
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Raintree : Adalet (Raintree # 2 )
http://illekitap.blogspot.com/2013/08/linda-winstead-jones-raintree-adalet.html Üç farklı yazar tarafından bir üçleme olarak yazılmış olan Raintree serisinin ikinci kitabını geç de olsa bitirmiş bulunmaktayım. İlk kitap Cehennem Linda Howard kaleminden yazılmıştı ve Adale'te adaşı Linda Winstead Jones tarafından yazılmış ve 3. kitap Sığınak ise Beverly Barton tarafından yazıldı. Yorumumun sonunda serinin sıralamasını sizlere yazacağım. :)) Kısaca bilgi verdikten sonra kitaba dair yorumuma geçebilirim. Yazarın kalemi en az Linda Howard kadar iyiydi. Sıkmadı, gereksiz detaylarda yoktu konu mükemmel işlenmiş, betimlemeler yerinde yapılmış ve kurgu olağanüstü bir bağla kurulmuştu. Eve bir seri kitap ama her kitap bir kardeşi anlattığından bir yerde devam niteliği olmadığından da çok bir kalem farkı olmuyor ama güçlü kalemler olması da kitaplar arasında kopukluk olmasını engelliyor. İşte bu yüzden serinin okuduğum iki kitabı da olağan üstü bir bütünlük içerisindeydi. Kitap bu sefer ortanca kardeş Gideon Raintree'yi konu alıyordu. Bu sefer onun peşine düşmüşlerdi. Gideon bir polis hatta dedektif ve bir cinayet üzerinde çalışmaya başladığında Hope Mallory ile ortak oluyor daha doğrusu istemeye istemeye olur. Aralarında bir aşk yavaş yavaş filizleniyor. Birbirlerinden elektrik alıyorlar :)) Kitabı okuyanlar bu sözlerimden ne demek istediğimi anlarlar :) Gideon'un da özel yetenekleri var... mesela hayaletlerle konuşabiliyor... Bu konudaki detaylar özellikle hoşuma gitti sanki yazar cidden bir hayalet görmüşte ona göre yazmış gibi gerçekçiydi. Hope'un inatçı karakteri ve pes etmeyen tavırlarını sevdim. Kitaplarad güçlü kadın karakterleri okumaya bayılıyorum :) Hele ki Emma muhabbeti var ya beni en çok eğlendiren, gülümseten ve kitabın ciddi endişe verici görünen olay akışında gülümseten bir detaydı :) Neyse çok uzatmayayım. Ben bu kitabı da çok beğendim ve seriyi herkese tavsiye ederim :)Eğer fantastik aşk romanları seviyorsanız ve keyifli zaman geçirmek istiyorsanız okuyun! Çikolatadan küçük bir ısırık almak gibi Harlequin kitapları okumak bir de böyle konulu ve güçlü kaleme sahip yazarların kitaplarını okumak...paha biçilemez :)
Baskı: Raintree: Sığınak (Raintree # 3)
http://illekitap.blogspot.com/2013/08/beverly-barton-raintree-sgnak.html Sonunda "Raintree" serisinin son kitabını da bitirerek seriyi bitirmiş bulunuyorum. Kısa, tadı damağımızda kalan hevesle daha fazla okumak istediğimiz tatmin edici akıcı sürükleyici bir çırpıda biten bir seri olmuş... Üç farklı yazarın kalemleri birbiri ile karışarak okura müthiş bir ziyafet sunulmuş bir seri... daha ne olsun :) Cehennem'de Dante Raintree'yi Adalet'te Gideon Raintree'yi ve son olarak Sığınak'ta da Mercy Raintree'yi okuduk. Üç kardeşin aşkını okuyacağız derken aslında onlara karşı düzenlenen suikast girişimleri, ardında bulunan ismi ve Ansara klanı ile Raintree'ler arasındaki savaş kıvılcımını ve küçük Rainsara Eve'yi okuduk. Aslında oldukça müthiş, profesyonel bir şekilde kurulmuş bir kurguydu. Gerçi profesyonel yazarlardan da başka bir şey çıkmazdı. Ama itiraf ediyorum seriye başlarken beni bu kadar tatmin eden fantastik bir seri olacağını düşünmemiştim. Seriye dair düşüncelerimden bahsetmeyi kısa kesip kitaba dair yorumuma giriyorum :) Küçük Eve'nin aslında babasının kim olduğu konusu beni oldukça şaşırttı. İtiraf ediyorum bunun Sidonia ile Mercy arasında sır olması benim aklıma daha çok Mercy'nin hamileliğinin açıklanamayacak kadar gizem arar hale gelmiştim ama gel gör ki babası Judah çıktı. Bu beni şaşırttı nedense böyle bir şey beklemiyordum. Neyse... Mercy ve Judah arasındaki ilişkiyi okumak çok güzeldi. Sanki her anı son dakikalarıymış gibi geçirme çabaları var gibiydi... Birbirini seven ama aynı zamanda nefret ettiklerine ikna etmeye çalışan iki kişi gibiydiler. Belki gibisi fazla olabilir ;) Savaş sayfaları müthişti ama biraz daha uzun olabilirdi bence, böyle kitaplarda savaş sahnelerini okumaya bayılıyorum dolayısıyla da uzun yazılmış olmalarını tercih ediyorum ama bunun tek taraflı bir savaş olduğu düşünülürse güzeldi :) Hele ki Cael'in Mercy'i yakaladığı ve Judah'ın yetişip kurtardığı zaman Mercy ile Judah'ın birbirine sarılmaları iç çektirtti bana ama asıl güzel olan sa Dante'nin tepkisiydi :)) Eve...günü kurtaran Eve oldu resmen... :)) müthiş bir çocuk! Gerçi türlerin karışımı tam bir melez :) Neyse çok uzatmayayım... Judah'ın Mercy'nin söylediği daha doğrusu zihninden geçirdikleri ile yorumumu bitiriyorum: "Düşüncelerimi okumana izin vermeyeceğim, ben de seninkileri okumak istemiyorum... Sen benimsin... Ben de seninim... Sonsuza kadar... Sana aldığım nefes gibi ihtiyacım var... Seni seviyorum benim tatlı Mercy'im..." Ne diyeyim hepinize birer tane Judah, Dante ve Gideon gibisi nasip olsun =)
Baskı: Tatlı Bela (Beautiful, #1)
http://illekitap.blogspot.com/2013/08/jamie-mcguire-tatl-bela.html Sonunda Travis Maddox ile tanıştım. Ve itiraf ediyorum bu kadar geç kalmış olmama da.. bu kadar geç okumuş olmama da inanamadım. Nasıl oldu da böyle bir kitabı böyle bir adamı es geçebildim dedim. Neyse, Tatlı Bela 'Beautiful' serisinin ilk kitabıydı ve yazarın ülkemizde yayınlanan ilk kitabıydı aynı zamanda.Kitap genç yetişkin ve aşk romanı türünde... Ahh kesinlikle çok da eğlenceli :)) Jamie Mcguire... yazarımızın kalemi oldukça iyi. Ben sevdim. Okuyucuyu sıkmayan, akıcı, farkında olmadan sayfaları çevirdiğiniz, kendinizi kaptırdığınız bir kalemi var. Zaman zaman eğlendiğiniz bazen de sinir bozucu olan konuşmalara ve olaylara tanık olduğunuz, karakterlerin hissettiklerini okurken hissedebileceğiniz bir üslupla yazılmış bir aşk romanı. Kitabın konusunu kısaca anlatmak gerekirse, okulun kötü çocuğu olan Travis Maddox dövüşlerinden birinde kuzeninin sevgilisinin arkadaşı ile karşılaşıyor. Ardından onunla bir arkadaşlık kurma çabasına giriyor.Sadece arkadaş olacaklarını söylerlerken aralarında alevlenen aşkın kapanına düşüyorlar. Birbirlerinden kaçmalar, kavgalar gürültüler, komik-eğlenceli sohbetler, atışmalar laf sokma, kıskançlıklar, tutku, terk etmeler, korkular ve aşkla dolu hatta dopdolu bir kitap. :)) Cidden dopdolu bir kitaptı, her türlü duyguyu, yaşantıyı görebiliyordunuz ve daha da güzeli neydi biliyor musunuz? Bütün bunları okurken kitabın bitmesini istemiyorsunuz ve okurken hiçbir sayfayı sıkıntıyla çevirmiyorsunuz. Her daim bir olay, bir vukuat var ve heyecanla okutuyor kendini kitap. Özellikle söylemek istiyorum "I LOVE YOU, TRAVİS!" ahh.... okuyan kızların neden Travis'e ölüm bittiğini okuyunca daha iyi adam. Bu adama ölünmez de ne olunur! Sevdiği kız için değişen, onunla vakit geçirmek için her şeyi yapan, duygularını saklamayan her daim söyleyen, ilgisini belli eden bazen aşırı kıskançlıklarıyla bile sevimli görünen gamzelerine öldüğüm adam...Ölürüm leyn sana diyesim var :)) Neyse ortalığı dağıtmayayım ben en iyisi :) Tek tek bahsetmek istediğim o kadar satır var ki hangisinden bahsetsem bilemiyorum, bir yandan da kitap içeriğine girmeden sizleri meraklandırmak ve kitabı okumanıza sebep de olmak istiyorum. Nasıl yapacağım karıştırmış durumdayım. İlk defa bir kitaba yorum yaparken bu kadar zorlanıyorum. Anlatmak isteyip de anlatamadığım bir kitap oldu :) Çok uzatmadan özellikle kenara not aldığım alıntıları sizlerle paylaşacağım :)) Ancak uyarıyorum kitap içeriğine girebilirim. Ne kadar istemesem de alıntılarda giriyorum :) Abby'nin Travis'in evinde kaldığı gecelerden birinde Travis'in içip eve kızlarla gelmesi ve Abby'de odada onları dinlemek zorunda kalması... sonrasında gelişen olayların sonunda Abby ile Travis arasında bir konuşma geçiyor. "Travis?" "Efendim?" "Bir daha içkiliyken motoruna binme olur mu?" İşte bu sözler... okuduğumda dediğim tek şey 'aşıksın sen kızım' oldu. Düşünesenize, her ne kadar inkar etsen de arkadaşız desen de yanında mutlu olduğun, huzurlu olduğun bir adamın başka kızlarla yattığını dinlemek zorunda kalıyorsun... ve sonunda seni en çok endişelendiren şey onun alkollü motor kullanması... Abby'nin aşık değilim inkarlarından sonra bu satırlarda sırıtmıştım :) "Berbat bir halde olduğumuzu biliyorum tamam mı? Ben dürtüsel davranıyorum ve çok fevriyim ve senin için daha önce kimse için hissetmediğim şeyleri hissediyorum. Sen bir an benden nefret ediyormuş gibi davranıyorsun bir sonraki an beni istiyorsun. Ben hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorum ve seni hak etmiyorum... ama seni köpek gibi seviyorum Abby. Seni daha önce hiç kimseyi ya da hiçbir şeyi sevmediğim gibi seviyorum. Sen yanımdayken içki ya da para ya da dövüş ya da tek gecelik ilişkilerin bir değeri kalmıyor... tek ihtiyacım olan sensin. Tek