inci
@inci

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Uğursuz Kolye
8/1029.04.2013

Baskı: Uğursuz Kolye

Yeni bir Nora Roberts kitabı daha bitirmenin hüznü içindeyim desem tam yeridir. Kalemini sevdiğim ve her kitabını okuyacağım yazarlardan biri Nora Roberts. Sizlere de bu kadının kalemiyle tanışmanızı şiddetle tavsiye derim :) Zaten yazarın kalemini sevdiğimi söylediğim için kalemini över nitelikte sözler söylemeyeceğim ama kitabı aşk romanı beklerken içerisinde heyecanla ve soluksuz okuyacağım bir macera beklemiyordum. Evet aşk vardı ama aşkı da öyle güzel macerayla harmanlamıştı ki soluksuz okunacak hale gelmiş kitap. Kitapta denize açılmaları, dalmaları, batık bulmaları ve batıktan eserleri çıkarma çabalarının olduğu sayfalar soluksuz okunacak şekilde yazılmıştı, okurken film izler gibi sahneler gözümde canlanıyordu. Bu harikaydı. :) Özellikle batıkla ilgili sayfalar o kadar detayla yazılmış ki hiçbir şey atlanmamış okuyucu tatmin edecek şekilde yazılmıştı. Bütün bu batıklarla ilgili detayların yanında arkadaşlık, ortaklık, aile ilişkisi ve aşk profesyonelce kurgulanmıştı ki o sayfalar okurken yüzümde bir gülümseme oluşturuyordu. Hele ki Tate ve Matthew'un olduğu satırlar ayrı bir keyifti. Atışmaları, aşkları ve birbirlerine davranışları... harikaydı. Eee bir de aşkın kokusu varsa havada o sayfalar harikadan da öte oluyor :)) Angelique'in Laneti'ne ilişkin yazılmış kurgu gerçek gibiydi. En sevdiğim satılar onun hakkında yazılanlar olduğunu itiraf etmeliyim... Nora Roberts'ın şimdiye kadar sadece MacGregor Serisi'ni okumuştum şimdi farklı bir kitabını okuyunca kadının cidden nadir bulunan bir yeteneğe sahip olduğunu düşündüm. Şiddetle tavsiye ederim bu kitabı okuyun ve yazarın diğer kitaplarını da okuyun. Okuyucuyu tatmin edecek ve istediğini verecek bir kalemi var. http://illekitap.blogspot.com/2013/04/nora-roberts-ugursuz-kolye.html

Baskı: Aşk Kokan Çiçekler (Chesapeake Shores #2)

Yazarın okuduğum ilk kitabı ama ülkemizde yayınlanan ikinci kitabı. Okuyucuların yazarın ilk kitabı "Aşka Şans Ver" için oldukça iyi yorumlar okuduktan sonra yazarı merak etmiştim ve şimdi bu kitabı okuyunca neden bu kadar sevildiğini anladım :) Detaylara daha sonra değineceğim :) Öncelikle yazarın dilini sevdiğimi söylemek istiyorum. Akıcı, sade ve insanı içine çeken duyguları hissettiren ve gerçeklik hissi tattıran bir dili var. Özellikle bütün karakterlerin gözünden olaya bakmak mümkün bu yüzden de daha farklı hissettiriyor kitap. Kitaptaki karakterlerin birbirleri ile olan ilişkilerini çok sevdim. Sadece bir aşk hikayesi olarak kalmamış bir ailenin ilişkileri, bağları, arkadaşların arasındaki ilişkiler... hepsini işlemiş ve karman çorman halde değil sadece ve ustaca kurgulanmış bir şekilde kaleme dökülmüş hikaye bu yüzden çok beğendim. Will, Mack ve Jack'in arkadaşlık ilişkisinin olduğu satırları eğlenerek okudum. Hatta bazı yerlerde kahkaha attım. O'Brien ailesinin bağları, kardeşlik ilişkileri de çok güzeldi. Her şeye rağmen birbirlerine destek vermeye hazır bir aileyi okutuyordu yazar. Bree'nin anne ve babasının ilişkilerini de okumak bambaşka bir olaydı. Jack'in Bree'ye davranışlarındaki tutarsızlığa ve kararsızlığa zaman zaman kızsam da onun tarafından bakıldığında hak verdiğim zamanlar oldu. İkisinin aşkı tekrardan bulup ve ikinci bir şans yakalamaları çok güzeldi. İnsanda gülümseme hissi uyandırıyor. :)) Çok fazla yorum yaparsam kitap içeriğine girerim bu yüzden kısa kesiyorum. Kitabı ben çok sevdim ve herkese de tavsiye ederim. Her yaştan okuyucunun okuyabileceği bir kitap olduğunu da not düşeyim :) Her ne kadar ben ilk kitabı okumadan ikinciyi okumuş olsam da "Aşka Şans Ver" ve "Aşk Kokan Çiçekler" bir serinin ilk iki kitabı. Her kitap farklı bir O'Brien bireyini konu alıyor. Seri toplamda 8 kitaptan oluşuyor ve chick lit ve aşk romanları kategorilerinde yer alıyor. "Chesapeake Kıyıları" serisinin ülkemizde yayınlanan kitapları: 1. Aşka Şans Ver 2. Aşk Kokan Çiçekler http://illekitap.blogspot.com/2013/04/sherryl-woods-ask-kokan-cicekler.html

Baskı: Biz Evleniyoruz (Bridgerton, #8)

Ve Bridgerton'ların son kitabı... Bu seri bitti diye cidden çok üzüldüm çünkü gerçekten çok eğlenceli ve keyifli bir aileydi ve dolayısıyla çok da güzel bir seri olmuştu. Bu kitapta tek evlenmeyen kalan kardeş Gregory'i okuyoruz. Kişiliği kitabı eğlenceli hale getirmişti hele ki Hermione, Lucy ve Gregory üçlüsünün bulunduğu sayfalar muhteşemdi. Ancak... son bölümde kahkahalar attım. Yazar dört yüz küsürlük sayfanın sanki bütün olaylarının stresini son bölümde atmıştı. Çok güzeldi :)) Şimdiki satırlarda kitap içeriğine girmiş olabilirim :)) Yani düşünün bir yazar basit bir sandviç düzeni konusunda sohbeti sayfalarca yazarken onu eğlenceli nasıl kılar... İşte bu kadın kılıyor. Partide Gregory ve Lucy arasındaki sandviç düzeni muhabbetini şaşkınlıkla ve eğlenerek okudum. Gregory'nin küçük kız kardeşine işkence çektirme konusundaki konuşmalarını zaten sormayın... bana kardeşimle kendimi hatırlattı. Bazen sırf sinir etmek için işkence çektirmek paha biçilemez ve yazarın tarihi aşk romanına böyle güncel bir detayı mizahi olarak araya serpiştirmesi kitabı gözümde daha eğlenceli kıldı. :)) Gregory ve Lucy arasındaki beklenmedik gelişmeler ve Lucy'nin Lord Haselby ile evlenmesine rağmen Gregory'nin aşkın peşinden koşması çok güzeldi. Lucy ile Haselby evlenirken kiliseyi basması, düğünü engelleyememesi sonra düğün yemeğine gelmesi ve evliliğin iptali için çırpınması... Gregory herhalde diğer Bridgerton'lardan daha fazla çaba harcadı aşkı için... :) ki zaten diğerleri direk aşkın içine düştüler ama Gregory resmen aşkı için savaştı... Her neyse fazla uzatırsam bütün kitabı anlatacağım :)) Kitabı çok beğendim gerçi bu kadın "ne yazarsa okudum" dediğim yazarlarımdan biri, bu yüzden beğenmem çok normal. "Bridgerton" serisi bitti diye üzülüyorum ama yazarın bu seriye ek bir kitap daha çıkarttı son zamanlarda. "The Bridgertons: Happily Ever After" adında. Dilerim Epsilon bu kitabı da bizlerle buluşturur olmadı yazarın diğer kitaplarına da razıyım :)) Bu seriyi sizlere şiddetle öneririm şahsen çok keyifle okuduğum, takip ettiğim bir seriydi. Aynı zamanda bitmesini istemediğim... Bence okuyun beğeneceğinizden eminim :)) http://illekitap.blogspot.com/2013/04/julia-quinn-biz-evleniyoruz.html

