Burak Uzun

113 takip ettiği ve 204 takip edeni var. 306 değerlendirme yapmış.

Son Aktiviteler

Burak Uzun okumuş bitirmiş.
İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 1 gün önce
Burak Uzun okumuş bitirmiş.
Mavna

Edebiyatta etrafına “kim nasıl yazıyor” diye bakmadan yazan kaç yazar kaldı? Ozan Can Özübal’ı “sırtını dönerek” yazdığı için çok seviyorum. Ansızın değişik bir hikâye ile çıkıp geliyor. İtlaf öyleydi. Bataklık öyleydi. Şimdi de Mavna. Romanın adından başlayalım: Mavna. Nedir mavna? Yük taşıyan kişiliksiz bir sal, ancak çekilirse, itilirse su üstünde hareket edebilen kendiliksiz kaba bir dikdörtgen prizma, bir ahşap ölü...

Özübal’a göre bir “varoluş durumu” mavna. Çağdaş bir hal bence, hepimizin yaşadığı durum “mavna olmak”. Birisi çıkıp bir “kumpanya” kursa, her gün oynayacağınız roller yazıp size verse, mavnanın günlük rotası belli olsa, hayatınız bir anlam kazanmaz mıydı? Yarım Kalmış İşler Kumpanyası’nın başyazarı, yönetmeni, sponsoru, sanat yönetmeni ve lideri Fikret M işte böyle bir görevi üstlenmiş bir çeşit misyoner.

Romanın başında ortadan kayboluyor. Artık oynayacakları anlamlı bir rol bulamayan insanlar, bu panikle Fikret M’nin kapısına üşüşüyor. Kitapta bütün hikâye kapıya üşüşen bu insanların yarattığı gerilim içinde anlatılıyor. Bize de yıllardır her gece ekranlardan hangi “büyük anlatı”nın anlamlı oyuncuları olduğumuz anlatılıp durmuyor mu? Ya birden o anlatılar kesilse… Ozan Can Özübal’ın zeka dolu bir dille “şarj olmuş” bu karanlık kayboluş hikâyelerini seviyorum.

Ahmet Güntan



(Tanıtım Bülteninden)

Edebiyatta etrafına “kim nasıl yazıyor” diye bakmadan yazan kaç yazar kaldı? Ozan Can Özübal’ı “sırtını dönerek” yazdığı için çok seviyorum. Ansızın değişik bir hikâye ile çıkıp geliyor. İtlaf öyleydi. Bataklık öyleydi. Şimdi de Mavna. Romanın adında... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 3 gün önce
Burak Uzun okumuş bitirmiş.
Lojman

"Karnımızdan, gövdemizden aşıp hayata bulaşan bir şey var! Renkli, parlak, akışkan, her yere girebilen bir şey. Kulaklarımızı çınlatan dedikodular yok, sürüp giden uğultular var. Fırtınaların biriktirdiği kum tepeleri, çöl çiçekleri ve satranç… Bunlar yok. Tuvaletler var, sidikler, cam güzelleri, kemirgenler, kazıcılar, didikleyenler, salınanlar, cıva var. Kalbim yok, gırtlağım var. Fizik yok, alegori var. Ritim yok, atış var. Hap var, satanik bir kavga var. Silahlı kumpas var. Patlayan tabanlar, düğünler ve elektro bağlama var. Biz yokuz, tolerans var, mezarlıklar var. Sayfalar, ulu camiler, gözeler yok. Cyberpunk var, pornpolitik var, hicret var. Sıcak su kabarcıkları, volkanik, tektonik kayaçlar yok. Düğümlenmeler, acılı serumlar, metan gazı ve sitrik asit yok. İslimler ve kükürt var. Kayısı kasaları, yarılmış yanaklar, soğuk iklim, miraç ve torso var. Alışmak, tutmak, yapışmak var. Emmek var. Fibula var, tibia yok, skapula yok! Una batırılmış incirler, sütü yara yapan bitkiler, kaşınan cilt, kokulu mendiller, tuvalet küfürleri, unutmak var."



