inci
@inci

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Haylaz Asilzade (Darring Duchesses # 1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/05/carole-mortimer-haylaz-asilzade-daring.html Uzun zaman önce aldığım ama ancak okuma fırsatı bulduğum Harlequin Historical'ı Haylaz Asilzade'yi bitirdi. Bir günde okunan kısacık hikayeler oluyor Harlequin'ler biliyorsunuz ki, bu da öyleydi. Carole Mortimer'in ilk okuduğum hikayesiydi ve fena da değildi ama tabi yetersiz kısımlar, biraz üstün körü geçilmiş olduğunu düşündüğüm yerlerde vardı. Öncelikle kısaca konuya değinme gerekirse; Pandora eşini bir düelloda kaybetmiş dul bir düşestir ve eşinin ölümü büyük bir skandala neden olacak bir olay olmuştur derken yas sürecinden çıkıp da ilk balosuna katıldığında beklenmedik olaylar sonrasında Stratton Dükü Rubert Stirling ile tanışır. Rubert'in ilgisini çeken güzeli çekici ve zeki Pandora arasında ilk kıvılcımlar çakmaya başlar. Kitap, Rubert'in Pandora ile olan önce arkadaşlığını sonra da aralarındaki kıvılcımın aşka dönüşmesini konu alıyor. Değinmek istediğim bir konu var! Birçok tarihi aşk romanında evlenmiş dul kalmış kadınları okuyoruz. Birkaç tanesinde ben öyle kadına denk geldim ve ne hikmetse hepsinin de kocasından bir sorunu vardı ve sonrasındaki aşık oldukları adama bakire gelin oluyorlardı! Hayır yani bakire olmasan ki ne olacak.Kocan ölmüş, hamil değilsin, çocuğun yok, ikinci bir şansı yakalamışsın aşık olmuşsun. Daha önemli ne olabilir ama hayır bakire olmak zorunda! Bu tür kurgularda ya erkekler iktidarsız oluyor ya da eş cinsel! Arkadaş, biri de yazsın kadın ilk evliliğinde mutlu mesutmuş ama kader önlerine engel koymuş ve bu mutluluğu elinden almış. Sonra kadın ikinci şansı yakalamış aşık olmuş falan filan... Ama yok! Olmaz! :) Şimdi nereden bu konuya girdi İnci diyeceksiniz ama bu kitapta da Pandora evliydi ama yukarıda bahsettiğim konu yine bunda da geçerliydi. Bütün bunların yanında yazarın hakkını yemeyeyim, Rubert ve Pandora arasındaki konuşmalar ve davranışlar süperdi. Bu tür kitaplarda zeki hazır cevap ve karşısındakinin unvanından tırsmayan kadınları seviyorum :) Bir de kitap keşke 300 ya da 350 sayfa olsaydı da olaylar çok çabuk oldu bittiye gelmeyip tam böyle oturtarak, olması gerektiği gibi yavaş yavaş açığa çıksaydı keşke. Kitap fena değildi, canınız sıkılıyorsa ve vakit geçirmek için kısacık bir şeyler okumak istiyorsanız deneyebilirsiniz ama yine de çok büyük beklentileriniz olmasın okumak için. :)

Kötü Çocuk
7/1020.05.2015

Baskı: Kötü Çocuk

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/05/busra-kucuk-kotu-cocuk-kotu-cocuk-1.html Gençlerin çığlık çığlığa aldığı, satış rekorları kıran, okurların saatlerce imza sıralarında beklemesine neden olan kitap Kötü Çocuk yorumu ile karşınızdayım. Öncelikle kısaca bahsetmek istiyorum ki, Kötü Çocuk, Büşra Küçük'ün Wattpad'de yayınladığı bir hikaye serisiydi. Ephesus Yayınları ile anlaşmalarından sonra serinin ilk kitabı Kötü Çocuk 1 basıldı ve şimdi kitap halinde birçok okurun kitaplığında yer alıyor. Wattpad'de de oldukça okunma oranı olan kitabın, şimdi de oldukça yüksek okunma oranı var. Kötü Çocuk, 4 kitaptan oluşuyor, wattpadden edindiğim bilgiye göre ve merak edenler yazarın orada başka hikayeleri de bulunmakta, isteyen bir göz atabilir. Büşra Küçük kaleminden okuduğum ilk hikayeydi, Kötü Çocuk. Kendisini ben wattpadde okumadım ve bildiğiniz üzere CNR'da da kitabı aldım ve anca okumaya fırsat buldum. Tabi ki beğendiğim yerler kadar beğenmediğim yerlerde var ama yine de yazarın kendisini tebrik etmek gerek, ciddi anlamda büyük bir başarı yakaladı. Kısaca kitabın konusundan bahsetmek gerekirse, 17 yaşındaki Kayla yıllar sonra hiç tanımadığı babasının yanında yaşamaya başlar. Annesinin yanındaki düzenli hayatından çıkmış olmanın ve babasını yıllarca tanımamış görmemiş olmanın verdiği psikoloji ile okulun kötü çocuğu, Meriç ile takılıp babasından intikam almak ister. Ama işler tahmin edeceğiniz üzere Kayla'nın planladığı gibi gitmez. Okulun bursluları grubunda yer alan Meriç, zor da olsa Kayla ile olan arkadaşlığı kabul edip onu kendi çevresine sokmaya başladığında Meriç'in karanlığı Kayla'yı da sarmaya başlar ve bu durum beraberinde belaları da getirir. Meriç'in sakladığı sırlar, gizemli kişiliği , umursamaz tavırları, emir verici tutumları ve kötü çocuk edaları ile dikkat çekerken Kayla bütün saflığı, temizliği ve masumluğu ile Meriç'in çevresindeki tek iyi şey olarak parıldamaktadır. İyice Meriç'in karanlığında yer edinen Kayla'nın hayatını ve Meriç'le ilişkisini konu alıyor. Yukarıda dediğim gibi beğendiğim yerler kadar beğenmediğim yerler de var... önce size beğenmediğim yerleri söylemek istiyorum. Kitaptaki gençlerin yaş ortalaması 17-18 ve yaşanan hayatlar, ülkemiz gençleri baz alındığında pek de yaşlarına göre değildi. Sigara tiryakiliğine girmiyorum çünkü artık sigara içme yaş oranı oldukça düştüğü göz önüne alınırsa Meriç'in sigara içmesi pek de göze batan bir detay değildi ama... Kayla ve Meriç arasındaki yakınlaşmalar... ikisi arasındaki olaylar... pek de 17-18 yaşındaki gençlerin yapacağı şeyler değildi. Daha çok yetişkin insanların yapacağı şeylerdi. Bazen bazı konuşmalarda Avrupai bir hava sezinledim, yabancı yazarların kurgularındaki gençlerin yaşam tarzları, okullarındaki hayatlar gibiydi. Öpüşme muhabbetleri, tek gecelik kızlar... bunlar bana dediğim gibi Avrupai bir yazım tarzını anımsattı. Bazen tam yaşlarının gerektirdiği ergenliği çocukluğu yaparlarken bazen tam da bir yetişkinin yapacağı şeyleri yapmaları biraz garip hissettirdi okurken. Bir de bu kitabı alan okurların yaş ortalaması düşünülünce... bu olaylar onların yaşları için uygun değil gibi geldi. Ahh, özellikle demek istiyorum... ne olursa olsun hangi kız babası Vural Bey'in yaptığını yapar söyler misiniz? Ülkemizde hangi kız babası, kızının bir erkekle geceyi geçirmesine izin verir. Aralarında hiçbir şey olmayacağının garantisini alsa bile... bunu özellikle demek istedim çünkü bu kısmı okurken yok artık dedim yani... :) Eleştirebileceğim tek şey buydu onun haricindeki kurgu bütünlüğünü sevdim. Olay döngüsü, şaşırtıcı ve sürpriz olan sırlar... beklenmedik detaylar ve konuşmalar iyiydi. Evet, Meriç'in sakladığı bazı sırları tahmin ettim Kayla ile olan alışveriş macerasından sonra ama onu için içine katmazsak Meriç'in sırları kitaptaki en güzel detaylardı. Kitaba açıkçası baya bir ön yargıyla başladım, hani bu kadar ergenin okuduğu bir kitabı 27 yaşında olan ben beğenebilir miyim diye ama fena değildi. Beğendim. Devam kitaplarında neler yazılmış olabilir merakı var içimde, çıktıklarında da okuyacağımdan emin olabilirsiniz. Kurgunun akıcılığı ve yazarın sıkmadan olayları anlatan dilini sevdim. Her yaş ortalamasından birinin okuyabileceği bir kitap :) belki yetişkin okur kitlesini memnun etmeyebilir. Ama genç kızların seveceği bir kitap :) Alıntılar için: http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/05/busra-kucuk-kotu-cocuk-kotu-cocuk-1.html

Baskı: Kurucunun Kızı (The Book of Ivy #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/05/amy-engel-kurucunun-kz.html Yabancı Yayınları'ndan çıkan distopya türündeki Kurucunun Kızı, ciltli bir şekilde raflarda sizi bekliyor ve yorumlarıma güveniyorsanız bu kitabı kesinlikle kaçırmayın derim! Normalde distopya okuyan bir okur değilim, ki zaten bu türü de yeni yeni keşfediyorum ve okuduğum birkaç tane kitap vardır bu türe ait. Şunu samimiyetle söyleyebilirim ki aralarındaki en iyisiydi. Hani bu kitapla bu türe bayıldım diyebilirim. "The Bookof Ivy" serisinin ilk kitabı olan Kurucunun Kızı, henüz 16 yaşında evlenmek zorunda bırakılan gençlerden biri. Diğerlerinden farklı olmasının tek sebebi bir Westfall olması yani kurucunun kızı olması. Diğer gençler gibi uygun olan eş, 18 yaşındaki Bishop'la evlenip, kocasını mutlu etmeye çalışıp, çocuklarını doğuracak ve normal bir eş olmayacaktı. Ailesi, başkanı devirmek için Ivy'e bir görev verdiler. Bu görev, kocasını yani başkanın oğlunu yani Bishop'u öldürmesiydi. Ancak Bishop'la evlenen Ivy, evlikleri boyunca öğrendiği en acımasız gerçek Bishop'un tahmin ettiği gibi biri olmaması ve ona aşık olmasıydı! İşler bu kısımda karmaşık bir hal almaya başladı ve Ivy bir seçim yapmak zorunda kaldı. Bu seçim ya Bishop'u öldürmek olacaktı ya da kendi sonunu hazırlayacaktı. Seçim mi ne oldu? Merak eden kitabı okusun ;) Kitapta, Ivy ve Bishop'un karakterlerini, hayatlarını, nasıl bir dünyada yaşadıklarını ve neleri savunduklarını okuyoruz... ve iki gencin arasındaki duyguları... Tabi bunun yanında Ivy'nin kendi iç dünyasındaki savaşa da tanık oluyoruz. Bütün olayların arasında işlenen ufaktan filizlenen aşk ise tam benlikti. Karakterlerin yaşlarının küçük olması ve evlilik muhabbetinin dönmesi sizi tereddüte ve yanılgıya düşürmesin. Kitabın kurgusundaki detaylar bu yaş ortalamasını gerektiriyor diye de not düşmek istiyorum ;) Özellikle sonu... bu kitap böyle bitmemeliydi. Hele ki 2.kitap henüz yurt dışında bile yayınlanmamışken. Evet, doğru okudunuz 2. kitap Kasım 2015'te yayınlanacak ve sabırsız bir şekilde bekleyişte olacağız. Bir günde okunacak, akıcı bir şekilde kurgulanmış, sonunda ne olacağının merakı içerisinde sayfaları çevireceğiniz bir kitap. Distopya türünü seviyorsanız zaten kaçırmayıp okursunuz, ama bu tür ile henüz tanışmadıysanız bence bu kitap sayesinde tanışabilirsiniz.