Baskı: Gökkuşağını Yakalamak

Günlük tadında bir kitaptı. Aslında daha çok bir kadının hayatının en zor anına tanık olunan, birinci ağızdan anlatılan bir kitaptı... Yazarın dili çok sade, hafif, akıcıydı ve çeviri de çok güzeldi. Devrik cümleler, imla hataları vs. yoktu kitapta ki bu durum bir okuyucu olarak en çok hoşuma giden bir şey oldu :)) Kitap, kırklarının başında olan beş yıl önce kızını kaybetmiş ve henüz onun acısını atlatamamış Bernie'nin kocası tarafından aldatılarak terk edilmesi ve ardından babasını yaşadığı kaybolma hissi ve ardından kendini bulmasın konu alıyor. Hatta hayatta sık sık karşılaştığımız bir kadın örneği... Kitap dram değil, hatta yer yer eğleneceğiniz güleceğiniz olayların olduğu bir kitap ama hepten de eğlenceli bir kitap değil. Hani eğlendiriyor ama alttan alttan da okuyucuya mesajlar iletiyor :)) Kitapta en çok hoşuma giden şey, Bernie'nin babasından kalan bulmaca defterini çözmesi ve bölüm sonlarında o özlü sözleri okuyabilmek çok güzeldi. Hatta bölüm başında karman çorman harfleri görünce bunlar ne böyle demiştim ki ikinci bölümde olayı çözdüm. İnce bir nokta ve güzel bir detaydı. Zaman zaman Ryan'a kızdım (Bernie'yi terk eden koca) ve zaman zamanda Diane'ye de kızdım. Ryan'ı saymıyorum hiçbir kısımda gözümde haklı tarafı yok ama Diane'nin arkadaşlığı çok güzeldi. Kitabın kapak tasarımını çok beğendim ve püsküllü ayracına bittim. Zaten Arkadya'nın püsküllü ayraç imajı cidden çok değişik ve hoş... :)) Kitabı beğendim ve okumanızı tavsiye ederim. Eğlenecek, düşünecek ve sonunda da Bernie'nin hayatına çizdiği yönü takdir edeceksiniz... Bernie'nin babasının dediği gibi 'Hayatta gökkuşağının peşinden ya gidersin ya da gitmezsin' Bernie gökkuşağının peşinden gitmeyi seçti... :)) Kitabın başında çok hoşuma gitti ve onu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bernie'de tam olarak bu sözleri yerine getirdi, eskiler temizledi... "Bazen yeniye yer açmak için eskileri temizlememiz gerekir. Bunu bir kez yaptığımızda da yeni, hayal ettiğimizden çok daha farklı olur. Ve bu bazen daha iyidir..." http://illekitap.blogspot.com/2013/04/kathleen-long-gokkusagn-yakalamak.html

Sana İhtiyacım Var
6/1008.04.2013

Baskı: Sana İhtiyacım Var

Ah Judith ahh... elimdeki son Judith McNught kitabı okumanın hüznüyle doluyum... Henüz okumadığım bir kitabı daha olduğunu düşünerek kendimi mutlu etmeye çalışıyorum. Açık açık söylemek gerekirse şimdiye kadar okuduğum McNaught kitaplarından en düşük seviyedeki kitabıydı. Bilmem ilk romanı falan mıydı ama diğer kitaplarının yanında biraz sönük geldi. Güzeldi, akıcıydı ve aşk doluydu belki ama bana biraz aşk doluluğu konusunda eksik geldi. Neden böyle hissettim okurken bilmiyorum ama McNaught kitapları okurken aşkı genelde iliklerime kadar hissederken bunda o hissi yakalayamadım... Ramon'un maço erkek havalarındaki tutumu ve buna rağmen Katie'ye karşı uzlaşmacı ve ımmm... yumuşak... anlayışlı... aslında tam olarak hangi kelime karşılığı olur karar veremedim... çok güzeldi. Sinirlendiğinde, gururu kırıldığında bile öfkesini kontrol edebilmesi iyiydi. Katie'nin de geçmişindeki izleri atamadığı için kendini aşka kapamasını okumak ilginçti... güzeldi diyemiyorum ya da nefes kesici... çünkü sadece okumakta kaldım :( her şey bir anda oldu bitti gibiydi. Yani Ramon, Katie'ye yer sordu, onu adamdan kurtardı ve aşık oldu... Allah aşkına inandırıcılık bile yoktu bunda... Neyse, McNaught sevgim o kadar güçlü ki onun bir kitabını kötü yönde eleştirmek ihanet ediyormuşum hissi uyandırıyor :)) Her şeye rağmen kitapta kahkaha attığım sohbetler vardı. Her ne kadar duyguları hissettiremese de bazı diyaloglarda oldukça eğlendiriciydi. Bunlardan birini sizinle paylaşmak istiyorum :)) "Biraz yorgunum. Sanırım uyumaya gideceğim." "Peki yatakta ne düşünüyor olacaksın?" Ramon şaka yapar gibi sormuştu. "Mutfak için renk düzenini," diye yalan söyledi Katie. "Ah, gerçekten mi?" Katie gülerek kafasını salladı. "Sen ne düşünüyorsun?" "Ananasların toptan fiyatını." Ve... ve... Söylemeden geçemeyeceğim bir yer daha var. Katie, anne ve babasına Ramon ile evleneceğini söylediği zamanki konuşmalar da çok güzeldi. Hele annesi ile babasının yalnız özel olarak konuştukları zaman çok iyiydi :)) Genel anlamda Judith McNaught kalemine göre sönük olsa da diğer yazarların kalemine göre fena bir kitap sayılmazdı. Kolay okunabilen ve çabucak biten bir kitaptı bu yüzden tavsiye edebilirim. Ancak McNaught kaleminin gücünü biliyorsanız büyük bir beklentiyle okumayın :)) http://illekitap.blogspot.com/2013/04/judith-mcnaught-sana-ihtiyacm-var.html

