Elysion
@Elysion

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Kaderin Rengi
9/1028.08.2015

Baskı: Kaderin Rengi

Bir önceki kitap Cennetin Rengi'ne bayılmıştım, bu kitabı da çok sevdim. Elime aldığım gibi bitti. Anlatımı harika, kurgusu merak uyandırıcı ve sizi hiç sıkmadan kendine bağlıyor. Güzel kitaplar kendini nasıl da belli ediyor.. Hemen elinize aldığınız gibi bitiriyorsunuz. Yazarın duyguları yansıtması, beni güldürmesi, hüzünlendirmesi harikaydı. Eğer denk gelirseniz mutlaka okumanızı tavsiye ederim. :) Her kitapta insan birazcık kendini arar, yaşadıklarıyla bağlantılandırmaya çalışır ya içten içe, bu kitap bana kendini çok yakın hissettirdi, daha ilk paragrafa kendime hitap edildiğini düşündüğüm satırlarla başladım..

Baskı: Evine Hoş Geldin (Eternity Springs #1)

Beni sarmadı. Kapağını beğenerek alıp, hikayesiyle hayal kırıklığına uğratan kitaplarım arasında..

Son Kamelya
8/1019.08.2015

Baskı: Son Kamelya

Sarah yine döktürmüş. Alışkın olduğumuz şekilde; farklı zamanlar, farklı kişiler, aynı mekanlar ve birbirine değen hayatlar. Ne zaman Sarah Jio kitabı okusam gerçek bir roman okumuş gibi hissediyorum. Bu kitabı da harikaydı. Addison'ın yani Amanda'nın Miles'a sahip çıkması çok dokunaklıydı. En çok Miles'a ve Anna'ya üzüldüm sanırım. Çok akıcı bir anlatımı var ve her sayfa sizi biraz daha meraklandırıyor. Az çok tahmin etmiştim sonunu ama yinede okutuyor kendini :) Tavsiye ederim. *** "Önce küçük bir tohum düşer kalbin ortasına, sonra aşkla yeşerir. Kulak verin, umudun sesini duyabiliyor musunuz?"

Baskı: The 100 - 21. Gün (The Hundred #2)

Aynı gün içerisinde ikinci kitabımı bitirdim. Seriyi çok beğendim. Bir yerlerde ilk defa bir dizinin kitaptan daha güzel olduğunu okumuştum bu seri için yazmışlardı. Eğer kitabını bu kadar beğendiysem dizisine bayılırım sanırım :) Akıcı, merak uyandırıcı, her dakika bir adrenalin var sayfalarında. Karakterler ilk başlarda tam oturmamıştı kafamda ama sonrasında kimin kim olduğu ilerleyen sayfalarda daha netleşti :) Sanırım kitapta bir tek şuana kadar Clarcke'tan hoşlanmadım. Tamam iyi kız, hoş kız, yardımsever filan ama ne o öyle bi Bellamy'e bi Wells'e yakınlaşmalar filan.. Glass şuana kadar favori ismim. Ne çektin be Glass diyesim geldi :) Ne zaman bir filimde yada kitapta "Artık ne olursa olsun ayrılmayacağız, söyleyeceğiniz hiç bir şey bizi ayırmayacak vs." gibi beylik repliklere denk gelsem beş dakika sonra ayrılıyorlar :) Neyseki Lucke yeniden Glass'ın elini tutmasını bildi.. Serinin devamını merakla bekliyorum. Bir günde ikisini de okudum. Ahh bu seri kitaplar.. ://

Baskı: The 100 (The Hundred #1)

Anlatım tarzı olarak üçüncü kişi anlatımlarını sevmem ama kitap o kadar heyecanlandırdı ki beni anlatım şekline hiç takılmadım. Bir günde elime aldığım gibi bitti :)

Baskı: Hiçliğin Kıyısında (The Edge of Never #1)

Akıcı ve sizi içine çeken bir kitap. Sonlarına doğru ödümü patlattığı doğrudur ama kısa süreli bir endişenin ardından rahatlattı yazar :) Andrew'i tarif etmeye kalksam sanırım çelikten bir kalp yapar içini de pamuklarla doldururdum :) Çok tatlıydı.. Okumadıysanız tavsiye ederim.. "Birinin sorunu digerininkinden daha az sarsici olmasi, o kisinin daha az aci cekmesini gerektirmez"

Baskı: Yıldızlar Sönünceye Dek

"Öldüğümüzde, gökyüzündeki yıldızlardan biri oluruz ve ölmeden gerçek aşkı bulmuşsak eğer, o aşk için tekrar yeryüzüne ineriz; aşkımız sonsuza dek sürsün diye..." Kitabımız bu cümlenin etrafında döndü dolaştı durdu :) Kurgu olarak çok fazla aman aman harika bir şey diyemem ama okuyacak değişik bir kitap arıyorsanız tavsiye ederim. " Seda bunu dedi, Melda bunu yedi, Ceyda koştu" gibi 3. kişi tarafından anlatımı olan kitaplardan. Ben bu anlatım tarzını sevmediğim için kitap 3-4 gün süründü elimde ama sonunda bir günde bitirdim.

