yasamkitap
@yasamkitap

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Başkanın Öldürüldüğü Gün

Kitabı çokta doyurucu bulduğumu söyleyemem. Çevirmenin kitapla ilgili yorum yapmasını.Kitaptaki karakterlere dair bu karakterle şu kişi arasında bir bağ kurma yanılgısına düşmeyin demesini de yadırgadım. Çeviride hikayeyi kimin ağzından anlattığına dair ikileme düşüyorsunuz. Dedenin eskiden devrimci olduğu izlenimi yaratılırken dedenin bir anda dindar bir adam ve her şeye umutla iyi yönünden bakan biri olarak okuyucuya sunulması. Elvanın idealist doğruyu arayan biri olduğu izlenimi yaratılırken bir anda bambaşka biri olarak okuyucuya sunulması sonra yeniden idealist doğruyu, hakikati arayan biri olarak karşımıza çıkması ve sonunda cinayet işlemesi...

Sırça Köşk
10/1005.09.2015

Baskı: Sırça Köşk

Sırça köşklerimizde görmediklerimiz yada görüp görmezden geldiklerimizin reel anlatısı. Yazar bu kitabında Bahtiyar Köpek adlı öyküsünde şöyle der: Bana neden hep aç insanları, yoksulları, acıları, yalın ayaklı çocukları anlatıp durursun ki dünyada anlatılacak güzel şeyler var bu güzellikleri , iyi olan şeyleri anlat diye zerzenişte bulunanlara cevap verir. Neden bunları anlatıyorum ki?

Yaralı Zaman
10/1001.09.2015

Baskı: Yaralı Zaman

Yaralı Zaman Gerçek dediğimiz şey, yaşayan coğrafyayla öyle bütünleşerek anlatılıyor ki. Tabiat, börtü böcek, nehirler gerçeğe tanıklık ediyor. Acıyı yani gerçeği yağan yağmurda, yağan karda, akan nehirde görüyorsunuz... hissediyorsunuz tüm yaşananları.... Hüznü, kederi, sevinci... Bu kez anlatı bir düş olmaktan çıkıyor. Öyle büyüyor ki ,bir yaşlı rindın odanın ortasına bıraktığı çuvalla sözcüklerin toplamı: hakikat Kitabın beni en çok etkileyen cümlelerinden biride şuydu: ''Portakal uzatır dere kenarında çamaşır yıkayan kadınlara. Hediyedir sözcüğü dökülüverir dudaklarından.Kadınlar aldıkları portakalları koyunlarından içeri koyarlar. Anaçlığın, anneliğin ağır bastığı o duygu. ''çocuklarımız için'' Görülmeyen, bilinmeyen, tadını o güne kadar tadılmayan bir meyvenin koyunlarında saklanışı ve çocuğun ana için kutsallığı...

Doğu Öyküleri
10/1001.09.2015

Baskı: Doğu Öyküleri

'' Yıllar yıllar önceydi...'' Bir büyülü düşe doğru yola çıkan bir seyyah... Yabancı olan o muydu yoksa karşısındakiler mi? Hiç duyulmayan sözcükleri fısıldayan duvar ustası ve geçmişi... Ve Yakup... Yakup'un iç sesinde ''YENİ...'' Yeni: hiç duymadığı sözcükler mi....O öyküde usulca size fısıldayacak... Mirza: İbraham doğru mu söyler hoca? İbrahamın hikayesinde aranan hakikat belki de hepimiz için aranan hakikat... Ve kitabın son sayfasına düşen Kerem'in hikayesi doğu öykülerinde bir çığlık görmeyen gözlere, duymayan kulaklara lal olan dilleredir: -kerem, bende büyümeden ölecek miyim? diye sordu -niçin ölesin dedim -herkes ölüyor,dedi. gece oluyo, herkes ölüyo. -sana bir şey olmaz dedim -öyleyse benide yanında götür.dedi.ben yanındayken sana bir şey olmaz. -peki anan,baban,kardeşlerin,koyunların,köeklerin ne olacak? -hepsi ölecek dedi.n'assa hepsi ölecek. -ben senlen gelem.beni sen kurtar. ben de seni kurtarırım.''

