Tuncer Şengöz
@Tuncer Şengöz

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Pek çok insan kitabın ilk sayfalarının zor ve sıkıcı olduğunu yazmış. Benim için tam tersine, kitabın ilk 100-150 sayfası çok daha cazipti. Hayri İrdal'ın çocukluğunu anlatan bölümlerden müthiş keyif aldım. Sonra, sıra saatleri ayarlama enstitüsüne geldiğinde sıkılmaya başladım. Son 100 sayfayı sürüne sürüne bitirdim. Bilmiyorum, belki de kitabı okuma zamanlama ilgilidir.

Satranç
9/1030.11.2016

Baskı: Satranç

Bir solukta okunan bir şaheser. Bir köylü çocuğunun Sırbistan'ın önemsiz bir kasabasından başlayan yolculuğunun, soylu bir doktorun Avusturya sarayında başlayıp Nazi Almanya'sına uzanan yolculuğu ile New York'tan Buenos Aires'e giden bir yolcu gemisinde kesişmesi... Zweig 1940'ların karanlık dünyasında unutulmaz bir eser kaleme almış.

Baskı: Uygarlık - Batı ve Ötekiler

Bu kitabın en iyi bölümü ilk 13 sayfası, yani önsözü. Okuyucuyu okumaya, düşünmeye, araştırmaya davet eden bu mükemmel önsözün ardından birbirinden sıkıcı ve sıradan bölümler başlıyor. Ferguson Giriş bölümünde "Batı'yı diğerlerinden ayırt eden altı özellik olduğunu ileri sürüyor: 1.Rekabet 2.Bilim 3.Mülkiyet hakları 4.Tıp 5.Tüketim Toplumu 6. Çalışma ahlakı. İsmi ve konusu uygarlık olan bir kitapta Batı uygarlığı olarak tanımlanan bir bütünlüğün sınırlarının bir takım kavramlarla çizilmesine kimsenin itirazı olmaz, ancak bu kavramların ilgili uygarlığı diğer uygarlıklardan ayıran özellikler olarak tanımlanması oldukça problemli. Dahası, tıp neden bilimden ayrı bir başlık? Rekabet ve tüketim toplumu iki farklı (ve ilgisiz) kavram mı? Çalışma ahlakı gibi sınırları belirsiz bir kavram bir uygarlığın ayırt edici özelliği olabilir mi? Kitabı bu sorularla okumaya başlıyoruz. Niall Ferguson'ın bir tarih teorisi yok; daha çok kes-yapıştır tarzında birbiriyle ilgisiz kavramları, başka kitaplardan taşıyarak eklektik metinler halinde yazıyor. Çin ve Osmanlı'nın Batı uygarlığından neden koptuğunu bir kaç olaya bağlayarak kolay reçeteler sunuyor. Böylece sözü edilen (ve bir kaç on yıla sığan) olaylar olmasa Çin ve Osmanlı'nın geri kalmayacağını öğreniyoruz. Sonra yazar rekabeti anlatırken birdenbire Çin tarihi içinde kayboluyor. Anlatılanlar konu başlığına nasıl bağlanacak diye bekliyorsunuz; bağlanmıyor. Bilim konusu incelenirken tarihçi pek çok gelişmeyi sıralıyor. Bu gelişmeler arasında ne bağ kuruyor, ne de tartışmalı metinler yazıyor. Kes-yapıştır yöntemiyle Batı'nın bilimsel üstünlüğü anlatılıyor. Arada Prusya ve Osmanlı tarihi içinde kaybolup gidiyoruz. Atatürk'ün Türkiye'nin Friedrich'i olmak isteyen doğu diktatörü olduğunu okuyoruz. Esneyerek bir sonraki bölüme geçiyoruz. Mülkiyet başlığı altında Kuzey ve Güney Amerika karşılaştırılıyor. Biz Güney Amerika'yı Batı uygarlığı zannederken, birdenbire Güneyde daha farklı mülkiyet ilişkileri olduğu için Batı-dışı olduğunu öğreniyoruz. Konu başlığının neden "özel bir tür mülkiyet ilişkisi" değil de mülkiyet olduğunu merak ediyoruz. Özellikle bu bölümde Ferguson'un bir türlü dizginleyemediği komünizm düşmanlığı depreşiyor. Marx'ın dünya fikirler tarihine hiç bir katkısı olmayan bir asalak olduğunu okuyoruz. Mülkiyet sorunu bir muamma olarak yarıda kalıyor ve tıp konusuna geçiyoruz. Konu başlığı tıp ama Ferguson bize uygarlaştırıcı bir enstrüman olarak iyi emperyalizmi anlatıyor. Ancak emperyalizm Ferguson'un anlattığı kadar iyi bir şey değil. Tarihçimiz emperyalizmin suçlarını anlatırken bunu teslim etmek zorunda kalıyor. Ancak suçlar insan hakları ihlallerinden ibaret; Ferguson'a göre zenginliğin yağmalanması diye bir sorun yok. Öyle ya, Afrika'da ortalama yaşam süresi uzadı, iyi emperyalistlerin getirdiği aşılar sayesinde hastalık salgınları önlenemedi ancak ölüm oranı azaldı. Bu bölümde de tıbbın iyi emperyalizm olduğunu öğreniyoruz. Tüketim başlığı altında giysilerin tarihini okuyoruz. Batı giysilerinin dünyaya nasıl ve niçin yayıldığını okuyoruz. Bu bölümde Ferguson'un ünlü Türk düşünürü Nihal Bengisu Karaca'dan öğrendiklerini de okuma fırsatı buluyoruz. Dipnot düşülmüş: Yazarla görüşme, 2009. Bir tarihçinin dipnot referansı bu. Çalışma konusu Protestan ahlakından ibaret. Çin'in hızlı büyümesi ile hıristiyanlığın Çin'de yayılması, buna karşılık Avrupa'nın imansızlaşması ile ekonomisinin durgunlaşması arasında kurulan dahice ilişkiyi öğreniyoruz. Son bölümde kehanetler ve döngüsel tarih teorileri hakkında kes-yapıştır bilgiler var. Bir de acemice harmanlama. Bilmiyorum ki bu kitabı neresinden tutsam? Bir de kitabın YKY baskısına konu ile alakasının ne olduğunu bir türlü anlamadığım bir kitap kapağı eklenmiş. Ne diyeyim bilmiyorum ki!

