
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Sakın Oraya Gitme
İlk Yekta Kopan okumam, son olmayacağı da kesin. Çok güzel hikayeler, bir solukta bitiyor ve tadı damağınızda kalıyor.
Baskı: İyi Asker
İyi Asker, güvenilmez anlatıcı tekniğinin kullanıldığı başyapıtlardan biri. Kitabın kahramanları iki varlıklı çifttir. Dowelllar ve Ashburnhamlar, yirminci yüzyılın ilk yıllarında, para ve iş dertleri olmadan, Fransız Rivierası otellerde, Alman kaplıcalarında gezmekteler. Yaşam onlar için bitmek bilmeyen bir tatil. Paranın, rahatlığın, ayrıcalığın ve hatta okudukça anlarız ki ahlaksızlığın kol gezdiği bir dünyaları var. O dünyada neler oluyor peki? Biz olan biteni John Dowell'dan dinleriz. Onun zihninde geziniriz. Bir dediği bir dediğini tutmaz anlatıcımız, yalanlar söyler, kendine yalanlar söyler, yanlış hatırlar, sonra döner başka bir şekilde yanlış hatırlar, kısacası bizi ve hikayeyi aldatır. İşin keyifli kısmı da buradadır. İki ölüm vardır hikayeye sinen, ensest, eşcinsellik, yalan, dalavere ve aldatmaca imaları... John'a göre evliliklerinin sekteye uğramasının sebebi karısının sözde kalp problemindendir. Ama dediğimiz gibi sözde. Başlarda karısının Yüzbaşı'nın aşığı olduğunu bilmediğini ve saflığı sebebiyle anlamadığını düşündürtür bize. Ama sonra anlatıcımızın saflığında mutabık kalmak üzere bizi kandırdığını anlarız. Ama bu kandırmacalara çoktan alışmışızdır. Ford Madox Ford bireyin benliğinden, kendi benliğinden duyduğu şüpheyi romanlaştırır. Söz gelimi roman boyunca Yüzbaşı Ashburnham'ı uzun uzun anlattığını okuruz anlatıcımızın. Yüzbaşı'nın duruşu, bakışı, kıyafetleri, hal ve hareketleri. John bunu niye yapmaktadır? Karısına duyduğu kıskançlık mı? Karısının Yüzbaşı'na duyduğu hayranlığın sebeplerini ele geçirmek mi? Yoksa kendisinin, kendisine bile itiraf edemediği eşcinsel aşk mı? Aynı anda hepsi gibi görünür. Hem ikiyüzlü hem samimidir. Yazar kahramanı aracılığıyla insan ruhuna dair bilginin peşine düşmüştür çünkü. Postmodernizmin kendisiyle çelişen, kendi kendine zarar veren ve özfarkındalığa sahip anlatım biçimine cuk oturan güvenilmez anlatıcının ta kendisi olmuştur. Yeri gelmişken İyi Asker'in "Tüm Zamanların En İyi Yüz Romanı", "En İyi 100 Çağdaş Roman" arasında yer aldığını, Guardian'ın "Okunması gereken 1000 Roman" gibi prestijli listelere girdiğini, ama yazarının yaşamı boyunca bu ilgiden nasibini alamadığını da belirtmeliyim. Oylum Yılmaz (Sabitfikir)
Baskı: Yapraklar Evi
Öncelikle çevirmeni tebrik etmek gerek; bu kitabı çevirmek ciddi bir zaman, dikkat ve emek istemiştir. Kitap hızlı ilerlemiyor, şöyle ki anlatımı akıcı fakat sindire sindire okunuyor ve bir zaman sonra internette 'Navidson Record' yazıveriyorsunuz; çünkü anlatılanlar gerçek mi kurgu mu algılayamıyorsunuz. Hikaye içinde hikaye içinde hikaye... yorumu kesinlikle doğru. Çok farklı bir yazım şekli, çok farklı bir anlatım.. Kitabın başından sonuna kadar merak ve ürperme hissi sizi bırakmıyor.
Baskı: Böyle Buyurdu Zerdüşt
Kitabı okumak zaten zor bir de, Panama Yayınlarının kötü çevirisiyle tam bir işkence oldu. Okuyanlar; İş Bankası Kültür Yayınları, Say Yayınları ve Pinhan Yayıncılık (Ahmet Cemal çevirisi) çevirilerini önermişler. Daha sonra bu çevirilerden birini tekrar okumayı düşünüyorum.
