Berfin.
@Berfin.

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Kaçınılmaz (Öngörü Serisi #1)

Arka arkaya böyle güzel kitapları okuyunca benden mutlusunu bulamazsınız  Yine harika bir fantastik kitap ve tesadüf ki yine serii. Bir yandan keşke serinin ikinci kitabı çıktığında başlasaydım şimdi kim bilir ne zaman çıkar diyorum bir yandan da vay be harikaydı iyi ki okumuşum diyorum :D 2.si çıkana kadar ben 3 kere daha üstünden geçerim bu kitabın. İlk sayfalar da sıkılabilirsiniz. Hatta Evie ve Russell’in(sinir oldum bu çocuğa!) anlamsız, bir an da oluşan yakınlaşmasını yadırgaya bilirsiniz. Aman yarıda bırakmayın çünkü devamı sizi epey şaşırtacak. Konusuna kısaca bir değinirsem; Evie üniversiteye yeni başlayan güzel kendi halinde ara da kâbuslar gören dayısı dışında ailesinden kimsesi olmayan hoş bir kız. Dayısı ile olan yakınlığını sadece ilk sayfalar da okudum ama öyle iyi anlamış ki yazar kitap boyunca karşıma çıkmasa da sanki başkarakterlerdendi. Ve okuldaki herkesin Evie’ye hayran olması biraz sinirlerimi bozdu. Bu kadar mükemmel olmamalıydı çünkü birazcık normallik şarttı kitapta.  Sınıfa adımı atar atmaz Reed ile karşılaşıyor ve olaylar başlıyoor. Reed; kusursuzluğun vücut bulmuş hali.. Ne harika bir şeydi o öyle. Başlar da davranışları kafamı karıştırdı. Azcıkta sinir oldum. Ne bu gizem yeter dedim. Ama Evie çocuğu öyle bir anlatıyor ki benim de ağzımın suları aktı okurken. Hayran olmamak elde değil. Sonlara doğru heyecan doruktaydı. Beni şaşırtan birçok karakter oldu. Ve tekrar ediyorum şu Russell denen çocuğa hiiiç ısınamadım. Umarım 2. Kitapta kendine göre birini bulur. Yoksa Reed’den önce ben devreye gireceğim. İyi ki uzun bir kitap olmuş. Her şey yerli yerine oturdu. Ve her şey zamanından önce olmadı. Sıkılmadım hiç. Olayları anlamaya çalışırken o 430 sayfa sanki 100 sayfa gibiydi. Reed ve Evie’nin duygularını anlatma biçimlerine bayıldım. Sözcükler öyle özenle seçilmiş ki aslında ne hissettiklerini o kelimeler de bulup sizde hissediyorsunuz. Buradan sesleniyorum lütfen 2.kitabı çabuk çıkartın. Olaylar öyle bir hal aldı ki tam asıl okumak istediğim zamanlar geldi ve kitap bitti. O yüzden beklentim çok yüksek.

Baskı: Gecenin Öpücüğü (Dark Hunter #5)