Elveda Haziran
9/1031.07.2015

Baskı: Elveda Haziran

Kitabı elime almamla bitirmem bir günümü bile almadı. Saatler içerisinde bitirilen, kitap okumuş gibi değil de sanki mini bir dizi seyretmişsiniz gibi hissettiren, her br duyguyu en küçük objeyi bile size kolaylıkla aktarıp aynı duyguları size yaşatan ve tüm o detayları sanki siz görüyormuşsunuz tadını veren HARİKA bir roman .. Annesinin sorumsuzluğuna karşın kardeşine mükemmel bir abla olmaya çalışan June'un çocukluk anıları beni çokk etkiledi. Sarah Jio'nun kalemine bayılıyorum.. Her yazarın harcı değildir bir okuyucuyu bu kadar etkileyebilmek, okuyucuya ters köşe yapayım derken saçmalamadan ortaya harika bir kurgu çıkarabilmek.. Konusunu detaylı anlatmaya gerek duymuyorum. Yorumlarımızın asıl amacının da hikayeyi bir kez daha özet geçmek yerine yazarın ve hikayesinin üzerimizde bıraktığı izi, tadı anlatmayı daha çok seviyorum sanırım. Tek söyleyebileceğim; Denk gelirseniz mutlaka okuyun.. Not; Kitabı okumaya sabah saatlerinde başladım ve akşam üzerine doğu bitirmiştim, iş yerinden eve gelene kadar Gavin'in June için hazırladığı o muhteşem makarnalar beni öyle etkiledi ki, eve geldiğimde yaptığım ilk iş makarna yapmaktı :) Özellikle ennn sevdiğim makarna olan Tortellini'yi okurken kitabı resmen yaşıyormuş gibi oldum.. Bize harika kitaplar okuttuğun için Teşekkürler Sarah Jio.. Ve harikasınız Arkadya Yayınları Tebrikler. --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- "Hepimize tek bir hayat verildi. Bizim görevimiz onu faydalı, güzel ve doyurucu kılmak. Istırap çekeceğimiz, nefret edeceğimiz şeyleri yapmanın bir anlamı yok. Sonunda bize, tahammülümüz için ödül filan verilmeyecek. Geride sadece harcanmış bir hayat kalacak." *** "Hassas ve savunmasız olmak, zorlu bir geçmişle yüzleşmek, yeniden başlamayı ve yeniden sevmeyi denemek cesaret isteyen bir işti.." *** "Ağustos'un ortasında buzdolabımızın bozulduğu günü hatırlıyor musun? Annem yoktu, telefon rehberini çıkarıp bir tamirci çağırmıştın. Bizden tamir ücretini almamıştı. O zaman kaç yaşındaydın? On mu? 'Dokuz' dedim, tamirciye kumbaramdaki bozukluklarla ödeme yapmaya çalıştığımı hatırlayarak.." *** "Gavin alnıma bir öpücük kondurarak kapıya yöneldi. 'Hemen gelirim Tortellini yapacağım.' 'Tortellini neye iyi geliyor?' 'Endişelere! dedi Gavin. " Kaynak: http://www.webcanavari.net/kitaplar-hakkinda-bilgi-ve-ozetler/kitap-yorumlari-buraya-t242797.5790.html#ixzz3hSrX2PDR www.webcanavari.net - www.rapcanavari.net - www.kadincaforum.net

Baskı: Sonsuza Kadar (Eversea #2)

Serinin birinci kitabı Aşka Var Mısın hikayenin can alıcı noktasında bittiği için ikinci kitaba hemen başladım. İlk kitaba göre daha hareketli ve duygusaldı. Aşka Var Mısın kitabının tanıtımında bahsedilen "çekingen, kendine güveni olmayan Kerry Ann"i serinin ikinci kitabında daha fazla görüyoruz. Sürekli hollywood yıldızı sevgilisine layık bir kız olup olmadığının iç çekişmesini yaşıyor. Sonuç olarak yine çıtır-çerezlik bir kitap. Ama keşke bu kadar uzun tutulmasaymış. "Onun bu hali beni sinirlendirmedi, aksine eğlenceli bile bulduğumu söyleyebilirdim. "Gerçekten bir yaşıma daha girdim. Gören de Christian Grey geldi sanacak," diye homurdandı Bayan VVeaton. Jazz az kalsın şampanyasını kadehin içine tükürüyordu. Ben de kıkırdadım. "Ne yani, benim gibi yaşlı bir kadın müstehcen kitaplar okuyamaz mı?" "Hiç de değil, tabii ki okuyabilir," dedim ciddiyetle." *** "Jack dudaklarını kulağıma daha da yaklaştırınca, nabız atışlarım başka bir seviyeye ulaştı. Sesli bir şekilde yutkundu. "Daha önce sana hiç söylemediğim bir şeyle başlayalım. Ben, Jack Eversea, ben... sana... âşığım, Keri Ann Butler." Donup kaldım, nefesim normal işlev göstermek bıraktı. Hayır. Bunu yapıyor olamazdı, beni aşkı her derde deva sanacak kadar genç ve aptal sanıyor olamazdı."

