Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Hep Aşk Vardı (Texas! Tyler Family Saga, #2)
Veeeee işte en beğendiğim kitap! Bu kitap öncesinde konusu unuttuğum için serinin ilk kitabı olan Yarınlar İçin'i tekrar okumuştum. Sonra da pişman olmuştum :( Çünkü Chase ve Tanya'Nın aşkını tekrar okuduktan sonra Chase'in tekrar aşık olmasını okuyamazmışım geldi. Hatta aklımda bir dolu düşünce dolandı durdu. Ölenle ölünür mü? Ölünün ardından ne kadar yas tutulmalı gibi gibi.. Yani psikolojimi epey zorladım. Ve sonunda kitabını alıp okumaya başlayınca İŞTE BU dedim! İkinci bir aşk/şans ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Resmen boğazımda bir yumru ile okudum. Chase gözümde daha da büyüdü. İşte aşık adam budur dedim. Tamam, bazı yerlerde belki biraz abarttı ama onun acısını düşününce kızamadım ona. Marcie'ye gelince, Allah'ım o nasıl bir hatundu öyle. Helal diyorum başka da bir şey demiyorum. İğne oyasını gibi işledi resmen. Hiç pes etmedi, sürekli çabaladı ve sonunda hak ettiği mutluluğa kavuştu. Bu arada Lucky ve Devon süperdi, ama en süperi Sage'di. O nasıl çatlak bir hatun yaaa? Onun hikayesini dört değil ondört gözle bekliyorum. Bu arada abisi Chase'e sevgilisinin dermatolog olacağını anlattığı bölümde resmen gülme krize girdim :))) Abisine, "dermetolog olup milyoner olacak" dediğinde aldığı "sivilce sıkarak mı?" yanıtı bence kitabın bombasıydı :))) Ayy hala gülüyorum. Offf offf, tüm kitabı anlatasım var :) Çok çok sevdim.
Baskı: Güzel Tehlike (Gece Hikayeleri, #5)
Bu serideki favori kitabım bu! En az 5 defa okudum, ama şimdi görünce tekrar okuyasım geldi :) Boyd 1 numaralı adamım, Jonah ise junior Roarke'ım :) Allison ise en favori hatunlarımdan biri, hatta ilk beşime girebilir.
Baskı: Yüreğimdeki Arzu (Desperate Duchesses # 3)
Harika, mükemmel, fevkalade bir kitaptı! Okuduğum onca abuk ve saçma kitaptan sonra ilaç gibi geldi bana. Nasıl bitti anlamadım bile. Tüm karakterlere bayıldım, bayıldım, bayıldım... Hala aklıma geldikçe gülüyorum :) Çevirisi de çok güzeldi. ama çevirmen yine yapmış yapacağını ve "efemine" kelimesini kullanmış. Ayrıca direkT yerine direK demeye devam ediliyor :( Ama kitabı o kadar çok sevdim ki, o kadar kusur jadı kızında da olur diyebiliyorum :)
Baskı: Hayallerimin Arka Bahçesi