Kızıl Yıldız
8/1018.11.2016

Baskı: Kızıl Yıldız

Paul Mason'ın Post Capitalism'inde sık sık gönderme yapılan Kızıl Yıldız 1908 yılında yazılmış. Doğal olarak bilim kurgusal ögeler, o yıllardan geleceğe bakıldığında görüldüğü kadar. Bu nedenle romanı bilim kurgusal ögelerin tutarlılığı bakımından değerlendirmek doğru olmaz. Romanın baskın unsurları şunlar: İleri gelişmişlik düzeyindeki sosyalist bir toplumla, daha geri bir gelişmişlik düzeyindeki bir toplumun kıyaslanması, bu iki farklı topluma ait olan bireyler arasındaki ilişkilerin irdelenmesi, sosyalist bir devrimin arefesindeki bir ülkede yaşayan devrimcinin, sosyalist bir toplumla temas kurduğunda yaşadığı karmaşanın değerlendirilmesi. Başarılı...

Yarı Gölge
8/1007.11.2016

Baskı: Yarı Gölge

Yazarın çok ilginç bir teknik kullandığı, okuması zor bir roman. Romanda olayların akışı kronolojik bir sıra izlemiyor; dahası, olayların akışı bir kişinin ağzından değil, pek çok roman kahramanının ağzından anlatılıyor. Yazar zaman zaman Almanca'nın inceliklerini kullanıyor, dil oyunları yapıyor. Türkçe çeviride bu incelikler fark edilmeden geçilmesin diye dipnotlar eklenmiş. İki dünya savaşı arasında yaşayan insanların - ki bunların neredeyse tamamına yakını asker - dünyaları, dünya görüşleri, hayalleri, beklentileri, değer yargıları çok iyi anlatılmış. En önemlisi de, dönemin kaotik olayları ile o dönemde yaşayan insanların donuk ruh hallerinin yarattığı çelişki yazarın satırlarına çok iyi yansımış.