Baskı: Hiç Hesapta Yoktun Sen

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/05/nazmiye-sumer-hic-hesapta-yoktun-sen.html Bir Türk yazar ve yeni bir tat... ama asıl önemlisi de güzel yurdumun Karadeniz kıyılarından güzel bir aşkı tanık oluyor olmamız... Size kısa ve öz bir yorum yapmak gerekirse, eğer her Karadeniz erkeği Nadir gibiyse ben bir Karadenizli istiyorum der yorumumu bitiririm ama biliyorum ki on onu da bir değil bize Nadir gibi de denk gelmez o yüzden en iyisi ben uzun uzun yorum yapayım :) Nazmiye Sümer'in yayınlanan ilk kitabı ve aynı zamanda Mendirek Yayınların'nın da yayınlanan ikinci kitabı. Yayınevi müthiş bir cevher bulmuş bence kaçırmasın :) Nazmiye Hanım'ın dilini, kalemini ve ince ince detayları işlemesini çok sevdim. Kitabın konusuna da azıcık değişmek istiyorum; Şahsenem çalışıp kendi ayakları üzerinde durmak isteyen üniversiteyi bitirmiş,annesini küçük yaşlarda kaybetmiş bir genç kız. Bir gün uzaktan akrabası olan Fatime halası, Şahsenem'in oğluyla tanışmasını ve onunla evlenmesini ister. En azından bir tanışıp kabul ederse evlenmesini ister. Şahsenem evlenmeyi düşünmediğinden dolayı bu durumu yadırgamasına rağmen sesini çıkaramaz derken Fatime halasının oğlu Nadir ile tanışır. Nadir ile aralarındaki çekime karşı koyamayan Şahsenem farkında olmadan genç adama aşık olur derken evlenen genç çift mutlu sona o kadar kolay ulaşamazlar. Önlerinde oldukça büyük bir engel vardı ve bu engel onların mutluluğunu bozman için elinden geleni ardına koymayacaktır. Şahsenem ve Nadir arasındaki diyaloglar, olaylar ve gelişmeler benim en zevkle okuduğum satırlardı. Tabi bilmediğim Karadeniz kültürü, bize tanıdık gelen ve bizlerin de uyguladığı bazı adetleri okumak da ayrı bir keyifliydi. Çoğu kitaplarda bu detaylar atlanır ya da anlatılmaz ama bu kitapta onları okumak güzeldi :) Çay toplamaya dair ve o konudaki detayların anlatılması ilgilenmeyen biri için veya ben zaten biliyorum diyen biri için sıkıcı gelebilir (ben o sayfaları okumaktan keyif aldım, bilmediğim bir şeydi öğrendim ;)) ama sabreder okursanız sonrasındaki sizi güzel bir aşk hikayesinin beklediğini görürsünüz. Özellikle söylemek istediğim bir şeyler var. Şahsenem'in okurken ne kadar zeki bir kız olduğunu öğrendik ama Türkan ve Zühal'in oyununa gelmesi beni sinir etti. Nasıl da boş bulunup buna inanır ve Nadir'i zor durumda bırakırsın dedim. Öyle aman aman bir zor durum değildi ama adam evlendiği gece karısına dokunmadı. Düşünsenize...sevdiğiniz kadın karınız ve gerdek gecenizi kardeş kardeş yatarak geçirmek zorundasınız. Nadir... adamım iyi sabırlısın vallaha :) Kendimi şu dakika tutuyorum yoksa kitap içeriğine gireceğim. Yukarıdaki paragrafta azıcık ucundan girmişim fark ettim ama silemem içimdekini dışıma vurmam lazım ;) Kitap içeriğine girmemek için yorumumu uzatmadan bitirmek istiyorum. Ama söylemezsem içimde kalacak üç şey var. Birincisi, Türkan'la ilgili terastaki olaylar diyeyim okuyan bilir, o şekilde son bulması bir okur olarak cidden tatmin ediciydi. Bu son olmayaydı, o konuda havada kalırdı bence. İkincisi, Ali Avni ile Asiye arasındaki şok edici konuydu! Cidden beklemiyordum ve o sayfalar beni fena şaşırttı! Ama bunu hak ettiklerini düşünüyorum :) Üçüncüsü ise, sonunda Nadir tarafından anlatılan bölüm... itiraf etmek gerekirse beklemiyordum ama onun duygularını okumak... süper bir durum oldu! Kitabı eleştireceğim bir nokta var... Kitapta gelişen bazı olaylar sonucunda Nadir'in kaçırılma durumu söz konusu. Bu konuda biraz daha detay, biraz daha kurgu bütünlüğü istedim. Aslında olayın kurgusu güzeldi ama bir şeyler havada kaldı gibi geldi. Ya kitabın akışında birden böyle bir olay olmadı ya biraz hızlı gelişmiş olması tam oturmadı kitaba ya da daha fazla o kısmı okumak istedim bilemiyorum ama o kısımlarda bir eksiklik hissettim okurken. Tabi bu benim şahsi görüşüm, okurken siz öyle düşünmeye bilirsiniz. Güzel, zaman zaman eğlenceli, zaman zaman hüzünlendiren, bazen sinirlendiren bazen gülümseten, aile ilişkisi ile içinizi ısıtan, aşk ile kalbinizi pırpır ettiren bir kitap! Ayrıca söylemek istiyorum ki kapak tasarımını da çok beğendim :)

Baskı: Yerde (Up in the Air #3)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015... "Uçuşta Serisi"nin 3. kitabı Yerde yoğun istek üzerine okundu ve yorumlanıyor :P Hazır 4. kitap Bay Harika'da çıkmışken serinin üçüncü kitabının yorumu gelsin dedim :)) 2. kitabın sonunda James ve Bianca beraber olmaya tekrardan başlayıp, ilişkilerini bir sonraki boyuta taşımışlardı. 3. kitap kaldığı hızla kaldığı yerden devam ediyor tabi ki yine yoğun bir aşk, alev alev yanan tutkuları, eğlenceli arkadaşlıkları ve kocaman bir tehlikeyi okuyoruz. Kitap son derece huzurlu, iki aşığın atışmaları, kavgaları, birbirlerine karşı hisleri ve sahip oldukları karakterlerinin zıtlaşmaları ile eğlenceli ilerliyordu. Özellikle James ve Bianca ilişkisi kadar Stephan ve Javier ilişkilerine de dokunuşları okumak süperdi. Güzel romantik bir şekilde ilerleyen huzurlu ve ateşli bir kitap okuyacağımızı düşünürken birden James'in geçmişi bir tedirginlik yarattı onlar son erdi huzur dolu sayfalar geliyor derken Bianca'nın babası devreye girdi. İşte o kısımda tehlike buram buram hissedilirken soluksuz bir şekilde sayfaları okudum. Nefes kesiciydi o sayfalar. James'in ruh halindeki değişim, Stephan'ın kendi hayatını hiçe sayıp Bianca'yı korumaya çalışması, kaybetmeye yakın olunan sevgi, arkadaşlık bağları... ahhh cidden son sayfalar çok fenaydı. İnsanın içini sıkan sayfalardan sonra yüzünüzde bir seriyi daha mutlu sonla bitirmenin verdiği huzurla son iki bölümü okumak ise paha biçilemez. Son iki bölümde cidden müthişti. Hele ki James... Stephan... Süperdi! :) Normalde Uçuşta Serisi 3 kitaptan oluşuyor. Yani 3. kitapta mutlu son ve seri bitti moduna giriliyor ama yazarımız okurlarına bir güzellik yapıp 4. kitap yazmış ve James Cavendish duygularını öğrenmemize olanak sağlamış. İlk üç kitabı Bianca tarafından okurken son kitabı yani Bay Harika'yı James tarafından okuyacağız. Bir şey itiraf edeyim mi? James'in hisleri cidden çok merak ediyorum :) Ben bu seriyi çok beğendim. Evet erotik bir seriydi ama aşk çok güzeldi. Okumaktan zevk aldığım serilerden biriydi. Bu yüzden tavsiye ediyorum :)

