
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kıyıya Vuran Deniz Kabukları
Trajik ve çarpıcı bir hikaye olabilecekken 600 sayfaya uzayınca etkisiz ve gereksiz uzun olmuş. Karakterlerin değişimini ve aralarındaki etkileşimi beğensem de finalde varılan durumu zorlama buldum. Her kitap mutlu sonla bitmek zorunda değil. Birbirinden kopmuş, nefret etmiş insanlar bir bebek doğacak veya birkaç kez buluşuldu diye yeniden mutlu bir aile olabilseydi keşke. Çevirisi okurken genel olarak rahatsızlık vermese de kalitiesini beğenmedim. Yer yer orjinal metni görmeden bile tespit edilecek hatalar vardı.
Baskı: Baba Evi
Anlatım çok güzel. Su gibi akıyor. Yazarın hayat hikayesine dayanması ilgi çekici. Tarihte küçük bir yolculuk gibi aynı zamanda. Yine de bir yarım kalmışlık var. Mutlaka Avare Yıllar'la birlikte okunmalı.
Baskı: The 500
Yazarın anlatımını beğendim. Sarkastik bir dili var. Benzetmeleriyle, tiye almasıyla, verdiği detaylarla keyif veriyor. Roman yavaş başlasa da son 100 sayfada çok hızlanıyor. Sonunu baştan bilmek bence biraz dezavantaj ama yine de heyecanla okudum. Son bölümlerde olayı biraz abartmış gibi geldi. Biraz da tesadüfe bak filan dedim ama yine de güzeldi.
Baskı: Kadının Adı Yok
Hem Duygu Asena adını hem de kitabın adını çok duymuştum. Kadına şiddet haberlerine hemen "kadının yine adı yok"" yok diye menşet yapıştırılmasından da sıkılmıştım. Tabi bir de erkek düşmanlığı klişesi var. Neymiş bu kitap diyip okudum. Ne kadar yanlış anlaşılmış, ne kadar anlaşılmamış bir kitapmış... Öncelikle şunu söyleyeyim ahlakı bozacak ufacık bir şey yok içinde. Yazar ne bir detaylı sevişme sahnesi anlatıyor, ne çıplaklık veya aşırılık kullanıyor. Zamanında bu kitabın içerdiği fikirleri beğenmeyenler tarafından yasaklandığı açık. Üstelik hep iddia edildiği gibi erkek düşmanlığı da içermiyor. Kahramanımız ona saygı göstermeyen, sarkıntılık eden, onu küçük gören erkekleri kınıyor, onlara karşı çıkıyor ama bu mu erkek düşmanlığı? Baş kahraman olgunluğa erdiğinde hayatına giren tüm erkeklere teşekkür ediyor. Hepsinin kendisine bir şey kattığını söylüyor. Ona onca eziyet etmiş, aşağılamış, yasaklamış babasına gönderiyor en büyük teşekkürü de. Erkek düşmanından söylemesini bekleyeceğimiz gibi erkeksiz hayat oh ne rahat demiyor. Özgürlüğün bedelinin yalnızlık olmaması gerektiğini söylüyor. Kahramanımız kendisiyle eşit, ona saygı gösteren, her açıdan uyuştuğu bir eşin eksikliğini çekiyor, bu eşi bulduğunda da ona övgüler sunuyor. Bu kitaba erkek düşmanlığı/firijitlik diyenlerin eleştiriyi kaldıramayanlar, kahkaha attı diye kızını or..pu diyerek dövüp sokağa atanlarla aynı kafada olanlar olduğunu düşünüyorum. Peki adı olmayan kahramanımızın her yaptığına hak verdim mi? Her fikrini destekledim mi? Hayır ama saygı duydum. O bir birey ve bana zarar vermediği sürece onu yargılamaya, bu davranış ve fikirlerinden dolayı onu kınamaya ne hakkım var? Zamanının ötesinde, cesur bir roman olduğu kesin. Bu kitabı kadınlar kadar erkekler de okuyabilir, hatta okumalı. Bazı erkekler hataları yüzüne vurulmuş gibi hissedip öfkelenebilirler ama bir süre düşününce faydalı bulacaklarını düşünüyorum. Kitapta savunulan her şeyi tamamen kabul etmek değil faydalı bulmaktan kastım, olaya bir de başka açıdan bakıp acaba başka türlü olsak daha iyi olmaz mı demek. Akıcı anlatımı dışında edebi bir gücü olduğunu düşünmüyorum. Açıklanmayan zaman atlamaları, düşük cümleler, yanlış kullanımlar var. Bunlar okuma zevkini öldürmüyor. Zaten edebiyattan teknikten ziyade fikirlerin öne çıktığı bir roman.