Bundan Sonrası Ateş
9/1031.08.2015

Baskı: Bundan Sonrası Ateş

Yazar şöyle söyler :Sırf dünya döndüğü ve güneş yılmaksızın battığı ve bir gün güneşin hepimiz için son kez batacağı gerçeği yüzünden yaşam acıyla doludur. Belki de sorunumuzun insan sorununun kökü, yaşamımızın bütün güzelliğini feda edeceğimiz elimizde ki tek gerçek olan ölüm gerçeğini inkar etmek içim; kendimizi totemlere, tabulara, haçlara, tanrılar için kan akıtmaya, kiliselere, camilere, ırklara, ordulara, bayraklara, milletlere hapsedeceğimiz gerçeğine uzanmaktadır...'' Irkçılık, beyaz adamın söz hükmünde, iki dudağı arasından dökülen sözcüklerde karar kılınan hayatlar. Tenin renginde kaybetmek...Dilinin tınısında kaybetmek... Birileri yaşasın diyedir anlatılan bu hikaye... Aynı sözcüğü haykırırken bile ötekidir. Tenin renginde yitirdiğini arayanlar, Dilinin tınısında yitirdiklerini arayanlar... Ne güzel söyler şair: ''Ey alın yazısı uzmanı, suretlerle doldurursun yazımı...''

Baskı: Katiliniz Şehirlerde Dolaşıyor

''İnsanlar, düşlerini berbat eden yasaların olmadığı dünyayı bir gün kuracaklar ve Halsted Sokağı Otobüsü bir sabah Horida'ya gidecek.Halsted Sokağı otobüsü Floridaya gitmedi. Olsun bir gün nasıl olsa gidecek. Eyalet sınırlarını aşmakla kalmayacak ülke sınırlarını da aşacak. Paskalya adasına, Adan bahçelerine gidecek. Haritaların göstermediği ülkelere ulaşacak. Çünkü düşler arzu ve eylemin kesişme noktasıdır. İmkânsız düş yoktur. Syf;123'' Kitapta bu sayfayı defalarca okudum. Hayal ettiğim, söylemek istediğim, anlatmak istediğim cümleyi, düşünceyi bir sokak otobüsünün eyalet hatta haritalarda adı geçmeyen ülkelere doğru yola çıkaran sınırların olmadığı bir yolculuğa çıkardı. Ve bir gün Halstad Sokağı Otobüsü Floridaya gidecek. Unuttuğumuz,yanı başından geçip gittiğimiz insanları görmeden değil. Yoksulluğun, komünel yaşamın mümkün kılarak eyalet sınırlarını aşarak...İMKANSIZ DÜŞ YOKTUR dostlar...

Çarklar Arasında
9/1008.04.2015

Baskı: Çarklar Arasında

Kitapla ilgili yapılan değerlendirmeler, kitabın arka kapağındaki özet kitapa karşı olusan beklentimi tam olarak karşılamadı.Bunda Kamuran Sipalin cevirisinin etkisi büyük. Egitim sistemin carpikligi uzerine bir eleştiri anlatisi olarak tanitimi yapilan kitapta bu konu cok derinlemesine işlenmemiş. O hissi vermiyor okuyucuya. Ama herşeye rağmen okunmalı bu kitap. Bir insanin ruhunun derinliklerinde yatan ve bunu yaşama firsati etrafindaki insanların beklentilerinde kaybeden Hansin hikayesi...Bu acidan baktığınızda iyi bir roman

