
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Devlet
Platon'un, ideal devlet düşüncesini hocası olan Sokrates'in ağzından anlattığı kitaptır. Bahsedilen devlet modeli ütopik olduğu kadar, bulunan çözümler de bence oldukça distopik İdeal devleti ararken iyilik, adalet ve ahlakın sorgulandığı felsefi diyaloglar içeriyor.
Baskı: Leyla'nın Evi
Olumlu bir şey; İstanbul’un ne kocaman bir tarih barındırdığını bir kez daha gördüm ve gülümsedim. Basit ve anlaşılır olmasının yanında vermek istediği mesajlar düşündürücü ve “evet ben de katılıyorum” dedirten cinsten. Ana tema aidiyetsizlik.. Leyla’nın evi, bir romandan çok bir İstanbul manzarası.. Aynı zaman diliminde aynı şehirde soluk alan insanların, şehrin öncesi ve şimdisi arasındaki uçurumunu işlemiş Zülfü Livaneli. Aynı kentte farklı tarihler, karakterler arasındaki büyük uçurumlar.. Birbiriyle karşılaşan bu insanların birbirlerinden etkilenmesi olası elbet ancak bu etkileşimden sonra bir anda değişen renkler, karakterler tat vermedi bana. Değişimin ara katmanları yok. Kötüden bir anda iyiye, iyiden bir anda kötüye, nefretten bir anda sevgiye geçişler.. Hikayelerin içerisindeki duygular derin değil...Bu denli büyük sevgi ve bu denli büyük hırs, nefret aktarılırken fazla basit anlatım sergilenmiş.Bir psikoloji kitabı olmadığını düşünerek edebi açıdan yaklaştığımda edebi de bulmadım. Bir özet kitap niteliğinde buldum. İşlenen konulara bakıldığında oldukça derin psikolojik analizler yer alabilirdi ancak bu denli bilgiyi 280 sayfaya sığdırmaya çalıştığından olsa gerek anlatım biraz yavan kalmış. Ya bir roman olmalıydı ya da daha derine inmeliydi.. Eşimle başka bir kitabı üzerine konuşurken çok üzerinde durmadığım ancak sonradan dikkat ettiğimde hemfikir olduğum şeyi söylemeliyim. Biriktirdiği , bildiği her şeyi kitaba serpiştirmeye çalıştığı için eksik ve itici buldum birçok şeyi. Sanırım bildikçe, bildiklerini paylaşmak arzusu da aynı oranda artıyor... Bunun için denemeler ve küçük hikayeler yazabilir Livaneli..
Baskı: Çocuklarla Beraber
Çocukların, Dostıyevski'yi tanıması için hazırlanmış bu öyküde yine büyük yazar insanların iç dünyalarının derinliklerine iniyor. Onu okurken, mutlaka her cümlesinde bir derinlik ve bir büyüklük arıyorum ve düşündüğümde buluyorum da..
Baskı: Çankayanın Bütün Adamları
30’lu yaşlarımın ortasında iken, sadece kendi dönemimde yaşayan Cumhurbaşkanlarını ekranda, gazetede gördüğüm kadarıyla yorumladığımı fark ettiğim kitaptır.. İsimlerini bile sırasıyla bilmediğim, dönemin olayları açısından kişinin karakterlerini bilmenin ne kadar da önemli olduğunu anlamamı sağlayan.. Oysa şimdi bu kitabı bitirdikten sonra öğrenme yolculuğu daha da keyifli ve dolu olarak devam edecek.. Yer yer, objektif bulmadığım yorumları, yazarı biraz araştırmaya itti beni. Bazı fikirlerinden haz etmedim ve yer yer güvenmediğim konularda bir takım araştırmalar yaparak okumaya devam ettim bu kitabı. Benim için bir başlangıç olabilirdi yalnızca. Tamamen güveneceğim ve bununla yetineceğim bir bilgi yumağı ile dolu değildi. Ama güzel bir başlangıç yaptım ve öğrenmenin keyfiyle kahvemi elime alıp okudum da okudum.. Arada bir yerde şunu da yazdım bir köşeye; “Bu dünyada beni en çok mutlu eden şeylerden biri "yeni bir şeyler öğrenmek".. Okumak, araştırmak lazım.. Bugün okudum bir yerde; yarim saatlik okumanın Çözemeyeceği derdim olmadı diye başlıyordu bir yazı.. İnsan ne kadar sığ şeyleri kafasına taktığını düşünüyor bu zamanlarda..” Olayları değerlendirirken, dünyada olup biteni, kişilerin karakterlerini de birlikte değerlendirmek gerektiğini bir kez daha anladım.