Serinin 4.kitabında Wulf ve Cassandra ile tanışın. Akıcı, bol heyecanlı, güldüren, eğlendiren ve arada hüzünlendiren hoş bir kitap daha bitti. Cassandra, yarı Apollit (yani 27. yaş gününde ölecek..) ve bu ırkın son prenseslerinden. Tatlı, ama sinirlenince içinden canavar çıkacak türden bir tatlılık. Ayrıca çok düşünceli ve zeki. Wulf'u sözleriyle alt üst etti ve ezberini bozdu. Wulf ise bir karanlık avcı. Tanışmaları çok havalıydı. Wulf sahneye adımını atar atmaz 'vay be!' dedirtti. Adam bir viking. -Burada benden sonsuz beğeni kazandı iskoçlar bir vikingler iki:)) - Savaşçı. Acayip korumacı. Ama derindeki yere ulaştığınızda farklı biri olduğunu anlıyorsunuz. Ayrıca üzüldüğüm bir nokta Wulf'u gören herkes 5 dk sonra onu unutuyor. Ve böyle olunca çok yalnız kalmış. Tabi ki avcılar ve onun soyundan olanlar hariç. Onun soyundan demişken Chris'e değinmem lazım. Çok komik ve tatlı bir çocuktu. Wulf ile aralarında ki konuşmalar kitapta en çok güldüğüm yerlerden biri oldu.. Diğer kitaplardan farklı olarak aşırı bir bilgi yüklenmesi yaşıyorum şuan!! Ben daha karanlık avcıları, Ash'ı çözmeye çalışırken işin içine birde Apollit ve Daimon'ların aslında neler olduğu girdi. Ve diğer kitaplardaki o tanımları bu kitapta unutun çünkü onları da anlamamızı sağlamış yazar. Özellikle Wulf'un katı kurallarından şaşması, bildiklerinin yerine yenilerini koymasını okurken neler hissettiğini çok iyi anladım. Hele bir bölüm var kii 'aşık adam her şeyi yapar' sözünün karşılığı gibiydi. Ah bir de Ash var. Yani Acheron Parthenopaeus. Bu adamın hikayesini beklemekten öleceğim sanırım. Ne olduğunu hala çözemedim. Artemis cadısı ise hala sinirlerimi bozmaya devam ediyor. Ash yine günün kahramanı oldu diyebilirim. Çok karşımıza çıkmadı ama diğer kitaplar da olduğu gibi burada da son sayfalarda karşımızdaydı ve kurtarıcı darbeyi indirdi adamım. Kısacası seriyi tavsiye ediyorum. Severek okuduğum ve fantastik kitaplar konusunda gözü kapalı güveneceğim yazarlar arasında Sherrılyn. Her karakteri bende ayrı bir yer aldı. Talon, Zarek, Trakyalı Kyrian. Ayrıca çevirisi de çok iyiydi. Su gibi aktı. Bence okumalısınız :) *** Üç adam arkada tartışırlarken işçiler ön tarafa geçmişti. “Hayır, kaydırak çok yüksek", diyordu Wulf. “Düşüp beyin sarsıntısı geçirebilir”. “Onu bırak,” dedi Chris. “Tahterevalliden düşebilir.” “Tahterevalli bir şey değil,” dedi Urian, “salıncakta boğulma riski var. Kimin fikriydi böyle bir şeyi almak?” :D *** “Tekrar söylüyorum, cevabını bilmek istemeyeceğiniz sorular sormayın,” dedi Zarek. “Acheron’un bir ucube olduğunu kabul edin ve hayatlarınıza devam edin.” *** “...ve tanrının ve hemen ardından da bir ejderhanın saldırısına uğradım. Beni kurtaran bir Karanlık Avcı var. Korumam bir tanrıçanın hizmetinde olabilir de, olmayabilir de ve şimdi de bir uyku ruhu ile karşılaştım. Ne gün ama ha?” Wulf’un yakışıklı yüzünde gülümsemeye benzer bir şey gördü cassandra. “Bana göre son derece sıradan bir gün” dedi Wulf.

Ya Hep Ya Hiç
5/1015.05.2015

Baskı: Ya Hep Ya Hiç

Bana göre değildi. Normalde tarihi aşk romanlarına bayılırım ama bu kitap beni sarmadı. Sanırım bir çok yer de olan çeviri hataları yüzündendi odaklanamamam.

Baskı: Kaplan Laneti (The Tiger Saga, #1)

Kelsey, yazın çalışmak için bir sirkte işe başlıyor. Sirkte kendine en yakın hissettiği hayvan bir kaplan. Garip bir biçimde yanında kendisini huzurlu hissediyor. Bu süre içerisinde kaplan ile aralarında oluşan bağı sevdim. Olayların gelişme süreci de sıkılmamı engelledi. Ama kafamda oturmayan bir çok yer oldu. Özellikle Kelsey'in Ren'in durumunu çok çabuk kabul etmesi yadırgamaması o yerlerden biriydi. Ve bu lanet meselesi birazcık daha gizemli olabilirdi. Heyecan vardı olaylar hareketliydi ama açıkçası merakta kaldığım yerler olmadı talimatlar doğrulusunda hareket edip durdu Ren ve Kelsey. Yani bir sonraki adımlarının ne olduğunu bilmemeyi tercih ederdim. Bunlar dışında güzel bir fantastik kitaptı. Serinin devamını bekliyorum özellikle son sahneden sonra. “ 1657 ’de doğdum .” “Anladım ” dedim. Galiba olgun erkeklerden hoşlanıyorum. Ünlü bir varyete sanatçısı olan Mae West bir defasında, “ Bir erkeğin öpücüğü imzasıdır,” demişti. Sırıttım. Bu doğruysa Ren’in imzası öpücüklerin John Hancock ’ uydu. Ayna karşısında cümleleri prova ettim fakat hepsi saçma geliyordu. “ Sorun sen değilsin, benim ,” “ Denizde başka balıklar da var,” “ Kendimi bulmam lazım ,” “ Bizim dünyalarımız çok farklı,” “ Ben sana uygun değilim ,” “ Başka biri var” . Tanrım , “ Kedilere alerjim var” bahanesini bile denedim . :)))

Baskı: Senin için (Blackstone, #2)

İyi ki kısaydı kitap yoksa işkence olacaktı benim için. Öncelikle seriyi sevdiğimi belirteyim. Daha doğrusu serinin ilk kitabını beğenmiştim. Ama bunda çok sıkıldıım. Ethan'ın bakış açısıyla okumak güzeldi hoştu lakin Brynne hakkındaki düşünceleri bazen çekilmez bir hal aldı . Kitabın içinde biraz olay olsaydı eminim hoşuma giderdi bunlar ama maalesef bir gıdım hareketlilik yoktu ve sürekli sürekli birbiriyle olan yakınlaşmalarını okumak arada sayfa atlamama bile neden oldu. Ama Ethan gerçekten 'bir tane de bana' dedirten bir adam :) Kıskandığı zaman ki hallerine çok güldüm. Özellikle iç sesi çok tatlıydı. Yine de Brynne'nin bakış açısıyla ve olayların hareketlendiği bir kitap okumayı tercih ederim. Umarım diğer kitap öyle olur. Zaten çeviri deymiş.