Baskı: Muamma
Yazarın okuduğum ilk romanı. Açıkçası dili,anlatımı ve konusu çok basit geldi. Akıcı bir dili var hızlı ilerliyor ama wattpad kitaplarından birini okuyormuşum gibi hissettirdi. Kurgunun altı boş kalmış, ülkelerin ekonomik manipülasyonlarını işlemek istemesi güzel ama konunun araştırması eksik gibi ve mantığını tam oturtamamış.
Baskı: Otostopçunun Galaksi Rehberi - 5 Kitap Bir Arada
"Douglas Adams parlak zekalıydı, dahiydi. Hüsrana uğramış bir sanatçı, olağanüstü bir açıklayıcı, iletişimci ve meraklıydı. Olağanüstü bir komedi yazarıydı: Okurun dünyaya bakış açısını değiştirecek cümleler kurabilir, hedefi on ikiden vuran benzetmelerle karmaşık ve zorlu konuları özetleyebilirdi. Bilimkurgunun tuzaklarını, toplumsal sorunlara yönelik derin eleştirilerle ve yepyeni dünyalar yaratmak için gereken sağlıklı mizah hissiyle birleştirirdi. Bilgisayarları çok severdi, aynı zamanda fevkalade bir konuşmacıydı. Çok satan bir yazardı. Yetkin bir gitarist, bir gezgin, çevreci, müthiş partiler veren bir adam, bir gurmeydi. Ama olmadığı bir şey vardı. Bu bir parça tuhaf gelebilir, özellikle kaç tane yazdığı, sattığı ve ne kadar iyi yazdığı düşünülürse, ama bir romancı değildi. Bu da sanırım yazdığı romanların en tuhafı. Toplumu hicveden bir yazar olduğunuz düşünülüyorsa, çok satan bir serinin ilk kitabının başında Dünyayı yok etmeniz bir sorun oluşturabilir. Bunun iyi yanı ise size sonsuzun uçsuz bucaksız genişliğini keşfetmenize izin vermesidir. Kötü yanıysa gözlemci bir mizah yazarı olarak iş ayrıntılara geldiğinde sizi sınırlamasıdır ve Douglas'ın da bir romancı olmasa bile gözlemci bir mizah yazarı olduğu kesindi." Neil Gaiman Çok büyük beklentilerle okumaya başlayıp, hayal kırıklığına uğrayanlar için bir alıntı bu aslında. Douglas Adams bir romancı değildi, bu seriye de kitap olarak başlamadı. Bir radyo dizisiydi Otostopçunun Galaksi Rehberi, bu yüzden de okurken sit-com izliyormuş hissi verdi bana. Ben keyifle okudum, ama herkes aynı keyfi almak zorunda değil.
Baskı: Mahalleden Arkadaşlar
90'larda çocuk olmanın güzelliği... Yazar çok güzel anlatmış, yer yer de kahkaha attırdı; zaten sürekli gülümseyerek okuyorsunuz o ayrı ama bir de kendi çocukluğunuza dönüp hey gidi günler dedirtiyor ya.. Şimdiki çocukların o güzellikleri yaşayamayacağını bilmek hüzünlendiriyor insanı. Yaz akşamları yatsı ezanına kadar mahallede oynamak, annelerin her çağrısına 'beş dakka daha' diye yalvarmak (bitmezdi o 5 dk.'lar hiç), bisikletle 2 mahalle öteye gitmek için yaşanan adrenalin (öyle ya, annen balkona çıktığında göz önünde olman gerek), açlıktan ölmek ama yemek için eve çıktığında 'ya annem tekrar göndermezse' korkusuyla ses çıkaramamak ve mide kazınmasına dayanmak, bazen de annen balkona çıkıp 'hadi acıkmadın mı?' dediğinde yine aynı korkuyla ona -ekmek arası- yollaması için yalvarmak (ekmek arası ne olursa :) domates-peynir, domates-soğan, hatta salça soğan kavurma bile, karnımız doysundu da) ve daha bir sürü şey... 90'larda çocuk olmak.. Bu kitap beni çocukluğuma götürdü getirdi sağolsun, çok da güzel oldu..