Kalbim Sende Kaldı
7/1005.04.2013

Baskı: Kalbim Sende Kaldı

http://illekitap.blogspot.com/2013/04/judith-mcnaught-kalbim-sende-kald.html Okumadığım son üç McNaught kitabından biriydi "Kalbim Sende Kaldı" şimdi geriye iki tane kaldı. Bazen hepsini okusam biran önce diyorum bazen de acele etme dur sonra özlersin kadını diyorum ve duruyorum. Gerçekten özlenecek bir kalemi var kadının. Bu kitabı da diğer okuduğum kitapları kadar güzeldi. 300 sayfalık bir kitabı değil de sanki 50 sayfalık bir kitabı okumuşum gibi hissettirdi bittiğinde. Bu kadının kalemi kadar güzel yazan cidden çok az yazar var... Gönlümün kraliçesi... Bu paragrafta kitap içeriğine girebilirim :)) Kitapta en zevk aldığım yer Nick, Jim ve Lauren üçlemesi arasındaki sohbetlerdi. Hele ki benim kazağım muhabbetine çok güldüm ki güldüğüm çok muhabbet olmuştu. Ama Nick'in Lauren'i kovduğunda tüylerim diken diken oldu. Özellikle Lauren'ın sadece ince bluzla kapını önüne konulup Tony'e gittiği kısımlar insanın içinde burukluk oluşturacak derecedeydi. Gerçi Nick'de kendince haklıydı ama yine de dinlemesi gerekirdi, Lauren'e kendini savunması için bir şans vermeliydi... Neyse kitabın son bölümde de romantizm muhteşemdi ve sayfalar buram buram aşk kokuyordu neredeyse... Ayy kitabın son 50 sayfası favorimdi... :)) Nick aslında Jim'e çok teşekkür etmeli çünkü ikinci kez tam Lauren'i kaybetme safhasındayken yardım etti. Jim gibi bir arkadaşı olduğu için çok şanslı bence :) Lafı çok uzatmayacağım ve kitabı herkese tavsiye edeceğim. Cidden Judith McNaught ne yazarsa okunur, her yazdığı okunacak nadir yazarlardan ve onun adının göründüğü her kitabı şüphe etmeden alıp okurum ve sizlere tavsiye sizde alıp okuyun :)) Yine dayanamayıp çok beğendiğim iki yerdeki alıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Bu alıntı Nick ve Lauren'in henüz yeni tanıştıkları anda aralarındaki küçük konuşmadan bir parça... "Camdan bir ayakkabıya ayağı uyan bir kadını arayan erkekle ilgili bir masal mı vardı?" Lauren gözleri ışık ışık parlayarak başını salladı. "Külkedisi." "Bu ayakkabı ayağına uyarsa bana ne olacak peki?" "Seni yakışıklı bir kurbağaya çevireceğim." Bu sözler Nick'in aklından uzun bir süre çıkmadı diyerek de küçük bir tiyo verebilirim :)) Bu sözler de Nick'in Lauren'i tanımlama şekli :)) Ahh üstelik bu sözleri Lauren'in yüzüne söylüyor diyerek sizleri biraz meraklandırayım :)) "O tenime batan bir diken, ayağımın altında beliren bir su kabarcığı gibi. Gözleri meleksi, vücudu aklımı uyuşturuyor, ayrıca bir İngilice profesörünün kelime bilgisine ve bıçak kadar keskin bir dile sahip." Bu kadar alıntı yeter, şiddetle okumanızı tavsiye ederim :)

Şeytan ve Şair
7/1026.03.2013

Baskı: Şeytan ve Şair

Şeytan ve Şair... Kitabın ilginç bir konusu vardı ve hatta kitabı okumaya başlamadan önce de arka kapak yazısından falan biraz Kutsal Kemikler'deki gibi bir içerik bekledim ancak farklıydı... Cidden farklı bir kurgusu, konusu vardı... Kitap içeriğine giren detaylı bir yorum yapmayacağım çünkü bu tür kitapların alınıp, okunması ve okuyucunun kendisi güzel mi değil mi karar vermesi gerektiğine inanırım. Herkesin okuyabileceği kitap değil ben nazarımda :)) Kitabın en sevdiğim özelliği, daha başlarda olayların başlaması ve içeriğinde bir bulmaca çözer gibi konunun ilerlemesiydi. Ancak zaman zaman fazla detay olduğunu düşündüğüm ve sıkıldığım kısımlarda olmadı değil... Bazı edebi kısımlarda ya da tarihe kaçan kısımlarda sıkıldım çünkü bildiğim bir edebiyat, geçmiş ve tarihti ve bilmeden okumak da biraz sıkıcı geldi... Yine de akıcılığı ve konusu sürükleyiciydi... Kitabın yanılmıyorsam İngilizce basımı yok.. .sanki bir yerde öyle okumuştum ve kitabı okurken acaba yazılanların gerçeklik payı var mı diye de düşündüm. Cidden güzel kurgulanmıştı ve cidden olaylar, olgular bit bütünlük içindeydi ve her şey birbiriyle uyumla iç içeydi. Zaman zaman sıkılmış olsam da kitabı beğendim ve kitabın esrarengiz bir bulmacaymış gibi çözülmesi de hoşuma gitti. Kitabı da tavsiye ederim eğer biraz gizem, araştırma, koşuşturma, cinayet olduğu için de polisiye ve birazcık da İngiliz Edebiyatı okumaktan sıkılmazsanız eğer... :)) Arada Shakespeare'in sonelerinden alıntıları okumak çok güzeldi... Yazarın dili akıcıydı ve çeviri de çok iyiydi... İmla hataları, devrik cümleler yoktu... Bazı sohbetlerde gülerken bazı sohbetlerde dikkat kesildiğinizi hissettiriyordu... Kitapta hiçbir kusur yoktu ve püsküllü ayracına da bittim ;) http://illekitap.blogspot.com/2013/03/john-underwood-seytan-ve-sair.html

Baskı: Alacakaranlık (MacGregor Ailesi, #6)

http://illekitap.blogspot.com/2013/03/nora-roberts-alacakaranlk.html Kapaktan da anlaşıldığı üzere bir tarihi aşk kitabıydı. İskoç ve İngilizlerin karmasıydı. Ve asıl önemli olan da yazarın Nora Roberts olması... Bu kadının çok güzel güncel aşk romanı yazdığına tanık oldum. MacGregor ailesinin aşklarını okuduktan sonra tarihi aşk kitabını ve serininde yeni kitabı olduğunu görünce alıp okuyayım dedim ve kadının tarihi aşkı da çok güzel yazdığını gördüm. Kadın tek kelimeyle mükemmel bir yazar. Karakterler arasındaki diyaloglar çok güzeldi. Hele ki Serena ve Brigham arasındakilerde yer yer kahkaha attım. Bu yazar okuyucuyu gerçekten eğlendirmeyi biliyor ve yer betimlemeleriyle de o yerlere götürmeyi de çok iyi biliyor. Ancak savaş sahnelerinde biraz sıkıldığımı inkar edemem :)) sanırım istediğim gibi bir savaş yazılmamıştı ondan da olabilir. Ama kitap genel anlamda çok akıcı ve sürükleyiciydi. Bir çırpıda biten ve bittikten sonra bir tatmin duygusu yaşatıyordu. Aşk sahnelerinin haricinde mağarada geçirdikleri zamanlarla ilgili satırlar çok hoşuma gitti. Hele hamile Serena'nın bir elinde tabanca bir elinde kılıçlı okumak paha biçilemezdi. MacGregor ailesini okurken aslında kökenlerinin nerede dayandığını öğrenmek çok güzeldi. Bir MacGregor ile bir İngiliz'in kanının birbirine karışmasını okumak... onların Amerika'ya nasıl gittikleri... Daniel'in meşhur İskoç kanını okumak cidden çok güzeldi. Seriyi seven ve tavsiye eden biri olarak bu kitabı da tavsiye ederim ki zaten Nora Roberts yazmış okunmaz mı? :)) şahsen gözüm kapalı kitaplarını alacağım yazarlardan biri benim için :))

Baskı: Ben Ölene Kadar (Revenants, #2)

http://illekitap.blogspot.com/2013/03/amy-plum-ben-olene-kadar.html Revenant serisinin ikinci kitabı Ben Ölene Kadar... Fantastik aşk romanlarından biri... hatta serilerinden biri... Çok daha genç kesime hitap ettiğini serinin ilk kitabı "Benim İçin Öl" yorumumda yazmıştım... Ama yine de benim hoşuma gitti :)) Yarın kalemi sanki bu kitapta daha iyi gibi geldi ya da kitabın olay akışından öyle hissettim bilemiyorum... Bu kitabı ilkinden daha çok beğendim çünkü daha duygusaldı ve fantastiklikle aşk daha güzel harmanlanmış gibiydi. İlk kitapta aşık olup da Vincent'in ne olduğu falan ortaya çıkmasının getirdiği olaylar varken bunda daha bilinçli ilerliyordu olaylar... Aşk için fedakarlıklar, göze alınan riskleri, araştırmaları okuyoruz... Hatta arkadaşlığı ve onun yanında ihaneti de okuyoruz... Bu yüzden bu kitabı daha çok beğendim. Nedense bende Georgia gibi Viollete'tan hoşlanmamıştım ve bu konuda çılgın kız Georgia ile aynı duyguları hissetmek çok güzeldi... Arthur'un davranışlarını ve Georgia ile arasında gelişen olayları daha fazla okumak isterdim. Ahh bir de değinmezsem olmaz, Arthur ile Kate arasında kütüphanede geçen konuşmaya bayıldım. Hatta kahkahalarla güldüm :)) Kitap çok fena yerde bitti. Sırf serileri böyle bitişler yüzünden okumuyorum okuyacaksam da bütün kitaplarının yayınlanmasını bekliyorum. Şimdi beklemek çok zor olacak.. Kitapta ilk kitaptaki çeviri sorunları vardı. Rahatsız olduğum kısımları söylemiştim ve aynı çeviri bunda da vardı. Umarım üçüncü kitapta olmaz diyeceğim ama muhtemelen aynı çevirmenin elinden çıkarsa olacaktır. Eee artık görmezden geleceğiz ne yapalım. Sıradaki kitap heyecanla bekleyeceğim ve eğer sizlerde fantastik aşk okumak istiyorsanız okuyabilirsiniz bence tatlı bir dünya gibi geliyor kitap :)) hafif bir dili olduğundan da sıkmıyor en azından ben sıkılmadım :))

