
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Düş Bahçelerinin Uzağında
Carmody ikizleri Shenandoah ve Woody'nin annesi esrarengiz birşekilde kaybolmuştur. Carmody'ler kasabanın en nüfuzlu ailesidir ve ikizlerin babası kasabanın yargıcıdır. Sheny ve Woody'nin anneleri kaybolduktan sonra babalarının gazabına uğramalarını ve annelerini arayarak geçirdikleri zamanı anlatıyor kitabımız. İlk başlarda biraz sıkıldım ama güzel bir hikayeydi. İkizlerden Woody annesinin kaybolduğu gece "Annem gitti" dedikten sonra başka hiç bir şekilde konuşamamıştır. Sheny hem kardeşinin bakımını üstlenmiş hemde annesini geri bulma arayışına girmiştir. Bir kaç yazım hatasını saymazsak güzel bir kitap. Kurgusu ve anlatımıyla beğendim. Senny'nin kardeşine olan sevgisi ve sabrı inanılmaz. Annesini bulma azmi harika babasına olan sevgisi ise yoruma açık :) Vakit bulursanız okumanızı tavsiye ederim.
Baskı: Geçmiş Aile Sırları
İki gündür okumaya çalışıyorum ve 68'e ancak gelebildim. Bu bana bir işaret olmalı. Daha fazla okuyamayacağım.. Belki bir gün devam ederiz..
Baskı: Gündüzsefası
Ada ve Penny, aynı mekanı farklı zamanlarda paylaşmış iki güzel bayanın hikayesi çokk güzeldi. Okurken hiç sıkılmadım. Çok akıcı bir dille yazılmış ve okurken gerçekten bir roman okuduğunuzu hissediyorsunuz. Ada'nın eşi ve kızını bir kazada kaybettiği satırları okurken çok hüzünlendim ve Ada'nın Alex ile yeniden hayata tutunma çabaları, kendi içinde yaşadığı çelişki, kızı ella ve eşi James'e olan özlemini dile getirdiği satırlar çok samimiydi. Hikayemiz yüzen evlerde geçiyor. Hep hayal etmişimdir bende böyle bir yerde yaşamayı özellikle Sandra Block'un Göl Evi filminden sonra :) "Hayatım yıllarımı mutluluğun peşinden koşarak geçirdim' dedi kendi kendine gülümseyerek. 'Ama mutluluk büyümene yardım etmez. Bunu sadece mutsuzluk yapar." *** "Her zaman geçmişi ve hayatımın en büyük iki aşkını arzulayacağımı biliyordum. ama artık bir kuş olmak, yağmura ve fırtınaya karşı kanat çırpmak istiyordum. Güne güneşle birlikte çiçeklerini açan ve ne olursa olsun ışıldamaya hazır bir gündüzsefasının hevesiyle başlamak istiyordum." *** "Bir yerden başka bir yere giderek kendinden kaçamazsın."
Baskı: Karanlıkta Buldum Seni
Tatlı Şeytan kitabından sonra okuduğum ikinci Go Kitap yayını. Maggie tam bir iyi aile kızı. :) Ailesiyle güzel vakit geçiren, onu seven ve düşünen iki yakın arkadaşı var. Küçük huzurlu kasabalarında mutlu huzurlu yaşayıp gitmektedirler.. Ta ki, Clayton'a çarpana kadar :) Ordan bakınca tam bir klişe görünüyor ama okudukça öyle olmadığını anlayacaksınız. İnsan içine çıkmamaya özen gösteren ve iletişimden veba gibi kaçan Clayton ile arkadaş olmayı Maggie kafasına takmıştır ve olacaktır. Onun tabiriyle başka yolu yok :) Maggie, Clayton'ın esrarengiz havalarını çözmeye başladığı an aralarındaki çekimden dolayı kısa zamanda "arkadaş" olurlar. :) Clayton'ın dengesiz davranışlarından bana okurken gına geldi ama nihayetinde sebebini anlıyoruz. Bazen gerçekten gitmek gerektiğini insanın kabullenmesi lazım. Körü körüne devam etmek insana sorundan başka bir şey getirmiyor. Bir diğer nokta da, Clayton'ın anne-babası. Allahım ne sinir bozu tiplerdi öyle. ! Goodreads'tan anladığıma göre serinin ilk kitabıymış. Devamını merakla bekliyorummmm... Akıcı, genel olarak komik, yer yer sinir bozucu bu kitaba denk gelirseniz okuyun :) "Rachel söylediklerime kanmıyordu tabi ki! Elime vurdu. 'Saçmalama!. Clay senden hoşlanıyor. Hem de çok. Ayrıca ona tamamen güvenmiyor olsam da, bir birinizden ne kadar hoşlandığınızı görebiliyorum. Gençler birbirini tanımış, sevmişse de bize söz düşmez. O yüzden moron gibi davranmayı bırakıp harekete geçmelisin bence." *** "Clay arkasını dönüp yanımızdakileri görünce şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Soru sorar bir sesle Kylie ve arkadaşlarına 'Merhaba?' dedi. Clayton Reed etkisi tüm gücüyle karşımda etkisini gösteriyordu. Ağzı kulaklarına varan Kylie yemin ederim bir ara dudaklarını yaladı. Şu sıralar Daniel'la birlikte olduğunu unutmuş gibiydi. Ne kadar da iyi bir sevgili!. Dana göğsünü öne çıkardı, McKanna da saçlarını savurdu. Tanrım! Discovery Channel'da hayvanların çiftleşme ritüellerini izliyordum sanki. Şu kızların saldığı feromonlar bir eşşeği bile boğabilirdi." *** "İlginç. İstediği yere oturabilirdi. Sosyal hiyerarşide istediği yere yerleşebilirdi. Ama hiç kimseyle göz teması kurmadan gidip bir masada tek başına oturmayı seçmişti. Eski ceketinin cebinden bir MP3 çalar çıkarıp kulaklıkları kulaklarına taktı. Vermeye çalıştığı mesaj gayet açıktı: Ölüm kalım meselesi bile olsa yaklaşmayın!." (Bende bunun aynısını yapıyorum --Seda ) *** "Eğilip alnıma bir öpücük kondurdu ve babamı kocaman öpüp evden çıktı. Ben de simidin geri kalanını ağzıma tıkıştırıp elimin tersiyle dudaklarımı sildim. Birden burnumun altında bir peçete belirdi. 'Ahırda mı büyüdün, kızım?' diye dalga geçti babam benimle." Kelebek figürlerini genel anlamda çok sevdiğimden Clayton'ın Kelebekli sevgi gösterileri çok hoşuma gitti.
