inci
@inci

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Paramparça (A Wicked Saga #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/07/jennifer-l-armentrout-paramparca-wicked.html Yine bir Armentrout kitabıyla karşınızdayım. Bu sefer ki kitabımız Lanetli Üçlemesi'nin 2. kitabı Paramparça. Yazarın akıcı kurgularını seviyorum ki zaten bilmem kaç milyon kitabını okuduktan ve yorumladıktan sonra bu kısmı fark etmişsinizdir. Bu serisini de sevdim. İlk kitaptan daha iyiydi 2. kitap deyip direk yoruma dalış yapıyorum. İlk kitapta Fae Prensi özgür kalmıştı ve Ivy'nin kendisi ile ilgili şok edici gerçekleri öğrenmişti. 2. kitap ise kaldığı yerden devam ediyor, hem de ne devam ediyor. Daha güçlü bir kurguyla ve daha aksiyon dolu bir şekilde devam ediyor. Belki biraz daha aşk dolu :) Ivy, kendisinin buçukluk olduğunu öğrenmesi ve Prens'in kendisini istemesi ile hem Düzen'e karşı görevlerini yerine getirmeye sevdiklerini korumaya çalışırken hem de Prens'ten kendini korumaya çalışmaktadır. Ancak Prens'in daha kurnazca attığı adımlar sonucunda Ivy, sevdiği adamın hayatına karşılık Prens'le beraberliği kabul ettiğinde olaylar çığırından çıkıp, kontrol edilemeyecek boyuta gelmeye başlar. Ivy, şimdiye kadar tanıdığı kendi kimliği ile altındaki yatan buçukluk olmanın verdiği kimlik arasında Prens'in zorlamasıyla bocalama yaşarken bir yandan da nasıl o ikilemden kurtulacağını düşünmekte bir çıkış yolu aramaktadır. İlk kitaba nazaran daha heyecanlıydı. Genelde serilerin ilk kitapları konuya giriş olduğu için okurlara pek beklentiyi karşılatmaz ama şans verildiğinde ikinci kitapla birçok okurun kalbinin fethedildiği bir gerçek. Bu seriyle de hazır 2. kitapta varken peş peşe okuyarak müthiş bir maceranın içerisine dalabilirsiniz. Ben bu kitabı beğendim ki zaten Jennifer L. Armentrout kitaplarını ayrı bir seven biri olduğum için beni tatmin edeceğini biliyordum yazarın. Seriyi sizlere tavsiye ederim :) Güzel bir fantastik seri ve bence içerisine de bir o kadar güzel aşk serpiştirilmiş :)

Unutuluş (Lux, 1.5)
9/1019.07.2017

Baskı: Unutuluş (Lux, 1.5)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/07/jennifer-l-armentrout-unutulmus-lux.html Veeee Daemon Black ile yeniden karşısınızdayım. Her ne kadar Lux Serisini bitirmiş olmasam da Unutulmuş çıktığında okumayı ret etmiş, Daemon Black'ı rafa kaldırmaya kendimi hazır hissetmemiş ve en sona bırakmıştım kitabı ama ne yazık ki bu güzelim seride son buluyor bu kitap ile... Jennifer L. Armentrout'un okuduğumda milyonuncu kitabı ve elimde de bir kitabı var ve dahası okumadığım ve okunmayı bekleyen bir yığın kitabı daha rafımda olduğu düşünülürse yazarı ne kadar sevdiğimi anlamışsınızdır. Akıcı, zaman zaman eğlenceli zaman zaman sizi sinir krizine sokan karakterlerin olduğu nasıl başladınız ve nasıl bittiğini anlamadığınız fantastik bir dünyaya açılan kapılardan biri Unutulmuş kitabı. Lux Serisi'nden tanıdığımız Daemon Black'in... şu müthiş uzaylı her şeyiyle mükemmel ama birazda öküz olan uzaylı arkadaşın tarafından okuyoruz... Yani okuyup hayran kaldığımız ve elimizden bırakamadığımız Obsidiyen'in Daemon tarafından anlatılmış hali. Açıkçası Katy ile tanışmalarında neler düşündüğünü falan değil de bir uzaylı ve daha da önemlisi insanlardan daha üstün bir canlı türü olmasının yanında bir insana aşık olmasının nasıl hissettirdiğini okumak paha biçilemezdi. Özlemişim seni Daemon... seni ve öküzlüklerini :D öküzlüğüne örnek vermek yukarıdaki alıntıdaki düşüncesi yeterli olacaktır. Adam sözleri ve yaptıklarıyla cidden öküz ama bizim öküzümüz :D Unuttuğum yerleri tekrardan hatırlamak ve unutmadığım sahneleri ise Daemon tarafından okumak süperdi. Sevdim... :) Genel olarak size seriyi tavsiye ederim. Hazır bitmişken okumadıysanız okumak için süper bir zaman. Hepsini peş peşe okumanın tadını çıkarıp film izlercesine gözlerinizin önünden akmasını sağlayın. Benim bu yazarın severek takip ettiğim serilerinden biriydi. Sizlere de tavsiye ediyorum. Ciddi anlamda 7'den 70'e herkesin okuyup zevk alacağı bir seri.

Baskı: Sonsuz Işığım (Starbound, #3)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/07/amie-kaufman-meagan-spooner-sonsuz-isgm.html Ve bir serinin daha sonuna geldik. Starbound Serisi'de bitti ama hem de ne bitti... hep serinin ilk kitabı göz bebeğimdi Tarver ve Lilac'ın hikayesi... bir bilinmezlik ve heyecan barındırıyordu. Bu kitapta ise her şeyi biliyorduk ama nasıl bir sona ulaşılacağının bilinmezliği ve heyecanı içerisindeydik ama öyle bir son oldu ki... hele ki son 150 sayfa falanı elimden bırakamadım ki... Tam da seriye yakışan bir son oldu. Yazarın kurgu yeteneğini sevdiğimi fark etmişsinizdir ki seriyi bitirdim. Ama cidden müthiş bir kurgu yaratmış. Birbirinden alakasız üç çifti öyle bir birlerine bağladı ki ve sonunda da açıklanan bazı şeyler sonucunda öyle ince detaylarla kurgulanmış bir hikaye olduğunu ortaya koydu ki bayıldım. Fantastik bir kitaptı ve severek takip ettiğimi söyleyebilirim. Sizlere de tavsiye ederim hatta seri bitmişken bence kitabı alıp okumanın tam zamanı bence. Kitabın konusuna değinmek gerekirse, Sofia babasının intikamını almak için sahte kimliklerle LaRoux'u öldürmeyi planlıyor ve ona yaklaşabilmek için de her yolu deniyor. Bir gün planının bir adımını daha atmaya hazırlanırken genç bir adamla tesadüfi olarak karşılaşıyorlar. Gideon'un da Sofia ile aynı amacı olması ikisinin bir yerde yollarını kesiştirip önlerine bakmalarını sağlıyor. Ancak hesaba katmadıkları engeller ve birbirlerinden sakladıkları sırlar, daha da önemlisi yalan üzerine kurulmuş bir arkadaşlıkları arasında yavaş yavaş filizlenen aşkları da en büyük sınavdan geçmeye hazırlanıyor. Güvensizlikleri, yalanları ve sırları ortaya çıkarken LaRoux'a karşı çıkan diğer çiftler de onlarla beraber olmaya hazırlandıklarında fısıltılar boş durmuyor ve çok büyük bir engeli karşılarına koyuyor. Büyük bir kaos yaratılırken karşılarında yenemeyecekleri bir güç varken tek sığınabilecekleri birbirleri, aşkları, güvenleri ve seçimleri olacak. Kitap çok güzeldi en güzeli de diğer çiftleri hep beraber görüp de yollarının kesişmesiydi. En çok etkileyen satırlar Tarver ve Lilac'ın yaşadıklarıydı. O kısımlar bu kadar üzücüyken bir de onların tarafından okumak çok zor olurdu sanırım. Kitapta bir kısım, gri sayfalarla olan kısım Lilac tarafından yazılmıştı ve o kısım bence kitabın kalbiydi. Hatta serinin kalbi... Kitaba dair anlatmak istediğim çok şey var aslında ama içeriğe girip de hevesinizi kaçırmak istemiyorum. Bu yüzden yorumumu kısa kesiyorum ve şiddetle seriyi okumanızı tavsiye ediyorum. Son kitap tam bir vurgundu! Şaşırtan,, heyecan veren, soluk kesen ve aşklarla içinizi ısıtan bir kitaptı. Müthiş bir adrenalin vardı! Ve hala en sevdiğim çift Tarver ve Lilac der ve yorumumu bitiririm :D

