Az
Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az... Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi..
Baskılar2
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (713)İçinize bir taş, boğazınıza bir düğüm yerleşiyor okurken. Kurgu olduğunu bilsenizde Yatırcalı Derda'nin ülkemizin acı gerçeklerinden olduğunu içten içe biliyorsunuz. Sarsan, içinizi burkan, birşeyler yapmak istemenize neden olan bu kitabı kötü bir gününüzde yada kötü bir ruh halinizdeyken okumayın. Daha da kötü yapabilir.. Tabiki okumamak bilmemek 11 yaşında kız çocuklarının oyun oynayacakları yaşta evlendirilmelerini değiştirmiyor. Yazacak o kadar AZ ama çok şey var ki..
Güzel bir roman ama yazar, tesadüflerin yarattığı dramatik etkiyi bu kadar çok kullanmasaymış daha iyi olurmuş.
MUH-TE-SEM...Bu kitap icin ne desem AZ..cok kisa bir surede icine duserek okudum..Hakan Gunday favorilerim listesinde son hizla yukseliyor...(Ilk Kinyas ve Kayra"yi okumustum ondan). "Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarinda koca bir alfabe var". Resmin ustunde yer alan sembolu kitabi okuyanlar cok iyi anlayacaklardir..Kitabi yeni bitirdim, icim kitap ile dolu, o nedenle, sadece ne olur alin ve okuyun diyorum.
Sürükleyici. Bir solukta bitiyor. Sonunu beğenmedim fakat okurken elimden bırakamadığım kitaplardan birisi oldu. "Az... Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler."
"Eğer bu dünyada bir yerlerde, insanlar çocukları bombalıyorsa, bunu bilmeye gerek yoktu. O dünya zaten yanmış çocuk eti kokardı. eğer bir yerlerde, başka çocuklar açlıktan geberip gidiyorsa, bunu bilmeye gerek yoktu. O dünyanın zaten açlıktan nefesi kokardı." Bu ve bunun gibi onlarca vuran paragraf barındıran bu kitabı mutlaka okumalısınız. Hakan Günday kesinlikle okunmaya değen bir yazar. 360 sayfa 360 saniye gibi bir anda akıp geçiyor. İnsanın hayatından 80 yılı böyle güzel anlatan başka kitap çok seyrek okumuşumdur. Hayatın gerçeklerini öyle güzel yansıtıyor ki yazar kitapta 'yok artık, bu da olmaz' diyebileceğiniz hiç bir bölüm yok. Özellikle sonunu çok sevdim ben. "Çünkü Oğuz Atay'ı da okudum. Seni de tanıdım... Diyebilirsin ki bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim... Seni az tanıyorum... Az... Sen de fark ettin mi? Az dediğin küçük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece 2 harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri Başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi. Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorumi demek, seni kendimden çok biliyorum demektir. Bilmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. Belki de az her şey demektir. Ve Belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir."
kitap bi kaç meseleyi aynı anda işliyor. kürt halkı, fundamentalist cemaatler doğu-batı bakışı...bu meselelere derinlemesine inmiyor. kurgu çok akıcı, roman okumayı pek sevmeme rağmen zevkle okudum. roman çok fazla tesadüfler içeriyor. bu pek hoşuma gitmedi. kinyas ve kayra kadar güzel değil ancak okunmaya değer bi kitap
Daha önce okuduğum iki kitabında (Malafa, Kinyas ve Kayra) zekasına ve tekniğine hayran kaldığım yazarın en AZ beğendiğim kitabı bu oldu. Olay örgüsünde tesadüflerden çok fazla faydalanmış. Gerçekleşme olasılığı çok düşük çok sayıda rastlantının art arda sıralanması benim için hikayenin niteliğini zayıflattı. Dolayısıyla kendimi fazla kaptıramadım. Bir hikayeyi hafif gerçeküstü öğelerle zenginleştirmek benim için kabul edilebilir bir durumdur. Hatta hayal gücümü zorlayan -zekice yerleştirilmiş- ayrıntılar kitaptan aldığım keyfi artırabilir. Ama burada romanın bana yer yer Yeşilçam senaryolarını andırması söz konusuydu. Belki de üzerinde yeterince çalışılmamış, biraz aceleye gelmiş bir roman. Taşlar yerine oturmamıştı kısacası.