düşündüğüm sensin. Tek hayal ettiğim sensin. Tek istediğim sensin." Söyleyin lütfen böyle bir ilanı aşka insan nasıl hayır der... Gerçi Abby'de hayır diyemedi ama neyse :)) Romantik erkek'im Travis'im :)) Hele ki bu konuşmanın ardından Travis'in dairesine gittiklerinde Shep'in tepkisinde kahkaha attım :) Shep'te pek sevimliydi :)) Ama Travis ile Abby'nin beraber olmalarından sonra Travis'in yataktaki uyumadan önceki sözleri cidden çok... ımmm nasıl tarif edilir bilemedim şimdi. "Seni seviyorum ulan. Sen ayılana ve biz oturup bu mevzuyu çözene kadar bir yere gitmek yok!" Travis'in sevgililer günü partisinden sonraki davranışları, Abby'i kaçırması çok eğlenceliydi. Hele ki yukarıda paylaştığım sözleri... sonundaki 'ulan' kelimesi sanırım İngilizce değil de çevirmenin kitaba bir katkısı.. Gerçi orijinalini bilmiyorum belki buna eş değer bir kelime vardır ama bu kelimeyi okumak harikaydı. Hoşuma gitti :) Kitabın sonundaki yangın... cidden en heyecanlı okuduğum yer oldu kitapta. Hele ki Travis'in Abby'nin içeride yangının arasında kaldığını düşündüğü zaman aklından geçenleri itiraf ettiği yer... Sevgili okur arkadaşlarım cidden söylüyorum bu kötü çocuk Travis aşık olunası bir karakter. Bir adet Travis sipariş veresim var :)) Tamam çok uzattım yine ve kitap içeriğine fazlasıyla girdim bu yüzden yorumumu bitiriyorum artık. Ancak atlamadan söylemek istediğim bir şey var. Kitapta imla hataları vardı. Bazı kelimelerin harfleri eksikti falan... bunu yardırgamadım elbette böyle güzel kitapların bir nazar boncuğuna ihtiyacı vardır ama olmamasını tercih ederdim. Ama itiraf edeyim tek bir kelime beni fazlasıyla rahatsız etti. 'ağbi' yazılmıştı... bu kelimenin asıl doğru yazılışının 'ağabey' olduğunu herkes bilir bizler konuşma dilinde kısaltma olarak ağbi deriz bunu bir kitapta görmek beni rahatsız etti. Olmamasını dilerdim. Dilerim yayınevi bu konuda birazcık daha özenli oldu :) Kitabı çok beğendim ve 5 üzerinden 5 veririm :) sizlere de tavsiye ederim mutlaka okuyun pişman olmayacaksınız, ama Travis benim sulanmayın :)
Baskı: Mutluluğun Öteki Yüzü
http://illekitap.blogspot.com/2013/08/sere-prince-halverson-mutlulugun-oteki.html Arkadya Yayınları'nın yeni incisi Mutluluğun Öteki Yüzü. Kitabın kapağının sevimliliği, insanın içini kıpır kıpır eden renk tonları ve üzerindeki aile fotoğrafları ile göz alıcı olduğunu söylemeliyim. Bence oldukça albenisi olan bir kapak. Ahh bir de Arkadya'nın kendilerne özgü olan püsküllü ayraçları... Ne sevimliler ama :)) Her yorumumda yaptığım gibi önce yazarın dilinden bahsedeceğim ve sonrasında kitabın yorumuna geçeceğim. Yazarın dili oldukça akıcı ve sade. Hafif bir anlatımı, yerinde olan benzetmeleri ve duyguları okura hissettirecek şekilde kaleme dökmesi kitabın içine dalıp yaşıyormuş gibi hissetmenize neden oluyor. Dolayısıyla bir okur olarak kitabı okumaktan hem zevk aldım hem de kolayca akıp gitmesi hoşuma gitti. Kitabın konusunu kısaca anlatmak gerekirse ikinci evliliğini yapan Ella'nın kocasını kaybetmesi ve üvey çocukları ve kocası ile rüya gibi mutluluğunun sönmesi ve farklı boyutlara geçmesini anlatıyor. Üvey çocuklarını Zack ve Annie'nin annesine karşı verdiği velayet savaşı ve bunun yanında geçimini sağlamak için kocasından kalan dükkanı işletme, kurtarma çabası veriyor. Yani tam bir mutluluk için savaş... Kitapta sevmediğim noktalar var mı diye düşünüyorum da... hmm... yok sanırım ama bazı yerlerdeki detaylardan sıkıldığımı itiraf ediyorum. Belki benden kaynaklı bir durumdur bilemiyorum... Ancak bu küçük sıkılmaları bir kenara attığımda kitabı büyük bir keyifle ve zevkle okudum. Kitabın başı çok dokunaklıydı ama ilerledikçe daha da dokunaklı yerlerin olduğunu keşfettim. Hatta bir yerde gözlerim de doldu ve ağlamamak için gözlerimi kırpıştırmak zorunda kaldım. Ella ile John'un başlama safhalarına dair geçmişe dönüş satırları beni gülümsetti ve Zack ve Annie ise... onları alıp içime sokasım geldi. John'un ölümü, Ella'nın çocuklara bunu söyleme kısmı çok acıklıydı, özellikle de Zack'in bunu anlaması... küçük bir çocuğa, henüz bebek denecek bir çocuğa bu nasıl anlatılır ki? Paige... Pagie'in ortaya çıkması... tamam itiraf ediyorum ne olursa olun ne kadar hasta olursa olsun benim için bir annenin çocuklarını bırakıp gitmesinin hiçbir affedilir tarafı yok! Sizler ne düşünürsünüz bilmem ama ben tek bir şeye inanır onu savunurum. "Doğuran değil büyüten asıl annedir!" Paige üç yıl önce bırakıp gittiğinde annelik hakkını kaybetmiş oldu benim için. Geri dönmesi ve bahaneler sunması faso fisoydu bama göre. Hele bir de velayeti alıp da Ella'ya göstermeme, konuşturmama çabaları beni sinirden kudurttu. Sen kimsin ya? 3 yıl önce anne değildin de şimdi mi anne olduğun aklına geldi! Tamam hasta olabilirsin, mektup göndermiş olabilirsin ama... bunlar benim için bahane değil. İşte görüyorsunuz ne kadar kızdım Paige...Kitapta kötü bir karakter değildi, kendince (!) hakları olduğunu düşünen bir anneydi belki ama benim için okuduğum bütün kitapların hepsindeki kötü karakterlerden daha kötüydü! Çok kızdım Paige'in tavırlarına sanırım bunu da zaten yeterince belli ettim :)) Ama ne yapayım tutamadım kendimi. :) Çok uzattım. Bir şey daha söyleyip beğendiğim birkaç alıntıyı paylaşıp yorumumu bitireceğim. :) Ella, Pagie ile kitabın sonunda uzlaşma yoluna gitti. Evet oldukça asil ve duygusal bir tutumdu bu ama ben olsam ne inkar edeyim Paige'in evindeki kazayı, Zack'in boğulma tehlikesi atlatmasını onun aleyhine kullanır ve velayeti alırdım! Ve zırnık pişmanlık duymazdım :) Tamam susuyorum ve alıntıları paylaşıyorum. "Anneciğim? Sen ölmeyeceksin değil mi?" Annie'nin babasının ölümünden sonra Ella'ya söylediği bu sözler o kadar dokunaklı ve kitaba kaptırmış giderken o kadartüyler ürpertici geliyor ki... Bir çocuk için ölümün, terk edilmişliğin ne kadar zor olduğunu okuyoruz. "Günaydın cennetim." "Günaydın anneciğim." "Arayan büyükannen miydi?" "Hayır." "Lucy?" Başını olumsuz anlamda iki yana salladı. "Bu bir tahmin oyunu mu?" Başını yine iki yana salladı. "O zaman dökül bakalım. David Amca mı?" "Hayır, şapşal." Uzandı ve tepemdeki saçları tıpkı bir yetişkinmişçesine kabarttı. "Annemdi." İşte burada Annie'nin "annemdi" demesi yok mu? Ella için zor bir durumdu. Heleki o aitlik ekini kullanması yok mu? 3 yıl boyunca öz anneleri gibi ol ama biyolojik anneleri gelsin "annem" olsun... Cidden Ella'nın yerinde olsam kalbim toparlanamayacak kadar kırılırdı. İtiraf ediyorum...Yargıcın Zack ve Annie'nin velayetlerini Paige vermesi ve Ella'nın çocuklardan ayrılmasının yazıldığı sayfalarda gözlerim doldu... ağlayacaktım neredeyse... hele ki Zack'in arabada bağırması... "Ben... ANNECİĞİMİ...istiyorum." bu sözlere rağmen Paige'in arabayı sürüp gitmesi... işte bu bile ondan nefret etmem için neden ya! Kendimi tutamayıp çok konuştum yine. Tamam son cümlemi de yazıp bitiriyorum yorumumu... Kitap, bir kadının hata savaşını ve üvey çocuklarına karşı olan hislerini, bağlılığını, sevgisini konu alıyor... zaman zamna gülümsetiyor ama zaman zaman da hüzünlendiriyor... Çok beğendim ve tavsiye ederim! Okuyun ve bence okutun da.
Baskı: Utangaç Milyoner (MacGregor Ailesi, #9)
http://illekitap.blogspot.com/2013/08/nora-roberts-utangac-milyoner.html Ve bir Nora kitabını daha bitirdim :)) Hızla MacGregor'ları tamamlama peşindeyim. Gizemli Komşu'dan sonra dedim İnci bırakma bu MacGregor'ların peşini devamını getir ve getirdim :) İtiraf ediyorum inanılmaz da keyif aldım :) Nora'nın aşkı, aile bağlarını, dostluğu, hayatı anlatan serisi MacGregor'ların 7. kitabı Utangaç Milyoner'i yoğun istek üzerine Harlequin ikinci kez okuyucuyla buluşturdu. Açıkçası buna sevindim çünkü eski baskını bulmak imkansız olsa gerekti. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Darcy küçük kasabasından uzaklaşıp yollara düşüyor derken yolda arabası bozuluyor ve yürüyerek Vegas'a geliyor. Burada Mac'in otelinin kumarhanesine giriyor cebindeki parasının bir kısmıyla makinelerden biriyle kumar oynuyor ve büyük ikramiyeyi kazanıyor. Hayalleri gerçek olurken Mac ile aralarındaki çekime yenik düşüyor ve ona aşık oluyor ve işte o nokta da başlıyor. Aslında daha çok büyük ikramiyeyi kazandığında olaylar başlıyor. Zaman zaman sinir bozucu şeyler olsa da genelde hatta çoğunlukta eğlenceli bir kitaptı. Hele ki Serena ve Justin'i görmek paha biçilemezdi. Bu arada Mac onların oğlu... Ahh bir de büyükbaba Daniel var. O da o çöpçatan burnunu sokmasa olmaz zaten :) Neyse ben oldukça eğlendim, sevdim ve bayıldım kitabı okurken. Gerçi Nora bu yazar da kötü mü yazar yani :) Tabi ki seriyi ve bu kitabı sizlere tavsiye ederim okuyun, okutun sonra kendiniz bir daha okuyun :) Sonra iç çekin ve keşke daha uzun olsaydı deyin :) ben öyle dedim keşke uzun olaydı.