Baskı: Kalbimin Sahibi
Öncelikle belirteyim, öyle kapağa aldanıp mutlu huzurlu sakin bir aşk romanı okuyacağım diye benim gibi heveslenmeyin. Maggie babası tarafından darp edilmekte olan annesi ve kız kardeşi için sağlam durmaya çalışan lise çağlarında genç bir kızdır. Annesi akli dengesini kaybetmiş durumdadır, kız kardeşide küçük yaşta olduğundan ikisini babasına karşı korumak zorundadır. William üniversitenin son sınıfına başlayacağı yaz, tatil için ailesinin yanına gelir ve abisi Blake ile birlikte, geri dönmesi şerefine bir partiye katılır. Gittikleri yerde okul çağlarından beri başına bela olan Troy ile karşılaşırlar görmezden gelmeye çalışırlar. William Troy'u gözardı etse de yanındaki kızdan gözlerini alamamaktadır. Maggie'ye Troy'un tokat atmasının ardından Troy'la karlıkarşıya gelen William sürekli Maggie'yi düşünmektedir. Kendine Maggie'yi düşünmemesini söyleyip dursa da onu koruması gerektiğini içten içe hissetmektedir.. Bir günde elinize alıp okuyup bitirebileceğiniz kitaplardan. Genel anlamda sevdim. Sadece William'ı gerçekten pasif buldum. Ben çok çok büyük bir olay yaşamıştır William sanıyordum ilk başlarda (tamam Maggie'nin yaşadığı kolay değildi ama zaten haberi yoktu olaydan) ama neden bu kadar erken pes etmiş anlayamadım. O kadar çok sıkıntı çektikten sonra güzel zamanlarını biraz daha uzun okumak isterdim. Maggie ve Jonathan güzel uzun bir sonu hakediyorlardı. "Yuva ne demek hiç bilmezdim. Bana göre kaçmak için beklenen bir hapishaneydi."
Baskı: Cennetin Rengi
Harikaydı. Elime almamla bitmesi bir oldu. Gerçekten güzel bir hikayesi var. 10/9 !
Baskı: İntikamın Sırrı ( Sır Serisi # 1 )
Allahım bitmek bilmedi kitap. Bu gün 8.gün dayanamadım ve son 50 sayfayı atladım. Işıl Parlakyıldız'ın Duygu'suna o kadar çok benziyor ki hiç bir tat alamadım kitaptan. Yazım hataları da üstüne tuz biber oldu. Okuyan ve beğenen arkadaşlara sevgiler ama ben beğenmedim sevmedim.. Oh be, yeni kitabıma başlayabilirim artık... Vaktinize yazık etmeyin. Tuğla gibi kitap yazıcam diye yazmışta yazmışş..