Baskı: Çifte Vuruş (Sinners on Tour #5)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/05/olivia-cunning-cifte-vurus-gunahkarlar.html Günahkarlar Turnede Serisinin son kitabı Çifte Vuruş yorumu ile bu okur karşınızda! Cüretkar kapağı ile seksi ve ateşli gitarist Trey Mills'i anlatan kitap, sadece görünüş ile değil konusu ile de fazlasıyla ateşli! Cidden de öyle... ateşli... hem de alev alev yanan cinsinden... Brian, Sed, Jace ve Eric'in romantik ve ateşli hikayelerinden sonra ateşli kısmı fazla ateşli romantik kısmı çok daha az romantik geldi. Evet Trey'in ateşli kişiliğinin kitabıydı ama en azından biraz daha romantizm olabilirdi. Gerçi biseksüel bir adam ne kadar romantik olabilir o kısmı bilemiyorum ama... Bu kitaba dair nasıl bir yorum yapsam gerçekten bilmiyorum. Sanırım diğer kitaplarda tanıdığımız ya da üstü kapalı tanıdığımız Trey, öyle kalsaydı daha iyiydi. Bu kitap bana... yalnız bunu ben söylüyorum... bilirsiniz ki ben rahatsız olmam erotik kitaplar okumaktan ama ben bile bu kitaptaki erotizmden rahatsız oldum. Aslında rahatsız olma sebebim tamamen Trey'in kendi cinsine karşı hissettiği cinsel çekimdi. O kısımları okumak beni rahatsız etti. Yoksa Trey ve Reagan'ın ilişkilerinden rahatsız olmadım. Ahh hadi ama... düşünsenize erkek erkeğe... tamam neyse... sustum! :( Trey haricinde diğer grup üyelerini okumak harikaydı. Nişanlısından uzak bir adet Sed... karısıyla beraber değişik fantazilerin adamı Eric, utangaç, sevimli Jace ve yeni baba aile adam Brain... süperlerdi!! :) Hep kıyaslama yapmışım okurken şimdi yorumu yazarken fark ediyorum. Diğer kitapların yanında bu kitap müzik bakımından daha yavandı sanki. Diğer kitaplarda konser sahnelerini soluksuz okur, kendimi bir rock konserinde hissederdim ama bu kitapta o kısımlar nedense bana yetersiz geldi. Kitap tamamen Trey ve onun aşk üçgeni arasındaydı ve üçlü olayındaydı! Gerçi başlarda Trey'in bir kadınla ciddi ilişki modu ve o sayfalar güzeldi ama... işte sonu olmadı be! Neyse çok uzatmayacağım... diğer kitaplara göre bir tık daha aşağıda kalan bir kitap oldu! Trey Mills'ten beklentim bu değildi gerçi ne beklediğimi de bilmiyorum ya orası da ayrı bir sorun... öyle işte. Eğer +18 iseniz... hatta +20 olsanız daha iyi... erotik kitapları okumaktan hoşlanıyorsanız bu seriyi tavsiye ederim. Yok erotik kitaplar benim kulvarım değil diyorsanız bu seriden uzak durun sizi yakar ;)

Baskı: Sonsuza Kadar (Eversea #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/04/natasha-boyd-sonsuza-kadar-eversea-2.html Eversea tufanı dur durak bilmeden devam ediyorrr :)) Aşka Var mısın kitabıyla tanıdığımız Jack Eversea ve Keri Ann Butler'ın aşkı Sonsuza Kadar kitabıyla devam ediyor. Okuyan biliyordur ilk kitap yarım bitiyordu ve ikincisi de kaldığı yerden devam ediyor. Yanı aşk, aynı sevgi, aynı dünya, aynı kasaba ve aynı Jack :) İlk kitabın tekrardan özetini geçmeyeceğim merak edenler için aşağıda kitabın linki var :) İkinci kitapta ise, Jack, uyması gereken sözleşme bittikten sonra Keri Ann'in yanına geri dönüyor ve kalbini kırdığı ve terk etmek zorunda kaldığı Keri Ann'in kalbini tekrardan kazanmak için çabalıyor. Sonrasında tabi ki aşk kazanıyor :) Kitapta güzel yanlardan biri, ilk kitap gibi sadece Keri Ann tarafından yazılmamıştı. Jack'in duygularını, neler yaşadığını öğreneceğimiz bölümler vardı. Onun tarafından anlatılan bölümler... Dolayısıyla Keri Ann'in neler yaşadığını aşkını okuduktan sonra Jack'in duygularından şüphe edenler bu kitapta Jack'in duygularını okuyup onun da aslında nasıl güçlü bir aşk beslediğini görebilirler. Her aşk romanı gibi tabi mutlu son garantisi var ve Keri Ann'in bütün korkularına rağmen Jack ile beraber olabilmelerini okumak çok güzeldi. Benim severek ve zevk alarak okuduğum bir kitap serisi Eversea ve yazarın bu seriyle ilgili bir novellası var dilerim onu da çıkarırlar :)

Baskı: Gölgeler (Refaim, #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/04/paula-weston-golgeler-rephaim-1.html Veee paranormal romance severler için tam türüne yakışır bir kitap Gölgeler!!! Normalde bu türü pek okumayan ben, kısa zamanda paranormal romance severi olur çıkarım yani o kadar beğendim kitabı :) 4 kitaptan oluşan The Rephaim serisinin ilk kitabı olan Gölgeler, yukarıda söylediğim gibi paranormal romance türünde, meleklerin, nefillerin, iblislerin olduğu heyecanlı ve akıcı bir kitap. Yazarın kurgu dilini beğendim, heyecan ve adrenalin yüklü olduğu bir gerçek, merakla okunacak ve sonrasında seni neyin beklediğini bilmediğin bir şekilde ilerleyecek bir kitap olması Gölgeler'i heyecanla okunur hale getiriyor. Kısaca konusunu anlatmak gerekirse; Gaby, erkek kardeşi Jude ile geçirdiği kazadan sonra hayatına bir şekilde devam etmeye çalışan ve ara ara hatırlamadığı anılarla beraber kendini monoton hayatına kaptırmaya çalışan bir kız. Bir gün Rafa adında bir adamla tanışıyor. İşte o andan sonra aslında bildiği hayat baştan sona yalanlarla dolu olduğu öğreniyor. Kendisinin aslında bambaşka biri olduğunu, kişiliğinin, özelliklerinin, yeteneğinin neler olduğunu öğrenmeye başlıyor... ama daha da önemlisi ne olduğunu öğreniyor! Bunu kabullenme aşamasını, bu aşamada peşinde olanları, kardeşinin ölümünün bir kaza mı yoksa ardında başka şeyler mi var? Tüm bu soruların yanıtlarını öğrenmeye çabalarken peşinden gelenler, onu isteyenlerle başı derde giriyor. Kime güveneceğini ve neye karşı savaşacağını öğrenmeye başlıyor! Serinin ilk kitabı olmasına rağmen oldukça heyecanlı ve adrenalin doluydu! Ağır bir giriş kitabı değil, oldukça hareketli bir giriş kitabı olmuştu ve bu da benim için bulunmaz hint kumaşı gibi bir şey oldu! Sıkıcı giriş kitaplarından pek hoşlanmam :) ama bunu ve hızını sevdim! Dediğim gibi bu türü pek okumam, ama okuduğum kitaplarda da beklentimi karşılayan kurguları ve olayları görmek beni bir sonraki kitap için heyecanlandırır. Gölgeler'de beni heyecanlandıranlardan oldu! İkinciyi hevesle beklediğim bir gerçek! Paranormal severler, fantastik severler ve farklı türlerde yeni tatlar arayanlara tavsiye ederim. Beğenirsiniz bence ;)

Sevginin Büyüsü
9/1020.04.2015

Baskı: Sevginin Büyüsü

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/04/beth-hoffman-sevginin-buyusu.html Beth Hoffman'ın ülkemizde yayınlanan ilk kitabı ve kurgu dilini sevdim de... Olay örgüsü, kurgunun ilerleyişi okuru sıkmıyor ve okunması kolay yormayan bir şekilde ilerlemesi de kitabın, siz anlamadan sayfalarını çevirmenize neden oluyor. Bu,bu tür konulardaki kitaplarda çok önemli bir unsurdur. Ayrıca, çevirmeni de oldukça iyi iş çıkarmış. Kitap o kadar akıcı bir şekilde çevrilmiş ki, okuru sıkmıyor. Kitabın konusuna gelirsek; CeeCee, henüz küçük, ergenlik dönemlerinde, dışarılarda sorumsuzca oynayıp okula gidip gelecek yaşta olmasına rağmen çok büyük bir sorumluluğu olan, akıl hastası annesinin sorumluluğu üzerinde olan bir kız çocuğu. Annesi ile yaşadığı zorlu hayattan sonra, annesinin ölümü üzerine babası onu Tootie Teyze'nin yanına gönderiyor. Tabi Tootie Teyze'de CeeCee'yi yanında istiyor. CeeCee, teyzesinin yanına gittikten sonra değişen hayatını konu alıyor kitap. Böyle anlatıldığında basit gibi görünebilir ama bütün bu yaşananları bir de bu kız çocuğu tarafından okuduğunuzda etkileyici oluyor, emin oldun. Zaten bu kitap başka türlü de yazılamazdı. Bu tür kitaplara detaya girmeden yorum yapılıyor ne yazık ki, detay vermeye kalkarsam onu anlatayım bunu anlatayım derken kitabı anlatırım, size de okunacak bir şey kalmaz, bu yüzden kısa kesiyorum yorumu. Eğer, biraz aşk romanlarından, vıcık vıcık hikayelerden uzaklaşmak istiyorsanız, müthiş bir tercih olur sizin için... hele bir de küçük bir kızın gözünden okumak... hoş bir değişiklik ve tadı damağınızda kalacak bir tat olur. :)