Son zamanlarda bu kadar İÇİMİ BAYAN, DARAL GETİREN ve OFFFF YETER dedirten başka bir kitap okumamıştım!!! Yazar, aşk romanı yazmak için yola çıkmış ama acılarla yoğrulmuş bir dramdan öteye gidememiş bence. Ayrıca her şeyin kadın karakter Alix tarafından anlatılması beni yordu. Hele hele konunun daha 8 yaşındayken başlaması ve 18 yaşına gelmesinin 100 küsür sayfayı bulması YETERRRRR diye bağırttı beni. Utanmasa annenin hamileliğinden başlayacakmış! Gerçi farklı şekilde anlatsa zevk alabilirdim. Mesela Güllere Sor'da çocukluk dönemlerini tüm kitap byunca gerek mektuplar, gerekse ara notlarla öğrenmek çok zevkliydi. Ama o JG, olacak o kadar fark :) Konuya kısaca değinecek olursak, Alix 8, Nick 10 yaşındayken tanışıyorlar. Okullar, sınıf arkadaşları, dersler, ve bir dolu ıvır zıvırla zaman geçmek bilmiyor. Aklınca çocukluk aşkı bir ömür boyu sürer mantığı işlenmiş. Tamam, ilk aşk belki unutulmaz ama bu kadar da abartılmaz! Bu iki çocuğun başına gelen resmen pişmin tavuğun başına gelmez. Hele sürekli olarak açık davranmaktan kaçınmaları, alelacele kararlar alıp geleceklerini heba etmeleri beni benden aldı. Gerçi Alix'in hakkını yemeyeyim, bazı yerlerde çok harbiydi ve açık açık düşüncelerini dile getirdi. Ama bu bile kitabı kurtaramadı! Çünkü Nick asla açık olamadı! Sürekli gizledi, gizlendi. Haliyle bu da çiftin 15 yıl gibi bir süreyi kaybetmesine neden oldu. Şimdi ben bu kitabı nasıl sevebilirim? Bu arada çevirisinde en çok takıldığım nokta direkT'ler oldu. Çünkü tüm direkTler, direK olmuş! Hadi çevirmenin gözünden kaçtı, redaksiyon nasıl atladı? Sonuç itibariyle, kitabın ilk 161 sayfası ve 286'dan 324'e olan kadar bölümü okunabildi! Sonunu okursam belki arayı okurum dedim ama cık, hayatta işim olmaz! Bu kitap benim için bitmiştir. Neyseki fazla hırpalamadım, kolaylıkla başka bir kitapla, daha doğrusu okunabilir bir kitapla takas edebileceğimi düşünerek kendimi teselli etmeye başladım... Bu arada aklıma geldi. Bu kitap "Bir Çocuk Sevdim" adlı salak bir dizi var ya, ona çok benziyor. Kızımız daha liseyi bitirmeden aktif seks hayatına sahip ve mezun olmadan hamile kalıyor!!!! Ayy aklıma geldikçe çıldırıyorum. O yaşta bir bebenin aşkını?? okuduğuma mı yanayım, yoksa hamile kalmasına mı sinir olayım bilemedim. Ayrıca! Cinsellik içeren kitapları 18 yaşındaki okuyuculara önermemek için kendimi parçalarken karşıma daha 18'e girmemiş bir kızın bırak okumayı direkt cinselliği yaşadığını ve akabinde hamile kaldığını görünce, ilk aklıma gelen "tüküreyim senin aşkına" demek oldu! Nasıl ergenler için olan kitapları okumak istemiyorsam, böyle ipin ucunu kaçırmış ergenlerin aşk, pardon seks hayatlarını da okumak istemiyorum!
Baskı: Savaşçı Gelin - Warrior #7
Harlequin'in çıkarttığı historical serisinde sevmediğim tek kitap buydu!
Baskı: Rüya Sokağı 31
Çok sıkıcıydı ve 3 bölüm yetti. Daha fazla baygınlık geçirmemek için iade ettim!