(Tanıtım Bülteninden)

"Karnımızdan, gövdemizden aşıp hayata bulaşan bir şey var! Renkli, parlak, akışkan, her yere girebilen bir şey. Kulaklarımızı çınlatan dedikodular yok, sürüp giden uğultular var. Fırtınaların biriktirdiği kum tepeleri, çöl çiçekleri ve satranç… ... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 1 hafta önce
Burak Uzun okumuş bitirmiş.
Benden'iz James Joyce

Memleketin kimine göre en güzel, kimine göre en karanlık zamanları olan Gezi Direnişi günlerinde James Joyce, Taksim'de ne yapıyor olabilir? Edebiyat tarihinin en önemli yazarlarından biri bugünlerde karşınıza çıksa ne hissedersiniz? On yıllar evvel hayatını kaybeden tanınmış bir yazar, çevirmeniyle karşılaşırsa sohbetin konusu yalnız edebiyat mı olur dersiniz? Yahu bunlar çapulcu mu sahiden? Yani böyle bir şey olabilir mi?

Benden'iz James Joyce dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan James Joyce'u ve eserlerini daha iyi anlamak, hatta onunla arkadaş olmak isteyenler için bir imkân sunuyor okurlara. Fuat Sevimay’ın kaleminden gizemli, komik ve tanıdık bir roman.

“Şu sana İstanbul’da anlattıklarımla ilgili makaleler yaz demiştim ya. Aslında onları toparlayıp romana çevirsen. Yazarın çevirmene, çevirmenin okura, okurun kitaba dönüştüğü bir şey.

Ne dedi o? Yok canım. Beni kafakola alıyor. Hayır, hayır. Ciddi. Tüm bunları ben yapacağım. Yüzümdeki gülümseme orman yangını gibi yayılıyor

“Harbi mi baba? Yapabilir miyim?

“Eti kemiğinden sıyırmak için bıçak gerek, senin bıçağın da dilin. Türkçe.

Doğuya baktım, şafak söküyor. İstanbul oralarda bir yerlerde. Bir an önce zamanıma, evime dönüp başlasam. Zor ama içinden çıkılmaz değil. Denemeli. Peyderpey hallederim. Joyce hâlimin farkında. Bir şey söylemeli. Hissediyor.

“Merak etme. Ben sana yardımcı olurum.”



(Tanıtım Bülteninden)

Memleketin kimine göre en güzel, kimine göre en karanlık zamanları olan Gezi Direnişi günlerinde James Joyce, Taksim'de ne yapıyor olabilir? Edebiyat tarihinin en önemli yazarlarından biri bugünlerde karşınıza çıksa ne hissedersiniz? On yıllar e... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 1 hafta önce
Burak Uzun okumuş bitirmiş.
Yokuş Aksanı

Geçiyoruz. Hem de acelemiz varmış gibi, kimsenin bizi beklemediği, kimseye merhem olamayacağımız yerlere doğru geçiyoruz. Bu geçişte ne ışıltı ne görkem, ne umut ne de gayret var. Bu geçiş yara almayı da yara açmayı da öğrendiğimiz, önce süte sonra kana özendiğimiz ve toprağa bile yettiğimiz bir geçiş. Bir de geride kalanlar var. Bu geçişin sağalmak olmadığını bilenler. Tıpkı kabuk bağlamış bir yaraya bakar gibi geçişimize bakıp 'Sen bu yaranın kabuğusun, kaşırsam kanarım, düşersen ne âlâ,' diyenler.

