Ayda V. Gani
@Ayda V. Gani

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Sonuncular
8/1026.01.2017

Baskı: Sonuncular

Teozofi
10/1001.01.2017

Baskı: Teozofi

Devrim Bir Giyotindir
8/1022.12.2016

Baskı: Devrim Bir Giyotindir

Victor Hugo ile Hugo ailesinin bilinmeyen gerçek yönünü aydınlatan bir kitap. Kitabı iyi anlamak için okuyucunun ya az biraz Fransa Tarihini bilmesi yada okurken bir parça karıştırması gerekiyor. Her dönemin adamı denilen bir tanımlama vardır. Aslında bu tanımlama her dönem ekmeğini yediği sınıfın adamıdır. Kitapta, Victor Hugo ile Hugo ailesinin Fransa tarihindeki siyasi duruşu, faydası tartışılır katkıları ve tüm hükümetleri alkışlayan ve onları peş peşe deviren burjuvaziye olan gizli yandaşlığı anlatılmakta. Victor Hugo'nun, sırasıyla Bonapartist, meşrutiyetçi, Orléancı ve hiç vakit kaybetmeden bir Cumhuriyetçi'ye dönüştüğü kaleme alınmış. Abel Hugo (Victor Hugo'nun kardeşi)'nin ;Louis Philippe tarafından "yazarlık görevi" ile donatıldığı ve Napolyon'un Popüler Tarihi'ni yazdığı ayrıca Resimli Fransız tarihini yayımlayarak Resimli yayınları icat ettiğinden bahsediyor yazar. Babası General Hugo'nun Afrika sömürgeciliği ile ilgili yaptığı projeden bahsediyor. Victor Hugo'nun ölümüyle geride bıraktığı en az beş milyon frangı (Le Temps'in 4 Eylül 1885 tarihli yayını) ile telif hakkının bir milyon yüz bin frank olduğu da hesaba katılacak olursa servetinin hızla artmakta olduğu bu noktada; Victor Hugo'nun kendi elleriyle yazıp tamamladığı, tarih attığı ama imzalamadığı vasiyetlerden biri de Paris'in yoksullarına elli bin frank bağışlamak olduğunu da eklemiş yazar. "Ölümünden sonra bile olsa yoksullara elli bin frank vermek, cömert ve yardımsever bir ruhun ne olabileceğini gösteriyordu. Bu kararı imzalayacağı sırada kalbine yenik düştü.(!)" diye yazıyor Lafargue. Bu durum Hugo'nun "sosyalist İncil" olan Sefiller'i yayımladığı esnada, Thomas de Banville'nin"söyleyecek bir şeyleri olan tek adam" şeklindeki ironik yaklaşımının ardından Hugo, bir parça ekmek çaldığı için kürek cezasına çarptırılan bir adama ve onun hamiliyken yüzüstü bırakıp giden bir burjuvadan olma gayrimeşru çocuğuna bakabilmek için fahişelik yapan yoksul kıza acımaya cesaret etti. Bu, gerçekte yaşlılara göre fakat çocuksuydu. Ancak polisi ve sömürüyü, tüm burjuva toplumunun bu iki kurumunu kendinde cisimleştirdiği zaman Hugo, burjuva karakterini açık bir şekilde iki gülünç tiple sergiliyor: Sahip olduğu meziyetin kendisini gizli polis yaptığı Javert ve işçilerinin sırtından servet edinerek eski saygınlığını kazanan bir kürek mahkumu Jean Valjean. Servet, bütün pislikleri temizliyor ve bütün erdemlerin yerine geçiyor. Hugo da tüm burjuvalar gibi polisin ve işçi sömürüsünün olmadığı bir toplumun varlığını tahayyül edemiyor" diyor.

Korku
10/1012.11.2016

Baskı: Korku

Olympe
10/1011.11.2016

Baskı: Olympe

"Kadının idam sehpasına çıkma hakkı varsa, kürsüye çıkma hakkı da olmalıdır."

Baskı: Haz İlkesinin Ötesinde

Okuduğum çeviri Tutku Yayınlarının Psikolojik serisindendi. Başka bir çeviriye bakmak gerek. Puanlamam içerikle ilgili değil çeviriyle ilgili.

Candide
10/1026.09.2016

Baskı: Candide

Hakikat Şaraptadır
9/1028.08.2016

Baskı: Hakikat Şaraptadır

Kitaptan; "Yunanlılar bize başlangıçta tek bir cinsiyet olduğunu söylemişlerdir; o da erkektir. Erkek yücelik bahşedilendir, tanrılara şeref sunandır, o kadar yücelik bahşedilmiştir ki, zaman zaman kendi şiirsel yaratımında bütün gücünü tüketen şairlere olan şey tanrılara da olmuştur: Erkekleri kıskanır olmuşlardır. Hatta, daha da kötüsü, ondan, erkekten korkmuşlardır, kendi hakimiyetlerine boyun eğmeyeceğinden korkmuşlardır; sebepsiz yere erkeğin cennetin temellerini sarsacağından korkmuşlardır. Öyle ki kontrol edemeyeceklerini düşündükleri dinamik bir kuvveti icat etmişlerdi. Bunlar tanrılar konseyinin kuruntu ve endişeleriydi. Erkeği yaratırken oldukça savurgan davranmışlardı ama şimdi her şeyi riske etmek durumundaydılar; bu meşru müdafaaydı, çünkü herşey tehlikedeydi- tanrılar böyle düşünmüştü. Erkek, tıpkı bir şairin düşüncesini geri çektiği gibi geri çekilemezdi. Güçle bir şey zorlanamazdı, çünkü bu durumda tanrıların kendisi onu zorlamış olacaktı, ancak bu tam da tanrıların yapmaktan umut kestikleri şeydi. Esir alınmalı ve kendisinden daha zayıf ama daha daha sağlam bir güç tarafından zararsız hale getirilmeliydi - erkeğin hakkından gelecek kadar sağlam bir güç. Ne mükemmel bir güç olsa gerekti bu! Ama zorunluluk tanrılara bile yaratıcılıkta kendilerini aşmayı öğretir. Aradılar, düşünüp taşındılar ve buldular. Bu güç kadındı, yaratım harikası, tanrıların gözünde bile erkekten daha muhteşem bir yaratık, öyle bir keşif ki tanrıların kendisi bile bütün saflıklarıyla kendilerini kutlamadan edemediler. Kadının şerefine daha fazla ne söylenebilir ki, tanrıların bile yapmayı becereceklerini düşünmedikleri şeyi kadın yapabilirdi..." ""Harika doğa , eğer sana hayran olmasaydım, bir kadın bana doğaya nasıl hayran olunacağını öğretirdi, çünkü kadın yaşamın Venerebilesidir (yüce bir şeydir). Onu harikulade yarattın, ama bundan bile daha harikulade olan, hiçbir kadını başka bir kadına benzer yaratmamandır. Erkekte temel olan, temeldir ve bu yüzden de her zaman aynıdır; kadında tesadüfi olan temeldir ve böylece de tüketilemez bir farklılık söz konusudur."

ÖncekiSayfa 3 / 7Sonraki