Gülün Adı
Umberto Eco'nun 1980'de yayınlanan dev romanı Gülün Adı, artık çağdaş klasikler arasındaki yerini almış bulunuyor. Çok katmanlı bir yapıt olan romanda, 1327'de İtalya'daki bir manastırda geçen bir cinayet soruşturması anlatılıyor. Ama günümüz edebiyatına bambaşka bir soluk getiren, yepyeni bir türün kapılarını açan Gülün Adı, hem ortaçağ Hıristiyan dünyasını derinliğine irdeleyen bir tarihsel roman; hem de büyük bir ustalıkla kurulmuş, soluk soluğa okunan bir polisiye öykü. 1986'da başrolünü Sean Connery'nin üstlendiği film, çok daha geniş bir okur kitlesini romana yöneltmişti. O günden bu yana dünyanın belli başlı tüm dillerine çevrilen Gülün Adı'nı, Şadan Karadeniz'in benzersiz çevirisinden okurken, kendinizi 14. yüzyıl Avrupasının dinsel entrikalarının ortasında bulacak, gizemli bir öykünün labirentlerinde din ve bilimin çatışmasını izleyeceksiniz.
Baskılar4
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Okuduğum en iyi kitaplardan biriydi! Tahmin ettiğinizden çok daha kısa sürede okuyacaksınız. Okurken gerçekten 12. yy'da olduğunuza inanacaksınız bunun yanında Ortaçağ Avrupa Manastır yaşantısını yakından gözlemleyecek ve adeta bir ansiklopedi okuyormuşçasına hem bilgilenecek hem de eğer benim gibi bazı ön bilgilere sahip değilseniz bol bol araştırma isteği duyacaksınız. Kitabın muhteşem yanları bunlarla bitmiyor, 7 günden oluşan bu kitaptaki gizi William ve Adso ile birlikte çözmeye çalışacaksınız (Bu cümle neden reklam metni gibi olmuş😄). İtiraf etmek gerekirse benim tahminimin oldukça dışında kalan bir son oldu. Büyülendiğimi söylemeliyim,uzun süredir bu denli doyurucu ve zeka dolu bir kitap okumamıştım. Nereden baksam bir şaheser olan "Gülün Adı" artık favorilerim arasında.
Nihayet bitti! Hristiyan teolojik roman alanında başyapıt olabilecek (belkide öyledir bilmiyorum) bu kitabı ortalardan itibaren, "estağfirullah" "tövbe haşa" diyerek ve okuma aralarında sık sık kelime şehadet getirerek bitirme onuruna erdim. Bir kaç kere , bıraksam ne olur düşüncesine kapılsam da cinayetleri kimin işlediğini öylesine merak etmem buna engel oldu. Aslında ekşide denk geldiğim bir spolier mesaj sayesinde kitabın henüz ortalarında katilin kim olduğunu öğrenmiştim. ( aman siz sakın bu ukalalığı yapıp spolierlik yapmayın ne olur) ama yine de belki yazan arkadaş şaka yapıyordur bu adamda o potansiyel yok diye diye okudum ama katil o çıktı :((((((( Aslında Eco'yu takdir etmedim değil. Böylesine bir cinayet romanı yazmak ciddi bir cesaret ister. Zira kitap boyunca, cinayet romanlarında beklediğiniz heyecan her seferinde William'ın bilgi aşkıyla kesintiye uğrayıp, ortaçağ hristiyan dünyasının koyu bulamaç, karanlık topraklarında yönünü kaybediyor. Tekrar o heyecanı ancak yeni bir başlık altında yakalayabiliyorsunuz ki sayfa ortasına doğru yine kayboluyorsunuz. Aslında bakmayın karanlık, sıkıcı dediğime. Bu sayfaları karşıt okuma tekniği ile okuduğunuzda (ya da paralel bilemiyorum) orada, avrupanın orta çağının günümüz islam dünyası ile ne kadar bağdaştığını görüyorsunuz. Tarikatların korkunç sapkınlıkları içinde kaybolmaya yüz tutmuş gerçek din şu günlerde yaşadıklarımıza nasıl da benziyor. Eco bu başyapıtında ana karakter olarak kurguladığı William 'ın şahsında ki kendisi bir rahiptir, ciddi bir din eleştirisine girişiyor. Sadece hristiyanlık değil yadsıdığı, bütün dinler. "Peygameberlerden kork Adso" diyor (tövbe haşa) , "gerçek uğruna ölmeye hazır olanlardan da; çünkü onlar genellikle birçok başka insanı da kendileriyle birlikte ölmeye sürüklerler." Bu bağlamda Adso'nun gördüğü riyada oldukça ilginçtir. Ayrıca kitap boyunca arap ilim insanlarından oldukça açık ve net bir biçimde bahsedilmesi de çok hoşuma gitti. Yoğun simgeler ve felsefik bir altyapı ile örülmüş bu kitap ikinci kez okunmayı hakediyor.