Mizgin Bulut, ilk kitabı Yokuş Aksanı'ndaki öykülerle okuru şaşırtmayı ve oyun oynamayı seven bir yazar olduğunu müjdeliyor bize. Bireyi, aileyi ve toplumu ele alışındaki sahicilik, kendi sesini gizleyip karakterleri işitmemizi sağlayan dil mahareti ve sıradan görüneni tuhaflaştırmaktaki yeteneği ilk bakışta fark ediliyor. Yokuş Aksanı, uzun süre sizinle gezecek ve unutulmayacak bir kitap.

"İki metalin birbirine sürtünmesindeki kıyıcı ses, nasıl da anlatıyor kendini. Kendinden böyle haber veren, aslı gibidir, diyebildiğimiz çok az şey kaldı. Bu ses bana, ‘Hadi,’ diyor, ‘kalk da Allah’a teşekkür et, ölmedin acından.’
Kırk gün kırk asır gibiydi ama işte günü geldi. Zaman hep böyle geçmez umarım. Diriyim. Aynaya baktım bu sabah, duruyor yüzüm hâlâ. Şöyle sese doğru yürüyen iki bacağım da var şükür. Birazdan daha neler edeceğim o bacaklarla neler… Yürüyüp şu kapıdan çıkacağım. Asansör yerine merdiveni kullanacağım. Binadan çıkana kadar yığılmazsam yolu hatırlıyorum demektir. Yığılmayacağım."



(Tanıtım Bülteninden)

Geçiyoruz. Hem de acelemiz varmış gibi, kimsenin bizi beklemediği, kimseye merhem olamayacağımız yerlere doğru geçiyoruz. Bu geçişte ne ışıltı ne görkem, ne umut ne de gayret var. Bu geçiş yara almayı da yara açmayı da öğrendiğimiz, önce süte sonra k... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 1 hafta önce
Burak Uzun okumuş bitirmiş.
Dünyanın Güçlü Tarafı

"Bir insanın sonu ne zaman gelir? Öldüğünde mi, yoksa o kişiyle ilgili iyi ya da kötü son anılar da geride kalanların zihinlerinden silindiğinde mi?"

İzmir Agora'da sürdürülen arkeolojik kazı çalışmaları genişledikçe kentin geçmişi giderek şimdiki zamana karışmaktadır. Unutulanlar yavaş yavaş gün yüzüne çıkarken, kazı çalışmalarının sebep olduğu düşünülen anlaşılmaz olaylar rahatsız edici bir hal almaya başlar.

Yazgıları kesişen beş karakterden birinin trajik ölümüyle sonlanan bir hınç öyküsünü merkezine alarak geride kalan dört karakterin kendi hayatlarında benimsedikleri rollere merceğini doğrultan Dünyanın Güçlü Tarafı, okuru "gerçek hayat" adı verilen yapının hatırlama ve unutuş ile ilişkisi üzerinde düşünmeye çağırıyor: Geçmişe karışan hayat yekpare bir blok mudur, bellek ölümcül oyunlar mı oynar, kişi kendi geçmişini yeniden inşa ederse geleceği de değişebilir mi, yoksa insan yazgısı karşısında büsbütün çaresiz midir?

Dünyanın Güçlü Tarafı, öykü kitaplarıyla (Aslında Cennet de Yok, Toplum Böceği, Iskalı Karnaval) tanıdığımız Kerem Işık'ın edebiyat dışını da edebiyata dahil ettiği bir ilk roman.

"Bir insanın sonu ne zaman gelir? Öldüğünde mi, yoksa o kişiyle ilgili iyi ya da kötü son anılar da geride kalanların zihinlerinden silindiğinde mi?"

İzmir Agora'da sürdürülen arkeolojik kazı çalışmaları genişledikçe kentin geçmişi ... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 2 hafta önce
Daha Fazla Göster

Burak Uzun şu an ne okuyor?

Kalenderiye

%0

Sherlock Holmes ve Yedi Ölümcül Günah

%0

Azizler ve Haydutlar

%0

Favori Yazarları (9 yazar)

Favori yazarı yok.