
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Tatlı Şeytan (The Sweet Trilogy #1)
Kitap iblislerle Meleklerin savaşını konu alıyor. Ve tabi ki çocuklarını (nefilleri) . Ana karakterlerden Anna bir nefil ama henüz bir şey bilmiyor. Ta ki Kaidan ile tanışana kadar. ( Seksi , yakışıklı, kötü çocuk görünümlü Kai ! ) . Kai'nin babasından nefreeet ettim. Bu iblisler çocuklarını işçileri gibi görüyor. Herhangi bir sevgiye yer yok içlerinde onlara karşı. İşçi dedim çünkü nefillerinde görevleri var. Kitabı okuduğunuzda ne olduğunu anlarsınız :) Kai asla aşık olmam diyor ama her karakter gibi ona da asla asla dememeyi öğretememişler :) Kızımızın üvey annesini ve yakın arkadaşı Jay'i sevdim. Zaten neredeyse tek arkadaşı da Jay . Babası iblis ama ben pek iblis gibi göremedim özellikle diğer iblis dükleriye karşılaştığımda.. Sevdim adamı. Kitabın başındaki anna ile sonunda ki anna arasında fark arttı. Çünkü olgunlaştı. Kendine daha da güvenen bir kız oldu. Ve bu süreci yazar iyice yedirmiş kitaba. Bende onunla birlikte hissettim çoğu duyguyu. Beğendim. Devam kitaplarını bekliyorum :) “Al sana bir bilmece. Davulcularla takılanlara ne denir?” Cevap bekleyerek kaşlannı kaldırdı, ben de bir an düşündükten sonra omuz silktim. “Bilmiyorum, ne denir?” dedim. “Zurnacı!” dedi. Jay :D “İşin eğlencesi de burada ya. Partiler insanı dışa açık ve özgür kılıyor.” Dışa açık ve özgür... Acaba geçen sene Danny Lawrence bir partideyken evin bahçesinde bayıldığında ve diğer sarhoş çocuklar onun etrafında toplanıp üzerine işemenin çok eğlenceli olacağına karar verdiklerinde Danny kendini dışa açık ve özgür mü hissetmişti? :)))) “Sizi temin ederim, Anna emin ellerde olacak.” “Hı-hı, ben biraz da bundan endişeleniyorum,” diyen Patti, Kaidan’ın ellerini işaret etti. “Sakın elleşme, genç!” Kaidan’ın gözleri fal taşı gibi açıldı, tıpkı benimkiler gibi. "Patti!" dedim. :D:D “Biraz buzlu çay ister misiniz?” diye sordu. Bayanlar baylar, karşınızda Patti Whitt. “Evet, hanımefendi, çok iyi olur.” Ve babam: İnsanda korku uyandıran centilmen. :D Kai, aynı Thai yemeği gibi ama daha lezzetlisi. Amanın! Beynimi istila eden bu kız da kimdi böyle? :D
Baskı: İki Renk Aşk
FMARSAL'ın en güzel romanlarından biiriydi bence. ( Yalnız Gözlerin İçin'den sonra). Son satırlarını boğazımda kocaman bir yumruyla okudum. Diğer kitaplarına göre daha çok hüzünlüydü kitap. Öyle etkilendim ki Vural ve yanık izleri onların nasıl olduğu gerçekten beni çok üzdü. Ama Vural davranışlarıyla beni benden aldı! Aşık olduuuum :):) Zaten adamın yazdığı her kitapta, neredeyse hepsinde şu kadın karakterlere acayiiiip sinir olmuştum bu geleneğimi bu kitapta da devam ettirmiş bulunmaktayım! Aysun'a gerçekten çok sinir oldum. Davranışları küçük şımarık kız halleri başımı ağrıttı..! Ama belli bir yerden sonra güçlü kadınmış dedim. Keşke kitap bitmeseydi. Hala o moddayım. Bir 600 sayfa daha okuyabilirim sıkılmadan. Tek dert yandığım nokta Aysun keşke daha önce sevdiğini anlasaydı da aralarındaki o mesafeyi fazla hissetmeseydim. Yani her ne kadar evlenseler de mutlu oldukları an hemen aklıma hadi artık şu seni seviyorum çıksın ağzınızdan dedim. :) Uzun lafın kısası sevgili yazarcım diğer kitaplarını dört gözle bekliyoruum :)