Baskı: Aşka Var Mısın ? (Eversea #1)

Hafta sonu yada kısa tatillerde yanınıza alıp götürebileceğiniz, elinize aldığınız anda bitirebileceğiniz bir kitap Aşka Var Mısın.. Keri Ann anne-babasını trafik kazasında kaybetmiş ve abisi ile hayatta kalmış genç kızımız, yaşadığı küçük kasabada bir kafede çalışmaktadır. Kafeye geç saatlerden birinde gelen kaba müşterisi hayatından uzun bir süre çıkmayacağa benzemektedir.. Keri Ann'imiz karşısında tüm kızların hayran olduğu Jack Eversea'yı gördüğünde eriyip rögar kapaklarından akmaya başlamıştır bile. Jack çekiciliğinin ve Keri Ann'in üzerindeki etkisinin farkındadır ancak Keri Ann kendine güveni olmayan bir kızımız olduğu için Jack'e yaklaşması biraz zaman alacaktır. Genel anlamda okuduğumuz çoğu kitaba benzeyen bir hikayesi var, kurgusu aman aman denecek kadar harika değil. İlk satırlarımda belirttiğim gibi hafta sonu yada kısa tatillerde okunacak kitaplar türünden. Sevdim mi? Evet :) Bu arada unutmadan ekleyeyim. Kitabı okumaya karar verdiyseniz mutlaka ikinci kitabı da yanınıza alın :)İBenden söylemesi.. Kitapta deniz kaplumbağalarının yıllar sonra kabuklarından ilk çıktıkları yere döndüklerini belirtmiş yazar. Tesadüfen fark ettim ki; bölüm aralarında ki konu başlarında yer alan küçük deniz kaplumbağası figürü her bölüm başında farklı noktada duruyor ve dönüp dolaşıp aynı yere, başladığı yere geliyor . "Gerçek şuydu ki tanıdığım hiçbir erkek ,kitaplardan okuyup hayalini kurduğum aşkla örtüşmüyor "

Baskı: Göremediğimiz Tüm Işıklar

Büyük umutlarla başlamıştım, kurgusu son zamanlarda okuduklarımdan farklı olduğu için baya etkilenmiştim ama okumaktan sıkıldım. Ya asıl olayların başlayacağı zaman yarıda bıraktım bilmiyorum ama beni sarmadı..

Baskı: Aşkın İkinci Yarısı (Bell Harbor, #1)

Sadie eşi tarafından defalarca aldatılmış iki çocuklu bir annedir. Önceleri hep kuşkuyla yaklaştığı kocasını bir gün kendisini aldatırken yakalayınca terkeder. Teyzesinin yanına küçük bir kasabaya yaz tatilini geçirmek için kısa süreli taşınır. Çatlak teyzesi ve bir birinden eğlenceli iki kuzeni ile tatil geçirmeyi planlarken her sabah sahilde gördüğü "Koşan Adam" bu tatilin en güzel sürprizi olur. :)) Anlatımı çok eğlenceli, akıcı ve okurken çok güldüğüm yerleri oldu. Kitabın biraz fazla uzatılmasının haricinde bi eksik yönünü görmüyorum. Fırsatını bulursanız okumanızı tavsiye ederim :)

Baskı: Aşkı Seçtim (Sancaktarlar Serisi #2)

Sancaktar kızlarının ikincisi Asya ve Doruk'un hikayesini sevdim. Güzel bir anlatımla polisiye, aşk, romantik komedi hepsi harmanlanarak sunulmuş bir kitap. Birinci kitabın sonunda Doruk'un Sabrina'yla çıkıp gelmesinin ardından bu kitabın sonun da da yine Meral Ablamız bize bir süpriz yapıp 3.kitaba hemen başlatma istediği uyandırdı. Yer yer biraz fazla uzatılmış olsa da genel anlamda sevdiğim bir seri. Devamını merakla bekliyorum.. Kitabın sevmediğim tek yanı "Asya bununla ne yapacağını bilmiyordu, Doruk şöyle düşünmekteydi" tarzındaki anlatımı. Ya Asya'nın yada Doruk'un anlatımıyla yazılsaydı daha güzel olurdu. 3.kişilerden değilde bizzat ana karakterlerin anlatımını yaptığı kitaplar bana daha "Kitap okuyormuşum" gibi hissettiriyor.

Mart Menekşeleri
9/1005.06.2015

Baskı: Mart Menekşeleri

Pek çok kişi okumuştur kitabı o yüzden çok detaylı yazmayacağım. Okuduğum tüm Sarah Jio kitaplarını sevdiğim gibi bu kitabına da bayıldım. Okumayanlara tavsiye ederim. Emily gibi güçlü kadınlara bayılıyorum.

