobel Ödüllü yazar Isaac Bashevis Singerın en önemli kitaplarından Meşuga, Holokosttan kurtulup 1950lerin başında New Yorka yerleşen bir grup Yahudinin çalkantılı yaşamı ekseninde, dünyanın içine sürüklendiği çılgınlığı gözler önüne seriyor. Yeni bir savaş oyununa tanıklık ettiğimiz, yeni bir demagogla karşı karşıya olduğumuz bir dönemde, Singerın bu anlamlı kitabı daha da anlam kazanıyor. TADIMLIKBeşErtesi sabah gazetede telefona çağrıldım; ahizeyi elime aldığımda, Polonya Yidişi konuşan bir ses, Yazar Aaron Greidingerla mı görüşüyorum? dedi.Evet, ben kiminle görüşüyorum acaba?Chaim Joel Treibitcher. Bu adamın hem Maxın ortağı Harry Treibitcherın amcası hem de Maxın arkadaşı olduğunu biliyordum.Geçenlerde birisi bana bir romanınızı gönderdi, dedi, baştan sona okudum. Bir yazar bütün bunları nasıl hatırlar? Huzur içinde yatsın, ninem Tirtza-Meyta öldüğünden beri duymadığım kelimeler ve ifadeler var kitabınızda.Beni umulmadık biçimde aramasından büyük onur duyduğumu söylemek istedim ama birbirine eklenen kelimelerinin arasına giremedim. Öyle yü... tümünü göster


Değerlendirmeler

değerlendirme
6 puan

Dai Sijie (Yargıç Di kitabını okurken) sayesinde tanıştığım bir yazar Isaac Bashevis Singer. Ilk olarak Toplu Öyküleri'ni okudum ve çok etkileyici buldum.
Meşuga ne demek? 'Meşuga', Çılgın, üşütük, çatlak anlamına gelen Yidiş bir kelime.
Kitapta Nazi kampından kurtulan Yahudilerden oluşan bir grup insanın New York'taki yaşamlarından kesitler okuyoruz.
Singer'in Toplu Öyküler'inde ve okuduğum diğer iki romanında ortak nokta Yahudilerin yaşamları, maruz kaldıkları katliamlar-zorluklar, adetleri ve dini ritüelleri üzerine kesitler sunması...
Genel olarak düşündüğümde öykülerinin de romanlarının da etkileyici, sarsıcı ve başarılı olduğunu düşünüyorum.
https://www.instagram.com/okuyann/


Baskı Bilgileri



ISBN
9750805739

Etiketler: öykü

Benzer Kitaplar

Şu An Okuyanlar

Şu anda kimse okumuyor.

Okumuşlar

eylul deniz bombyx__mori seylaa okuyan Burak Uzun
5 kişi

Okumak İsteyenler

Okumak isteyen bulunamadı.

Takas Verenler

Takas veren bulunamadı.
Puan : hepsi | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10
Değerlendirme Zamanı: en yeni | en eski