Romantik Oyun
7/1015.04.2015

Baskı: Romantik Oyun

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/04/elif-ylmaz-romantik-oyun.html Tam olarak gençlerin, yeni yetmelerin, ergenlerin, okumayı sevmeyip ama başladıklarında keyifle okuyacakları bir kitap ile karşınızdayım :D Elif Yılmaz... blogger olarak tanıdığım ama blogger kimliğinin altına saklanmış bir yazar. Akıcı ve çabuk okunan bir kalemi olduğu bir gerçek. Bazı eksiklikler olduğunu düşündüğüm yerler oldu kitabında ama o kısımları da yaza yaza tamamlanacak ve giderilecek eksiklikler olduğunu düşünüyorum. Romantik Oyun, her türden yaşa hitap edebilecek bir kitap olmasının yanında en çok lise ve üniversite sıralarındakilerin ilgisini çekecek türde bir kitap. Neden mi? Çünkü o yaş ortalamasının gençlerini anlatıyor ve biz yetişkinlerin biraz beklediği o tutku yok. O yüzden masum bir aşk hikayesi okumak isterseniz tavsiye edilir :) Bütün bunların yanında kitapta aile ilişkilerine, arkadaşlığa çok güzel bir şekilde dokunuşlar yapılmış. Bu kısmı çok beğendim :) Kitabın kısaca konusundan bahsetmek gerekirse; Tina ve Steven çok iyi iki arkadaş. Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyenlerden... Bir gün kimin daha romantik olduğu üzerine bir iddiaya tutuşurlar...birbirlerini etkilemeye çalışacaklar ve bu konuda dürüst olup etkilenen etkilendiğini söyleyecek. Birbirlerine yaptıkları sürprizlerle aslında içlerindeki duyguların dışarıya çıkmasına neden olurlarken kendi hayatlarına da yön vermeye başlıyorlar. Bir dostluğun yavaş yavaş aşka dönüşmesini okuyoruz. Eğlenceli, romantik bir kitap olduğu değişmez bir gerçek. Özellikle söylemek istediğim bir şey var... Tina maddiyatı kullanarak sürprizler yaparken Steven'ın manevi değerleri olan sürprizler... işte adamım senin büyük, yetişkin versiyonundan bir tane sipariş edebilir miyim dedirtecek cinsten ;) Ahh... bir de şey vardı... Tina'nın taktim partisini biraz şeye benzettim. Amanda Seyfried'in bir filmi vardı. Seksi Futbolcu... sanırım buydu adı. Hani kız futbol oynuyordu sonra kızlar futbol takımını kabul etmiyorlardı da erkek kılığında futbol oynuyordu... o film işte. Tina'nın taktim partisini biraz ona benzettiğimi itiraf etmeliyim. Belki yazarımız bunu aklına bile getirmedi yazarken ama biz okurlar... çok fenayız benzetecek bir şeyler her daim buluruz ;) Neyse...çok uzatmadan yorumumu bitiriyorum. Kitap biraz daha iyi olabilirdi ama yazarımızın ilk kitabı, ilk deneyimi ve henüz çok genç o yüzden kalemindeki acemi dokunuşların zamanla azalacağını düşünüyorum. Özellikle henüz ilk kitabında sırf kalın olsun diye saçma sapan uzatma sistemine girmeden kitabı tadında bitirmesi de ona artı bir puan bence. Eğer temiz bir aşk, güzel bir dostluk ve eğlenceli arkadaşlıkları okumak istiyorsanız Romantik Oyun'u deneyebilirsiniz. Eğlenceli zamanlar geçireceğiniz bir gerçek :)

Baskı: İngiliz Gelin Annabel (Highlanders, #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/04/lynsay-sands-ingiliz-gelin-annabel.html Yeni İskoç kitabımız, yeni yazarımız Olimpos Yayınları'ndan geldi. Biliyorsunuz ben İskoçları severim, dolayısıyla onların olduğu kitapları da ayrı bir severim bunu biliyorsunuz :) İşte bir İskoç kitabı daha diyerek yorumuma başlıyorum :) Lynsay Sands, daha önce adını duymamış olduğum bir yazardı, ama kalemini beğendim.Kurgusu güzeldi, gereksiz uzatmalardan kaçınılmış ve zaman zaman eğlenceli diyalogların olduğu güzel bir tarihi aşk romanıydı. Çeviri de güzeldi ,ufak tefek imla hataları vardı ama onları da saymazsak İskoç severlere tavsiye edeceğim bir kitaptı diyebilirim. Konusuna kısaca değinmek gerekirse; Ablasının, başka bir adamla kaçmasının sonucunda manastırda yetişmiş olan Annabel, ablasının evlenmesi gereken adamla evlendirilir. Tabi bu apar topar manastırdan getirilip, her şeyden son anda haberinin olması da cabası. Ross, babasının zamanında vermiş olduğu sözü tutmak için İngiliz topraklarına gelerek, evlenmesi gereken büyük kız yerine küçük kız olan Annabel ile evlenir. Tabi bundan şikayetçi olmaz çünkü Annabel'i daha ilk gördüğü anda onun çekimine kapılmıştır. Biraz etine dolgun olan Annabel, Ross gibi bir adamla evlenmiş olmanın ve onun ilgisinin üzerinde olmasını verdiği şaşkınlıkla yeni evindeki hayatına alışmaya çalışırken uğradığı saldırılar sonrasında hayatları renklenir. Renklenir dediğime bakmayın bir okur için renklenir, hareket geliyor ama karakterler için oldukça endişe verici olduğu değişmez bir gerçek :) Neyse, tabi bu saldırıların ardındakileri araştırmaya başlarlar derken olaylar ilerler de ilerler... Bu kitabı tanımlamak için en ideal üç kelime kesinlikle, hareketli, romantik ve eğlenceli olurdu. Saldırılar kitaba hareket katarken Ross'un Annabel'e davranışları romantik ve Annabel'in bazı davranışları ise eğlenceliydi. Kitabı okumaya başlamamla bitirmem bir oldu,nasıl oldu anlamadım ama oldukça akıcı bir şekilde bitiverdi. Bu yüzden kitabı sevdiğimi söylemeliyim. Kitap "An English Bride in Scotland" serisinin ilk kitabıydı diğerlerini beklemede olacağım :) Ayrıca şunu da söylemek istiyorum, Olimpos tarihi aşk romanı türündeki kapak tasarımları çok iyi, bu tarzı bozmadan ilerlemesini canı gönülden istiyorum :) Kitabı beğendim, çabuk bitti ve tadı damağımızda kaldı ama yazar tam olması gerekeni yapmış ve kurguyu olması gerektiği gibi bitirmiş... Beğendim, eğer tarihi aşk romanı okuruysanız bir el atın ;)

Rehine
7/1009.04.2015

Baskı: Rehine

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/04/sumeyye-akarcay-rehine-rehine-1.html Serinin önce ikinci kitabını sonra birinci kitabını okuyan ben sizlerle Rehine yorumunu paylaşıyorum. Takipçiler bilir önce serinin ikinci kitabı Aşka Rehin'in yorumunu okudunuz şimdi de sırada ilk kitap Baran ve Esma'nın hikayesi Rehine var. İlk önce yayınevini tebrik etmek istiyorum. Benim ki çoğunlukla seri okuyan kitap severlerin en hoşlandığı şey seri kitaplarının kapak tasarımlarıyla seri olduklarını göstermesidir. Rehine ve Aşka Rehin'in kapak tasarımları hem adlarına yakışır hem de seri olarak bir bütün olacak şekildeydi bu yüzden çok beğendim. Aşka Rehin'de Esma ve Baran'ın evli, mutlu, çocuklu hallerini gördükten sonra kitabı okumak zaten olacak olan şeyi bilerek okumak biraz heves kırıcı olsa da konu, olay bütünlüğü ve aşkın anlatımını beğendim. Uzatma modu olmadan, tadında olacak şekilde ilerledi olaylar ve bu kısmı sevdim. Her ne kadar zaman zaman Baran'ın ve Esma'nın aşkı bırakmış birbirlerine tavır almış modları sıkıcı olsa da kitabın ve kurgunun bütünlüğü ile düşünülünce gayet yerindeydi. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, Baran tanıdığı birine borcunu ödemek için Esma Hazne'yi kaçırır ve onu Antakya'daki evinde misafir eder. Bu süre zarfı içerisinde ikisininde arasındaki çekime karşı koyamayarak beraber olurlar derken Esma'nın serbest bırakılma zamanı gelir ve evine geri gönderilir. Esma, İstanbul'daki evine geri döner ve bir şekilde Baran'la tekrar karşılaşırlar. Ne Baran aşkından vazgeçmek ister ne de Esma Baran'dan... ama hiç hesapta olmayan eski nişanlı faktörü devreye girer. Tabi bunun yanında magazin de işe dahil olunca olaylar hiç de beklenmedik noktaya doğru ilerlemeye devam eder. Oldukça engebeden geçen Baran ve Esma'nın aşkını okuyoruz bu kitapta. Her ne kadar favori çiftim her zaman Burak ve Betül çifti... her ne kadar salakça tavırları olsa da ikisi benim favori çiftlerim olmaya devam edecek :) Ömer'i burada da gördük ve açıkçası en çok onun hikayesini merak ediyorum. İçimden bir ses bambaşka olacak diyor. itabı genel anlamda beğendim bence tabi ki eksik yanları vardı... Bunlardan da en göze batanı bence Esma'nın babası kızını kaçıran adamın Baran olduğunu öğrendiğinde verdiği tepkiydi! Kim ne derse desin ister Türk ister yabancı olsun hiç fark etmez, bence bir baba... kızını seven bir baba asla bu şekilde tepki vermezdi. Bu benim düşüncem tabi o kısım daha farklı olabilirdi. Bunların yanında güzel bir kurgu ve gayet iyi bir şekilde kaleme alınmıştı. Beğendim ve aşk romanı severlere tavsiye ederim :) Ömer'in hikayesini de beklemedeyim ayrıca :)

Baskı: Tatlı Tehlike (The Sweet Trilogy, #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/04/wendy-higgins-tatl-tehlike-sweet.html *** "Seni paylaşamam. Benim olman lazım. Sadece benim. Bir başkasının sana dokunduğunu düşününce..." "Benim erkek arkadaşım mı olmak istiyorsun?" *** Biri iblisin oğlu mu dedi? Ahhh havada fena halde kırmızı auralar var.... evet doğru duydunuz kırmızı!! Kırmızı Aura = Kaidan Rowe denklemini çözdüğünüzü düşünerek yorumuma başlıyorum :) Tatlı Şeytan kitabıyla "r" leri uzatarak söylediğimiz kötü çocuğumuz Kaidan Rowe ve fazlasıyla iyi kızımız Anna Whitt'in hikayesi devam ediyor. Öncelikle The Sweet Üçlemesinin 2. kitabı olan Tatlı Tehlike'de olaylar kaldığı yerden devam ediyor. İlk kitapta neyin ne olduğunu öğrenmiş, kişileri tanımıştık ama bu kitapta fazlasıyla nefesimizi tutarak olayları okuduk. Fazlasıyla heyecan verici, zaman zaman romantik ve tatlı, bazen eğlenceli, bazen gülümseten ve her sayfayı nefesimizi tutarak çevirmemizi sağlayan bir kitap olduğu değişmez bir gerçek. Tam olarak kurgusunun kitabıydı! İlkinde karakterlerin yaşının küçük olduğu yönünde eleştirmiştim ama bunda da büyüyüşlerini izleyerek olaylar karşısındaki tutumlarını gördük ve şunu fark ettim ki bu kitaptaki karakterler daha büyük yaş ortalamasına olmazdı! :) Bilmeyenler, yeni duyanlar için kısaca bilgi vermek gerekirse; ilk kitap Tatlı Şeytan'da Anna sıradan, 17 yaşında bir genç kızken aslında normal bir insan olmadığını, bir Nefil olduğunu öğreniyor. Birkaç Nefil ile tanışıyor ve ailesi hakkında ve ne olduğu ile ilgili bazı gerçekleri keşfetmeye, yeteneklerini görevlerini öğrenmeye başlıyor tabi başka bir Nefil olan Kaidan Rowe ile tanışıyor, aşık oluyor. İmkansız olan aşkından vazgeçmek zorunda kalıyor. İkinci kitap, Tatlı Tehlike'de ise Anna asıl görevini yerine getirmek için çalışırken bir yandan da kaçınılmaz olan bir savaşa hazırlık yapıyor. Bu sırada kendine yandaş ararken aylardır uzak kaldığı ve aşık olduğu çocuğa, Kaidan'la aralarındaki şeyi yoluna koyma çabasına giriyor. İlk kitaba göre daha heyecan verici ve şaşırtıcı sonuçlar olduğu bir gerçek. Özellikle olmasını beklemediğim şeyleri okudum! Duymayanlar için kısaca bir bilgi vermek gerekirse, The Sweet Üçlemesi adından da anlaşıldığı gibi 3 kitaptan oluşan bir seri. 2 kitabı yayınlandı ve geriye şimdilik 3. kitabı kaldı. Tabi bunun yanında bonus olarak ana karakterlerden biri olan Kaidan Rowe'un Anna ile karşılaşmadan önceki hayatını konu alan bir kitabı da yazıldı bununla beraber 4 kitap. Paranormal romance türünde bir seri ve eğer bu türün okuruysanız kaçırmayın. Ama bu türün değil de sadece aşk romanı okuruysanız da kaçırmayın çünkü imkansız görünen bir aşk var seride... Güçlü, sağlam ve merak uyandırıcı bir kurgusu var ve oldukça akıcı bir üslupla yazılmış. Çevirmenlerimizin ellerine sağlık ki gayet güzel bir çeviri ile de kitabın akıcılığı devam etmiş. Kısacası seriyi tavsiye ederim, eğer seriye başladıysanız da bence kısa zamanda bu kitabı da okuyun! :) Ahh bu arada kitap kapağındaki kızın suratsız ve itici görüntüsüne aldanmayın kitaptaki Anna oldukça sıcak ve sevimli ;)

