
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Dörtlükler
çok keyifli, düşündürücü. zaman zaman nüktedan kişiliğini yansıtmış dörtlüklerine Hayyam. genel olarak "anı yaşa" düşüncesi hakim mısralarda. bunun yanında maddenin dönüşümüne -testiye dönüşen yoksul ayağı, menekşeye dönüşen güzel kadın gözü v.b.- sık sık değiniliyor. bazense bilimsel olarak zamanının ötesinde saptamalar yapıyor "Evren kırıntısı bu güzelim yıldızlar" diyerek. inanılmaz keyif almanın yanında çok hızlı okudum. tavsiye edilir
Baskı: Drina Köprüsü (Boşnakça Üçlemesi #1)
vişegrad'da drina nehrine 1577 de Sokollu Mehmet Paşa'nın emri ile yaptırılan köprünün etrafında 1914 yılına kadar geçen olaylar konu alınıyor kitapta. tek bir ana karakter var; köprü. köprünün bulunduğu topraklar siyasal ve toplumsal değişimlerle beraber bir çok acı, savaş görüyor ancak köprü her zaman dimdik yaşananlara tanıklık ediyor. benim kanaatim; İvo Andriç Vişegrad'da büyürken büyüklerinden duyduğu hikayeleri aktarmış kitapta. bir yandan da Bosna'nın tarihine ışık tutulmuş. aslında bir çok öykünün birleşimi denilebilir kitaba. olay örgüsü, geniş bir zaman dilimini kapsadığı ve çok karakterli olduğu için zaman zaman takip edilebilirliği düştü benim için. ancak Balkanlar tarihine ilgi duyanların okuması gereken bir eser.
Baskı: Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
yazarın sade anlatımı enfesti. sanırım denizden ve balıkçılıktan anlayanlar çok daha büyük zevk alacaktır. bilgi yayınlarından okuyacaklar için tavsiye; tadınızın kaçmaması için ön sözü okumadan başlayın kitaba :)
Baskı: Ana
bir klasiğe göre dili gayet yalın, kolay okunan bir kitap. Kitabı büyük bir Marksist eser olarak değerlendirmek imkansız, genelde Sosyalist fikirler üzerinde duruluyor. aslında bu durum da Ana'nın anlayabildiği,hazmedebildiği kadarının da bu olması açısından yerinde olmuş, zaten sık sık Ana'nın konuşulanların çoğunu anlamadığı, savaşmaya başlamasının nedeninin bu insanları sevmesi,güvenmesi,iyi niyetlerine inanması olduğu vurgulanıyor. bazı noktalarda hikaye hızlanıp içine aldı beni, ancak bu durumun kitabın geneline yayılmadığını düşünüyorum. bu iniş çıkışlar benim de sürekli sevip sevmeme arasında gidip gelmeme neden oldu. Finali ise mükemmeldi.
Baskı: Ateşten Gömlek
Milli mücadeleyi gerçekten yaşamış bir kadın yazarın kaleminden mükemmel bir roman. olay örgüsünün güzelliği, heyecan ve dramın yerindeliğinin yanında yazarın betimlemelerine(özellikle bir cümle içerisinde farklı farklı renkleri kullanarak yaptığı betimlemelere) bayıldım. Başkumadan'ı tanımladığı sayfalar özellikle heyecan ve gurur uyandırdı. iyi ki vardınız, varsınız!
Baskı: Veronika Ölmek İstiyor (Yedinci Gün #2)
neden bu kadar beğenildiğini anlayamadım. karakterler zayıf özellikle Veronika baş karakter olmasına rağmen derinliği olmayan bir karakter. En elle tutulur derinliğe ve alt metne sahip karakter Mari idi. bir de yazarın farklı karakterler üzerinden farklı mental hastalıklardan bahsetmesi iyi niyetli bir çaba olsa da, hastalıkları bu kadar yüzeysel anlatması irite etti beni. Şizofreni bir günde iyileşebilen bir hastalık mı yani? aşkın gücü klişesi artık bilinçli okuru doyurmuyor. öte yanda edebi bir derinlik de yoktu kitapta. tek iyi yanı kolay okunur olması, tüm pembe kitaplar gibi.
Baskı: Ev Anası
"anneler çocuklarınızı iyi yetiştirin sonra sapık, manyak, düşüncesiz, bencil falan oluyorlar" minvalinde bir bölüm bulunduran zaman kaybı bir roman. konusu, girişi, gelişmesi, sonucu belli olmayan bir deneme diyebiliyorum ancak. ayrıca "engelli" yerine "özürlü" kelimesinin kullanılması da rahatsızlık verici.