Baskı: Sevmenin Zamanı
Frida ile İsmail'in aşkı bana hiç inandırıcı gelmedi. İsmail kaba ve soğuktu bence. Yazar dönemi çok iyi işlese de kendine konu olarak bu tutuk aşkı seçmek yerine Şulman ailesini merkeze alan bir kurgu oluştursaymış çok daha iyi olabilirmiş. Ayrıca uzun tıbbi açıklamaları da gereksiz buldum. Romanın en iyi tarafı dönemin ambiansını çok iyi vermesi ve pek basedilmeyen konulara değinmesiydi. Ayrıca yazarın roman için çok araştırma yaptığı da belli oluyor. Bunu da takdir ettim.
Baskı: Film Kulübü
Ergenlik başa belaymış. Ergenlik döneminde çocukları olanlar dertleşir gibi, film izlemeyi sevenler sohbet eder gibi okuyabilir. Bunun dışında sıradan bir kitap. Dilinde bir tutukluk, yapaylık var. Çeviriden olmasından şüpheleniyorum.
Baskı: Huzur Cinayetleri
Büyük ihtimalle seneye bu zamanlar kitabı unutmuş olacağım. Bazı anlatılanların ne derece gerçekçi olduğıyla ilgili de şüphelerim var. Diğer yandan kolay okunan eğlenceli bir romandı. İnsanların travestiler ve diğer farklı cinsel kimliklere bakışını biraz olsun olumlu etkiliyebilirse bu da bir şeydir.
Baskı: The Dinner
Aile mutluluğu ve çocuklarını korumak için ne gerekiyorsa yapan bir çifti anlatıyor. Böyle deyince alışılmış fedakarlık, sevgi ve hoşgörü dolu bir hikaye canlanabilir kafanızda ama hiç öyle değil. Yazar sık sık alıntı yaparak her mutlu aile birbirine benzer ama her mutsuz aile kendine has şekilde mutsuzdur dese de romanı bitirince tam tersini gördüm. Yine de konusundan çok olayların kurgulanışını ve yazarın tarzını beğendim. Damakta tat bırakan bir kitap.
Baskı: Huzursuz Adam
Tempo çok düşüktü. Casusluk ve polisiye diyince insan soluk soluğa bir hikaye bekliyor ama bu roman baş karakter Wallander'in öyküsüne de odaklanıyordu ve onun anıları, yaşlanma korkusu, aile ilişkileri, hastalıkları vs. tempoyu çok düşürüyordu. Wallander serisine bu kitapla başladım, meğer son kitapmış. Bu çok kötü bir tercih oldu.
Baskı: Renkli Masallar
Kısa notlar halinde yazayım: -Bu kitap sadece anı ve gezi yazılarını içermiyor, Sicimoğlu'nun fikirlerini anlattığı denemeleri ve kısa öyküleri de içeriyor. -Çok renkli bir hayat, gerçekten müthiş malzeme var. -Sicimoğlu bir yazar değil ve bu da kitaptan anlaşılıyor. Ciddi bir düzelti veya editörlükten geçtiğini düşünmüyorum çünkü Sicimoğlu bazen konudan konuya atlıyor, a'dan başlayıp f'de bitiriyor. Ayrıca lüzumlu lüzumsuz yabancı kelimeler kullanması 'design etmek' gibi garip tabirleri bana çok itici geldi. -MFÖ'nün neden tiye alarak 'sen neymişsin be abi' dediğini anladım. -Memur ailesinin üniversite okuyup maaşlı çalışan çocuğuna beyaz türk demekten vazgeçmek lazım.
