
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Lüzumsuz Kadın
Uzun zamandır bu kadar güzel bir kitap okumamıştım, Aaliya Saleh, Kirpinin Zarafeti adlı kitabın kahramanı Renee Michel'i anımsattı. O metinden farklı olarak bu kitapta belirli bir olay örgüsü yok ama kendini okutuyor. Bitmesin diye ara vererek okudum, üzerine Sefiller'in iki cildini ve birkaç kitap daha okuyup bitirdim. Okurken metinde adı geçen yazarları ve kitapları not aldım. Bazılarını zaten okumuştum ama varlığından haberdar olmadığım kitaplarla da tanışma fırsatım oldu. Favori kitaplarım arasında yer aldı, okumayı düşünenler tereddüt etmesinler.
Baskı: Cennet Çayırları
Yolu bir şekilde Cennet Çayırları'na düşen insanların öyküleri. Kitap hiç bitmesin istedim.
Baskı: Bahçıvan ve Ölüm
Ben de annemi aynı hastalıktan kaybettim, ailenizin yakın bir ferdinde kanser hastalığı varsa evinizde her gün cenaze var gibidir, hastaya moral vermek için onun yanında güler eğlenir sonra arka odaların birine geçip gizli gizli ağlarsınız, bir yanınız birkaç gün daha yaşasın isterken diğer yanınız çektiği acının bitmesini diler. Yazarın yaşadığı süreç zorlu ve çok üzücü bir süreç, bunu baştan dipnot olarak düşeyim. Ancak yaşanan sürecin üzücü olması kitabın edebi değerini arttırmıyor. Kitap çok övüldü, ağlamadan kitabı bitirebilen bir yorumcuya denk gelmedim. Yorumlar böyle olunca haliyle çok büyük bir edebi şölen beklentisiyle kitabı okumaya başladım ama benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Kitapta anlatılan her şeyi bire bir yaşamış biri olarak söylüyorum, hiç ağlamadan okudum, kitap abartıldığı kadar değil. Babama kanser teşhisi kondu, hastaneye gittik, üst kata çıktık, alt kata indik, sonuçları aldık, eve döndük tarzında bir anlatımı var. Hastalığın teşhisinden hastanın kaybedilmesine kadar geçen süreç, sırasıyla yapılan işlemler ve tedavi süreci sıradan cümlelerle okuyucuya aktarılmış. Okumazsanız bir şey kaybetmezsiniz bence.
Baskı: MUMLAR SONUNA KADAR YANAR
Uzun bir suskunluğun sonrasında gelen hesaplaşma öyküsü. Derin psikolojik tahliller var, anlatım çok güçlü. Ben beğenerek okudum.
Baskı: Kurtlarla Koşan Kadınlar
Kısmen akademik bir dille yazılmış olması sebebiyle zaman zaman okuyucuyu zorluyor. Kadınları derinlerde yatan güçlerini keşfetmeleri yönünde cesaretlendirdiği dikkate alındığında okunması gerekir diye düşünüyorum.
Baskı: Geçişler
Şiirsel düzyazı biçiminde yazılmış, öykü dediğine bakmayın sanki konu yok gibi ya da ben anlayamadım.
Baskı: Okuyucu
Henüz okumadıysanız okuma listenize almanızı öneririm. Güçlü bir anlatımla aktarılan güzel bir hikaye.
Baskı: Kapıların Dışında
Bazı kitapları anlatmaya kelimeler yetmez, bu kitap da onlardan biri. Mükemmel... Savaşın etkilerini bu kadar çarpıcı anlatan başka eser var mıdır bilemiyorum.
Baskı: Leyleklerin Uçuşu
Kitabı okumadan önce zeki(!) bir arkadaşımızın katilin kimliğini açıkladığı yorumunu okumuş bulundum. Kitabı okumayı düşünüyorsanız buradaki yorumları okumayın.
Baskı: Katip Bartleby
Değerlendirme yapmamayı tercih ederim diyesim geldi bir an.
Baskı: Sorgulayan Denemeler
Bir kitap bitmesin diye bu kadar uğraşılır. Altını çizme bahanesiyle tekrar tekrar geri döndüm, bir daha okudum ama yine de doyamadım. Başucu kitabı.
Baskı: Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Bu kitabı okumayı bugüne kadar ertelediğim için kendime kızıyorum.