Pabucumun Ajanı -2
10/1003.04.2015

Baskı: Pabucumun Ajanı -2

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/04/asu-de-papucumun-ajan-2-papucumun-ajan-2.html Veeee Uranüslü ve Neptünlü'lerin dünyasına hoş geldiniz :D Sizler Uranüslü olabilirsiniz ama ben tamamen Neptüncü'yüm!! :)) Şimdi bu kız ne saçmalıyor diyenlere için... kısaca açıklayayım :) Romantik Komedi türünün Türkiye şubelerinden biri olan Asu De'nin keyif alarak okuduğumuz ve eğlenerek gülerek sayfalarını çevirdiğimiz kitap Papucumun Ajanı'nın 2. kitabı çıktı ve okundu ve yorumlanıyor. Asude'nin dilini sevdiğimi anlamışsınızdır sonuçta bütün kitaplarını okudum ve sizlere de tavsiye ederim :) Papucumun Ajanı - 2 de macera kaldığı yerden devam ediyor. İlkinde, okuyan bilir, Deniz Tuna'yı terk ettikten sonra Tuna sebebini öğrenince Deniz'in peşinden gitmiş ve çok tatlı bir şekilde barışma sinyalleri göndermişlerdi. İşte bu kitap kaldığı yerden devam ediyor. Nerede bıraktıysanız oradan yani Tuna'nın Deniz'i işlek bir caddenin ortasında öperken... işte bu şekilde bitmişti Papucumun Ajanı ve ikinicisi de buradan başlıyor :) Hiçbir şey kaçmıyor, atlanmıyor :) Tabi ki okurken sadece Tuna ve Deniz'le kalmıyoruz fazlasıyla Mert ve Yasemin'de okuyoruz ve itiraf edeyim ben en çok onları sevdim :) Hele ki ben... Mertci olan ben... Neptünlü'yü seven ben... resmen önüme altın tepside sunulmuş çikolatalı profiterollü pasta gibiydi :D Onların hikayesini de arada okumak ve aralarındaki sorunları diyalogları... süperdi! :) Tuna ve Deniz'e gelirsek... Kitap başladığında aha barıştılar dedik sevindirik olduk ama... bu sefer aileler girdi araya. Deniz'in ailesi gerçeği, kızlarının gizlice evlendiğini öğrendiler, Belgin Hanım'ın karşı çıkmaları devam etti derken, Deniz'in başına bela olan mafya kendini göstermeye devam etti. Ama başka bir bomba daha vardı ki... kıskançlık krizlerine sebep olan... tek kelime söylesem ilk kitabı okuyan anlar... Aydan! Kız Ay'dan Dünya'ya döndü! Uranüs'e gitme çabasına girdi falan filan işte... Tam her şey yoluna girdi derken hep bir şeyler çıktı. Gerçekten hiç atraksiyonu bitmeyeceği bir hayatları var Deniz ve Tuna'nın :) Ama sonunda ne oldu... Her zaman ki gibi AŞK KAZANDI! :) Bir de kitabın sonunda sizi bir sürpriz bekliyor. Tuna'nın Deniz'e yazdığı aşk mektubu :D bir sürü kalp koymak istiyorum şuan şuraya <3 ~~~*~~~ "Ömrümün sonuna kadar yürüdüğüm her yol sana gelen yollar olacak, attığım her aıdm sana gelirken atılacak, aldığım her nefes seninle yaşamak için alınacak... ve işte bu kalbim bir tek senin için atacak!" ~~~*~~~ Daha fazla alıntı için: http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/04/asu-de-papucumun-ajan-2-papucumun-ajan-2.html

Baskı: Senin için (Blackstone, #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/03/raine-miller-senin-icin-blackstone.html Çırılçıplak kitabıyla tanıştığımız Ethan Blackstone ve Brynne Bennet hikayesine devam ediyoruz. Anladığınız üzere Senin İçin, Çırılçıplak kitabının devamı ve Blackstone Serisinin de 2. kitabı aynı zamanda o yüzden ilkini okumadan bunu okumaya kalkmayın :) Çırılçıplak kitabında (biraz spoiler gibi olacak ama) Brynne, Ethan'ı terk ediyor ve orada bitiyordu bunda ise aynı yerden başlıyor ama anlatım erkek karakter tarafından yani Ethan'ın tarafından anlatılıyor. İlki Brynne tarafından anlatılmıştı. Değişik bir bakış açısı ve daha değişik bir duygu katmış kitaba bu durum. ilk kitapta gizemli kalan Ethan'dı bunda da gizemli kalan Brynne oldu ve ben bunu sevdim! Senin İçin kitabında Brynne'ın geçmişi açığa çıkıyor, Ethan'ın geçmişine dokunuşlar var ve ikisinin ilişkisinin içine sevimli kuzenler, aileler de giriyor... Ethan tam olarak bekar kadınların hayallerini süsleyen bir erkek. Neden mi? Çok basit! Adam duygulaırnı dile getiriyor. Sevdiğini söylüyor... özlediğini söylüyor... onunla olmak istediğini söylüyor... sahiplenici... kıskanç.. tamam son iki özellik de biraz abartıyor olabilir ama o kısımları kadın törpüleyebilir bence ;) Ama inkar edemeyeceğim bir kısım var, o da Ethan'ın zaman zaman takıntılı bir sevgili olduğunu düşündüğümdür. Cidden bazen öyle hissettirdi. "Ethan adamım senden bir tane istiyorum" demem hiçbir şey engel olamaz ama :D Her ne kadar ilk kitabı okurken Ethan'ın devamlı bebeğim demesine takılmış olsam da o bile sevimli geliyor :) Hatta bir yerde Brynne bana bebeğim dedi tarzında bir şeyler düşünüyor ya... öl bit ya!!! Kitapta biraz hareket vardı en azından bazı koruma ve güvenlik önlemlerinin sebeplerini anladık ve neden Brynne'ın peşindeler onu öğrendik detaylarıyla. Ama Ethan ağzından anlatılıyor, adam güvenlik işleriyle uğraşıyor biraz daha hareket olabilirdi dediğim zamanlar oldu. Seriyi seviyorum ve 3. kitabı heyecanla bekleyeceğim şüphesiz ki! Sizlere tavsiye eder miyim? Tabi ki ederim eğer +18 iseniz. Ne de olsa erotik sahneleri var ve sevişme sahneleri detaylandırılarak anlatılmış :)

Deniz Feneri Koyu
8/1022.03.2015

Baskı: Deniz Feneri Koyu

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/03/kimberley-freeman-deniz-feneri-koyu.html Arkadya'nın eşsiz eserlerinden biri daha demekten onur duyuyorum :) Kimberley Freeman, her ne kadar ülkemizde ikinci kitabı yayınlanmış bir yazar olsa da Deniz Feneri Koyu benim ilk okuduğum kitabıydı ve gerçekten çok güzeldi. Akıcı, merak uyandırıcı bir kurgu ve olay döngüsü vardı. Geçmişe ve günümüze geçişler çok güzel yapılmış detaylar yerinde verilmiş ve hiçbir şey havada kalmamıştı! Kapak tasarımı güzel, çeviri güzel, püsküllü ayracı ayrı bir güzel :) Daha ne olsun ama değil mi :) Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, 1901 yılında batan gemiden şans eseri kurtulan İsabella'nın ve onun yanında bulunan çok değerli Winterbourne eşyasıyla ne yapacağının okurken diğer yandan günümüzdeki sevdiği adamı kaybetmiş, doğmuş olduğu kasabaya Deniz Feneri Koyu'na geri dönen Libby'nin hayatını okuyoruz. Bu iki farklı kurgu ve zamanda dönen olayların sonradan nasıl birleşeceğini merak ediyorsanız kitabı okumanızı öneririm. Kurgunun devam eden şekli oldukça akıcı olmanın yanında Isabella'nın yaşadığı zorlayıcı hayat ve içinde bulunduğu duygu yoğunluğu etkileyici bir şekilde devam ederken Libby'nin kız kardeşi ve kaçıp gittiği kasabada yaşamaya çabalamasını okumak süperdi. Tabi bir de batan geçi ve içindeki değerli eşya da var... asıl merak uyandırıcı kısım da bu zaten! Böyle kitaplar detaylı bir şekilde anlatılmaz çünkü o zaman kitabın heyecanlı tarafı yok olmuş olur. Bu yüzden yorumumu çok uzatmayacağım, detaya girip sizlere spoiler vermekten korkuyorum ve hevesinizi söndürmek istemem. Ama özellikle söylemek istiyorum en sevdiğim satırlar Isabella'nın anlatıldığı satırlardı :) Bence alın okuyun! Seveceksiniz garanti ediyorum. :)