Baskı: Daha Sabaha Çok Var (The Hathaways, #4)
Çok güzel bir kitap daha bitti. Leo'ya bayıldım. Cat ile aralarındaki atışmalar çok komikti. Sonlara doğru azcık sıkılırken ve Cat'e sinir olurken (sürekli Leo'nun evlenme teklifini reddediyor. ! ) kitap yön değiştirdi ve Cat'in geçmişi bir anda karşısına çıktı. Yani okurken hiiç duraksamadım bir çırpıda okuyup bitirdim. Beatrix ve o bilgili hayvan sever hallerine bayıldım. Harry'nin kardeşinin arkasında oluşuna Cam ve Kev'in hallerine Win'e Amelia ve Poppy'e hepsine ayrı ayrı bayıldım. Tam bir ailelerdi özellikle serinin bu kitabında bunu çok iyi yansıtmış Lisa. Bir kaç alıntıyla yorumuma son noktayı koyuyorum ve kesin kez tavsiye ediyorum. “Onlara çığlık atmayacağımı söyledim.” Yattığı yerden cevabı yapıştırdı Leo. “Sadece Marks şiirini ezberden okumaya başladığında çığlık atıyorum.” :D “… Olası gelinlerin bir listesini yaptık. Neden göz atmıyorsun. Belki içlerinden biri ilgini çeker.” Leo listeye baktı. “Mariette Newbury” “Evet” dedi Amelia. “Onda ne sorun var?” “Dişlerinden hoşlanmıyorum.” “Peki ya Isabella “ “Annesinden hoşlanmıyorum.” “Leydi Blossom?” “Adından hoşlanmıyorum.” “Ah tanrı aşkına Loe!” :D:D “Bir seçeneğin olduğunu sanıyorsun.” Dedi Cam. “Ama aslında tam tersidir. Aşk seni seçer. Gölgeler güneşin yönettiği yönde ilerler.” Cam favorim söylemeyi unutmuşum :)) “Kalbimin üzerinde dinlen. Bırak rüyalarını koruyup kollayayım. Yarın sabah ve daha sonra ki tüm sabahlar , seni seven birinin yanında uyanacağını bil.” Leo. :) “Bana güvenebilirsin.” Dedi Catherine Leo; “Bana bir sebep söyle.” “Çünkü güvenebilirsin.”
Baskı: Ruh Öküzüm
Basit gibi görünen ama bana göre okudukça derinleşen aynı zamanda eğlendiren bir kitaptı.. Okulun Londra'ya yapılan gezisinde Julia ve Jason'un yakınlaşmasını anlatıyor. Araya serpiştirilen shakespeare alıntıları çok hoştu. Julia'nın babası ve annesinin aşkını yaşadıkları şehirmiş londra. Julia Onların anılarını anlattığında beni çok etkiledi. :) "Ruh İkizini bulmak ya da bulmamak.. İşte bütün mesele bu!" Kızımız tam bir inek. Aynı zaman da Rİ (ruh ikizi)'ni bulmaya kafasını takmış. Tabi kafasında ri'si olduğuna inandığı biri var! Londra'da Jason onu baştan çıkartıyor. Yani kitaplardan kafasını kaldırıp etrafına bakmasını sağlıyor. Birbirlerinin tam zıtları karakterlere sahip gibiler. Ama bence ikisi de bir çok açıdan birbirlerini dengeliyorlardı. Sonunu pek kestirememiştim. Son ana kadar kafam karışıktı. "Kim bu Chirs?" diyip durdum, kim olduğunu öğrendiğimde ve nedenini dinlediğimde de hem güldüm hem de çok hoşuma gitti. Bir de son ana kadar Mark vardı. Zaten hiç ısınamamıştım çocuğa. Haklıymışım da Londra'nın sokakların da onlarla beraber bende gezdim. Tavsiye ederim bence okumalısınız :) Jason " Kendi başına dolaşmamalısın biliyorsun değil mi ? Dışarıda çok deli var. " Julia "Evet. Çünkü seninle dolaşmak tamamen normal. " :)))) "Şey bence gidip mezar taşlarına bakabiliriz , sonra da oraya gömülü insanlar hakkında bir şeyler yazarız. " "Mezar taşları ve ölü insanlar mı ? Gerçekten neşe saçıyorsun Julia." dedi Jason :D :D "Hayatla ilgili 3 şey; Hayat. Devam. Ediyor. "