Baskı: Londra Caddesi (On Dublin Street, #2)

Dublin Caddesi'nin özetine göz attıktan sonra ikinci kitaba başlanılır ve bitirilir.. Çok güzeldi Cam ve Jo'nun hikayesi.Kendi başına mücadele etmek zorunda olan Jo gibi hatunlara ve gerçekten samimi davranıp onların kıymetini bilen Cam gibi erkek karakterlerin hikayelerini okumayı seviyorum. Samantha abla süpersin. Birinci kitapta tanıştığımız Brendan'ın yeri ayrı her zaman ama Cam'de kendine yer açabildi Dublin Caddesi serisinde. Jo alkolik annesi ve ergenus erkek kardeşi ile birlikte yaşamaya çalışmaktadır. Uzun zaman önce babalarından kaçarak kendilerine yeni bir sayfa açmışlar ancak annesi tüm sorumluluğu Jo'nun omuzlarına bırakarak hayatına asalak bir insan olarak devam etmiştir. Jo kendi mutluluğunu ve isteklerini bir kenara bırakıp kardeşinin daha güzel bir hayat yaşayabilmesi için hem zengin adamlarla takılmaya başlar hemde iki işte birden çalışmaya çalışmaktadır. Dışardan herkesin onu parası olan erkeklerin yanında gördüğü için kötü yargılaması ise onu hiç rahatsız etmemektedir, ta ki Cameron ile tanışana kadar. Kitabın başlarında bilindik klasik hikaye derken sonlarına doğru "Aman be hep aynı hatalar, yanlış anlaşılmalar" derken yazar çok güzel verdi bana önyargımın cevabını :) Jo'nun kardeşi Cole ise beni çok etkiledi. Çocukluk döneminde büyümek zorunda olan bir karakter ve güzel aktarılmış okuyucuya. Cam'in arkadaşı Nate'in kısa hikayesini okuduğum an "Sıradaki kitabımızın adamı bu" dedim :) Sonrasında gelen Olivia'yı da kafadan Nate'e yapıştırmıştım :)) Nitekim 3.kitap ikisinin olacakmış :) Sevindimmmmm . Fırsatını bulursanız okumalısınızzz "Bazı insanlar bir aileyle doğar, bazı insanlar ise kendilerine bir aile kurmak zorundadır. " ~~~***~~~ "İnsanlar.. pekala, harika olabilirler. Ama kimi zaman, ne yazık ki, evlerimizden uzak tutmaya çalıştığımız canavarlara dönüşürler. O canavarların evimize girmenin bir yolunu bulacağından endişeleniriz. Onların zaten içeride olduklarını düşünerek korkmamamız gerekir. Annen ve babanın seni bunlardan koruması gerekirdi. Canavarın ta kendisi olmaları değil." ~~~***~~~ "Cam, tanıştığım tüm diğer erkeklerin aksine beni gıcık edebilir, tepemi attırabilir ve suratlarımız morarana kadar benimle tartışabilirdi... Ki bunların hepsi 'Felaket geliyor!' diye bağırıyordu." ~~~***~~~ "Yapmacık bir gülümsemeyle kendini toparladı Cole, 'Yeni bir egzersiz programı fikrim var. Çuval dolusu para kazanmamızı sağlayacak.' Dudaklarım büküldü. 'Neymiş o?' 'Adı, Sarhoş Anne. Biraz ağırlık kaldırmayı, biraz da kalp egzersizi yapmayı gerektiriyor.' Şakasını sindirmeye çalışırken bir anlığına durakladım ama sonra kahkahalara boğuldum. O benim en iyi yanımdı.."