Baskı: Savaş Benimle (Seattle'da Benimle #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/03/kristen-proby-savas-benimle-with-me-in.html "With Me in Seattle" serisinin ikinci kitabı Savaş Benimle. İlk kitabı "Kaç Benimle"den tanıdığımız Jules Montgomery'nin patronu olan Nate McKenna ile olan aşkını okuyoruz. Zaten ilk kitapta bu aşkın temelleri atılmıştı şimdi ise detaylandırıyoruz ve aşkın git gide güçlendiğini tutkulu ve seksi bir anlatımla okuyoruz. Yazarın dilinden bahsetmeyeceğim, ilk kitabı okudum ki sevdim ki ikinci kitabımı da okudum ;) Mükemmel aşk romanı türünde bir şey beklemeyin, ama güzel bir aşk romanı bekleyin. Şöyle aşkı anlatışıyla,yaşanışıyla devleşen kitaplardan değil ama okurken zevkli zaman geçirtip sizi kitabın içerisine hapseden ve bitmeden bırakamayacağız bir anlatış tarzı var yazarın. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, kariyerinde oldukça iyi bir başarı elde etmiş olan Jules, patronu Nate ile bir gece alkolün verdiği cesaret ile beraber olur, o gece o evden kaçarcasına çıkıp her şeyi geride bırakıp hayatına devam eder. Her ne kadar aklı Nate de olsa da iş yeri politikasına göre çalışan ilişkilerinin yasak olması Jules'un da işini çok sevmesi ve kaybetmek istememesi Nate'den uzak durması için yeterli bir sebeptir. Ama işler hiç de tahmin ettiği gibi gitmez. İlk gecelerinin üzerinden aylar geçmiş olsa da Nate bir şekilde Jules'un aklını çelip bir ilişkiye başlamalarının yolunu bulur. İş yerinde patron ve çalışan ilişkilerinden taviz vermezlerken iş yeri dışında iki tutkulu aşık olarak görünmektedirler. Tabi Nate hakkındaki bazı gerçekler, o gerçeklerin sonuçlarının yanında iş yeri tarafından ilişkileri öğrenilirse neler olur? İşte bunların cevabı kitapta! Kitabın kurgusunun yanında sevdiğim bir diğer şey de Jules'un ailesiydi. Ağabeylerinin davranışları, aile ilişkileri süperdi. O sayfaları büyük bir keyifle ve gülümseyerek okudum. Ayrıca ilk kitaptaki Natalie ve Luke çiftini de bolca görmek çok güzeldi. Hele bir de Natalie'yi hamile görmek paha biçilemezdi. Ben seriyi sevdim, diğer kitaplarını da alacağım ve keyifle okuyacağımdan şüpheniz olmasın. Eğer güzel zaman geçirtecek aşk romanları okumak isterseniz bu seriye bir şans verin. Ama... Ama... şöyle birim durum var kitaplarda cinsellik var bunu göz önünde bulundurun sonra laf edip de okuyanları yargılamayın ;)

Baskı: Kıyıya Vuran Deniz Kabukları

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/03/hannah-richell-kyya-vuran-deniz-kabuklar.html Imm... uzun zamandır kelimenin tam anlamıyla duygularımı alt üst edecek bir kitap okumamıştım! Sarah Jio sever misiniz? Ben severim. Eğer sizde seviyorsanız size bu kitabı tavsiye ediyorum. Hatta tek cümleyle kitabı anlatmak gerekirse "Böğürtlen Kışı'na rakip olabilecek bir kitap!" diyebilirim. Sarah Jio'nun en sevdiğim kitabıdır Böğürtlen Kışı ve benim nazarımda o kitap apayrıdır ve Kıyıya Vuran Deniz Kabukları'nı okuduğumda "vay be, ikinci bir Böğürtlen Kışı vakası" diye mırıldandım kendi kendime. Bu tür de en sevdiğim 2. kitap diyebilirim. Yeterince iddialı bir şekilde sizlere tavsiye ettikten sonra, kitaba dair yorumumu yapacağım :) Hannah Richell'in ülkemizde yayınlanan ilk kitabı olmasının yanında tür bakımdan ilk cümlelerimde bahsettiğim gibi Sarah Jio tarzında. Akıcı, sürükleyici ve merak uyandırıcı kaleminin yanında iyi bir çeviri dili de kitabı bir mertebe daha üste çıkarıyor. Kitap, içerisinde aşkı, aile dramını, kopan aile bağlarını ve geçmişte yaşanan trajik olay sonucunda birbirlerinden ayrılan aile üyelerinin hayatına dokunuşlar halinde toparlanma çabalarını anlatıyor. Sıradan bir aşk hikayesi beklemeyin, etkileyici, güzel, dokunaklı bir kitap! Etkisinden kolay çıkılamayacak ama bittiğinde kitabın size okuttuğu son ile yüzünüzde bir gülümse uyandıracak bir kitap! Kitabın kısaca konusunda değinmek gerekirse, Dora on bir sene önce ailesinin dağılmasına neden olan trajik olay sonucunda bir şekilde hayatını kurmuş ve sevdiği adamla o hayatı yaşarken hamile olduğunu öğrenir. Hamileliğinin verdiği korkuları yaşarken geçmişteki olayın izlerini üzerinden atamadığı için bunun peşine düşerek dağılan ailesi ile tekrardan iletişime geçerek aslında hiçbir şeyin tahmin ettiği gibi olmadığını öğreniyor. Tabi bu sırada on bir sene önceki olayın yalanlar, ihanet, küçük bir çocuğa fazlasıyla yüklenen sorumluluk ve kendilerince hissettikleri suçluluk ile bir ailenin an be an parçalanmasını da okuyoruz. (geçmişteki olaydan bilerek bahsetmedim, heyecanı olsun kitaptan öğrenin ;)) Kitap bir günümüzde bir de on bir sene öncesinde geçiyor. Tek tek karakterlerin tarafından anlatılıyor ve onların bakış açılarından yaşıyoruz her bir anı... Normalde karakter geçişli kitapları sevmem ya tek bir karakter tarafından yazılmalı ya da üçüncü bir kişi tarafından anlatılmalı olaylar her karakterin duygularına değinilmeli...ama bu kitapta kurgu o kadar kusursuz ve güzel ki her bir karakterin duygularını yaşadıklarını hissettiklerini okumak... o karakter geçişleri hiç rahatsız etmiyor! Aksine kitabı daha da bir farklı ve güzel kılıyor. Hiçbir şey havada kalmıyor, her şeyi tam anlamıyla oturuyorsunuz! Çok fazla uzatmayacağım çünkü içimde inanılmaz derecede kitap içeriğine giren bir yorum yapma isteği var ama böyle kitaplara spoiler vermek olmaz o yüzden yorumumu burada bitiriyorum, ama ondan önce kesinlikle bu kitabı okumalısınız! Seveceğinizin garantisini veriyorum. Cidden her kitaplıkta bulunması gereken nadir kitaplardan bence.