Baskı: Ben Sende Tutuklu Kaldım
http://illekitap.blogspot.com/2013/08/lynne-graham-ben-sende-tutuklu-kaldm.html Bu benim ilk okuduğum Lynne Graham hikayesiydi. Hikaye diyorum çünkü roman olamayacak kadar kısaydı gerçi uzun olsaydı daha iyi olur ama neyse :) Yazarın kelamini beğendim. Akıcı,sürükleyici, merak uyandırıcı, duyguları yeterince iyi hissettirici ve okuyucuyu tatmin edici bir kaleme sahip yazar. Konusu, kurgusunu beğendim ama kısa olduğundan her şey çok hızlı oldu gibi geldi. Şahsen Rashad'ın Tilda'ya olan kızgınlığını, baskınlığını biraz daha okumayı isterdim. Tilda'nın bu davranışlara karşılık vermesini de... Kitabı okurken konunun 100 değilde 300 sayfa dahi olsa sıkılmadan okutacak bir konu olduğunu düşündüm, yazarın kalemi güçlü ve okuyucu sıkmayacağını belli ediyor. En azından ben öyle hissettim. Tabi bunlar benim düşüncelerim, belki siz sevmemiş beğenmemiş olabilirsiniz bilemem ama ben beğendim. Harlequin bu hikayenin de konusunu arka kapak yazısında kısaca açıklamış bir daha özet geçmeyi gereksiz buldum :) itiraf ediyorum üşendim :) Her neyse... Rashad'ın o kendinden emin prens tavırlarını çok sevdim ve Tilda2nın da ona karşı durabilen bir kadın olması da güzeldi. Gerçi bir şey daha itiraf edeyim. Gelende okuduğum kitaplarda bu modeldeki erkeklerin karşısına onlara hep kafa tutan kadınlar çıkıyor merak ediyorum da bir kitapta tam tersini okuyabilecek miyim? :) Neyse konudan sapmadan sinir bozucu olan bir kısımdan da bahsetmek istiyorum. Rashad'a Tilda'nın her önüne gelenle yattığını kanıtlayan belgelere inandıktan sonra Tilda'nın ilk beraber olduğu erkeğin kendisi olduğunu öğrendiğinde verdiği tepki cidden sinir bozucuydu. Duş almaya gitti herif... Ya sen aşık olduğun kadının yıllarca seni kandırdığına inanıyorsun sonunda onunla geçirdiğin bir gece sonrasında onun ilk erkeği olduğunu fark ediyorsun ve sabah kalkıp duş almak istiyorsun! Ay ayağın kaya da küvete başını çarpasın emi diyesim gelmişti. Hikayenin son sayfaları çok güzeldi. Rashad'ı baba görmek ve mutlu bir aile tablosu okumak muhteşemdi. Kitap resmen "evli+mutlu+çocuklu" üçlemesiyle bitiyor. Mutlu son severlere, kitabın mutlu son garantili olduğunu söyleyerek tavsiye ederim. Ben beğendim zevk aldım okurken sizlerde zevk alacaksınızdır... Bu yüzden okuyun :)
Baskı: Gizemli Komşu (MacGregor Ailesi, #11)
http://illekitap.blogspot.com/2013/08/nora-roberts-gizemli-komsu.html Bir Nora klasiği daha bitti. Bu kadının kalemini sevmeyen var mı acaba merak ediyorum. Cidden güçlü bir kalemi var ve okuru kendinden geçirtiyor. Her neyse bu kitabı aldığımda okuyacağım Nora karakterlerinin MacGregor ailesiyle bağlantılı olacağını hiç tahmin etmezdim. Meğersem seriye dahil olan bir kitapmış. Aslında kısmen bağlantılı çünkü bir MacGregor'un hikayesi değil... Dıdısının dıdısının dıdısı cinsinden bir tanışıklık var ama olsun yine de MacGregor'ları duymak, görmek daha da önemlisi Daniel'i okumak harikaydı :) MacGregor ailesi taptığım bir aile :) Kitabın beğendiğim beğenmediğim hatta yazarın diline falan girmeyeceğim. Zaten Nora'nın kalemini gerek blogumuzda gerekse diğer sosyal medyada yeterince duyuyor, okuyorsunuz. Bu yüzden bu kısımları es geçiyorum. Kitabın konusu kısaca dahi bahsetme gereği duymuyorum çünkü Harlequin öyle bir arka kapak yazısı yazmış ki bildiğin kitabı özetlemiş. :) Ahh bu arada kitapta sevmediğim bir yer var onu söylemeden geçemeyeceğim. Biliyorum o kısmı atlayacaktım ama bunu içimde tutamam. Kitap çok kısaydı. Tadı damağımda kaldı.Keşke daha uzun olsaydı dedim. İşte sevmediğim tek nokta kitabın kısalığıydı. Romandan çok kısa bir hikaye ya da film tadındaydı. Kitapta en zevk aldığım yer Daniel MacGregor'un olduğu satırlardı. Hele onu büyükbaba olarak okumak paha biçilemezdi.Zamanında çocuklarına yaptığı çöpçatanlığı şimdi torunlarına yapmıyor mu bitiriyor beni. Bu adam harika... Allah bana da öyle bir kayınpeder versin hehe :)) Cybiş'in neşeli, cıvıl cıvıl, ele avuca sığmayan ev aşırı konuşkan tavırlarına karşılık Preton'un sakin, sessiz, ciddi ve suratsız halleri kelimenin tam anlamıyla "zıt karakterler birbirini çeker" sözünü anlatıyor. Kitapta oldukça eğlendiğim iki yer vardı onları da anlatıp yorumumu bitiriyorum. Cybil'in erkek kardeşi geldiğinde Preston'un onları birbirine sarılmış gördüğünde kıskanması ve Preston ve erkek kardeşinin yalnız kaldığında aralarındaki bakışmanın ardından gelen sözler beni çok güldürdü. Bir de eğlendiğim diğer yer ise Preston'un Cybi'in kıymetini anlayıp da romantik bir tutum sergilediğinde Cybil'in "Sende kimsin be adam? Ve Preston'ın vücudunda ne arıyorsun?" demesi... harikaydı çok güldüm. Ayrıca laf açılmışken Preston'ın romantik tavırları çok şekerdi. İç çektiren cinsten. Yine tutamadım kendimi ve çok konuştum. Bu yüzden yorumumum bitiriyorum ve herkese tavsiye ediyorum.
Baskı: Haremdeki Kadın
http://illekitap.blogspot.com/2013/08/susan-mallery-haremdeki-kadn.html Ve bir Harlequin klasiği daha bitti... Bu sefer ki daha önce hiç okumadığım bir yazarın kalemindendi. Susan Mallery... Bu yazarın başka yayınevlerinden kitapları vardı ancak ben okumamıştım ve şimdi hem yazarla ilk kez tanıştım hem de Çöl Prens'lerinin konu olduğu bir kitabı ilk kez okudum. Her zaman ilk söylediğim gibi yazarın diline değineceğim. Susan Mallery'in dili hafif, akıcı, kendi kendine ilerleyen ve okuyucuyu sıkmayan bir dili var. Dolayısıyla okurken okuyucu kendini kaptırıyor. Üstelik konuyu güzel kurgulamış ve kelimelere de güzel aktarmış aynı zamanda bununla kalmamış yer betimlemelerini o kadar güzel ve güçlü yapmış ki okurken gözünde canlandırmak çok kolay oluyor hatta bir yandan da film izler gibi geliyor. Kısacası yazarın kalemini ve kurgusunu sevdim :) Hep eleştirime olumsuz yönlerden başlayıp olumlu yönlerle bitiyorum ve bunda da o adeti bozmadan ilerleyeceğim. Kitapta gözüme batan iki yer vardı. Bunlardan birinci imla hatalarının olması... Evet, Harlequin'den nasıl imla hatası çıktı şaşırtım ama çıktı işte. Bu beni beklemediğim ve mükemmelliğine inandığım yayınevlerinden olduğunda cidden rahatsız ediyor. Neyse bu konuyu uzatmayayım :) Gözüme batan ikinci yer ise kitapta "nazarları" kelimesinin kullanılmasıydı. Bunu okuduğum cümlelerden anladığım kadarıyla "gözleri" ya da "bakışları" anlamında kullanmışlar ama direk bu kelimeleri kullansalardı daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Bunda çevirmene de suç atarmış gibi görünmek istemem sonucunda eğer o kelimenin İngilizce'si kullanılmışsa onu çevirmiştir ama şahsen ben rahatsız oldum o kelimeden. Bunların haricinde kitapta sevmediğim ya da hoşlanmadığım bir yer yok. Konuyu, kurguyu sevdim. Karakterlerin davranışlarını ve konuşma şekillerini de sevdim. Hatta Kateb'in tavırlarına ve prens edasına taptım da :) Kitabı tavsiye eder miyim? Kesinlikle ederim. :) Keyifle okuyup, zevkli zaman geçirtecek bir kitap. Ben beğendim ve bence sizde beğenirsiniz :)
Baskı: Mavi Ayın Altında
http://illekitap.blogspot.com/2013/08/tolga-karanlkoglu-mavi-ayn-altnda.html Bir Türk yazarının daha kitabını bitirmiş bulunmaktayım. Bu sefer ki yazarımız Tolga Karanlıkoğlu'ydu ve kitabı da Mavi Ayın Altında... Hep yorumlarımda dediğim gibi önceliği yazarın diline kalemine vereceğim :) Yazarın kalemini beğendim, oldukça başarılı... Genelde yeni yazarların kitaplarını özellikle de Türk yazarların kitaplarını okumayı pek sevmem ama okuduğum her Türk yazar bu önyargımı kırıyor bu yüzden de yazarlarımızla gurur duyuyorum. Konudan saptım :)) geri dönüyorum ve Tolga Bey'in kaleminden bahsetmeye devam ediyorum. Hafif, akıcı bir kalemi var kurguya bütünlüğü çok iyi kopukluk olmuyor. Geçişler müthiş ve sonunu tahmin ediyor gibi görünüyorsanız da yanılıyorsunuz. Bu da benim en sevdiğim şeydir! Sonunda tahminimde yanılmak... Bu bir okuyucu olarak çok tatmin edici bir duygu. Öncelikle beğenmediğim kısımlardan başlamak istiyorum :) Kitapta bölüm yoktu... yani demek istediğim bildiğimiz 1. bölüm veyahut bölüm 1 şeklinde aralar yoktu bu yüzden ben kitabı okurken zorlandım. Yarım bırakmak istemeyen bir okur olarak bölüm araları iyi bir kurtarıcı oluyor bu şekilde sayfa bitirip bırakmak biraz garip geldi ve bundan hoşlanmadım. Diğer şikayetçi olacağım nokta da kitapta imla hataları vardı... Bunu yazarın kusuru olarak görmüyorum olabilir o an yazar aklına gelenleri yazarken bunları gözden kaçırmış olabilir ama yayınevi daha titiz çalışması gerekirdi. Ancak çok göze batan hatalar değildi ama yine de fark ediliyordu işte keşke olmasaydı dedim :( Şimdi kitapla ilgili olumlu görüşlerime gelecek olursam :)) en sevdiğim kısım bu işte :) Kitabın kurgusuna bayıldım! Cidden farklıydı...Yazarın kendine has kalemi olduğunu hissettim. Hatta bir ara sanki polisiye bir dizi izliyormuşum gibiydi. Ülkemizde yayınlanan her bölümü farklı konu işlenen polisiye diziler var ya onlar gibi geldi. Kitabı okurken itiraf etmek gerekirse aklımdaki tek suçlu John'du neden bilmiyorum ama onu seçmiştim ve sanki okuduğum her satır onun aleyhine gibiydi... Sonu ise... hmm... işte beni bitiren o oldu çünkü cidden şaşırdığım bir kişi katil çıktı ve bu da kitabı benim gözümde bir kademe daha yükseltti. Biz okurlar artık kitapları okurken üç aşağı beş yukarı kitapların sonlarını tahmin eder ve genelde de yanılmayız. Ben beni yanıltan sonları olan kitapları ayrı bir seviyorum. Yine çok konuşmaya başladım kendimi iyice kaptırmadan ve kitap içeriğine giren bir yoruma girmeden susmak en iyisi... :)) Ahh bu arada söylemeyi unutuyordum. Sanırım kitap seri olacak çünkü kitabın sonunda 1. kitabın sonu tabiri kullanılmış... ve yazarın facebook sayfasında John'ın (kitabımızın baş karakteri) olduğu 2. ve 3.kitaplarının olduğunu okudum. En azından okuduklarımdan onları algıladım. :) Dilerim yazar bu sefer gelecek kitaplarda bölüm kullanır :) Her neyse... Kitabı beğendim. Türk yazar okumayan okuduğunda da sadece daha önceden kalemini tatmış olan yazarları tercih eden ben yeni bir yazar tanıdım ve kelamini, kurguya hakimiyetini ve hayal gücünü beğendim. Sizlere de tavsiye ederim. Kitap tam anlamıyla film tadında yumuşak bir kurguyla yazılmıştı.