Baskı: Saklı Öpücük
Okurken çok sıkıldım.. Yazar macera aşk konularını kitaba konu etmeye çalışmış ama başaramamış bence. Georgie ve luke'un birbirlerine aşık olduğunu anlamadım. Kitap boyunca hep mesafelilerdi. Nasıl bir ilişkiydi anlamadı. Georgie'nin kuşlara karşı olan koruyucu tavrına o kadar çok yer vermiş ki bir ara kuşlarla ilgili belgesel kitap okuyorum sandım. Onun dışında gizemli bir soyguncu var comer. Ama bu halk kahramanı olmuş insanların gözünde. Onun sırrını da kitabın ortasında anlıyorsunuz... malesef tavsiye edebileceğim bir kitap değildi. Kitapta hoşuma giden tek yer Luke'un Georgie'e ettiği evlenme teklifiydi. :) Luke “Düşünüyordum.” Georgie adama döndü. “Evet?” “Şey, merak ediyordum da... Demek istediğim...” Adam tek kelime daha etmeyince Georgie yüzünde tuhaf bir ifadeyle ona baktı. “Neyi merak ediyordun?” Adam yakasını çekiştirdi. “Ben, ımm, merak ediyordum da... Acaba benim ortağım olmak ister misin?” Georgie kaşlarını kaldırdı. “Neden ateş etmeyi beceremeyen ve seni akbabalara yem yapmak isteyeceğin kadar çıldırtan bir ortak isteyesin ki?” Arkada oturan adamlar sessizleştiler. Luke alnını ovuşturdu. Duane kıs kıs gülerek öne doğru eğildi. “O tür bir ortaktan bahsettiğini sanmıyorum, Bayan Georgie.” “Oh.” Kadının ağzı açık kaldı. “Sen ne tür bir ortaktan bahsediyorsun?” Luke çenesinin altını sıvazladı. “Kardinal kuşlarının ki gibi?” Kadının midesinde küçük bir heyecan tohumu kıpırdanmaya başladı. “Kardinal kuşları tek eşlidirler.” Luke’un kadına bakan gözlerinde derin bir ifade vardı. “Evet.” Georgie arabayı durdurdu. “Bana evlenme mi teklif ediyorsun Lucious? Kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde, arabanın arkasında bir sürü adam varken?” :D :D
Baskı: İçinde Aşk Saklı (Westmoreland, #2)
Kitap çok güzeldi. Akıcıydı. 600 sayfa boyunca hikaye ağır ağır işliyor içinize. Olaylarla iç içe geçtim. Sadece hikayenin bitmesi gereken yer de bitmediğinden yana azcık şikayetçiyim. Yani sanki gereksiz yere uzatılmıştı. Son sayfalar bana çok da dolu dolu gelmedi. Çoğunlukla sinirden zıpladım okurken ama bir yerden sonra kendi kendi mi de sorgulattı kitap. Olayları olurken ben ne yapardım acaba ? dedim. Clayton'a hem hayran kaldım hem de sinir oldum. Hele Whitney. Aynı duygu karmaşasını bu karakterde de yaşadım. (özellikle paul diye sayıklayıp durmasına acayiiip sinir oldum!) Kitabın yarısına kadar yazık değil mi Clayton'a dedim ama sonra ki diğer yarısında da Whitney'e üzüldüm. Zor ama aşk dolu bir ilişki okudum. Ve çok sevdim
Baskı: Ejder Gecesi (Draki, #3)
Aslında fantastik kitaplara bayılırım. Ama bu kitap pek kendine çekemedi beni okuduğumda o dünya büyüleyemedi beni maalesef. Seri genel olarak iyi boş zamanlarda okunacak kolay dili ve olay örgüsü olan bir kitap .. Yine de az şaşırdığım yerler oldu. Onun dışında tek bir karakter odaklı (esas kız esas oğlan) olmadığı için iyi her karakter için ayrı ayrı sevinip üzüldüm. Son olduğu için daha çok etkiler dedim ama olmadı. Alışkanlık işte seri oldu mu başlamışsam yarım bırakamıyorum.. Jacinda'nın Will'e karşı olan duyguları beni etkiledi. Son kitap olduğundan mıdır bilmem ilk iki kitaba göre daha yoğun hissettim aralarındaki aşkı .