Hayat Atölyesi
10/1019.02.2015

Baskı: Hayat Atölyesi

Hayat atölyesinde bir küçük adam Bir ömrü anlatmanız istense sizlerden. Hem de hayatın her noktasına dokunarak, bütün içtenliğinizi yansıtarak. Bunu nasıl anlatırdınız? Kendimizin isteyerek içinde olmak istediği, bizden önce ve bizden sonrada var olan hayat kadar bir de dışında kalmak istememize rağmen hayatın kanayan ve kanatan yanları olduğunu anlatmaya çalıştığımız hayatlarda bu ömrün bir parçası olduğu gerçeğini es geçmeyerek anlatabilir misiniz? İki farklı hayat; birincisi düşlediklerimiz, ikincisi dışında kalmak istediğimiz hayatları düşlediklerimizle, inandıklarımızla yeniden inşan etmek. Murathan Mungan’ın Hayat Atölyesi adlı kitabı yazımın başında anlatmak istediklerimin hepsinin bir araya geldiği elinize aldığınızda bırakmak istemeyeceğiniz, her sayfada ayrı bir hayat bulacağınız bir kitap. Murathan Mungan’ın sanatın her alanına yaptığı tanıklık, bu konulardaki bilgi dağarcığı ve konuya olan hâkimiyeti bu kitaba hayranlık duymamı sağlayan özelliklerinden. Mezopotamya’nın o birçok hayata tanıklık etmiş eski yapılı evleri ve bu evlerin taş avlularında hayat atölyesinde bir ömrü işlemeye başlayan bir hayat. Dostluklar ve bu dostluklarda başlayan paylaşımlar hayat atölyesinde size eşlik ediyor yol boyunca. Dünya ülkelerini dolaşıyor, tiyatro sahnelerinde oyunun bir parçası oluyorsunuz. Okunan kitapların ve bu kitapların içerikleri başucunuzdan ayıramayacağınız kitaplar listesi için yardımcı oluyor sizlere. Kimliksel bakış açılarında kaybettiklerimizi, emek hırsızlığı yaparak zirvenin en tepesine çıkanların bu noktaya geldikten sonra kendi yarattıkları emek hırsızlığına karşı mücadele vermeyi, mağdur olduğunu anlatmaya çalışanların yaşadıkları çelişki bu ülkede yaşanan birçok çelişkinin başlangıç noktasının nereden başladığını gösteriyor. Aslında bu ülkede bir gerçeğin fotoğrafını çekiyor. Mungan’ın hayat atölyesinde gezip, gözlemledikçe sorular ve cevaplar arasında bir yolculuk başlıyor. Hayat atölyenizde işleyeceğiniz bir hayat ve bunun üzerine söyleyecek sözümüz var mı birey olarak? Şimdi düşünüyorum da herkes hayat atölyesi kurmuş olsaydı kendisine ve işleseydi hayatın içinde tanık olduğu gerçekleri. Bugün hâlâ, acıyı, gözyaşını, savaşı, kirlenmişlikleri konuşuyor olur muyduk? Nedir hayata bu kadar duyarsız oluşumuzun sebebi? Sadece önümüze konulanı tüketmenin anlamsızlığını görmemek için diretmek. Böyle bir duygu üzerine inşa ettiğimiz derme çatma bir hayat içinde hangi duygulardan uzak kaldığımızı, bizden sonrakilerin içinde, hangi duyguları öldürdüğünün farkına varamamak. Murathan Mungan’ın Hayat Atölyesi adlı kitabı kendi atölyemizde işleyip paylaşabileceğimiz hayatın mümkün olduğu konusunda yol gösteriyor bizlere. Anlatarak, işleyerek, okuyarak, gözlemleyerek ve sorgulayarak... Yeni bir Hayat Atölyesi kurmak için geç değil. Kendi kavmine şair olmayan Söz’ünün hükmünden ayağ göçürür Kendi Divaníına nöbet durmayan Davasın’ cengine gölge düşürür Murathan Mungan/Kum Saati/1984 “Kutsal sözler ektim yeryüzüne Kötülükler silinecek yakında Palmiyeler solduğunda Kayalar parçalandığında Anlı şanlı krallar gazel misali havaya savrulacak Tufandan çıkan bir gemi Benim sözlerimi taşıyacak Ve tohumlar yeşerecek dünyada...” Wilhelm Reich Yaşlı bir bilgenin sözleriyle seslenmişti Wilhelm Reich, Dinle Küçük Adam adlı kitabında “...diktatörlere, despotlara, kurnazlara, zehirliler, sırtlanlara”... Yazarların ve şairlerin yüreklerinde büyüyen duygular, bugüne ayna tutuyor. Lise yıllarında severek okuduğum yazarlardan biri de Wilhelm Reich’tı. Dinle Küçük Adam kitabı hayatlarımızın büyük bir bölümünü işgal eden küçük adamların büyük ve doğru hakikatler peşinde koşmak yerine küçük yanlışları yol gösterici olarak yaşamayı kendine hedef seçmesi ve bunun kaçınılmaz sonuçlarını sorgulamak adına zevkle okunacak kitaplardan. Kitabı okuyup bitirdikten sonra içinde bulunmak istediğimiz hayat ve dışında kalmak istediğiniz hayat bu ortak noktada başlıyor. Dünyayı içinde hissetmek duygusu vardır bilir misin? Tam da burada başlar hayat. Tenler, diller, ırklar, topraklar, vatanlar... Tek bir sözcüğün altında birleşir: İnsan Bilir misin bu sözcüğün anlamını? Küçük Adam’ken her daim kurduğun ama bir türlü ulaşamadığın dünya ülkelerine gitme hayalin. Sana küçük adam olmanı emredenlerin sana sundukları kadar bir hayatın olduğunu unuttun mu? İnsan sözcüğünde dolaşıyorum bütün dünya ülkelerini. Senin hayalindeki gibi sadece beton yığınları arasında dolaşmak değil benimkisi. Ortak olmak acıya, kedere, sevince, hüzne. Gitmeden göre bilmek, hissetmek duygusunu bilir misin? Bir insanı anlamanın ne demek olduğunu, hiç bilmediğin, anlamadığın bir dilde yakılan ağıtta anlatılanı hissetmek için illa o dili bilmen gerekmediğini bilir misin? Küçük Adam’ken büyük adam olduğunu sanırsın, hâlbuki seni küçük adam olarak görenlerin gölgesinde yaşadığını unutursun hep. Hiç düşündün mü neden seçim zamanlarında hatırlanıp sonra unutulduğunu? Verilen bir torba şekeri, kömürü, pirinci alacak maddi bir güce sahip olmanı istemeyenlerin, sadaka niyetine bunları dağıtıp senden oy istemesini? Neden mağdur ve muhtaçlığa mahkûm edildiğini? Sana bunları dağıtacak kadar maddi güce sahip olanların işçiyken hakkın olan zamı sana vermemek için direttiğine. Sokak ortasında öldürülen bir canın insan olduğunu sana unutturan şeyin ne olduğunu sordun mu kendine? Savaş çığırtkanlığı yapanların yanlışlarını dile getirmek yerine neden onlarla aynı safta durmayı yeğlersin? Kötü muameleye maruz kalırken neden vuruyorsun ben şundan mıyım? Cümlesini kurarken neden sana yapılırken zoruna giden bir şeyi bir başkasına reva görürsün? Neden adam akıllı bir şeyler anlatmaya çalışanı değil de en çok bağırıp aslında hiçbir sözünü yerine getirmeyeni alkışlamayı istersin? Kendine büyük adam diyenler ve onların istediğini yerine getiren küçük adamlar hayat atölyemizde işlenip anlatılması için, okunup, gözlemleye bilmek için, sorgulaya bilmek için hep yanı başımızda kendi kurguladıkları ömre mahkûm edip tüketmeye devam ediyorlar bir hayatı. Hayat atölyelerimizde küçük adamlar olarak kalarak yaşamak neyi değiştirdi?