İçimdeki Sen
10/1002.07.2017

Baskı: İçimdeki Sen

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/07/a-l-jackson-icimdeki-sen-closer-to-you-1.html ~~~*~~~ Sakin bir kalp; güzellik, çirkinliği ihya ettiğinde hızlanır. ~~~*~~~ Yoruma Jared'ın Aly'e bıraktığı notlardan biriyle başlıyorum. Süper bir cümle sizce de öyle değil mi :) Uzun zamandır elimde bulunan ama henüz okumadığım bir kitaptı İçimdeki Sen. Bu ay elimdeki bütün Aspendos kitaplarını bitirmeye karar verince sona bıraktığım içimdeki Sen ile müthiş bir nokta koydum. Kapağı ve tanıtım yazıları falan bana biraz daha dram ve çağdaş kadın edebiyatı tarzı bir şeyler beklememe neden olmuştu bu yüzden de hep ertelemiştim okumayı ancak... yanılmışım! Kitap müthiş bir aşkı anlatıyor. Üzücü bir aile dramını... acılarında kaybolmuş bir genci... o genci içten içe bekleyen genç bir kızı... kitap duygu dolu, yaralı iki kalbin tekrardan birleşerek aşkın filizlenmesini anlatıyor. Şiddetle okumanızı tavsiye ederim. A. L. Jackson'ın okuduğum ilk kitabıydı ve eğer yazarın başka kitapları yayınlanmaya devam ederse kesinlikle okuyacağım diyebilirim. O kadar sevdim yazarın kurgu yeteneğini. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, Jared altı yıldır uzak kaldığı çoukluğunun geçtiği doğup büyüdüğü ama bir o kadar yaralı ayrıldığı kasabaya geri döner ve barda otururken çocukluk dostu Christoper'a rastlar. Eski dostlukları tekrar gündeme gelmeye başlarken küçükken her daim peşlerinde dolanan ve korumayı kendine görev bildiği Aly ile karşılaşması ise Jared için oldukça vurucu olur. Aly artık o peşinde dolanan küçük kız değildir. Genç ve güzel bir kız olan Aly,ve Jared arasında alevlenmeye başlayan aşkın çok büyük engelleri aşması gerekmektedir. Bunlardan biri Aly'nin ağabeyi Christoper diğer ise Jared'ın kabusu olan geçmişi... Yaralı kalbi ve parçalanmış ruhu ile Jared'ın hayattan vazgeçtiği anda Aly ile karşılaşması ve tekrardan yaşamayı öğrenmesini... aşkı tatmasını konu alan kitap tam bir etkileyici ve sürükleyici romans. Aly'nin pes etmeden her daim Jared'ın yanında olması ve onu en iyi anlayan kişi olması... her şeye rağmen içine gömdüğü aşkın hala alev alev yanıyor olması süperdi. Yani kitabı anlatmak istediğim o kadar çok cümlem var ki... spoiler olur diye kendimi durdurmak zorunda kalıyorum. Ancak şunu söyleyebilirim süperdi. Bayıldım! Şimdiye kadar neden okumadım bilmiyorum ama çok büyük bir hata yapmışım bekletmekle! Kitap bir şekilde yarım kalıyor bir şekilde bitiyor. Evet mutlu son var çünkü Aly ve Jared beraberler ancak Jared'ın yaralı geçmişi bir sona ulaşmıyor bu yönden de yarım. Sanırım seriyi orijinal dilinden okumayacağım.

Baskı: Rome (Dövmeli Adamlar Serisi #3)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/06/jay-crownover-rome-dovmeli-adamlar.html Vee veee veee... Dövmeli Adamlar Serisi'nin 3. kitabı aynı zamanda benim en merak ettiğim Rome okundu ve bitti :) cidden süperdi ama bence en iyisi buydu. Kısaca kitabın konusuna değinmek gerekirse, Rome Archer askerlik hayatını geçirdiği bir kaza sonucunda geride bırakmak zorunda kalır. Kendini hep bir asker olarak bilen Rome düştüğü boşluk ve geçmişinin hayaletleri peşine bırakmazken yaşadığı zor anları içkiye sığınarak atmaya çalışıyor derken Rule ve Jet'in arkadaşı Cora, Rome'un hayatına yıldırım gibi düşerken Rome bir anda hayatının akışını değiştiğini hissetmeye başlar. Kendini toparlamaya çalışması ve Cora ile ilişkisini yaşama savaşı sonucunda mutluluk ona kapılarını açarken önünde aşması gereken iki büyük engel vardır. Kitap güzel bir aşk hikayesi olmasının yanında, aile ilişkilerine ve arkadaşlık ilişkilerine de değiniyor ve bir kez daha aile olmak için kan bağının olmasına gerek kalmadığını gösteriyor. Severek takip ettiğim bir seriydi ve bayılarak okuduğum bir kitap oldu. Cora'nın zaten ilk kitaptan beri tavırları, davranışları süperdi. Hep güçlü ve asi kız gibi gördüğümüz Cora'nın içindeki o kırılgan ve kalbi kırık kadın ise... hüzünlendirdi ama sırtını yaslayacağı bir Rome varken kızım sana hiçbir şey olmaz dedirtti. Yine Jet ve Ayden'i aşık görmek... ahh bir de Rule ve Shaw'ı aşık görmek çok güzeldi. Ama en çok hoşuma giden Asa'ya da yer verilmesi oldu ve bir de onun Rome ile olan arkadaşlığı... Tam Nash'in hikayesine azıcık kayar gibi olduk ama yarım kaldı. Kötü bir haberim var ne yazık ki seri bu üç kitapla bitiyor ve devamı gelmeyecek. Seri hak ettiği değer bulmamış belli ki okurlar tarafından yayınevi de yayımlamama kararı almış. Diyeceğim seriye yazık oldu. Çok çok daha kötü serilerin çok sattığı bir yer de bu serinin tutmaması çok üzücü... Sağlık olsun, bence 3 kitapla da bir tadabilirsiniz. Ben beğendim, bence üç kitabı alıp bence bir okuyun. Seveceksiniz :) Hele Rome'un hikayesine bayılacaksınız

Baskı: Jet (Dövmeli Adamlar Serisi, #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/06/jay-crownover-jet-dovmeli-adamlar.html Jay Crownover, ciddi anlamda dövmeli adamları bizlere sempatik buldurmasının yanında piercinglileri de sempatik buldurdu. Ve bir kez daha görünüşü dolayısıyla insanları yargılamamız gerektiğini hatırlattı. Bu kitapta Rule gibi, akıcı ve sürükleyici bir romanstı. Gereksiz kıskançlık krizleri bunda da yoktu. Sadece Ayden'ın haklı bulduğu sebepler dolayısıyla Jet'ten bir süre ayrı kalması gerektiğine karar vermesinin yarattığı ayrılık acısı vardı ki bu da aslında ne kadar güçlü bir aşka sahip olduklarını okumamızı sağladı. Yormadı, çabuk okundu ve yine yüzümüzde bir gülümsemeyle kitabı kapattırdı. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, geçmişinden kaçmaya çalışan ve yeni bir hayat kurup geçmişi unutmayı amaçlayan Ayden, en yakın arkadaşının sevgilisinin grubundan Rockçı Jet ile karşılaşır. Aralarındaki güçlü cinsel çekim ve ten uyumu onların bedenlerini ateşe verirken kalplerinde de yer edinmeye başlar. Ancak Ayden'in geçmişi geleceğini etkilercesine kendini gösterirken Jet ile aralarındaki ilişkiyi büyük bir sınava sokacak. Jet'in hikayesini merak ettiğimi Rule'un kitabında demiştim ve şimdi şunu söylüyorum ki beklentimi karşıladı ve 3. kitap Rome için daha yüksek beklentiye girmeme neden oldu. Her kitabı bir öncekinden iyi çıkarken serinin diğer kitaplarında zirveye çıkacak kurgular beklediğimi itiraf etmeliyim. Kitaptaki arkadaşlık çok güzeldi. Ki zaten Rule'da da okumuştuk onları ama şimdi burada daha kendini gösterdi sanki. Ailelerden yaralı insanların birbirlerine aile olmaları, bir yerde kan bağı olmadan da kardeş-aile olunabileceğinin en iyi örneğiydi. Ayden ve Jet arasındaki iletişimi ve vıcık vıcık olmayan aşkı sevdim. İnkar etmedikleri aşkı, her şeyiyle kabullenmeleri çok güzeldi. Kitap içeriğine giren bir yorum yapmayacağım ancak şunu söylemeliyim ki, beni en çok etkileyen şey Ayden'ın erkek kardeşinin geçmişte yaptıklarına rağmen hala Ayden tarafından sevilmesi, aynı şekilde Ayden'ı seveilmesi... çok hoştu. Yanılmıyorsam serinin son kitap Asa onun hikayesi... şimdiden onun hikayesi için meraklanıyorum. Ve... bu kitap içimde yatan Rock aşkını dışarı çıkardı. Seriye başladığımdan beri daha fazla Rock dinlemeye başladım :) Serinin devamı için ne olur çok bekletme bizi sevgili Aspendos :)

Baskı: Rule (Dövmeli Adamlar Serisi, #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/06/jay-crownover-rule-dovmeli-adamlar.html Sonunda meşhur Dövmeli Adamlar ile tanıştım. İlk durağım Rule oldu tabi ki. Ama nedense en çok merakımı depreştiren de Jet oldu ve kalbimi çalan Rome... :) Rule hariç herkes radarıma takıldı sanırım :D Kitap bir kez daha görünüşün yanıltıcı olduğunu karakterin önemli olduğunu gözler önüne serdi. Ki yazar bunu çok güzel bir kurguyla yaptı. Akıcı ve merak uyandırıcı bir kurguya sahipti kitap. Sıkmadı, vıcık vıcık bir aşkı gözler önüne sermedi ve daha da önemlisi gereksiz entrikalarla çiftleri ayırmadı. Sevdim... Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, ikizinin ölümünden sonra ailesiyle arası açılan Rule, İkizi Remy'nin çok yakın arkadaşı Shaw ile takılmaya başlar. Aralarındaki anlaşamamazlık bir ilişkiyi denemeye kara verdiklerinde aslında ne kadar çok ortak noktaları olduklarını keşfedeceklerdi. Tabi bu ikili birbirlerini çözmeye çalışır ilişkilerini yaşarken Rule'un ailesi ve Shaw'ın ailesi ve eski erkek arkadaşı hayatlarına baya yıkıcı etkiler bırakmaya başlarlar... Ayakta kalmaya çalışan iki genç, birbirlerinin yaralı ruhlarını mı sarmaya çalışacaklar yoksa, çevrelerindeki insanların olmaz demelerine boyun mu eğecekler... Güzel bir kitaptı .Kurguyu ve hikayeyi sevdim. Görünüşünün aksine dövmelerinin kapladığı bedenin içindeki Rule çoğu zaman beklediğim tepkileri vererek beklentimi karşıladı. Rule ile ailesi arasında olanlar ya da Shaw ve ailesi... ben olsam denemem bile keser atarım diye düşünmeme neden olmasına rağmen onunların hep bir umuda sarılıp denemeleri... süperdi. En çok Rule'a üzüldüm. yaşadıkları ağırdı ve ayakta kalma çabası mükemmeldi. Onu seven insanlara körü körü bağlanma hevesine... ailesine verdiği tepkiler... her şeyden önemlisi tamamen o ana kadar verdiği tepkilere zıt olan Shaw'a tavırları... onun için daha iyi olmaya çalışması... Rule... adamım mükemmelsin sen... kusurlarınla, yaralı ruhunla... Kitabı beğendim, okumaktan zevk aldığım kitaplardan oldu. Yormadı, sıkmadı ve akıp gitti. Ama... bu kitapta da imla hataları vardı. Aspendos dilerim serinin diğer kitaplarında da aynı durum söz konusu olmaz. Çok büyük beklentiyle okumazsanız seveceğinizden eminim. Aspendos serinin devamını bekliyorum, çok bekletmeyin bizi diğer kitaplar için :)