Akıcı bir dil, tesadüflerle dolu bir serüven. Dingin bir son.
bu dünya pamuk prenseslerin dünyası değil DERDA ları dünyası hakan günday tokat gibi çarpıyor yüzümüze
Okuduğum ilk Hakan Günday kitabı..dil ve anlatımı farklı..kitap su gibi akıp gitti..beni de çok etkiledi.
Hakan Günday'ın okuduğum ilk romanı, uzun süredir elimin altında durmasına rağmen elimin bir türlü gitmediği bir kitaptı. Sonra okuyayım dedim ve sayfalar birbirlerini takip etti. Ne kadar geç kalmıştım ama iyi ki başlamışım. Çocuklar, çocukların yaşadığı acılar benim hassas noktam. Bazıları, şimdi belki yoktur ama eskiden bu tip şeyleri yaşayanların, üstelik sonları kurtuluşa da ermeden, insan gerçekten garip bir varlık. Yaşamaya devam ediyor. Derdaların birbirlerine hazırlanışları, masumiyetlerinin her daim devam etmesi, şiddet, tecavüz, tesadüfler, kesilen cezalar, Oğuz Atay ... Alıntı almadım bu kitapta, bir çok cümlede kendimden iz buldum. Ama bir şey söylemek istiyorum. Yazar bu iki kişiyi, evet kişi diyorum çünkü karakterden çok yaşayan birer insana döndüler benim için, hazırlanmalarını o kadar güzel işlediyse, birleşmelerini o kadar hızlı yazmış. Belki sadece bana bu kadar garip geldi bilmiyorum ama hızlı bir karşılaşma olmuş, zaten tanıtımda biliyorduk buluşacaklarını birbirlerine yoğrulduklarını ama ben biraz o sürecinde işlenmesini tercih ederdim. Güzel bir roman, kaliteli bir zaman geçirmeme neden oldu. Benim yaptığım gibi elinizin altında bulunmasına rağmen hala başlamadıysanız, sayfaların arasında kaybolmak için daha fazla beklemeyin.
Üstünden uzun zaman geçti. ama söyleyebileceğim şudur; şu ana kadar okuduğum en iyi kurgu kitabıydı. tavsiye ederim ...
Hakan Gündayın okuduğum ilk kitabı AZ.Yazarın kitabın sonunda tanımladığı AZ kelimesine atfen (kitaptaki kullanıldığı şekliyle) "Bu kitabı çok AZ beğendim"
Kitap, insanların rahatsız olabileceği birçok unsuru barındırıyor. Okurken, birkaç kez karakterlere sinirlenip kitabı elimden fırlattığım oldu fakat kitabın sonuna neler olacağını merak etmeye devam ettim. Tesadüfler biraz abartılı olsa da, güzel bir roman.
Kitabı 2 gecede bitirdim. Hakan Günday öyle bir kitap yazmış ki tek bir niteleme sıfatı yetmiyor bu kitap için. Tanıtım bültenini bir yerde okumuştum. Sonra tesadüfen o muazzam satırların Hakan Günday a ait olduğunu öğrendim. Ve az ı sadece tanıtım bülteni için aldım. Şunları söyleye bilirim; İlk gece Derdâ’yı okudum. Olaylar sizi kasvete sürüklüyor. Ve hayrete düşürtüyor. Yani öyle şeyler yaşıyor ki gerçekten böyleleri var mı diyorsunuz. Ama Derda’nın yaşadıklarını okudukça Derdâ gayet olağan geliyor.Derda’nın hikayesinde tesedüfler öle artıyor ki kitabın inanadırıcılığı sönüyor . Bu kadar tesadüften sonra küçükken mezarlıkta karşılaştıklarını fark edememeleri insanı hayel kırıklığına uğratıyor. Bari o da öğrenilseydi . Derda ‘nın hapisten çıktıktan sonra ki Derdâyla karşılaşması çok basitti. Derda ‘nın hikayesinde kitabın elle yazılmış bölümü olan masal kısmı gerçekten çok iyidi . tanıtım bülteninden sonra kitaptaki favori yerim kesinlikle orası. Yinede bu kitabı bir sofraya benzetecek olursak : Derdâ ‘ nın hikayesi : bol acılı mercimek çorbası Derda ‘ nın hikayesi ( masala kadar olan ) : beşamel soslu portakallı ördek , masal :bir tepsi hamsi. Masaladan sonraki kısım : kımız Ve son olarak : Derdâ ‘ nın Derdaya yazdığı mektup :profiterol Sonuç olarak mideniz karman çorman olarak kalkasanızda bu sofra sizi doyuruyor.