Baskı: Sana Soyundum (Crossfire, #1)
http://illekitap.blogspot.com/2013/07/sylvia-day-sana-soyundum.html İlk çıktığı hatta çıkacağı haberlerinden sonra herkesin dilinden düşüremediği kitap Sana Soyundum'u sonunda okudum :) Aslında okur kitlesinin dilinden düşüremediği Gideon demem daha doğru olurdu eee onunla da tanıştım yani :) Yazarın dilini zaten biliyordum... Pegasus Yayınları'dan çıkan Sylvia Day kitabı olan Günaha Davet kitabını okuduğumda yazarın dilini öğrenmiş hatta sevmiştim de... Akıcı, sürükleyici, kitaba bağlayıcı, sade ve hafif bir dili var yazarın bu yüzden de kitabı okumak oldukça keyifli oldu. Ama yine de iyi bulduğum kadar kötü bulduğum yerlerde oldu... Öncelikle beğenmediğim tarafları söyleyeyim sonra da beğendiğim ki beğendiğim tarafların ağırlığı ile tavsiye edebileyim :) Beğenmediğim konulardan biri kitapta bazı argo kelimelerin fazlaca kullanılmasıydı. Argo derken duymaktan hoşlanmadığım ve kaba gelen bir iki kelime vardı ve açıkçası bu beni oldukça rahatsız etti. Özellikle "düzüşme" kelimesi nasıl bir kelimedir arkadaş sevdiğini söylediğin kadına veya erkeğe böyle bir kelimeyi kullanmak... bana pek hoş bir tabir gibi gelmedi. Beğenmediğim bir diğer nokta da her kriz anında gerek Eva'nın gerek Gideon'ın soluğu sevişmekte almasıydı. Eva Gideon'u kıskanır Gideon kıskançlık krizini sevişerek atlattırır, Gideon Eva'ya kızar hadi bir daha seviş... arkadaş bir konuşun yahu... parlayın birbirinize... bağırın çağırın kırıp dökün trip atın bir şey yapın ama bir insancıl tepki verin yani değil mi? :) Kitapta beğenmediğim son yer de başları biraz hızlı girdi konuya sanki...Yani Eva Gideon'ı gördü vuruldu Gideon Eva'yı gördü vuruldu yatma teklifinde bulundu... bunlar bana biraz fazla hızlı geldi... Bunların haricinde beğenmediğim eleştirebileceğim bir yer yok... Beğendiğim kısım ise kitapta hiçbir şeyden dolayı ayrılık olmamasıydı. Yani kitaplarda kadınların anlamsız kıskançlıklarından ya da erkeklerin sebepsiz triplerinden dolayı ayrılıklar olurdu ve aylarca onların ayrılık acısını okurduk. Sana Soyundum'da bunun olmaması oldukça hoşuma gitti. Evet kriz anlarını garip bir şekilde atlatıyorlardı ama sonucunda ayrılmıyorlar ve bir şekilde çözüme gidiyorlardı ve bu benim hoşuma gitti. Gideon'ın ve Eva'nında geçmişlerinden kalma izleri ile bir ilişkiye girmeleri ve bunu bir şekilde ilerlemesi için gösterdikleri çabalar oldukça güzeldi. Bunları okumak insanda aşk böyle bir şey dedirtiyordu. Hele ki Gideon'ın kendinden ödün vermesi çok güzeldi. Okurların neden Gideon'a bu kadar taptığını anlamamak mümkün değil zaten. Adam mükemmel ve resmen ikinci bir Christian Grey vakası gibi bir şey :) Bu arada kitap Crossfire serisinin ilk kitabı...Dikkatinizi çekerim serisi dedim üçleme değil. Evet ilk çıktığında üçleme olarak çıktı ancak yazarımız seriyi 5 kitaba çıkarma kararı almış... Bu yüzden bir serinin ilk kitabı diyebilirim. Seri erotik aşk romanı türünde ve dolayısıyla +18 olduğunu söyleyebilirim. Hatta fazlasıyla +18 o yüzden yaş sınırı üzerinde olanlara tavsiye edebilirim ama şahsen büyük beklenti ile okunacak derecede değildi. Ben Grinin Elli Tonunu oldukça beğenmiştim benim için o 5 üzerinden 5 iken bu kitap 5 üzerinden 4 alır :) Bu benim görüşüm katılmayanlar olabilir. Ayrıca yazarın dilini ve kalemini beğendiğimde ve sırf Eva ve Gideon'ın sonunu ve arada bazı karakterlerin davranışlarını ve çiftimizin gizli sırlarını merak ettiğimden seriyi okuyacağım. :)
Baskı: Opal (Lux #3)
Seri kitaplarda en sevdiğim şey peş peşe okuyabilmek... Oniks bitti ardından elimde Opal'in bulunmasının tatmini ile ona başladım ve yarım kalmışlık, bekleme sıkıntısı çekmeden devam ettim ama... işte asıl mesele ondan sonra başladı...keşke bekleyeydim de Opal'i Origin çıktıktan sonra okuyaydım dedim çünkü öyle fena bitti ki nasıl beklersin şimdi 4.kitabı... Poff :( Diren konuya aldım ama zaten Lux serisinin diğer kitaplarını yorumlarken ve Melez Sözleşmeleri serisini yorumlarken sizlere yazarın dilinden oldukça bahsetmiştim ama yine içim rahat etmedi kısaca bahsedeyim. Yazarımız Jennifer L. Armentrout fantastik bir seri olan Lux serisinin yazarı... oldukça akıcı, sürükleyici, bir çırpıda okunan hafif sade bir kaleme sahip. Hatta her yaş ortalamasına hitap eden kitaplar yazıyor... Yani yediden yetmişe okuyabilirsiniz fantastik roman seviyorsanız. Şahsen bizzat kendim Jennifer'ın kalemine bayılıyorum, benim bütün iş yorgunluğumu stresimi alıp götürüyor ve sakinleştirirken de fantastik dünyasına davet ediyor :) Kitap, Lux Serisinin 3. kitabı ve Lux gezegeninden Dünya'ya gelen uzaylılardan biri olan Daemon'ın insan bir kıza olan aşkını, arkadaşlığını konu alırken insan kızımız Kat'in nasıl melez olduğunu ve sonrasındaki olay döngüsünü konu alan bir seri. Bu kitapta da olayların devamını okuyoruz tabi :) Hep yorumumun sonunda söylüyordum şimdi başında söyleyeyim... Lux Serisinin kitaplarını sırasıyla aşağıda beliriyorum :) Obsidiyen Oniks Opal Origin (çevrilmedi) Untitle (çevrilmedi) Bu küçük hatırlatmadan sonra kitabımın yorumuna giriyorum ve sevgili okurlar, takipçiler sizleri kitap içeriğine gireceğim konusunda uyarıyorum :) Oniks, Dawson'ın gelişi ile bitmişti bu kitapta üçüncü kardeş Dawson'ı okumak biraz garip geldi ama bir yandan da onun tekrardan aile ile beraber olması, onlara ısınması, aralarına girebiliyor olduğunu görmek de inanılmaz derecede güzeldi. Hatta bazı kısımlarda kimseye anlatamadıklarını Kat'e anlatması oldukça hoştu. Daemon her ne kadar öküzlüğüne devam etse de genellikle romantik tavırlar içerisindeydi ve itiraf ediyorum öküz Daemon'ı sevip bağrıma basmıştım ama romantik versiyonunu da sevip bağrıma basasım geldi. :) Hele ki Oniks kalkanları ile yaşadıkları maceradan sonraki tavırları ve okul balosundan sonraki göl kenarındaki romantik hali... yerim seni Daemon dedim :)) Ancak hep de romantik değildi. Yine öküzlüklerini okuduk onun zaten kendini beğenmiş ukala bencil tavırları yok mu... insanı güldüren keyiflendiren ve eğlendiren noktalardı. Sanırım en olursa olsun öküz Daemon'ı her türlü Daemon versiyonundan daha fazla seveceğim :) Kat'in bu sefer yaşadıkları daha da zordu sanki... Özellikle arkadaşı Carissa'nın ölümü.... sanki o zaman hissettikleri azmış gibi bir de Will çıktı... ama ne yalan söyleyeyim Will hak etmişti ölümü... Neyse asıl soluksuz bırakan kısım zaten Will'in ölümü değil, onun silahından çıkan kurşunun Kat'e saplanması... Ahh Daemon da nasıl etkilenmişti... o sayfalar tüyler ürpertici... Her neyse... Blake beni oldukça sinir etti bu kitapta hele sonunda var ya... Elime geçirsem öldürürdüm ki zaten eminim ki Origin'de Daemon onun öldürecek ve öldürürken de ayrı bir haz alacak o hazzı da bize yaşatacak :) en azından öyle umuyorum :) Dee'nin Blake'in yüzüne geçirdiği yumruk mükemmeldi. :) Yine çok konuştum ve bütün kitabı neredeyse anlattım ama asıl nefes kesen kısım son 10 sayfalık kısımdı... Orada işte Kat SD'nin eline düşünüyor Blake kazık atıyor ama bunun detaylarını size anlatmayayım ki okurken ne olacağını merak edin :) Bu arada bu kitapta da Daemon'ın öküzlüklerini gösteren bazı alıntılar vardı çok eğlendiğim onları sizinle paylaşmak istiyorum :) "Pekala, uzaylı testosteron seviyesi şu anda biraz fazla ve kırık çamla camdan giren cesedin üstüne evimde bir de uzaylı kavgası istemiyorum." Nefes aldım. "Amaikiniz buna bir son vermezseniz canınıza fena okurum." Şimdi herkes bana bakıyordu. "Ne var?" diye sordum yanaklarım alev alev yanarken. Daemon'un dudakları haylaz bir tebessümle ağır ağır kıvrıldı."Sakin ol Kedicik, yoksa oynaman için yumak yün bulurum." İçimin derinliklerini bir öfke kapladı. "Benimle dalga geçme eşek herif." Bu kısımda inanılmaz eğlendim. Hatta "o eşek herif" tabiri kitabın orjinalinde var mıydı yoksa çevirmenin kelime oyunu muydu bilmiyorum ama inanılmaz hoşuma gitti :) Ahh bir de Daemon'ın ergen hormonları mı desem sapıklıkları mı desem bilemediğim iki alıntısı vardı, çok eğlendiğim okurken onları da sizinle paylaşacağım :) "Karda oturmanın nedeni bul olamaz. Kot pantolonun sırılsıklam olmuştur." Bir duraklama oldu ve dudaklarının şekli bir anda değişti. "Bekle. Bu durumda, poponu muhtemelen daha iyi görebileceğim." Daemon... Daemon... Daemon... ne diyeyim sana :)) Lesa iç çekti. "Benim de bir Daemon'ım olmalı." Sırıtmamı gizlemeye başaramayarak ona döndüm. "Senin Chad'in var." Gözlerini devirdi. "O bana latte getirmiyor." Deamon kıkırdadı. "Herkes benim kadar muhteşem olamaz." Şimdi de ben gözlerimi devirdim. "Egonu kontrol et Daemon, egonu kontrol et." Ahh bir alıntı daha var ama o biraz uzun onu başka bir zaman sizinle paylaşırım :) Ancak henüz kitabı okumayanlar için can alıcı bir alıntı paylaşmak istiyorum, bu alıntı kitabın son paragrafı aynı zamanda, okuyun ki nasıl bittiğini ve nasıl bir merakla beklemek durumumuzda kaldığımızı görün :( "Bu canını yakacak" dedi Arum. "Aman Tanrım," diye fısıldadım. Bir acı patlaması vücudumdaki her bir hücreyi yakıp yıktı, ciğerlerimdeki bütün hava boşaldı. Orada öylece kalakalmıştım, kımıldayamıyordum. Kollarım çalışmıyordu. Biri beni yan tarafımdan tuttu ancak hissedemiyordum. Sanki hala çığlık çığlığaydım ama hiç sesim çıkmıyordu. Daemon yoktu. Kitap cidden çok kötü yerde bitti ve bununla kalmadı 4. kitabı beklemek ölüm gibi olacak... En büyük duam DEX bize 4. kitabı kısa sürede ulaştırır.. http://illekitap.blogspot.com/2013/07/jennifer-l-armentrout-opal.html