Baskı: Kurucunun Kızı

Kurucunun Kızı - Amy Engel Uzun zamandır distopya türü okumamıştım. Fantastikten sonra en çok sevdiğim tür. Açlık Oyunları tarzında bir seri. Çok harika diyemem ama kötü dersem de kitaba haksızlık etmiş olurum. Kurgusu güzel ve Ivy'i sevdim. 2075'lerdeyiz, insanlık kendi içinde büyük savaşlar vermiş ve kendi elimizle yaşadığımız dünyayı mahvetmiş durumdayız. İnsanlık nüfusu çeşitli savaşlardan dolayı azalmış durumda. Buna bir son vermek adına insanlar bir araya gelerek yeni bir koloni gibi yerleşim yeri kurmuşlar ve burada yaşamaya başlamışlar. Ancak ortada bir sorun vardır, bu yeni oluşumu Lattimer'lar mı Westfall'lar mı yönetecek? Nihayetinde iki aile arasında yaşanan savaşın sonunda Lattimer'lar savaşı kazanır ve başkanlık yapmaya başlarlar. Westfall'lar'a ise shiç bir yetkisi ve mevkii olmayan Kurucu ünvanı verilir. İlerleyen zamanlarda yeniden savaş ve karışıklık olmasın, sürekli barış sağlanmış olarak kalsın diye Westfall'ların kızları Lattimer'ların erkekleri ile evlendirilmeleri geleneği başlatılır. Sürekli barış sağlanmak zorundadır çünkü; artık insanların kaynakları sınırlıdır. Elektrik zorunlu olmadıkça kullanılmıyor, araçlar yok çünkü yakıt yok. Yiyecek bulmak eskisi kadar kolay değil ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya gelmesi bile bir mucize. İnsanlar ne kadar genç evlenirlerse sağlıklı bebek doğurmaları o kadar yüksek oranda oluyor. Gençler kiminle evleneceklerini kendileri seçemiyorlar, onların yerine bir kura yapılıyor ve eşleştiğin kişiyle evlenmek zorundasın.. Yasalara aykırı davranırsan gideceğin yer bir hapishane değil, çünkü zaten yiyecek kısıtlı ve devlet sana para ayırmak istemiyor bu yüzden gideceğin tek yer; yaşam alanını çevreleyen ve ötesinde bin bir tehlikenin olduğu Çit. Tüm bunların yanı sıra Kurucunun Kızı yani Ivy'miz Lattimer'ların oğlu Bishop ile evlenmek zorunda. Hiç istemese de ailesine karşı gelemediği için evlenmek zorunda. Bu evliliğin çok kısa süreceği söyleniyor ailesi tarafından; çünkü yakın zamanda Başkan Lattimer'ı ve oğulları Bishop'ı öldürüp yerine kendilerinin geçeceğini söylüyorlar. İlk başlarda görevine sadık ve tek isteği annesinin ve diğer zorla evlendirilen herkesin intikamını almak için görevine yani Bishop'ı öldürme plana yardımcı olacak bilgiler toplamaya başlar. Hesap etmediği tek şey Bishop'a her geçen gün bağlanacak ve öldürmesi hiç kolay olmayacaktır. 270 sayfa filan. Akıcı, güzel ve düşündürücü bir hikayesi var. Fırsatını bulursanız okumanızı tavsiye ederim veeee maalesef sonu yine kötü biten bir seri ile karşı karşıyayız. İnşallah ikinci kitap için çok beklememize gerek kalmaz çünkü Ivy'i çok merak ediyorum.. ve Bishop, umarım Ivy'e olan inancını bırakmaz.. "Aşk kanunlaştırabileceğin bir şey değildi. Aşk tablolardan, grafiklerden ve eşleşme oranlarından daha fazlasıydı. Aşk karışık ve karman çormandı ve rastlantısal büyüsünden onu yoksun bırakmak bir hataydı." *** “Belki özgürlük abartılıyordur. Savaştan önce özgürlüğümüz vardı. Bak bizi nereye getirdi.”

Küçük Prens
8/1013.05.2015

Baskı: Küçük Prens

Bu kitap gerçekten bir çocuk kitabı değil. Öylesine ordan burdan çıkan çeşitli hayvanlar bitkiler yok. Hepsinin temsil ettiği bir şey var ve söyledikleri bize ders niteliğinde. Okumadıysanız bir göz atın derim :) Kitabın sonundaki sorulardan sonra benim verdiğim cevaplara göre kitap çok yıldızlı olanları şöyle tarif etmiş yani beni; "Siz bir kuzusunuz. Nazik, arabulucu, biraz çekingensiniz. Başkalarıyla aynı fikirde olunca rahat hissediyorsunuz. Ah! Kendi sıcak kabuğunuza çekilip sürekli orada yaşamanız mümkün olsaydı! Sizler taze renkleri, hoş manzaraları, sorunsuz bir hayatı seviyorsunuz. Siz 'iyi huylu' bir insansınız fakat dikkat edin dünya kurtlarla dolu."