İtaatsizlik Üzerine
9/1017.09.2014

Baskı: İtaatsizlik Üzerine

Say yayınları baskılı kitapta 50 sayfadan itibaren yazar en iyi anlatısını ortaya koyuyor bence. Kitabın finali Hümanist sosyalizm ve neden sosyalizm için en doyurucu cevabı veriyor okuyucuya

Baskı: Bir Sinema Yazarının Günlüğünden Aykırı Notlar

Yazar çoğu konuda aydın duruşu sergiliyormuş gibi görünse de ve eleştirilerini buna göre yapıyormuş izlenimi yaratsa da insanların özel hayatlarını deşifre etmekle suçladığı kişilerden bir farkı kalmıyor yazdıklarıyla.

Baskı: Kaç Zil Kaldı Örtmenim?

Aslında bu kitabı satın alacağım kitaplar listesine eklerken bir eğitim emekçisinin Mezopotamya da yaptığı öğretmenlik süresi boyunca öğrencileriyle geçirdiği zaman diliminde yaşadıklarını anlatacağını düşünmüştüm ki kitapta bu şekilde başlıyordu. Her sayfasında gözlerim doluyor her cümle yüreğime işliyordu Mezopotamyalı biri olarak. Ama kitap ilerledikçe Filiz Hocanın Mehmet Hocaya olan aşkına doğru yol aldı. Benim kitaptan beklediğim şey bu değildi. Kürtler konusunda kendini sorgulayan bir öğretmenin kitabın son cümlesine kadar o halkın değer verdiği şeylere karşı kullanmış olduğu dili tasvip etmedim. Çünkü Filiz Hoca okuyucuda sorguladığını göstermeye çalışan biri olarak kendini anlatmaya çalışıyor gibi görünse de aslında'' terörist yada onların deyimiyle gerilla her neyse'' gibi bir cümle kurarken bile yaralayıcıydı...