Baskı: Oniks (Lux, #2)
İşte Lux Serisinin 2. kitabı Oniks'te bitti... Bu kadının kaleminden olan kitapların nedense bitmesini istemiyorum :) Obsidiyen'i okuduktan sonra Oniks'in hemen çıkmasını istemiştim ama çıktığında da alıp okumam pek mümkün olmadı derken bir baktım Opal'de çıkmış :) Bunu fırsat bilip ikisini de aldım peş peşe okuyacak olmanın verdiği bir tatmin hissiyle Oniks'i bitirdim. Genelde serilerde hep bir önceki kitap bir sonrakinin yanında sönük kalır...bir sonraki daha cazip ve olaylı ve içine çeker şekilde olur ya da ben öyle hissediyorum. Ancak bunda öyle bir şey hissetmedim. Obsidiyen'i okurken de Oniks'i okurkende hep aynı seviyede, aynı akıcılıkta sürükleyicilikte ve aynı olaylı döngüde ilerlemesi beni oldukça memnun etti. Ki Opal'de de aynısı olacağından eminim. Öncelikle yazarın kalemine kısaca değineyim... Hani yeni takipçilerimiz varsa ve henüz Jennifer'ın kalemiyle tanışmadılarsa kısa bir bilgi olur :) Yazarımız fantastik aşk yazıyor bu seride ve oldukça akıcı, sürükleyici sadece yormayan su gibi biten, okurken zevk aldırıp olayları içine girdiğiniz ve tamamen o dünyada yaşadığınız bir kalemle yazıyor kitaplarını... Hatta bütün yaş ortalamasına hitap ediyor da... Oniks kitabı Lux serisinin 2. kitabı.İlki Obsidiyen ve 3. kitap ise Opal... 4. kitap henüz çıkmadı ama DEX'in bizi fazla bekletmeyeceğini umuyorum. Seri Lux gezegeninden gelmiş uzaylı bir yakışıklı ile normal bir insan kızın arkadaşlığı,aşkını konu alıyor... Zaman zaman eğlenirken zaman zaman da sinir olabilir ve hatta adrenali damarlarınızda hissettiğiniz bile oluyor. Şimdi kitaba bu kadar değindikten sonra kitap içeriğine giren bir yoruma geçiş yapıyorum :) Daemon'un yine arada öküzlüklerine devam etmesine bayıldım. Cidden çocuk bu kadar kibirli, kendini beğenmiş ve ukala olmasaydı da sever miydim bilemiyorum. Hele ki arada tutan romantik ve flörtöz tavırları yok mu beni bitirdi :) Blake'ten zaman zaman Daemon gibi şüphelensem ve altından bir şey çıkacağına dair bir beklentim olsa da bazen Kat ile olan arkadaşlığında oldukça sempatik buldum hatta son olarak Kat'i SD'ye teslim etme muhabbetinin olduğu zaman da bile 'canını yakmak istemiyorum' tavırları ve davranışlarının arkasındaki sebepler ne yalan söyleyeyim ona kızmama ve nefret etmeme engel oldu. Genelde öyle karakterleri topa koyasım gelir ama Blake'e kıyamadım :) Ahh Kat... Kedicik bu sefer Daemon'ı cidden kırdığı incittiğini okumak çok fenaydı ya... Daemon'ın da içinde yumuşak ve seven bir erkek olduğunu hissetmek insanın içinde burukluk yapıyordu hele ki Will'in Kat'i kaçırıp da Oniks ile yaptıklarında Daemon'ın durumu çok yürek burkucuydu. Kat'in mutasyona uğrama olayını itiraf ediyorum beklemiyordum bu beni oldukça şaşırttı. Hele ki Daemon'dan aldığı güçler ve bunun dışarıya vurumu muhteşemdi. Yalnız yazarımızda o kadar güzel anlatmış ki biran için o anı yaşıyor gibi canlandırabildim... Bayıldım o sahnelere. :) Romantik erkek (her ne kadar öküzden sonra bu tabiri kullanmak garip gelse de) Daemon'ın tam olaylardan sonra Kat ile beraber olacakları zamanda her şeyin normal olmasını istiyorum tutumu var ya beni bitirdi. Deamon senin uzaylı olmanın kabul ederim, hatta öküzlüğünü bile ederim diyesim geldi. :) Son sayfalar çok fenaydı... Bethany'nin yaşıyor olması hatta Dawson'ın bile işleri iyice sarpa sarmaya başladığının göstergesiydi ama son sayfalarda Deamon'ın Dawson'a sarılması ama Dawson'ın karşılık vermemesi çok fenaydı... Opal'de bu olayların devamını okumak biraz kötü olacak... sonucunda kardeşin sana tamamen yabancı davranması iyi olamaz ama değil mi? Yalnız kitabı bildiğiniz anlattım okumanıza falan gerek kalmadı :) şaka bir yana cidden biraz daha anlatırsam cidden okumanıza gerek kalmayacak :) Bu yüzden kitapta özellikle hoşuma giden birkaç alıntı vardı onları sizlerle paylaşmak istiyorum :) Daemon'un Kat ile beraber Kat'in blogu için video çektikten sonraki şu konuşmasında kahkaha attım. Aynısını bende bir aralar annemle kardeşime diyordum çünkü :) "Eğlenceliydi. Bir dahaki ne zaman?" "Elime daha çok kitap geçerse önümüzdeki hafta." "Daha çok kitap." Gözleri büyüdü. "Henüz okumadığını söylediğin on kitap falan var." "Başka kitap almayacağım anlamına gelmez bu." Bende elimdekiler bitmeden yenilerini alıyorum Kat seninle baya ortak noktamız olacak gibi görünüyor :) Ve işte bu sözler Kat'in aşkının kanıtı... "Hala ukalanın tekiydi.Evet, o pis pis sırıtması da hala sinirlerimi tepeme çıkarıyordu. Ama seviyordum onu." Ahh bir de Kat'i tanıyanlar bilri kız bizler gibi kitap kurdu ve bir kitap blogu var :)) Onunla ilgili Deamon'ın sözlerini sırıtarak okudum :D o sözleri sizlerle paylaşmak istiyorum ve son alıntım da bu oluyor :) "Bence okumak seksi." Deamon kendisine gülümsedi. Kaşlarımı hızla havaya kaldırdım. "Şu aralar okuyor musun?" "Ah, evet ve başka ne seksi biliyor musunuz?" Bütün yüzü ekranı kaplayacak şekilde öne doğru eğildi ve başıyla beni işaret etti. "Onun gibi blogcular. Seksi." Daemon bende blogcuyum gel bana bebeğim :) İki alıntı yeter merak edenler alıp okusun bence :) hatta bencesi fazla alıp okuyun kesinlikle sevecek ve keyifle okuyacaksınız. Ayrıca bir de uyarıda bulunayım: Sakın otobüste minibüste kapıda bacada okumayın kitabı çünkü yüzünüzde oluşacak gülümsemeyi ya da sırıtmayı görenler size deli muamelesi yapabilir :) http://illekitap.blogspot.com/2013/07/jennifer-l-armentrout-oniks.html
Baskı: Kusursuz Gelin (Warenne Dynasty, #8)
http://illekitap.blogspot.com/2013/07/brenda-joyce-kusursuz-gelin.html Ve bir Brenda Joyce klasiği daha bitti... Rex benim seride en çok merak ettiğim De Warenne erkeğiydi. Onun durumunun ve aşkının çok daha yoğun ve güzel olacağını düşünmüştüm ve yanılmadığımı yazar bana kanıtladı. Açıkçası serinin okuduğum üç kitabını çok beğenmiş ve Aşka Yelken Açanlar kitabında yazarın performansını biraz düşük bulmuştum. Çok daha sığ gibiydi aşk ama o kitabın hemen ardından Kusursuz Gelin'i okumak duyguların yoğunluğu aşkı iliklerine kadar hissettiren bir kurgu... çok daha etkileyici ve tatmin ediciydi. Diğer kitaplarında olduğu gibi bunda da aile bağlarını okumak ve daha da güzel her şeye burnunu sokan Eleanor'u görmek çok daha eğlenceliydi. Kitabı oldukça eğlenceli kılan ve benim için kusursuz hale getiren bir nokta da karakterlerin çocuklarıydı... Cliff'in, Tyrell'in Eleanor'un çocuklarını ve aralarda onların yaramazlıkları oldukça eğlenceli hale getirmişti kitabı. Duygusal yoğunlukları bunlarla dengeli hale getirmişti yazar. Blanche'ın yaşadıkları insanı tüylerini ürperten şeylerdi ve bunu farklı yorumlayarak Rex'ten uzaklaşması ise bir yandan aptallık bir yandan da fedakarlık gibi göründü bana... Ama Rex'in tavırları... İkinci kez kalp kırıklığı yaşıyor ev bu sefer daha da yıkılıyor görünüyor... Rex'in ruhanı durumu okuduğumuz kitaplarda hep bir yerde bunalım takılan bir haldeydi ama burada Blanche ile beraberken onun da diğer De Warenne erkeklerinden hiçbir farkının olmadığını okumak paha biçilemezdi. Çok uzatırsam kitap içeriğine giren bir yorum yapacağım bu yüzden susuyorum.Seriyi zaten herkese tavsiye ediyordum ve dolayısıyla bu kitabı da ediyorum. Ben çok beğendim ve dediğim gibi Aşka Yelken Açanlar kitabında sığ (bana göre) aşktan sonra bu kitap ilaç gibi geldi :))
Baskı: Aşka Yelken Açanlar (Warenne Dynasty, #7)