Cadı Avı
9/1013.06.2017

Baskı: Cadı Avı

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/06/denielle-l-jensen-cad-av-lanet-uclemesi.html Veeee Lanet Üçlemesi'nin 2. kitabı da bitti... işte ben bu yüzden seriler bitmeden kitapları okumuyorum. Sonra böyle merakla beklemek öldürüyor. Çok fena bitiyor sakın 3. kitap çıkmadan okumayın ;) 3. kitabı elimde olsaydı hemen başlamıştım düşünmeden. Danielle L. Jensen'ın cadıların, trollerin içinde olduğu kurgusu soluk kesercesine devam etti. Kurgusu bu kitapta daha sağlamdı belki de ikinci kitap olduğu için bilemiyorum ama ilkinden daha iyiydi. Üçüncü kitap için beklentim daha da yükseldi. Açıkçası içimde bir yer de bu sonucu biliyordum okurken bunu tahmin etmemek zor değil ancak kurgunun gidişatı zaman zaman tereddüte düşüyor o sonla ilgili. Cecile'ın büyülerle yaptıkları... beklediğim şeyler değildi ki onun ne olduğu düşünülürse açıkçası kitaba dair beklentimi tatmin eden şeylerden biri oldu. Benim için asıl sürpriz Tristan'ın yaşadıklarıydı. Şaşırtıcı, memnun ediciydi. Detaylar ve şaşkınlıkları oldukça iyi kurgulanmıştı benim için. İlk kitaptaki durgunluk bunda yoktu, konu hep bir hareketlilik içerisindeydi ki zaten son sayfalar ise nasıl bitti anlamadım. Bir ara kendimi o kadar kaptırdım ki durun kızı öldürecekler diyerek tepki verdiğim bile oldu çevreme o kadar yani. Kitabı övmeden eleştirmek istediğim bir detay var. Öncelikle yarım-kan ne demek ya... çevirmen anlaşılan ilk kitabı okumamış en azından ona melez dendiğini bilerek o kısmı düzeltmesini dilerdim. Yarım-kan, tam-kan tanımları çok hoş olmamış. Melez ya da Safkan denmeliydi. Ki okurken bu durum rahatsız ettiği için kendimce o tabirleri gördüğümde melez diye okumayı tercih ettim. Sevgili Aspendos, yeni basımda bu kısmı düzeltmenizi temenni ediyorum. Şimdi kitabı övmeye başlayabilirim :) İlk kitap çok fena bitmişti ki bunu yorumlarımda dile getirdim. Tristan, Trollus'tan Cecile'i kaçırmıştı ve Cecile verdiği bir söz üzerine trolleri lanetleyen cadıyı öldürmeye çalışır... onun cadıyı araması, öğrendiği gerçekler ve daha da fazlasını içerisinde barındırıyor. Çok fazla içeriğe girmek istemiyorum çünkü söyleyeceğim her şey spoiler olacak bu yüzden azıcık kısa keseceğim ama özellikle demek istediğim birkaç yer var... Marc ile Tristan arasında olanlar... hüzünlendirdi beni ama kendi kendime düşünmeden edemedim ben olsam ben de aynısını yapardım. Trollus'ta olanlar, bazı olaylar açıkçası üzücüydü beklemediğim şeylerdi yazar beni bu konuda şaşırttı. Hele ki entrikalı, stratejik hareketleri... yönetici olmak bunu gerektirir dedim. Benim asıl şok olduğum şey ise... Laneti yapan cadı, Anushka'nın Cecile'e yapmak istedikleri... onunla ilgili gerçekler... ölümsüzlüğün sırrı... ve dahası... şaşırtıcı ve ilgi çekici detaylardı. Ben bu kitabı ilkinden daha iyi buldum ve beğendim. Tam beklediğim gibiydi. Seriyi tavsiye ederim ancak 3. kitap çıktıktan sonra okuyun ve peş peşe okuyun çünkü iki kitapta çok fena bitiyor. Hele ki Cadı Avı öyle bir bitti ki... heyecanla bekliyorum şimdi. Çünkü savaş şimdi başlıyor!

Tutsak Çalı Kuşu
8/1007.06.2017

Baskı: Tutsak Çalı Kuşu

Fantastik diyarlardan devam ediyorum... Uzun zamandır, daha doğrusu ilk çıktığı zamanlarda aldığım Tutsak Çalıkuşu'nu hep ilgi çekici bulmuştum ancak beni bilirsiniz bu tür seriler bitmeden okumaya pek yanaşmıyorum çünkü meraktan kudurarak devamını beklemek isyan eder boyuta getiriyor. Ancak... ikinci kitap çıktıktan sonra artık bir okuyayım ne de olsa bir kitap kaldı geriye dedim ve okudum. Açıkçası şu kitabın bitişi gibi bir bitiş bekliyorsa beni Cadı Avı'nda 3. kitap için iyi isyan edeceğim sanırım :D Danielle L. Jensen, benim için güzel fantastik kurgular, bambaşka diyarlar yaratan bir yazar olarak yer edindi. Eğer bu şekilde devam ederse çıkardığı kitapları tereddütsüz almayı düşünebilirim. Kurgusu ilgi çekici, merak uyandırıcı ve ilk sayfalarda olmasa da sonlara doğru nefes keser hale getirmeye başlamıştı ki kitap bitti. İtiraf etmeliyim ki başlarda o kaçırılma muhabbetlerinde falan iyi giriş olmuştu ancak bir yerden sonra kitapta pek atraksiyon yoktu bu kitabı azıcık monoton hale getirdi... sonra birden açılmaya başladı. At yarışlarında sonradan açılan arap atları gibiydi valla :) Ortalarından sonra bir açıldı tam açıldı hele ki Cecile'in kaçarken labirente girdiği kısımlardan sonra ise aldı başını gitti. Daha fazlası için: http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/06/danielle-l-jensen-tutsak-calkusu-lanet.html

Günahkar
10/1005.06.2017

Baskı: Günahkar

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/06/s-l-jennings-gunahkar-se7en-sinners-1.html ~~~*~~~ Yaşamaya değer bir şey bulduğunda, onun uğruna ölmek için de tereddüt etmezsin. ~~~*~~~ Vuhuu... Melekler ve Şeytanların savaşlarına dair birkaç tane kitap okumuştum ama bu bambaşka bir şey çıktı. Neden mi? Çünkü burada savaşanlar şeytanların kendileri ve birbirleriyle savaşıyorlar. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim... şöyle ki düşmüş, cezalandırılmış ve iblis olmuş meleklerin Lucifer'a karşı savaşı gibi... :) Değişik, ilginç ve nefes kesici. S. L. Jennings, ilgi çekici ve kesinlikle fantastik şeyleri severler için oldukça farklı bir kurgu koymuş ortaya. Kurgu akıcıydı, olaylar birbiriyle bağlantılı ve o kadar güzel kurgulanmıştı ki nefesini tutarak okuduğunuz satırlar ortaya çıkmış resmen. Seveceğim ve takip edeceğim bir seri ve yazar diyebilirim. Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse, Eden henüz anne karnında bir fetüsken kaderi belirlenmiş ve şeytan tarafından işaretlenenlerden biri olmuştur. Zamanla hayatında bunun izlerini yaşasa da gerçekte ne olduğunu bilmezken sadece diğerlerinden farklı olduğunu düşünerek hayatını devam ettirebilmeyi çabalamaktadır. Bir gece hayatını tepe takla eden olaylar patlak verdiğinde kendisi ile gerçeği öğrenecektir. İşte o zaman iblislerin savaşının ortasında hayatta kalma çabası verirken sevdiği insanlarla kaderi arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır. Cadıların, şekil değiştirenlerin, iblislerin, Lucifer'ın yer aldığı soluksuz bir hikaye. Açıkçası kitabı okurken böyle bir kurguyla karşılaşacağımı beklemiyordum. Beklentimin oldukça üstünde bir kitap çıktı. Seveceğim ve takip edeceğim bir seri ve yazar diyebilirim. Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse, Eden henüz anne karnında bir fetüsken kaderi belirlenmiş ve şeytan tarafından işaretlenenlerden biri olmuştur. Zamanla hayatında bunun izlerini yaşasa da gerçekte ne olduğunu bilmezken sadece diğerlerinden farklı olduğunu düşünerek hayatını devam ettirebilmeyi çabalamaktadır. Bir gece hayatını tepe takla eden olaylar patlak verdiğinde kendisi ile gerçeği öğrenecektir. İşte o zaman iblislerin savaşının ortasında hayatta kalma çabası verirken sevdiği insanlarla kaderi arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır. Cadıların, şekil değiştirenlerin, iblislerin, Lucifer'ın yer aldığı soluksuz bir hikaye. Açıkçası kitabı okurken böyle bir kurguyla karşılaşacağımı beklemiyordum. Beklentimin oldukça üstünde bir kitap çıktı. Seveceğim ve takip edeceğim bir seri ve yazar diyebilirim. Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse, Eden henüz anne karnında bir fetüsken kaderi belirlenmiş ve şeytan tarafından işaretlenenlerden biri olmuştur. Zamanla hayatında bunun izlerini yaşasa da gerçekte ne olduğunu bilmezken sadece diğerlerinden farklı olduğunu düşünerek hayatını devam ettirebilmeyi çabalamaktadır. Bir gece hayatını tepe takla eden olaylar patlak verdiğinde kendisi ile gerçeği öğrenecektir. İşte o zaman iblislerin savaşının ortasında hayatta kalma çabası verirken sevdiği insanlarla kaderi arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır. Cadıların, şekil değiştirenlerin, iblislerin, Lucifer'ın yer aldığı soluksuz bir hikaye. Açıkçası kitabı okurken böyle bir kurguyla karşılaşacağımı beklemiyordum. Beklentimin oldukça üstünde bir kitap çıktı. Seveceğim ve takip edeceğim bir seri ve yazar diyebilirim. Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse, Eden henüz anne karnında bir fetüsken kaderi belirlenmiş ve şeytan tarafından işaretlenenlerden biri olmuştur. Zamanla hayatında bunun izlerini yaşasa da gerçekte ne olduğunu bilmezken sadece diğerlerinden farklı olduğunu düşünerek hayatını devam ettirebilmeyi çabalamaktadır. Bir gece hayatını tepe takla eden olaylar patlak verdiğinde kendisi ile gerçeği öğrenecektir. İşte o zaman iblislerin savaşının ortasında hayatta kalma çabası verirken sevdiği insanlarla kaderi arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır. Cadıların, şekil değiştirenlerin, iblislerin, Lucifer'ın yer aldığı soluksuz bir hikaye. Açıkçası kitabı okurken böyle bir kurguyla karşılaşacağımı beklemiyordum. Beklentimin oldukça üstünde bir kitap çıktı.

