
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Ortaçağı Düşlemek
Karşılıklı bir söyleşi gibi rahat bir dille yazılmış bir kitap olmasının yanı sıra Umberto Eco'nun anlatılarında onun insan üstü zekasıyla tanışıyor insan. Umberto Eco, Homo sapiens sapiens ( düşündüğünün üstüne düşünebilen insan) türünün bir örneği. Son derece kapsamlı bilgi ve birikim gerektiren soyut ve somut konulara derinlemesine inen ve yer yer sembolik anlatımı yanı sıra kelimeleri ve cümleleri çift anlamla kurup içine kendi mizahi dilinin kıpraşan tatlı parçalarını da serptiği bu kitap oldukça üst düzey bir algıyla yaptığı söyleşiyi andırıyor. İnsan okurken apışıp kalıyor. İnsan ne bildiğini değil, neyi ne kadar bilmediğini, hatta bildiğinin ne denli yüzeysel olduğuyla karşı karşıya geliyor. Ayna etkisi gibi. Zaten kitabın içeriğinde "Aynalar Üstüne" yazılmış makalesi de mevcut. Umberto Eco karşısında konuşmak ne kelime, oturup dinlemek bile belli bir eşikte salınan doygun ve dolgun bir entelektüel birikimi zorunlu kılıyor. Az ve öz ifadelerinde kullandığı diyalektik düşünce biçimini, kavramların zenginliği ve derinliğini, okuyucu bazen yakalar gibi oluyorsa da, bir tüy hafifliğinde süzülen soyutluğun bir ucundan tutup kendine doğru çektiğini sandığı anda kavramanın vizyonel görüntüsü de uçup gidiyor. Geriye tuhaf bir tortu kalıyor. Şöyle söyleyebilirim bu kitap bana çok iyi geldi. Aynı bir yıldırım çarpması gibi! Çünkü Umberto Eco ile yapılacak bu söyleşiye hazır olmak adına, zamanı geldiğinde benim de daha üst düzeyde hatta onun sıçrayan, yaratıcı düşüncelerinin, çağlara yansıyan dağınık bilgileri toparlamaktaki becerisinin çok daha üstünde bir şeyler ilave edebilmem için belirsiz bir geleceğe gözlerimi dikmeme sebep oldu :) Ara ara onunla bu kitap üzerinden söyleşiyi sürdürüp sürdüremeyeceğimi kontrol etmek için tekrar tekrar elime alacağım.
Baskı: Kâğıttan Köprüler
Kağıttan Köprüler. Uzak doğu ülkelerinin simgesi mavi lotus çiçeğinin felsefesinden yola çıkmış yazar. İnsanların iç sesleriyle geçmişlerine dair yaptıklarının yoğun sorgulamasını okuyup her karakterin içine giriyorsunuz. Para psikoloji konularından telepatiyi işleyen, yoğun bir mistisizmi içeren, duygu dolu, aşkı hem erkeğin iç sesinden hem de kadının iç sesinden sorgulatan, cevaplar arayan, her iki tarafın eski yaralarını sarmak için kendileriyle iç savaşlarını, muhakemelerini gözler önüne seren muhteşem bir kitap. Eski Mısır döneminde kazılarda çıkarılan Edward Smith papirüsleri üzerinde yazılı olan reçeteden yola çıkılarak mavi lotus çiçeğinin hem kendi felsefesiyle hem de özüyle harmanlanarak laboratuvarda üretilmeye başlanan bir ilacın yolculuğu ile kaderleri değişen bir ailenin özlem dolu buruk hikayesinin yan ısıra, otuz yıl içindekilerle kayıp bir güncenin zamandaki yolculuğunun nasıl son bulduğunun hikayesi. Kurgu son zamanlarda yerli yabancı okuduklarımın arasındaki en iyisi. Karakterler yabancı. İstanbul, Kahire, Strazburg, Colmar' da geçiyor. Üslubuna bakınca "bir Türk yazmış olamaz bunu" dedirten bir kitap. Fevkalade sürükleyici dili ile eğer vaktiniz varsa iki günde bitirebileceğiniz bir kitap.