Baskı: Zevk Mahkumu ( Immortals After Dark #6)

Kresley Cole'nin tarzına bayılıyorum. Ama bu kitap diğerlerine göre daha iyiydi bence. Holly ve Cadeon arasındaki konuşmalar, Cadeon'un kur yapması Holly'nin onu tersleyip durması çok güldürdü beni. Özellikle İlk karşılaşmalarında Holly Cade'i tersliyor ve Cadeon kekelemeye başlıyor. Ve ben de gülmeye :)) Çok düşünceli, genelde kibirli, kendinden emin, çekici iblis Cadeon ve ilk başlar da tüm hislerinden kaçan ama zamanla Cade'ye bağlanan, kimliğini kabullenen ve tam bir savaşçı olan valkyrie Holly'i okurken kitap bir çırpıda bitti. Holly'nin aşırı titizliği her şeyi düzeltme halleri çok tatlıydı. Ama Cade ile karşılaştıktan sonra bu davranışlarından sapması daha da tatlıydı. Cade'nin onun her davranışını bilmesi ona göre davranması ona yardım etmesi kadınım diye sahiplenmesini okurken ben ona öfke iblisi demezdim. Ama bazen de tam bir öfke iblisi oldu.. Akıcıydı. Ve kitapta her şey tam dozundaydı. Nix . pardon 'daima bilen Nix' zaten her kitapta beni merakta bırakıyor. Bu kitapta da aynen öyle oldu. Davranışlarının pek bir açıklaması yok çatlak diyorlar ama bununla sınırlı olmaz diye düşünüyorum. Diğer seriler de ki karakterler de kitabın sonlarına doğru sahnedeydi. Rydstrom'a (Cade'nin abisi) ise tam olarak ne olduğunu öğrenemedim ve meraktan çatlıyorum. Genel olarak seriyi kesinlikle tavsiye ediyoruum. İrfanın ölümsüzleri acayip havalı ve seksiler. Benim favori serilerimden biri. Başlamayan varsa başlayabilir. Serinin sıralaması ; The Warlord Wants Forever (Bu kitap bizde çıkmamış öyle duydum. Zaten 163 sayfaymış. Ben okumadım ve Arzuların Esirinden başladım direk bir eksiklikte hissetmedim.) Arzuların Esiri Tutkuların Pençesinde Şehvetin Kölesi İhtiras Tutsağı Zevk Mahkumu Ve seri tam 15 kitaptan oluşuyor :) "Ah Tanrım! Emniyet kemeri nerede?" "Bir kaç yıl önce koptu." "Ve tamir ettirmedin mi?" "O zamanlar genellikle ölümlülerin etrafında dolaşmıyordum!" "Bir dakika bana 'Aracı' mı diyorlar? Bundan daha aşağılayıcı bir kelime olabilir mi. Bu irfan türleri 'bebek yapıcı' ya da 'ekmek fırını' diyemezler mi?" "Kargo bölmesi denmesi için kulis yaptım ama kaybettim." :D "Eğer bir valkyrie olarak kalmak istiyorsan atla bu geçe cümbüş var." dedi Nix arka koltuğu göstererek. Holly içeri doğru bakış atınca dehşet içinde kaldı. Plastik bardaklar, şişmemiş balon, fıstık ambalajları ve üzerinde tehlike! C-4 plastik yazan kutu yığınlarıyla doluydu. Holly kendini tutamayıp geri adım attı :)) "Fiziksel yakınlıktan çok akıl yakınlığını tercih ediyoruz." - Holly "Beynin orgazm olmuyor!" :D :D Ah Cade beni güldürmekten bayılttı.

Hüznün İsyan Olur
10/1030.04.2015

Baskı: Hüznün İsyan Olur

"Suya düşen bir karanfilse yüreğin bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm vursun seni o taştan bu taşa o çağlayandan bu çağlayana Kavgadan uzak kalmışsan sevdadan da uzaksın demektir devinmez yüreğinin magması çatlamaz sabrın kara taşı "