Baskı: MacEgan Olmak (MacEgan Brothers, #6)

http://illekitap.blogspot.com/2013/03/michelle-willingham-macegan-olmak.html MacEgan Kardeşler serisinin altıncı kitabı MacEgan Olmak... Seriyi geç de olsa bitirdim ve son bir kitabı kaldı o da henüz çevrilmedi ne yazık ki... Ama genel olarak MacEgan erkeklerinin kitapları bitti. Ve hepsine ayrı ayrı bayıldım. Trahern'in hikayesini birazıcık Bevan'ın hikayesine benzettim. Aslında konu olarak benzerlik yoktu ama Bevan'da karısını kaybetmiş onun yasını tutarken başka bir kadına aşık oluyordu Trahern'de sevdiği evlenmek istediği kadını kaybediyor ve onun yasını tutarken ve intikam isterken başka kadına aşık oluyor. Özellikle Trahern'in geçmişini öğrendikten sonra bu benzerlik beni gülümseterek "evet adamım sen bir MacEgan'sın" dedim. Morren'in yaralı ruhunu ve bedeninin ilacı Trahern'in olması çok romantikti. Aslında ikisi de yaralı ruhlarını birbirleri ile iyileştirdiler ve bunu okumak çok zevkliydi. Gunnar ile aralarında gelişen istemsiz yakınlığın ardındaki gerçekler cidden çok güzeldi ama en güzeli de MacEgan kardeşlerinin aralarındaki bağ... Kitapta diğer kardeşleri okumak, onları çoluk çocuk görmek, mutluluklarına tanık olmak çok güzeldi. Özellikle bir önceki kitaplarda onların en zorluklardan geçtiğini okuyup da bunda onları evli mutlu çocuklu okumak inanılmaz bir zevk ve tatmin duymama neden oldu. Morren'in kardeşi için yaptığı fedakarlık insanın içine işleyen bir fedakarlıktı ve kitapta en çok mutluluğu hak eden kişinin onun olması gerektiğine inandım... Onu gülerken, mutlu olurken okumayı istedim ve yazar kitabın sonunda bunu bana verdi. Seriyi en başından beri okumak ve her bir kardeşin mutluluklarına tanık olmak çok güzeldi. Bazen bazı kitaplar ya da seriler bittiğine üzülürsünüz ve bende bu seri bitti diye üzülüyorum. Umarım yakın zamanda yazarın yeni serilerini okuyabiliriz. Serinin altı kitabını da tavsiye ederim... Her biri ayrı bir tat ve heyecan veriyor. Okumaktan keyif alacaksınız.

Baskı: Yasaklı Gelin (MacEgan Brothers, #2)

http://illekitap.blogspot.com/2013/03/michelle-willingham-yasakl-gelin.html MacEgan Kardeşler Serisinin ikinci kitabı Yasaklı Gelin... Bu kitabı bulamadığımdan diğer kitaplarını okuduktan sonra okumak zorunda kaldım ve diğerlerinin yanında bu kitap biraz daha heyecan ve olaylar bakımından sönük geldi bana. Evet yazarın dili çok iyi, akıcı ve sürükleyici yazıyor ve çok beğenerek ve zevk alarak okuyorum. Ama konu olarak mı yok pek savaş falan olmamasından mı bilemiyorum diğerlerine göre bana durgun geldi. Patrick'in klan halkı için her şeyi göze alması ve onun için kendi hayatını feda edebilecek kadar sorumlu hissetmesi kesinlikle takdire değerdi... ama Isabel'e yaklaşımları söylediği sözler ise sinir bozucuydu. Kale hakkında Isabel'in sözlerini dinlemesi beni şaşırttı... Kardeş bağları ve kardeşler arasındaki ilişki bütün seriyi okurken hayran kaldım ve bu kitapta da bunu görmek güzeldi. Kuzen olmalarına rağmen ve kendisine karşı komplo kurmasına rağmen Ruarc'a davranışları, onu kardeşi gibi görmesi ve riski göze alarak kurtarma çabası da çok güzeldi. MacEgan'ların kendi aralarındaki bağ o kadar güzel ki belki de seriyi bu kadar gözde yapan ve sevilmesini sağlayan budur bilemiyorum ama kesinlikle bu özellik benim gözümde seriyi bir numara yapıyor... Her neyse... dediğim gibi diğer kitaplara nazaran bu kitap bana biraz sönük ve durgun geldi. Diğer kitaplarında çok zevk almıştım bunu o kadar çok zevk alarak okumadım. Ama yine de seriyi sevdiğimden ve hepsi de birbirileri ile bağlantılı olduğundan tavsiye ederim okuyun.

Baskı: Aşkın Kollarında (American Heiresses, #2)

http://illekitap.blogspot.com/2013/03/julianne-maclean-askn-kollarnda.html Amerikan Varisleri serisinin ikinci kitabı Aşkın Kollarında... Yazarın dilini çok beğeniyorum, gerçekten tarihi aşk romanı sevenleri tatmin edecek bir dile sahip ve insan okurken zevk alıyor... Nasıl bittiğinin farkına varmıyor ve bittiğinde de keşke bitmesin diyor. Böyle bir kalemi var yazarın... En azından benim için öyle... Serinin ilk kitap olan "Beni Aşk İnandır"dan daha çok sevdiğimi söylemeliyim. Aslında iki kitapta çok iyiydi ama bu kitabın konusu daha çok hoşuma gitti. Sanırım Clara'nın ve Seger'in biraz toplum kurallarını yıkarcasına sergilediği davranışlardı buna sebep. Bu paragrafa kitap içeriğine girebilirim :)) Kitabı okurken ciddi anlamda sinirden köpürdüğüm anlar vardı bunlardan biri Clara ile Gillian arasında geçen konuşmalar diğer ise Quintina ve Gillian ikilisinin Clara hakkında attıkları iftira ve düzenledikleri oyunlar. Okurken cidden sinir oldum, yanımda olsalardaki şüphesiz ki parçalardım. Seger ile Clara arasındaki konuşmalarda genellikle keyifli aldım ama ne inkar edeyim bazen Seger'in davranışları da bana itici geldi. Bir adam hem bu kadar sevimli olup hem de nasıl bazen bu kadar sinir bozucu olur şaştım. Seger sevilesi bir karakter mi yoksa sevilmemesi bir karakter mi karar veremedim ta ki Daphne ile Seger arasındaki konuşmaya kadar. İşte o zaman "adamım sen aşık olmuş da haberin yok" dedim... Kitaba genel anlamda birkaç şey söylemek gerekirse... Kapak tasarımına bayıldım hele ki kapaktaki kızın Clara ile aynı özelliklerde olması çok daha hoşuma gitti. Hani sırf kapak için bile alınır bu kitap dedim gerçi konuda çok güzel ya neyse :) Kitapta birkaç cümlede devriklik ve yarım bırakılmışlık vardı ama akıcılığı bozmadığından dolayı pek sorun edilecek ve büyütülecek bir kusur olarak görmüyorum. Her kitapta oluyor bunlar çok doğal bu yüzden. Yorumumu bitirirken sizlere sadece bu kitabı değil, "Amerikan Varisleri" serisini tavsiye ederim. Henüz ülkemizde iki kitabı yayınlandı ama devamı da gelir ne de olsa Ephesus serilerin arasını çok süre açmıyor. Kitapları gerçekten sevecek ve keyifli okuma saatleri geçireceksiniz. Hele ki aşk romanlarını seviyorsanız kaçırmayın derim.