Baskı: Son Sultan Ahmet Ertegün ve Rock 'N' Roll'un Yükselişi
Özet olarak şöyle: imla hatası, anlatım bozukluğu, çeviri saçmalamaları... ne okuduğunuzu anlayamıyorsunuz. Öyle epik hatalar vardı ki istense yapılamaz. Google translate ile çevrilmişse bile insan bir kere üstünden geçer. Tırnak işareti yerine 2 yazmak nedir!? Hele yazarın Bodrum merkezindeki deve sürülerini bahsettiği yerden sonra beni tamamen kaybettiler. Ahmet iyi ki bugünleri görmedi. Siz de Ertegün'ün hayatını merak ediyorsanız kesinlikle başka bir kitabı tercih edin. 3 yıldız da malzemenin zenginliğine ve kitaba gerçekten emek verenlerin hakkını yememek için.
Baskı: Catching Fire (The Hunger Games #2)
Kitap ilkine göre çok yavan ve yavaş başladı. [spoiler] Yine yeniden arenaya dönüş de sıkıcıydı. Yazar kitabın sonunda okuyucuyu şok etmeye çalıştıysa bile bendeki etkisi hayal kırıklığı oldu. Esas ilgimi çeken, okumak isteyeceğim şeyler ben 400 küsür sayfa Katniss'in ergenlik aşklarını, kıyafetlerini, karı okurken olup bitmiş. Kendimi bir şeyler kaçırmış, zamanı boşa harcanmış gibi hissettim. [spoiler] artık tek kitap kaldığı için okuyup bitireceğim ama ilk kitabı en iyisiydi sanırım.
Baskı: Evvel Sevda İçinde
Şiir bana göre değil. Pek anlamasam da sevdiğim mısralar oldu. Şiir sevenler deneyebilir.
Baskı: Aile Çay Bahçesi
Bir aile ve kadın hikayesi. Çok çarpıcı, çok sarsıcı bir hikaye değil. Ama beni etkileyen iki şey oldu; birincisi bir erkeğin bir kadının ağzından kadınların hayatını anlatması, ikincisi insanların kendinden/tanıdık bir şeyler bulabileceği bir hikaye olması. Bu benim demesem de, Müzeyyen'le hayatımız bambaşka olsa da detaylarda, o beklentilerde, kırgınlıklarda, kıskançlıklarda, umursamazlıkta tanıdık şeyler bulmak mümkün. İnsan bir paragraf okuyor ve evet bunun nasıl bir şey olduğunu biliyorum diyor. Kitabı bu yönünü sevenlerin Barış Bıçakçı'yı da seveceklerini düşünüyorum.
Baskı: Hamburg Barikatları
Eğer yazarın düşünce tarzını okumanızın merkezine alırsanız bu kitabı hiç beğenmeyebilirsiniz. Devrimci sosyalizmin 1920'lerdeki coşkusuna katılan bugün az insan vardır. Ama kitabı insanların devlet gücüne karşı verdikleri mücadelelerden birinin birinci ağızdan ifadesi olarak görüp yazarın güçlü anlatımının keyfini çıkararak okursanız kitabı çok beğenebilirsiniz. Özellikle meclisin anlatıldığı ilk bölümle kadınların fakirlikle mücadelesinin anlatıldığı yazılarda hala değişmeyen bir şeyler olduğunu düşünebilirsiniz. Hamburg'u anlamak için de okunması gereken bir kitapmış.
Baskı: The Hunger Games
Kitabın ilk bölümünü (giriş ve oyunlar için hazırlık) çok beğendim. Gelişkin bir hayal gücünün ürünü okuması zevkli bölümlerdi. Sonraki bölümler klasik bir macera aşk hikayesi karışımıydı. Akıl almaz olaylar da yoktu hani. Kolay okunan bir dili vardı. Övüldüğü kadar şahaser olduğunu düşünmüyorum ama eğlenmek için okunabilir.
Baskı: Yedi Güzel Yıl
Bazı sahnelerine, diyaloglarına çok güldüm. Bazı şeyler çok tanıdık geldi. Ama biyografik özelliği yazarın o garip ve güzel kurgularını öldürmüş sanki.
