
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kadınsız Erkekler
Bağımsız Organ, Kino ve Aşık Samsa beni en çok içine çeken hikayeler oldu. Murakami çabuk tüketilmemesi gereken yazarlardan benim için. Öykü yazarlığını da sevdim.
Baskı: Seyrek Yağmur
Barış Bıçakçı, uzun zamandır ertelediğim yazarlardandı. Seyrek Yağmur'un adından mıdır Rıfat'ı tanıtan arka kapak yazısından mıdır bilmiyorum, zamanı geldi dedim ve Barış Bıçakçı'ya merhaba dedim. Yazarın dilinin sadeliğini sevdim. İnsanı yormayan, basit ama keyif veren bir anlatımı var. Seyrek Yağmur'u sevmek içinse Rıfat'ı sevebilmek lazım. Çünkü bu kitap olayların, mekanların ya da kişilerin değil Rıfat'ın kitabı. Yaşadığım hayatın hayal ile gerçek arasında gezindiği zamanlarda kayboluyorum diyorsanız Rıfat ile olan yolculuğunuzdan çok keyif alacaksınız. Ben, Barış Bıçakçı'yı tekrar okur muyum? Kesinlikle!
Baskı: Kalanlar
Tezer Özlü'den kalanlar, çocukluğunun soğuk geceleri kadar etkilemedi beni. Belki birkaç Tezer Özlü kitabından sonra okumalıydım. Sevmedim değil, yeteri kadar sevemedim.
Baskı: Eşekarısı Fabrikası
Son bölümlere kadar sıkılarak, bu Frank'in derdi ne ola ki diye düşünerek geçti. Son bölümlerde bu tarz kitaplarda olmasını beklediğim gibi heyecanlıydı, ancak elde edilen sonuç beni tatmin etmedi. Frank'in işlediği üç cinayetin altı çok boş kaldı. Frank neden böyle sorusunun cevabını beğenmediğimi söylemekle yetineceğim, spoiler vermek istemiyorum. Eşekarısı fabrikası daha derin anlamlar içerebilirdi, yazar konuyu havada bırakmış bana kalırsa. Eric gibi yan bir karakteri bile daha iyi analiz etti desem, fazla mı abartmış olurum? Kıssadan hisse, benim dişime göre bir kitap değildi.
Baskı: Aslında Özgürsün
Aslında Özgürsün kitabını iki yıl önce Beyoğlu Sahaf Festivali'nden almıştım. Duygu Asena'yı hiç okumamıştım ve karakterlerden birinin isminin Belgin olması beni bu kitaba çekmişti. Ne var ki Berna karakteri okudukça ortak nokta bulduğum, beklediğimin aksine kendimi daha yakın hissettiğim karakter oldu. Büyük bir heyecanla okudum. Altını çizdiğim o kadar çok satır, katıldığım o kadar çok fikir var ki bu kitapta.
Baskı: Gizli Aşklar
Hıfzı Topuz'un daha önce Devrim Yılları ve Meyyale kitaplarını okudum, tarzını üslubunu severim. Konu aşk da olunca son kitabı Gizli Aşklar'a kayıtsız kalamadım. Kitap, yazarın ve yakınlarının başından geçen aşk hikayelerini içeriyor. Hikaye demek doğru olmaz aslında, anlatı ya da anı demek daha yerinde olur. Gerçi anlatılanlar bana biraz fantezi gibi geldi ama.. Biraz da yazarın hafıza tazeleme ve günah çıkarma kitabı gibi olmuş. Hıfzı Topuz'un kaleminden daha güçlü bir kitap beklerdim. Bu nedenle pek sevemedim.
Baskı: Ve İşte Onu Böyle Kaybedersin
Bir kitabı okumak zaman kaybı olabilir mi? Olabiliyormuş! Yılın En İyi Kitapları seçkisinde olmasına hayret ettim. Sırf meraktan bitirdim ama fikrimi değiştirecek hiçbir şey olmadı. Ne anlatımda ne hikayede ne karakterlerde bağlayıcı bir şey yoktu.
Baskı: Küçük Kara Balık
Küçükken çok kitap okuyanlardan değildim ben. Elime nasıl geçti de okudum bilmem, ama Bir Şeftali Bin Şeftali diye bir kitap okuyup çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Meğer Samed Behrengi ile yıllar önce tanışmışım! Bir kitabı ne zaman okuduğunuz önemlidir. Küçük Kara Balık da yine o yaşlarda okumam gereken bir kitaptı. Ama yıllar sonra kısmet oldu... Fom Kitap'tan çıkan basımın çizimlerine bayıldım da aldım. Hikayeyi de çok sevdim. Basit gibi gözükse de küçük bir çocuğun kafasına güzel tohumlar ekecek bir kitap. Bir yetişkine de unuttuğu çocuk kalbini hatırlatabilecek kitaplardan.
Baskı: Tante Rosa
Sevgi Soysal'a merhaba demek için fena bir seçim değildi sanırım. Yazarın başka kitaplarını da okumak istemem bunun kanıtı. Kitaptaki "Tante Rosa bütün kadınca bilmeyişlerin tek adıdır." sözü aslında nasıl hikayelerin sizi beklediğini özetliyor.
Baskı: Beton Ada
J.G. Ballard'ın diğer kitapları nasıldır bilmiyorum, ama Beton Ada beklentimi karşılamadı. Daily Telegraph "Modern yaşamın bir alegorisi. Hem zorlayıcı hem derinlikli." demiş. Bence biraz fazla iddialı bir yorum olmuş.
Baskı: Meyyale
Biraz yavan geldi.. Ama anlattığı dönem ve Hıfzı Topuz'a kadar dokunan hikayesi hoşuma gitti.
Baskı: Dünya Bu Kadar
Birbiriyle alakasız gibi duran karakterlerin parça parça verilen hikayeleri bazen büyük bazen küçük dokunuşlarla birbirine bağlanıyor. Güzel kurgu, dünya bu kadar işte dedirten bir hikaye.
Baskı: Siddhartha
Altı çizili cümleler kalır geriye sanmıştım, sadece hafif bir bilgi esintisi kaldı maalesef.
Baskı: Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk
Dilinin sadeliğini sevdim. Gerçekleri olduğu gibi anlatan kitapları severim zaten, bu kitap da net bir kitap. Durum budur diyor, abartmaya gerek yok. (Melankoliden bahsetmesini de buna yordum ben) İnsanın hayattan ne istediğini bulamaması üzerine düşündürüyor, meraklısına..
Baskı: Bitti Bitti Bitmedi
Biraz yavan geldi bana, karakterler de olaylar da üstün körü anlatılmış gibi. Yazarın anlatmak için acelesi varmış gibi.
Baskı: Görünmez Kentler
Hayal gücü yüksek, kalemi de sade bir yazar gibi geldi bana Calvino. Bir kitabını daha okurum diyecek kadar vurulmadım ama okuduğuma da pişman olmadım.
Baskı: Masumiyet Müzesi
Detaylarda boğulmak bu olsa gerek. Bitmek bilmeyen bir Yeşilçam aşk filmi gibiydi. Başlarda 'eski' dokusu, masum aşk teması nedeniyle ilgilimi çekse de detaylar yorucuydu, romandan kopmamak için ayrıca çaba sarf etmek gerekti. Müze fikri çok güzel, ama kitap fikri fazla 'detaylı' olmuş. Orhan Pamuk hep böyle ise bana hitap etmiyor.