Ve bir De Warenne erkeğini daha evlendirdik :)) Brenda Joyce, kalemini sevdiğim yazarlardan biri. Benim için oldukça güçlü kalemi olan ve okurken okuyucuyu sıkmayan ama aynı zamanda da keyifli okuma vakitleri sunan bir yazar. Tarihi aşk romanı severlere kesinlikle yazarın kitaplarını tavsiye ederim. De Warenne serisinin ülkemizde yayınlanan 4. kitabıydı ve her ne kadar Devlin ve Tyrell kadar aşkı iliklerime kadar hissedemesem de bu kitabı da oldukça güzeldi. Kitabı hem sevdim hem sevmedim diyebilirim. Devlin, Sean ve Tyrell aşklarının yanında Cliff'in aşkı biraz sönük kaldı gibi geldi ama diğer yandan da Cliff'in diğer kitaplardan okuduğumuz ele avuca sığmaz tavırlarına karşılık aynı şekilde bir kadın bulması da oldukça güzeldi. Şimdi bu paragrafla beraber kitap içeriğine giren bir yorum yapacağım uyarmadı demeyin :)) Amanda'nın babasına duyduğu bağlılığı ve sevgiyi gösterme şekli cidden çok duygusaldı. Carre'in idamı sırasında Amanda'nın durumu içler acısıydı okurken içimde bir şeyler tepe taklak oldu... ve babasını kurtarabilmek için kendini Vali'ye sunması da... o satırlarda zaten Cliff'in yerinde olup da Vali'yi parçalamak harika olurdu... Kitapta en sevdiğim noktalardan biri Amanda ve Cliff'in Londra'ya doğru yaptıkları gemi yolculuğuydu... hele ki o fırtınalı gecedeki gemiyi fırtınanın içinden beraber geçirmeleri... ımmm o satırları daha fazla okumak isterdim. Ahh bir de okumayı özellikle isteyeceğim satırlar Cliff'in kıskanç tavırlarıydı. Amanda'ya talip olan o İskoç...hehe ona karşı Cliff'in tavırları oldukça eğlenceliydi. Kitapta özellikle hoşuma giden bir diğer nokta da Cliff'in çocuklarıydı. Cliff bir babaydı, üstelik bir kızı ve bir oğlu vardı. Cliff'i baba olarak okumak ve çocuklarına karşı davranışları çok sevimliydi. İnsanda bir tebessüm oluşturuyordu o satırlar. :)) Kitaba dair beğendiğim birkaç nokta daha var ama çok içeriğe girdim bu yüzden o kısımları da söylemeyeyim :) Kitap güzeldi ve ben sevdim gerçi yazarın kalemini sevdiğim için kitabı sevmem gayet normal :) Ancak benim için ne Devlin'in aşkı ne de Tyrell'in aşkı kadar vurucu oldu. Onların aşkları hala dorukta ve onu geçemedi Cliff :) Ahh bir de bu kitapta Sean ve Eleanor, Lizzie ve Tyrell çiftlerini görmek de çok güzeldi. :) Kitabın konusunu söylemeden önce "De Warenne" serisinin ülkemizde yayınlanan kitaplarının sıralamasını paylaşmak istiyorum: -Bir Avuç Aşk (Devlin ve Virginia) -Maskeli Balo (Tyrell ve Elizabeth) -Kaçak Gelin (Sean ve Eleanor) -Aşka Yelken Açanlar (Cliff ve Amanda) -Kusursuz Gelin (Rex ve Blanche) Kusursuz Gelin'i de almış bulunduğum için onu okuyacağım şimdi :) en merak ettiğim karakterlerden biri Rex bakalım onun aşkı nasılmış :) http://illekitap.blogspot.com/2013/07/brenda-joyce-aska-yelken-acanlar.html
Baskı: Aşk Seni de Vurur (Higlands' Lairds, #3)
Ve bir Garwood klasiği daha bitti… Bu kadının kalemine bayıldığımı daha önce söylemiş miydim? Nasılda özlemişim ya… Immm mis gibi bir kitap ve enfes bir kalem okurken alınan muhteşem bir zevk… kesinlikle paha biçilemez! Garwood kitaplarına zaten hastayım, kadının bağımlılık yaratan bir kalemi var. Ki o kadar bağımlıyım ki imzası olan kitapları konusunu okumadan alıyorum düşünün durumumu. Dikkat!!! Kitap içeriğine girer bir yorum yapacağım :) Kitaba bayıldım, tipik İskoçlar ve savaşları… Onların İngiliz nefretlerine karşılık aşık oldukları İngiliz kızları… Kitabın başlangıcı çok güzeldi. Küçük bir geçmiş hatırlatması ve ardından olaylı bir başlangıç… Kitap tam formundaydı ya da Garwood kitabı yazarken formundaydı. Colm’un kardeşinin arama çabası Gabrielle’ye olan davranışları, Liam’ın Gabrielle’ye karşı davranışlarına karşılık kıskanması… Gabrielle’in muhafızları… Savaşlar, aşağılanmalar, hakaretler… Imm tam anlamıyla bir çırpıda okunup bitecek bir kitaptı. Biliyoruz ki bu kitap “Highlanders’ Lairds” serisinin son kitabıydı. Diğer kitapları Sır ve Fidye… Ian Maitland’ı görmesek de ismen duyuyorduk ama Brodick Buchanan’ı aralarda görmek harikaydı. Nasılda özlemişim Vahşi erkek Brodick’i… Gerçi Colm, ne Brodick ne de Ian kadar bağımlılık yapacak bir karakterdi ama yine de İskoç erkeği daha ne olsun. Gabrielle’in fahişelikle suçlandığı kısımlardaki asil ve kendinden ödün vermez duruşu – her ne kadar içinde fırtınalar kopsa da olanlara inanamasa da – hayranlık uyandırıcıydı. Ahh bir de Liam ve Brodick’in Colm ve Gabrielle’in düğün geceleri hakkında bir gece bir saat muhabbetinde çok eğlendim. Kitapta hoşuma giden bir diğer nokta da muhafızlardı…Gabrielle’nin muhafızları… cidden sadakatleri, bağlılıkları çok güzeldi ama Gabrielle’i tamamen kocasının korumasına bırakmadan önce kocasının preseslerini koruyabileceklerinden emin olma çabalarıydı. Ahhh ahhh… çoook beğendim! Yalnız küçücük bir noktada şikayetim vardı o da çok kısa geldi kitap bana… İnsan biraz daha uzun yazar ki okuyucum tadına vara vara okusun der ama kısacıktı ve bir çırpıda bitti. Bu kötü oldu… İşin yoksa bekle bir sonraki kitabı… Neyse ben kitabı çok beğendim ve şiddetle okumanızı tavsiye ederim. Gerçi Garwood arkadaş bu okumayacaksınız da ne yapacaksınız! http://illekitap.blogspot.com/2013/07/julie-garwood-ask-seni-de-vurur.html
Baskı: Bekle Beni
6,5 tan 7 verdim :)) http://illekitap.blogspot.com/2013/06/donna-fletcher-bekle-beni.html Yine Epsilon, tarihi aşk romanı türünde yeni bir yazar ve yeni bir seri ile okurlarını karşıladı. :)) "Bekle Beni", Sinclare Brothers serisinin ilk kitabı ve seri toplamda 4 kitaptan oluşuyor. Her kitap bir Sinclare erkeğini anlatıyor. "Bekle Beni" kitabı da en büyük Sinclare erkeği olan Cavan'ı konu alıyordu. Bir de bu seri İskoç klanlarını sevenler için :)) İskoçya'ya da geçiyor haberiniz ola :) Seri hakkında kısaca bir bilgi verdikten sonra yazarın kalemine değinmek istiyorum. Kolay okunan, akıcı bir kalemi var ama bence profesyonel bir yazar değildi. Benim için bir Garwood ya da McCarty kadar güçlü bir kalemi yoktu ama yine de okurken keyifli zaman geçirtip de bir çırpıda biten bir kalemi var. Kitap karakterlerini sevdiğimi söylemeliyim. Gerçi İskoç'ların tipik erkekleri gibiydi erkek karakter Cavan bu yüzden kendini sevdirdi :) Kadın karakterin, Honora'nın da ürkek görünüşünün altında güçlü bir karakter olduğunu okumak güzeldi. Ama yine de kitapta havada kalan şeyler vardı bana göre. Mesela Honora çok çabuk tutuldu bu bana biraz yapmacık geldi ve o zamanlarda kadınların cinsel yönden daha masum olduğunu okuduk kitaplarda ve burada Honora'nın çok açık olması ve Cavan'dan sevişme isteğinde bulunmasını pek beğenmedim. :) Gerçi yazar öyle uygun görmüş yazmış bize laf söylemek düşmez ama ben pek beğenmedim işte. Ahh bir de söylemeyi unuttuğum asıl nokta yazarın savaş sahnelerini biraz geçiştirir gibi yazmış olmasıydı ya da bana öyle geldi bilemiyorum. Şahsen sonlarında Mordrac ile karşı karşıya geldiğinde bir savaş okumayı tercih ederdim bu kadar kolay teslimiyet olmamalıydı :) Çok eleştirdim sanırım susuyorum :) Biraz daha konuşursam kitap içeriğine gireceğim bu yüzden kısa kesiyorum. Bence çok da mükemmel bir kitap değildi. Ama yine de okurken keyifli zaman geçirten bir kitaptı. Bu yüzden tavsiye edebilirim :)
Baskı: Tutkulu Notalar (Sinners on Tour #1)
http://illekitap.blogspot.com/2013/06/olivia-cunning-tutkulu-notalar.html "Sinners on Tour" serisininilk kitabı Tutkulu Notalar... Kitap tam olarak adını yansıtan bir kitap. Ayrıca kapak tasarımı her ne kadar yolda otobüste falan okunamaz gibi görünse çok güzel :)) Ben çok beğendim kapak tasarımını :) Her neyse kitaba dair hem iyi hem kötü eleştirilerim olacak ama ondan önce yazarın kalemine değinmek istiyorum. Yazar cidden çok akıcı bir kalemle yazmış kitabı dolayısıyla kitabı bitirmek çok kolay oluyor. Bir de kitapta körkütük bir aşk okumuyoruz ama oldukça tutkulu bir ilişkideki filizleri okuyoruz... ve yazar bunu çok iyi işlemiş. Özellikle konser kısımlarını anlatışı cidden hoşuma gitti. İlk olarak beğenmediğim bir noktaya değinmek istiyorum hatta bir değil iki ondan sonra beğendiğim kısımlara geçeceğim ve kesinlikle kitap içeriğine giren bir yorum olacaktır :)) Beğenmediğim kısımlarda biri kitaba başlar başlamaz yani ilk 100 sayfa neredeyse Brain ve Myrna'nın yatak aktivitelerini okuyoruz bu bir kitaba başlangıç için fazla geldi bana. Tamam erotik olduğunun bilincindeydim ama başlangıçta beklemiyordum açıkçası. Eleştireceğim diğer bir nokta da Trey ve Brain ve Myrna üçlüsünün birlikteliğiydi. Tamam yazar bu kısımda cidden aşlmış ya... İşte bu kısım bana cidden fazla geldi ve hiç huyum olmayan şeyi yaptım sayfaları atladım. Bu iki unsur haricinde kitapta rahatsız olduğum veya eleştireceğim hiçbir şey yok. Aksine bu kısımları atlattıktan sonra kitabı okumak zaman zaman eğlenceli zaman zaman romantikti. Gruptakilerin birbirleriyle olan ilişkileri zaten beni en çok eğlendiren kısımdı ama Myrna ve Brain'ın yatak dışındaki tavırları ise çok tatlıydı. Hele ki ikisinin sahildeki tavırları çok güzeldi. Myrna'nın Brain'ın babasına karşı olan sözleri, Brain'ın Jeremy'e olan davranışları, Vegas sohbetleri, Sed'in küçük kıza tişörtünü imzalaması... ahh eğlenerek okuduğum o kadar çok sayfa vardı ki... Her neyse konuşmaya devam edersem kitabı resmen size anlatırım. Kitap tam adı gibi tutkulu ve müzik doluydu. Ben beğendim... evet rahatsız eden şeylere rağmen sevdim çünkü sadece o kısımlardan ibaret değildi. Ama yine de kitabı herkese tavsiye edemiyorum. Kesinlikle belirli bir yaş ortalamasına hitap ediyor ve erotik aşk romanlarından rahatsız olmayacak kişilerin okuması gerekiyor. :)) Ahh bir de seri hakkında küçücük bir detay vermek istiyorum. "Sinners on Tour" serisi toplamda 5 kitaptan oluşuyor ve her kitap bir grup üyesini konu alıyor. İlk kitabımız Tutkulu Notalar grubun başgitaristi Brain Sinclair'i konu aldı. En çok Sed ve Jace'i merak ediyorum ki onlarda ikinci ve üçüncü kitaplar. Ne diyeyim umarım Ephesus bizi fazla bekletmez :)