Baskı: Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar Casanova / Stendhal / Tolstoy

Zaman zaman Zweig'ın ağdalı dilinden yorulduğumu hissetsem de keyifle okudum.

Baskı: Türkiye'de Çağdaşlaşma

Türkiye'nin 1700'lerden başlayıp günümüze uzanan çağdaşlaşma tarihini anlatan muhteşem bir eser. Muhakkak okunması gereken kitaplardan biri.

Sessizlik Kuleleri
1/1005.10.2016

Baskı: Sessizlik Kuleleri

Bugüne kadar okuduğum en kötü roman.. Kitap İthaki yayınlarından çıktığı, okuyucuyu cezbeden bir tanıtım yazısına sahip ve ilginç kişiliğe sahip bir yazara ait olduğu için okumaya başladım. Baştan sonra berbat bir kurgu, berbat bir Türkçe, berbat bir anlatım, zaman zaman sayıklamayı andıran monologlar, acemice kullanılmış Judaik semboller ve kendisini alttan alta hissettiren bir anti-semitizm. Okumaya değmez.

Baskı: Küreselleşme ve Ulus-Devlet - Yeni Ekonomik Düzen

Her bir satırı bilgelik dolu, isminin doğrudan ima ettiği üzere, küreselleşme ve ulus devletle ilgili oldukça kapsamlı bir kitap. 1994 yılında yayımlanmış, 2000, 2005 ve 2009 yıllarında genişletilerek yeni baskıları yapılmış kitabın 5. baskısını olabildiğince yavaş ve notlar tutarak okudum. Küreselleşmenin öncesinin ve (hemen) sonrasının anlatıldığı bölümler, sadece küreselleşmenin ileri aşamalarını yaşamış okuyucuya "tarih-öncesini" anlatıyor gibi gelebilir. Ancak bu bölümler, küreselleşmenin kendiliğinden ve rastgele gelişen süreçlerin ürünü olmak bir yana, Merkez'de sermayenin düşen kar hadleri nedeniyle, yaşamsal ihtiyacından kaynaklandığını, arka planını ve tarihsel geçmişini irdeleyerek açıkça gösteriyor. Küreselleşme içinde en önemli aşamalardan biri, 2007-08 finansal/ekonomik kriziydi. Kitap, bu krizden çok önce yazıldığı için ve ana metne sadık kalmak üzere, sadece gözden geçirilerek genişletildiği için, 2007-08 krizi ayrıntılarıyla incelenmemiş. Kriz sonrası gelişen protestolar, siyasal hareketler, Avrupa ekonomik krizi, Brexit, "Arap Baharı" gibi önemli gelişmeler de kitapta yer almıyor. Ancak bütün bu gelişmelerin daha önceki sinyalleri kitabın her bir paragrafından kolayca okunabiliyor (ve elbette nedenleri, bu gelişmeler yaşandıktan sonra, çok daha iyi anlaşılıyor.) Kitabın son bölümü 2010-2025 dönemine yönelik bir değerlendirmeye ayrılmış. Şimdi bu dönemin içindeyiz ve ortalarına yaklaşıyoruz. 2008-09 yıllarına ait "doların ölümü" klişelerini bir tarafa bırakırsak (o dönemde pek çok ekonomist bu yanılsamaya kapılmıştı) oldukça isabetli ve tutarlı değerlendirmeler yapmış Kazgan Hoca. Kitabı bitirdiğimde, konuyla ilgili, Türkçe dilinde şimdiye kadar yazılmış en iyi kitaplardan birini okuduğuma karar verdim. Konuyla ilgilenenlere şiddetle tavsiye ederim. Bir küçük eleştiri: Kitapta sık sık atıfta bulunulan tablo ve grafikleri kitabın içinde bulabilmek başlı başına bir sorun. Bazen atıfta bulunulan tablo ya da grafik 45-50 sayfa ileride. Bunun nedeni kolayca anlaşılabiliyor: Muhtemelen kitabın ilk baskılarında tablolar ve grafikler "doğru" yerdeydiler; daha sonraki gözden geçirme ve değerlendirmelerde yeni paragraflar eklendikçe ileriye doğru "itelendiler". (Böylece hangi bölümlerin daha sonra yazıldığını da anlamak kolaylaşıyor.) Türkiye'de dizgi başlıbaşına bir sorun ve senelerdir çözülemiyor. Bu konuda yayınevlerinin çok ciddi özen göstermesi gerekiyor.