Baskı: Gözlerindeki Canavar (Monster in His Eyes, #1)

~~~*~~~ "Yeni oyuncağı olmuş bir çocuk gibiydi ve paketten çıkarır çıkarmaz beni kırmayacağını ummak dışında bir şey yapamıyordum." ~~~*~~~ J.M.Darhower'ın ülkemizde yayınlanan ilk kitabı Gözlerindeki Canavar, aşk romanlarından biri. Akıcı, sürükleyici bir kurgu olmasının yanında okuru şaşırtan detayların ve olay döngüsünün olduğu bir kitap aynı zamanda. Mükemmel bir çeviri, harika kapak tasarımı ve sıfır imla hatası ile basılmış bir kitap. Monster in His Eyes serisinin ilk kitabı, seri iki kitaptan oluşuyor. İlk kitap Karissa tarafından anlatılıyor ve ikinci kitap Ignazio Vitale tarafından anlatılmasıyla kaldığı yerden devam ediyor. ~~~*~~~ "O, bir uyuşturucuydu;hem de bağımlılık yapan türden... Ve bunun kurtulabileceğim bir alışkanlık olduğundan emin değildim. Tek bir vuruş yetmişti. Güçlü ve aşırı mutluluk veren tek bir vuruş. Müptela olmuştum." ~~~*~~~ Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Karissa,üniversite birinci sınıf öğrencisi18 yaşında bir genç kız. Ailesinden uzakta okuluna devam ederken bir gün 38 yaşında tehlikeli derecede yakışıklı ve tehlike oklarının gösterdiği Ignazio Vitale ile karşılaşır. Derken aralarındaki etkileşim büyük ve vazgeçilmez bir aşka dönüşür. Geçmişinden yaralı, kaybetmenin anlamını oldukça acı bir şekilde öğrenmiş olan Ignazio Vitale yani nam-ı diyar Naz ile Karissa'nın aşkını konu alıyor. Tabi sadece bununla kalmıyor. İçindeki intikam ateşi ile yanan Naz'ın içindeki nefretin ve öfkenin sebebini şaşırtıcı bir şekilde öğrenirken iki aşığın çıkmazda gibi görünen ilişkisini okuyoruz. Naz ile Karissa arasındaki zaten pamuk ipliğine bağlı olan güvenin kopma noktasına gelip kopup kopmayacağını, aşklarının nasıl bir yola gireceğini okumanın eşsiz zevkine varıyoruz. Sıradan bir aşk hikayesi gibi gelebilir ama değil! Tıpkı sıradan bir erotik aşk romanı olmadığı gibi. Çok daha fazlasını içinde barındırıyor. Bu kitabı tarif etmek, kelimelere sığdırmak mümkün değil bence okumalısınız. ~~~*~~~ "Ben iyi bir adam değilim, Karissa ve asla da olmayacağım. Sakın beni düzeltebileceğini ya da bir gün değişeceğimi düşünme. Öyle bir şey olmayacak. Şunu anlamak zorundasın. Eğer bu iş daha ileri giderse, eğer kalmamı istersen bir gün çekip gitmene izin vermeyeceğim." ~~~*~~~ Kitabı beğendim, hatta bayıldım! Vitale karakterini sevmeyenlerin aksine sevdim. Onun sert karakterine, garip fantazisine, intikam içinde yanan kalbine rağmen içindeki aşık adama vuruldum! Zaten görünenin ardındakini görebilen bir okur Vitale bayılır ama sadece dış kabuğun görüşüne,Vitale'in gösterdiği kişiliğini gören bir okur ise kitabı beğenmez! Kitabın kapağını kapatır kapatmaz ikinci kitabın çıkması için heyecanlandım hatta CNR'da bile bunu dile getirdim ve öğrendim ki çeviri için Arzu Hanım'a verilmiş. İkinci kitapta aynı çevirmen tarafından çevrilecek bunu demeden geçmeyeyim :) Bir de... ben böyle kitaplara yani bu tür kitaplara erotik aşk romanı kategorilendirmesini nedense yakıştıramıyorum. Artık bütün aşk romanlarındaki erotizm dozu bu kadar ve erotik aşk romanı dediğim anda aklıma çok daha fazlası geliyor, mesela Günahkarlar Turnede Serisi... Bu kitap için, bence çoook güzel bir aşk romanı ve evet içerisine biraz erotik sahne serpiştirilmiş demek bence daha yerinde olur ;) Arzu Hanım duyun sesimi. Kitabı, yani 2. kitabı heyecanla bekliyorum. Olabilecek en kısa zamanda lütfen çevirinnnn...ne olurrr diye yalvarasım var :)) Kitabın yorumunu bitiriyorum artık ve tekrar tekrar söylemekten yorulmayarak kitabı tavsiye ediyorum. 5 üzerinden 5 arkadaş! O kadar beğendim işte. Alıntılar ve daha fazlası için: http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/03/jm-darhower-gozlerindeki-canavar.html

İki Renk Aşk
7/1004.03.2015

Baskı: İki Renk Aşk

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/03/fatih-murat-arsal-iki-renk-ask.html Ve yeni bir FMArsal kitabı daha bitmiş bulunmakta. :) Özellikle üstüne basa basa diyorum ki... imzalısından hemde ;) hehe :) havamı atmadan olmazdı değil mi? :) Fatih Mural Arsal'ın kalemine değinen bir yorum yapmayacağım, hemen hemen her kitabının yorumunun blogumda olduğu düşünülürse yazarın kitaplarını, kalemini sevdiğimi bilirsiniz dolayısıyla yazarın diline dair yorumu bu sefer es geçiyorum :) Ohh! O kısmı atlattım şimdi yorumuma başlayabilirim :) Kitabın kısaca konusuna değinerek yorumuma başlıyorum. Aysun, babasının çalışanlarından -en iyi çalışanlarından- biri olan Gökhan'a gönlünü kaptırmış, güzel, alımlı bir genç bayandır. Ailesinin yanına dönüp de babasının şirketinde çalışmayı planlamaktadır ama doğum gününü kutlayacağı haftasonu babasının yeni iş ortağı aynı zamanda Gökhan'ın amcası olan Vural'la tanışır. Aralarında başlarda kabul etmek istemediği bir çekim meydana gelir ve bu çekim bu ikilinin arasındaki alevi körükler! Zaten asıl konu da o kısımdan sonra başlıyor! Kalp kırıklığı, hayal kırıklığı, isteksizce yapılan evlilik, aşka yelken açış... :)) Başka ne desem kitapla ilgili bilemiyorum... Imm… sanırım ilk defa Fatih Hocanın kitabına yorum yaparken zorlanıyorum. Normalde kendimi kaptırır döktürürüm de döktürürüm, ama bu sefer ne yazık ki öyle yapamayacağım. Çok üzgünüm Fatih Hocam ama bu kitabınızı diğerleri gibi çok sevemedim. Neden bilmiyorum, ama bana diğerleri gibi eşsiz bir tat veremedi. Aşkı mı tam hissedemedim, yoksa karakterleri mi sevemedim de o yüzden kitaba ısınamadım bilemiyorum. Aslında öyle bir hevesle başlamıştım ki kitabı okumaya, kuzenim okumuş anlata anlata bitirememişti kitabı. Bayılmıştı kitaba ve bana o kadar diyordu ki bir an önce oku çok seveceksin diye… ilk defa biri bana Fatih Hocanın kitabını tavsiye etti ki normalde tam tersi olur ben herkese tavsiye eder aldırırım, ama buna rağmen bu sefer çok sevemedim. Yanlış anlaşılmasın! Kitap çok güzeldi, kesinlikle 3,5 puan vereceğim bir kitaptı ama dediğim gibi ısınıp, kendimi kaptıramadım nedense… olmadı ya… Halbuki okurken Vural’ın tavırları oldukça hoşuma gitmişti, Gökhan’a son sayfalarda baya kızmıştım, ettiğini buldu demiştim… Aysun’a bir kere de itiraf et hislerini son ana kadar bekleme demiştim hep… ama kitabı bitirdiğimde diğer kitaplardaki gibi aklımda hep Vural ve Aysun yoktu. Normalde ben bir FMArsal kitabı bitirdiğimde, Fatih Hocanın yazdığı mutlu son bana yetmez, ben kendimce o mutlu sonu ilerletirim… Kendimce kurgular yapar o karakterleri o kurguların içerisine sokarım ama bunda onu yapamadım. Olmadı… olamadı! Ama… ne derler yiğidi öldür hakkını yeme… kapak tasarımı çok güzeldi, normalde yüz görünen kapakları pek sevmem ama bu tür kapaklar artık Fatih Hocanın kitaplarıyla bütünleşti :) Kitabın kapağındaki o kabartma dokusu çok hoş bir detay olmuştu, isim tam kitabın ismiydi hele ki Vural ve Aysun’un bir resmin önünde onu tanımlarken kullandıkları kelimeler düşünülürse süperdi! :) Yorumum bu kadar, kusura bakmayın Fatih Hocam, ilk defa bir kitabınıza 3,5 gibi bir puan vereceğim :/ Ama söz sıradaki kitabınız yanılmıyorsam - en azından ben öyle olmasını umut ediyorum - Selim ve Ebru olacak ona bol yıldızlısından 5 vereceğim :)

Satılık
7/1002.03.2015

Baskı: Satılık

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/03/ilknur-birdal-satlk.html İlknur Birdal yeni Türk yazarlarımızdan biri. Kendisinin ilk kitabı Satılık çıktı ve açıkçası kapak tasarımını çok beğendim. Her ne kadar kapaktaki kızın kitaptaki kadın karakterden daha büyük göründüğü bir gerçek olsa da tema olarak kitaba uygundu bence. İlknur Hanım'ın akıcı bir dili vardı, kurgusu merak uyandırıcıydı ve aralara hafif hafif heyecan katarak kitabı oldukça hareketlendirmişti ve bu kısmı beğendim diğer türlü fazla yavan olur gibi geliyor. Kitaba dair beğendiğim yerler de vardı beğenmediğim yerler de... Kendisi yeni yazarlarımızdan biri ve okurların her yorumuyla kendini geliştirip daha iyi işlere imza atacaktır diye düşünüyorum. İlk önce kitabın kısaca konusuna değinmek istiyorum. Üvey babasının borcu yüzünden bir...ımmm.. nasıl derler...her neyse toparlayamadım :)) üvey babası borcu karşılığında satılan henüz 17 yaşındaki bir kız, Hüzün ve satıldığı bardaki ilk gecesinde Devran tarafından kiralanır ve geceyi onunla geçirmek zorunda kalır. Hüzün'ün ilk erkeği olduğunu öğrenen Devran kendini suçlu hissederek, genç kızı oradan çıkarmaya çalışır tabi bunu tek bir yolla yapar, Hüzün ile evlenerek! Devran, Hüzün'ü oradan kurtarır kurtarmasına ama ne Hüzün'ü çalıştıran bar sahibi Kazım onların peşini bırakır ne de Devran'a kin besleyen psikopat eski sevgili... Kazım ve psikopat kadın kısımları kitaba hareket katan kısımlardı ve en sevdiğim kısımlardı. Kitaplarda hareket severim ben sırf aşk olsun istemem, azıcık adrenalin iyidir diyenlerdenim :) Kitapta beğenmediğim kısımlardan bahsederek yorumuma devam etmek istiyorum. Hüzün'ün yaşı cidden çok küçük geldi bana, zaman zaman okurken rahatsız etti bu durum.Tamam biliyorum böyle gerçekler var ve eğer yaşı biraz daha büyük olsaydı kendisinden altı yaş büyük biriyle beraber olması rahatsız etmezdi belki ama... arkadaş 17 yaş yaa... bazı gerçekleri kitaplarda görmek bir yerde beni hep rahatsız eder,bu sadece bu kitaba özgü bir durum değil. Tabi bu tamamen benim 'zevkimle ve düşüncelerimle' alakalı bir durum olduğunu söyleyeyim, siz beğenmiş olabilirsiniz. Kitabın başlarda ve bazı yerlerde fazla Türk Filmi havasına büründüğünü hissettim, hatta bazen fazla mı dram yüklendi ne dedim de. Kitapta beğendiğim kısımlarsa dediğim gibi, heyecan verici detaylardı. Kazım ve Selin'in yaptıkları, heyecan katmıştı kitaba ve bu kısımlar hoşuma gitti. Hüzün ve Devran ikilisinin balayı kısımları çok sevimliydi. Sadece Devran ve Hüzün'e bağlı kalmayıp Aysel ve Umut'a ve Emir ve Asi çiftlerine de değinilmesi, onlarında hikayelerine dokunuşlar yapılması çok, çok güzeldi. Sonuçta hayat sadece Devran ve Hüzün arasında gitmiyor diğer karakterleri de göstererek onların da hayatlarındaki değişimlere değinildiği kısımları çok sevdim. Emir'in Asi'nin evine gidip de Selin ile olan konuşmalarını duyduğu kısıma bayıldım! :) Kitaplarda, özellikle yan karakterlerin hayatlarına dokunuşu çok severim,İlknur Hanım bunu yaparak bir okur olarak gönlümü kazandı :) Kaza sahnesi süper bir kurguydu ama Devran'ın hastanede yattığı kısımlarda biraz ruhani gibi görünen sayfalar bence olmamıştı... Hani o kısımları çıkarsak kitaptan bence süper olurdu :) tabi bunlar benim nacizhane görüşlerim katılmayabilirsiniz. Kitabın kurgusuna dair yapacağım başka yorum kalmadı, zaten demediğim bir şey de kalmadı sanırım. =) Dediğim gibi bunlar benim düşüncelerim, yazarlarımızın daha çok yazmaları ve Türk yazarlarının da büyük başarılar elde etmelerini istiyorum ve okuduğum kitaplarda beğenmediğim kısımları söylemeliyim ki yazarlarımız başarıya daha emin adımlar atabilsinler. Bütün okurlar bunu yapmalı bence! İlknur Hanım, yolunuz açık olsun, dilerim daha nice kitaplarınız olur, herkesin beğenerek okuyacağı daha bir sürü kitabınız olur. :))