Baskı: Şimdi Benimsin
http://illekitap.blogspot.com/2013/06/gunes-demirel-simdi-benimsin.html Uzun zaman önce hediye gelen ve henüz okumadığım bir kitaptı Şimdi Benimsin. Bunca zaman geçtikten sonra nereden esti de elimi atıp okudum bilmiyorum. Aslında biraz sallantıda bırakmamın nedeni de okuduğum iyi yorumlara rağmen yeterince eleştirel yazılarda okumamdan kaynaklanıyordu en sonunda dayanamadım ve kendin karar ver be İnci dedim ve okudum. Ha evet eleştirilecek yanları vardı ama güzel olan tarafları da vardı bana göre... Öncelikle yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve nedense yazarın dilini çözemedim. Kitap akıcı sayılırdı konusu gereği merak uyandırıcıydı ama hem Fırat'ın hem de Elif'in ağzından okuyorduk ve birden birine sonra diğerine geçişler olduğu için açıkçası kitaba kendimi tam kaptıramadım. Bu da biraz can sıkıcı oldu benim açımdan. Ha sadece Elif'in ya da sadece Fırat'ın ağzından olsa daha iyi olurdu ya da direk üçüncü ağızdan anlatılıp da olaylar ikisi tarafından gösterilmiş olsa daha süper olurdu. Eleştirebileceğim bir diğer nokta da Fırat'ın Londra'ya gidiş kısmına dair çok hızlı geçiş oldu gibi geldi. Birden yedi yıl sonrası sanırım biraz kopuk geldi bana. Bunların haricinde eleştirebileceğim tek nokta kitap da imla hataları vardı bunun yazarla bir ilgisi yok biliyorum ama rahatsız etti beni. Bazen cümlelerde öyle imla hataları vardı ki kimi kastedildiği anlaşılmıyordu mesela. Tüm bu eleştirilerimin yanında kitabın konusu aslında doğu illerimizde oldukça sık karşılaşılan bir durum olduğundan kitabı biraz daha gerçekçi kılıyordu. Konusunu aslında ben sevdim, normalde sevmezdim ya da bu konu yabancı bir yazardan olsa benimsemez yarım dahi bırakabilirdim ama bunlar bizim ülkemizde ne yazık ki yaşanan şeyler bu yüzden konusu hoşuma gitti. Yarım bırakmadan okumama neden oldu. Yazarımızı tebrik ediyorum ki bu konuyu bir yerde bir aşk hikayesine çevirebilmiş. Elif'in naif tavırları, sessizliği, sakinliğine Fırat'ın esip gürleyen tavırları beni bir yerde eğlendirdi. Hani bildiğiniz zıt kutuplar birbirini çeker misali. :) Neyse kitabın arka kapağında pek konusu anlaşılmadığından size kısaca özet geçmek istiyorum. Fırat'ın sözlüsü Elif'in ağabeyiyle evleniyor ve Fırat'ın aşireti de buna karşılık onlar bizden kız aldı ya Fırat da onlardan kız alacak ya da kızla oğlanı öldürecek tavırlarına girince Fırat Elif'e zorla sahip oluyor ve bir süre sonra da Elif Fırat'la evlenmek zorunda kalıyor. Elif'in ailesi kızlarının lekelenmiş olmasını kaldıramıyor kızlarını siliyorlar ve Elif tamamen bilmediği bir yerde bir aşirete gelin oluyor. Bundan sonra da olaylar ilerliyor. Fırat, Elif'in büyüsüne kapılıyor ve Elif Fırat'tan nefret ediyor derken işler sarpa sarıyor... Genel olarak kitaba dair yorum yapmam gerekirse okunabilinir bir kitaptı. Şahsen ayılıp bayılmadım, beğendiğim yerler kadar beğenmediğim yerlerde vardı. Bu yüzden orta derecede bir kitaptı diyebilirim. Yani 5 üzerinden 3,5 verirdim bu kitaba.
Baskı: Ölümcül Merhamet (Ölümün Hizmetkarları, #1)
Yeni bir DEX kitabını daha bitirdim. Açıkçası kitabın konusundan çok kapağına vurulup aldım diyebilirim :) Ha değdi mi evet bence değdi ama küçük sıkıntılarım da oldu kitapla ilgili onları daha sonra değineceğim Öncelikle yazarın kalemine değinmek istiyorum çünkü "Ölümcül Merhamet" yazarın ülkemizde yayınlanan ilk kitabı, yani tanımadığımız bilmediğimiz bir yazardı. Akıcı, sürükleyici ve merak uyandırıcı bir kalemi var yazarın. Olay ilişkileri falan kopuk değil ve Ismae ağzından anlatılıyordu dolayısıyla tek bir kişinin bakış açısından olayları görmemize rağmen karşı tarafın duygularını zaman zaman tahmin etmek mümkün olabilecek şekilde anlatım tarzı kullanmış yazar. Kitabın konusu ise cidden güzeldi. Entrika, ölüm, ihanet, hainlik... her şey vardı. Yani bildiğiniz bir sarayda neler yaşanıyorsa kitap onlara değinmişti ama bunun yanında paranormale de kayan bir konusu olması konuyu daha da ilginç hale getirmiş. Kitap her yaş ortalamasına hitap edebilecek bir kitap, yaş sınırlaması olmaksızın okunabilinir. İçerisinde belirgin bir aşk olmasa da sonlarına doğru filizlenen bir aşkı görmek mümkün. Aslında okurken keyifli zaman geçirtecek bir kitap ama nedense zaman zaman biraz durgun ve olaysız ilerlemesinden sıkıldığım anlar oldu. Bunu inkar edemem. Yine de beğendim kitabı... yani 5 üzerinden 4 verebileceğim bir kitap diyebilirim. Bu arada küçük bir bilgi daha paylaşmak istiyorum. "Ölümcül Merhamet" kitabı "Ölüm'ün Hizmetkarları" serisinin ilk kitabı. Seri üç kitaptan oluşuyor ve üç arkadaşı konu alıyor. Birinci kitap Ismae'yi konu almıştı ikinci kitap Sybella'yı üçüncü kitap ise Annith'i konu alıyor. http://illekitap.blogspot.com/2013/06/robin-lafevers-olumcul-merhamet.html
Baskı: Kusursuz Kimya
“Perfect Chemistry” serisinin ilk kitabı “Kusursuz Kimya”… Kitap yorumuma geçmeden önce yazarın kalemi ve seri hakkında bilgi vermek istiyorum… “Perfect Chemistry” serisi 3 kitaptan oluşan bir genç yetişkin dediğimiz türde aşk romanı. Lise son sınıf olan kötü çocuğun iyi güzel kıza aşkını konu alıyor. Seri aslında Meksikalı üç erkek kardeşin aşkını konu alıyor. İlk kitapta Alex Fuentes’i okuduk ikinci kitapta Carlos Fuentes üçüncü kitapta ise Luis Fuentes anlatılıyor. Yazarın kalemi genel anlamda akıcı, sürükleyici ve güzeldi. Hafif ve okurken zevk veriyordu ama… bir Brittany bir Alex tarafından anlatılıyordu olaylar. Bu da kitabın genelinde okurken biraz kopukluk hissetmeme neden oldu. Yani demek istediğim bir olayı Alex’in ağzından okurken bölüm bitiyor ve yeni bölümü Brittany’nin ağzından okunuyor falan… Açıkçası madem her iki kahramanın tarafından olayları okuyacaktık üçüncü ağızdan yazılsaydı kitap daha iyi olurdu dedim. Bu şekilde pek sevemedim anlatım tarzını… Çeviri güzeldi ama imla hataları vardı ve beni özellikle rahatsız eden şey kırk yıllık BMW oldu ‘beemwe’…bu şekilde yazılması garip geldi. Tamam belki onların dilindeki telaffuz bu şekilde olabilir ama biz de değil. Artık çeviriden midir yoksa imla hatasından mıdır bilemiyorum ama bunu okumak – birkaç kez hem de- beni rahatsız etti ki ben imla hatalarından o kadar rahatsız olmayan bir okurken! Bunların haricinde kitabın konusunu sevdiğim için kitabı sevdim. Zaten kitabın orijinalinden okumak için kitapçılara bakıyordum Türkçe’sini okumak daha iyi oldu. Çete üyesi Alex’in tavırları, duruşu, konuşması aralarda İspanyolca kelimelerin girmesi ve beyaz zengin güzeli olan Brittany’nin dış hayata karşı prenses davranışları… ve bunların arkasında her ikisinin de aslında içlerinde yatan ve sakladıkları sırlar… Bunları okumak güzeldi ve sürükleyiciydi. Zaman zaman eğlendiğim sohbetler oldu, zaman zaman da Colin ve tavırlarına sinir olduğum noktalar oldu. Ancak Alex’in olduğu her sayfayı ayrı bir hevesle okuduğumu itiraf edebilirim. Neyse çok uzatmadan yorumumu bitireyim. Şahsen okumak isteyen tavsiye ederim ama mutlaka alın okuyun da diyemem ama ben serinin ikinci ve üçüncü kitaplarını okumayı istiyorum sırf bu kitapta henüz küçük olan çocukların aşklarını ve büyümelerine tanık olmanın heyecanını yaşamak için. Ayrıca kitabın da kapak tasarımını çok beğendiğimi söylemeliyim. Bu konuda benden tam puan aldı Artemis :)) http://illekitap.blogspot.com/2013/06/simone-elkeles-kusursuz-kimya.html
Baskı: Raintree: Cehennem (Raintree #1)