Baskı: Evlilik Oyunları (The Games Duet #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/06/cd-reiss-evlilik-oyunlar-games-duet-1.html Vay canına... ne fırtınalı bir kitaptı böyle... Kıyaslama gibi olmasın , öyle bir şey yapmıyorum açıkça belirteyim bunu da ;) Grey'den, Naz'dan, Q'dan ve Tony'den sonra bu... Adam... bana böyle karakterlerle gelin! Aşk... sen gerçekten hisseden adama ne çok yakışıyorsun... ve aynı şekilde karşılık verebilen kadına! C.D.Reiss, açıkçası telif haklarını alındığından beri merakla beklediğim bir yazardı ve kitaptı. Yabancı bloglarda bir iki kere denk gelmiş konusu ilgimi çekmişti ama işte bizde yayınlanmaz falan filan diye üstünde fazla durmamıştım ancak hakları alınıp da yayınlanacağını öğrendiğimde... yehuu dedim :D Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, Adam bir sabah kalktığında mutfak masasının üzerinde bir notla karısının kendinden boşanmak istediğini öğrenir. Karısı için içerisinde bastırdığı dominant karakteri ortaya çıkararak, karısından onunla bir ay kalması ve kendini tamamen ortaya çıkarması karşılığında şirketi ve evi ve Jaguar'ını ona bırakıp boşanacağını söyleyerek bir anlaşma yaparlar. Diana, anlaşmayı kabul ettiğinde tam olarak kendini neyin beklediğini bilse de kendisinin nasıl tepki vereceğini bilmediğinden bir bilinmezliğin içerisine adım atarken hesaba katmadığı şey, kocasının içerisinde bastırdığı kişiliği ortaya çıkması... kendisinin buna vereceği tepki... Adam'ın eski sevgilisini görmesi... ve henüz 15 gün geçtikten sonra neler düşüneceğidir. Adam'ın aşkı ve karısı için vazgeçtiği şeylere tekrar kucak açması ve o kişiliğe bürünüşünü okumak bir adamın elinde barındırdığı gücü bütün sınırlarıyla ortaya koyması gibiydi. Gerçi Adam, tam olarak bunu yaptı =) Ben şahsen Adam'ın ve Diana'nın Stephen ve Serena'yla aynı ortamlarda bulunacaklarını ve Serene faktörünün bu kadar sorun yaratacağını hiç düşünmemiştim. Tamam arada geçmişe dönmeler vardı belliydi bir şeyler çıkacağı ama... bilemiyorum... Ahh bu arada, evet bölüm aralarında geçmişe dokunuşlar vardı. Mesela Adam'ın Diana'yla tanışması... Serena'yla olan ilişkisi... bunlar sonraki kurgu için atılmış küçük adımlardı sanki. Kitap bir de tek bir kişi tarafından anlatılmıyordu. Neredeyse son 150 sayfasına kadar Adam tarafından okuduk... onun aşkını, nasıl hissettiğini, içindeki karmaşayı ve bu evlilik oyununa adım atarken neler düşündüğünü ve ne bulduğunu... Yaklaşık olarak son 150 sayfa da Diana tarafından anlatılıyordu. Tüm bu gördükleri, Adam'ın içinde bastırdığı kişiliği gördükten sonra aklından geçenleri, içinde olanları ve farkında olmadan içinde bastırdığı kadını keşfetmesini okuduk. Genel olarak kitaba bakıldığında bir evliliği kurtarmak için atılmış bir adımdan çok Adam'ın kendini az hasarla bu boşanma olayından kurtulmak için planladığı oyunun elinde patlamasıydı. Güzeldi, değişikti, beklediğimden farklı çıktı. Beklediğim daha çok evliliğini kurtarmayı istene bir adamın karısıyla geçireceği romantik anlar falandı ama beni şaşırttı. Beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Bu tür kitaplar genelde eleştirilere maruz kaldığı için tamamen zevk meselesi olduğu için de açıkça diyorum ki +18 okumaktan rahatsız olmuyorsanız... bir Tess&Q ilişkisi ya da Tony&Claire ilişkisinden rahatsız olmadıysanız okuyun. Unutmayın bu bir aşk romanı, erotik aşk romanı kategorilerinde yer alsa da içerisinde barındırdığı kurgu fazlasıyla BDSM ilişkisi... bunun farkındalığıyla alın sonra yok efendim param boşa gitti, zaman kaybıydı, ne biçim kitaptı diyerek gömmeyin boşuna! Ancak... asıl tavsiyem... okumaya kesinlikle niyetiniz varsa alın bir köşeye koyun ve 2. kitap çıktıktan sonra peş peşe okuyun. Yoksa merak içerisinde 2. kitabın yolunu gözleyerek bu kitabı bitirirsiniz. Sonu çok fazla devamı gelsin ama diye isyan ettirecek şekilde bitiyor. Neyse lafı çok uzattım... kısacası ben beğendim. 5 üzerinden 4 veririm... neden 4 diye sorarsanız o bitiş yüzünden :D

Takvim Kızı - Mart
8/1029.05.2017

Baskı: Takvim Kızı - Mart

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/05/audrey-carlan-takvim-kz-mart-calender.html Ve Takvim Kızı Mia bir ayı daha geride bıraktı. Ama bu sefer ki başka bir güzeldi. Biliyorsunuz ki -bilmiyor olabilirsiniz de- Mia babasının borcunu ödemek için teyzesinin eskortluk şirketinde çalışıyor. Müşterileri ile cinsel ilişki girme zorunluluğu yok ama girerse ekstradan ücret alacağı bir iş... ve sadece 12 ay sürecek bir iş... 3. ayında -Martta- ünlü bir İtalyan iş adamı müşterisi oluyor. Ancak bu seferki müşterisinin tercihleri başka ve Mia'ya hayatın başka bir yüzünü gösteriyor. Tony, bir eşcinsel ve annesine geçici süreliğine bir nişanlı tanıştırmak için Mia'yı kiralıyor ancak Mia ailenin ve Tony için neyin önemli olduğunu ve bazen aşkın her şey ile başedebileceğini gösteriyor. İmkansız görünen bir aşktı Tony'ninki ancak hiçbir şey imkansız değildi. Ben ilk kitaptan beri Mia'nın müşterilerinde hep Wes'i sevdim ve bu kitapta Wes'i görmek paha biçilemezdi. Adeta mutlu oldum hele ki Mia ve Wes'i berabet görmek... ayyy çoook güzeldi :) Eeee müşteri eşcinsel olunca eski sevgili sıkıntı yaratmıyor ;) Neyse kitap yine kısacık bir günde bitecek ve tadı damağınızda kalacak cinstendi. Çok sevdim özellikle bunu. Dilerim Arkadya Bitter kısa zamanda diğer kitapları da çıkarır. Mia ve serüvenlerini bekliyorum :)

Sil Baştan
7/1017.05.2017

Baskı: Sil Baştan

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/05/busra-civicioglu-sil-bastan-ask-kyamet-2.html Aşk-ı Kıyamet ile başlayan macera, Sil Baştan ile devam ediyor. Bu kitapla da bitmiyor serinin devam kitabı olan Hayat Gibi ile devam edecek. Büşra Hanımın ilk kitapta jet gibi akan kurgusundan dolayı şikayetçi olmuştum o kitapla kıyaslarsam bunun daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Duygular daha ön plandaydı, olaylardan sonraki durumlar geçiştirilmemiş detaya inilerek karakterlerin duygularına daha fazla yer verilmişti. Bir de özellikle ilk kitaptaki o sondan sonra bu kitabın nasıl ilerleyeceğini merak etmiştim ancak beklediğimin tersi oldu gayet iyi gitti kurgu. Aynı şeyleri mi okuyacağız tereddüttü vardı içimde ve olayların farklılaşması hoşuma gitti. Tabi ki benzer şeylerin zaman zaman olacağını biliyordum ama o zamanlarda bile ekşınların olması ayrı bir güzel oldu. Bertan ile yaşananların ardından klinikte olanlar oldukça iyi anlatılmıştı. Tabi Arda'nın yaptığı o vuruş açıkçası benim gözümde tipik erkek modu oldu. Arda üzgünüm ama kesinlikle sevdiğim bir karakter değilsin. Araya sıkıştırayım ben Efe'ciyim. Klinikte Arda'nın seçmek zorunda olduğu tercih için ağabeyi Nazra'nın tavrı... işte bir ağabey bunu yapardı dedirtti. Efe ile Azra'nın karşılaşmaları, kurguda bazı şeylerin önlenemez yaşanmışlıkları aslında hayatta eğer yaşanacak bir şeyler varsa hiçbir şekilde önüne geçilemediğinin göstergesiydi. O kısmı beğendim. Efe ile Azra'nın sonrasındaki hayatlarının aldığı yol beni oldukça şaşırttı. Hele ki... Azra'nın attığı bir adım var ki... söylemeyeyim spoiler olur ama o adım, kızım azdın mı sen diye düşünmeme neden oldu. Gerçi Arda ne ki Azra'dan fazlasını bekliyoruz. :P şu an baş rol karakterleri gömdüm :D Ama ne yapayım ben Efeci'yim :D Neyse çok uzatmayayım sonrasında kitap içeriğine gireceğim, yine merak uyandırıcı bir sonla bitti kitap. Gel de şimdi 3. kitabı bekle.