Yeni Bir Başlangıç
4/1028.04.2015

Baskı: Yeni Bir Başlangıç

Kitabın başını Karşı Konulmaz Fırtına’ya çok benzettim. Daha doğrusu ana karakterlerin karşılaşmasını birebir aynı buldum. Müzik grubunun solistiyle röportaj yapmaya giden Tru çocukluk aşkı Jake ile karşı karşıyadır. Ve olaylar başlar. Bu kitabın başında da River ile önceden bir partide tanışıyor Dahlia. Zaman atlamasından sonra yakın arkadaşının ısrarı üzerine bir grubun solisti olan River ile röportaja gidiyor.. Bu benzerlikten sonra ben de film kopar gibi oldu. “ Ben onu hiç unutamamışken, ya o beni hiç hatırlamıyorduysa? Ya da, ya beni hatırlıyorduysa ve o eski elektriği tekrar yakalarsak? Hâlâ inanılmaz çekici ve karizmatik miydi acaba?”-Dahlia. Tekrar Karşı Konulmaz Fırtına’yı okuyor gibi hissettim. Onun dışında Dahl ve River o kadar çabuk yakınlaştı ki şaşırdım. Yahu biraz zaman geçsin ne biliyim bari birkaç gün geçseydi. Karşılaşır karşılaşmaz elini tutuyor kızın ve Dahlia hiç yadırgamıyor. Akşam da hoop güzel bir öpüşme aradan geçen bir saatte de ilişkimizi ilerletme lafı. Şu klişeye “Senin için şarkı yazmıştım” bayılırım ama keşke bunu biraz daha ilerleyen sayfalarda görseydim ve öylesine ağızdan çıkan bir kelimeymiş gibi yansıtılmasaydı. “Şampanyayı çilekle birlikte sevdiğimi hatırladığına inanamıyordum.” Neden hatırlamasın ki yarım saat önce söylemiştin. :D Çok ayrıntıya takılmışım değil mi? Ama çok saçmaydı. E bunlar da üst üste gelince sıkıldım. Mantıksız olan birçok şey vardı. Mesela River ve Dahlia’nın ufak tanışmalarını –yıllar önce olan- kimler hangi sonuçlara bağladı okuyun şaşıracaksınız.. Ve anlatımını o kadar yüzeysel ve özensiz buldum ki yarım bırakmamak için zor tuttum kendim. Bazı yerlerin şimdiki zaman ekiyle yazılmış olması zaten yeter dedirtti. Sonunu tahmin etmediğimi söylemeliyim bir tek sonunda şaşırdım. Ama genel hikaye beni etkilemediği için sonunda da aaa deyip geçtim.. Ve seriymiş. Devam etmeyeceğimi belirtmeme gerek yok sanırım. Bu puanı da yazarın beni sonunda şaşırtmış olmasına veriyorum ..

Baskı: Polonya'da Bir Kuş Var - Avrupa Eğitimi

Polonya'da Alman işgali sırasında oluşan gizli bir örgütü ve bir aşkı konu edinmiş harika bir kitap. Sanırsam Romain Gary‘nin ilk romanı. Çok beğendim. Alman işgaline karşı olan direniş öyle güzel anlatılmış ki bende çok büyük bir yer kapladı. Bir çok duygu birbirine girdi. Yaşanan olaylar insanı ürpertiyor. Kesinlikle okuyun.

Baskı: Gümüş Gölgeler (Bloodlines, #5)

Diğer kitap çıkana kadar ben iptal.. Rıchelle yine yaptı yapacağını. İlk sayfadan son sayfanın, son kelimesine kadar olay olay. Uzun bir yorum yapmayacağım çünkü ne yazarsam spoiler verecekmişim gibi hissediyorum. Seride en çok olayın olduğu kitaptı. Diken üstündeydim okurken. Adrian'a ilk sayfalarda öyle sinir oldum ki kitabın içine girip pataklayacaktım kendine gelsin diye. Neyse ki gerek kalmadı. Ayrıca Lissa da kraliçe olduğu halde Sydney için yardım isteyen Adrian'a elimden bir şey gelmez diyor. Bu da ayrı bir patlama noktam oldu. Jill ve Lissa'yı kıyaslayınca Jill daha iyi bir kraliçe olurdu. Düşündüm de kitaplar ilerledikçe karakterler hakkında ki fikirlerim değişip duruyor. Bkz: Jill :)) Sydney, kapatıldığı yerde çok cesurca hareket etti. Orada tutulan herkese yardım etmeye çalıştı. Adrian da önce Sydney'in yokluğunda bocalasa da çabuk toparlandı ve daha kedine güvenen bir Adrian olarak sahnede yerini aldı. Daha olgundu mesela Marcus ile yan yana olmalarına rağmen hiç didişmediler. Bu arada Marcus bu kitapta daha çok aktifti. Bir çok şey onun sayesinde gerçekleşiyor zaten. Neyse yazarın patlattığı bombalardan sonra diğer kitapta neler bizi bekliyor kestiremiyorum.. Umarım son kitap çabuk çıkar.