Baskı: Mavi Umutlar (Sinclair Family Saga #5)
Elime almamla kendimden geçtim ve son sayfayı görmeden bırakamadım. Çok çok çok güzel bir kitaptı. Öncelikle kitabın arka kapağını okuduğumda karakterleri tanımamıştım. Ama kitaba başlayınca Gemma'nın hiç yabancı olmadığını fark ettim. Kendisi Sözde Nişanlı'dan tanıdığımız Gabriel Sinclair'in kız kardeşi oluyor. Aslında Kır Zincirleri'nde Gemma vardı ama kitabı okuyalı çok olduğu için hatırlayamamışım :( Gelelim kitaba :) Gemma doğar doğmaz annesi tarafından bakıcıya bırakılmış ve bakıcı ölünce, 5 yaşında yetimhaneye (iğrenç bir yer) gelmiş. Burada 1 sene kadar kaldıktan ve eziyet çektikten sonra yatılı bir okula götürülmüş. Ve yıllarca ailesini bilmeden, tanımadan yıllarca orada yaşamış. Derken 21 yaşına girdiği gün yıllarca ona harçlık gönderen avukatından bir mektup alıyor. İçinde 21. yaş gününde ona verilmek üzere yazılmış annesinin mektubu var. Annesi mektubunda kimliğini açıklıyor ve Londra'ya gelip abisini ve kendisini bulmasını yazıyor. Ve böylece Gemma ilk defa Londra'ya gitmek üzere ve büyük umutlarla yola çıkıyor. Yolda yağmura yakalanıp bir hana giriyor ve burada sonradan kanka olacağı Louisa ile tanışıyorlar. Louise anne ve babasını kaybetmiş, teyze ve eniştesinin himayesinde bir kız. Soylu değil ama zengin bir aileden geliyor. Bu arada insanların çalışarak para kazanmasının taktir edilmediği o dönemi hala anlamış değilim. Bu nasıl bir saçmalıktır yahuuu... Neyse, Louisa ve Gemma kısa zamanda kaynaşıyorlar. Bu arada Louisa'nın küçük teyzesi Gabriel'in abisi ile evli. O nedenle Gemma'ya evini açıyor ve abisiyle görüşene kadar onda kalmasını istiyor. Gemma'nın birde nişanlısı var. Londra'ya beraber yolculuk ediyorlar, ama orada ilk defa bir sezon geçirmek. Çünkü Louisa'nın sosyete girme takıntısı var. Ve olaylar böyle başlıyor. Gemma şehre gelir gelmez ağabeyine mektup yazıyor ve şehir dışıdna olduğunu öğreniyor. Ardından avukatına gidip ailesi hakkında bilgi almaya çalışıyor ancak alamıyor. Derken aklına küçükken kaldığı yetimhane geliyor. Belki onlar kimliğimi biliyordur hesabı oraya gidiyor. İşte erkek karakterimiz kaptan Matthew Fallon ile orada tanışıyor :) Matthew donanmada kaptan ve yıllar önce kaybettiği kız kardeşini arıyor. Askerdeyken anne ve kız kardeşine para gödnermek için aracı seçtiği avukat tam bir düzenbaz çıkıyor ve Matt yıllar sonra komşularından gelen bir mektup sonucunda annesinin öldüğünü ve kardeşinin nerede olduğunu bilinmediği yazıyor. Matt gelir gelmez kardeşini aramaya başlıyor. Avukatına ulaşamıyor ama yetimhanenin adresine ulaşıyor :) Gemma ile tanışmaları da yetimhaneye gizli girişleri sayesinde oluyor. Beraberce kayıt defterlerini çalış incelemelere başlıyorlar... Bu arada Louisa'da yeni kıyafetler için gittiği terzide yakışıklı iskoç teğmeni Colin ile tanışıyor :) Colin rütbesi düşürülmüş, yarı subay maaşıyla geçinen ve zengin hatun peşinde olan bir yakışıklı. Louisa ile ilk görüşte bir elektriklenme oluyor ama kız nişanlı olduğu için ona yaklaşmıyor. Yani, kitap 1 değil 2 çift barındıyor :) Ben çok sevdim hepsini. Karakterler