Koru Beni
7/1014.05.2017

Baskı: Koru Beni

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/05/judith-mcnaught-koru-beni.html Uzun zaman sonra ilk defa Mcnaught kitabı okumanın tadı paha biçilemez. Bu yazarın kitaplarını çok sevdiğim değişmez bir gerçek. Kadın aşk romanları kraliçelerinden o kadar iyi yani. Her kitabında beklentim tavanda olurdu ve yazar da bu beklentiyi sonuna kadar karşılardı. Ancak bu kitap bir değişik geldi. Ben koyu bir aşk romanı beklerken tamamen polisiye ve gizemin içerisine serpiştirilmiş aşk var gibiydi. Kendimi kelimenin tam anlamıyla yarısından fazlasını okuyana kadar hep polisiye roman okuyormuş gibi hissetti. Yazarın kalemine taparım ancak bu kitabında gerçekten bu kitabı o mu yazmış diye düşünmedim değil. Ha kötü değildi sadece diğer kitaplarında iliklerimize kadar hissettiren ve kalbimizi titreten aşk hikayesinden çok polisiye kısım ön plandaydı dolayısıyla bu kitabı okurken kesinlikle polisiye ağırlıklı bir kitap okuyacağınızın bilincinde olun. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, ünlü bir oyuncu olan Leigh, kocasıyla buluşmak için gittiği dağ evi yolunda kaza yaparak ölümden döner. Kendisi hayatta kalma çabası içerisindeyken eşi Logan'ı bulamayan polis olasılı bir cinayet söz konusunu olduğunu düşünerek araştırmalarına başlar. Bir süre sonra kocasının cansız bedeninin bulunmasıyla Leigh'in hayatı dönüşü olmayan bir şekilde yön değiştirir. Her daim yanında olan ve polislerin kötü geçmişiyle fazlasıyla ilgi odağı olan Valente'nin yardımıyla Leigh hayata tutunmaya çalışırken bir yandan da gizemli katilin kimliği araştırılmaktadır. Kitabı okurken katilin kim olduğunu tahmin etmek benim için hiç zor olmadı açıkçası. Tahmini kolaydı benim yönümden. Valente ve Leigh arasındaki aşk güzeldi. Onları hep gülümsemeyle okudum ama asıl ilgimi çeken Sam ve Mack'in ilişkisiydi. Onları daha fazla okumayı tercih ederdim. Ana karakterlerden çok yan karakterler fazlasıyla dikkatimi çekti itiraf etmek gerekirse. Kitaba dair yorumumu çok fazla uzatmayacağım. Ancak McNaught kaleminden beklediğim bu değildi açıkçası. Zaman zaman sıkıcı geldiği yerler oldu ama zaman zaman da fazlasıyla ilgi çekici de oldu benim için. Kitabı benim için güzelleştiren Sam ve Mack'ti. Onların ayrı bir kitabı olsa şüphesiz okurdum. Benim için beş üzerinden bin beş yüzlük yazar olan McNaught'un bu kitabı ne yazık ki 5 üzerinden 3,5 luktu. Size de fazlasıyla aşk romanı beklentisine girerek okumamanızı öneririm. Kitap polisiye-aşk harmanlamış durumda. Yoksa benim gibi büyük bir şaşkınlık yaşarsınız.

Baskı: Aşık Rhett (Rhett, #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/05/j-s-cooper-ask-rhett-rhett-2.html Ve seri bitti. Dex'in tadımlık kitaplarından biriydi. İlk kitapta iki çok yakın çocukluk arkadaşı gencin Clementine ile Rhett'in birbirlerine aşık olduğunu kabullenme sürecini okumuştuk bu kitapta da ikisinin basıl bir sevgili olduğunu okuduk. Eğlenceli, tutkulu, biraz sorunlu bir aşkın hikayesiydi. Rhett küçüklüğünden yaralı, sorunlu bir annenin çocuğuydu dolayısıyla Clemmie ile olan ilişkisinde bocalamaları vardı bunu aşması ve aşkına güvenmesi... her şeyden önce bu aşk için yetersiz olduğu düşüncesinden kurtulmasının okuduk. Tabi sadece Rhett değil aynı zamanda Clemmie'nin de kendine güvensizlikleri vardı bu ilişki için. Kitap iki yakın arkadaşın bir ilişki yaşadığında nasıl olacağının özetiydi. Zaman zaman eğlenceliydi ama kendilerini bulma ve güven sorunlarını aşma konusunda birbirlerine yardımcı olmaları güzeldi. Gereksiz kıskançlık krizlerinden ayrılma modu yoktu. Bunu da sevdim. Uzunca bir yorum yazacağım kadar kalın bir kitap değil. Dolayısıyla kısa kesiyorum :) Çok fazla beklenti olmadan okunduğunda zevk alacağınız bir kitap.

Baskı: Geçmişin Kırıkları

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/05/brittainy-c-cherry-gecmisin-krklar.html Kabuslarınla rüyaların arasında kalan o yer var ya? Hani yarınların hiç gelmediği, dünün artık acıtmadığı o yer. Kalp atışlarının benimle uyumlu olduğu o yer. Zamanın olmadığı ve nefes almanın kolay olduğu o yer. İşte orada seninle yaşamak istiyorum. Zevkine güvendiğim bir arkadaşımın aşırı tavsiyesi ve henüz okumadığım için aldığım tehditleri sonucunda kitabı okudum. Ve son sayfayı kapattığımda gece saat bir buçuktu ve kendi kendime neden bu kitabı daha önce okumadım diye sordum. Normaldr böyle kitapları seven biri olarak bu kitabı neden bu kadar geç okudum? Soruların cevabını sanırım hiç bulamayacağım ama şunu söyleyebilirim ki okumayı ertelediğim için pişman olduğum, ilk çıktığında okumadığım için kendimi kınadım. Düşünün o kadar mükemmel bir kitaptı! Takipçilerim bilir ben Başka Dilde Aşk kitabına bayılmıştım ve bana bu kitabın onunla yarışır derecede iyi olduğunu söylemişlerdi ve şunu fark ettim ki HAKLILAR! Cidden süper ötesi, okurun kalbina dokunup orada unutulmaz bir bırakan kitaplardan biri! Hele bir de bütün o kurgunun sonunda o yok artık diyip şaşırtacak sonu... tek kelimeyle muhteşemdi! Yazar tam olarak okurun kalbine dokunacak, zaman zaman göz dolduran zaman zaman gülümseten, aşk ile yüreğini kıpır kıpır yapan ama acıyla da hüzne boğan bir kurgı kaleme almış. O kadar iyi kurgulamış ki okurken o duyguları hissetmek mümkün. O kadar süperdi! Kendisi favori yazarlarımdan biri oldu. Tek bir kitabıyla beni böyle etkileyen bir yazarın bütün kitapları mükemmeldir der çıkan her kitabını gözüm kapalı alırım. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Elizabeth bir sene önce kocasını kaybeden küçük kızı Emma ile hayatta kalmaya çalışan kalbi yaralı, ruhunun yarısını kaybetmiş bir kadın. Bütün anılardan kaçmak adına sığındığı annesinin evinden kendi evine dönmeye karar verir. Bir şekilde hayatta kalması gerekmektedir. Ancak... yeni komşusu kasaba halkı tarafından dışlanmış bir pislik olarak anılan bir adamdır. Ve Elizabeth bu adam da... Tristan'da diğerlerinin görmediği şeyi görür. Yaralı bir kalp, ruhunu kaybetmiş bir ruh, yolunu kaybetmiş bir adam... Tristan karısının ve oğlunun ölümünü atlatamamıl, acısını yüreğinde yaşayan nasıl başa çıkması gerektiğini bilemeyen bir adamdır. Ta ki yeni komşusu ile tanışana kadar. Elizabeth ve Tristan kayıplarının yasını birbirlerinin bedenlerinde unutmaya umarken hayat onlara ikinci şansı önlerine sunuyor. Aşk kapılarını çalıyor! Ama hiç de kolay olmayacak kadar zorlu bir aşk! Sırlar ve geçmişin kırıntıları adım adım onları takip ederken iki yaralı kalp biraz daha yaralanacak. Biz okurlar da o yaraların ne zaman kabuk bağlayacağını merak ederek okutacağız. Dram değil! Ağlak bir kitap değil! Ben hep öyle sanarak erteledim eğer siz de benim gibi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Öyle değil, bildiğimiz zorlu bir aşk hikayesi sadece içerisinde fazlaca yara almış iki insanı anlatıyor. Öncelikle, Tristan'ın geçmişine yapılan 5-6 bölümde gözlerim doldu. Cidden ağır bir acı. Bir anda bütün dünyanı kaybetmek. Benim içimi acıtan yerlerdi. Elizabeth'in hayatta kalmak için Emma varken Tristan'ın her şeyini kaybetmiş olması haksızlık ama dedim zaman zaman okurken. Tristan gibi bir adamın aşkına sahip olan kadını zaman zaman kıskanmadım desem yalan olur. Karısının ardından oğlunu ardından bu kadar kendini kaybetmesi... hayranlık uyandıracak bir sevgi, fazlasıyla can acıtacak bir acı. Emma'ya bayıldım. Hele ki Emma'nın Tristan'la olan muhabbetlerinde çok eğlendim. Tristan bir yerde oğlunun yokluğunu Emma ile çıkarıyor gibiydi. İkisi çok sevimliydi. Özellikle hoşuma giden şey, Tristan'ın beyaz kuş tüylerini Emma için alması... bahçeye saçması... bunun anlamı kitapta saklı ama gözlerimi dolduran küçük detaylardan biriydi. Tristan ile Elzabeth'in yalnızlıklarına birbirleriyle çare bulma çabaları zaman zaman hüzünlendirici olsa da çok güzeldi. Hele ki birbirlerini anlayabilen iki insan olmaları... Ancak Elizabeth'in öğrendiği ve Tristan ile yollarının ayrılmasına neden olan sırı başından beri bekliyordum onu tahmin etmiştim de... sonunda olayların olmasına neden olacak nedeni... hiç tahmin etmemiştim. Yazar beni şaşırttı ve şaşırtmakla kalmadı yok artık dedirtti. Neyse kitap içerişine girmemek için kendimi zor tutuyorun en iyisi ben susayım :) Şiddetle tavsiye ederim. Okuyun! Her bir satırında memnun olacağınız bir kitap. Kaçırmayın! 5 üzerinden 1500 veririm bu kitaba ve baş tacı da yaparım.