Baskı: Başka Zaman Kütüphaneleri
- Sanal Kütüphane - Ev Kütüphanesi - Gece Kütüphanesi - Cehennem Kütüphanesi - En Küçük Kütüphane - Soylu Kütüphane olmak üzere son derece yaratıcı altı adet hikayeden oluşuyor. Her biri ayrı güzeldi. Bazı öykülerde Yazarın o inatçı, dik kafalı hali beni deli etti. :) Onun başına gelen şeyler benim başıma gelse hiç birinden korkmaz, müthiş bir heyecan duygusuyla, bilinmezliğin sınırlarında direk olayın içine atlardım, kesinlikle. "Gece Kütüphanesi ile En Küçük Kütüphanede büyüleyici bir dokunuş vardı. Keşke gerçek olsa dedim kendi kendime. Cehennem Kütüphane'sinde epey güldüm. Çok, çok keyif aldım. '2003 Dünya Fantezi Ödülü almış bu kitabın daha uzun bir roman şeklinde olmasını şahsen isterdim.
Baskı: Schopenhauer'ın Teleskopu
Dresden Holokostu Dresden katliamında işgalci güçlerle işbirlikçilik yapan bir fırıncı ile bir öğretmenin saat 17.30 a kadar geçen muhteşem derin, felsefi, basit dilli, analiz yüklü, çaresiz kabullenişin bana göre unutulmaz bir diyaloğu. Kitap 13-14 Şubat 1945 de ABD ve İngiliz Hava Kuvvetleri’nin üç gün süren bombardımanıyla yerle bir olan, ateş topuna dönen Dresden Bombardımanının hikayesi ile başlar. Ama Dresden Katliamı olduğuna dair bu bilgiyi hikaye edilen kitabın içinde değil de kitabın sonundaki teşekkür metninde geçen bilgiden öğreniyorsunuz. Edebiyat kürsüsünde bir eğitimci olan şair Gerard Donovan'ın muhteşem yumuşak, özenle seçilmiş kelimelerden oluşmuş cümlelerinde ben dağılmaya başladım. Bazen okumaya kıyamadım, bitsin istemedim. Okuduğum ifadeden ayrılamadığım için döndüm tekrar okudum. Durdum tekrar okudum. Gözümü kapadım çukur, öğretmen ve fırıncıyı hayal ettim. İçinde tek bir zerre sevgi taşımayan mevcut tüm güdüsü yaşamak, hayatta kalmak olan fırıncının ruhundan okuyucuya yansıyan soğuklukla ürperdim. Bana göre muhteşem bir kitap. Olur da bir yerlerde elinize geçerse sakın okumadan geçmeyin derim.
Baskı: Eşeğin Gölgesi Davası
Bütün Abderalılar Türkiye'de toplanmış diyesim geliyor. :)) Öfkemle mizahın yer değiştirmesi için sayfalarını ara ara çevirip tekrar tekrar okuduğum başucu kitaplarımdan biridir. Bende güçlü bir yatıştırıcı etkisi olduğu kesin. 18. yy da yaşamış aydınlanma döneminin bir yazarı olan Christoph Martin'in o dönemi oluşturan toplumun ve karakterinin üzerine mizahi bir biçimde yazdıkları bugün için hâlâ geçerli. dünyanın her yerindeki insan ve davranışlarını seyrettirmek için okuyucuyu göğün yukarısına çeken ve onları (Abderalıları) okuyucuya karikatürize ederek yukarıdan seyrettiren çok güzel bir yapıt. Ne zaman elime alsam bu kitabı bilgeler, Abderalılar, eşek ve gölgesi davası ile vıraklayan kurbağalar çemberinde yatışarak tedavi olur, çıkarım.