Hayalperestler
8/1026.04.2015

Baskı: Hayalperestler

"Çocukken ne mutluyuzdur. Işık, mantığın sesiyle nasıl da körelir. Bu hayatta taşı düşmüş yüzükler gibi dolanıyoruz. Ama sonra bir gün, bir yerden köşeyi dönüyoruz ve bir de bakıyoruz ki karşımızda, yerde yatıyor; mücevher gibi kesilmiş, ışıl ışıl bir kan damlası ... Hayalet değil, gerçek. Dokunup rahatsız edersek yok olabilir. Ama bir adım atmazsak da, hiçbir şey düzelmeyecek. Bu bulmacayı nasıl çözeceğiz? Bir yolu var. Dua edin. Kendi duanızı söyleyin. Nasıl söylerseniz söyleyin, fark etmez. Çünkü bittiğinde, saklamaya değer tek mücevhere, bağışlamaya değer tek tohuma siz sahip olacaksınız."

En Sevdiğim Hatam
6/1021.04.2015

Baskı: En Sevdiğim Hatam

İlk başlarda sıkıldım çünkü olaylar ilk tanışmalarına göre hızlı ilerledi. Yani Hunter Taylor’u görür görmez ‘senin için her şeyi yaparım’ modundaydı. Ve Taylor da sanki 40 yıldır Hunter’ı tanıyormuş gibiydi. Tanışmaları daha iki gün olmadan ‘Hunter böyle yapmayı severdi’ kelimeleri pek hoşuma gitmedi mantıksız geldi. Onun dışında klasik sorunlu iki genç ve onların aşkının her şeyin üstesinden gelmesi konu edilmiş. Biraz farklılık bekledim açıkçası. Ama sonlara doğru toparlandı. Karakterlere gelirseeek; Hunter kötü çocuk gibi gösterilmeye çalışılmış ama aslında düşünceli biri. Ve davranışları da kendisi gibi çok tatlı. Ayrıca yapamadığı şeyde yok. Yazarı anlayamadım, güzel yemekler yapan, herkesle iyi geçinen, harika şarkı söyleyen, iyi dans edebilen ve Taylor’u böyle sevebilen biri neden kötü ve sorunlu biri gibi gösterilmeye çalışılır. Ki zaten sadece göstermeye çalışmış ve başaramamış  Taylor da hoş biri ama sakladığı şu sırrı hemen anlayabiliyorsunuz. Davranışlarına bakarak daha büyük bir şey bekliyordum ama öyle olmadı. Yan karakterlere de pek odaklanamadım aslında epey bir yer verilmişti onlara da niyeyse pek ilgimi çekemediler. Ayrıca biraz sıkıldım pek bir olay olduğu yok. Beklentiyi yüksek tutmadan okunursa eh iyidir işte. “Yalancı,” diye çıkıştım. “İkiyüzlü.” Bana doğru bir adım atmıştı. “Şapşal.” Yavaşça gülümsedi. “Güzellik.” “Serseri.” “Seksi.” Bana doğru geliyordu. O n u durduramıyordum ama bir şekilde durdurmak zorundaydım. “Dur.” “Geç.” “Kırmızı ışık.” “Yeşil ışık.” “Hayır.” Beni omuzlarımdan tutarak, “Evet,” diye fısıldadı. “Seni seviyorum. Serserilik yaptığın zamanlarda bile.” “Seni seviyorum, hayalarıma tekme attığın zamanlarda bile.” “Seni sevmek hayatımda yaptığım en güzel hataydı,” dedim

Baskı: Ateşli Kalp - (Bloodlines, #4)

Vazgeçtim mavi büyüye en beğendiğim demiştim değil mi hayır kesinlikle açık ara farkla serinin en iyi kitabı buydu diyorum :) Yeniden bizi merakta bırakacak bir son yazmış dememe gerek var mı ? Rıchelle Mead okuyacaksanız sonlarına hazırlıklı olun. İyi ki ilk beş kitabı çıktıktan sonra başlamışım seriye. Adrian ve Sydney'in ilişkileri, aşkları harikaydı. Aralarındaki o bağ 'ah bende böyle bir şey istiyorum' dedirten cinstendi. Adrian'a değinmeme gerek bile yok adam harika! Sydney için işler epey zorlaşıyor bu kitapta. Bütün sorumluluk onun omuzlarındaydı sanki. Bu da yetmezmiş gibi Sydney'in tam tersi özelliklere sahip beni sinirden delirten kız kardeşi Zoe vardı. Nasılda zıt kişilikler. Angeline kitaba renklilik katıp durdu davranışlarıyla. Jill Eddie Neil Trey onlarla beraber kitap bir bütündü. Tekinin eksik olması gerçekten kitabı sıkıcı yapabilirdi. Yazar bir diğer kitabında dahada mükemmelleşiyor. Bu kitapta 'olaylar olaylar' diyorum ve noktayı koyuyorum. 'Başka bir insanı bu kadar sevebileceğim aklımın ucundan geçmezdi. Bir insanı kaybetmekten bu kadar korkabileceğimi de düşünmezdim. Her aşık böyle şeyler mi hissederdi. Sevdiklerine sıkıca sarılıp, gecenin bir yarısı yalnız kalmaktan korkarak mı uyanırlardı.? Birini tüm kalbinle sevmenin bedeli bu muydu? Yoksa korkular, yalnızca uçurumun kenarındakilere mi mahsustu?' -Adrian

