
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Zamanımızın Bir Kahramanı
Kendinizi Peçorin'e benzeterek iyi mi yoksa kötü mü yaptığınızı bilemeden bitiyor kitap.
Baskı: Kumarbaz
Dosto'nun kendisi dahi bu kitabın zorla yazıldığını kabul ediyorsa, benim zorlama bir kitap olduğunu düşünmem kesinlikle garip kaçmaz. Hikaye malum; Fyodor yayıncısına gidip, "kardeş biraz avans ver be," diyor. Yayıncısı "tamam ama," diyor, "karşılığında şu tarihe kadar bir kitap istiyorum." Dosto, "Tabii ki birader," diyor, "duymamış olayım." Yayın tarihine kalıyor 1 ay. Dosto telaşlı. Anna Grigoryevna adlı bir yazıcı buluyor. O söylüyor, kadın yazıyor. Yetiştiriyorlar romanı da. Yayıncıya veriyorlar, kurtarıyor yakasını Fyodor. Ve nihayetinde Anna ile evleniyorlar. Yani en azından kitap bir şekilde bir işe yaramış. Onun dışında, Dostoyevski'yi çok sevsem bile, kesinlikle kötü bir kitap.
Baskı: Karafatmanın Sarayı
Cezaevlerindeki yaşam hakkında bilgi edinmek için fena bir kaynak değil ama çok da detaya inmiyor. Genel olarak, bu Danyboy sanki karşımıza oturmuş da "aa bir de şu olmuştu bak," diye kronolojik bir şekilde bize anılarını anlatıyor gibi ilerliyor. Bazı detayları sondaki öyküler kısmından yakalayabiliyoruz; özellikle kedili öyküyü epey sevdim. roman kısmı da bir, iki paragraflık öykülerin birleştirilmiş hali gibi duruyor. Psikolojik tahliller, sağlam betimlemeler beklemeyin. Okunur mu? Elbette.
Baskı: Deliduman
"Dur bir kitap yazayım da önüme gelene geçireyim." kesinlikle okunmaz bir kitap, bir zaman kaybı değil. Abartılacak kadar da değil ama.
Baskı: Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Millet nasıl geçirmiş acaba kitaba diye geldim, meğer ne kadar sevmişsiniz. Suzy buna çok üzülmüştü. Usluba nasıl dayanabildiniz? Rahatsız edici derecede yavan, basit bir üslup. Edebiyatta yalınlığı savunan bir insan olarak söylüyorum bunu hem de. Suzy buna çok üzülmüştü. Aktarmada da sıkıntı var üstelik. Hani kendi başımızdan geçen olayları başkasına anlatınca hıyar gibi bakarlar suratımıza. Sonra bizim bildiğimiz ama onlara anlatmaya gerek görmediğimiz ve o olayı destekleyen ufak ayrıntıları fark ederiz. Hıyar gibi bırakıyor işte bu kitap adamı. O küçük ayrıntılara gireceğine de hala "Suzy buna çok üzülmüştü." Tam sayfasını hatırlamıyorum ama şu üç kere yazdığım cümleye sahip sayfanın bu cümleyi de kapsayan son paragrafını okuyun ne olur. Hala çocukça, itici gelmiyorsa üslup, ben çok fevri davranmışım. 40'lı sayfalardaydı yanlış hatırlamıyorsam.
Baskı: Veba
Varlık yayınları'ndan basılan versiyonunu okumanız daha iyi olur. Bu kitaba "hmm veba hastalığı" diye bakmayın, ne olur yapmayın onu. Karakterlerin her biri o kadar güçlü yazılmış ki insan okurken onların ete kemiğe büründüğünü hissediyor gözlerinin önünde. Hepsi tek tek sayfalarca incelenebilir. 2. Bölümün paragraf boşluğu ile ayrılana kadarki kısmı ne kadar efsane değil mi? Öyle. Tekrar tekrar okunmalı o kısım. Kendisini rieux karakterinde yansıtan camus'nün fikirlerini, o meşhur kayıtsızlık halini de görüyoruz. Okunmalı, bazı yerleri tek tek, sindirilerek.
Baskı: Kadınlar
Sevmedim bu adamı hiç, sevemedim kara gözlüm. Hatunlara en etkili yürüme yolu dediler, seviyormuş gibi bile yapamadım. Düzüşmek, kamış, yarık, düzüşmek, kamış, yarık... Mastürbasyon malzemesi toplamak isterseniz, başkalarının sevişmelerini okumak hoşunuza gidiyorsa okuyun bu kitabı. Size vereceği başka hiçbir şey yok.
Baskı: Mahalle Kahvesi
Okudukça Sait Faik olası geliyor insanın. Bitirince de zaten öyle olduğunun farkına varıyor. Bu adamın bize, bizim olanı veren tarzına bayılıyorum. Bir sarhoşluk öyküsü, efsane.
Baskı: Camus
Öğrenilmesi gereken bir hayat. Camus'yü anlayarak okuduysanız sizdeki intibasını koruyan, geliştiren bir yaşam dizisi yazısı. Onu daha iyi tanımak için kesinlikle okunmalı. Okunacak çok kitabım var derseniz de, okumayın ne diyeyim. Güzel adam Camus, sevin onu.
Baskı: İnsanların Dünyası
ben bir küçük prenssever olarak okumadım ama siz öyleyseniz a. de saint-exupery'nin sizdeki güzel intibasını hiç bozmayın derim. dipnot olarak: beğenmeyen tek kişi benim sanırım. sözlüklerde başyapıt falan bile denmiş.
Baskı: Az
Hakan Günday'dan Oğuz Atay'a saygı duruşu. Oğuz Atay'a olan sevgimden dolayı keşke böyle bir kitabı ben yazmış olsaydım diye düşünüp aşırı derecede kıskandığımı da belirteyim. Ayrıca kurgusu da gayet sağlam ve su gibi akıyor kitap.
Baskı: Piç
Bazı yerlerinde sıkılmadım diyen yalan söyler. Ortalar ve ondan sonrasından bahsediyorum elbette. İnişli çıkışlı bir kitap, okumaktan vazgeçemediğiniz kısımlar da oluyor, "bitse de gitsek," dediğiniz kısımlar da. Kesinlikle zaman kaybı değil ama Hakan Günday'ın daha iyi olabileceğini de biliyoruz elbette diğer kitaplarından. Biraz zorlama, biraz güzel.
Baskı: Böyle Buyurdu Zerdüşt
Biri kafa yakan kitap mı dedi? Bence de. Ilk okumanızda kendinizi aptal gibi hissetmenize yol açan bu kitap ileriki okumalarinizda yerini hoş bir aydınlığa bırakıyor. Kitapla ilgili en dikkat edilmesi gereken nokta ise çevirisi elbette. Anlaşılması zaten çok kolay olmayan kitabı bir de kötü çeviriyle okursanız kendinize eziyet yapmaktan başka bir işe yaramaz. Tane tane okunması gerektiğini söylememe gerek var mı? Dipnot'um Nietzsche'ye: sen kocaman bir çılgınsın pos bıyık.