Baskı: Kale Kapısı / Kimsecik 2

Bir korku bu kadar evrensel anlatılabilir. Mustafa'nın yüreğindeki korku Çukurova'dan çıkar büyür büyür. Bir korku evrensel bir korkuya dönüşür her bir sayfada okuyucu o korkuyu yaşayan herkesle birlikte yaşar. Salmanı öldürmeye ant içenler bir kese altın, bir parça toprak için İsmail Ağanın konağının kapısını aşındırır. Çıkarın yozlaştırıcı yüzü çarpar yüzümüze. Bazen de bu korkuda sadakat büyür. Yapılan iyiliklerin canı pahasına da olsa verilmelidir. Bir korkuda her şeyin mal mülk olmadığı gerçeği önünüze konur. Doğayla, börtü böcekle tekmil kuşlarla bütünleşmektir mutluluğun adı...Bir korkuda hayatın bütün yanları büyür. Kitabın üçüncü cildini okuduktan sonra payıma ne düşmüşse sizlerle paylaşmak temennisiyle kitap kokusunda hayatları olanlar

Anıtı Dikilen Sinek
10/1012.06.2014

Baskı: Anıtı Dikilen Sinek

İlkokul ikinci sınıftaydım Anıtı Dikilen Sineği okuduğum zaman. Direnen, azminden vazgeçmeyen sineği anlatırken bununla birlikte apartmanın zemin katında oturan bir ailede sınıf farkını anlatır Aziz Nesin. Anıtı Dikilen Sinek Samed Behrenginin Küçük Karabalığı gibidir.Aykırıdır ve kendisinden sonra gelecekler için karanlığa bir mum yakar

Baskı: Yağmurcuk Kuşu / Kimsecik 1

Sorgulanmazlıklarımız, kanıksanmış kaderlerimiz, mağduriyetlerimizin muhtaçlıklara doğru kapı araladığı bir hayata doğru yol alan sınıflar, halklar… Hep bir dilimin mutluluğu için çalışan bireylerin yorgunlukları… Söyleyin şimdi Memik Ağalar, gerçekten sığındığımız şey onların hassasiyeti mi yoksa onların cahilliği, çaresizliği, sessizliği mi? Gerçekten önemsediğimiz bu insanlar mı yoksa onların sorgusuz, sualsizliğiyle kazanılan dokunulmazlıklar mı?

Baskı: Cebelavi Sokağı'nın Çocukları

Her hikayenin sonunda şu cümle düşülmüştü; bunca şey yaşıyor olmamıza rağmen sokağımın halkı geçmişte yaşadıklarını unutuyordu.Ethem,Kasım,Arif her hikayede bir ötekinin geçmişe bir dönüş çok iyi işlenmişti. Ve bugünle yaptığınız karşılaştırmalarda aslında hayatımızda algıların değişmediğini günü yaşayarak bir hayatı nasıl yozlaştırmaya devam ettiğimizi fark ediyorsunuz. Kitapta Cebalevinin torunlarından Cebel sokağa adalet, eşitlik, özgürlükçü bir yaşamı kazandırdığında Cebelin yanındaki adamlardan biri Cebele sen yöneticisin, lidersin vakıf gelirinden en fazla payı senin alman lazım dediğinde Cebel'in cevabı şuan aradığımız, özlem duyduğumuz hayata bir iç geçirmedir.Hep bunu duymak istemişizdir, bunu yaşamak istemişizdir bizim mücadelemiz bu yozlaşmış, çürümüş olan sisteme karşıydı hiç kimse hiç kimseden üstün değildir. Hepimiz eşitiz sokağımın insanların bir kuruş fazla almam.Bu kitap için Ömer Türkeşin kitapla ilgili yapmış olduğu değerlendirmeyi okumanızı tavsiye ederim.Bu kitabı okumamda Ömer Türkeşin katkısı büyük