Baskı: Siyah Buz
Nereden başlasam karar veremiyorum. Merakla beklediğim bir kitaptı. Ve sonunda okuyabildiğim için çok mutluyum. Hush hush serisinden sonra yazardan beklentilerim yüksekti ve buradan Becca'ya teşekkür ediyorum beklentilerimin tam karşılığını verdiği için . Sayfaları çevirirken heyecandan yerimde duramadım. Bir gizem vermiş yazar gerçekten anlayamadım kitabın ortasına kadar saf saf karakterleri kendimce tanımaya çalıştım ama sonra sır açığa çıktığında epey şaşırdım. Aksiyonu bol ve akıcıydı. Sürekli bir kaçma kovalamaca vardı ve bir baktım kitap bitmiiş. Britt bir kaç arkadaşıyla tatil yapmak istiyor ve dağın başını seçiyor! Neden bir kız dağın başında tatil yapmak ister ki neyse yanında kardeşim dediği bir kız var Korbie. Kitabı okudukça nasıl en yakın arkadaşı bu kız olabiliyor diye sinirden patladım. Kız gerçekten egoist'in teki. Tabi bunlar ailece böyleler abisi var Calvin Britt'in eski sevgilisi o da kızı aldatmış. Korbie bunu söylüyor kendisine hemde sinirden canını acıtmak için! Allah'tan kitapta çok yer vermemiş kıza. Korbie'nin sevgilisininde adı geçiyor kitapta ama sonra o nereye kayboldu bilmiyorum kitap bitti hala da bilmiyorum. Bir de Mason var. Onun hakkında pek bilgi veremeyeceğim ama benzin istasyonunda Britt ile karşılaştıklarından beri kitapta ne zaman karşıma çıkacak diye bekledim. Zeki gerçekten zeki bir çocuk. Britt'in hareketlerinde ne düşündüğünü anlayabiliyor. Yani çok iyi bir görsel hafızaya sahip. Başlarda kötü çocuk gibi geliyor ama ben için de ki ışığı gördüm :)) Neredeyse her şeyi tahmin edebiliyor. Düşünceli. Britt'i çok önemsiyor sanki yıllardır tanıyormuş gibi. Güçlü ve Yakışıklı daha ne isterim Mason " Blöf yaptığın zaman sol kaşın seğiriyor. Keyiflendiğin zaman ağzın muzip bir ifadeyle bükülüyor. Kızdığın zaman dudaklarını sıkıyorsun ve kaşlarının arasında üç minik çizgi oluşuyor." Bir de Korbie ve Calvin'in babasına değinmek istiyorum. Adama kitapta bizzat yer vermemiş iyi ki de öyle yapmış. Britt'in anılarında öğreniyoruz adamın nasıl biri olduğunu. Nasıl da pislik insanlar varmış! Gerçekten şaşırıyorum. Adam Calvin'in köpeği çok ses çıkartıyor diye vuruyor Calvin'e de neler yapmamış ki. Sonra da böyle sorunlu çocuklar doluyor etrafa.. Bu kadar sorunlunun arasında Britt'in sağ çıkmasına sevindim :) "Calvin arkamdan, "Bu akşam görüşürüz." diye seslendi. Cevap olarak başparmağımı kaldırdım. Orta parmağım abartı olurdu. " :D Kitabın sonlarına doğru bende azıcıkta olsa musluklar açıldı yanlış anlamayın mutluluk gözyaşları bunlar. Mason "Ben sana benden bir parça verdim. Sen de bana senden bir parça verdin. Yoksa asla buraya gelmezdin. Boş verirdin. Ben seni boş veremiyorum, Britt. Ve senin de beni boş vermeni istemiyorum." Britt " Bunca yolu seni bulmaya geldim. O dört gün yeterli değildi. Seninle bu şekilde bir arada olmak istedim. ılık sakin bir gecede." Kitap bittiğinde bende Britt'in dediği gibi "Karanlıktan sonra aydınlık gelir." dedim.