Baskı: Gerçek Hesap Bu
Nejat İşler'i Kaybedenler Kulübünden sonra sevmeye başlamıştım. Kitabını okuduğum zaman o filmdeki rolünde kendine dair şeyleri oynadığı için bu kadar başarılı ve samimi olduğunu gördüm. Yer yer alaycı üslubu, samimi yazıları ve sadeliği güzeldi. Tanımak lazım, TV'de gördüğün ve sevdiğin adamları.. 1 günde okuyup bitirdim. Gülümsedim, bazen şaşırdım da.. Kitaptan sevdiğim bazı cümleler; Kimlikler üzerinden var edilmeye çalışılan her şey kısa ömürlü olmaya mahkum. bu genelleme de dahil.. .................................................. Sus ve dinle..Her şey akıp gidiyor... ................................................. Atının çatladığı yere evini yap. Kalmak istiyorsan kal, gitmek istiyorsan yeni bir at al ve bu böyle devam etsin.Gitmek istediğin yere kadar... ................................................. İyi insanlara salak muamelesi yapmayı bıraktığında iyi bir insan olacaksın, bu da sana yeter... ................................................ Gerçek hesap bu… Söze gerek var mı? "Kendi hikayelerimizi anlatalım, gerçekleri bizim gibi yaşayanları da anlatmak lazım." "Gerçekten istediğim şeyleri yapmak, gerçekten istediğim yerde, gerçekten istediklerimle zamanımı değerlendirmek. Tek isteğim ve halihazırda yaptığım şey bu." Söze gerek var. Gerçek hesap bu!
Baskı: Yaşlı Adam ve Deniz ve Seçilmiş Hikayeler
Daha ilk sayfasında hemen beni hikayenin içine alan kitabı, baştan sona gülümser bir hüzünle okudum..Sanki hiç yabanci değildim yaşlı adama..Birden bire yanindaki genc oluverdim okurken.. Bir Akdeniz sehrinde, gecenin karanlığında sabah avı icin oltasini hazırlayan sevgilimi izledim gulumseyerek bir yandan okurken..Gun dogmadan oltami alip denize dogru yol almadan bir kac saat once okudum tam da bir solukta..Eminim her satiri hatirima gelecek denizin icindeyken ben..Bir hikayenin icine girecegim heyecanla.. Oltama her balik takildiginda gulumseyecegim yasli adama..Selam edecegim.. Ne guzel hikayesin sen..
Baskı: Dünyanın Merkezine Seyahat
Dünyanın Merkezine Yolculuk'ta da bilimden bolca yararlanılıyor. Biraz masal tadında bir kitap.. Yer kabuğunun altında yer alan gerçek olması imkansız bir dünya tasvir etse de; bilimi kullanarak bulunduğu dönemdeki insanların kafasında soru işaretleri ya da belkiler bırakıyor. Fantastik kitaplara çok ilgi duymasam da, bilimin ışığında olduğu zaman insan gercekçi bir bilim kurgunun içinde kayboluyor.
Baskı: Yeraltından Notlar
Yeryuzunun dunyevi hazlarina, yeryüzündeki tutkulara, kapılarını kapamış insanların dünyasını anlatır Dostoyevski. Nefret edilesi bu somutlugun icinden ne cikar, ne girer icine..Oyle ortada kaliverir..Kendi yeraltini, bu yeryuzune tasir.. Bu, cogunlugun icine islemis kalabalik- yozlasmis dunyayi, bu cogunlugu, bu kirli arzulari olan insanlarin bu hale soktugu yeryuzunu hic bir zaman kendine yakin bulmamistir. Tek beklentisi belki de yok olmak, geldigi gibi sessiz sedasız biçimde gitmek, kurtulmak yığınların arasından.. "Her seyi fazlasiyla anlamak bir hastaliktir. Gercek, tam manasiyla bir hastalik..