Baskı: Tesla - Anlaşılamamış Dahi
İlginç öykü sıkıcı anlatım.
Baskı: Fiesta: The Sun Also Rises
Kısa cümleler. Bol doğa. Zamanın argosu. Bohem bir hayat. Savaşın zedelediği ruhlar. Paris, İspanya, cesaret, ölüm, içki, içki, içki. Baze şeyler çok saçma. Ama gerçek. Ancak gerçek olabilecek kadar saçma. Bir de Fransızca ve İspanyolca kelimelerin anlamı verilseydi daha güzel olurdu. Kısaca bir şaheser değil ancak ondan önceki bir alıştırma.
Baskı: Kavim
Yazar bazen ipuçlarını veya olayları tekrar tekrar anlatarak sıksa da genel olarak akıcı bir kitap. İçinde sadece bir polisiye değil Türkiye'de yaşayan dinler ve yakın tarihle ilgili unsurlar da var. Polislerin birer kahraman/namus timsali olarak gösterilmemesini beğendim. Başkomiser Nevzat'ın iç konuşmaları çok doğal. Yalnız Evgenia ile ilgili bölümler romanın çatısına ne katmış, ne gibi bir işlevi varmış anlamadım. Ahmet Ümit'in bütün romanlarının birbirine benzediğini söylerler. Bu benim okuduğum ikinci kitabıydı ve ilkini sekiz sene evvel okumuştum o yüzden bir şey diyemiyorum. Fakat yazarın yeni çıkan romanı Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'nin kapağında yer alan "Aşk yaşamı; cinayet ölümü sıradanlıktan kurtarır." cümlesinin çok çok benzerini 2006 yılında çıkan Kavim'de de görünce önermenin doğru olabileceğini düşündüm. Bu söz belki de yazarın sloganıdır ve her kitabında geçmektedir onu bilemiyorum.
Baskı: Paris'teki Eş
Belki 8 yıldız alacak bir roman değildi ama bir edebiyat sever için Paris'te okunabilecek harika bir kitaptı.
Baskı: Durgun Sular Sessiz Akar
Aynı duygu ve düşünceleri sayfalarca, durup durup tekrar etmesi, olaya en ufak katkısı olmayan detayları, kişileri ve eşyaları konudan saparak anlatması beni çok yordu. Karakterlerden hiçbirini kendime yakın hissetmedim. Aransa çok güzel mantık hataları bulunabilirdi (örn: Gisela Avusturya'da değil Almanya'da yaşıyorsa kendisinin Avusturya adresine gönderilen mektuba nasıl cevap verdi? Ailesi de Roberto ile ilişkisine karşıysa ona mektubu kim iletti?) Hepsinden de öte ortada okumaya değer ne vardı diye düşünüyorum. Sayısız sevişme arasında insan ruhuna ilişkin ne bulduk? Yazarın yalnızlık ve şehvet üzerine döşediği tumturaklı sayfalar insan ruhunu mu yansıtıyordu? Bir insanı anlamak için karşı cinsle ilişkileri kadar, hayallerini, çocukluğunu, ailesiyle ilişkilerini, çektiği zorlukları da bilmemiz gerekmez miydi? Kitabı okuyup bitirmemin tek nedeni acaba bir şey çıkacak mı merakı ve yazarın yazmaya olan yatkınlığıydı.
Baskı: Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
İki roman bir arada gibiydi. İlki belirli bir kahramanı olmayan, ölümün faaliyeti durdurması sonrası olabilecekleri anlatan öyküydü. Olaylar sıradan eski ölümlüler yeni ölümsüzler açısından anlatılıyordu. İkincisinde ise başkahraman ölümdü. Viyolenselci ile olan hikayenin sonu ilkiyle öyle bir bağlandı ki acaba bu bir geriye dönüş mü yoksa kısır bir döngü mü dedim. Yazım tekniği açısından da tam bir deneyimdi. Yazarın biraz ironik biraz mizahi biraz da okuyucuyla sohbet eden anlatımını beğendim. Okuduğuma çok memnunum.