Baskı: Taşa Fısıldayan Öyküler - Kobanê

'Öyleyse, kadınlar ve çocuklar aşkına gelsin barış...' 'Bizi ilk kuşlar terk etti. Sonra insanlar.' 'Emperyalizmin iyilik meleği, halkların Azrail'idir.' 38 yazarın birleşip yazdığı harika bir kitap. Her bir yazar farklı noktalara değinmiş ve sizi de o noktalardan bakmaya itiyorlar. Okuyun! Savaşın yıkıcılığı, hesaplı davranışların sonucunda meydana gelen kavga , savaşı her alan da gelişmek için kullananlar, savaşın ortasında masum bir aşk , ağlayan ufak çocuklar.. hepsi bu kitapta.

Baskı: Tutku Çemberi (The Risande Family #1)

Tarihi romanlara bayılıyorum kitabı okuduktan sonra zaman makinesi icat etseler de atlayıp gitsem dedim :) Yazarın anlatımına bayıldım öyle bir betimleme yapmış ki sanki anlattığı o doğanın içindeymişim gibi hissettim. Anlattığı yerleri kafam da net bir şekilde hayal edebildim. Çok güzeldi. Kitap Brynna'ın eve dönmek üzere çıktığı yolculukta uzaktan bir manzaraya şahit olmasıyla başlıyor. ( bunu söyleyemeyeceğim :)) ) Daha sonra iki yıl zaman atlamasıyla devam ediyor. Babası bir savaş kaybediyor ve kazanan tarafla kızını evlendirmesi gerekiyor ama bu zorla olmuyor merak etmeyin bir klişe yok Brynna o kadara güçlü ki evini Savaşçıya bırakmamaya kararlı bunun için evlenmesi gerekse bile. Savaşçımızın adı Brand. Ah ah kitabın tanıtımındaki kadar var. " O her kadının hayaliydi." Gerçekten de öyle. Ama kusuru var bir olaydan sonra kalbini aşka kapatmış. Ya da o öyle sanıyor diyelim :) Brynna kızıl saçlı afet! çok ta tatlı bir kız. Birde sivri dili var. Ki kitapta eğlenmemi sağladı. Her karakter beni ayrı ayrı kendine bağladı. Dante brand'ın kardeşi brynna'ın babası ve özellikle William'a ba-yıl-dııııııım! Aralarında ki konuşmalar beni çok güldürdü. Ve dostlulukları imrendirdi.. Brynna yüzünü korkusuzca ona çevirdi: "Evimle bu kadar kolay dalga geçmeye nasıl cüret edersin? Eğer bir erkek olsaydım seni hemen burada öldürürdüm, seni sürüngen! Ama ölüm senin için fazla iyi olurdu.Merhamet etmem için yalvarıncaya kadar kılıcımla sana işkence eder ve boğazını boylu boyunca keserdim. Yüzümdeki gülümsemede sefil ruhunun cehenneme gitmeden önce göreceği son şey olurdu!" William şaşkın bakışlarını Brand'e çevirdi o da dehşete düşmüştü ve yüzünde hayranlık vardı. "Tanrım! Brand onunla evlenmelisin!!" :)) Kitap boyunca Colette ( Brand'ın eski pislik nişanlısı) sinir oldum. Brand'e yaşattığı şey yüzünden brynna aralarına bir mesafe koyma çabasında. Pek başaramıyor gerçi . Brand'in öyle güçlü bir erkeğin kendini savunmasız hissetmesi beni çok üzdü. Kendini aşka teslm ederse neler olacağından korkması içimi acıttı. Lanet olsun sana colette! " Seni bu kadar mahvedecek ne yaptı? " " Onu sevmemi sağladı " .. :( Ve Brynna ve Brand arasında ki atışmalar beni çok güldürdü. Brynna " Seninle avarloch için savaşacağım" Brand konuşamayacak kadar şaşırmıştı ardından kızın suratına doğru gülmeye başladı. " Seni serseri!" diye bağırdı Brynna. " Bir kadın olduğum için savaşamayacağımı mı düşünüyorsun? Sör Nathan, Gertrude Halanın vazosunu kafasında kırana kadar bana da aynı şeyleri öğretmişti ve sonra bütün dengesi bozuldu." :D Brand " Seni düşünürken babanın hayatının nasıl karışık olduğunu düşünüyorum. Bu kadar mükemmel bir savaşçı olmasına şaşmamalı. Dişi bir aslanla yılların pratiğine sahipmiş. " Brynna şaşırdı. " Babamı üzemem! Size york düşesinin saçını yaktığım günü anlatmış olmalı. Ama sizi temin ederim ki mumumu yüzüne o kadar yakın tutmamın sebebi burnunun ucunda bir örümcek olmasıydı. Gördüğüm şeyin bir ben olduğunu nereden bile bilirdim ki? " :D :D Sonunda evi için savaşmak yerine brand için savaşıyor brynna. Onun aşkı için ve hiç pes etmiyor. Ve söylemeden edemeyeceğim Brand'ın gülüşüne aşık oldum. Yazar brynna'ın gözünden brand'ın gülüşünü ve hissettirdiklerini öyle bir anlatmış ki gerçekten o güldükçe bende güldüm. Bu kitap favorilerimin arasına girdi kesinlikle bir şans vermelisiniz :)