Baskı: Özgür Bir Güney Afrika

Kitabın kapağında ki resim bile özgür bir Güney Afrika için yaşanan acıları, mücadeleyi, okunan kitapları ve halkın mücadelesinde Mandela şu cümleyle özetliyor: Yürüttüğümüz mücadele için ''M'' hareketi yani Mandela hareketi olduğu söylendi. Ama yanılıyorlar bu bir Mandela harekatı değil bu bir ırk ayrımı olmadan bir halkın özgürlük mücadelesi harekatıdır. Ben sadece bu zincirin bir halkasın. Kendi dışınızda bir hayat olduğunu unutuyorsanız ve kendiniz için istediğiniz bir şeyi başkasına çok görüyorsanız hiç yaşamamışsınız demektir.Yaşayan ölülerin olduğu bir dünyada baldaki tuz olmak bu kitaptaki gerçekler

Görülmeyen Adam
10/1022.04.2014

Baskı: Görülmeyen Adam

Var olmak ne demek bilir misiniz? Var olmanın tanımı nedir sizce? Ya içindesinizdir bu çemberin yada dışında yer alacaksınızdır... Var olduğunu sanırken aslında hiç bir zaman var olmadığını sana usulca fısıldayan bir ses adı vicdan... Kitap şöyle başlar odamın her yerini floresan lambalarla donattım daha aydın daha aydınlık olsun istedim... Ama aydınlıkta bile görülmeyendim ben... O kadar güzel örneklerle doludur ki boks maçında birbirleriyle kavga ettirilen aynı ten aynı geçmişe sahip olan onlar... Maçı kazana verilen ödülün elektrik verilmiş bir halı üzerine bırakılan altına benzetilmiş çikolatalar ve büyük ödül 5 dolar...

Dağlardan Sorun Beni
7/1007.02.2014

Baskı: Dağlardan Sorun Beni

Say Yayınları'nın özentisiz çevirisinden midir bilmiyorum okurken baya bir zorlandım. Evet sözcüklerin yanlış yazımı, sayfalar arasında kopukluk. Karakterlerin hayatları üzerine karışıklık. Karakterlerin hayatları birbirine girmiş şekilde. Kimin ne yaşadığını takip etmekte zorlanıyorsunuz okurken. Radikal Kitap ekinde görmüş olduğum ve konusunu beğendiğim bu kitap okurken hayal kırıklığına uğrattı beni.

Baskı: Yakma Zevki - Fahrenheit 451 Öyküleri

Kitap kokusunda hayatları vardı, yaşanan haksızlıklara, iyi bir bilince sahip olmanın, sağlam bir duruşa sahip olmanın getirdiği en anlamlı söz ‘’Kitap Kokusunda Hayat’tı’’ Bu kuşak kitap kokusunda sığ düşüncelere karşı yeni bir hayatın temellerini atarken birileri yakmak ve yasaklamakla meşguldü. Kitap kokusundan korkan zihniyet tek tip bireyler yetiştirmek için düğmeye basmıştı. Yakılan kitapların külleri kaldı geride, kitap kokusunda yeni bir hayatın temellerini atmaya çalışan kuşağın çığlıkları bastırıldı hücrelerde. Hakkını aramayan, okumayan, sorgulamayan bir kuşağın temelleri atılmıştı. Sessizlik hakimdi şimdi. Egolarının peşinde koşan bireylerle doluverdi hayat. Ben sözcüğü daha fazla kullanılır oldu. Ama unutulan bir şey vardı ego duygusunu tatmin ettiğini sanan kuşak aslında bir başkasının istediğini yapıyor ve onu mutlu ediyordu. Bir kuşak daha vardı ki bu kuşak bir zamanlar inandıkları fikirlerin mücadelesini veren bireylerin düşüncelerini daha iyi anlayıp bu düşünceler üzerine bir şeyler koyup kendisinden sonra gelecek kuşağa anlatmak yerine bu bireylerin isimlerini daha fazla slogansal bir dille getirmeyi bir fikrin mücadelesi saydılar. Bu insanların resimlerinin basılı olduğu tişörtler giymek, kolyeler takmak, bu insanların mücadelesini anlatan kitapları ellerinde taşımak ve kitaplıklarında bulundurmak, kartpostallarını odaya asmak… Hayattan alacağı olan bir kuşak kitap kokusunda yeni bir hayat sunarken bir kuşağa acılarını, sevinçlerini, hüzünlerini kitap kokusuna sığdırırken. Her bir kitaba yeni bir heyecanla başlayan bir kuşağın heyecanını kaç kuşak yaşıyor şimdi?

