Büyük Muztaribler 3

İnsan aklı, bilgisinin bir türünde öyle sorular tarafından rahatsız edilir ki, bunları gözardı edemez, çünkü ona kendi tabiatı tarafından verilirler; ve yine de onları cevablayamaz, çünkü insan aklının bütün kabiliyetini aşarlar. İnsanda, kendini aşan birşey: Aşandayız, aşandanız!lMen: Ben. Anlamak için sormak. Vasıflandırmak. Bir kelimenin iki şeye delâlet etmesi hâli. Bir şeyi kolaylaştırma... Mena: Ölüm haberi. Benlik. Sarp. Çetin. El erişmez, zabtı zor. Deniz. İlim.lAbdülhakim Arvâsî Hazretleri, bir veli mevzuunu bulamaz ki, ben desin! buyuruyor... Bu sözden mülhem, velinin müteal-aşkında olduğunu söyleyebiliriz. Kelime ve kavramların, dilde kuru takırtılar olmaktan çıkıp da, duyudan akıla ve ruha serüveninde içi tecrübî olarak doldurulur keyfiyetler hâline gelişinde, ruha-şeriata âit üstünlüklerin akıl yoluyla anlaşılamayacağı da anlaşılır; aklın anlaması gereken budur... Duyularla algıladığımız dış âlem, duyuların akıl ve ruhla alâkası, bu çerçevede ideler ve tasavvurlar âlemi; ve nihayet kalbin yolu İslâmın hakikatini gösterdiği müteal-aşkın emr âlemi... Halk âlemine nisbetle her türlü keyfiyetten münezzeh bu âlem, Allahın Zât âlemine nisbetle keyfiyet hâlindeki tecellilerine mevzu olur ki, sonsuz; ve Allahın bizzat bildirdiği üzere, ruh, Onun emrindendir.lÖlmeden ölmek; beni öldürmek... Herşey zıddıyla kaimdir hakikati yanında İslâmî ölçüleri pay alma mânâsına içini kendimizde fikirle doldururken, daha doğrusu dolduran doldurmuş biz o neticelendirmelerin içini kendimizde fikirle doldururken, bu neticelendirmelerden şunları da gözönünde tutmalıyız: İslâm, zıtlar arasındaki muvazenin nizâmıdır ve haddini aşan herşey, müntehasında zıddına döner!... Muvazenenin de bir ölçü veya o ölçüden pay bir ölçülendirmenin idrakine dair bir neticelendirme belirtmesine nisbetle, bu husus da gözönünde tutularak, aşkına muhatab imân mevzuunun, varoluşun hakikatini kendini aşan karşısında acz idraki olarak görürüz. Abad olmak için, ibad ve ibadat şuuru.lBen - ben değilim kazanımı boyunca, zâhir, bâtın, nisbetler boyunca zâhirler ve bâtınlar; âlemler boyunca, imâna âit niyet ve niyetler boyunca ibadat.lTekvin: Oluş, yaratılış, varlığın meydana gelmesi... Malûm: Allah, bir şeyin olmasını dileyince, OL der ve o şey de hemen OLUR... Güneşten, aydan, yıldızlardan, topyekûn kâinatın yaradılışından söz edilir; kezâ, bitkiler, hayvanlar vesaire... Yaratılıştan kasıt, bilinen ve bulunan aranır hikmeti gereği, duyularla algıladığımız varlığın fikir mânâsı mıdır, –varlık, insanda toplu fikir midir?–, yoksa hariçte insansız varlığı olan ve pasif duyu algısına hitab eden bir gerçeklik midir? Son tecritte bu sorular, müteal-aşkın alanına, ilk insan ve Hakikat-i Ferdiye davası ile Küllî ruh-Ruh-i Muhammedî bahsine sarkar; en başta, varlığın yüzüsuyu hürmetine varolduğu insan meselesi!lMüminin imânı açık, küfrü gizli; kâfirin ise küfrü açık, imânı gizli... Kâfir, Allahın, Mudill ismi dairesindedir... Mudill; yoldan çıkaran... Aslolan imândır, küfür ise araz... Hakikati olan mahiyet ve hakikati olmayan mahiyet nevinden belirişler... Rab tecelli edince, hakikat bile nihân buyuruyor Üstadım... Nihân: Gizli. Bulunmayan. Mevcut olmayan. Sır... Asıl, gölgesine, gölgenin kendinden daha yakındır... Bunlar ve daha nice ölçü ve ölçülendirmeler ışığında bir Hadîs:Allah her şeyden evvel, kendi nurundan Muhammedî nuru yarattı. Öyle ki, o nur, Allahın kudretiyle dilediği yerde dolaşır-gezerdi. O zaman ne Levh, ne Kalem, ne Cennet, ne Cehennem, ne Melek, ne gök, ne yer, ne güneş, ne ay, ne cin ve ne de insan vardı...Allah, âlemleri yaratmak