Baskı: Milyonluk Günahkâr Düet (Million Dollar Duet, #2)
Gerçekten her sayfasında bu kadar çok cinsellik içermesi şart mıydı ? Hayır erotik romanları severim ama sıkıldım artık sürekli o sahneleri okumaktan. Bence fazla abartılmıştı. Onun dışında Lanie'in noah'ı terk edeceğini düşünmüştüm. İlk kitabın bitiş yerinden kaynaklı ama öyle gereksiz triplere girmediği için sevindim. Ama azda olsun bir heycan bekledim . ilk kitabı daha çok beğenmiştim. Ben pek tavsiye etmiyorum..
Baskı: Yükseklerde (Up in the Air #2)
James'i ilk kitapta tam çözememiştim yine de bağlamıştı beni ama bu kitaptan sonra o Bianca'ya olan aşkından, duygularından, yaptığı jestlerden, sürekli Bianca'yı mutlu etme çabalarından sonra ilk beşime girdi. Hayır bunları da geçtim adamın her hareketinden seksilik akıyor.. Akıcıydı, okurken hiç sıkılmadım sadece fazla bir macera olduğu yok. Olaylar pek ilerlemiyor. Bir kaç farklılık tuhaflık vardı. James ve Bianca'nın ilişkisinde olan bir farklılıktan bahsetmiyorum. James'ın geçmişinde olan ilişkilerindeki farklılıklar. Onlarda zaten gün yüzüne çıkıyor. Sinir olduğum nokta adamın her yerde bir "eski hikaye"si var. Her yerde eskiden beraber olduğu bir iki kadın çıkıyor karşılarına. Bianca her seferinde karşılarına çıkan ya da çevrelerinde olanları gösterip; "Yattın mı onunla ? " diye sorduktan sonra James bizi aydınlatıyor ve "Hayır." demesi nadir oluyor genelde . Özellikle iki kadına sinir oldum. Yanımda olsalardı büyük ihtimal boğazlayacağım türden bir sinir.!! Jules ve Jolane. Kızı taciz ediyorlar. Nasıl olduğunu kitabı okuduğunuzda anlarsınız ama bu sonlara doğru kısa süreli bir şey. Yani kitap boyunca olan bir şey değil. James'in kıskançlıkları ve bianca'nın kıskançlıkları yarışır. Tatlılardı. +18 ibaresini dikkate alın bence ama rahatsızlık derecesinde değildi. Başlamayan varsa başlayabilir.