Baskı: Değişim Sancısı
yoğun bir amerika ve anti-komunizm propogandası... soğuk savaş döneminde Amerikalı bir yazar tarafından yazılmış olması makul gösteriyor durumu ancak savlarını çoğu zaman örnekler ile desteklememesi düşüncelerini içselleştirmeme engel oldu. altını çizdiğim güzel bakış açılarına da sahip yazar, ancak bilimsellikten uzak ve ısmarlama bir kitap olduğu düşüncesi kitap ilerledikçe daha çok kök saldı bende.
Baskı: Nasıl Müslüman Olduk?
gayet aydınlatıcı bilgilerin olduğu, bizlere tüm okul hayatımız boyunca "Gök Tanrı'ya inanıyorduk zaten, o yüzden kolaylıkla İslam'ı kabul ettik" benzeri yaklaşımların arka planını, daha doğrusu karanlık tarafını gösteren bir araştırma kitabı. sadece yazarın önsözde 'Bu kitap İslam'ı eleştirmek için yazılmadı' şeklindeki savının kitap boyunca defalarca çürütülmesi şaşırtıcı oldu. Dinler veya din tarihi elbette eleştirilebilir olmalı ancak böyle bir vaat "hassasiyet" üzerinden yapılacak olumsuz yorumların önünün açılmasına neden olacaktır.
Baskı: 04:00
paralel evrende İstanbul... Distopik öğeler bulunduran bir kitap, malesef beni Körburun kadar etkileyemedi. "ıssız meydandaki kitapçı" detayı yazarın imzası, bu romanda da güzel yedirilmişti hikayeye.
Baskı: Karamazov Kardeşler
kitaba başyapıt demekten başka yorum yapmak haddim değil. İletişim- Ergin Altay çevirisi muazzam, çeviri konusunda tereddütü olanlara tavsiye olunur.
Baskı: Baba ve Piç
edebi olarak vasat bir kitap. bunun yanında akıcı olduğu bir gerçek. ama kitabın bu kadar tartışılmasına neden olan "Türklere hakaret ediliyor vb." söylevlerinin asılsız olduğunu da okuduktan sonra anladım. ki bence yazar elinden geldiğince tarafsız bir yol izlemiş konuyu işlerken, ve kesin yargılarda bulunmamış. bu konunun dışında sadece Elif Şafak'ın değil birçok popüler yazarın toplumsal sorunları kör göze parmak şeklinde irdelemesini açıkcası beğenmiyorum. örneğin bu kitapta kadının toplumdaki yerine, 'tü kaka toplum bakın kadınlara neler yapıyorlar' tarzı hikayelerle değinilmesi beni irrite etti. yazarlar bu önemli konuyu sokakta, arkadaş ortamında konuşan halk gibi değil, daha çarpıcı ve çözüm odaklı irdelemeli. son olarak Elif Şafak'ın çift kişilikli olduğunu düşünüyorum. Mahrem gibi bir yapıt ile bu vasat kitabın yazarının aynı olmasını başka bir şekilde açıklayamıyorum.
Baskı: En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın
bir ailenin bir akşam yemeğinde yeniden toplanmasını anlatıyor kitap, her yemek çeşidiyle beraber farklı bir karakterin gözünden okuyoruz geçmişte yaşananları. derin karakterler yaratmış yazar ancak öyle karakterler var ki daha detaylı incelemek istiyorsun hayatını ama mümkün olmuyor birkaç sayfayla bu. sanırım bu noktada okuyucunun hayal gücüne bırakılmış olanlar ve olacaklar. çok genç bir yazarın elinden çıkmış akıcı bir roman, tavsiye edilir.
Baskı: Kabil
mükemmel. sırf iyiliğin değil kötülüğün de kaynağının Tanrı olduğu üzerine eleştirel bir kurgu. 3 semevi dinde de üç aşağı beş yukarı aynı şekilde anlatılan büyük olaylara farklı bir bakış açısıyla yaklaşılmış. saramago'nun eşsiz üslubu ile birleşince bir şaheser ortaya çıkmış.