Baskı: Yağmur Sonrası
Şuan gerçekten bir roman okumuş gibi hissediyorum. Sarah Jio sana bu zamana kadar okumayarak haksızlık etmişim.. 1940'lı yıllar, İkinci Dünya Savaşı devam etmektedir. Anne ve Kitty iki çocukluk arkadaşı hemşirelik okulunu bitirdikten sonra görünüşte ülkelerine destek olmak için savaşta hizmet etmek amacıyla Bora Bora Adalarına gitmeye karar verirler. Kitty'nin asıl gitmek istemesinin sebebi kalp kırıklığını gidereceği uzak bir diyar arayışı iken, Anne ise evlenmek üzere olduğu Gerard'dan, gerçekten evliliğe hazır olup olmadığını bilemediği için kaçmaktadır. Bora Bora adalarına adım attıkları ilk gün Kitty'de ki değişimi farkeden Anne, zamanla arkadaşının "arkadaşlığını" gayet güzel anlayacaktır. Her geçen gün Gerard ile yapacağı evliliği düşünürken ada da kalbini titreten Westry ile karşılaştığında işler Anne için daha da çıkılmaz bir hal alır. Geride bırakıp, döndüğü zaman evleneceklerine söz verdiği Gerard ile kalbinin tek aşkı olduğunu hissettiği Westy arasında kalan Anne'ye ne yapması gerektiğini zamanla Kitty "arkadaşça" gayet güzel gösteriyor. Çok çokk beğendim. Akıcı, merak uyandırıcı ve sonlarına doğru bitmesini istemeyeceğiniz bir kitap. Burdan o Kitty'ye güzel laflarım olurdu ama kendime saklayayım. Bir roman karakterine bu kadar cephe alabileceğimi düşünmemiştim hiç :) Neyse madem ki söylüyorum Gerard'a da diyorum ki; "Adamsın!" Fırsatını bulursanız okuyun diyorum ve Arkadya Yayınlarına bu güzel kitabı yayınladıkları için çokkk teşekkür ediyorumm.. Ve hoşuma giden bir kaç alıntı.. "Ben ona yalnızca br parçamı verirken, o tüm kalbini bana vererek bütün hayatını bana adamıştı. Benim kalbimdeyse, içinde sönmeyen bir mumun yandığı kilitli bir oda vardı." *** "Madalyonuma dokundum. 'Hayır tatlım', dedim 'Asla yalnız değildim. Biriyle aşkını paylaştığın zaman bu bir süreliğine de olsa, onu daima kalbinde taşırsın." Kitabın goodreads'da gördüğüm kapağı bu. Sanırım orijinal kapakta bu oluyor. Kitapları alırken kapaklarına özellikle dikkat ederim. Ne yalan söyleyeyim bazen kapakları yüzünden aldığım kitaplar da mevcuttur. Kitabı okuduktan sonra tekrar arka kapaktaki yazıları okumayı ve kapaktaki görsellere göz atmayı daha çok severim. Arkadya'nın kapağını sevdim, ama orijinal kapak tam hayallerime uyan kapak..
Baskı: Deniz Feneri Koyu
Aynı anda hem geçmiş hem günümüzün anlatıldığı kitapları Böğürtlen Kışı'ndan sonra sevmeye başladım :) Farklı karakterler, aynı mekan, farklı sıkıntılar, farklı zamanlar ve sonunda birbirlerine değinen hayatlar.. Isabella ve eşi Arthur çok değerli bir hediyeyi Avusturya'ya götürmek üzere deniz seferine çıkarlar. Isabella 3 yıl önce bebeğini kaybetmiş ama onu halen kendi içinde yaşatan bir annedir. Libby ise 12 yıllık evli sevgilisi Mark'ın öldüğü için onun yasını tutan 40'lı yaşlarda hoş bir bayandır. Isabella ve Libby deniz feneri koyunda farklı zamanlarda yaşamış, zor bir hayat geçiren iki bayan. Akıcı ve güzel bir hikayesi var. 488 sayfa gözümüzü hiç korkutmasın. Bu tarz kalın kitaplara başlarken içimde hep bir zamanımı boşa harcama korkusu oluyor. Çok şükür bu kitapta pişman olmadım. Fırsatını bulursanız okuyun
Baskı: Sahile Aşk Vurunca
Bu kitabın kapağına vurularak, arka yazısını bile okumadan aldığım doğrudur :)) Freya web sitesi tasarımcısıdır ve ilhamını kaybetmiş hatunumuz ilhamını geri kazanmak için aşk yaşantısını hareketlendirmek ister. Lakin doğru kişiyi bulacak vakti yoktur bunun için gazeteye bir ilan verir :) Üst katında oturan Greg ise bu konuya çoktan gönüllü durumdadır ancak Freya Greg'den uzak durmak zorundadır çünkü Greg bir avukattır. Freya ve kız kardeşi Anna'nın hayatını cehenneme çeviren ve ailelerini elinden alan avukat yüzünden Freya avukatlardan nefret etmektedir. Bu ara bu cümleyi çok kullanıyorum ama öyle "aman aman bir kitap" değil. Vaktiniz varsa bir kaç saatte bitirebileceğiniz güzel bir kitap. Greg'den çok Max'i yani Freya'nın alt katında oturan elemanı daha çok merak ettim. Keşke onu biraz daha yazsalardı. Anna'nın Max'e kapılması ve Max'in ona yemek yapması çok tatlıydı :) Keşke ikinci bir kitabı olsa ve orda Max ile Anna'yı yazsa yazarımız.