Baskı: Havva'nın Örtülü Yüzü
Yaşadığı toplumun yapısı göz önüne alındığında Saadavi ‘nin çok cesur bir kitap kaleme aldığını söyleyebilirim. Yazar; kadına dayatılan bütün kural ve kısıtlamaların kaynağının, erkeğin kadının gücünden korkması ve doğacak çocukların kendisinden olduğunu garanti altına almak istemesi olduğunu, kadın ile erkek arasındaki mücadelenin ataerkil sistemin kurulmasıyla başladığını ve günümüze dek uzandığını söyler. İnsan türünün erkeğinin; bir gün gelip de kadının, yitirdiği haklarını geri alacağı korkusunu bir türlü alt edemediğini, bu saplantılı korkunun kanıtının, erkeğin kadının özgürlüğünü sınırlandırma ve yaşamının her yönünü denetim altında tutma çabasına bir an bile ara vermeksizin sürdürmesi olduğunu ifade eder. Bir taraftan da bütün bu kısıtlama ve dayatmalara rağmen kadınların büyük bir çoğunluğunun haklarını geri almak gibi bir tasalarının olmamasını ve bu kuralların toplumda kabullenilmesinde büyük pay sahibi olmalarını da eleştirir. “Göklerden bir dizi yasa ve kural inerek kadınlara (ve yalnızca onlara); iffet, bekaret, evlilikte sadakat ve boyun eğmeyi dayatmak üzere toprağın üzerinde dikildiler. Tümü de erkeğin kafasından bir yabancının karanlığa bürünerek çocuklarının arasına karışıp mirasına aday olabileceğine dair en belirsiz kuşkuyu dahi kovabilmek üzere…” “Adem ile Havva söylencesi, erkeğin kadından korkusunun öyküsüdür. Bu korku olmasaydı, hiç kimsenin Havva’ya kötülük, günah ve şeytanlık yakıştırması mümkün olmayacaktı. Çünkü dişi şeytan, gerçekte erkeğin içsel korkusunun bedenlenişinden başka bir şey değildir. Gücü, büyüsü ve baştan çıkartıcı güzelliği ile Adem’i tuzağa sürükleyebilen, onu bir darbede yüce cennetten sıkıntılarla dolu yeryüzüne düşürebilen ve yıkımına, düşüş ve ölümüne neden olabilen kadın, dehşet dolu, korkunç bir yaratık olmalıdır.” “.. gerçekte dünyadaki bütün erkeklerin büyük çoğunluğunun trajedisi kadınlardan hem ürkmeleri hem de onları arzulamalarıdır” Arap toplumunun içinden çıkan bir kadın bunları yazmış hem de hiç korkmamış. Ne diyelim, cesaretine sağlık :)
Baskı: Yetmiş Bin Süryani
"Onu bunu namussuz diye diğerlerinden soyutlamak hakça değil. Ermeni nasıl acı çekerse Türk de acı çeker. Saçma işte, ama bunu bilemezdim o zaman. Bilemezdim şu Türk dediğimiz insanın zorlandığı yola sapan, kendi halinde, dünya tatlısı biçare olduğunu. Ondan nefret etmenin, aynı hamurdan çıkma Ermeni'den nefret etmeye eşdeğer olduğunu. Ninem de bilmezdi, hâlâ da bilmiyor. Artık bunun bilincindeyim ben ama kaç para eder ?" "Ermeni gecesi'nin sonuna yaklaşıyorduk... Paltosunu giymiş konuklardan biri öğrenci derneğinin başkanına yanaştı "Bir şey sormak istiyorum kızım, soykırımda Türklerin hepsi mi size karşı cephe aldılar?" " Hayır " dedi başkan duraksamadan. " Bir çok kişi bize yardım etti, korudu. Belki onlar olmasa bugün ben ve arkadaşlarım burada olamazdık" William SAROYAN " Sanıyorum ki ilk kez karşılaşan okuyucular için Antranik'in en ilginç bölümü masum Türklerin ölümüne -açıkça yazalım, Ermeniler tarafından öldürülmesine- değinen satırlar olacaktır. Saroyan, insanları insanlık dışına çıkaran, izleyen diğer insanları, insanlıklarından utandıran olaylara bakarken, sorunu, bozukluğu, çıldırmışlığı ve benzeri tüm olumsuzlukları şu ya da bu halkın değil, tüm insanlığın mayasında gören bir yazardı" Aziz GÖKDEMİR 19 öykü ve iki şiirden oluşan bir kitap. Öyküler insancıl bir bakış açısıyla yazılmış. Gökdemir'in görüşlerine katılmamak mümkün değil.