Baskı: On Küçük Nefes (Ten Tiny Breaths #1)
Bayıldıım!! Bütün duyguları yaşadım bu kitap sayesinde. Az sayfaya o kadar şey sığdırmış ki harika. Kitap başlarından geçen kazayı anlatarak başlıyor ve sonraki bölüm Kacey ve Livie'nin yeni hayatlarına attıkları ilk adımla devam ediyor. Kacey'e hayran kaldım. Normalde sorunlu kız olarak anlatılan karakterler hep beni sinir edecek davranışlar da bulunurlardı ama bu sefer öyle olmadı. Sorunlarla nasıl baş edeceğini bilmiyor ama kendince çabalıyor. Güzel, kızıl saçlara, mavi gözlere sahip sexy bir kız :)) Bu arada dikkat ettim de kitaptakilerin neredeyse hepsi mavi gözlüydü.?? Yazar her şeyi sindire sindire yedirmiş kitaba. Hiçbir şey hızlı gelişmiyor. Buda çok güzel çünkü sayesinde empati kurma yeteneğim gelişti. Kitapta herkese yer var. Fırtına ve küçük kızıyla tanışmaları aralarındaki ilişkinin ilerlemesi çok güzeldi. Kacey ve livie için yeni bir aile yaratmak gibiydi.. Kacey'in doktoruyla olan diyaloglarını okurken sanki ben terapideymişim gibi hissettim. Ve aralarında ki ilişki komikti de. "Oğullarım çarşamba günlerine artık 'babamın dayak yeme günleri' diyorlar" dedi doktor. "Pardon" diye mırıldanıp suratına şöyle bir bakayım dediğim anda irkildim." :D (not: Kacey'in kendince sorunlarla başa çıkma yöntemi; kum torbasını hergün yumruklamak) Kardeşiyle aralarındaki ilişkide çok güzeldi. livie'nin kacey'i koruma çabalarına da hem güldüm hem gururlandım. Trent; " O salakla evden çıktığında, Livie peşimden koşturup beni bahçede kovaladı ve bağıra bağıra kalbini kırdığımı söyledi. Sonra kolunu geriye çekip suratıma bir yumruk attı ve bana 'peşinden gidip seni mutlu etmem gerektiğini' söyledi. sonsuza dek" Livie'den öyle bir şey beklemiyordum çünkü o ablasının aksine daha sıcak ve cana yakın. Sanırım diğer kitap Livie ile ilgili olacakmış mutlaka okumalıyım :) Bir tane Trent istiyorum! Nereden bulabilirim acaba :) Trent dışında Nate, Dan, Ben'de etkilediler beni. Ağladım güldüm sinirlendim her duyguyu uçta yaşadım. Hele bir yer var ki şaşırdım. Beklemiyordum çünkü yazar hiç ipucu vermemişti. Eyvah dedim her şey batacak yazar yine yazarlığını kullanmış ve çok iyi bağlamıştı sonu. Kacey Trent'i görür görez tutuluyor tabi farkına varmıyor başlarda ama biz anlıyoruz. Kacey'in Trent'i her gördüğünde kendi kendine konuşmaları çok komikti. "Trent'in gidişini izlerken, duşuna nasıl bir şey koysam da kapısını kırıp onu kurtarmak için içeri girebilsem diye düşünmeye başladım. Bir yılan olmaz yılanlardan pek korkar hali yok. Bir timsah olabilir. Evet Florida'da bir sürü timsah var. Everglades'e gidip gelmem yer. Bir timsah bulup kafese koyar, buraya getiriri... "Kacey?"Fırtınanın sesini duyunca gerçek dünyaya geri döndüm." "Oraya gidip bölgemi işaretlemek için masanın etrafına çişimi yapmalıyım. Bir dakika... ne? offf, Kacey." :D Kısacası Ba-yıl-dım! Okumayanlar alıp okusun :)
Baskı: Son Kurtadam (Son Kurtadam, #1)