Baskı: Kullanılmış Biletler

Sinema üzerine yazılan makalelerden oluşuyor gibi görünse de yine Hayat Atölyesi kitabındaki gibi seçtiği filmler, kurduğu cümleler yine dokunuyor hayatın her saniyesine. İzlenmesi gereken filmler listenize ekleyeceğiniz yüzlerce film. Ve bazen izlediğiniz filmlerde gördüğünüz halde kaçırdınız mesajlar...Bence dolu dolu bir kitap. Kitapta takıldığım tek bir cümle vardı filmler eskir mi sorusuna vermiş olduğu cevaptı. Filmler kullandığınız eşyalar gibi o günkü işlevliğiyle kalırlar'' der Murathan Mungan. Bu cümlesine katılmadım. Ben izlediğim filmlerde üstünden yıllar geçmiş olsa bile beni o zamanda etkileyen kare bugün izlediğimde de aynı tatla, aynı hüzün, aynı sevinçle bir etki bırakıyor yüreğimde

Dinle Küçük Adam
10/1024.01.2014

Baskı: Dinle Küçük Adam

“Kutsal sözler ektim yeryüzüne Kötülükler silinecek yakında Palmiyeler solduğunda Kayalar parçalandığında Anlı şanlı krallar gazel misali havaya savrulacak Tufandan çıkan bir gemi Benim sözlerimi taşıyacak Ve tohumlar yeşerecek dünyada...” Wilhelm Reich Yaşlı bir bilgenin sözleriyle seslenmişti Wilhelm Reich, Dinle Küçük Adam adlı kitabında “...diktatörlere, despotlara, kurnazlara, zehirliler, sırtlanlara”... Yazarların ve şairlerin yüreklerinde büyüyen duygular, bugüne ayna tutuyor. Lise yıllarında severek okuduğum yazarlardan biri de Wilhelm Reich’tı. Dinle Küçük Adam kitabı hayatlarımızın büyük bir bölümünü işgal eden küçük adamların büyük ve doğru hakikatler peşinde koşmak yerine küçük yanlışları yol gösterici olarak yaşamayı kendine hedef seçmesi ve bunun kaçınılmaz sonuçlarını sorgulamak adına zevkle okunacak kitaplardan. Kitabı okuyup bitirdikten sonra içinde bulunmak istediğimiz hayat ve dışında kalmak istediğiniz hayat bu ortak noktada başlıyor.

Ceza Sömürgesi
10/1023.01.2014

Baskı: Cezalılar Kolonisi

Öykü, bir subayın, inceleme gezisi için çıkmış bir konuğa, itaatsizlik suçundan ölüme mahkûm edilen askerler için hazırlanmış bir makinenin tanıtımı yapmasıyla başlar. Bu makine subayın yıllar önce komutanı tarafından yapılmıştır. Komutanı görevden ayrılmadan önce makineyle ilgili bütün teferruatı subaya anlatmıştır Eskiden bütün infazları komutanı yaparken subay bu infazlarda komutanına yardımcı olmuştur. Bu konuda inceleme yapan konukla subay arasında geçen diyaloglarda. Ölüme mahkûm edilen erlerin savunmasının alınıp alınmadığı sorulur. Savunmaların gereksizliği ve zaman kaybı olacağını. Savunması alınmaya kalkan askerin yalan söyleyeceğini bunu da yapmanın anlamsız olduğunu anlatır subay. Subay makinenin gerekliliği konusunda konuğu ikna etmeye çalışır. Hatta makinenin gerekliliğini birebir göstermek için. Mahkûm olmuş bir eri makineye yatırır. Mahkûmun çekeceği acı, ölümünün on iki saat süreceğini, ölen mahkûmdan akacak kanın müthiş bir dizaynla hazırlanmış bir su kanalıyla kanı temizleneceğini söyler. Bütün bu olup bitenleri büyük bir soğukkanlılıkla anlatmaktadır. Subayın bütün amacı bu makineyle ilgili yapılan eleştirilerin, gerekliliğinin tartışılmasına son noktayı koymaktır. Gelen konuğu yarın ki yapılan toplantıda bu makinenin ne kadar gerekli olduğunu anlatmasını söyler. İnceleme yapan konuk bu isteğini kabul etmez. Subaya yarın ki toplantıya katılmayacağını, yarın sabah ilk gemiyle buradan ayrılacağını dile getirir. Bu sözüne pek itibar etmez. Onun toplantıya katılacağına inandırmıştır kendini. Söyledikleri konusunda konuğu ikna etmek için son hamlesini yapar. Makineye yatırdığı mahkûmu kaldır ve artık serbest olduğunu söyler. Ve demin yatan mahkûmun yerine soyunup kendisi geçer. Ve makineyi çalıştırır. Makine ile ilgili anlatmış olduğu her şey tam tersi işlemektedir. Müthiş bir tasarımla çalıştığını iddia ettiği makine tüm aksaklığıyla subayın daha da kötü bir şekilde ölümüne sebep olur.