Baskı: Karmakarışık

Selamlar Kitap Canavarları, Eğlenceli bir romantik komedi kitabı mı okuyasınız var? Bundan daha iyisini yakın zamanda okumadım. Gülmekten koptuğum yerler oldu. Bu kitaba denk gelirseniz okuyunnn :) Bazı yerleri uzatılmış olabilir, belki birazcık daha kısa olabilirdi ama yine de sıkmadı beni. Çok çok eğlendim okurken. Uzun zamandır bir erkek tarafından anlatılan kitap okumamıştım. Zaten aklıma bi Christian Grey'in bakış açısı bölümleri geliyor nedense sadece ve sanırım bundan sonra da Drew gelecek :))) Ahh Drew, sonunda layığını buldun :))) Baş kahramanımız Drew Evans bankacılık sektörünün yıldızlarından aynı zamanda hızlı bir playboy :)) Adamın tek bir bakışı yada cümlesiyle elde edemeyeceği hatun yok. Şeklimi Koyarım. Ta ki, Katherine ile karşılaşana kadar. Katherine ile bir barda tamda ımmmm bir görüşmeden(!) sonra karşılaşırlar ve o an peşine takılır. Katherine ne mi tepki verdi peki? Tabi ki Drew'e bakmadı neden mi? Çünkü nişanlııı :==)) Bundan sonraki olayların bilindik, amannnn klasik çapkın yakışıklı adam bir kıza saplanır ve doğru yolu bulur falan filan diye mi düşünüyosunuz? Bende öyle düşünmüştüm Uzun zamandır bu kadar eğlenceli bir kitap okumamıştım. :) Olabildiğince kısa kısa aldığım bir kaç alıntıyı paylaşayım :))) "Bana öyle bakmayın. Aslında kötü bir adam değilimdir. Mesela hiç yalan söylemem. Kadınları, onlarla beraber bir geleceğiniz olduğuna veya ilk görüşte aşka inandığıma dair, süslü püslü laflarla kandırmaya çalışmam" **** "Ona nerede çalıştığımı söylediğimde, bu muhteşem kadının ağzını nasıl şaşkınlıkla açtığını gördünüz mü? Aslında yüzünün aldığı ifadeden bir şeyler çakmalıydım. Ama o an hiç fark etmedim. Göğüslerini kesmekle meşguldüm sanırım." **** Uyarmadı demeyin, Drew çokkk yaramaz biri :))) "Dönüp Kızıl Saçlı'nın kız kardeşine -daha doğrusu ikizine- bakıyorum. Bir anda planlarım değişiveriyor. Biliyorum, biliyorum... Aynı lunapark trenine iki kez binmem demiştim. Ama söz konusu ikiz trense?" **** "Tamam, burada bir duralım; çünkü yüzünüzde beni yargılayan bir ifadenin belirdiğini görebiliyorum. Ayrıca tiz bir sesle söylediğiniz onaylamaz sözler de kulağıma geliyor, P içe bak. Bir kızla yatmış - gerçi bu durumda iki kız oluyor ama neyse- şimdi de arkadaşlarına anlatıyor. Ne kadaaarrrr saygısızca... Öncelikle bir kadın ona saygı duymamı istiyorsa, saygıyı hak eden biri gibi davranmalıdır. İkincisi p içlik filan yapmaya çalıştığım yok, normal bir erkek gibi davranıyorum ve her erkek arkadaşlarıyla seksten bahseder. Belki gözünüzden kaçmış olabilir diye tekrarlıyorum. Her Erkek, Arkadaşlarıyla Seksten Bahseder. Bir erkek size, konuşmadığını söylüyorsa hemen kıçına tekmeyi basın. Çünkü yalan söylüyordur." **** Bu adamın radarından kaçabilen birisi yok mu yahu :))) "Kız önünde duran biriyle konuşurken gözlerim sırtında geziniyor. İç güdüsel olarak bakışlarım kalçalarına yöneliyor ve... Bir dakika. Dur, dur bir dakika. Bu kıçı daha önce gördüm ben. Hadi canım, yok artık! kız bana doğru dönüyor. Aynen öyle..!" **** "Muhtemelen kadınlar senin dikkatini çekmek ya da onlara gülümsemeni sağlamak için önünde şekilden şekle giriyorlardır.' diye sürdürüyor sözlerini Kate, 'ama bu benim için geçerli değil. Takıldığın tiplerden biri yada karyola direğindeki bir çentik olmayı planlamıyorum, o yüzden repliklerini, gülümsemeni ve saçmalıklarını başkalarına saklayabilirsin." Dövmek Kate cümlesini bitirir ve masaya doğru eğilir. Drew sizce bu cümleler karşısında ne düşünüyor? Ne.?? Ne.?? "Biraz daha eğilirse göğüs arasını görebilirim." **** "Drew karşı konulmazlığını kaybediyor. Az önce fena fırça yedi. Hem de bir kadından." diyor Matthew, aşırı bir mutlulukla.. Steven acımasızca başını sallıyor. 'Dünyama hoş gelin dostum." *** "Kate hemen 'Rüyanda görürsün' diyor. Sırıtıyorum. 'Aslında rüyalarıma seni çekilirken değil.. bir şeye doğru yaklaşırken görüyorum.' **** "Kız kaldırma moduna giren Matthew, 'Dolores. Muhteşem bir kız için muhtelem bir isim. Üstelik klitorisle de kafiyeli... O konuda uzmanım da." Matthew'la tanıştınız mı? Drew'in yakın arkadaşı olur da kendileri *** Drew'a karşı koymak imkansız, adam ukalalık filan yapmıyor, İnanmıyor musunuz? Alın size bir alıntı: "Yaşlı kadınların bana karşı bir şeyi oluyor. Nasıl açıklarım bilmiyorum ama yanağımdan makas alma, kafamı sıvazlama türünde bir şeyden bahsetmiyorum. 'Neden tekerlekli sandalyemi süpürge odasına itmiyorsun, içerde neler yaparız' türünden bir şeyi kastediyorum." **** Aslında bu kitap sadece bir komedi değil, biz bayanların bazı olaylara daha farklı açıdan bakmaları gerektiğini de gösteriyor. Nasıl mı? Bu alıntı biz hatunlara gelsin.. "Kate çok zeki, açık sözlü ve hırslı bir kadın. Pek çok erkek böyle bir kadınla baş edemez. O yüzden ters strateji uygular ve çekindikleri bu nitelikleri, iticiymiş gibi gösterirler. Utanılacak bir şeymiş gibi." **** Her zaman istediğini alan, şımartılmış, aşırı yakışıklı ve her şeye sahip Drew'in kafaya taktığı kız elinden gitmek istediğinde içinde yatan o muzip çocuk çok rahat ortaya çıkıyor. Bkz. Alıntı . "Elini, hala kolunda duran elime yaslıyor. Sesi, bir çocuğa laf anlatmaya çalışıyormuş gibi sakin. 'Tamam, Drew. Önce Billy'yle konuşayım sonra seninle ofisinde buluşuruz olur mu?' İki yaşındaymışım gibi ayaklarımı yere vurmak istiyorum. Hayır. Hiç de tamam değil.!" **** Bunların yanı sıra, bu kitap acayip hiç kafa yormayacağınız bilgilerle dolu ve siz okudukça kopuyorsunuz. İşte bir örnek: "204'te UCLA, kadınların sevişmeye -diğer günlük faaliyetlere kıyasla- ne kadar değer verdiğini belirlemek için bir anket yaptı. Peki sonuç ne oldu biliyor musunuz? Her on kadından sekizi seks ile uyku arasında bir tercih yapmaları gerekse, uykuyu seçeceklerini söyledi. Aynı sene, NYU da bir inceleme yaptı. Farelerle. Erkek farelerin beyinlerine elektrotlar yerleştirerek kafeslerine iki buton koydular. O küçük şanslı p içler mavi butona bastığında, elektrotlar orgazmı tetikliyordu. Kırmızı butona bastıklarında ise, yemek veriliyordu. Farelerin hepsine ne olduğunu bilmek ister misiniz? Öldüler. Açlıktan hem de. Hiç biri asla kırmızı butona basmadı." ***** Veee son alıntım. "Herhalde mide bulandıracak derecede tatlı, vıcık vıcık laflar edeceğimi düşünmüyordunuz, değil mi? Sizi hayal kırıklığına uğrattıysam, üzgünüm."