Baskı: Kayıp Sembol (Robert Langdon, #3)
Lynnr McToggart ; " Yasayan bilinc bir sekilde bir seyin olasiligini gercege donusturme etkenidir.Evrenimizin yaratilisindaki en onemli unsuz, onu gozlemleyen bilinctir." Dusunceleriz fiziki dunyayla etkilesimde bulundugunda, bilerek ya da bilmeyerek, arom alti alemde degisiklikler meydana getiriyordu. Milyonlarca zihnin birlik olusu, fiziki maddeyle etkilesimde bulunmasini saglayabilirdi. Toplu meditasyon ve dualar fiziki dunyayi degistirebilme yetisine sahip yuksek bir enerji.. Odaklanmis dusunce, bitkilerin buyume hizi, yuzen baligin yonu, hucrelerin davranisi gibi seylere tesir eder... Annemizin menekselere kinusarak buyutmesi de bunun bir aciklamasi degil mi ki:) Don Brown kitaplarini okurken genel kultur uzerinde bir bilgiye sahip olusu ona saygimi buyutuyor..Bir yazarin tek basina tum bu konusmalari yapabilmesi icin kafasinda, sizofren bir akla sahip olmasi gerektigini hep dusunmusumdur..Aksi halde nasil olurdu.. Bir roman yazmak, icini bilgi birikiminle doldurmak, bu denli akici bir seruven yaratmak.. Saygiyla kapatiyorum kapagini kitabin..
Baskı: Açlık
Yaşarken anlatması ne zor hikaye.. Bir otobiyografi sayılabilir.. Böylesine dısardan bakılarak anlatılabilmesi de büyük bir övgüye değer.. “İnsanın birazcık ekmeği olsa! Sokaklarda ısıra ısıra gidebileceği, bir küçük nefis çavdar ekmeği! Hem yürüyor, hem de bu en iyisinden çavdar ekmeğini hayal ediyordum; şimdi yemesi ne hoş olurdu! Açlık iflahımı kesiyordu; ölmeyi, yok olmayı özledim, duygulandım, ağladım. Sefaletim bitip tükenmek bilmiyordu! Ansızın sokağın ortasında durdum, vurdum ayağımı yere, bastım küfürü.”
Baskı: Siddhartha
Icine dogru yolculuga cikan bir yolcunun hikayesi Siddartha.. Aramanın, bulmayı, görmeyi ne denli engelledigine bir kez daha sahit oldu ve gulumsedi gozlerim.. Sonsuz olan tek sey 'an'di evet.. Ve evrenin o aranilasi bilgeligi, gordugun tum detaylarin icindeki sadelikti aslinda.. Hep uzaklarda, daglarin ardinda, denizlerin derininde aranan bilgelik.. Bir zamanlar bir seyler karalamistim..Aklima getiriverdi yine kitap.. "Cehalet" biraz ironik, biraz gercekti kendime yakistirdigim.. Cehaletim uzerine bir zamanlar sunlari yazmistim.. " Icinde yasadigim zaman dilimi ve sahit oldugum onca seyin disinda, benimin disinda, benden milyonlarca yil oncesinde, simdi de yasayan, ölen milyonlarca insan, onlarin an'lari..Biriktirdigimiz tum detaylar, renkler, sarkilar, yerler, asklar, fikirler..kesfedilen ve kesfedilecek bir suru sey..ve benden sonra da kesfedilecek nicesini dusundugumde tek gercek olan su anda bildigim her seyin su andaki hali.. Ve mukemmel olan tek sey de bu..." Evet sonsuz olan tek sey "an" Yollari neden sevdigimi bir kez daha anladim. Yine harikaydin Hermann Hesse...