Işığı Ararken
10/1005.03.2013

Baskı: Işığı Ararken

http://illekitap.blogspot.com/2013/03/elizabeth-haynes-isg-ararken.html Ne kitaptı ama... Psikolojik - gerilim deniliyordu kitaba ben gerilimi hissetmedim sadece gerilim olarak adlandırılan kısımlar bana daha çok gizemli geldi ki bu da merakımı uyandırdı... ama psikolojik kısmı evet doğruydu insanı psikolojik olarak etkiler bu kitap. ayrıca onda psikolojik detayın arasında da ince bir şekilde aşkın işlenmesi mükemmeldi. Yazarın kalemini çok sevdim. Cidden böyle bir konu için akıcı bir kalemi vardı ve konu olarak bir geçmiş bir gelecek ilerlediği için arada kopukluk olur alışmak - adapte olmak sorun olur diye düşünürken yazar öyle bir işlemiş ki kelimeleri geçmişe ve günümüze gidip gelmek hiç zor olmadı. Bu yüzden yazarı takdir ettim. Kitabın konusunu çok beğendim. Böyle kitapları arada sırada da olsa okumayı seviyorum çünkü içinde gerçeklik paylarını barındırdıklarına inanıyorum. Kitap kurgu mu yoksa gerçeklik payı var mı bilmiyorum ama yaşanması imkansız olaylar değil ve dünya da bir yerlerde böyle olayları yaşayan kadınlar var bu yüzden insanı psikolojik olarak etkiliyor... ve ben de beni böyle etkileyen kitaplara tapıyorum. Kitabın eleştireceğim tek yönü bir iki yerde tarihlerde hatalar vardı. Mesela aralık olması gereken yerde kasım yazılmıştı gibi.. gerçi okurken hangi tarih olduğunu zaten kavrıyorsunuz ama yine de fark ediliyor. Sadece söylemek istedim bunu benim için çok büyük bir şey değildi çünkü böyle kitapların bir nazar boncuğuna ihtiyacı vardır bu minicik hatalar da nazar boncuğu olsun. Kitabı konusunu anlatan bir özet geçmeyeceğim zaten kitabın arka kapak yazısı konusunu çok güzel özetliyor. Ama yine de değinmek istediğim birkaç yer var ve bu kısımlarda kitap içeriğine giren detayları söyleyebilirim... Öncelikle Cathy'nin güçlü olması, özellikle Stuart ile tanıştıktan sonra korkularını, psikolojik takıntılarını yenmesi çok güzeldi, yaşadıklarından sonra mutluluğu kesinlikle hak ediyordu. Sylvia ise... her ne kadar hiçbir kadının böyle bir muameleyi hak etmediğini düşünsem de Sylvia'nın Lee'den gördüğü muameleyi halk ediyor dedim kitabı okurken. Hani derler ya "eden bulur" onun gibi sen arkadaşına inanma git onun aleyhine ifade ver.. işte şimdi gördün sende işin iç yüzünü dedim okurken. Cathy'nin Lee ile karşılaştığı son sahnedeki güçlü, cesur davranmasının arkasındaki dokunuşun Stuart olduğunu düşünüyorum. Gerçekten çok yardımı oldu ve sonunda ikisinin de mutlu olduğunu görmek çok güzel. Kitabı ben çok beğendim ve bayıla bayıla da okudum. Aşk romanları her zaman ilk tercihim olsa da bu tür kitaplar da başımın tacı olan kitaplardır. İnsanların yaşama olasılığı yüksek konuları anlatan kitaplar dünyanın iç yüzünü bize gösterirken her kitaplıkta, kütüphanede bu tür kitapların bulunmasını öneririm. Bu yüzden de size tavsiye ederim bence mutlaka okuyun bu kitabı...

Baskı: Benim İçin Öl (Revenants, #1)

http://illekitap.blogspot.com/2013/03/amy-plum-benim-icin-ol.html Revenants Serisinin ilk kitabı... Seri şimdilik 3 kitaptan oluşuyor ve yurtdışında üçüncü kitap mayıs ayında çıkacak... Kitap fantastik türde bir kitap ve biraz da 'teen' diye adlandırılan gençlik kesime hitap ediyor. Yazarın dili fena değildi, aslında güzeldi de... Akıcı ve merak uyandırıcı yazmıştı. Konusu bir yerde bilindik insan kız ve insan olmayan bir erkeğin aşkı.. Artık bu tür konulara alışmış ve bağışıklık kazanmış olmamıza rağmen kitapta ilgi çekici noktalarda vardı... Kitaba dair detaylı bir yorum yapmayacağım belki okumak isteyenler varsa onların hevesini kaçırmak istemem. Kitapta karakterlerin yaşam tarzları ve Fransa'nın geçmişine birazıcık değinmesi çok hoşuma gitti... Bunlar bazı okuyucu için gereksiz detay gibi gelebilir ama ben sevdim... Bu türün her kitabında mutlaka bir dövüş, savaş sahnesi oluyor ve bunda da vardı... yazar o kısımları çok güzel işlemişti. Okurken inanılmaz zevk aldım. Kitabı genel olarak sevdim ve şahsen serinin ikinci kitabı olan Ben Ölene Kadar'ı da okuyacağım. Gerçi kitap biraz daha genç kesime hitap ediyor da denilebilinir ama yirmili küsürlü yaşlı kişilerinde seveceğini düşünüyorum... İyi sözlerin yanında eleştirmek istediğim noktalar da var... Çevirisi pek güzel değildi. Akıcılığı bozacak ya da imla hataları olan bir kitap değil ama şahsen rahatsız olduğum bir nokta vardı. O da kitap birinci ağızdan anlatılıyordu ve 'ben şöyle dedim, o şöyle dedi, bu şöyle bir açıklama yaptı' tabirleri kullanılıp tırnak açılıp söylenen sözler yazılmış. Onların yerine şahsen konuşmanın sonuna dedim gelmesini tercih ederdim. Mesela örnek vermek gerekirse; "Bu imkansız!" diye haykırdı Ambrose hayretler içinde, sonra havaya doğru şöyle dedi, "olamaz Vincent!" Bu cümlede mesela 'havaya doğru şöyle dedi' yerine 'havaya doğru "olamaz Vincent!" dedi' diye çevrilmesi okuyucu için daha güzel olurdu bence. Tamam orjinalinden uzaklaşamazlar ama küçük çeviri hileleri de daha akıcı olması için kullanılabilinir diye düşünüyorum. Ah bir de 'hart' diye girdi şeklinde dövüş sahnesinde kullanılan bir söz vardı. Belki buna birşey söylenemez ama arkadaş tam adapte olmuş dövüş sahnesini heyecanla okuyorsun karşına böyle bir cümle çıkıyor. Komedi gibi geliyor sonrası... Şahsen bu tür bir terimin özellikle savaş sahnesinde kullanılmasından hoşlanmadım. Bu kusurun yanında kitap okunabilinirdi ki dediğim gibi konuyu sevdim yazarın anlatımı sevdim, çeviri kusurlarını da görmezden gelerek kitabı fantastik türü sevenlere tavsiye ederim. Revenants Serisinin diğer kitapları: 1. Benim İçin Öl 2. Ben Ölene Kadar 3. If I Should Die