Geyikler Lanetler
10/1023.01.2014

Baskı: Geyikler Lanetler

''Neresindeyiz şimdi?Başlangıcın sırrındayız.Her başlangıcın taşıdığı sır ürpertiyor bizleri....'' Murathan Mungan Geyikler lanetlerde anlatıcı şöyle der: İşte düşlerini düşürdüğü sular İşte düşlerinin yüzdüğü sular İşte düşlerini yeniliye yeniliye buraya kadar gelen sular. İşte bir su damlasındaki kainat. İşte kainattaki bir damlası. Çoğalır yazgıların yol ayrımında...

Mem u Zin
10/1023.01.2014

Baskı: Mem u Zin

Gökyüzündeki göktaşları üzerine anlatılar, öyküler çoktur elbet. Kimi gökyüzündeki yıldızların kaymasını, dünyada herkesin bir yıldızı olduğu, bu dünyadan göçüp giden bir bedenin toprağa düşmesi olarak ifade eder. Kimi her bir gök taşına bir anlam yükler ve burçları yorumlarken bu anlamda hayatlarımıza dair sözcükler döküverir önümüze. Mezopotamya'da her yaz mevsimi başlangıcında toprak damlı evlerinin üzerine kurulan tahtlarda iki parlak yıldızın hikayesi anlatılır. Yaz başlangıcıyla birlikte birbirine her gün biraz daha yaklaşan iki yıldız. Aslında herkesin bildiği bir öykünün gökyüzünde yeniden dile gelmesidir. 'Mem û Zîn', Ehmedê Xanî'nin o meşhur dilden dile dolaşan yaşanmış aşk hikayesi dinlendiğinde bu yaşanmış öykü yeniden canlanır yüreklerde ve göz bebeklerinde. Bir film izler gibi seyre dalar, gökyüzünde bu iki parlak yıldıza bakakalırsın. Bir araya gelip kavuşacakları anı beklersin yaz boyunca. Öyküyü bilmeyenler için heyecanla beklenir kavuşacakları an. Bir de anlatıcının yaşadıkları vardır; buğulu gözler anlatır aslında her şeyi. Yine de tutamaz, dökülüverir yaşanmışlıklar. Öykü geçmişe götürür anlatıcıyı. Elektriksiz günlerin tek göz odalı toprak evlerinde herkeste kolay kolay bulunmayan radyonun belli zamanlarda açılmasıyla dinlenen Erivan Radyosu'nda çalan bir kılama kulak kesilir oda içerisinde toplananlar. Bir kulak da dışardan gelen bir cızıltılı telsiz sesine kulak kesilir. Pil bulmak kolay değildir. Radyonun açılmadığı zamanlarda gaz lambası ışığı altında Arapça yazılmış Mem û Zîn öyküsünün okunduğu, daha sonra okuyucunun Kürtçe'ye tercüme ettiği o günlere doğru yolculuk başlamıştır artık, hiç bitmesin istenir bütün acılarına rağmen. Yoksulluğun fazlasıyla kendini belli ettiği o günlere. Bütün imkansızlıklara rağmen mutlu olan insanların özlem duydukları o günlere... Mem û Zîn'in sevdasına karışır koca bir ömür. Dengbêjler gözlerini kapatıp ellerini kulaklarına götürdüğünde her şey sessizliğe bırakır yerini. Doğadaki her şey sana yakındır artık. Su, güneş, yıldızlar, bitkiler... Bir düş yeni bir düşe doğru yol almaktadır. Anlatıcı kafasını kaldırıp gökyüzüne baktığında yeniden döner öyküsünü anlatmaya...

ÖncekiSayfa 1 / 2Sonraki