Baskı: Karanlıkta Buldum Seni

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/02/a-meredith-walters-karanlkta-buldum.html Go Kitap, cidden çok güzel kitaplar çıkarmaya devam ediyor. Mıknatıslı kapak tasarımları, mükemmel çevirileri, kolaylıkla okunabilir puntodaki yazımları ve imla hatası olmadan çıkan kitaplarıyla isimlerini sağlamlaştırmaya başladılar bence. Henüz 4 kitapları çıkmış olmasına rağmen dördünü birden aldığım bir yayınevi! Gerisini siz düşünün. A. Meredith Walters, kusursuz, dokunaklı ve sürükleyici bir kurgu oluşturmuş. Her ne kadar karakterlerinin henüz 17 yaşında olması yaşadıkları olaylar için küçük olduklarını düşünsem de okurken daha büyük bir yaş ortalaması içinde bu kurgu bu kadar güzel olmazdı diye kabulleniyorum. Çeviri çok güzeldi, kitap oldukça akıcı ve sürükleyiciydi. Kitapta eleştirilebilecek hiçbir hata yoktu! Bu kitabı eleştirenlerin kitaba haksızlık ettiklerini düşünürüm. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Maggie 17 yaşında lise öğrencisi normal sizin benim gibi bir kız. Okulunda yeni yıla başladığında, okulun yeni çocuğu Clayton Reed ile tanışır. Tanışmaları ayak üstü ve biraz tartışmalı olması Maggie'nin ilgisini çeker derken Maggie bir şekilde Clayton ile arkadaşlık kurar ve arkadaşlıkları daha Maggie farkına varmadan çok farklı bir boyuta geçer. Birbirlerinden hoşlanan derken aşık olan bu iki genç, sıradan bir lise öğrenci ve sıradan bir lise aşkından daha fazlasını yaşamaya başlarlar. Çünkü Clayton hiç de normal değildir (fantastik bir şeyler beklemeyin,hiç de fantastiklik yok içinde). Clayton'ın ruhsal sorunları vardır ve Maggie bunları öğrenmesine rağmen ondan vazgeçemez derken çok fazla şey kaybetmeye başlar ve Clayton'ı hayatının merkezine oturmaya başlar. İşte olaylar bu nokta da patlak verir çünkü hiçbir şey olması gerektiği gibi ilerlemez! Kitap Maggie ve Clayton'ın küçük yaşlarına rağmen uğraştıkları büyük sorunları ve bunun yanında aşklarına nasıl bağlı olduklarını anlatıyor. Kitabı çoook beğendim. Okumayanlara tavsiye ederim, okumaya niyetli olanlara da biran önce okumalarını tavsiye ederim. İtiraf etmek gerekirse kitaba ilk başladığım zaman Aspendos Yayınları'ndan çıkan Sana Vuruldum kitabı gibi çıkacak diye çok korktum ki zaten biliyorsunuz o kitabı pek beğenmemiştim ama sonra bu kitabı okuyunca nasıl bir hata yaptığımı fark ettim. Cidden bayıldım bu kitaba! Alıntılar ve daha fazlası için: http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/02/a-meredith-walters-karanlkta-buldum.html

Masum Koza
7/1019.02.2015

Baskı: Masum Koza

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/02/ozge-erkin-masum-koza.html Yeni bir yazar ve yeni bir kalem... Özge Erkin, birçok okurun wattpad'den tanıdığı yazarlarımızdan biri, kendisinin daha önce hiç takip etmemiş hikayelerini okumamış bir okur olarak Masum Koza kitabına tarafsız bir yoruma ne dersiniz :) İşte... size bomba gibi tarafsız bir yorum geliyor... İyisiyle... kötüsüyle... :) Evet, eleştirebileceğim noktaları var ama ne derler "yıkıcı değil yapıcı" eleştiriler yapmalıyız ki yazarlarımız, yorumlarımızı okuduklarında moralleri bozulup performanslarını düşmesin, yorumlarımızla moral alıp daha iyi olsunlar! Bunu niye söylediğime gelirsem, bazen okuduğum yorumlarda cidden çok yıkıcı cümleler görüyorum bu da ister istemez hem yazarın moralini bozuyor hem de okurlar o kitaptan soğuyor ya da ön yargılı yaklaşıyor... özellikle söylemek istedim bunu siz ne kadar yapıcı eleştiri yaparsanız yazarlar kendilerini o kadar geliştirirler! Yorumuma gitmeden önce şunu söylemek istiyorum daha öncelerden hiç Türk yazar okumayan biriydim, şuan da çok fazla Türk yazarın kitabı var elimde ve yazarlarımızın bu kadar başarılı olmaları ve çarpıcı konularla karşımıza gelmeleri cidden çok güzel! Özge Erkin, akıcı, sıkmayan bazen fazla acıtasona girmiş gibi hissetsem de kurgusunu sağlam bir şekilde oluşturmuş bir yazar. Aslında oldukça sağlam olmasa da güçlü bir depremle yıkılmayacak kadar iyi bir kurgu! Yalnız bu kitabını okuduğum için sadece bu kitabını baz alarak kalemine dair konuşuyorum, Özge hanımın diğer hikayelerini bilmiyorum o yüzden bu yorumumda onları baz almıyorum! Masum Koza... başlarda konusu ilgi çekici geldi, o şekilde başladı tahmin edilebilinir bir şekilde ilerledi ama... ama... ama... esen rüzgarla kurgunun içerisine öyle güzel şeyler serpiştirilmiş ki... okurken konu tahmin edilebilirlikten çıkıp bir şeyler gizemli ve ilgi çekici gelmeye başladı! Tipik geçmişi dolayısıyla erkeklerden nefret eden bir kadın,Hayal, ve onu görünce vurulan bir adam, Poyraz... İçindeki ateşi söndürmek için Hayal, Poyraz'ı hedef alır, onu baştan çıkaracak kalbini kazanacak ve onu yıkıp paramparça edip arkasında kırık kalple bırakacaktı ama evde hesap çarşıya uymadı misali, hiçbir şey düşündüğü gibi olmadı... Birbirlerinden etkilenen iki insan... aşkın ateşi onları sararken Hayal'in geçmişi peşlerini bırakmaz ve karşılarına çıkar. Kitabı klişelikten yani erkeklerden nefret eden kadın ve onu görünce vurulan adam klişeliğinden çıkaran olay, Hayal'in geçmişiydi! Evet, o kısmın kurgusu süperdi, o kurgunun kitaba yön vermesi de çok iyiydi. Sonlara doğru biraz action katmıştı yazar kurguya, azıcık ucundan dokundurmuş gibiydi, biraz daha fazla olsaydı hayır demezdim ama bu şekilde de güzel olmuştu. Tadında ve dozundaydı. Böyle de iyiydi. Vıcık vıcık bir aşk olmaması da çok güzeldi, o tür aşk romanlarını sevmiyorum her şey seviyesiyle olmalı ilk okul çocuğu gibi vıcık vıcık olmamalı diye düşünüyorum ve bu konuda yazarın kalemini sevdim. Zaman zaman aralarda fazla acıtasyon gibi vurgulanan geçmiş ve aralarda şiirimsi konuşmalar bana sıkıcı gelse de sevemesem de kitabın genelini sevdim. Kitapta ufak tefek imla hataları vardı onları önemsemiyorum nazar boncuğu olsun diye düşünüyorum onun haricinde genel olarak kitabı beğendim, dediğim gibi acıtasyon gelen ve şiirimsi konuşmaları pek sevemesem de yazarın kendi üslubu diyor ve bu konuda çok yorum yapmıyorum, sonuçta zevk meselesi. Özge Hanım'ın ilk kitabı olduğu düşünülürse diğer kitaplarında daha başarılı olacağına inanıyorum, o ışık var kaleminde bence... Eğer güzel bir aşk hikayesi okumak isterseniz bence bir deneyebilirsiniz.

Baskı: Yasaklı Bir Gece - Wellingham Brothers # 3

http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/02/sophia-james-yasakl-bir-gece.html Arada bir Harlequin Historical serisini okuyup kısacık, tadı damağımda kalan hikayelerle günü bitirmek gerekir :) "Wellinghams Serisi'nin 3. kitabı olan Yasaklı Bir Gece serinin diğer kitapları gibi güzeldi. Yine türünün hakkını veren, keyifle okunacak,beklenmedik gelişmelerde bile tadından geçilmeyecek bir hikaye... Yazarın dilini seviyorum, kurgularını oldukça sağlam yapıp, okuru memnun ediyor yazdıklarıyla. Eee bir de çeviri de güzel olunca, okura da keyifle okumak kalıyor. İşte o zevkle okudum kitabı. Biliyorsunuz ki Harlequin kitapları kısacık ve bir günde bitecek türden oluyor bu kitapta bir günde bitti. :) okura istediğini vermeyi biliyor Harlequin :) Kitabın konusu; Cristo Wellinghams, Paris'te kendisine getirilen bir kızı fahişe zannedip onunla beraber oluyor ve ardından kızı bir daha görmüyor derken aradan 5 yıl geçiyor. Kızımız, Elenour bu sürede evleniyor ve Londra'nın asillerinden biri olarak boy gösteriyor. Tabi, Cristo bu gerçeği bilmiyor derken bir gün tiyatroda karşılaşıyorlar ve olaylar patlak veriyor. Elenour unutamadığı Cristo'yu geçmişte bırakamıyor...Cristo, Paris'teki geceden sonra aklından çıkaramadığı güzeli hayatına geri istiyor... Tabi oldukça yüzeysel anlattım, 5 yıl içerisinde hayatlarındaki değişimleri, geçmişle yüzleşmeleri, her ikisinin karşılaşmalarından sonraki inişleri çıkışları ve duyguları es geçtim kısaca açıklarken...ama zannetmeyin ki yüzeysel bir aşk romanı... Bence hiç de fena değildi.Ben beğendim... Okuyun beğeneceksiniz diyerek hisrotical romance severlere bu seriyi öneriyorum... Ahh,bir de bu seriyi nasıl tamamlayabiliriz ki Harlequin kitapları aylık çıkıyor dersiniz, Harlequin'in satış sitesinden alabilirsiniz :)

ÖncekiSayfa 28 / 42Sonraki