Prens
9/1002.09.2016

Baskı: Hükümdar

Machiavelli'nin İmparator'unda yazılanlar, aradan geçen yüzyıllar boyunca geçerliliğini hiç yitirmedi. Machiavelli Hükümdarın niteliklerinden ruhban sınıfına, paralı askerlerden yönetim biçimlerine kadar çok geniş bir perspektiften yönetim sorunlarını ele alıyor. Tarihten ve yaşadığı çağdan örnekler veriyor. Kitabın yazıldığı dönemin olayları hakkında fikri olmayan okur, kitabın bazı bölümlerinden sıkılabilir. T. İş Bankası Kültür Yayınları baskısında bol dipnotla, kitapta adı geçen kişi ve olaylar hakkında epeyce bilgi verilmiş. Ancak bu dipnotlar bile, 16. yüzyıl başı İtalyası (ve Avrupa güç dengeleri) konusunda fikri olmayan okur için yeterli olmayacaktır. Aradan geçen 500 yıl içinde dünya epeyce değişmiş olsa da, insanlar, yöneticiler ve yönetilenler çok fazla değişmedi. Her zaman güncelliğini koruyacak çok önemli bir eser.

Seküler Çağ
3/1024.08.2016

Baskı: Seküler Çağ

En sonunda okudum bitti, ama bu arada ben de bittim. İtiraf etmeliyim ki arada pek çok sayfayı atladım (atlamak zorunda kaldım). Konunun etrafında dönen ve bir türlü konuya giremeyen, tekrarlarla dolu bir kitap. Charles Taylor'ın dili de kitabı çok zor okunur hale getiriyor. (Çevirisi mükemmel - Dost Körpe) Sekülerlik, daha çok bir zihinsel evrim süreci olarak ele alınıyor. Avrupa'da ve Amerika'da seküler çağa geçilirken yaşananlardan neredeyse hiç bahsedilmiyor. Dünyanın geri kalanı ise yazarın ilgi alanına girmiyor bile. Yazara göre aydınlanma devrimi yok, sadece Hıristiyanlık içinde reformasyondan başlayarak teizme ve deizme, daha sonra da ateizme doğru evrimsel bir geçiş var. (Dolayısıyla sürecin geriye doğru işleme ve yeni bir dine dönüş dalgası oldukça muhtemel.) 1000 sayfalık kitabın özeti bu. Ya da ben kitabı okurken o kadar yoruldum ve sıkıldım ki, ancak bu kadarını anlayabildim.

Baskı: Dördüncü Sanayi Devrimi

Bir kitaptan ziyade çalışma taslağı. Çok önemli konu başlıkları kısa özetler halinde ifade edilmiş.