Baskı: Mavi Büyü - (Bloodlines, #3)

Yazar iyi sonlar yazıyor! 3. kitaptan sonra artık kararımı vermiş bulunmaktayım :) Yine çok heyecanlı ve akıcı bir kitaptı. Adrian ve Sydney bende ki yerlerini sağlamlaştırdılar. Okurken sürekli sırıtır vaziyetteydim. Ve Sydney beni delirtti ama artık sonunda aşık olduğunu anlaması derin bir oh çektirdi. İlk yarısında biraz sıkıldım çünkü Sydney sürekli aşık değilim triplerindeydi, Bir yakınlık olacak tam ya geri çekildi ya da azcık yakınlaştıktan sonra o iç sesi dır dır susmadı. Geri kalanındaysa her şey oturmaya başladı. Hareketlilik arttı. İlk iki kitaba göre en çok bunu sevdim diyebilirim. Kitaptaki her bir karakter tatmin ediciydi. Yani özellikleri cuk diye oturmuş üstlerine. Eksiklik hissettiğim bir şey olmadı. Bu seri VA' ı solladı haberiniz olsun okumayanlar bence başlasınlar :) "Karanlıktaki ateşimsin. Biz birbirimizin etrafındaki gölgeleri dağıtıyoruz." -Adrian Adrian; "Aklıma bir sürü sevgi sözcüğü geldi. Elmalı turtam. Çikolatalı pastam, akide şekerim." "Neden hepsi yüksek kalorili yiyecek isimlerinden oluşuyor. Hiç romantik değiller." "Ne dememi tercih edersin? Kereviz sapım mı" :D :D

Baskı: Kara Zırh - Royal House of Shadows #4

Bu kitapla beraber seriyi bitirmiş bulunmaktayım :) Çok beğendim ama sonunu biraz daha ayrıntılı isterdim ve akılda kalıcı olmalıydı şu büyücünün ölümünün daha yankı uyandırıcı olması lazımdı kardeşlerin birleşmesini ayrıntılı bir anlatımla okumak iyi olurdu. Aralarında geçen bir kaç diyalog isterdim bana göre sonu sanki aceleye gelmiş gibiydi. Ama Micah'ın davranışları çok çok tatlıydı. İçinde ki büyümemiş çocuk, Liliana'ya karşı davranışları hem komik hem hoştu. Aralarındaki çekimi okumaktan çok hissettim diyebilirim. Sonunda ki eksikliği saymıyorum genel olarak gayet iyiydi. Seriyi tavsiye ederim :)

Baskı: Yerde (Up in the Air #3)

Bu neydi yahu! Çok baştan savma ve sıkıcıydı. Serinin son kitabıydı ve ben buna laik bir şeyler bekledim ama tabi ki hüsran. Heyecan yoktu özellikle sonlara doğru yaratılmaya çalışılan o aksiyon sahneleri çok amatörce geldi bana. Kaç gündür bitirmeye çalışıyorum süründüm resmen bitsin diye. Kendimi tutamayıp sonunu okuyup bitti var sayacaktım ama yapmadım. Gerçi öyle yapsaydım daha iyi olurmuş..

Baskı: Gölge Ateşi (Ateş, #5)

'Bir gün seni öptüğü zaman soluğunu kesen bir adamla tanışınca, havaya ihtiyacın olmadığını anlayacaksın.' Mac 'O (Barrons) , benim bam telim. Onun için Şiva'ya dönüşebilirim.' 'Yeniden pi-riya halimdeyim. Bu adamla her zaman o halde olacağım.' . 'Bu kötü adama bayılıyorum. Böyle baş belası birine deli oluyorum. Başkalarıyla iyi geçinemeyen ve kimseden emir almayan Alfa erkeğine.' Mac abayı çok fena yaktı kurtuluşu yok :) Ne seriydi ama! Her okuduğumda ve bittiğinde acayip boşluğa düşüyorum. Mac ve Barrons bir kere daha bütüüün kitapların en tepesinden bana sırıtıyorlar. "Bizim yerimizi kimse dolduramaz kızım!" der gibi.. Bu hafta öyle kaptırdım ki kendimi nasıl bitti anlamadım üçüncü kez okumama rağmen her başladığımda sanki ilkmiş gibi geliyor.. Araya belli bir süre girdikten sonra tekrar okuyacağım sanırım :)))

Mem İle Zin
10/1028.03.2015

Baskı: Mem İle Zin

"ey benim gözyaşlarım gibi dökülen nehir ey aşıklar gibi sabırsı ve sukunetsi nehir sabırsız kararsız ve sükunetsizsin yoksa sen de benim gibi deli misin? senin için hiçbir karar kılmak yok galiba senin de gönlünde bir yar var."