Baskı: Sadece Sen (MacEgan Brothers, #5)

http://illekitap.blogspot.com/2013/03/michelle-willingham-sadece-sen.html MacEgan Kardeşler serisinin 5. kitabı Sadece Sen... Kitap, serinin diğer kitaplarından biraz farklıydı. Yani Ewan'ın küçüklük hallerini, sakar savaşamayan hallerini bildikten ve okuduktan sonra evlenecek kadar büyümesine ve savaşçı olmasına biraz şaşırdım gerçi böyle bir şeyi beklemem gerek sonucunda kitap ne olacaktı çiftçi mi? Ama yine de farklı hissettim sanki benim küçük kardeşim de büyümesine tanık olmuşum gibi :)) Neyse uzatmayayım :)) Kitap güzeldi, akıcıydı ve bir yarış vardı daima... Ewan evlenmek isteği kızın diğer taliplerine karşı bir yarış içerisindeydi ama bir yandan da kızın ablasına da ilgi duyuyordu. Honora'da tam bir kadın savaşçı... Ewan ile daha eskilerden bir tanışıklıkları olduğu için birbirlerini daha iyi tanıyor ve tamamlıyorlardı... MacEgan'ların kardeşlik bağları çok güzeldi. Bunu her kitapta görüyoruz ve inanın kitap çok kötü bile olsa -ki çok güzeldi- sırf kardeşlik bağı için bile okunurdu. Seriyi hep tavsiye ettiğimi söylüyorum ve yine dile getirip söylüyorum eğer eski zamanlardaki savaşçıların aşk hikayelerini okumayı seviyorsanız tavsiye ederim

Baskı: Şifalı Eller (MacEgan Brothers, #4)

http://illekitap.blogspot.com/2013/02/michelle-willingham-sifal-eller.html MacEgan Kardeşleri serisinin 4. kitabı Şifalı Eller... Hani bazen kitap isimleri ile kitap konuları pek alakasız olur ya bunda tam tersi.. Bu kitaba bu isimden daha uygun bir isim olamazdı. Yazarın kalemine veya diline dair yorumda bulunmayacağım çünkü diğer iki kitabını yorumlarken ne kadar iyi bir dili olduğundan ve ne kadar sevdiğimden bahsetmiştim. Kitap, diğer okuduğum iki kitabına (Yasak Tutkular, Acılarla Gelen) göre daha durgundu yani savaşsızdı... Çünkü bunda Connor MacEgan iftiraya uğruyor ve şifacı Aileen'de onu iyileştirmesini konu alıyor. Genel anlamda Connor'ın iyileşme sürecinde ve bulundukları klandaki olayları konu alıyordu... Genelde böyle kitaplar pek akıcı olmaz ama kitap inanılmaz akıcıydı farkına varmadan bitti... Neyse, kitapta işlenen aşk çok güzeldi. Okunmaya değerdi kesinlikle... Hele ki artık sonunda Connor intikam almaya gittiğinde Aileen'in her şeyden vazgeçercesine konuşması aşkının kanıtı... Ben bu seriyi çok sevdim ve keyifle de okuyorum... Herkese de tavsiye ederim okuyun. Serinin yanı sıra yazarın kalemi takip edilmeye, hayran olunmaya değer...

Baskı: Acılarla Gelen (MacEgan Brothers, #3)

http://illekitap.blogspot.com/2013/02/michelle-willingham-aclarla-gelen.html Kitap çok güzeldi. Hatta tam benlikti çünkü hep olaylar vardı, hep bir kovalamaca, heyecan vardı ki kitaplarda bunu severim hele bir de tarihi aşk romanlarında olunca keyfime diyecek olmuyor :) Yazarın dili o kadar akıcıydı ki nasıl bitti kitap anlamadım son sayfaya geldiğimde keşke bitmeseydi dedim. :) Genevieve'in aşkı son sayfalarda çok güzeldi, işte aşk... fedakarlık yapıyor aşkı için dedim ama Bevan beni çıldırttı. Hele ilk başlarda Genevieve yardım istediğinde geri çevirmesi sonradan yardım etmesi sinirime dokunmuştu ama sonunda da Fiona konusunda tepemi attırdı... Ama Bevan'ın babalık duygusu ve hisleri ona sempati duymamı sağladı. Küçük MacEgan olan Ewan çok tatlıydı. Onun bu kitapta tatlı utangaç sevimli bir delikanlı olarak gördükten sonra kitabını okumak eğleneceği olacak... İlk kitapta MacEgan klanının kuruluşunu okudum ve bu kitapta da tam anlamıyla MacEgan Kardeşleri okudum... Ben bu seriyi tarihi aşk romanı sevenlere tavsiye ederim. Yazarın iki kitabını okudum ve çok beğendim ve herkese de tavsiye ederim. Serisinin diğer kitapları şu şekilde: Yasak Tutkular Yasaklı Gelin Acılarla Gelen Şifalı Eller Sadece Sen MacEgan Olmak Warriors in Winter (henüz çevrilmedi)

Baskı: Yasak Tutkular (MacEgan Brothers, #1)

http://illekitap.blogspot.com/2013/02/michelle-willingham-yasak-tutkular.html Yazarın ilk okuduğum kitabıydı ve diline hayran kaldım çünkü çok akıcı ve sürükleyici yazmanın yanında işlediği konu bütünlüğü ve kurgusu da çok güzeldi. Karakterleri çok güzel oturtmuştu çok beğendim. Kieran'ın köle olması ama tavırlarında köleymiş gibi olmaması, İseult'un ise tavırları, oğlunu araması çok güzeldi. Genelde bu tür kitaplarda erkeklerin hep kadınlarının ilk erkeği olma isteği ve kadınlarının bakire olmasını gerektiğini okurken bu kitapta kadın karakterin bir oğlunun olması ve evlenmemiş olması kitabı benim gözümde ayrı bir yere taşıdı. Farklıydı ve bu yüzden de sevdim. Zaten erkek karaktere aşık olmamak elde değildi. Savaş sahneleri vardı ve bu kısımları çok güzel işlemişti yazar ki keşke biraz daha uzun yazsaydı da okusaydık kaleminden diye düşündüm de... Kitapta çok beğendiğim iki alıntı vardı... Kitabın sonlarına doğru o alıntıları sizlerle paylaşmak ve yorumumu bitirmek istiyorum. :)) *** "Sen ne yiyorsun?" diye soru kendi payını neredeyse bitirmek üzereyken. Atın sırtını silmekle uğraşan Kieran onu duymazdan geldi ama küçük kız kolay lokma değildi, sorusunu yineledi. "Çok soru soran küçük kızları yiyorum," dedi Kieran. Shannon genç adama kaşlarını çattı. "Bu hiç komik değil." Hemen ardından ekmeğinden bir parça koparıp Kieran'ın eline tutuşturdu. "Paylaşabiliriz." Ekmek parçası, küçücük bir lokmadan ibaretti. Değil midesini doldurmak, ağzının içini bile doldurmazdı. Shannon'ın da fazla bir şey yemediğini biliyordu, bu yüzden davranışı Kieran'ı derinden etkilemişti. Daha önce kimse onun aç olup olmadığına aldırmamıştı. Tuniğini aşağı doğru çekildiğini hissedip baktı. Aidan da elindeki küçücük ekmek parçasını ona uzatıyordu. Hemen sonra sarsak adımlarla ateşin yanına döndü. Ekmek parçası içler acısı bir durumda olduğu halde Kirean hayır diyemedi. Her iki ekmek parçasını da birden ağzına attı. Ve hiç beklemediği bir şekilde bir doyum hissetti. *** Bütün kitap boyunca okuduklarımızdan sonra bu satılar insanın yüzünde tatlı bir tebessüm bırakıyor. Kieran'ın yaşadıklarından sonra bu satırlar çok güzeldi. Ve aşağıda paylaşacağım küçük satırda Shannon ve Aidan, Kieran'dan hikaye anlatmasını istiyor ve Kieran'ın anlattığı hikaye... Kahkaha attım okuduğumda :)) *** "Bir zamanlar, çok uzak diyarlarda bir prensesle bir savaşçı yaşarmış. Birlikte çok mutlu bir hayatları varmış. Son." *** Bu kadar uzun bir yorum yaptıktan sonra sizlere okumanızı tavsiye ediyorum, seveceksiniz hele ki bu türü seviyorsanız...