Baskı: Eksik Parça (Mara Dyer, #1)

Çok fazla olumlu yorum okuduktan sonra fırsatını bulur bulmaz başladım ama pek vakit olmadığından bitirmem biraz zaman aldı. Hemen okusaydım daha fazla keyif alabilirdim kitaptan. Akıcı, merak uyandırıcı ve gülümseten kitaplara bayılırım ve bu kitapta bu kategoride. Mara'nın gözlerini hastane odasında açtığı sahnelerle başlıyoruz, ne olduğunu anlamaya çalışıyor ve uyandığında ise aklına ilk gelen, başına bir şey geldiyse neden en yakın arkadaşı Rachel yanı başında değildir? Bir kaza sonucu sevgilisini ve iki arkadaşını kaybettiğini öğrenir. Arkadaşlarından birisi anaokulundan beri yanından ayrılmayan yakın arkadaşı Rachel'dır. Ailesi ile birlikte farklı bir şehre taşınmaya karar verirler. Gittiği yerde ise ne halüsinasyonlar peşini bırakır nede o kabuslar. Kazanın nasıl olduğunu, gecenin bir yarısı 4 kişi terkedilmiş eski bir akıl hastanesinde ne yaptıklarını bilmemektedir. Tabi binanın nasıl çöktüğünü ve içinden sadece kendisinin sağ olarak nasıl çıktığını da.. Yeni taşındıkları yere uyum sağlaması yine zor olsa da, tatlı serserimiz Noah, Mara'ya baya yardımcı olur ve onun yabancılık çekmesine müsade etmez :))) Kitabın sonu çok kötü bitti benim için. Keşke hemen çıksa ikinci kitap. Ahh ahhh bi gün kalpten gideceğiz bu seri kitaplar yüzünden :) Güzel bir kitaptı, umarım sizde seversiniz. Mara'nın abisi Daniel ve kardeşi Joseph'i okumak ta çok keyifliydi :) ----+++---- "Fırın camından kendime bir göz atmak istiyordum ama karşımda kimi göreceğimi bilmemek, bu düşüncemden vazgeçmeme neden olmaya yetmişti." *** "Beni sınıfın ortasına dikip daha öğrenmediğimiz şeyler hakkında İspanyolca sorular yağdırıp durdu ve ben yanlış cevap verince de güldü..' durmuştum. Argümanlarım ona söylerken hiç de ikna edici gelmiyordu. Daniel göz ucuyla bana baktı. 'Dalga geçerek güldü!' diye ekledim. 'Hı hı.' 'Ve üzerime tebeşir fırlattı.' 'Bu kadar mı?' Sinirlenip ters ters bakmaya başlamıştım. 'Dedi hiç bir hocadan azar işitmeyen öğrenci." :))) *** "Okuldaki ilk günümüzün ardından hocayla bağımsız müzik çalışmamı görüşmeye gittiğimde Noah'da oradaydı. Bu arada Noah'da beste yapıyor ve acayip başarılı. Sophie geçen yıl onunla birkaç defa karaoke gecesi yaptıklarını söylemişti.' Küçük, tatlı, sarışın Sophie'yi düşününce içimde kaval kemiğine tekme atıp kaçmak için karşı konulmaz bir istek belirdi." Hehehe (Mara'nın bu iç sesinin gücünü okuyunca bu cümle o kadar da masum gelmeyecek söyleyeyim :))) *** (Mara ve Noah arasında geçen bir konuşma.) "Affedersin, köpeğinin bana saldırması ve Mabel'in korkması beni biraz afallattı da. Bir de Tac Mahal'de yaşıyor olman var tabii.' 'Saçmalık. Tac Mahal sadece on yedi metrekare. Burası ise iki bin üç yüz.' Boş boş yüzüne bakıyordum. 'Dalga geçiyorum.'dedi. Hala boş boş bakıyorum. 'Tamam geçmiyorum. Gidelim mi?' :))) **** "Gözlerimi kıstım. 'Beni senin hakkında uyarmışlardı. Biliyorsun.' Ve beni mahveden o çarpık gülümsemesiyle cevapladı. 'Ama yine de burdasın.'