Baskı: Çifte Vuruş (Sinners on Tour #5)
Trey.. Trey... Treyyy..... :) Kirazlı lolipop manyağı tatlı serseri. Yorum yaparak sizi daha fazla heyecanlandırmak istemiyorum. Bu kitap ile birlikte Günahkarları tamamladık. Yazar aştı kendini ama Trey'den beklenilecek şekilde yaptı Hehehe +18 filan değil +25 olmalı bence. Fırsatını bulursanız okuyun :)) "Bütün dolapları iki kere kontrol ettikten sonra, otobüsün ön tarafına doğru harekete geçti. Otobüsü kullanan Sed'e; 'Durmamız gerek! Bütün lolipoplarım bitmiş!' dedi. 'Trey, saat sabahın ikisi ve dağ başındayız. Durmak istesem bile-ki bunu istemiyorum- önümüzdeki yüz kilometre boyunca lolipop filan bulamayız.' 'Bir lolipopa ihtiyacım var. Hemen!' 'Tatlım galiba çantamda bir tane olacaktı' dedi Reagan. Trey döndü ve Reagan'a sanki cennetten inen bir melekmiş gibi baktı." :))) *** "Dare, Reagan'a artık bir starmış gibi davranması gerektiğini anlattıktan sonra Reagan'ın tepkisi: 'Pekala' dedi Reagan. 'Deneyeceğim'. Reagan esniyormuş gibi yaptı. 'Bu jette olimpik bir yüzme havuzu olduğuna ve tam donanımlı bir spa olmadığına inanamıyorum. Bu şartlar altında nasıl yaşamam bekleniyor? Lanet olası biram nerede? Soğuk olsa iyi edersiniz.' Reagan, kahkaha atan Dare'e baktı ve 'Nasıldı?' diye sordu. 'Çok daha iyi'. :))
Baskı: Gözlerindeki Canavar (Monster in His Eyes, #1)
Aslında kapağını ilk gördüğüm andan itibaren okumak istediğim kitaplar listesinde en tepedeydi. Bir kaç gereksiz parazit yüzünden bu kitaba tam olarak adapte olamadım, okurken çok zevk aldım ama yorumum o kadar uzun olmayacak. Karissa üniversite öğrencisidir ve annesi ile yıllarca şehir şehir gezmiştir. Sebep; Annesinin paranoyak tavırları. Annesi sürekli tedirgin, kimseye güvenmeyen, kızını saplantılı derecede herkesten her şeyden uzak tutmaya çalışıyor. Üniversiteye bile gitmesi Karissa için bir mucize. Kitabın sonlarına doğru annesinin neden sürekli böyle bir tutum içerisinde olduğunu anlıyoruz. İgnazio Vitale, yani NAZ, ismi biraz garip ama İgnazio yada sadece Vitale dendiğinde daha karizma bence :) Kitap boyunca bu adamın ne olduğunu çözmeye çalıştım. Arkadaşlardan birisi yorumlarında Roarke ve Barrons karışımı demişti evet bende şimdi hak veriyorum. Vitale, Karissa'yı resmen kraliçe gibi hissettirdi, Vitale'nin nereden ne zaman çıkacağı hiç belli olmuyor gizemli adam tiplerinden hep hoşlanmışımdır zaten :) Christian Grey'in gözlerine bakarak Anastasia sürekli tahminlerde bulunurdu, okuyanlar hatırlar, öfkeli elli, kıskanç elli filan diye. Bu kitapta da aynı şey var Karissa Vitale'ye bakarak onun nasıl bir ruh hali içerisinde olduğunu anlıyor. Bende bunu yapabilmeyi dilerdim. Vitale'nin üstünden resmen "tehlikeli" duygular akıyor ama bir o kadarda yakışıklı ve çekici olduğu için Karissa'mız hiç önemsemiyor. Dikkat ettiğim bir diğer nokta ise Karissa 19 yaşında ama Vitale çok daha büyük, 40'lı yaşlarda ama 30'lu yaşlarda gösteriyormuş. Karissa'nın yalancısıyım :)) Hikaye genel olarak akıcı, eminim parazitler olmasa ben bir günde bitirirdim. 440küsür sayfa hemencik okunabilir. Çok yeni bir kitap olduğu için fazla yazıp okuyucuları da merak içinde bırakmak istemem, eğer okuma fırsatını bulursanız okuyun :) Kitabın ayracına ba-yıl-dım. :) "O güzel bir pakete sarılmış bir canavardı. Ama aramızdaki mesefeyi hissettiğim böyle zamanlarda,kendimi düşünürken buluyordum.Belki onun gözünde,gerçek canavar bendim.'' *** ''Belki Cinderalla sonsuza kadar mutlu yaşamadı. Belki gece yarısı geldiğinde,kaçmak istedi. Belki prens gitmesine izin vermedi. Benimki vermedi. Vitale. '' *** ''Beni yok etmek için yola koyulmuştu ama bunun yerine bana aşık oldu. Ben de ona aşık oldum,sonunda beni yok eden de buydu. '' *** "Kralın kendisi olduğu kendi küçük dünyasında yaşıyordu ve onun gözdesi olmaktan fazlasıyla mutluydum. Ama bana bakıp gamzesini ortaya çıkaracak biçimde gülümsediğinde gözdesi değil, kraliçesi olduğumu hissettim."