Aşk-ı Kıyamet
7/1003.05.2017

Baskı: Aşk-ı Kıyamet

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/05/busra-civicioglu-ask-kyamet.html Sonunda Büşra Çivicioğlu'nun kalemi işe tanıştım... ama nr tanıştım :) Öncelikle Büşra Çivicioğlu, akıcı ve ilgi uyandırıcı bir kaleme sahip. Kurgusu fazla fırtınalı ve jet hızıyla ilerlemesine rağmen sıkmıyor ve çabuk okunuyor. Samimiyetine güvendiğim ve daha iyi olmasını istediğim yazarlarda eleştirilerim hep daha detaylı ve çok oluyor. Büşra Hanım'ın kitapları içinde öyle olacak. Çünkü inanıyorum ki kendisini kırmak amacıyla değil daha iyi olmasını istediğim için açık yüreklilikle aklımdan geçirdiğim her şeyi yazacağım. Açıklamamı yaptığıma göre yoruma gelebilirim :) Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; hayatın acımasızca vurduğu Azra, bir anda karşısına çıkan Arda ile yeniden hayata tutunmaya başlar. Ama hayat yine onları huzurlarıyla mutlu olmalarına imkan vermez. Bu sefer birbirini seven iki genci zorlamaya başlar. Kitap sadece Azra ve Arda ile kalmıyor. Arda'nın kız kardeşi Nisa'nın aşkı bulmasını en son da ağabeyi Nazra'nın aşkı bulmasını anlatıyor. Hepsi aşkı buldu evli mutlu çocuklu moduna geçtiler rahat ettik değil kitap ne yazık ki belalar bu üç çifti de rahat bırakmıyor. Genel anlamda kurgusunu ve anlatımını sevdim ama şikayetçi olabileceğim tek yer aslında iki yer var. Kurgu jet hızıyla ilerliyordu, ben şahsen daha yavaş ve duygu yüklü akmasını isterdim. Aslında düşünüyorum da kitabın bitiş şekline bakılırsa sanırım bu jet hızını bir anlam yükleyebilirim. Dolayısıyla bu hıza tamamen kurgudan kaynaklı olduğunu asıl olayların ikinci kitapta olduğunu düşünüyorum. Yine de jet hızındaydı :) İkinci şikayetçi olduğum yer ise... anlatım geçişleriydi. Beni bilirsiniz ben geçişli anlatımı sevmem her ne kadar artık çoğu kitap bu şekilde olsa da ben pek sevemiyorum ama alışıyorum sanırım. Yine de bu kitaptaki bu geçişler uvvvv çok fazlaydı keşke olmasaydı mesela bütün kitap bir tek Azra tarafından falan anlatılsaydı. Gerçi şöyle bir bakıldığında üç çiftin aşkına değinildiği düşünülürse üç farklı kişi tarafından anlatılsa da olurdu. Şuan çok kaprisli bir okur gibi hissettim kendimi. Ama anlatım geçişleri benim için sorun bunu biliyorsunuz hep dile getiriyorum bunu. Sanırım zamanla alışacağım :) Neyse kitaba tekrar geri dönelim. :) kitapta en favori karakterim kesinlikle Efe der susarım :) Ahh Beyza'yı da çok sevdim diyebilirim :) deli kız tam benlikti. Kitaptaki arkadaş, kardeş ilişkisine bayıldım. Ben kendi ailem içerisinde böyle sevgi ve bağlı bir kardeşlik kuzenlik yaşadığım için bunu okuduğum kitaplarda görmek beni mutlu ediyor. Bu kitapta öyle bir ilişki görmek çok güzeldi. En çok da aşkı entrikalarla ayırmak yerine çiftlerin başına belaların açılması ve birbirlerine olan inançları ile ayakta kalmaları süperdi. Birbirlerine güvenleri, saygıları ve her şeye rağmen güçlü durup beraber ayağa kalkmaları çok güzeldi. Kitabın sonu ise tam bir şoktu. Açıkçası böyle bir şey beklemiyordum. Beni şaşırttı ve Sil Baştan'ı merak etmeme neden oldu. Evet, sanırım Sil Baştan kitabında daha ciddi bir şeyler olacak. Çok konuşmayıp bitiriyorum yoksa spoiler vermeye başlayacağı :) Kitabı genel anlamda sevdim ama biraz daha duygu yoğunluğu olmasını dilerdim. Azra'nın Berkan ile yaşadıklarını daha fazla duygu yoğunluğu ile anlatılmalıydı. Olaylar fazlaydı, duygulara yoğunluk katmaya zaman kalmadı belki ama daha yoğun duygu isterdim bu kitaptan. Ciddi anlamda şikayetçi olabileceğim tek şey duyguların geçiştirilmiş hissiyatı vermiş olması, daha yoğunluk beklememdir, istememdir. Onun haricinde ciddi anlamda şikayetçi olabileceğim bir yer yok. Çok aşırı beklentiyle okumazsanız beğeneceğiniz bir kitap. Olayların sonunda aşkın kazanıyor olması da bizim gibi romans severlere göre :) Büşra Çivicioğlu'nun diğer kitaplarını da okuyacağım. Türk yazarların yazdıkça kendilerini geliştirdiklerine inanıyorum ve Büşra Hanım'ın da aynı şekilde Sil Baştan'da daha iyi bir kalemle okurlarını karşılayacağına inanıyorum. Kitaba 5 üzerinden 3 veriyorum. Bence sırf Efe ile tanışmak için bile kitabı okuyabilirsiniz ;)

Baskı: Onarılmış (Broken Trilogy #3)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/04/j-l-drake-onarlms-broken-trilogy-3.html Çok severek takip ettiğim Kırılmış Serisi -Broken Trilogy- sonunda bitirmiş bulunuyorum. İlk iki kitabı okuduktan sonra ve 2. kitabın bitiş şeklinden sonra ilk düşüncem bu kitabın daha çok aşık atışmaları ve tartışmalarıyla olacağıydı ama yazar beni şaşırttı. Yine adrenalin yine olaylar bitmedi. Ama her olay bu kitapta bir son buldu. Tıpkı Savi ve Cole'un mutlu sonu bulması gibi. Evet... evet... evet... azıcık kitabın mutlu son olduğunu söyleyerek spoiler vermiş olabilirim ama sizler de beni biliyorsunuz ben mutlu sonların insanıyım. Bunu içimde tutamazdım ;) J. L. Drake severek takip ettiğim, sürükleyici kurgusu, gereksiz kıskançlık krizlerinden ve entrikalardan uzak, oturtulmuş olay döngüsüne sadık ekstrasına gerek duymayan, aşkın yanına aile ve arkadaşlık hayatına değinen heyecanlı zevk veren bir kitap yazmış. Sevdim ben ve takip edeceğim yazarlardan biri kendisi. Sevgili Aspendos biz okurları mahrum bırakmayıp yazarın diğer kitaplarını da çıkarın. Özellikle Blackstone Serisini. Yani alt tarafı 2 kitap. Onlarsız olmaz çünkü Mark ve Keith'in hikayeleri. Sonuçta onlardan bu seriye dahil sayılır ;) Araya yine Blackstone Serisini sıkıştırdıktan sonra yorumuma devam edeyim. Kitapta açıkçası diğerlerinden benim açımdan daha iyi yapan mahkeme sıralarıydı. En korkulu kabusunuzla yüzleşmek... kelimenin tam anlamıyla Savi'nin yaşadığıydı. Ama tam böyle gediğine oturtan tavırları süperdi. Aferin kızıma dedim okurken. Kitapta kalbimi ısıtan ve sonunda istediğini elde etmiş okur tatmini bir gülümseme oluşturan son sayfalardı. Evlenme teklifi... ve düğüne doğru giden satırlar... Olivia'nın gelişi... Cole'un duyguları... süperdi :) Ama asıl nefes kesen sahne bence havaalanında Savi'nin babasıyla olan karşılaşmalardı. Tamam tamam tamam! Sustum. Biraz daha konuşursam baya bir spoiler vereceğim size. Kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kitap. 3 kitaptan oluşuyor ama bir başladığınız da heyecan uyandıran bir seri. Sanki heyecan dolu aşk dolu adrenalinin hiç düşmediği bir film izliyor gibisiniz. Bence okuyun seveceksiniz! :)