2015 yılında aldığım en güzel doğum günü hediyesiydi Az. Her iki hikayesinde de sarsıldım desem az bile olur. Birkaç kez bırakmak istedim ama hikayeler beni bırakmadı. Yorum yaparken kitabı anlatmayı sevmiyorum. Ama iki Derda'nın hikayesi de okunması gereken hikayeler. Hatta bir yerlerde birileri bunları yaşamış bile olabilir. En sarsıcı olan da bu zaten. Onların hikayesi böyle mutlu bitmiş midir? Bu olayları yaşayıp arkasında bırakabilir mi insan? Kitabın benim için en şaşırtıcı yeri Oğuz Atay'a bağlanmasıydı. Tüm kitapları elimde olan ama bir türlü Tutunamayanlar'ı bitirememiş biri olarak bundan sonraki durağım Tutunamayanlar'a kaldığım yerden devam etmek olacak.
Sanırım en çok etkilendiğim kitap bu olmuştu, dil gerçekten çok akıcı, bayıldıım.
Derda durdu. anne de durdu.derda konuştu. anne duydu."ben ölüyüm! bunu anlayabiliyor musun? ölü! sadece daha gömülmedim, o kadar" kitabın birinci hikayesinde ingiliz kadına bunu diyordu Derda. haklıydı kısacık hayatında yaşadıklarını karşısındaki kadına anlatmanın mümkün olmadığını düşündüğünden sessiz kaldı hep. belki de Derda hiçbirimize anlatamazdı yaşadığı boktan hayatı tecavüzü, eroini, cinayetleri işkenceleri, karanlık sokakları, sadistleri... kitabı bitirdiğinizde yanınızda biri varsa ve sigara içilecekse mühtemelen: "-al abi burdan yak." diyesi gelir insanın.. insanın midesini bozan bir kitap okuyucuya 'oku da kus' dedirtiyor adeta. yazarın hikayenin sonunu toz pembe bitirmesi de şaşırtıcı olsa gerek.bol küfürlü okumayı sevenler için ideal bir kitap. ilk hikayenin karışıklığı kitabı bıraktırabilir devamını okumada fayda var.
Kitap beni derinden sarsmıştı. Bu kitabını okuduktan sonra diğerleri hep eksik geldi nedendir bilmem.
Tesadüflerin romanın gerçekliğine zarar verdiğini düşünüyorum. Bence abartı fazla kitapta.
AZ bu kadar çok anlatılamazdı....Derda'ların hikayesi içimi burktu, Oğuz Atay'a bir kez daha hayran kaldım, Tutunamayanlar'ı bu yaşıma kadar okumadığım için kendime kızdım....ülkemizde hala yaşanan çocuk evliliklerine bir kez daha öfke kustum, pedofili sapıklara lanet ettim, kendilerini etrafındaki cahillikten ve fakirlikten kırılan insanlara paşa, ağa gösteren yaratıklardan daha da iğrendim.....okursanız pişman olmayacağınız bir kitap, okurken dilinizde küfür biterken gözlerinizde yaş bırakacak....