Tek Kişilik Firar
7/1017.06.2016

Baskı: Tek Kişilik Firar

Eğlenceli, zeka dolu, hoş öyküler. Bir sınava hazırlanırken ara verdiğinizde, işyerinde öğle yemeğini yedikten sonra kahvenizi yudumlarken, metroda 15-20 dakika sonra inmeye hazırlanıyorsanız kitabı açıp öykülerden herhangi birini keyifle okuyabilirsiniz. Kolay okunan öyküler olduğunu söylerken, "hafif" öykülerden bahsettiğim sanılmasın; çünkü kitaptaki 12 öyküden hiç biri hafif değil; tam tersine... Okuyucuyu derin derin düşündüren "ağır öykü" her biri. Tek tek değerlendirmek gerekirse: ********* SPOILER******** [Zaman Fikri, çok zekice tasarlanmış bir öykü. Zaman makinesi yerine zaman fikrini çok sevdim. Yüzelli, "bir simülasyon evreninde mi yaşıyoruz" sorusunu soruyor. Öykünün kurgusu biraz daha geliştirilebilirdi diye düşünüyorum. Minibüs Klonu'nu sevmedim. Böyle post modern öykülere karşı alerjim var. Galaktik Tiyatro, kitaptaki en iyi öykülerden biri. Gerilim dozu çok iyi ayarlanmış, okuyucuyu merak içinde bırakan çok hoş bir öykü. Kitaba ismini veren Tek Kişilik Firar'ı iki kere okudum. Öyküde bir incelik var, ama ben yakalayamadım. Fırıldak ilginç fikirler içeriyor. (Nedense aklıma Edgar Alan Poe öyküleri geldi.) Çelınçbuk, kitapta en çok sevdiğim ikinci öykü. Fikir de, anlatım da çok iyi. Tanrı Misafiri, bilim kurgu sosu karıştırılmış bir Playboy dergisi öyküsü gibi geldi bana. Miras iyi ve kaliteli bir öykü. Hayat Boktan'ın sokak dilini yadırgadım. Dört kitapta en çok sevdiğim üçüncü öykü. Son Mektup seçkiyi sonlandıran güzel bir son öykü olmuş. (hide spoiler)] Özetle, kitabın çok fazla artısı var. Benim bakış açımdan eksilere gelince: 1) Yazar zaman zaman (Türkçesi varken) bozulmuş yabancı sözcükler kullanıyor. Örneğin aktive etmek, deaktive etmek gibi... Bu bir tercihse saygı duymak gerekiyor. Benim zihnim nedense bu sözcükleri çok hızlı bir şekilde Türkçeleştiriyor, Türkçeleştirirken de yoruluyor. 2) Önsöz yazarın bilime ve bilim kurgu türüne hakimiyetini ve derinlikli bakışını göstermekle beraber, beni (birazdan okumaya başlayacağım) öykülere şartlandırdı. Önsözü okuyup bitirdiğimde keşke SonSöz olarak yazılmış olsaydı dedim. 3) Bilim Kurgu'nun "yaramaz ve muzip" yazarlarına uzak bir okuyucuyum. Bilmiyorum; belki de bilim ve edebiyatı fazla ciddiye alınması gereken ve biraz da mesafeli ve soğuk duran bir şeyler olarak görüyorum. Mizah bile ciddi bir alan bence. Yazarın Andy Weir'ın Marslı romanından etkilendiğini zannetmiyorum. Ancak BK içinde gitgide daha fazla öne çıkan bu muzip (ve bol sokak dili içeren) anlatım bana çok sempatik gelmiyor. Tevfik Uyar dozu çok iyi ayarlamış ve (diyelim ki Andy Weir'ın Marslı'sındaki gibi) ölçüyü kaçırmamış. Gene de benim gibi "soğuk ve mesafeli" BK düşkünü okurlar böyle mızmızlanacaktır.

Baskı: İktisadi Yaşamın Uzun Dalgaları (Irving Fisher ve John M. Keynes Üzerine)

Kitap Kondratieff'in 1920'lerde yazdığı toplam beş makaleden oluşuyor. İktisadi Yaşamın Uzun Dalgaları - ki Kondratieff'in ünlü "Uzun Dalgalar" yaklaşımını anlatan makalesidir- bu beş makaleden sadece biri. Kondratieff'in 1920'lerin iktisadi sorunlarını tartıştığı diğer dört makale pek az insanın ilgisini çekecektir. Kitaba ismini veren İktisadi Yaşamın Uzun Dalgaları ise iktisat tarihinin çığır açan en önemli makalelerinden biri. Uzun Dalgalar teorisi daha sonra geliştirildi ve epeyce ekleme yapıldı. Kitabın baskı ve redaksiyon kalitesi çok düşük. Kitabın bazı yerlerinde okuyucuyu yoracak ve rahatsız edecek kadar fazla cümle düşüklüğü ve dizgi hatası var. Rusça orijinalinden çevrilen ve iktisat tarihinin en önemli makalelerinden biri olan bu metni kitaplaştırırken gereken özen gösterilmemiş. Kitabı yayına hazırlayan Prof. Dr. Uğur Selçuk Akalın'ın Önsöz'ü de kısa ve daha sonraki yıllarda Uzun Dalgalar Teorisi'ne yapılan katkıları izah etmek bakımından açıklayıcı ve tatminkar değil. Böylesine önemli bir makale Türk okurlara çok daha iyi bir şekilde sunulabilirdi. Yazık.

ÖncekiSayfa 3 / 12Sonraki