Üç farklı yazarın kaleminden çıkan "Raintree Serisi"nin ilk kitabı "Cehennem"... İlk kitabı Linda Howard yazmış ve resmen kalemini döktürmüş... Ne muhteşemdi ama... Yazarın kalemini zaten seviyordum, akıcı sürükleyici ve merak uyandırıcı yazıyor ki bu kitabında da öyle ve elinden bırakmak imkansız. Hani ertesi gün kalkıp işe gitmeyecek olsam dün sabahlar bitirirdim kitabı o derecede kaptırmıştım kendimi... Konusu çok akıcı ve merak uyandırıcıydı. Olaylı başlayıp da olaylar hiç durdurak bilmeden devam ederken buna usta bir şekilde aşkı harmanlaması yazarın ne müthiş bir kalemi olduğunun ispatı. Kitabın konusu cidden çok ilginçti. Değişik, farklı ve özgün... Dante'nin yetenekleri Lorna'nın önsezileri ve sayılarla olan yeteneği... Karşılaşmaları, kazalar yangınlar... her şey o kadar ustaca işlenmiş ki film izler gibi okudum kitabı. Kitapta hep olay vardı, hiç durulmuyor, sakinleşmiyordu. Dante ve Lorna arasındaki konuşmalarda bazen çok eğlendim bazen de Dante'ye kızdım. :)) Zihin kontrolü çok fenaydı... Kitabın konusundan kısaca bahsetmek gerekirse; Lorna, Dante'nin kumarhane oteline geliyor kumar oynuyor devamlı kazanıyor ve Dante hile yaptığını düşünüyor onu odasına çağırıyor ve olaylar patlak veriyor. Raintree klanının düşman klanı olan Ansara klanının üyelerinden bazıları Dante'ye saldırıyor ve Lorna'da Dante'nin yanında olunca olayların akışına Dante'yle sürükleniyor derken aralarındaki ilişki ilerliyor. :)) detaya girmeyeyim dedim sonra kitap içeriği olur :) Normalde bu kitaptaki gibi çabuk aşık olunan hemen ilanı aşk edilen kitaplar bana yapmacık gelir ama bu kitapta aralarındaki çekim o kadar güzel işlenmiş ki yapmacık ve olanaksız gelmedi gerçi fantastik kitaplarda bu çekimlerin aşka dönüşmesi zaten alıştığımız bir durum :)) Kitapta içime sinmeyen tek şey kısa olmasıydı. Bu kitap en az 350 sayfalık bir kitap olmalı ve okuyucuya doyasıya okumasına fırsat vermeliydi. Çerez gibi hemen bitti. Seri kitap olduğu için kitap yarım bitti, devam kitabı olan ikinci kitap "Adalet" haziran ayında çıkıyor onu beklemek zor olacak şimdi... Neyse, kitapta çeviri kusursuzdu, ben çok beğendim çeviriyi... kitabın akıcılığı bozulmamıştı bu yüzden de yayınevini ve çevirmeni tebrik etmek gerek :)) Ahh bir de şu söz çok hoşuma gitti. Dante, Lorna'ya söylüyor sizinle paylaşmak istedim :) "Hayat mükemmel değildir, onunla her anında mücadele etmen gerekir." Kitabı henüz almadıysanız şiddetle tavsiye ederim okuyun :) Fantastik aşk romanı gibiydi. Hafif bir gizemde vardı içinde tabi :) Raintree Serisinin diğer kitaplarını da belirtmek istiyorum. Cehennem Adalet (haziranda çıkacak) Sığınak (temmuzda çıkacak) http://illekitap.blogspot.com/2013/05/linda-howard-raintree-cehennem.html
Baskı: Tanrı (Melez Sözleşmeleri, #3)
Safkan'ı Melez'den daha çok seven ben Tanrı'ya öldüm bittim. 3. kitap diğer ikisinden çok daha güzeldi... Hele ki kitabın sonunda neye uğradığınıza şaşırıyorsunuz... Kitap tek kelimeyle anlatılamaz okunabilinir ancak diyebileceğim bir kitap olmuştu. Serinin üç kitabını da peş peşe okuyunca kitap sonlarında yeni kitabın verdiği merak ve heyecanlı bekleyişi tatmadım ama şimdi dördüncü kitabı nasıl bekleyeceğim bilmiyorum. Bir kitap soluksuz okunup da böyle biterse devamı nasıl beklenir ki... meraktan çatlamazsam iyidir :)) Yorumumda kitap içeriğine girebilirim bu yüzden baştan söyleyeyim :)) İlk kitaptan beri Marcus ve Lucian'ın davranışlarından hep şüphelenmiştim ve bu kitapta hangisi gerçek hangisi yalan belli olur ve bu da biraz onlara karşı olan şüpheleri ortaya çıkarıyor. İkinci kitapta Seth'e sempati duyduğumu söylemiştim ama şu kitapta yaptıklarından sonra... ne düşünsem emin olamıyorum hele ki son yaptıkları ve Tanrı'ları kızdırması... Alex'in bıçaklanması ve sonrasında gelen olaylar muhteşemdi. Hiç aklıma gelmezdi böyle satırlar okuyacağım dahası kitapta Tanrı'ları göreceğim... beni en çok şaşırtan kısımlar oldu. Alex ve Aiden arasındaki gelişmeler aşk dolu sayfalardı ama son birkaç sayfada okuduklarım hele ki son iki sayfa tüylerimi diken diken etti. Apollo'nun "İlkle bağlantı kurdu" sözleri 4. kitabın nefes kesici olacağının kanıtı bence... Kitapta çok eğlendiğim satırlar da vardı hele ki Alex'in vurma huyu, huysuzluğu ve hep tepki göstermesini eğlence olarak algılayan Seth ve Apollo'nun satırları harikaydı :)) Son sayfalarda Alex'in uyanışına dair yazılan satırlar mükemmel, kusursuz bir kurguyla yazılmıştı cidden soluksuz okuttu o satırları yazar. Kitapta hem çok etkileyici, hem de çok eğlenceli satırlar vardı. Hani bir yerde soluksuz bir heyecanla okurken bir yerde de eğlenerek okuyorsunuz. Zaten yorumumdan anlamışsınızdır kitabı ne kadar beğendiğimi eğer tahmin edemiyorsanız diye söylüyorum ba-yıl-dım!!! :)) Şiddetle tavsiye ederim bu seriyi okuyun ve takip edin. Seveceksinizdir şüphesiz. Ben çok sevdim ve şimdi 4. kitap nasıl bekleniyor bilmiyorum... http://illekitap.blogspot.com/2013/05/jennifer-l-armentrout-tanr.html
Baskı: Safkan (Melez Sözleşmeleri, #2)
Meles Sözleşmeleri serisini okumaya hızla devam ediyorum :)) İlk kitap güzeldi ama ikinci kitap sanki ondan daha güzeldi. Olaylıydı durulmadan devam etti ve heyecanla okutuyordu, sayfaları nasıl çevirdim anlamadım. Hani 400 değil 1000 sayfa bile olsa sıkılmadan okuturdu :)) Neyse yazarın dilinin nasıl olduğunu zaten diğer kitaplarını yorumladığımda okumuşsunuzdur ki neredeyse herkes bu seriyi okuyor bu yüzden yazarın dilini es geçiyorum :) Kitabın başındansa hemen sonuna atlayıp sonundaki savaş sahnesine bayıldığımı söylemek istiyorum. Tam benlikti ve heyecan verici soluksuz okutucu yazılmıştı. Gerçi Alex'in Konsey'in önüne çıktığı zamanlarda öyleydi :) Neyse derine inersem kitap içeriğine girerim o yüzden detaya girmeyeyim. Seth'i ben çok sevdim. Okuyanlar sevdi mi bilmem ama ben sevdim. Eğlenceli ve dalgacı hareketleri onu daha sempatik yapmıştı ama yine de bazı yerler de Alex'e karşı olan hislerinin gerçekliği tereddüt ettirmedi de değil. Zaten Aiden'a bir şey demiyorum adamın her adımından neredeyse belli Alex'e olan duyguları. Eğer seride Alex Aiden'la olursa Seth'e ne olur merak ediyorum ve açıkçası bu yüzden de üzülüyorum biraz onun için. Kitapta çok eğlendiğim ve gözlerimi doldurtacak kadar hüzünlendiren yerler vardı onları söylemezsem içinde kalır :). Alex bazı geceler aşırı ateşleniyor yani sıcak basıyor midesinde bir şeyler oluyor duyguları tavan yapıyordu bunun nedeninin Seth'le bağlantılı çıkması ve altındaki sebepleri öğrendiğimde çok eğlendim. Caleb'in başına gelenler ise... evet bu kısımlarda Alex'in duygularını okumak onun acısını hissetmek cidden okurken gözlerimi doldurdu... Ayy çok uzattım. Neyse ben kitabı çok beğendim ve sizlere de tavsiye ederim. Kitabın fantastik türde ve genç yetişkin dediğimiz okuyucu kitlesine hitap eden bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Aslında kısacası fantastik aşk romanı :)) Çok beğendim ve keyifle okudum sizlere de tavsiye ederim :) Yorumumu kitapta çok hoşuma giden bir söz vardı onunla bitiriyorum. "Galiba dünyada iki tip insan vardı: ateşin çevresinde oturup izleyenler ve o ateşi yakanlar." http://illekitap.blogspot.com/2013/05/jennifer-k-armentrout-safkan.html
Baskı: Melez (Melez Sözleşmeleri, #1)
Devamlı okur yorumları okuyordum ve serinin çok sevildiğini görüyordum. Bu da merak etmeme neden oluyordu ki sonunda kitabı okuyunca sevilmesinin sebebini fark ettim. Cidden güzel kurgulanmış fantastik bir kitap. Daha en başında olay başladı bir ara durgunlaşır gibi olduğu sıralarda arkadaşlık ilişkileri, aşk girdi araya sonra bir daha hızlandı ve işler karıştı... Kitapta hareket vardı ve sürüklüyordu bu benim bir kitapta aradığım ve nadir bulduğum bir özellik :)) Yazarın dilini zaten biliyordum. Akıcı, kolay okunabilen, insanı yormayan ama meraktan kitabı elinden bıraktırmayacak şekilde yazıyor, bunu Obsidiyen'i okuduktan sonra öğrenmiştim. Bu yüzden dilini sevdiğim ve tavsiye edeceğim bir yazar. Kitabın kurgusunu oldukça özgün buldum. Farklı bir şeydi... Farklı yaratıklar, farklı olaylar ve farklı bir kurgu... Öncelikle Alex, Aiden ve Seth üçlemesi arasındaki olaylar çok güzeldi ama asıl soluksuz okuduğum sahneler melezlerin, safkanların iblislere karşı verdikleri savaşlardı. Biraz yüzeysel bir yorum yapacağım yoksa kendimi tutamayıp kitap içeriğine gireceğim bu sefer kitabı henüz okumamış arkadaşlar rahatsız olacak. :)) Ama yine de Alex ve Aiden arasındaki yasak aşk çoook şekerdi demezsem içimde kalır. Benim asıl merak ettiğim şey Alex Apollyon olunca Seth'le mi olacak yoksa Aiden ile mi... :)) Ayrıca mitolojiye karşı hep bir ilgim olmuştur bana oldukça ilgi çekici gelmiştir ve kitabın da bu içeriği kapsaması benim açımdan harika bir şeydi. Daha bir zevk verdi. :)) Kitabı ben zevkle okudum ve ilk üç kitabı da peş peşe okuyacağım bu da bana daha ayrı bir zevk verecek :)) Eğer aşkla harmanlanmış oldukça özgün bir kurguya sahip fantastik kitap okumak istiyorsanız bu seriyi tavsiye ederim. Bence kaçırmayın okuyun :)) http://illekitap.blogspot.com/2013/05/jennifer-l-armentrout-melez.html