Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Gülün Adı
Sadelikten uzak anlatımıyla ve Hristiyanlık ile tarikatları hakkında çok fazla bilgi içermesiyle çok ağır ve yavaş ilerleyen bir kitap. Bazen konunun akışına dahil edemeyeceğiniz ağır bilgiler, sayfalarca süren tasvirler, Papa-tarikatlar-İmparator üçgeninde yaşananlar ve bu üçgene dahil olan birçok küçük köşe hakkında yapılan uzun uzun diyalog şeklinde tartışma veya hikayeyi ağzından dinlediğimiz Adso'nun çıkarımları da kitabı çok ağırlaştıryor. Ama bu kitabın verdiği zevkten bir zerre bile alıp götürmüyor. O kadar güzel bir dil, o kadar ilgi çekici bir mekan ve birinci tekil kişi anlatımıyla o kadar başarılı olmuş bir kitap ki... Sayfalarından sanat akıyor. Yazara "vay be" demeden okumadığım tek bir bölümü bile yok sanırım. Belki (muhtemelen) 2-3 günde ya da bir haftada bitiremezsiniz ama ağır ağır okursunuz ve bu 700 küsür sayfayı okuduğunuza da asla pişman olmazsınız.
Baskı: Otomatik Portakal
Çok çok yükseltilmiş olan beklentim nedeniyle hayal kırıklığına uğradım sanırım. O sorumsuzluk ve aldırışsızlık, hatta o ceza, verilen ikinci şansta(!) yaşadığı çaresizlik çok güzel işlenmişti. Aklımda sonuna dair birbirinden güzel bir sürü teori vardı ama hiçbiri gerçekleşmedi. Bunun yerine sıradan ve kitabın geneline yakışmayan bir şekilde bitti. Orijinal konusu çok daha zekice bir sonu kaldırabilirdi halbuki. Sanırım kitaba dair cümleye dökebildiğim tek eleştirim bu.
Baskı: Piraye
Canan Tan, keşke her kitabında kendini tekrar etmesen. Eğer Canan Tan okumak isterseniz, alıp bir kitabını okuduktan sonra kendinizi yazarın kitaplarının çoğunu okumuş sayabilirsiniz.
Baskı: Kanlı Masallar (Jan Fabel, #2)
Grange halt etmiş. Okuyalı yıllar olmasına rağmen Grimm masallarının diğer yüzü, o karanlık ve mide bulandırıcı yüzü hala aklımdan çıkmıyor. Polisiye okunacaksa, bu okunmalı.
Baskı: Dracula Günlükleri
Bugünlerdeki şu popüler vampir akımı, ergen vampir aşkları ve entrika peşinde koşan kam emici kitapları harıl harıl Türkçe'ye çevrilirken, böyle bir kitabın dilimize bu kadar geç çevrilmesi üzücü. Kitap bizim bildiğimiz Dracula hikayesinden üç yıl sonrasını anlatıyor. Tanıtımda da bahsedildiği gibi o dönemin tarihinden ve yine o yıllarda geçen kurgu eserlerden birçok farklı karakter içeriyor. Bram Stoker'ın karakterlerinin dışında başka yazarlar tarafından yazılmış çizilmiş vampir karakterler de dahil edilmiş ve onlar "ata"lar olarak anılıyor. Başta oldukça ağır ilerlemesine rağmen Bram Stoker'ın Dracula'sıyla bağlantı kurulduktan sonra daha rahat ilerlemeye başladı. Ama yine de o kadar fazla karakter var ki ben zorlandım. Çünkü karşıma çıkan isimle daha önce tanışıp tanışmadığıma, onun vampir mi sıcak mı olduğuna kafa yorarken kitap sayfalarını geriye çevirdiğim çok oldu. Paragraflarda haddinden fazla isim geçiyor. Kitabın sonunda tek tek hangi bölümde kullandığı karakterlerin nereden geldiğini, hangi eserlerden ödünç alındığını tek tek açıklıyor yazar. Aynı zamanda kullandığı bazı kalıplarda bile hangi yazarlardan esinlendiğini anlatıyor. Ben beğendim, tavsiye de ederim, ama çok akıcı diyemem. Gerçi sonlara doğru baya hızlandı. Zekice yazılmış bir kitap.
Baskı: Korkak ve Canavar (Perg Efsaneleri #1)
Türkiye’deki ilk fantastik serinin ilk kitabı için bence gayet güzel. Bu bağlamda diğer yazarlara kapıları araladığı ve bir akımın Türkiye’deki önderi olduğu için Müstecaplıoğlu’na teşekkürler ancak birkaç ufak eleştirim olacak. Birincisi kitapta “iyi” ve “kötü”nün çok keskin çizgilerle ayrılmış olması. Yani bir karakter salt iyi veya salt kötü olmamalı. Her karakter kendine göre bir tonda gri olmalı, ama siyah veya beyaz diye nitelendirmek bence çok idealizm olur. Kitapta bu var. Okuyanlar bilir, Gorba adında bir kılıç var ve bu kılıç iyilere dokunamıyor ancak kötülere bayağı zarar veriyor. Keşke bu kadar keskin bir çizgi çekilmeseydi. İkincisi ise bazı sahneler var ki çok sönüklerdi. Hata bize göstermiyor, anlatmıyor yazar. Karakterlere bahsettiriyor. Sözünü ettiğim öyle bir bölümdü ki, anlatılsa kitaptaki en güzel, en duygusal bölümlerden biri olabilirdi. Ama geçiştirilmiş. Bunlar dışında ise kurgusunu gerçekten çok beğendim. Bir konu var onu yazarak devam ettiriyor gibi değil, kurgu sürekli dallanıp budaklanıyor, romana sürekli hikâyeleri, karakterleri ve görünüşleri birbirinden farklı bir sürü karakter giriyor. Özellikle Liddek karakteri favorimdir. Çoğu yabancı eserden bir farkı yok, mutlaka alınıp okunmalı. İnsanların Türk Fantazyasına da sıcak bakmalarını sağlayacak türden bir kitap.
Baskı: Amerikan Tanrıları (Amerikan Tanrıları, #1)
200 sayfalık kitap vardır, gereksiz yere uzatılmıştır, sıkar. 1000 sayfalık kitap vardır, her kelimesinin hakkı verilmiştir ve hiçbir fazlalığı yoktur. Amerikan Tanrıları ise 600 sayfalık orta kalınlıkta bir kitap olmasına rağmen içinde fazla detay, fazla kopukluk barındıran bir kitap. İlk başladığımda üç günde biter bu diye düşündüğüm, ama bir haftaya uzayan, arada bir yerde takıldığım ve iki gün boyunca okumayı canımın çekmediği bir eser. Kötü mü? Değil. Hatta sırf birikimi nedeniyle okunmalı. O kadar şey araştırılmış ki, kitaptaki emek sayfalardan damlıyor, sırıtıyor okura. Buna rağmen arada alaka kuramadığım bölümler var. Keşke bu kadar uzatılmasaymış da aldığı yorumları daha çok hak etseymiş.