Baskı: Harika Çapkın (The Beautiful Bastard, #3)
Serinin 3.kitabı hayırlı uğurlu olsun, yazar bence seriyi yazmaya devam ettikçe kalemi güçleniyor. Serinin en güzel kitabı bence Harika Çapkın. Diğer kitaplar gibi hemen ilk 10.sayfada bişeyler olmadı :)) 100.sayfalara gelmiştik hala bişi yoktu düşünün artık :) Kurgusu ve hikayesi bakımından bence diğer kitaplardan daha iyiydi. Hanna 24 yaşında ama 40 yaşındaki bir olgunluğa sahip bir hatun, tek sosyal faaliyeti işe giderken yolda geçirdiği zaman dilimi. Bir laboratuarda çalışan bilim kadını. Will ise abisinin yakın arkadaşlarından, Hanna'nın belli bir yaşa gelmesine rağmen hala hayatını yaşamadığını düşünen ailesi Hanna'nın abisinin yakın arkadaşı Will'den yardım ister. Will Hanna'ya dışarıda nasıl zaman geçirilip, sosyal olunacağını, nasıl flört edilebileceğini öğretmeye çalışacaktır. Will için Hanna hala yakın arkadaşının küçük kız kardeşidir. Birlikte koşmaya başladıkları ilk günden itibaren çapkın Will'in dengesi alt üst olmaya başlar. Hanna hakkında bilmedikleri bir şey vardır; Hanna geçlik yıllarında Will'e hayranlık duymaktayken şimdi bu kadar yakın olmak ona da ummadığı şeyler yaşatır. Hanna'nın Will'e sorduğu sorular çok komikti, okuması keyifli bir kitap. Denk gelirseniz okumanızı tavsiye ederim :) Alıntı yapabileceğim bir çok yer varken ben sadece aşağıdakiyle yetiniyorum. " 'Will.' Gözlerimi ona diktim. 'Bu gece gelir misin?' Kıs kıs güldü, aşağıya doğru esnetme yaparken kafasını iki yana salladı. Neden güldüğünü kısa sürede anladım. 'Iıhhh Sapık.' Omzuna vurarak bağırdım. 'Ne demek istediğimi anladın. Benimle birlikte gelir misin?' Elimle alnıma vurunca çıkan sese dönüp baktı. 'Aman Tanrım bu daha kötü oldu.' 'Benden gelmemi istemen hoşuma gitti!' dedi arkamdan. ' Bu gece gelmek için sabırsızlanıyorum Ziggy!. Saat sekiz civarı geleyim mi? Yoksa saat on civarı gelmemi mi istersin? Belki her ikisinde de gelirim?' Ona orta parmağımı gösterdim ve yoluma devam ettim. Neyse ki güldüğümü göremiyordu."
Baskı: Bana İkimizi Anlat
Duygularını çok iyi ifade edebilen kalemi güçlü bir yazar. Okuduğum ilk kitabı. Kısa sürede okunabilecek türden.
Baskı: Rule (Dövmeli Adamlar Serisi, #1)
Bizdeki bu kötü çocuk sevdası nedir bilmem ki Archer ikizleri Shaw'ın tabiriyle okulda bile mitolojik kahraman gibi anılmaktadır. İkizlerden Remy ailesinin sözünü dinleyen efendi bir çocuk iken, diğer ikiz Rule her zaman zor bir çocuk olmuştur. Rule nerde akşam orda sabah takıldığı akşamlardan birinde kendisini alması için Remy'i arar ve Rule'u almaya giderken kaza geçirir ve hazin son.. Rule her zaman kendisini suçlamasının ağırlığı altında ezilirken birde annesinin onu sürekli suçlaması ve "ölenin Rule olması gerektiği"ni sürekli yüzüne vurması Rule için işleri iyice zorlaştırır.. Shaw zengin bir ailenin kızıdır ve sürekli kendisine dayatılan hayatı yaşayıp "hanm hanımcık" yaşamazsa anne-babasından gelen yardımların kesileceği tehditleri ile hayatına güç bela devam etmeye çalışmasının yanında birde ilk gördüğü andan beri aşık olduğu Rule'u her pazar manevi ailesi gibi benimsediği Archer'lara götürmekle başa çıkmaya çalışmaktadır. Rule ile geçirilecek zaman onun için güzel görünse de her Pazar Rule'u evinden kızların yanından almak ve umursamıyormuş gibi davranmak artık dayanılamaz duruma gelmiştir.. 