Baskı: Tatar Ramazan
Tatar Ramazan'ı duymuştum, dizisi de yapılmıştı sanırım. 1990'da Kadir İnanır'ın baş rolünü oynadığı 'Tatar Ramazan' ve 'Tatar Ramazan Sürgünde' olarak 2 de filmi çekilmiş. Ne filmlerini ne de dizisini izledim. Ama daha acısı Kerim Korcan'ı bu kitapla yeni keşfetmem oldu, okunması gereken kitaplar arasında görüp almıştım kitabı. --Korkuya karşı bir isyan, gücün altında ezilmişlere bir umut, zulüm edenlere ve hor görenlere karşı bir keskin bıçaktır Tatar Ramazan. Yalın ve hayattan bir kahramandır Ramazan, sahicidir.. Kerim Korcan da Tatar Ramazan gibidir. 1918' de Adapazar’ının bir köyünde doğmuştur. Babası fakir bir saat tamircisidir. Kerim, ilkokula Devlet Demiryolları Okulu’nda başlar. Ancak okul hayatı uzun sürmez. Kadro fazlasıdır. Kadro fazlası bir grup çocukla birlikte okuldan çıkarılır. Daha sonra Eskişehir’de yazıldığı ilkokuldan da yoksulluk nedeniyle ayrılacaktır. Hayatını çalışarak kazanmaya başladığında 15 yaşındadır. Marangozluk, kahveci, dondurmacı, köfteci, kitapçılık ve berber çıraklığı gibi işlerde çalışmıştır. Kitap okumaya o yıllarda başlar. Ailesi ile birlikte İstanbul’a göçtüklerinde ise artık Kerim Korcan’ın okuduğu kitaplar yeni yaşamına yön verecektir. Çok geçmeden karmaşık toplum olaylarının içinde bulur kendini. Gündüzleri yaşama savaşı verirken, geceleri de insan emeğinin onurunu korumak için Ter Adamları'nın tarihi yürüyüşüne katılır. 1938 yılında siyasi polis Kerim Korcan'ı 1 Mayıs mitingine katıldığı için gözaltına alır ve yoğun işkence görür. Askeri isyana teşvik etmekten dolayı 16 arkadaşıyla birlikte Donanma Kor Askeri Mahkemesi'nde isyan suçlusu olarak 12 yıl ağır hapse çarptırılan Korcan, 10 yıl yattıktan sonra dışarı çıkar. Hayatını türlü sıkıntılar içinde çalışıp kazanırken, bir taraftan da siyasi hareketlerini sürdürür. Türk Ceza Kanunu'nun ünlü 141 ve 142.maddelerine karşı gelmekten 1957'de tekrar tutuklanır. İstanbul Sultanahmet Cezaevi'nde 2 yıl hapis yattıktan sonra beraat eder. Hapishanede başladığı yazma serüveni içerisinde 1969 yılında yazdığı Tatar Ramazan da vardır. Yapıtlarındaki figürler gerçekçidir. Hayattan koparılmamış, roman sayfalarına zorla monte edilmemişlerdir. Kendi lehçeleriyle konuşurlar, abartısız arı bir dille yazılmış ve sayfalarda ölçüyle duran hikayeleri vardır. 1989’a kadar hem yazar hem de ceza evlerinde konaklamalar, davalar, soruşturmalar devam eder. ‘Ateşten Köprü’ isimli romanında komünizm propagandası yaptığı iddia edilip, İstanbul DGM’de yargılanır. 1989′da ise beraat eder.-- 1984'te Ege ünv.'nin düzenlediği Ulusal 1.Tiyatro Araştırmaları Kongresi'nde dinleyicilere kendini "Adım Kerim, soyadım Korcan. Adapazarlı bir saat tamircisinin oğluyum. Toplumumuzun yaptığı çağrıya; daha doğrusu kesin bir görev emrine uyarak kırk yıldır düşünce ve fikir savaşı alanındayım." diye tanıtan Kerim Korcan 1990 yılında kansere yenik düşer.
Baskı: Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
Ben bu kitabı daha önce niye okumamışım diyorum. Ben bu kitabı lisede ya da üniversitedeyken okumalıymışım o zaman belki memuriyete başladığımda gördüklerime, yaşadıklarıma bu kadar şaşırmazdım :) Aziz Nesin yine yapmış yapacağını ve ülkemin değişmeyen, değişemeyen ve gelecekte bir gün değişir diye umduğumuz gerçeklerini çok güzel bir kara mizahla anlatmış.