o kadar canlıydı ki, okumadım da izledim sanki. Sanki roman değil de hayatın içinden bir kesit gibi geldi. Abartısız, çok içten bir kitaptı. Keşke bu kadar çabuk bitmeseydi. Hele Gemma'nın abisi tarafından sonunda kabul görmesi bölümü beni benden aldı. Gemma zaten çok asil, akıllı, mantıklı ve sağlam bir kızdı, ayrıca çok da duygusaldı. Abisine kendisine bir isim verdiği için teşekkür ettiği bölümde resmen tüylerim diken diken oldu. Bu arada cinsellik sadece 1-2 bölümde ve çok abartılmadan anlatılmıştı. Yani AŞK meşk ile değil, jest ve mimiklerle pekiştirilmişti. Acayip hoşuma gitti :) Tüm karakterleri öyle çok sevdim ki, şimdi kitabın devamını sabırsızlıkla bekliyorum. Artık bu yazar favorilerim arasında :) Kapağa gelince, bu kitaba daha uygun bir kapak olamazdı herhalde. Çünkü Gemma'nın en sevmediği renk MAVİYDİ! Bunun sebebi de yetimhane de kaldığı ve hizmetçilik yaptığı dönemde giymek zorunda kaldığı mavi önlüktü. Yıllarca mavi giymeyen ve hatta görmek istemeyen Gemma'nın katıldığı ilk baloda giydiği elbise ise maviydi. Kendi tercihi dışında, Louisa'nın temin ettiği bir elbiseydi ve karşı çıkmadan giymişti. Ardından da mutluluğu bu elbise üzerindeyken yakaladı... Ahh, anlat anlat doyamıyorum :) Çok sevdim yahu... Unutmadan! Epsilon'un yeni ciltleri iyiden iyiye hoşuma gitmeye başladı ve korkarım alışkanlık yapacak :)
Baskı: Majestenin Emriyle (The Three Graces #1)
Okumasam da olurmuş...
Baskı: Muhafazakar Aşk
Yeni bir yayınevi, yeni bir yazar... Açıkçası ben sevdim, hatta çok sevdim :) Konusu zaman zaman "ben bunu nereden hatırlıyorum" dedirtse de merakla okutuyor. Zaten bir yerden sonra özgünleşiyor :) Beni tek rahatsız eden şey, sanırım bu da son okuduğum kitaplarda çok karşılaşmış olduğum için "ikiz" unsuru oldu :S Birbirlerine çok benzeyen, hatta her değiştirebilen kardeşlerden/kuzenlerden yoruldum sanki :) Ha birde dul sendromum var :P Eline el değmemiş leydilere hasret kaldım yahu :) Bu kitapta da kızımız dul ve 4 yaşında bir kızı var. Ama o kızı yersiniz :) Acayip sevimli. Hele dük ile olan iletişimi bile yetip artıyor :) Dükümüz burnu havada olduğu için "bana Exeter diyebilirsin" diyor ve Molly de ona "EXTERA" diyor :) Konumuza gelince; David ve Marcus (yani dükümüz) ikizler. Ama bunu ancak birkaç bölüm okuduktan sonra anlıyoruz, zira David hep abi diye bahsediyor. Meğer yarım saat geç doğduğu için ona abi diyormuş! Bence çok abuk... Neyse, Marcus ne kadar ağır abiyse, David de bir o kadar hafif :) Hayatı kumar masalarında, yarışlarda ve evli kadınların yataklarında geçiyor. Son macareasından sonra da abisi! tarafından şehirden uzaklaştırılıyor. Bu uzaklaşma da bir kaza yapıyor ve kendini papazın dul karısı Hannah'ın evinde buluyor. Hannah ona çok iyi bakıyor ve arkadaş oluyorlar. Daha donra David, Hannah'a evlenme teklifi ediyor. Çünkü onun durumuna üzülüyor. Ama düğün günü yaklaştığında fena tırsıyor ve evlilik kaynda abisi Markus'un adını yazıp onun adına imzalıyor. Londra'ya döndüğünde de Hannah'ı abisinin abine bırakıp ortadan kayboluyor! Ama bu yetmezmiş gibi ayrıca üvey annesine