20.yaş gününde Shaw Rule'a karşı bir adım atar ve bizim şapşal nihayet kızı farkeder :) Yazım hatalarından dolayı bir kaç yerde hikayeden koptum ve kimin kime ne söylediğini anlayamadığım diyaloglar oldu. Yayın evinin bunlara daha dikkat etmesini umarım. Genel olarak güzel bir hikayesi var, 350küsür sayfa ama hemen okunup bitti. (benim 3 gün süründürdüğüme bakmayın :) ) Rule'un annesine ayar oldum, kadını bi kaşık suda boğasım gelen anlar oldu, okuyunca hak vereceksiniz Rule'un Shaw için "beyefendi" gibi davranma çabaları ikisine verdiği en büyük zarar oldu, yazar insanların birbirlerini oldukları gibi kabullenmeleri gerektiğini güzel ifade etmiş. Bir tarafta her yerinde (!) dövmesi, piercingi olan Rule, bir tarafta hanım hanımcık işinde gücünde güzel sarışın Shaw. Rule'un umursamaz görüntüsünün altında yatan yumoş kalbi harika anlatılmış. Rule sürekli Shaw için aşırı olduğunu düşünürken biz Shaw'ın içinde yatan asıl kızı çıkardı ortaya :) Bkz:Rule'un doğum günü için Shaw'ın yaptığı süpriz Rule'u sevdim, serinin devamı çıkacakmış, sanırım onda da Rule'un rock grubu solisti arkadaşının hikayesi anlatılacak. Okuyacağım :) "...'Rome şehre geliyor ve mahrem yerlerimin şu anki pozisyonlarından memnun olduğum için şimdilik kimseye bir şey söylemesem iyi olur. Shaw'un ona bir şey diyeceğini sanmıyorum..' 'Ben de. Anneni daha da çılgına çevireceğini biliyordur.'. 'Aynen.' 'O zaman,' duraksayıp bana manalı bir bakış attı. 'Her şeyin içine ettiğine değdi mi?' Kafamı kanepenin gerisine bırakıp tavana baktım. 'Hem de nasıl.' " *** "..'Peki ya senden bana her şeyi vermeni istersem Shaw? Ya hepsini istersem? Bu beni de o insanlardan biri yapar mı?' Boğazından bir ses çıktı ve yüzünde beni oracıkta öldürecek bir gülümseme belirdi. Çok tatlı ve saftı. 'Hayır, çünkü sormana gerek yok, hepsi zaten senin. Sen her şeyi vermek istediğim tek insansın.' Bu kız benim ölümüm olacaktı.. " *** "...Derken kapı aralandı ve Ayden bütün ihtişamıyla belirdi. Shaw'la bana bir bakış atıp gülümsemeye başladı. 'Haleluya! Siz salakların bir biriniz için yaratıldığınızı gördüğünüze sevindim.' "
Baskı: On Küçük Nefes (Ten Tiny Breaths #1)
On Küçük Nefes - K.A. Tucker Kacey bir araba kazasında, annesini-babasını-erkek arkadaşını ve en yakın arkadaşını kaybetmiştir. İşin kötüsü aracın içerisinde kurtarılmayı beklerken sevdiği insanların cansız bedenleri ile bir arada bulunmak zorunda kalmıştır. Psikolojik ve fiziksel olarak uzun süren bir tedaviden sonra iyileşir ve teyzesi ile eniştesinin yanına küçük kardeşi Livie ile birlikte taşınırlar. Ancak alkollü bir akşam Livie'ye karşı eniştenin tavırları (!) yüzünden evden kaçarak Miami'ye yerleşirler. En sevdiğim karakter Kacey'in kız kardeşi Livie oldu. Davranışlarıyla kim kimin ablası gösterdi :) Kacey'in komşusu Fırtına ise tam bir fırtına estiren sarışın bomba :) Fırtınanın kızı Mia'da çok sevimliydi. :) Soruları ve olaylara verdiği tepkileri okumak çok zevkliydi. Kitabın yarısından sonra tanışacağınız "gelenekselci psikoloğumuz" Dr.Stayner ise harika bence :) Tedavi yöntemi, soruları ve Kacey'i deli eden davranışlarıyla puanları topladı :) Ve Trent... 1D'de ki tatlı serseri, hemde Kacey'in kurtarıcısı.. Bu kitabı uzun zamandır bekleterek haksızlık etmişim. Konusunu çok anlamlı buldum, herkesin hayatta kaybettiği birileri vardır elbette, ama bu kayıplara sebep olanlarla birlikte yaşayabilmek yada onlarla aynı ortamda bulunabilmek nasıl bir duygudur, yazarımız çok güzel anlatmış. Anlatım tarzını çok beğendim. Tek bir yerde çok abartılı hikaye olduğunu söyleyebilirim (Klinikte "Empati" gününde..) Bir yerden sonra Trent'i çözdüğümde "hadi ya bu muydu" dedim içimden ama yapacak bir şey yok, 290 sayfa, yazar kısa kesmiş :) Kitapların kapakları ve isimleri benim için önemlidir. Kapağı ve ismi güzel olanları genelde önce okurum :) "On Küçük Nefes" nedir? Ne işe yarar?... Belki bizim de işimize yarar... Son olarak; "Ten Teny Breaths" serisinin ilk kitabı olduğunu öğrendim. 4 kitaptan oluşuyormuş ve ikinci kitap Livie ile Connor'ın hikayesi, 3. kitapta Kacey'in patronu Cain ve Charlie'nin hikayesi, dördüncü kitapta ise Ben ve Reese'nin hikayesini okuyacakmışız. Tuttum ben bu seriyi.. Devamını okurum. On Küçük Nefes... İçinde Tut.. Hisset.. Sev.. Okumadıysanız mutlaka okumalısınız..