Baskı: Gölge ve Kemik (The Grisha, #1)

http://illekitap.blogspot.com/2013/02/leigh-bardugo-golge-ve-kemik.html "The Grisha" serisinin ilk kitabı Gölge ve Kemik fantastik bir kitap ve muhteşem bir hayal dünyasına dayalı. Bu kitabı okuyan okuyucunun kitabın herhangi bir satırında tatminsiz olacağını sanmıyorum. Kitabın kapağı çok güzel ki orijinal kapak yanılmıyorsam ve içinde tasvir edilen yerlerin harita şeklinde kitabın başlangıcında gösterilmesi muhteşem, Grisha'ların sınıflandırılmasının yapılması çok güzel ve iç tasarımı kusursuzdu. Sanırım fantastik türde bu tür şeyler çok dikkat çeken noktalar. Martı Yayınları bu yönden takdir ediyorum cidden özenli çalışmışlar. Yazarın dili çok sade ve okurken sıkmak mümkün değil ki olay akışındaki kendinizi kaybedip kitaba kapılıp gidiyorsunuz ki bir bakmışsınız ki onlarda sayfa okumuşsunuz... Kitabın kurgusunu çok ince ve özenle işlemiş yazar ve yapılan mekan tasvirlerini gözünde canladırmak çok kolay oluyor. Kitabın kurgusu çok güzeldi. Eğitim yerleri, insanların tavırları insanda merakta bırakıp okumaya ve kitabı bırakmamaya teşvik ediyor. Alina'nın yeteneği, Malyen ile olan arkadaşlığı, Karanlıklar Efendisi'nin gizemli tavırları, Küçük Saray'daki Grisha'ların davranışlar... Kitaptaki her karakter neredeyse kitabı heyecanlı hale getiriyor. Kitabın konusunu kaba taslak anlatayım, yoksa detaylara girip de okumak isteyenlerin hevesini kırmayayım. Alina bir haritacı ve Karanlıklar Diyarı'ndan geçecekler ancak geçiş sırasında volcraların saldırısına uğruyorlar. Alina'ın gücü sayesinde Karanlıklar Diyarı'ndan geri dönüyorlar. Ne Alina ne de diğerleri onun gücünden haberdar değil. Bunun üzerine Karanlıklar Efendisi'ne Alina'nın gücü gösteriliyor ve bunun sonucunda Alina'nın Güneşin Hakimi olduğu öğreniliyor. Olaylar da bu noktadan sonra başlıyor. Kitabı herkese tavsiye ederim. Fantastik türü sevmeyenler bile bence okusunlar çünkü okurken kitabın fantastikliğini unutup sanki gerçekmiş gibi kapılacaksınız kitaba. Ben çok beğendim ve serinin devam kitaplarını da heyecanla bekleyecek ve merakla okuyacağım.

Cesaretin Var mı?
8/1018.02.2013

Baskı: Cesaretin Var mı?

http://illekitap.blogspot.com/2013/02/vicky-dreiling-cesaretin-var-m.html How to" üçlemesinin ilk kitabı. Her kitap farklı bir karakteri konu alıyor ama tavsiyem sıraya göre gidin. :)) Yazarın dili güzeldi ve akıcı bir üslupla yazmıştı. Okurken sıkılmıyorsunuz ve keyifle okuyorsunuz. Hatta arada bazen geçen diyaloglarda gülebilirsiniz bile. Karakterler çok cana yakın aynı zamanda çok sevimliler ama tabi sinir bozucu karakterlerde var. Kitabın konusu değişikti. Yani o zamanlarda annelerin çöpçatanlık yapıp oğullarına ya da kızlarına eş bulma derdinde olduğunu okuyorduk ama bir dükün de gidip direk bir çöpçatandan yardım isteyeceğini düşünmemiştim. Bunu bu kitapta okumak değişikti ve aynı zamanda eğlenceliydi de. Kitapta eğlenceli bir çöpçatanlığın yanında biraz aksiyon da vardı. Tessa'nın geçmişinin verdiği aksiyon... Güzel arkadaşlıklar ve göze görünen aile bağlarını da okudum. Özelikle son iki kız kaldığında kızların babalarının tavırları gerçekten çok güzeldi. Düşes'in Tessa'nın geçmişine yaklaşımı cidden hayranlık uyandırıcıydı. Ben kitabı sevdim ve ikinci kitabı çıktığında okuyacağım da. Ancak yayınevinin üçlemelerin son kitaplarını çıkarma konusunda okuyucuyu çok bekletiyor o yüzden üçüncü kitaptan umutlu değilim. Yine de eğer çıkarırlarsa ki çıkarmalarını istiyorum zevkle okurum ve sizere de tarihi aşk romanını seviyorsanız okuyun derim. Kitabın yorumunu kitabın son cümlesini alıntılayarak bitiriyorum. Eğilip Tessa'nın kulağına fısıldadı, 'sonsuza kadar benim biriciğimsin.'

Yerkara (Everneath #1)
10/1014.02.2013

Baskı: Yerkara (Everneath #1)

http://illekitap.blogspot.com/2013/02/brodi-ashton-yerkara.html Vay canına... Böyle bir kitabı yorumlamak çok zor... İlk defa bu tür bir kitapta yorum yapmakta zorlanıyorum... Ama bütün samimiyetimle söylüyorum ki okuduğum en güzel fantastik/paranormal kitaplardan biriydi. Yazarı ayakta alkışlamak gerekir. O kadar güçlü bir kurgu kurmuş ve bunu da mitolojiyle harmanlamış ki okuyucuya söz söyleme şansı bırakmamış. Yazarın kalemi çok güçlü ve sağlam bir şekilde kurgusunu kurmuş. Akıcı, sürükleyici ve merak uyandırıcı şekilde işlemiş her bir kelimeyi... Kitap içeriğine girmeden yorum yapmaya çalışacağım, ancak bazı yerlerde girersem şimdiden yorumu okuyacak arkadaşlardan özür diliyorum. Kitabın aralarında 'Beslenme'den önceki kısımlara yönelik geçmişin anlatılması çok güzeldi. Cole her ne kadar biraz kötü bir karakter izlenimi yaratsa da Noel partisinde söylediği "kimi zaman... kalplerimiz kırılır." sözü insanın içinde bir şeyleri kıpırdatıyor. En azından Cole karşı bir sempati duydum ve kendisini en az Jack kadar sevdim. Jake'in aşkına sahip çıkıp da Nikki için bu kadar fedakarca davranması, pes etmemesi, çabası ve yaptığı her şeyi anlatmak... kelimelerle ifade edilemez. Kitabın son yüz sayfalık dilimini öyle bir keyifle ve heyecanla okudum ki kitabın bitmesini hiç istemedim. Hele o tünellerin gelip alma safhası muhteşemdi. Ama son iki sayfası... rüyalarında Jack ile Nikki'nin buluşması... "sonsuza kadar seninle" ifadesi... tam anlamıyla kelimelerin kifayetsiz kaldığı noktaydı. Yazar duyguları o kadar güçlü işlemiş ki okurken o duyguları hissedebilmek çok güzeldi. Çeviri çok güzeldi, kitabın akıcılığı bozulmamıştı. DEX'in okuduğum ikinci kitabıydı ve bayıldım. Cidden başarılı bir yayınevi olarak görüyorum kendilerini. Umarım kısa zamanda "Yerkara"nın ikinci kitabını çıkarırlar. Şimdilik üç kitap olarak görünen "Everneath" serinin ilk kitabıydı Yerkara. Şiddetle tavsiye ederim okuyun. Açıkçası fantastik kitaplarda hep vampirler, kurt adamlar okumaya o kadar alışılmış ki bu kitabın değişik kurgusu okuyucuyu tatmin edecektir. Beni tatmin etti ve tekrardan bu türü bana sevdirdi.