Baskı: İstanbul'da Bir Zürafa
Daha once okudugum %100 İstanbul/ Erk Acarer kitabi ile cok benzer oldugunu fark ettim.Bu kitabi sevenlerin cok daha keyifle ve akici bir sekilde okuyacagina kesinlikle eminim o kitabi da...Sunay Akın'in bu kitabi yazmak icin epey arastirma yapmis olmasi muhtemel, bu taktire deger. Ancak hikayelerinde cok kopukluk vardi, bu da beni hikayelerden biraz uzaklastirdi. Bahsi gecen kitaptaki gerceklikler tartisilabilir ( %100 İstanbul)ancak biraz arastirma ile derin bilgiler edinilebilir. Hikaye anlatimi ve baglamasi keyiflidir. Sunay Akin, belki fazla detay bildiginden olsa gerek konulari biraz daginik buldum..Ama hikayelerinin ogreticiligini ve ruhunu sevdim..
Baskı: Hayatın Mucizeleri
"...beceriksizliğimin nerede bitip kabahatimin nerede başladığını bunca yıl sonra bile kestiremiyorum. sanırım hiçbir zaman da bilemeyeceğim." Zweig, her kitabında derin Freud öğretileri ve derin psikolojik tahliller barındırır.. Bu yüzden kendi ruhumuzdan çokça şey bulmamız şaşırtıcı da değil.. İşte sanat bu..
Baskı: Sokrates'in Savunması
...Cünkü kötülük,ölümden daha hızlı koşar..
Baskı: Paraşütçü Tipi Emniyet Kemeri
Geciken bir yorum; Sevgili arkadaşım ‘Halil İbrahim Çelimli’nin 2.kitabı “Paraşütçü Tipi Emniyet Kemeri"ni okumaya başladığımda okuduğum nice tanınmış yazarın romanından çok daha ince tasarlanmış yazı kurgusuna hayran kaldığımı söylemeliyim.. Bir yazarın, bir kitap yazarken, çok yönlü düşünebilme ve yeri geldiğinde kendi düşüncesinden sıyrılarak farklı görüşlere de hakim olmasının ne kadar gerekli olduğunu gördüm ve onu bir kez daha tanıdığım için gülümseyerek övündüm… İlk kitabı “Üç Yüz Adam Saat” kitabını henüz okumasam da kitaplığımın en güzel köşesinde yerini aldı. Paraşütçü Tipi Emniyet Kemeri, kapitalizmi çok güzel bir kurgu içerisinde anlatıyor. Kitapta ilgimi çeken bazı detaylar var; • 12 Eylül öncesi yaşanan sağ sol çatışmalarını kitabın kurgusunu bozmadan ara ara incelikle işlemesi oldukça başarılı. Bunun günümüze kadar yansımalarını görebiliyoruz kitabın sonuna kadar. • Her yazar gibi kitabın karakterlerinden birinde yazarın kendi ruhunu görmek mümkün. Aslında kitabın tamamında bu yansıma kaçınılmaz ancak bazı yerlerde yazarın kendi iç dünyasından yoğun sahneler görmek mümkün. Ki bazı yerleri yazarken gülümsediğine de eminim.. • Kurguda kişilikleri çok güzel birleştirmiş. Bunu yazabilecek birinin, çok karakterli düşünebilme becerisine, her birini ayrı ayrı konuşturabilme ve tartıştırabilme becerisine sahip olması sıradan bir bakış açısından daha yukarıda olması tartışılmaz bir gerçek. • Kitabın bir bölümünde karşılaşan Yunus Emre ve Lenin karakterleri şaşırtıcı. Sosyalizm ve tasavvufun aynı karede konuşabilmesi de her bir fikre hem hakim olmayı gerektiriyor hem bunu bir araya getirecek bir büyük hayal gücü.. Başarılı… Türkiye’de 12 eylül sonrası yaşanan gergin hava içerisinde, işçi sınıfının sorunlarını, kapitalizmin darbesini çok güzel anlatıyor. Edebi anlamda, kurgusal anlamda ve karakterlerin oturması anlamında oldukça başarılı bir kitap.. Ve özetle; Kitabın girişinde Can Yücel’in “Küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur… Küfür işçi sınıfının ağzında bir çiçektir.. sözünü bir kez daha destekliyor.. ÖZETLE: OKUYUNUZ!! Ellerine sağlık Sevgili Halil İbrahim Çelimli… Geciken bir yorum; Sevgili arkadaşım ‘Halil İbrahim Çelimli’nin 2.kitabı “Paraşütçü Tipi Emniyet Kemeri” ni okumaya başladığımda okuduğum nice tanınmış yazarın romanından çok daha ince tasarlanmış yazı kurgusuna hayran kaldığımı söylemeliyim.. Bir yazarın, bir kitap yazarken, çok yönlü düşünebilmesinin, farklı görüşlere hâkim olmasının, yeri geldiğinde kendi düşüncesinden sıyrılabilmesinin ne kadar gerekli olduğunu gördüm ve bir kez daha, onu tanıdığım için gülümseyerek övündüm… İlk kitabı “Üç Yüz Adam Saat” kitabını henüz okumasam da kitaplığımın en güzel köşesinde yerini aldı. Paraşütçü Tipi Emniyet Kemeri, kapitalizmi çok güzel bir kurgu içerisinde anlatıyor. Kitapta ilgimi çeken bazı detaylar var; • 12 Eylül öncesi yaşanan sağ sol çatışmalarını kitabın kurgusunu bozmadan ara ara incelikle işlemesi oldukça başarılı. Bunun günümüze kadar yansımalarını görebiliyoruz kitabın sonuna kadar. • Her yazar gibi kitabın karakterlerinden birinde, yazarın kendi ruhunu görmek mümkün. Hatta bazı yerleri yazarken gülümsediğine de eminim. Aslında kitabın tamamında bu yansıma kaçınılmaz… • Kurguda kişilikleri çok güzel birleştirmiş. Yazarın, tüm karakterlerin içinden düşünüp, onları ayrı ayrı konuşturabilme ve tartıştırabilme becerisine sahip olması, sıradan bir bakış açısından daha yukarıda olduğunu gösteriyor.. • Kitabın bir bölümünde karşılaşan Yunus Emre ve Lenin karakterleri şaşırtıcı. Sosyalizm ve tasavvufun aynı karede konuşabilmesi de her bir fikre hem hakim olmayı gerektiriyor hem bunu bir araya getirecek bir büyük hayal gücü.. Başarılı… Kitap, Türkiye’de 12 Eylül sonrası yaşanan gergin hava içerisinde, işçi sınıfının sorunlarını, kapitalizmin darbesini çok güzel anlatıyor. Edebi anlamda, kurgusal anlamda ve karakterlerin oturması anlamında oldukça başarılı bir kitap.. Ve özetle; Kitabın girişinde yer alan Can Yücel’in “Küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur… Küfür işçi sınıfının ağzında bir çiçektir”sözünü bir kez daha destekliyor.. ÖZETLE: OKUYUNUZ!! Ellerine sağlık Sevgili Halil İbrahim Çelimli…
Baskı: Fahrenheit 451
"Şimdi her şeyi görmek istiyorum- ve onların hiçbiri, içime aldığımda benimle ilgili olmasalar da, bir süre sonra, içimde birleşerek ben olacaklar."
Baskı: Bozkırın Savaşçısı
Gecenin bir yarisi okumaya basladim.. Gereksiz betimlemelerden uzak, sade, sürükleyici bir romandi.. Okuyacak olanlarla paylasmaktan kacinmak icin soylemeyecegim ama okudukca merak ederek bekledigim karakteri bulmak icin kitabi bir solukta okuyup bitirdim uykusuz kalma pahasina.. Oldukca keyifli ve guzel bir romandi.. Ne guzel ki etrafimda cumleleri kalici kilan birileri var.. Yazmak cesaret isi gercekten..Kurgulamak, merak uyandırmak, icinde hissetmesini saglamak okuyucuyu..Buyuk maharet ve cesaret... Her daim yazmani dilerim Sevgili Kutlu Altay Kocaova Ellerine saglik arkadasim..
Baskı: 90'lar Kitabı Çocuk mu Genç mi?