Baskı: Tatlı Şeytan (The Sweet Trilogy #1)
Anna 16 yaşın lise öğrencisidir, üvey annesi Patti ile birlikte yaşamaktadır. Herkesten farklı bir takım yetenekleri vardır. İlkini 3-4 yaşlarında iki sokak ötedeki yanan bir evin is kokusunu gece uykusunda duyarak farkeder. Muhteşem, görme, duyma yetenekleri vardır. Ayrıca insanların duygularını bedenlerinin etrafında renkli görüntülerle görebilmektedir. Yakın arkadaşı Jay ile birlikte gittiği ilk partide baterist Kaidan'ın renklerini göremediğini farkeder. Kaidan tam bir kötü çocuk havalarındadır. Kaidan'ın hayatına girmesinin ardından Anna'nın hayatı hiç aklına gelmeyecek yönlerde ilerlemeye başlar.. 553 sayfalık kitap bence bir solukta bitti. Bundan daha iyi fantastik kitaplar okuduğum için çok çok beğendiğimi söyleyemem ama serinin devam kitaplarını çıkarırsa sevgili GO KİTAP alacağımdan eminim :) Anna'nın üvey annesi Patti'yi çok sevdim o ne tatlılıktır öyle ya. :) Üvey kızına karşı çok sevgi dolu. Anna gibi insanların auralarında duygularını ifade eden renkleri görmek istemezdim. Düşünsenize karşınızdaki insanla konuşuyorsunuz ve aslında söylediklerinin yalan olduğunu yada ne niyetle söylediğini anlayabiliyorsunuz. Bir başka yönden de size ne şekilde (!) yaklaştığını görebiliyorsunuz. :) Hem iyi hem kötü desem daha doğru olur aslında :) Anna'nın babası ile karşılaşmaları çok duygusaldı, hiç öyle bir karşılaşma beklememiştim :) Ayrıca babayı sevdim :) Kapakta Anna'nın Kaidan yanındayken neden kıp kırmızı bir elbise içinde olduğunu da kitabı okuyanlar gayet iyi anlayacaktır. :))) Serinin devamında umarım Öfke Dükünün oğlu Kopano'yu biraz daha görürüz. Nedense onu pek bi sevdimmmm :) "Üçüncü şarkı başlarken 'Adı ne?' diye haykırdım. 'Kaidan Rowe. Ah, o da ayrı mesele. İsmi bile havalı. Lavuk'." :)) *** "Meydan okurcasına bana bakınca ben kendimi yine o ateşli bakışların içerisinde kaybolmuş bir halde buldum. Sakin ol benim zavallı titreyen kalbim." :))) *** " 'ilk olarak' diye söze başladı. 'Ondan etkilenmen ne kadar sürdü?' Ses tonu çok sıradandı ama ben yine de kızardım. 'Dur tahmin edeyim' dedi 'iki Gün!' 'Dört' dedim yavaşça. Jay, 'Vay!' diyerek dizine bir şaplak indirdi. 'Ortalama bir kızdan daha güçlüsün' diyerek gururla gülümsedi." :))) *** " 'İçine ne koyayım?' diye sordum Marna'ya, kardeşinin sıcak çayını kastederek. 'Bir kepçe şeker. İhtiyacı var. Tam bir suratsız. dedi" :))) *** " 'Biraz buzlu çay ister misiniz?' diye sordu. Bayanlar baylar, karşınızda Patti Whitt. 'Evet hanımefendi, çok iyi olur.' Ve babam; insanda korku uyandıran centilmen." :))))
Baskı: Kürk Mantolu Madonna
Bir ara o kadar çok popülerdi ki okumak istememiştim. Şimdilerde artık göremediğim için kitabı fazla okuyasım geldi ve okudum. İlk başlarında o kadar sıkıldım ki uykum gelirdi ve gözlerimi açık tutmakta zorlanırdım. Okumaya başlamadan önce bir kaç yoruma bakmıştım ve birinde "Okudum bitti, doğru bişey yapmış gibi hissediyorum" yazıyordu. Bu yoruma katılıyorum. Okudum bitti ve doğru bişey yaptım okumakla.. Düşünüp de dile getiremediğim bir sürü hissimi yazmış gibi Sabahattin Ali. Çok kısa bir hikaye. Özlem, sevgi, dostluk, arkadaşlık, yabancılık bunların hepsi çok güzel anlatılmış. Bu kitabı okuma listenizin bir yerine sıkıştırıp okumalısınız. "Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün bir çok senelerinden daha dolu daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.." "Zaten yalnızlığımın sebebi kitaplardaki kahramanları semtimde bulamayışım değil miydi.."