Kitabı kapattığımda neden okudum ki ben bu kitabı dedim yani baş karakteri o kadar yoğun anlattı ki o kadar iç içe geçtim ki sonunda öyle olmamalıydıııı!! Açıkçası yazarın dili, anlatımı harika sırf bu yüzden kitaba devam ettim. Konu şöyle bir kurtadamımız var ve onun özelliği son kurtadam olması. peki gerçekten öyle mi bunu kitabı okuyunca anlıyorsunuz. Tabi iş böyle olunca düşmanları da oluyor. Adamımız jake. Ölümü kabullenmiş artık düşmanlarına teslim olacak "200 yıl yaşamışım daha ne!" diyor bu kabulleniş neredeyse 180 sayfa sürüyor ( bu sayfalar boyunca kitabı bıraksam mı diye çok düşündüm çünkü çok sıkıldım..) yani en yakın 70li yaşlarında ki arkadaşını öldürdüklerinde de hala ikilemde yahu ne biliyim arkadaşını öldürmüşler bide hediye paketi yapmışlar (İçinde ki not " Acısız değildi. Çabuk da değildi!!") hala o adamlara hadlerini bildirmek istemeyip seni öldürmelerine izin mi vereceksin?? acayip sinir oldum burada neyse ki güzel Tatula ortaya çıkıyor. Ve onun savaşmasına yaşamak istemesine neden oluyor. Nasıl mı ? Çok basit üç harf; aşk. "O günün erken saatlerinde, yol kenarındaki bir marketteyken bana bir şey söyledi ve ben duymadım, o da bana jake diye seslendi ve ona aşık oldum." Jake sigarasına bağımlı bir elinde içkisi rahat ve yakışıklı jake! "Onlarda bir canlı adam olun be!!" diye isyan ettim hep. Tatula da güçlü güzel bir kurt kız . Ama ne biliyim sanki yazar bulduğu bu harika konuyu tamda yansıtamamış. Anlatımı kuruduğu cümleler harika ama olayları okurken sıkıldım. Tatula ile aralarındaki ilişkiyi daha ayrıntı isterdim. Beni etkilemesini isterdim. Yani karşılaşıyorlar ve diğer bölüm direk sevişmelerinden sonraki bir saati anlatıyor. Ve çok gerçekçi o kadar gerçekçi ki yeter artık bir gün yüzü görsünler dedim. Yerleşik yaşamları yok sürekli bir hareket halindeler sıcak bir şeyler aradım kitapta ne biliyim hoş bir evin içinde geçirdikleri hoş bir zaman . Ya da güzel bir an. Bilmiyorum yazarın anlatımını merak edenler okusun çünkü cidden edebi yanı çok kuvvetli. Şahsen ben karakterlere , kitaba değil anlatım tarzına hayran kaldım. Bu yüzden 8 verdim. Böylesi de pek olmaz :) Seriymiş. Okur muyum pek emin değilim.
Baskı: Aşkın Müziği
Evelyn yaş gününü farklı bir şekilde farklı bir şehirde kutlamak istiyor. Gerçekten de epey ilginç bir doğum günü geçirmiş ki sabah bir şok oluyor . David gibi bir adamla karşılaşacaksam hatta evlenmiş olarak uyanacaksam hatta ve hatta parmağımda beş karatlık bir tek taş olacaksa bende öyle bir doğum günü yaşamak istiyorum!!! Dün gece ne olduğunu sorduğunda David'in verdiği cevap "Evlendik!" oluyor peki kızımız ne tepki veriyor. Çocuğun üstüne kusuyor!! Evet kitap böyle başlıyor ve böyle eğlenceli de devam ediyor. Ama yazarın doğum gününü anlatarak başlamasını isterdim. Sonuçta evlenmişler nasıl olduğunu merak ettim. O gece tam olarak nasıl olduğunu falan. O açıdan sanki birazcık yüzeysel gibiydi. Ama ilerleyen sayfalarda bunun pek önemi kalmıyor. David'i kötü çocuk sandım kitabın başında ama kitap ilerledikçe öyle tatlı ve sahiplenici ki çok hoşuma gitti. David'in grup arkadaşlarını da kitapta görüyoruz. Özellikle david'in abisine (jimmy) ve martha'ya acayip sinir oldum. Ve bir de Malcolm var komik yakışıklı samimi bir adam evelyn'e de hemen ısınıyor. Tabi kızımızda öyle. Mal'ın Hikayesini çok merak ediyorum. :)) Kısacası ben çok beğendim..