Okurken hüzünle 90'ları aradı gözlerim.. O zamanları yaşayan arkadaşlarımla bolca yad ediyorum geçmiş günleri.Hatta bazen hiç tanımadığım yaşıtlarımla sadece aynı zamanı yaşamak kadar basit bir ortak yanı,saatler süren gülümsemeli sohbetlere çeviriyordu sadece "90'lar" kelimesi.. O kadar ki 90'lar hepimizin aynı şeyleri izleyip aynı şeyi konuştuğu, konuşacak yazacak çok şey olduğu bir dönemdi..Aynı şehirde olmasak da aynı şeyleri anlayabildiğimiz.. O kadar çok şey var ki, nasıl değerlendirilir bilemedim. Biraz hüzün biraz gülümseme.. Anladım ki 90'lar sosyal bir çocuk olmanın son evresiymis..Mahallede top oynamayı bırakıp fifa oynamaya başladığımızda bitmiş sokaktaki çocukluğumuz..80'lerin sonlarında 90'ların başında çocuk olanlara hüzünlü bir selam olsun.. Donemi yasayanların okuması lazım kitaplardan biri..Çocukluğunuzu hatırlatacak detaylar... Ama benim 90'larımdan eksikler var:))
Baskı: Çöl Tanrısı (Mısır Serisi #5)
Taita dönüyor:))))) Bir kitabın çıkmasına bu kadar sevindiğimi hatırlamıyorum Taita aşkı içimde üşürken yeniden aşk başladı! Henüz okumasam da Wilbur Smith hiç bir zaman kötü yazmadı..
Baskı: Momo
"Bazen önüme upuzun bir yol çıkıyor. Oyle uzun ki insan bunun sonu gelmez sanıyor. O zaman acele etmeye başlıyorsun. Gittikçe daha da acele ediyor insan. Her önüne baktığında yolun hiç de kısalmamış olduğunu fark ediyorsun. Daha hızlı ve daha gayretli çalışıyorsun; sonunda nefesin kesilip güçsüz kalıyorsun ve cadde hala upuzun bir şekilde seni bekliyor. İnsan caddenin tamamına bakıp hemen bir karara varmamalı. Her zaman adım adım ilerlemeli. Sürekli olarak bir adım, sonra bir nefes, sonra süpürge.. İşte o zaman hayat zevkli olur. Önemli olan işini iyi yapmaktır... Oyle de olmalı..." Çöpçü Beppo...
Baskı: Yılkı Atı
Atlar, özgürlüğe bakışımdır... Varoluşlarına daima hayranlık duyduğum.. Yılkı atı yeniden içimdeki hayranlığı deprestirdi. Bir solukta okudum... Savaş Atı filminden parçalar gordum icinde.. Hayatimda en cok etkilendigim filmlerden biridir Savaş Atı filmi... Abbas Sayar'ın doğal kalemi, diger kitaplarini okuma isteği uyanıyor insanda..
Baskı: Bozkırkurdu
"uçarı bir 'yaşam' insanı olmaya kalkışan katıksız bir 'düşün' insanının, bu ikilemin gelgitleriyle oradan oraya savrulan yalnız bir ruhun, Bozkırkurdu'nun hikayesi. Aydın geçinenlerin, bildikleriyle büyüklenenlerin, bilmediklerini küçümseyenlerin, bunu yaparken -bilinçli ya da bilinçsiz- yaşamı kaçıranların yüzüne inen bir tokat." Hesse bu romanı için, 1961 yılında okurlarımın çoğu Bozkırkurdu'nun öyküsünün insanı kemiren bir hastalıktan ve bunalımdan söz ettiğini ama tüm bunların ölüme ve yok olmaya değil, tersine iyileşmeye yönelik olduğunu anlarsa kendimi mutlu hissedeceğim." demiştir.
Baskı: Yabancı
''Beni bir ağaç kavuğunda yaşamaya zorlasalardı da, gökyüzüne bakmaktan başka bir işim olmasaydı'' Anlamını yitiren sınırların hikayesi "Yabancı".. Yabancılaşarak düşünmek lazım...
Baskı: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984)
Değişmez bazı şeyler vardır! * Savaşmanın amacı her zaman, verilecek başka bir savaşta daha iyi bir konumda olmaktan başka bir şey değildir!! * Kitabı yorumlamaya yetmiyor cümlelerim. Okurken her cümlesinde durup durup düşündüğüm toplumsal gerçekliği bu denli iyi bir şekilde yansıtabilen cümlelere hayran kaldım!