Baskı: Umuda Dokunmak
"Arkamı dönemem, en güvenli hareketin bu olduğunu bilsem de. Arkamı dönemem çünkü benden daha güçlü. Arkamı dönemem, onun da çok iyi bildiği bir sebepten dolayı." Bu kitabı bende alma isteği uyandıran tek cümleler bu. Ne yorumlarına baktım kitabın ne puanına.. Bu cümleleri okudum ve aldım. Şimdi iki günümü verdiğime pişmanım :) 3 genç arkadaş trafik kazası geçirirler. Jenna'nın babası bilim adamıdır. Kızını hayata geri döndürür. Diğer 2 arkadaşının ise hafızalarını ve onları geri getirmeye yarayacak tüm doku örneklerini vs. depolar.. 250yılı aşkın bir süre sonra bilgileri saklanan bu iki insanın uyandırılma vakti gelmiştir. Uyandıklarında hiç bir şey bıraktıkları gibi değildir.. Fantastik, bilim kurgu türünü çok severim ama bu kitap çok basit yazılmış. Hiç zevk alamadım. Boş vaktiniz varsa okuyabilirsiniz
Baskı: Baştan Çıkarıcı Atıştırmalıklar
Claire okul partilerinden birinde yakışıklı bir elemanla birlikte olur ve ilk seferinde hamile kalmayı becerir Zuhahaha Hamile olduğunu anlamasıyla "sperm donörünü" aramaya başlar ama ne yazıkki yakışıklı elemanın görüntüsü haricinde hiç bir bilgi bilmemektedir. Bu durum Claire'i yıldırmaz ve çocuğunu babasız da olsa büyütmeye karar verir. Carter, yıllar önce birlikte olduğu, sabah uyandığında ise yanında bulamadığı çikolata kokulu kızı unutamamıştır. Tüm aramalarına rağmen ne kızı ne de onun kokusuna benzeyen bir parfüm dahi bulamaz. Yıllar sonra barda karşılaştıklarında birbirlerinden ayrılmayacaklarını daha o zaman anlamıştım :)) Kitabın özgeçmişi böyle. Claire ve Carter'ın hayatından çok gülmekten yerlere yattığım sahneler hep Gavin'in sayesinde oldu. Gavin kim? Claire ve Carter'ın yıllar önceki maceralarının meyvesi. :)) Gavin'in soruları, yorumları, taktığı isimler tam bir komedi şöleniydi. 2015'in ilk kitabı benim için. Umarım bütün yıl bunun gibi eğlenceli kitaplar okurum. Kocan Kadar Konuş'u okudunuz mu bilmiyorum. Ben o kitapta bir hikayeden çok Efsun'un (umarım ismini yanlış hatırlamıyorumdur) kendi kendine konuşmalarına bayılmıştım. Ortada bir hikaye yoktu yani. Bu kitapta bence öyle. Claire ve Carter'ın hikayesinden çok Gavin için okunur bu kitap :))))) Unutmadan... Kitapta çok çok açık seçik kelimeler cümleler mevcuttur. İcraattan çok laf var diyebiliriz. Yazar bence çok güzel kaleme almış. Hiç itici gelmedi :) Alıntı yapmayı çok isterdim ama buraya yazılabilecek "Usturuplu" alıntılar yok maalesef. :))))
Baskı: Reklam Aşkı
Kitap fazlasıyla gereksiz uzatılmış. 200 sayfada tüm hikaye çok rahat bitermiş bence. Daha fazla okuyamayacağım. Kapağını çok sevdim ama Hoçakal Lexi..
Baskı: Ali'm (Bir Türk Masalı, #2)
Huhhh!!.. Sonunda Ali'm keyfimi bitirdim.. :) Duygu'nun sonlarında zaten Ali ve Aslı'nın aşağı yukarı nasıl bir çift olacaklarını az çok anlamıştık. İtiraf etmeliyim ki Alim'i Duygu kadar sevemedim. Çok kaba davrandığı noktalardan mı kaynaklandı yoksa tüm merakla beklediğim kitaplar bende bu etkiyi mi yapıyor bilemedim ama yinede sevmedim demeyim ya Alim'e ayıp olur Utanıyorum. Aslı'ya çok kaba davrandığı noktalarda o kız nasıl oldu da ona tahammül etti vay canına dedim :) Önceden kitabın paylaşılan bir kısmını okumuştum . Belkide okuduğumdan çok keyif alamadım. Önceki halini okuyanlar için şunu söyleyebilirim ki; kitapta değişen bazı noktalar var. Spoiler vermemek için yazmıyorum :) Ali'nin içindeki terkedilmişlik duygusundan dolayı zavallı Aslı'ya bi sevdiğini söyleyemedi. "Yazık lan Ali sana" demekten alamadım kendimi. :/ Yine tebessümle okuduğum tatlı romantik komedi kitaplarının arasında yerini aldı ama Sedat'ın yerini aslaa.. Öptüm. "Aslı" "Immm" o nasıl bir inlemektir. İçim sızladı. Yahu bu kız benim yüzümden ne çekti be!. Kapıyı açıp "Aslı kay kenara" dedim. Uyumaması için bir bahaneydi. "Ya öne geçsene rahatımı bozdun" dediğinde içim rahatladı. İyiydi, çünkü sesi gayet gür çıkıyordu. "Gel" dedim ve onu kaldırıp kolumun altına aldım. Ters ters bana baktı ama bir sokuldu bana ki içim eridi. Allah'ım benim içime ne oluyordu lan! Eriyor, sızlıyor, titriyor... Lan Eros seni bir bulayım, kendime aşık etmezsem tükür yüzüme... :)))) *** "Duygu merhametim, Annem vicdanım, Aslı aşkımdı.. "
Baskı: İki Hayat Arasında
Hangi kategoriye koyacağımı bilemedim kitabı :/ Fantastik mi anlamadım. :) Akıcı bir kitap. Boş zamanlarda okunabilir. Ahh Ethan diyorum..