Baskı: Romantik Sürgünler
Lisa'nın bıraktığı intihar notu etkileyiciydi. Eğer intihar edecek olsaydım aynı onun bıraktığı notu bırakırdım :)
Baskı: Abelard ve Heloise Mektuplar
Tutkulu bir aşkın ürünü olan mektuplardan oluşan bir kitap "Elin, elin değmiş bu mektuba, aşık olduğum elin! hakkım var o elin yazdıklarını okumaya..." "Ben sadece boynunun guzel kivrimlarini degil, koltukaltinin terini de sevdim" Fazla söze gerek yok :)
Baskı: Kurt Seyt & Shura
Haksızlık etmeyeyim. Kitabın her tarafı kötü değildi. Türkiye'ye kaçmak üzere olan Kurt Seyt'in derin bir aşkla bağlı olduğu Shura'ya "Bekle beni beş dakika sonra gelip seni alacağım" diyerek koşa koşa kendisini kaçıracak tekneye gitmesi ve kaptana "bas gaza kaçalım" demesi, kurnaz tilki Shura'nın 5 dakika hikayesini yutmayıp Kurt Seyt'ten önce tekneye yetişmesi ve kamaraya saklanması, kamarada Shura'yı gören Seyt'in şoka girmesi beni mest etti. Kızı takdir ettim, adamın yakasından düşmedi bir türlü. İnsan böyle azimli olmalı, detan ve sheltox sıksalar bile takibi bırakmamalı. Not : "bas gaza kaçalım" ifadesi tarafımdan uydurulmuştur. Kızın antrenmanlı olup kendisinden daha hızlı koşabileceğini düşünemeyen Seyt, kaptana acele etmesi hususunda herhangi bir baskıda bulunmamıştır. Kaçış kısmı beni öyle eğlendirdi ki replikleri ben yazdım :D
Baskı: Ana
Bir arkadaşım Pearl Buck'ın Ana karakteri gibisin derdi bana. Öyle olunca kitabı okumak farz oldu tabii. Okuyunca hayal kırıklığına uğradım, ben çilekeş miyim? Her işe yetişmeye çalışan, kendinden önce başkalarını düşünen çileli bir kadının hikayesi :(
Baskı: Eugénie Grandet
Baba Grandet'in cimriliği beni öldürdü. Mahzendeki patatesleri bile saydı adam. (Yoksa patates değil miydi ? Unuttum epey oldu okuyalı. Ama adam sağlam bir cimriydi, böylesi dünyaya gelmez)
Baskı: Gizli Günce 1836-1837
Can Dündar bir köşe yazısında kitaptan şu şekilde bahsetmiş : " Bir erkeği tanımak ister misiniz? Dalıp gittiğinde nerelere uzandığının izini sürmek... yüreğinin geçtiği ıssız geçitlere süzülmek... uçurumlarına inip bilinçaltının kuytusuna gizlenmiş tutkulara ulaşmak... ruhunun derinliklerinde sık sık nükseden med-cezirlere anlam bulmak...O halde Puşkin'in "Gizli Günce"sini okuyun." Erkeğin ruhunun derinliklerinde nükseden med - cezirleri merak ettim ve kitabı okudum. İşte yorumum lafı dolandırmayacağım : Bildiğiniz porno.. Demek ki neymiş ? Erkek dalıp gittiğinde nereye uzanırmış ? Pornoya Yüreği hangi ıssız geçitlere süzülürmüş ? Pornografik geçitlere. Yine çok mu açık konuştum, eyvah ! En güzeli de, Can Dündar okuyun dedi ya, şehri alt üst ettim kitabı bulamadım. Bir arkadaşın aracılığı ile tanıdığı bir kitapçıya sipariş verdirdik. Biz daha kitabın içinde ne olduğunu bilmeden sevgili arkadaşım kitapçıya "Arkadaşım bu tür kitaplara meraklıdır" dedi. Adamın yüzündeki pis sırıtışı hayatım boyunca unutmayacağım. (İz bırakan kitaplar listesine mi alsam?)