ve kız kardeşine bir mektup yazıp abisinin aşık olarak evlendiğini haber ediyor ve gazeye evilik ilanı veriyor! İşte olaylar böyle başlıyor. Marcus ve Hannah'ın ilk karşılaşması, ardından bir süre evli kalmak için karar vermeleri ve sonrasında birbirlerine karşı çekimleri başlıyor. Açıkçası ben aradaki aşkı çok sevdim, çünkü tam benim kalemimdi :) Georgette Heyer'in kitapları gibiydi, sadece bu kitapta cinsellik vardı! Ama karakterlerin canlılığı, hareketliliği çok benzerdi. Çevirisi de güzeldi ve su gibi aktı gitti. Bu arada macera da vardı, yani klasik histler gibi tanış-kapış-seviş üçlemesi değildi!!! Kısaca benim iyiler listeme giren bir ktiap ve yazar... Zevkle öneriyorum :) not: Kitabın adı ile konusunun uzaktan yakından alakası yok! ancak kapağı sevdim :)
Baskı: Rus Kışı
Etkileyici, sürükleyici, merak uyandırcı, duygularınızı har vurup harman savuracak ve sonunda "offf yaaa, niye böyle bitti ki, biraz daha detay olsaydı keşke" diyecek bir kitap okumak istiyorsunuz en doğru kitap RUS KIŞI kitabı!!! Yazarın ilk romanı bu! Dilerim yazmaya devam eder. Çünkü anlatımı, kurgusu, karakterleri ve beden dillerini anlatımı çok çok başarılı. Kitabın konusuna çok fazla girmek istemiyorum. Çünkü okundukça öğrenmeli diye düşünüyorum. Ama karakterlere az biraz değinmek istiyorum :) Öncelikle Nina Revskaya... Ünlü bir balerin, hırslı, kıskanç ve biraz fazla egoist. Öyle ki başlarda kendisi için üzülürken yeri geldi beter ol bile dedim :) Drew, müzayede müdür yardımcısı. 30'lu yaşlarında, boşanmış, yalnızlığı seven enteresan bir tip. Sevmekten ve sevilmekten korkan bir yapısı var :S Son olarak adamım Grigori! Bu romanda beni en çok etkileyen karakter! 50 yaşında, eşini 2 yıl önce kaybetmiş bir adam. Eşine olan aşkı, sevgisi, sadakati, özlemi yürek burkan bir kişilik. Ara ara ortaya çıkan gamzeleriyle öyle çekici ki ve bir o kadar da utangaç. Sevilesi, hayran olunası bir adam işte, daha ne diyeyim :) Veee bu 3 kişiyi bir araya getiren kimi zaman ayınlık, çoğu zaman karanlık bir geçmiş ve gizemli bir kolye... Yani, sözün özü bu kitap kaçmaz diyorum, başka da bi'şey demiyorum :) Ayrıca çevirisi de çok başarılı. Kübra Tekneci'yi yürekten kutluyorum...
Baskı: Sonsuz Karanlık (Gece Avcısı Dünyası, #2)
Ne diyebilirim ki, MÜKEMMELDİ!!!!! Kızıl Damla'da umduğumu bulamayınca bu kitaba hemen başlamamıştım. Ancak şimdi çok büyük bir hata yaptığımın bilincindeyim. İlk satırından son satırına kadar beğendiğim bir kitap oldu, ki uzun zamandır böyle olmamıştı :) Kira'ya bayıldım! Gelmiş geçmiş en sağlam hatunlar içinde ilk 3'e girer bence :) Mencheres ise yine büyüklüğünü gösterdi. Amma, bu ktiapta beni benden alan VLAD oldu :) Kesinlikle onun hikayesi de olsun istiyorum, hatta tek kitap değil serisi olsun istiyorum :) Bu arada Bones'a "sokak amelesi" demesine koptum :P Bence gerek asıl, gerek yan seri olsun, bu kitap aralarında en iyisiydi. Bir kere konusu çok özgündü. Her sayfayı ayrı bir merakla okudum. Ay bayıldım işte, daha ne diyeyim :)
Baskı: Deniz Tanrıçası (Tanrıça, #1)
Tanrıça serisinin en iyi kitabı olduğunu düşünüyorum :)