Trendeki Kız
8/1028.04.2015

Baskı: Trendeki Kız

Rachel her gün trenle Londra'daki işine giderken yol üzerinde gördüğü evleri, manzarayı ezberlemiş ve sürekli takip etmektedir. Özellikle her gün kırmızı ışıkta tren durduğunda, evlerinin önünde durup baktığı ve onların hayatına imreniği bir çift vardır. Onlara isim bile vermiştir ve o muhitteki evlerin iç dizaynlarını bildiği için evin içinde nasıl hareket ettiklerini tahmin etmeye çalışmaya başlamıştır. Her gün gelip geçerken, bir zamanlar aynı caddede kendi mutlu evliliğini hatırlatan bu çifti seyretmektedir. Bir gün yine kırmızı ışıkta çiftin evinin önünde durduklarında kızın başka bir adamı öptüğünü görür ve çok sinirlenir, bir şekilde gidip kızı sarsıp kendine getirme isteği duyar içinde. Ertesi günlerde ise kızın kayıp olduğu haberini alır.. Takip ettiği çifttin Scott-Megan çifti olduğunu ve hayatları hakkında gerçek bilgilerini öğrenmeye başlar. Oraya gidip şüpheli halde olan kocasına karısının başka bir adamı öperken gördüğünü söylemek istese de, aynı semtte oturan eski kocası ve karısının evlerinin yanına yaklaşmayı istememektedir. Kocası Tom'dan boşandıktan sonra işten atılan, alkole kendini veren Rachel'in kendini toplaması hiç kolay olmuyor ve Megan'ın kaybolduğu gece o semtte trenden indiğini hatırlamasının ardından kendini bir anda olayın içinde bulur. Tek sorun Rachel'in bir çok şeyi unutan bir hafızasının olmasıdır. Belkide aslında hatırlanacak bir olayın olmamasıdır ! Kayıp kız filmini izlememiş olsaydım belki daha fazla etkilenirdim bu kitaptan. 10/8 diyebiliriz. Kurgusu güzel ve alışılmışın dışında bir roman. Kitap 350 sayfa ama ben 200 sayfayı günlerce süründürdüm, ama son 150 sayfa bir çırpıda bitti. Başlarda Rachel ayrı anlattı, Rachel'in eski kocası Tom'un yeni karısı Anna ayrı anlattı, komşuları Megan ayrı anlattığı için kafam karıştı ama sonunda tüm taşlar yerine oturdu. Gerilim kategorisine değilde, polisiye kategorisine daha çok uyuyor. Fırsatını bulursanız okuyun derim.

Baskı: Rüya Ateşi (Ateş, #4)

"Kafasını çevirdi ve bana baktı, sarı bakışlarında duraksamama sebep olan bir şey vardı. Korkunç bir andı. Gözlerinde ihanete uğradığını düşündüğünü gösteren bir şey gördüğüme yemin edebilirim. Sanki benim taraf değiştirdiğime inanamıyordu. Sanki aramızda konuşulmamış bir anlaşma vardı. Kınayarak bana baktı, sarı gözleri ihanetimle alevlendi. Başını geriye attı, hayal kırıklığı ve çaresizlikle uludu, saf üzüntü ve delilik karışımı bir sesti." ***** "Biz birlikte olduk Bayan Lane. Hamamböcekleri de bunu yapıyor. Ayrıca birbirlerini yiyebiliyorlar.' 'Anlaştık Barrons.' 'Anlaştık.' diye onayladı." **** " "Ben.. daha çok... onun hakkında (Barrons) bir şeyler duymak istiyorum.' Sert bir bakış attım. Şimdi haylaz bir kız gibi görünmüyordu, daha ziyade büyülenmiş gibiydi. Dani -sert ve punk Dani- dizlerinin bağı çözülmüş gibi duruyordu. Çok şaşkındım. ' Şimdide Barrons'a mı aşıksın? V'lane'e deli olduğunu sanıyordum.' 'Onu da seviyorum. Ama Barrons geldi ve seni buradan aldı. Ahbap, sana nasıl baktığını görmeliydin.!' 'Ben ahbap değilim, bundan vazgeç'. Sormadan duramadım. 'Bana nasıl bakıyordu?' 'Sanki doğum günüymüş ve sende doğum günü pastasıymışsın gibi.' En azından bu seferkini tavana çarpmamıştı. Görünüşe göre pastasını bu sefer afiyetle yemişti. " Kaynak: http://www.webcanavari.net/profile.html;u=140261;sa=showPosts#ixzz3WXRnAZEy

ÖncekiSayfa 6 / 13Sonraki