Değişim
10/1024.04.2017

Baskı: Dönüşüm

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/04/franz-kafka-donusum.html Franz Lafka uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı. Ancak bilirsiniz ki öğrencilik yıllarında klasikleri okunmak için o kadar baskı gördük ki bizler için birer öcü olup çıktılar. Şimdi instagramda katılmış olduğu Franz Kafka okuma etkinliğini bahane edip Dönüşüm'ü okudum. Aslında sıkılıp bırakacağımı sanıyordum ama kısacık bir hikaye olmasının ve içerisindeki mesajdan sonra bitirdim. Dönüşüm; pazarlamacı olan Gregor Samsa'nın bir sabah uyanıp da böceğe dönüşümünden sonrasını konu alıyor. Gregor'un hisleri, duyguları, ailesinin davranışlarına kadar... Böyle anlatıldığında fantastik bir kitap gibi gelebilir ama aslında kitabı okuduğunuzda ne kadar da bizlerden bahsettiğini fark edeceksiniz. Hayatın akışına kapılıp giderken üzerinizdeki baskıyı, sorumluluklarınızı, omuzlarınızdaki yükü altında ezilişinizi sizlerin gözünüzün önüne getiriyor. Çevremiz için iyi olanı yapmaktan kendimiz için hiçbir şey yapmayışımızı anlatıyor. Mesela Gregor çalışıp babasının borcunu ödüyor, kardeşini konservatuvara göndermeyi amaçlıyor... kendi için ne istiyor? Peki kendisi en ihtiyaç duyduğu zamanda uğrundan kendinden ödün verdiği insanlar nerede? Şu kitaptan herkes kendince bir anlam çıkarabilir ama özellikle ailenin maddi sıkıntılarının yarattığı sorunlar göz önüne alındığında şunu diyebilirim ki para her şey değil! Evet belki yaşamak için gerekli bir araç ama kendiniz için her şey yapmayın! Sorumluluk güzel şey, aileniz için bir şeyler yapmak da... ama en güzel şey hayat akıp giderken kendiniz için de bir şeyler yapmak. Maddiyattan önce değerli olan şey sizsiniz! Çevrenizdeki baskının sizi köreltmesine ve yok etmesine izin vermeyin. Ya da izin verin Gregor Samsa gibi köşeniz de ölümün sizi kucaklamasını bekleyin. Franz Kafka benim için güzel bir deneyim oldu. Bir ara diğer kitaplarını da okumak istiyorum.

Ölüm Defteri
7/1021.04.2017

Baskı: Ölüm Defteri

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/04/kevin-brooks-olum-defteri.html Hayatımda okuduğum en psikopat kitaplardan biriydi. Cidden yani... okurken benim psikolojim bozulmuş olabilir. Çıktığında konusuyla ilgimi çeken Ölüm Defteri, uzunca bir süre elimde oyalansa da bitti. Beğendim mi beğenmedim mi kararsızım açıkçası. Kitabın konusu; 16 yaşındaki Linus, bir gün yaşlı adamın birine yardım ederken kaçırılıyor. Gözlerini açtığınsa altı odası, bir banyosu ve bir mutfağı ola bir yerde buluyor. Onun tahminine göre yer altında olan ama nerede olduğu belli olmayan bir yerde tek başına başta fidye için kaçırıldığını düşünerek bir sonuca varmaya çalışırken bir gün küçük bir kız sonra ardısan üç adam ve bir kadın geliyor. İş basit bir fidye kaçırmasından daha başka boyutlara taşınıyor. İzleniyorlar... dinleniyorlar... cezalandırılıyorlar... Kitapta hep içerideki 6 kişiden birinin onları oraya kaçırıp hapseden kişi olduğunu düşündüm. Filmlerse genelde öyle olur ya. Adam hepsini öldürür arkasını döner gider falan... öyle bir şey bekledim ama sonuç cidden şaşırtıcıydı. Biraz da bu yüzden kitap bittiğinde, "ne oldu ben hiçbir şey anlamadım," moduna girdin. İlginçti çünkü bir son yoktu. Hareket bereket yoktu aslında sonlara doğru biraz hareketlendi am o da sonlara doğru son 50 sayfada falan. Bu yönden okurken zaman zaman sıkılabilirsiniz eğer ekşın severseniz. Kitabın sonunda bunu yapan adamın nedenlerini, niçinlerini bilmek isterdim. Kitabı kapattığınızda hiçbir şey anlamayıp kalırsınız ya öyle hissederek kaldım. Esrarengizdi. Değişikti. Kitaba dair nasıl bir yorum yapabilirim bilmiyorum. Benim için değişik bir kitaptı. Sabırlı bir okursanız, günlük tarzı anlatımları severseniz ve illa ki ekşın aramıyorsanız deneyebilirsiniz. Ama bu tür kitaplar benlik değilmiş onu anladım.

Baskı: Sedat (Bir Türk Masalı, #4)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/04/islca-sedat-bir-turk-masal-4.html Tüyap'tan beri elimde olan ama henüz bu develerden ayrılmak istemediğimden okumayı ertelediğim bir kitaptı Sedat. Ah bir de tabi deli gibi merak ettiğim... çünkü diğer üç kitapta Sedat hep bir gizemdi... geçmişi, nasıl bu kadar büyüdü? Hep bir sır ve gizem... artık bu gizem aralandı ve Sedat'ı tanıdık hem de... iç çamaşırına kadar pardon, kirli çamaşırlarına kadar ;) Işılca'nın okumadığım hiçbir kitabı olmadığı düşünülürse kadının kalemini sevdiğimi anlamışsınızdır. Bir tek Köle'nin son basımını okumadım ama onu da yakında okuyacağım, önce Sedat'ı sindirmem lazım. Işılca, akıcı, merak uyandırıcı, ekşını ve duygu yoğunluğu bitmeyen zaman zaman sizi hüzünlendiren zaman zaman kahkaha atmanızı sağlayan... ama hep bir şekilde kalbinize dokunan bir kalemle yazıyor kurgularını. Kapağı kapattığınızda aklınız da kalbiniz de o karakterlerde oluyor ve bitmiş olmasına inanamayıp alıp şöyle bir sayfaları kurcalıyorsunuz. İşte öyle müthiş bir kalem! Duygu'ya bayılmış onun deli dolu yaralı ama bir o kadar da aşk dolu kalbini severek okumuştum kitabı, Ali'm ise... zaten kalbimin sahibi biricik aşkım... hatim ettim onu ;) Bekir... tek kelimeyle aşkı yüreğimi dağlaya böyle güzel ve özel seven adam yok detirden bir hikayeydi. Sedat ise... anlatılmaz yaşanır... yaşayamayacaksanız da okunur diyebileceğim bir kitap olmuş. Allah biliyor ya ben Sedat'ın Duygu'ya olan hislerinden çok geçmişini bilmek istiyordum. Benim bütün benliğimi sarsan da bu sayfalar oldu. Sedat'ın Sedat oluşu... o yolculuğu... her bir detayı... süperdi. O geçmiş zamanların anlatıldığı sayfalar ayrı bir dokundu kalbime... acısıyla tatlısıyla... her bir detayıyla Sedat'ı yapan şeylerdi. Ali işe tanışmasını Bekir ile ortak olmasını... hayatında sonrasında yer edinen her bir kişinin nasıl da hayatlarına önemli dokunuşlar yaptığını okumak... Sedat büyüksün dedirtti. Işılca bir kez daha beni kendine hayran bıraktı kalemiyle, kurgusuyla. Keşke... dedim. Keşke biraz daha okusaydık.

Baskı: İskoç Gelini (Highlanders #3)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/04/lynsay-sands-iskoc-gelini-highlanders-3.html Ben ve benim bitmek tükenmek bilmeyen İskoç aşkım :) Historical romance sevdiğimi biliyorsunuz ve çıkan her kitabı da alıp dener tadına bakarım. Hele de lordları leydileri bir kenara bırakırsal kesinlikle vazgeçemeyeceğim İskoç'lardır. Seviyorum onların hikayelerini, aşklarını... savaşlarını... kadınlarını sahiplenmelerini... Lynsay Sands'ın daha önceden bir kitabını okumuş ve kalemini sevmiştim. Eğlenceli ve akıcıydı kurguları dolayısıyla da yeni çıkan bu kitabı da okumak istedim. Ki yazar beni yanıltmadı beklediğim kurguyu önüme koydu. Öncelikle eğlenerek okunan, aile bağlarına değinen ve heyecanın bitmediği bir kitap. Son sayfalarına kadar olaylar devam ediyor. Konusuna değinmek gerekirse, Saidh arkadaşının ziyaretinden erken dönerek eşi ölmüş olan kuzeninin yanına gider. MacDonnell Leydisi olan kuzeninin bir varisi olmadığından dolayı artık kalenin yeni lordu olan Greer, kaledeki görevlerini ve yeni lord olmanın getirisiyle baş etmeye çalışırken Saidh ile karşılaşır. Kuzenini yalnız bırakmak istemeyen Saidh bir anda kendini Greer'in tutkusuyla sarmalanmış olarak bulur. Tutkuları alev alırken onları izleyen biri olduğunu fark etmezler. Üstelik kılıç kullanıp erkek gibi ata binen ve bir leydide olmaması gereken her özelliği üzerinde barındıran Saidh'in Greer'le olmamasını isteyenlerde vardır. Bu da Saidh'in hayatını tehlikeye atar. İki kez ölümle burun buruna gelen Saidh, bir yandan katili bulmaya çalışırken bir yandan da Greer ve abileriyle hayatta kalma çabası içerisine girer. Heyecanlı ve aşk doluydu. Ha evet aşk daha yoğun işlenebilirdi. Kesinlikle bir Garwood değil ama yine de güzeldi. İki-üç yerde Saidh ile Greer'in sohbetlerinde sesli kahkaha attım. Tam romantik komedinin ve birazda ekşını historical versiyonu gibiydi. Buchanan kardeşlerin birbirleriyle olan ilişkilerine hayran oldum. 7 erkek ve 1 kız... ama birbirlerini bu kadar iyi tanımaları ve her şeye rağmen kız kardeşlerini bu kadar önemsemeleri süperdi. Küçük Alpin'in ailesi ile ilgili anlattımları üzücüydü. Ama yaptığı kıyaslama... oldukça anlamlıydı. Şu değişmez bir gerçekti ki ne Greer bir kalenin lordu olabilecek özellikte ne de Saidh leydi olabilecek özellikte... ama müthiş bir çift oldular. Saidh'in aşık olduğunu anladığı kısımlar süperdi :) Kitapta beni rahatsız eden bir şey vardı o da çok fazla karıcığım kocacığım denmesiydi. Ah bir de Saidh bir ara erkeğim dedi. Bunlar cidden var mıydı orjinalinde ya da çeviriden mi bilemedim. Ama bir historical romance da duymaya alışık olmadığımız ithamlar. O yüzden tuhaf geldi açıkçası. Neyse... çok uzatmayayım. Genel olarak sevdim, okurlen keyif aldım. Dediğim gibi nazarımda bir Garwood değildi çok müthiş de değildi ama bu türü sevenlere kendini sevdirecek bir kitaptı. 5 üzerinden 3.5 der susarım :)