Baskı: Tatlı Ceza (Blakewell/Kenleigh Family Trilogy #1)

Ne ara historical romance hayranı oldum bilmiyorum ama böyle güzellerine denk geldikçe hayranlığım devam edecek. Kitap çok iyiydi kurgusu anlatımı karakterleri bence gayet iyiydi. Alec bir İngiliz beyefendisi ve metresinin yanından ayrılırken kaçırılıyor. Ve Cassie onu esir olarak satın alıyor. Evet kitabın bir diğer önemli noktası benim için kölelikti. Yazar köleliğin ve esirliğin arasındaki farkı iyi yansıtmış ve onların nasıl zorluk çektiğini nasıl aşağılandığını göstermiş. Köleler-siyah ırk- esirler ise bir süreliğine satın alınanlar. Esirler bile aynı koşullar altında olmalarına rağmen siyah ırka kötü davranıyor. Neyse Cassie çok iyi bir hanımefendi. Çiftliği babasının yokluğunda o idare ediyor. -Babasının nerede olduğunu ya da ne olduğunu okuyunca göreceksiniz.- Ve iyi bir patron. Hiç kimseye hizmetçi muamelesi yapmıyor onlarla iç içe. Okurken çok eğlendim ve kitap son sayfasına kadar aksiyon doluydu. Takotah, Zach, Luke, Nettie, Nan, Micah, Carter hepsini ayrı ayrı sevdim. Küçük Jamie'i unutmayayım. Casie'nin erkek kardeşi. (Diğer kitap onu anlatıyormuş. Onuda kesinlikle okuyacağım. Tabi yayın evleri çabuk yayınlarsa çok sevinirim.) Kitaptaki sevdiğim yönlerden biride buydu. Karakterlerin hepsini benimsedim öyle olunca da sıkılmadım. Alec, davranışlarıyla beni kendine hayran bıraktı. Bazen kaba bazen çok seksi bazende sözleriyle romantik. Cassie ise güçlü bir kadın sadece bir yerdeki davranışı sinirlerimi zıplattı ama sonra doğruyu buldu :) Ve kötü karakter tabi ki vardı. Beni delirten türden bir adet bu kitabın içine atmışlar. Geoffrey! Adam tam bir hasta. Alec kahramanım onunla iyi mücadele ediyor :) Kısacası çok beğendim. "Godophin Barb'ın ikinci nesil torunlarından olan bir ayrım var. Gerçi istediğim kadar binemedim onlara." "Tabi bende Kraliçe Elizabeth'in soyundan geliyorum." -Alec'in Alec olduğuna Casie'i ikna etme çabaları. :)) - "Alec?" "Hemen yanındayım aşkım." "Evet, hemde buram buram mısır viskisi kokarken."

Baskı: Altın Zambak - (Bloodlines, #2)

Allah'tan 3. kitabı elimde tutuyorum yoksa böyle bir sonla kafayı yerdim. Harikaydı. Soluksuz okudum. Sydney sana diyecek bir şey bulamıyorum hayır yani ne olur bir kerede düşünmeyi, kontrolü bıraksan ne olur hı ? Değinmeden geçemeyeceğim sürekli renksiz kıyafetler giyinmesi de canıma tak etti biraz diikkat çekici olmaya ihtiyacı var bu kızın! Adrian'ı emrah yapmış yazar sinir oldum. Aşktan yana bir yüzü gülsün yahu. Ve Adrian'ın hayranı olmamak elde değil. Davranışları çook tatlı. Olaylar çok sürükleyiciydi. Okuldan Sydney'in arkadaşlarından birinin bize kötü bir sürprizi vardı. Gerçi tahmin ettim ben kim olduğunu ama bilmem heyecanımı kaybettirmedi aksine ne olacak deyip durdum.

Baskı: Daima Sen (Forever Trilogy, #2)

Okurken sıkıldıım. Aslında ilk kitabı (Daima Aşk) beğenmiştim ama bu kitap olayları tekrar okuduğumdan sanırım sıktı beni ve Connor'un ağzından aynı olayları dinlemek açıkçası hiçte beklediğim gibi değildi. Anlatımı beni sarmadı yani.. Kitap elimde can çekişti resmen. Bende onunla beraber tabi..

ÖncekiSayfa 7 / 9Sonraki