dileyince, o nuru 4 parçaya ayırdı: Birinci parçadan Kalemi, ikincisinden Levhi, üçüncüsünden Arşı yarattı...Dördüncü parçayı ayrıca 4e böldü: Birinci cüzünden Arşı taşıyan melekleri, ikincisinden Kürsîyi, üçüncüsünden öbür melekleri yarattı...Kalan Dördüncü cüzü yine 4e böldü: İlk bölümünden gökleri, ikincisinden yerleri, üçüncüsünden Cennet ve Cehennemi yarattı...Son bölümü de 4e taksim etti: İlk kısmından mümin gözlerin ruhunu, ikincisinden İlâhî marifet yuvası olan kalb nurunu, üçüncüsünden de tevhid nurunu yarattı.lHerşeyin sonsuza kadar birbirleriyle irtibatlı olduğu bir kâinatta, bütün şuurlar da birbirleriyle bağlantılıdır. Görünüşlerimiz ne olursa olsun, bizler sınırları olmayan varlıklarız; insanoğlu, şuurun derinliklerinde tektir... Hakikat-i Ferdiye: Âdem Peygamberden kendisine gelene kadar hiçbir Nebî yoktur ki, cismanî cismi bakımından en son olsa da, ilmini Allahın Sevgilisinden almış olmasın. Çünkü O, hakikati ile mevcuttur ve bu da, Âdem henüz su ile toprak arasında iken ben Peygamber idim meâlindeki sözü ile sabittir. Başka Peygamberler, ancak ümmetlerine gönderildikleri zaman Nebî olmuşlardır. Ferdî hikmetin Allahın Sevgilisine nisbet edilmesi, ilk yaratılan –yâni Feyz-i Mukaddesten gelen ilk tecellinin Onun ruhu veya nuru olmasından ve bu suretle Hakikat-i Muhammediyye denilen ilk varlığın Ondan başlamış ve Nübüvvet Onda sona ermiş olmasındandır... Hakikat-i Muhammediyye, Akl-ı evvel, Akl-ı küll... Yaradılış bahsinde aklın, ruh ve nur mânâsına gelişi, ruha nisbetle akıl bahsinde de onun karışık bir mahiyet belirtmesinin bilinmesi, gerek müteal-aşkın alan ve kablî-tecrübe öncesi bilgi ve gerekse duyu verilerine dair tecrübelerin hadiseye yanaşan insan şuuru hikmeti çerçevesinde hüküm bazında terkibî bir mahiyet belirtmesi açısından mühim.lKâinat, insan için, insan da Allahın marifetine ulaşması için yaratıldı; Allahın marifeti?.. Allahın sırrı insan, insanın en büyük sırrı Allah; tesir edici eser hüviyetindeki insanda, –âlemde insan!–, aşkın ve sonsuz bir şey, ama yine insan haddinde kalan. Yaratmak, Allaha mahsus; ya insan? Varlık kendinden yaratılan murad... Hakikat-i Ferdiye hikmetini, çemberi kendine nisbetle tâyin eden merkez diye alırsak, merkezle çember arasında yer alan her duruşun, merkez ve çembere nisbet keyfiyeti ayrıdır; bu misâl çerçevesinde, insan soyunun avam ve havas bakışı boyunca, eşyanın ve bâtının hakikatinin görünüşü, duyudan fikire değişir.lAllah, olmuş ve olacak her şeyi, ezelî ve ebedî ilmiyle bilir; irâde ve kudret sıfatıyla da yaratır... Bunun yanında şu ölçülendirme:— Mutlak tevhid mümkün değildir!İnsanın macerası... Bütün mesele, nerede ne, ne kasıtla ve neye nisbetle söyleniyor.lBiz, hakikat dedikleri mevhumelerden Allah ve Resûlüne giden değil de, Ondan hakikat dedikleri mevhumelere geleniz. Bu demektir ki, şeyleri fikirler hâline getirmekten yana değil de, tersine, fikirleri şeyler hâline getirmekten yanayız; yâni imândan, imânın hakikatinden yanayız. Maddeye, nefse, akla ve ruha âit her mesele karşısında böylece pıhtılaşırız... Çalışmak; bedahetler izinde sezerek yaparız.lFıkıh, anlayış demek... Tefekkuh: Fıkıh tahsil etmek... Tefekküh: Yemiş toplayıp vermek. Meyvedar olmak. Hayrette kalmak... Yukarıda işaretlediğimiz hususa bağlamak üzere şu Hadîs: Hikmet, müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır!... Nebh: Yitik. Ansızın bulunan. Bir şeyi tenbih etmek, unuttuğunu hatırlatmak. Ansızdan yitirmek. Şerefli olmak. Meşhur olma, ün salma... İnsan, aradığının ne olduğunu bilmeden, bulduğunun da ne olduğunu bilmez; ansızdan bulunan ve ansızdan yitirmek, sözkonusu hikmet olunca, alınacak ve bırakılacak olanı bilmek bakımından, İslâmî anlayış ve seziş idrakini gerektirir... Meşhur: Zâhir olma. Ebced değeri 551.lİbadat-ibadet şuurundan, acz idrakinden bahsettik; bu cümleden olarak dua... Dâi: Davetten gelir. Dua eden, duacı. Çeken, çağıran. Müsebbib. Güdü. Motif... Duanın, güdü, kuvve, sezgi olarak, iç ve dışa doğru aksiyon ve icrâ mânâsı açık... Ama nasıl? Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerinin buyurduğu, işde bir had karşılığı: Duanın kabul olmamasından büyük bir belâ olmaz!... Fikrin eşyalaşması sadedinde anlarsak, örneklerini bol bol gördüğümüz gibi, rastgele el atışların ne mânâya geldiği de anlaşılır. Daha ne hikmet, ne mümin, ne yitik, ne mal ve ne de bulmak ve almakın ne olduğunu bilmeyen bu soydan ahmaklara, başka ne diyelim?lİmâm-ı Şafiî Hazretleri, fıkıhsız tasavvuf insanı zındıklığa, tasavvufsuz fıkıh da fıska götürür! demiştir... Fısk; haddi tecavüz, isyân... Fıkıh ve tasavvuf, anlayış ve düşünce... Meramımız anlaşıldı mı?lMadde, yolun derin bir pozitivizme-olguculuğa ve gerçekliğe açılmasını sağlar; aynı zamanda madde, bizzat Allah Resûlünün Allahım, bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster! buyurmasından belli ki, insan varoluşunun gerçekleşmesi için zorunlu unsur, ruhun sıçrama tahtasıdır... Eşya, şeyin çoğulu, şey de, nesne, irâde, istemek, miktar, uzaklık, ilim demektir; bu çerçevede de eşya, duyu idrakine mahsus cisimler ve duyunun akıl ve ruha nisbeti yanında, akıl ve ruha dair suret ve keyfiyetler, nesneler ve nesneleştirmeler bahsini de ihtiva ediyor... Ve bir çok mühim daha: Şir, aslan, süt demek. Malûm olduğu üzere süt, ilim suretidir. Şeyin aslan eniği mânâsı, ilmin tohumu ve cüz ilmi mânâlarını da kapsar. Ruhî umdeler yanında hemen hatırlanması gereken, atomlar dünyasına âit parçacık fiziği yanında, aslı gösteren, asla şahid teferruat ve teferruatçılık şuuru davası... Sonsuz azamet tasavvuru, –tasavvur edilemez de!–, her varlıkta müessir olarak mevcut, her yerde hazır ve nâzır, azameti her şeyi ihata etmiş, yâni zerre tasavvuru olmaksızın kısır kalır. Havada kalır!Ruh, sistem ve anlayış hâlinde, bütün, parçanın niteliğini de kesinlikle etkiler; parça, bütüne nisbetle herşey ve her mevzuun nitelenişi.lİmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin ifâdesiyle, bu âlemde hak ile bâtıl, muhik ile mubtil mezc-katışma hâlinde bulunduğu ve korkunç bir benzeyiş içinde ayn ve öbürü gayr kutubları belirttiği için, bunları ayıklamak ve hayâl melekesine bağlanacağı kutbu gösterebilmek, deveye hendek yerine deniz atlatmaktan daha zordur. Bu sırrı Muhiddin-i Arabî de şöyle belirtir: Eğer, zıtlar birleşebilselerdi, birbirlerinden bir daha ayrılmazlardı... Bunu böylece kafama mıhlayan da Üstadım.lZorluk hususunda Üstadımın bir yevmiyesi: Allah, çektirmediği çilenin nimetini vermez!... Miskinlerin kendi hâllerine teşbih ederek hiçbir zaman anlamadıkları sabır: Acıya ve zorluğa katlanmak. Muharebede şecaat gösterme. Başkasının da öğrenmesi için takat getirmek... Sabrın, zamanımıza âit mânâsını İmâm-ı Rabbanî Hazretlerinden öğrenin:— Mehdînin efdaliyeti, Allah indindeki rifatından değil, gösterdiği sabırdandır!Bu mânâya âidiyetimizi bilerek, elinizdeki yeni eserle karşınızdayım!lİnidam: İdama gitme. Mahvolma. Yok olma: 166.Küsuf: Güneş tutulması: 166.Saydanî: Tilki. Mülk: 165.Natuk: Güzel ve düzgün söz söyleyen: 165.Suda: Baş ağrısı. Rahatsız etme, sıkıntı verme: 165.lVaroluşan tarzın hakikati üzerinde anlaşılmak üzere, imtiha: Mahvolma, perişan olma... Bunun ebced değeri de, Salih Mirzabeyoğluna denk gelir: 451.