Zoraki Düşes
7/1012.02.2013

Baskı: Zoraki Düşes

http://illekitap.blogspot.com/2013/02/sally-mackenzie-zoraki-duses.html Yazarın çok hafif ve çabuk okunan bir dili var. Hatta eğlenceli bir dili var bile diyebilirim. Çünkü bazı sohbetlerde güldüm ve bazı olayları eğlenerek okudum. Kitap ise güzeldi, eğlenceli ve romantik bir tarihi aşk romanıydı. Hatta aşk romanı olmasının yanında birazıcık heyecan, adrenalin katmak için yazar sevgili dükümüz James'in kuzeninin dük olabilmek için onu öldürme çabaları, Sarah'yı evlenmekten vazgeçirme çabaları ve hatta sonunda bile ölüm görebiliyoruz. Açıkçası bu yönden biraz farklı geldi. Yani şimdiye kadar okuduğum Londra'daki tarihi aşk romanlarında pek cinayet ve türevlerinde şeyler yoktur bunda var o biraz hoşuma gitti. Hatta alışıla gelmişin dışında sevgili dükümüzün bakir olmasını da garipsedim. Bunu inkar edemem. Bütün bu tür kitaplarda erkekler baya çapkın oluyorlar :)) Kitapta eleştirmek istediğim bir nokta var: kitap aşk yönünde biraz yüzeyseldi. Biraz daha derinlemesine aşk işlenemebilinirdi. Olay döngüsü içerisinde aşka fazla yer verilmemiş, bu kısım eksik kalmış gibi geldi. Ama ilk kitap belki o yüzdendir belki bilemiyorum. Okurken pek fark etmiyorsunuz çünkü olay döngüsüne kapılıyorsunuz ama bittikten sonra baktığınızda evet aşk yönünden yetersiz görünüyor. Kitaptaki karakterleri çok sevdim, hele ki Robbie... Daha baş sayfada yaptığı hata kahkaha atmama neden oldu. Robbie'nin de hikayesinin anlatıldığı kitap var onu özellikle merak ediyorum. Kitabın kapak tasarımı çok hoşuma gitti. Kırmızı tonunun parlaklığı yazının sarı olup ışıldaması insanda okuma isteği uyandırıyor. Çeviri güzeldi ancak bir iki yerde imla hatası vardı ama o da çok büyütülcek cinsten değildi. Görmezden gelinebilinir diye düşünüyorum. Şahsen takip edeceğim bir seri ve eğer tarihi aşk romanı, dükler düşesler okumayı seviyorsanız okuyun derim ancak... Judith McNaught, Julia Quinn. Julie Garwood, Sabrina Jeffries, Brenda Joyce kalemiyle kıyaslama yapmadan okuyun o zaman bu kitap çok yüzeysel kalacaktır. Bu beş yazar benim gözümde aşk romanlarının ustaları bir yer de ve bunların yanında biraz acemi bir yazar gibi kalıyor Sally MacKenzie... Eğer kıyas yapmadan okursanız zevk alabilirsiniz...

Baskı: Kelebek (Butterfly Trilogy, #1)

Öncelikle yorumumu yapmadan önce sizleri bir konuda bilgilendirmek istiyorum. Bu kitap çıktığında +18 olduğuna ilişkin yorumlar, uyarmalar oldu. Kitap kesinlikle +18 değil. Kitabı gerek kapak tasarımı gerekse arka kapak konusunda merak uyandırıcı tanıtımı ile Tüyap'ta almıştım ve o zamandan beri de biraz sallıyordum çünkü erotik bir kitap olduğunu sanıyordum. Ancak kitabı ertelediğime pişman oldum ve erotizm içerikli yorumları dikkate aldığıma da kendi kendime kızdım. Kitap intikam ateşi ile yanan bir kadının, intikamını alman yolunda attığı adımlarını okutuyor. Her neyse yorumuma yazarın dili ile başlamak istiyorum. Akıcı, sürükleyici ve merak uyandırıcı bir üslubu var ve sayfaları 'sonunda ne olacak, olaylar nereye bağlanacak bu yabancı isimler nasıl bir noktada birleşecek' merakıyla çevirmenize neden oluyor. Kitapta geçmişe dönük, Rachel'ın yaşadıkları, Danny'nin yaptıkları ve her ikisinin de yükselişi gerçekten çok güzel ve ince düşünerek işlenmiş. Bunun yanında günümüze dönüp de Kelebek ile ilgili sayfalarda insanda Rachel ve Danny ile nasıl bağlantı kurulacağı merakını uyandırıyor. Yaşadıklarına rağmen Rachel'in ayakta kalması ve yükselmesi kesinlikle en çok okunmaya değer sayfalardı... ve güzel olan bir diğer şey de yapılan iyilikleri unutmayıp elinden geldiğince karşılığını verebilme çabasıydı. Annesinin ölmeden önce birkaç yılını yanında geçirdiği rahibeye yaptığı bağış ve sözleri bunun en büyük kanıtı... Linda, Jessica, Trudie... arka kapakta adları geçiyor yorumda yok bunlar kim derseniz eğer... Bu üç kadın Kelebek'in müşterileri... ve onların hayatlarına da kısa bakışlar atıyoruz kitabı okurken... sorunlarını, hayatlarını okuyoruz. Onlar açısından güzel olan kısım aşklarını bulup, Kelebek'e ihtiyaçlarının artık kalmaması... Eğer daha uzun bir yorum yaparsam kitap içeriğine gireceğim sizlerde de okuma isteği bırakmayacağım. Bu yüzden kısa kesip şiddetle okumanızı tavsiye edeceğim bir kitap olduğunu söyleyerek yorumumu bitireceğim. Ben çok beğendim ve kesinlikle okuyun.

Pamuk İpliği
9/1006.02.2013

Baskı: Pamuk İpliği

Yazarın dili çok akıcı, sürükleyici... Okurken zaman kavramını yitirmenize neden olabiliyor. Üstelik sadece bir çiftin üzerinden işlemiyor konuyu... Yan karakterlerinde hayatlarını okuyabiliyoruz. Yani kısacası ana karakter de en az ana karakterler kadar değerli bu kitapta. Açıkçası kitabı aldığımda ve okumaya başladığımda düşüncem; evlenmek isteyen bir çift ve buna karşı çıkan bir kayunvalide etkisi ile gelişen olaylardı. Ki evet kısmen öyleydi de ancak Erica'nın arkadaşları April ve Griffin, Brain'in arkadaşı Matt, annesi Rita, Erica'nın anne babasının evliliklerindeki ilişkilerini okumayı beklemiyordum. Bu yüzden beklentimin fazlasını verdi kitap bana... Karen'ın entrikalı, fırtınalı yalanlarını okurken ciddi anlamda sinir küpü oldum diyebilirim herhalde elime geçirsem paramparça ederdim. Griffin ve April ilişkisi cidden çok tatlıydı gülümseyerek okudum. Wilson'a acıdım, evliliği bir felaketken ve onca yıl Karen gibi bir kadına katlanmış olmak... okurken acıdım ama sonunda onunda mutluluğu bulmasına çok sevindim. Kitaptaki favori sahnem Griffin ve Erica'nın Vegas'a gideceklerini artık evleneceklerini söylemesi ve Karen'ın bunu kendince anlamasıydı. Harikaydı :)) Her neyse çok uzatmayayım. Kitabı cidden sevdim ve umarım yazarın başka kitaplarını da okuyabiliriz. Ayrıca karakterlerimizin siyahi olması ve tanımlarının da o şekilde yapılması da ayrı bir tattı... O kadar beyaz ten okumaya alışmışız ki siyah tenin tanımı bile değişik ve güzel geldi. Yorumumu bitirmişken Brain'ın annesi Rita'ya söylediği bir sözü alıntılayarak sizlerle paylaşmak istiyorum: "Erica ile tanıştığımdan beri bir şeyin farkına vardım: Sevgi hiçbir şey talep etmez, hiçbir ültimatoma sebep olmaz ve hiçbir pişmanlığı kabul etmez. Sevginin yaptığı şey, fırtınanın en kötü anında hayatı kucaklamak be mutluluk vaat etmektir. Sonunda çok daha güzel ve parlak günler gelecektir."

ÖncekiSayfa 35 / 42Sonraki