Bal Köpüğü
8/1031.03.2017

Baskı: Bal Köpüğü

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/03/zeynep-isklar-bal-kopugu.html Ve seri bitti. Seri diyorum çünkü kitapların karakterleri birbirleri ile bir bütündü. Bu yüzden tavsiye yorumun sonunda belirttiğim sıraya göre okumanız. İlk okuduğum Sen misin Eksik Parçam olmasına rağmen o kitabı daha çok beğenmiştim. Çünkü içerisine azıcık da olsa ekşın katmıştı yazar. Beni bilirsiniz ekşını severim hele bir de aşkla harmanlanmışsa yeme de yanında yatlık olur benim için. Dolayısıyla Mevsimi okurmen istemsizce onunla kıyaslamış ve durgun gelmişti benim için. Ancak... Bal Köpüğü... Cidden beğendim. Daha fazla duygu yoğunluğu olabilirdi belki ama bu haliyle bile çok güzeldi. Belki ekşın yoktu, belki sadece aşktı ama çok güzel bir aşktı. Beğendim... sevdim... bence yazarın en iyi aşkı anlattığı kitap olduğunı düşündüm. Cüretkar seks sahneleri ise kitabı tam da beklediğim şekle sokmuş ve yabancı kitaplar da gördüğüm erotizmin aşka dokunuşunu bu kitapta da gördüm. Sevdim seni be kitap :) Kitabın kısaca konusuna değinmem gerekirse; Azra ve Merve, Türkiye'ye dönmeye karar verirler. Merve'nin ağabeyinin yanında kalacaklar ve Azra, ailesini ve Fransa'daki hayatını geride bırakıp bırakamayacağını da görecektir. Ancak... hesapta katmadığı şey aşkın kapısını çalıp çalmayacağıdır. Hiç tahmin etmediği bir anda karşısına çıkan aşk, Azra'nın hayatını tepe taklak ederken duygularını içine gömmüş yaralı bir adamın aşkı tatmasını okuduk. Yabancı kitaplarda geçmişinden yaralı, bir kadın sayesinde aşkı tadıp da geçmişi geçmişte bırakmaya çabalayan adamların Türk versiyonuydu Görkem ama harbi yakışmıştı adama. Seride en sevdiğim karakterin Tolga olduğunu söylemiş olsam da şuan sözümü geri alıyorum ve ben Görkem'ciyim diyorum. Adam başlarda sevmeyi beceremedi kırdı geçti belki ama sevmeyi öğrenmesi de kalbimi çaldı. Yazarın en sevdiğim özelliği tek bir karakter değil yan karakterleri de mutlu etmeai ve onları da aşkla tanıştırmasıydı. Mesela kitap asıl olaral Azra ve Görkem'in hayatına dokunup aşkını anlatıyor olmasına rağmen Merve ve Okan'ın da aşkı tatmasını anlatmıştı. Çok tatlıydılar. Tamer ile Ceren'i ve Tolga ile Mevsim'i görmek süperdi. Hele onları yeni ailelerini okumak harikaydı. Kitaba dair tek isteğim Görkem ve Azra'yı evli mutlu çocuklu görmekti, keşke bir bölüm daha olsaydı da Görkem'i baba olarak okuyabilseydik dedim. Neyse çok uzattım. Yazarın akıcı, yalansız dolansız entrikasız, yormayan ve aşkı gereksiz kıskançlıkla falan harcamayan yazım tarzını çok sevdim. Tavsiye ederim. 5 puanlık değild bu derecede yüksek beklentiniz olmasın ama bu kitap benim nazarımsa 4lüktü. Okumaktan zevk aldığım bir kitap oldu. Aşağıdaki sıraya göre okuyun :) Sen misin Eksik Parçam Mevsim Bal Köpüğü

Baskı: Oyun (Warenne Dynasty, #3)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/03/brenda-joyce-oyun-de-warenne-dynasty-3.html Sonunda 11 kitaplık "de Warenne Dynasty" serisinin sonuna geldim. Brenda Joyce'un severek takip ettiğim bir yazar olmasının yanında severek okuduğum serisini bitirmenin verdiği hazzı yaşıyorum. Brenda Joyce, akıcı, her daim merak uyandırıcı, tarihsel gerçekliği olan olayların içerisine serpiştirdiği kurguyla muhteşem bir kitap çıkarıyor. Özellikle yayınlanan som üç kitabının sonunda yer alan teşekkürler yazısında olayların gerçekliliğini vurgulaması ise kitabı daha da etkileyici kılıyor. Artık 11 kitabını okuduğum yazar sevdiğimi ve favori yazarlarımdan olduğunu anlamışsınızdır diye düşünüyorum Serinin normalde 3. ama bize 11. olan kitabı "Oyu " kelimenin tam anlamıyla politik oyunları ve saray entrikalarının arasına sıkışmış aşkı konu alıyor. Kısaca konusunu anlatmak gerekirse; manastırda olan Katherine, babasının kendisini yıllarca arayıp sormamasının ardından eve dönmeye karar verir. Eve gitmek için bindiği Fransız gemisi, Denizlerin Efendisi olarak anılan Liam O'Neill tarafından kuşatılır ve Katherine, Liam'ın esiri olur. Liam, Katherine'in babasının sürgünde olduğunu bildiği için onu hem korumak hem de sevgilisi yapmak istemektrdir. Ancak olaylar hiç de Liam'ın istediği gibi gitmez. Çünkü Katherine fazlasıyla inatçı, güzel ve zeki olmasına rağmen bir korsanı değil soylu asil bir adamla olmayı tercih etmektedir. Hele de tecavüzcü barbar bir korsanın oğlu olan Liam'ı asla istememektedir. Ama ne olaylar Katherine'in düşündüğü kadar basit ne de Liam'ın planladığı gibi gidecek görünmüyordur Katherine kaçırmasının altında art niyet ve ihanet arayan Kraliçe, Katherine'nin soylu biriyle evlenme hevesi ve diğer olaylar söz konusu olduğunda işler karmakarışık olacaktır. Kitabı sevdim, bazen dönen entrikalardan başım dönse de cidden sevdim. Katherine'in koca meraklı tavırlarına sinir olduğumu inkar edemeyeceğim. Hani bazen çocukken onu nişanladıkları ama şimdi onu istemeyen Hugh Barry'e metres olsun da Liam'da kurtulsun diye düşündüm. Hatta gülmeyin ama bazen amma azdın kızım sen, iki lafından biri koca ve çocuk oldu dedim de. Liam... kelimelerle anlatılmaz okuyun en iyisi diyeceğim bir korsan. Gerçi bir O'Neill... ne bekliyoruz ki! Diğer okuduğumuz O'Neill'lar söz konusu olduğunda daha azı olamazdı. Kitapta en çok üzüldüğüm Juliet olmuştu çünkü hayallerine kavuşamayacağını düşündüm ama yanıldım. Hele ki John Hawke içinde üzülmüştüm tam bir piyon oldu sanki bu oyunda ama o da aşkını buldu. En sevdiğim şey, Liam'ın Katherine'i kaçırıp adasına götürmesiydi. Orada yaşananlar, yeniden beraber oluşları ve aşkları... süperdi. Ahh... bir de Liam'ın Katherine'e sahip olabilmek için kurduğu oyun... kitabın adını aldığı oyun... Liam'ın ihanetle suçlandığı, neredeyse öleceği oyun... süperdi! Tam da Liam'a yakışan bir cesaret örneğiydi. Zekice ve kurnazcaydı! Kitapta bahsetmek istediğim birçok detay var ama hepsini anlatırsam okumanıza gerek kalmayacak o yüzden kısa kesip susuyorum. Ancak şunu söylemek istiyorum ki kitabı sevdim. Brenda Joyce'un başka kitapları çıksa şüphesiz konusuna bakmadan alacağım kesin. Ama şuraya bir eleştiri de eklemeden bitirmeyeyim kitabı. Keşke Pegasus biraz dikkatli davransaydı. Birkaç yerde hatalar vardı. Ve bu bir an, kendini kaptırmış bir okurun bu da ne be demesine neden oluyordu. İki ya da üç yerde buna denk geldim. Ve Katherine kızıl saçlıydı keşke kitabın kapağındaki kız... kızıl olsaydı. Bir de çevirmen değişmişti ve Selim Yeniçeri tarafından çevrilen kitaplarının ardından dilde değişme olmuştu ve açıkçası bu çok fark ediliyordu. Keşke ilk defa çevirmeni kim diyerek baktım, kötü olduğundan değil sadece dil değiştiğinden dolayı araya sokuşturdum bu durumu =) Neyse... severek okuduğum özellikle son 100 sayfasını daha ayrı bir zevkle okuduğum bir kitaptı. Seriyi eğer historical romance seviyorsanız tavsiye ediyorum.

ÖncekiSayfa 20 / 42Sonraki