İnsan aklı, bilgisinin bir türünde öyle sorular tarafından rahatsız edilir ki, bunları gözardı edemez, çünkü ona kendi tabiatı tarafından verilirler; ve yine de onları cevablayamaz, çünkü insan aklının bütün kabiliyetini aşarlar. İnsanda, kendini aşan birşey: Aşandayız, aşandanız!lMen: Ben. Anlamak için sormak. Vasıflandırmak. Bir kelimenin iki şeye delâlet etmesi hâli. Bir şeyi kolaylaştırma... Mena: Ölüm haberi. Benlik. Sarp. Çetin. El erişmez, zabtı zor. Deniz. İlim.lAbdülhakim Arvâsî Hazretleri, bir veli mevzuunu bulamaz ki, ben desin! buyuruyor... Bu sözden mülhem, velinin müteal-aşkında olduğunu söyleyebiliriz. Kelime ve kavramların, dilde kuru takırtılar olmaktan çıkıp da, duyudan akıla ve ruha serüveninde içi tecrübî olarak doldurulur keyfiyetler hâline gelişinde, ruha-şeriata âit üstünlüklerin akıl yoluyla anlaşılamayacağı da anlaşılır; aklın anlaması gereken budur... Duyularla algıladığımız dış âlem, duyuların akıl ve ruhla alâkası, bu çerçevede ideler ve tasavvurlar âlemi; ve nihayet kalbin yolu İslâmın hakikatini gösterdiği müteal-aşkın emr âlemi... Halk âlemine nisbetle her türlü keyfiyetten münezzeh bu âlem, Allahın Zât âlemine nisbetle keyfiyet hâlindeki tecellilerine mevzu olur ki, sonsuz; ve Allahın bizzat bildirdiği üzere, ruh, Onun emrindendir.lÖlmeden ölmek; beni öldürmek... Herşey zıddıyla kaimdir hakikati yanında İslâmî ölçüleri pay alma mânâsına içini kendimizde fikirle doldururken, daha doğrusu dolduran doldurmuş biz o neticelendirmelerin içini kendimi... tümünü göster


Değerlendirmeler

değerlendirme
Filtrelere göre değerlendirme bulunamadı

Baskı Bilgileri



ISBN
-

Etiketler: islam

Benzer Kitaplar

Şu An Okuyanlar

Şu anda kimse okumuyor.

Okumuşlar

İç Bükeysi
1 kişi

Okumak İsteyenler

İç Bükeysi
1 kişi

Takas Verenler

Takas veren bulunamadı.
Puan : hepsi | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10
Değerlendirme Zamanı: en yeni | en eski