Baskı: Nietzsche Ağladığında
başıma bir şey gelmeyecekse kitabı abartıldığı kadar etkileyici bulmadığımı söylemek istiyorum. kitabın bende tek heyecan yaratan noktası Breuer'le Nietzche'nin doktor-hasta rollerinin değişmesiydi. aynı mekanlar, aynı diyaloglar, Nietzche'nin inatla ağlamaması... elime alıp okumaya üşendiğimden uzun sürede bitirdim.
Baskı: Değmez
yazarın tarzını seviyorum. masalsı öğelerle gerçek o kadar dengeli gidiyor ki kitapta, "ee bu ne saçma şey" duygusuna asla kapılmıyorsunuz. çok karakterli bir roman, faruk ferzan'ın, sadere'nin ve kendilerine bir enkazdan cennetten bir köşe-Doslar kasabasını- yaratan diğer karakterlerin hikayesi. okunmaya değer.
Baskı: Ölü Zaman Gezginleri
ilk hikayeler beni gerçekten çok etkiledi, ancak 5-6 hikayeden sonra o kadar benzemeye başladı ki hissettirdikleri, her birinin sonunda mutlaka olan o küçük sürpriz tahmin edilebilir oldu. Hasan Ali Toptaş kelimeleri birbirine o kadar yakıştırıyor ki sıradan bir durumu anlatan bir cümle bile sadece beyninize değil kalbinize de dokunuyor. sırf bunun için o güzelim cümlelerin altı çizile çizile, sindire sindire okunmalı.
Baskı: Şahbaz'ın Harikulâde Yılı 1979
Bu kitap 7 puandan daha fazlasını hak ediyor. Tek sıkıntı benim kitaba başlamadan sağdan soldan duyduklarımla kitabı kafamda çok farklı kurgulamamdı, ki bu benim sorunum ve kitaptan istediğim zevki alamamamın tek sorumlusu benim. Kitap iki bölümden oluşuyor, iki bölüm de 79 yılının aylarına bölünmüş. İkinci kısımdaki almanak o ayın önemli- özellikle siyasi çatışmalar- ile ilgili gerçek haberlerini içeriyor. Kanımca bu ikinci bölüm ait olduğu ayın hikayesi okunmadan önce okunmalı, zira hikayede ucundan kıyısından bu haberlerle ilgili dokundurmalar bulunuyor, yada haberler doğrudan ana karakterlerimiz ile ilgili oluyor. Sanırım kitapta en sevdiğim detay her aya ait mevsim meyvelerinin hasta kıza yedirildiği bölümlerdi. Hikaye biraz zorlu ve toplumsal cinnet son derece rahatsız edici ama okunmaya değer.
Baskı: Acımak
"vah Mürşit, vah..." Yaprak Dökümü romanında da işlemişti yazar prensiplerimizden vazgeçmeyi, karakterimizi kaybetmeyi. ama Acımak'ta bunu öyle bir anlatmış ki, kitabı ağlamadan kapatmak çok zor.
Baskı: GÖLGE
bir ip cambazı ve bir maymunun inanılmaz dostluk hikayesi... mistik bir havası var romanın ancak içinde birçok tarihi gerçeği de barındırıyor. karakterler çok sağlam özellikle Ab'ab. ve evet tüm ışıklar söndü, çünkü o çocuk bizi Allah'a şikayet etti.
Baskı: Kokotlar Mektebi
Hüseyin Rahmi 'ahlak' ve 'ahlaksızlık' konularını kadınlar üzerinden işlemeyi seviyor sanırım. Dönemine göre değerlendiremeyeceğim, zira aynı dönem yazarlarından Reşat Nuri'nin bakış açısına büyük bir haksızlık olur bu.
Baskı: Karanlık Kız
yazarın akıcı,yalın ama etkileyici dilini çok beğeniyorum. Napoli serisini okuyanların o kitaplardaki karakterlerle bu kitaptakiler arasında bir çok benzerlik bulacağına eminim. örneğin Nina karakteri Lilanın paralel evrendeki bir kopyası adeta, seçimleri farklı ama karakteri aynı. kısaca 40'lı yaşların sonundaki bir kadının plajda karşılaştığı bir anne kızdan yola çıkarak kendi annelik hatalarıyla yüzleşmesi üzerineydi hikaye. kitap çok güzel başladı ancak son sayfalara doğru "birkaç sayfa kaldı konuyu bağlayamaz bu da bir seri olacak büyük ihtimalle" düşüncesi geçti aklımdan, ama kitap alelacele bitti. bu bakımdan beni biraz hayal kırıklığına uğratsada, klasik elena ferrante tarzını sevenler için güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum.