
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Neşe - İsimsiz Dosya
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/05/sumeyye-akarcay-isimsiz-dosya-nese.html Sümeyye Akarçay'ın daha öncesinde bir serisini okumuştum ve sevmiştim şimdi yeni kitabı Neşe - İsimsiz Dosya çıkınca okumalıyım diye düşündüm ve bir de konusu falan da ilgimi çekti. Sonuç olarak okudum ve açıkçası olaylar kitabın yarısından sonra alevlendi ve o zaman daha da ilgimi çekti. Sümeyye Akarçay'ın akıcı, sıkmayan ve zaman zaman güldüren diyalogların olduğu kurguları kaleme alan bir yazar olduğunu düşünüyorum. Hatta bazen gerçek hayattan kesitlerde görmek mümkün kitaplarda ve bu da benim açıkçası hoşuma gidiyor. Eğer sizin de hoşunuza gidiyorsa bir deneyin derim. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; bir hacker olan Neşe bir gün farkında olmadan ulaşmaması gereken bir bilgiye ulaşır. Bilgi aynı zamanda bir videodur ve o video çok güçlü bir insanın yaptığı pis işlerin delilidir. Ayrıca bu videoyu izlememesi de gerekmektedir ama bir kere izler ve bu durum hayatının geri dönüşü olmaz bir şekilde değiştirip tepetakla eder. Bu süre zarfında Emir ile tanışan ve aşık olan Neşe'nin sadece hayatı değil kalbi ve ruhu da tehlike altına girer. Çünkü Emir kendini tanıttığı kişi değildir. Büyük bir oyunun içinde kendini bulan Neşe, belki de hayatında, küçüklüğünde yaşadığı bütün kötülüklerin, olumsuzlukların hayatıma dahil olmasına tanıklık eder. Güvendiği kişinin büyük bir yalancı olduğunu görür. Yaşadığı hayatın aslında bir oyun olduğunu fark eder. Ama bütün bunların yanında en yıkıcı olan ise aşkının büyük bir yalan olduğunu öğrenir. İşler iyice sarpa sararken sadece kendisinin değil baba dediği adamın, Nafiz Babanın... kardeş olarak sarıldığı Cen'in hayatları da tehlikedeyken neler yapacağı belli olmayan büyük ikilemde kalacağı bir hayata kapılarını açıyor. Açıkçası kitabın çok iyi başladığını söylemeliyim, tam da beklediğim gibiydi. Ama Emir'ün olaya dahil olduğu kısımlarda o beklediğim hackerlık olayların bittiğini düşünmüştüm. Bir yerde aşk hikayesine bağladı yazar. Emir ve Neşe aşkı... Emir ve Neşe'nin evlilik durumundan sonraki kısım ise... Neşe'nin evde yapacak bir şey bulamadığı kısımlarda... evliliklerinin ilk kısımlarda biraz sıkıldığımı itiraf etmeliyim çünkü çok durağan ve yavan gidiyordu. Yani kitap öyle devam etseydi muhtemelen yarım bile bırakabilirdim ama. Öyle gitmedi. Kitap bir anda yön değiştirdi ve başta izlememesi gereken videoyu izlemenin neden önemli olduğunu anladık. Emir'in sakladığı sır cidden affedilir bir şey değildi belki ama aşık bir kalp oldu ki affetti ama babaannesinin yaptıkları... ithafları... dahası Emir'in yaptıkları bence hiç affedilir değildi. Bir yerde Neşe iyi davrandı bile diyebilirim hatta neden o sıralarsa hackerlığını konuşturmadı diye düşünürken ufacık bir hareket yaparak beni hayal kırıklığından kurtardı Neşe :) Yıldız Hanım'ı zehirleyesim, Yasmin'i öldüresim geldi. Mihri'yi çok sevdim. Miraç'ın dengesiz tavırları zaman zaman şüphelendirse de sevip sevmeme konusunda kararsız kaldım. Ama Emir... kesinlikle okkalı bir öfkeyi ve burnundan fitil fitil getirilmeyi hak etti... tabi Neşe'nin aşık kaşbi sevdiceğine kıyamadı. Demek istediğim bir şey daha var. Emir ile Neşe babaannenin neler yapabileceklerine şahit olduktan sonra nasıl olurda hala ona bu kadar körü körüne inandılar anlamadım. Arkadai bir sorgulayın size delil bile koysa 2. kez hatta 3. kez düşünün... Bazen karakterlerin süzme salak davranması beni azıcık çıldırttı. Kitaba dair beklentimin karşılanmadığı bir nokta var... kitaba başlarken Neşe'nin bir hacker olduğunu ve ona uygun bir yoğunlukta kurgu olduğunu düşünmüştüm ama başlarda okuduk o hackerlığı ama sonrasında kalmadı. Tipik ürkek bir ceylan oldu ama tabi ara ara içindeki vahşi kediyi çıkardı ama o da bence ara araydı. Genel olarak değerlendirirsem güzel. Çok incelersem eksik yanları vardı ki dediğim gibi olaylar patlak verene kadar ve büyüj sırlar dökülene kadar olan kısımlarda zaman zaman sıkıldığımı da hissettim. Ama sonra iyi toparlandı olaylar bence. Kitabın son bölümü ise... tam bir vurgundu ve ikinci kitabı hevesle bekleme sebebi oldu diyebilirim. Kitabın iç sayfa tasarımları çok güzeldi. Cidden beğendim çünkü bölümlere uygun bir tasarım vardı. Bu konuda Ebru Aydın'ı tebrik ediyorum müthiş bir iş çıkarmış. Biraz daha uzatırsam çok detaylı bir spoiler vereceğim o yüzden yorumumu bekliyorum. Kitap benim nazarımda 5 üzerinden 4 lüktü.
Baskı: Kutsal
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/05/ozge-erkin-kutsal.html Kutsal kitabını daha öncelerden, yani henüz kitap olmadan önce Wattpad'de okuyor ve her satırından keyif alıyordum. Şimdi ellerimde olunca ayrı bir zevkle okudum. Açıkçası hikaye halinden daha iyiydi. Soluksuz sayfa kokusu alarak okumak paha biçilemezdi. Özge Erkin'in kelimeler üzerindeki gücüne hayranım. Öyle cümleler kuruyor ki yüreğe dokunuyor, öyle bir yansıtıyor ki kurguyu bazen hüzün üzerinize çöreklenirken gözleriniz doluyor bazen de içiniz sımsıcak olup sevgiyi, aşkı tadarken kalp atışlarınızı hızlandırıp yüzünüzde gülümseme oluşturuyor. Cidden çok iyi yazıyor ve genelde basit görünebilecek kurguyu bile muazzam hale getiriyor. Destan kitabından sonra Özge Erkin'in neler yazabileceğini okuduktan sonra bu kitaba dair beklentim yüksekti ki zaten hikaye olduğu dönemlerden de ne bekleyeceğimi biliyordum. Her bir satırı ile beklentimi karşıladı. Wattpadde belki milyon kez okuduğum satırları şimdi kitap olarak okurken bile aynı hazzı aldım. Kutsal, en başından beri kalbimde yer edinmişti ama Hakim'in tarifiyle o "babası" dediği yerlerde... benim de yüreğim gitti. Öyle masum ve öyle muhteşem bir canlının böylesi bir eksikliği hissetmesi... insanın yüreğine dokunuyor. Mehveş ise... kadın tek kelimeyle hayran olunası. Her şeye rağmen güçlü, içindeki o yıkık dökük küçüm kız çocuğuma rağmen ayakta kalabiliyor ya... helal olsun. Hakim ise... Adam! Sen anlatılmaz yaşanırsın be! Açıkçası Hakim'in pes etmeyip her daim Mehveş'in peşinde olması ikisine de sonsuz mutluluk getirdi. Keşke.. böylesi bize de denk gelse. Ama o aşkı kıskandım. O aşka özendim. O aşktan istedim bende. Öylesine mükemmeldi, kusursuzdu, muhteşemdi. Hele ki Mehveş, Hakim'i vurduğunda... tekrar tekrar okuduk ki wattydeyken de o satırları tekrar tekrar okumuştum. O duyguları nasıl da güzel anlatmıştı yazar. Bir de Hakim hastanedeyken Mehveş'in duyguları... o güçlü kadının yerinde yerler eserken daha çok sevdiğini kaybetme eşiğine gelen bir kadın okuduk ve ben o kadına da hayran oldum. Mehveş'in içinde barındırdığı her kadın hayran olunasıydı. Anneliği ise... işte budur dedirtti. Hakim'in karşısına geçip de bebeği istediğini söylediğinde... kadın sensin işte dedim. Bu kitapta cidden anneliğin kutsallığını dibine kadar okuyoruz resmen. Neyse daha bahsedersem kitap içeriği olacak :) Hakim'in kardeşi Erkin... alınmayın kızmayın ama o bazen fırlama tavırlarına vuruldım. Çok tatlıydı. Devran ve Efsun'u görmek beni en mutlu eden şeydi çünkü kim ne derse desin onların hikayesi benim için yazarın yazdığı en zirve kitap. Bazen sayfalarını karıştırdığımda bile içim titrer. Süheyla ve Vural ise... zaman zaman Vural'a kızdım. Kadın seni istiyor, seninle olmak istiyor, her şeyi göze alıyor da sen ne ödleklik yapıyorsun dedim. Ama işte herkesin kendince fikri ve bahaneleri var ne yazık ki. Ama benim nazarımda çok geçersizdi bahaneleri. Neyse ki onlarda mutluluğu buldular. Kitabın en can alıcı noktası son sayfa, Kutsal'ın babasına, Hakim'e yazdığı mektuptu. Kitabın son bölümü çok güzeldi. Tam da bu kitaba yakışandı açıkçası. Ben şimdi Karahan'ı Kutsal'ı ve Aytun'un hikayelerini okumak isterim. O gençler de ne kadar babaları ve anneleri izinden gidiyor görmek isterim. Gerçi Yakut ve Mahinev'inde okurum olursa ;) Sanırım sıradaki kitabımız Usta olacak. Çünlü asıl hikaye ondan çıkacak gibi geliyor. Sanırım bir Destan kadar etkileyici olur. Neyse, çok uzattım. Ben kitaba bayıldım. Muhteşemdi. Zaten Özge Erkin kalemini seviyorum. Dediğim gibi kelimeleri çok ustaca kullanıyor ve okurun kalbine dokunuyor aklında yer ediniyor. Bu yüzden daha fazla kitabını okumak isterim. Size de tavsiye ederim.
Baskı: Daima Aşk Kazanır
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/04/asude-daima-ask-kazanr.html Ve bir Asude kitabı daha bitti. Bu kızın kitaplarına bayılıyorum, aşkı o kadar güzel anlatıyor ki, hem eğleniyor hem öfkeleniyor hem de iliklerimize kadar aşkı hissediyoruz. Bence bekletmeden yazar kitaplarına el atın diyerek yorumuma giriyorum. Asude, bu kitabıyla bir kez daha okuru sıkmadan, akıcı ve olayları hiç bitmeyen bir kurgu yaratmış. Okurken sıkılmadığım gibi sayfaların su gibi akmasını ve sevmenin ne demek olduğunu bilmeyen bir adamın kalbine dokunmanın nasıl olduğunu gösterdi. Bir kez daha bana neden evde kalacağımı hatırlattı :D Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Rüya, babasının iflasına sebep olan adamdan intikam almak için yerleştiği otel de, Tekin Soyönder ile tartışmaya ve kavgalara başlar. Ama farkına varmadan da adama çekildiğini de inkar edemez ve bir geceyi adamla geçirdikten sonra yaşadığı yere geri döner... ama tek başına değil. Geçirdiği gece, Tekin'den ona küçük bir armağan bırakmıştır. Küçük kızı Beste... ailesi bunu öğrenince Rüya tek başına kalır. Bütün hayatı sıkıntılarla ve geçim derdiyle geçerken aynı zamanda Beste'sini de yetiştirmek ve ona bakmak zorundadır. Artık gücünün yetemeyeceği bir noktaya geldiğinde de Tekin'e gider. Bir kızı olduğunu ilk defa öğrenen Tekin her ne kadar öfkelense, kızsa ve Rüya'ya inanmasa da ona yardımcı olmaya karar verdiğinde işler daha da karmaşıklaşır. Aslında tam da olaylar orada başlıyor. Beste... küçücük elleriyle, sevimli gülümsemesiyle ve minicik varlığıyla Tekin farkına varmadan kalbine girmeyi başarıp kocaman bir yer kaplarken Rüya'da usulca Tekin'in hayatında yer edinmeye başlar. Ancak... Tekin peşinde olduğu kişiler ve yaptığı işler pek de her şey yolunda dedirtmez. Zaten olay döngüsü de usul usul bu noktalardan sonra başlıyor. Tekin gibi bir adamın aşkı tatması ve hayatına bir kadını alması... daha da önemlisi baba olmayı öğrenmesi çok güzeldi. Bence kitabın en etkileyici kısmı Rüya'nın bir anne olarak tek başına neler yaşadıkları değil de Tekin'in baba olmayı öğrenmesi ve Beste'nin onun kalbine dokunmaya başlamasıydı. Çünkü Tekin ne baba ne de anne sevdiğini tam anlamıyla tatmış, bir insan tarafından karşılıksız sevilmenin ne demek olduğunu bilmeyen ve bir insanı sevmeyi de bilmeyen bir adam. Böyle bir insanın baba olarak nasıl bocaladığını ve neler yapacağını bilememenin nasıl bir şey olduğunu okumak süperdi. Rüya, zaten ilk andan beri taktirimi kazandı çünkü Beste için her şeyi göze aldı... bu da yetmedi sevdiği adam için her şeyi göze aldı... bu da yetmedi hiç olmayacak şeylerle karşılaştı, itham edildi ama her şeye rağmen ayakta kalıp güçlü kaldı. Evet yıkıldığı zamanlar oldu ama kızı için ayakta kalmayı başaran bir kadın... taktir edilecek, eli öpülecek daha da önemlisi önünde saygıyla eğilecek kadındır. Anne olmak bunu gerektirirdi sanırım. Asude'nin kitaplarında en sevdiğim şey, ana karakterlerin yakın çevresinde de bir aşk ilişkisi oluşturuyor olması. Ana karakterlerin aşkını okuyoruz ama onun haricinde onlarla ilişkili olan kişilerin de aşkını okuyor olmamız süperdi. Bunu çok seviyorum açıkçası. Bu kitapta da Rüya'nın kuzeni Aylin ile Tekin sağ kolu, en yakın adamı Serdar'ın aşkını okuduk. Bence onlar daha tatlıydı =) Gerçi ben Papucumun Ajanı Serisinde Yasemin'le Mert'i Deniz ve Tuna çiftinden daha çok sevmiştim sanırım yan karakterlere karşı bir zaafım var. Ah bu arada hazır Papucumun Ajanı demişken... söylemem gerek bu kitapta Deniz ve Tuna'yı hatta Yasemin ve Mert'i göreceğimi hiç düşünmemiştim. Hele ki Deniz ve Tuna'nın küçük kurumsal kasıntı oğlu Umut'u hiç düşünmemiştim. Hazır Umut demişken... ;) Tekin'in kızı için duyduğu babasal endişe süperdi. Umut ve Beste'nin oyun oynamasını kıskandı resmen. Eeee Tekin efendi, kız babası olmak kolay değil ;) Kitabın sonlarına doğru olan olay döngüsü cidden nefes kesen cinstendi. Gerçi o kısımda Tekin'in sözleri ve yaptıklarını asla affetmezdim ben. Bir anneyi bebeğiyle tehdit etmek kadar canice bir şey olamaz... Sanırım Tekin'de Rüya'nın affetmeme olasılığını düşündü ve Serdar'la iş birliği yaptı. Hazır Serdar demişken... Aylin'i adam ettim aferin sana ama kızı fena yarı yolda bıraktın be adamım... Sevdim seni ama o yaptığın cidden öküzlüktü demekten kendimi alamayacağım ama sonrasında güzel bağladı olayı :) Ayyy çok fena spoiler veresim var ama vermeyip yorumumu bitireceğim. Ama mutlaka okuyun ben çok beğendim eminim siz de beğenirsiniz :)
Baskı: Aşk Mevsimi
http://illekitap.blogspot.com.tr/2018/04/sarah-maclean-ask-mevsimi.html 3,5 stars Elimde bulunan bütün Sarah MacLean kitaplarını bitirmeyi hedeflemiştim ve sıradaki kitabım olarak da Aşk Mevsimi'ni seçmiştim. Açıkçası bu kitap çok tavsiye ile aldığım bir kitaptı ve nedense yazarın aldığım ilk kitabıydı da. Şimdi düşünüyorum da ilk bu kitabı okusaydım sanırım yazarın kitaplarına çok beklentiyle başlamazdım çünkü Love by Number serisi oldukça iyiydi ama bu kitaplar o serinin kitaplarını ister istemez okurken kıyaslıyorsun ve beklediğin ya da umduğun gibi çıkmıyor. Bu kitapta aşk geri planda aile, arkadaşlık ve gizem daha ön plandaydı bence o yüzden sadece aşk - historical romans olarak kategorilendirilmemeli bu kitap. İçerisinde baya baya dedektiflik gerektiren kurgusal döngü var. Kitabın kısaca konusuna değinmeyeceğim arka kapak yazısı yeterince anlatıyor bu yüzden direk yorumuma devam ediyorum ben. Gavin ile Alex'in ağabeyleri arasındaki ilişki çok güzeldi hatta Alex ve Ella ile Vivi'nin de ilişkileri çok güzeldi. Onları okumak kitaptaki arkadaşlığı ve aile ilişkilerini ön planda tutması bence çok güzeldi. Gavin'in babasının ölümü ve ardındaki sırların çözümü de fena sayılmazdı ama okurken itiraf etmek gerekirse Alex, Ella ve Vivi kadar olup da olayı çözemediler diye de düşünmedim değil. Amma beceriksiz çıktı bu adamlar da gencecik henüz ilk sezonunu yaşayan 3 kıç şıp diye çözdü. Sanırım tarafsız göz ve bir kadının gücü birleşince ortaya böyle muazzam yetenek çıkıyor. :) Bir de kitap genel olarak yavaş ilerliyordu. Detaylı olarak ilk sezonunu yaşayan genç leydilerin neler yaşadıklarını bütün detayı ile okuduk. Zaman zaman o detaylardan sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Ama kitap 200. sayfaya doğru açıldı. Ondan sonra da zaten daha heyecanlı oldu. Başlarda sabredip okursanız aşkı da görürsünüz olayların nasıl çözümlendiğini de. Bence -dediğim gibi- Love by Number serisi kadar güzel değildi ve beni çok da tatmin etmedi. Ama çok da kötü değildi. Orta karar bir kitaptı ama içerisindeki aile ilişkisi ve arkadaşlığı çok sevdiğimden dolayı kitaba 3,5 veriyorum. Normalde tarafsız bir şekilde historical romans olarak düşünüp okursanız 3 verilecek bir kitap olduğunu da not düşeyim.
Baskı: Bir Dükün Kalbini Titretecek On Bir Skandal (Love By Numbers, #3)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2018/04/sarah-maclean-bir-dukun-kalbini.html Ve serinin 3. kitabı da bitti. Açıkçası en merak ettiğim karakterdi Simon. Yani Kibir Dükü... hani diğer kitaplarda boy gösteren, egosu tavan yapmış havasından geçilmeyen, burnu Kaf Dağı'nı geçmiş Leighton Dükü Simon'ı in burnunun sürtmesini ve itibar ve ünvandan daha değerli şeylerin olduğunu da keşfetmesini okuduk. Çok da güzel sürttü burnu ama... tabi sonunda da sonsuz bir mutluluk ödülü oldu. Sarah MacLean, kurgularını sevdiğim, gereksiz entrikaların olmadığı ve akıcı, sürükleyici, sıkmayan bir şekilde kurgulanması da süperdi. Julianna, ilk kitaptan beri en sevdiğim karakterdi ve hiç tarzını bozmayan bir karakterdi. Bence en eğleceli ve en eşsiz karakterdi de. Ki onun aşkı da aşkının hikayesinde kendisi gibi eşsiz oldu. Ralston Markisi ve kardeşi Nick'in tavırları süperdi. Bayıldım! Tam bir ağabeydi ve Julianna'ya karşı tutumları süperdi. Her şeye rağmen, yapacağı hatalara rağmen arkasında duracağını belirtmeleri takdire şayandı. Simon'ın kız kardeşi ile arasındaki diyaloglar çok güzeldi. Isabel ile Nick'i ve Callie ile Gabriel'i çift olarak okumak dahası bebek bekler halleri süperdi. Aşklarına tanık olup da sonrasında mutluluklarını okumak bir okuru en tatmin eden şeydir bence. Ama her şeye rağmen bence kitabın en etkileyici kısımları Simon'ın aşık olduğunu keşfettiği kısımdı. Hele ki kardeşi ile ilgili sır açığa çıkıp da bir zamanlar kendi tavırlarının şimdi ona karşı olması güzel bir empati durumu olmuştu ve o kısımda Jullian'aya gittiği ve sevdiğini söylediği ve ret edildiği kısım... süperdi. Kitabın sonunda keşke biraz daha ikisini mutlu evlilik modunda okusaydık dedim. Neyse yorumu uzatmayayım yokda kitabın en can alıcı skandallarından da bahsedeceğim o yüzden en iyisi susmak. Bu yüzden ben bu seriyi çok sevdim ve sizlere de mutlaka tavsiye ederim. Ki bence serinin en iyisi bu kitaptı. Eğer historical romans severseniz mutlaka el atın. Çok kaliteli bir yazar kesinl
Baskı: Bir Lordu Dize Getirmenin On Yolu (Love By Numbers, #2)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2018/04/sarah-maclean-bir-lordu-dize-getirmenin.html Hızla historical romans türünde devam ederken kurgularından hoşlandığım Sarah MacLean kitaplarını okuyordum. Sırada da serinin 2. kitabı Bir Lordu Dize Getirmenin On Yolu vardı. Kadının kurgularındaki akıcılığı, sıkmayan olay döngüsünü, karakterlerin güçlü duruşlarını, gereksiz ayrılıklar yapmamasını çok sevdim. Ama özellikle iki kitabında da denk geldiğim o güçlü, ayakları üzerinde durup ne istediğini bilen ve savaşan kadın karakterlere bayıldım. Kitaplar cidden adının hakkını veriyordu. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Isabel, yardıma muhtaç olan kadınları kendi evinde ağırlayan bir kadındır. Evine sığınan kadınların konumları, kim oldukları veya zengin mi fakir mi olduklarıyla ilgilenmeksizin evine alıyor, onlara sahip çıkıyordu. Ve şansına bir gün kapısına bir dükün kız kardeşi geliyor. Üstelik Lord Nicholas St. John'un arkadaşı olan dükün... hal böyle olunca bir sürü olay dizgisini de peşinde sürüklüyor. Nicholas, arkadaşının kız kardeşini bulmak için iz sürerken tamamen tesadüfi olarak Isabel ile karşılaşıp sonrasında evine gittiği de gerçeği fark ediyor. Sonrasında ise evde tek tuhaflığın aradığı kızın orada olmaması olmadığını da anlıyor. İşte olaylar da böylece başlıyor. Isabel'in güçlü, ne istediğini bilen, sahip olduklarını korumayı kendine görev bilen ve koruması altındaki kızları düşünen tavırlarına hayran oldum. Bütün bunların yanında kimliğine bakmaksızın her kısa sıradan bir iş verip o evi hep beraber ayakta tutma çabaları ise süperdi. Rock... kitapta bir Türk vardı. Bay Durukhan... onlar her ne kadar Rock deselerde aslında bir Türk. Böyle bir şeyi beklemediğim için şaşırdım ama memnunda oldum. Üstelik sadece bir Türk'ün kendinden daha üst kısıma ait olduğunu düşündüğü kıza aşık olması ve evdekilerin bunu onaylaması da takdir edilesiydi. Nicholas'ın tavırları, karakteri ve Isabel karşı tutumu çok güzeldi. Gereksiz uzatma olmadan birbirlerine karşı olan duygularını kabullenmeleri ve bunları itiraf etmelerini de çok sevdim. Kitaba dair çok şey söylemek istiyor ama susuyorum spoiler vermemek için. Ama demesem içimde kalır diyeceğim bir şey var o da Dük Leighton'ın kız kardeşine karşı tavırları... açıkçası kibrinin kırılıp paramparça oluşunu okumak için sabırsızlanıyorum zira beni fazlasıyla sinir ediyor kendileri. Ben kitabı çok sevdim bence 5 üzerinden 5 likti. Historical romans severlere ve romans severlere şiddetle tavsiye ederim. Mutlaka el atın bu seriye.
Baskı: Bir Çapkını Baştan Çıkarmanın Dokuz Yolu (Love By Numbers, #1)
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/04/sarah-maclean-bir-capkn-bastan-ckarmann.html Sarah MacLean, uzun zamandır okumayı isteyip de bir türlü okumadığım hep ertelediğim bir yazardı. Artık okumalıyım diye düşünerek bu seriye el attım. Ve iyi ki okumuşum keşke daha fazla ertelemeseydim dedim. Sarah MacLean, akıcı ve sıkmayan, heyecanla okunmasını sağlayan bir kurgu kaleme almış. Heyecanla okuyor ve kurgu su gibi akıyor. Karakterlerin güçlü ve asi olmaları özellikle hoşuma gitti. Sümsük ve itaatkar değillerdi ve hep enerjik ve eğlenceli olmaları da bence kitabı hareketlendirdi. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; ilk sezonunun üzerinden 10 sene geçmiş artık evde kalmış yaftası yemiş olan Callie ağabeyinin rastgele ortaya attığı fikirle bir aydınlanma yaşayıp yapmak istediklerinin listesini yapar ve bunun ilk maddesini yerine getirmek için on sene önce gönlünü kaptırdığı bir Marki olan Gabriel'in evine gider. Orada bir öpücük için Gabriel ile anlaşma yapan Callie hem Gabriel ile maddelerini yapmaya başlar hem de anlaşmasına uyarken farkında olmadan Callie'nin çekimine kapılır. Gabriel tarafından filizlenen aşk kendini fark ettirmeden köklenirken Callie zaten aşıkken iyice kapılıp gidiyor. Diğer bir yandan da Callie'nin listesindeki o 9 madde cidden çok iyiydi ve o maddeleri yerine getirme çabası ile sonrasında olanlar çok eğlenceliydi. Zaman zaman eğlendiğimi zaman zaman da romantizm ile gülümsediğimi itiraf etmeliyim. Ağız tadıyla keyifle bir historical romans okumak paha biçilemezdi. Özellikle Gabriel'in alttan alttan kıskançlığı çok eğlenceliydi. Gabriel'in erkek kardeşiyle olan diyalogları çok iyiydi ama en güzeli de bir kıza ağabeylik yapmak daha eğlenceliydi. Callie ve kız kardeşi Mari ve ağabeyi Benedith de çok güzeldi. Aile ilişkisi çok güzel işlenmişti ama kardeşler arasındaki arkadaşçasına ilişki çok güzeldi. Özellikle demek istediğim kısım da kitabın sonran bir önceki bölümde Gabriel, Oxford ve Callie arasında olanlar... bence çok iyiydi. Ayy anlatmak ve tek tek değinmek istediğim çok şey var ama spoiler olacak diye söylemek istemiyorum. O yüzden yorumumu kısa kesiyorum. Ben bir historical romans sever olarak kitabı çok sevdim. Ve sizlere de tavsiye ederim. Benden 5 üzerinden 5 aldı.
Baskı: Issız Ev
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/04/linwood-barclay-issz-ev.html Ne kitaptı ama... açıkçası okumaya başlamadan önce böylesine bir merakla sürükleyeceğini düşünmemiştim. Bir de yazarın daha önce hiç kitabını okumamıştım ama sanırım bundan sonra takip edeceğim bir yazar oldu benim için. Psikolojik gerilim pek okumam ben ama okuduğumda da beklentimi karşılayan kitaplar okumayı tercihe derim. Kitabın arka kapak yazısını okuduğumda, evde kapalı kalan birinin hikayesi olacağını düşünmüştüm ama kurgu bambaşka çıktı. Hep bir kafamda bir suçlu vardı ve hepsinde yanıldım. İşin ilginç yanı da yanılırken de hep şaşırtıcı yerlerden vurdu beni yazar. Sevdim bunu... bu tür kitaplarda yanılmayı ve şaşırtılmayı severim. Akıcı, merak uyandırıcı ve sürükleyici bir kurgusu vardı kitabın. Okurken her an tetikte bir şey olmasını bekliyorsun. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; komşusunun bir haftalığına tatile gideceğini öğrenen henüz ergen dediğimiz yaşta olan Derek, kız arkadaşıyla rahat buluşabilmek adına gizlice evde kalır. Ama planladığı gibi gitmez hiçbir şey çünkü komşusunun karısı aniden rahatsızlanıp da geri döner. Asıl olay da ondan sonra patlak veriyor çünkü komşusu dönmüşken ve henüz bavullarını bile arabadan indirmeye vakit bulamamışken onlarının cinayetine tanık olur. Aslında öldürülüşlerini duyar. Olaylar da bu noktadan sonra sarpa sarar çünkü bir şekilde suç Derek'in üzerine kalır. Derek'in annesi Ellen ve babası Jim'in bu olayların döngüsünde katile dair bir ipucu yakalama ve oğullarının suçsuzluğunu yakalamak için çırpınırken katil dışarıda dolanmaktadır. Açıkçası cinayetin bağlandığı nokta ve katilin sebepleri benim için oldukça şaşırtıcıydı çünkü o kısma bağlanacağını hiç düşünmemiştim. Bu konuda spoiler vermeyeceğim. Sürprizi bozulmasın. Ben de Jim gibi düşünmüş aklımda katil tek bir taneydi ve bana göre geçerli bir sebebi de vardı açıkçası. O yüzden benim nazarımda suçluydu ve ben bu konuda Jim gibi düşünüyordum. Jim ne kadar adamsa... karısı Ellen'da o kadar sinir bozucu sürtüğün teki. Cidden bakın okuyunca anlayacaksınız öyle bir anne olmasın ya... kocasını aldatmış o yetmemiş hataydı diyerek Jim'e dönmüş, bu da yetmemiş kaç seneki olayların etkisini hala yaşıyor ve her şeyde de yapmaması gereken şeyler yapıyor. Okurken Ellen'e iyi saydırdım ve çok fazla sinir oldum. Benim nazarımda oldukça iyi kurgulanmış ve cidden çok iyi bir kitaptı. Ben şahsen çok beğendim ve 5 üzerinden 5 veririm bu kitaba. He şaşırdım hem tahminlerimde yanıldım hem de kurgusuyla tatmin oldum. Gerilim, polisiye ve psikolojik gerilim severlere tavsiye ederim. Mutlaka deneyin.
Baskı: Ebedi Yansıma
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/04/ozge-erkin-ebedi-yansma-kehanet.html Özge Erkin kalemini seviyorum, kadın cidden güzel yazıyor ve Destan kitabından sonra kelimeler üzerindeki gücü hayranlığımı kazanmıştı ve bu kitap işe tamamen bambaşka bir türle karşıma geldi. Sevdim mi evet sevdim. Bayıldım mı? Kesinlikle. Bir Türk yazardan beklediğim ve hep olmasını istediğim şey miydi? Kesinlikle. Ebedi Yansıma, bir fantastik kitap. Aslında yabancı yazarlarda okuduğumuz ama genelde aslında neredeyse hiç Türk yazarlarda okumadığımız bir tür. Şimdi bir Türk yazardan böyle bir türde kitap okumak çok güzeldi. Keşke daha fazla yazılsa... vıcık vıcık aşk romanı yerine bu tür kurgularla karşımıza çıksalar baş tacımız olurlardı. Neyse konudan çok uzaklaştım ben kitaba geri döneyim. Ebedi Yansıma, karanlıkla ışığın ya da iyilikle kötülüğün savaşını konu alan, tanrıların tanrıçaların, meleklerin ve değişik güçleri olan insanların olduğu fantastik bir kitap. Yormayan, heyecanı bitmeyen, aksiyonun son bulmadığı, aşkın bol olduğu ve hep yeni şeylerin ortaya çıktığı bir kitaptı. Su gibi aktı ve aynı şekilde bitti. Kevin ile Erica arasındaki eşsiz aşk çok güzel işlenmişti. İçerisindeki sırlar, yaşanışanların sonuçları, çekilen acılar ve yaşanılan mutluluklar çok güzel işlenmişti ama bence çok fazla 'seni seviyorum' dediler. Birbirlerine olan duyguları falan güzeldi ama bence çok fazla dile getirme moduna girdiler. Ya da ben Devran'ın aşkı ile kıyasladım bilemedim. Aslımda kıyaslama yapmam hata çünkü farklı türler. Sanırım biz okurların en büyük hatası da o, yazarların kitaplarını hep birbirleri ile kıyas yapıyoruz. Yapmamalıyız... Sam, Veronica ve Nelly ile olan aile ilişkileri süperdi. Alecto ile olan sahneler bence en nefes kesen kısımlardı ve itiraf etmeliyim ki Alecto'nun son oyunu... çok iyiydi ve beni en şaşırtan kısımlardı. Kitabın belki de en iyi kurgusu o sahnelerdi. Bir de Kevin ile Erica arasındaki son olay ve Beatrice'in doğumu... en vurgucu olay oradaydı. Kesinlikle nefes kesici mükemmellikteydi o sahneler çünkü ben bunu hiç beklemiyordum. Kitabın sonunda Beatrice ile yaşanılan ve gelincikle ilgili detaylar ve Eden'e gidiş... kendimi yabancı yazarlardan birinin kitabını okuyormuşum gibi hissettirdi. Keşke Türk yazardı ya Türkçe isimler olsaydı dedim bir an en azından yabancı yazar okuyormuşum hissi olmazdı. Cidden öyle hissettim çünkü Sam'in Türkiye'ye gidişi aaaa Türkiye falan yaptım o kadar odaklanmışım ki bu kurgu Türk yazardan olamaz diye... bir an aha Türkiye...harikasın yazar falan moduna girecektim. Kitabın bitiş şekli devamı olmalı hissi uyandırdı, ki bence olmalı da. Bir sonuç olmadı çünkü.. kısmen geçici olarak son olsa da tam son olmadı çünkü daha Erica geri dönmedi, ortadan kaybolmuş konsey üyeleri nerelerde neler yapıyorlar belli değil. Bu yüzden devamı olmalı. Neyse daha fazla uzatmayayım kitabı beğendim. Eksik olan kısım var mıydı bence vardı. Dediğim gibi çok fazla sevgi pıtırcığı gibiydi Kevin ve Erica... bu kitaba o kadarı fazla geldi nedense... onun haricinde olmamış diyebileceğim bir şey yok hatta beni şaşırtıp tatmin eden çok fazla şey vardı. Yime uzatıyorum yorumu... ben çok beğendim. 5 üzerinden 5 lik değildi belki ama 4.5 luktu bence. Fantastil severlere şiddetle tavsiye ederim. Gerçekten iyiydi, bence mutlaka deneyin.
Baskı: Uyanış
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/03/courtney-summers-uyans.html Çıktığında tanıtım yazılarıyla ve alıntılarıyla merakımı fazlasıyla çeken ve konusundan dolayı da fazlasıyla günümüzdeki kadına yönelik cinsel saldırıların yükselişte olmasıyla da okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitaptı Uyanış. Ancak itiraf etmeliyim ki aradığımı bulamadım, beklentimi de karşılamadı. Evet, konu olarak güzeldi ve verilmek istenen mesajlarda iyiydi ama konunun akışı, kurgunun kuruluşu ve verilen detaylar beni tatmin etmedi, zaman zaman yarım bırakma isteği uyandırdığını da itiraf etmeliyim. Benim için akıcı bir kitap değildi ve bence gereksiz detaylarda vardı. Bütün bu beğenmediğim kısımların yanında son kısımlara doğru da kitap biraz... fazla değil birazıcık açılır gibi oldu onda da zaten kitap bitti. Zaten bitişinde de bir yarım kalmışlık vardı. Havada kalan, bitmemiş sanki devamı gelecekmiş gibi hissettiren kısımlar vardı. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, yaşadığı kasabanın şerifinin oğlu tarafından tecavüze uğrayan Romy'nin, yaşadıklarına kimseyi inandıramamış, dışlanmış bir kız olarak hayatını sürdürürken kasabanın en büyük etkinliği olan partide eski yakın arkadaşının kaybolmasının ardından kendisinin suçlanmasını ve saklı kalmış bazı gerçeklerin gün yüzüne çıkarmasının hikayesini okuyoruz. Bu sırada Romy'nin aynı zamanda hayatına nasıl devam etmeye çabaladığını da okuyoruz. Konuyu böyle okuduğunuzda baya ilgi çekici ve dram, hayatta kalma mücadelesi ve birilerinin sesi olmaya çabalayan insanlarmış gibi geliyor değil mi ama değil. Romy her şeyi kabullenmiş, suskunlaşmış bir kız. Ta ki arkadaşı kaçırılıp, öldürülene ve ardındaki sebepler öğrenilene kadar... Kitap belki bir tık daha güzel olabilirdi eğer gereksiz detaylar olmasaydı ve biraz daha duygu yoğunluğu olsaydı. Bir de o son... tamam iyi bir sonuca ulaşılmış havası verilebilirdi ama Romy ile Leon'un ilişkisinin sonu belli değil, Tina ile aralarındaki konuşmalardan sonra ne olacağı belli değil. Kitap bildiğiniz yarım bitmiş gibiydi. Bilemiyorum... Ben pek sevmedim. Halbuki konusunu okuduğumda çok heveslenmiş, beklentim çok yükselmiş ve hakikaten muhteşem bir kurgu bizi bekliyor diye düşünmüştüm. Ama ne yazık ki beklentimi karşılamadı. Size tavsiyem çok büyük beklenti ile okumayın... ya da okumayabilirsiniz de... ben pek sevmedim.
Baskı: Hedef (Off Campus, #4)
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/03/elle-kennedy-hedef-off-campus-4.html Veee muhteşem Tucker'ın da hikayesi tamamlandı... Serinin 3. kitabındaki vurgun haberden sonra Tucker'ın ve Sabrina'nın ilişkisini, hikayesini fazlasıyla merak etmiştim ve şimdi merakım tatmin oldu ve yüzümde gülümsemeyle kapattım kitap. Mutlu son garanti.. hem de bütün oyuncuları için :) sevdim seni... tam da seriye yakışan sonla bitirdik kitabı da seriyi de. Elle Kennedy'nin yormayan ve sıkmayan kurgularını seviyorum. Kitap su gibi akıp, aşkı arkadaşlığı çok güzel bize sunarken aynı zamanda popüler olan adamların aslında görünüşünden ne kadar farklı olduğunu da gösteriyor. Sanırım sporcu erkeklerin seksiliği gözden kaçırılmayacak şeyler, özellikle de hokeyciler :) Biz kitabın heyecan verici detayını biliyorduk Tucker'ın baba olacağını ve çocuğunun annesinin de Sabrina olduğunu... Hani Dean'in sürtük dediği belalısı... ondan nefret eden kız... sınıfın en çalışkanı ve ortalığı sallayan Sabrina. İşte kişiler belliydi, olay belliydi peki ya bu sona nasıl ulaşılmıştı. Sabrina ve Tucker'ın yolları nasıl kesişmiş ve nasıl böyle bir sonuç olmasına izin vermişlerdi bunları okuyoruz. Tanışmaları beklediğim gibi değildi nedense hep Dean ile ilgili bir durumdayken tanışacaklar falan diye bekliyordum ama yanıldım. Bir de Sabrina'nın özel hayatındaki durumu da şaşırtıcıydı. Çünkü beklemediğim bir şeydi. Ama şunu söylemeliyim ki Sabrina hedefleri konusunda cidden hayran duyduğum biri oldu çünkü pes etmedi ve her şeye rağmen hayallerinin peşinden gitti. Bu yolda ona eşlik eden kişileri de geri bırakmadı. Tucker'ın ise o sessiz sakin görünüşünün altındaki karakteri ise... adamsın sen dedirtti. Tam bir aile babası ve sevdiği insanlar için her şeyi göze alabilen biri... özellikle de aşık olduğu kadın için... onun hayalleri ve kararları ve istekleri konusunda... Tucker kalp ben diyebilirim yani. Briar'ın ölüm haberini ilk olarak Dean ile öğrenmiştik ve o zaman fazlasıyla etkileyiciydi bir de Sabrina'nın arkadaşı olarak onu okumak ve onunla yaşamak da yine çarpıcıydı. Sabrina'nın aile ilişkisi ne kadar kötüyse Tucker'ın annesiyle ilişkisi de o kadar iyiydi ve açıkçası bir şey söyleyeyim mi? Tucker'ın annesinin tavırları bana biraz Türk kaynanalarını anımsattı. :) İlk zamanlarda Sabrina'ya karşı tavırları falan oğlunu paylaşamayan kaynana moduydu sanki. :) Küçük Jamie'nin dokunuşları... bütün karakterlere olan dokunuşu çok güzeldi. Cidden bebeklerin birer küçük mucize olduğunu bir kez daha gördük. Kitap içeriğine girmeden yorum yapmaya çalışıyorum ve biraz daha konuşursam kitabı tamamen anlatacağım o yüzden kısa kesiyorum. Ben kitabı beğendim. Zaten bu seriyi çok severek takip ediyordum. Size de romans severlere de tavsiye ederim.
Baskı: Evlilik Oyunu (Effingtons, #1)
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/03/victoria-alexander-evlilik-oyunu.html Bütün yayıncılara buradan genel olarak sesleniyorum ki asla bırakmamanız gereken türlerden biri Historical Romans, ne olur daha fazla çıkarın bu türe kitaplar. En azından tanınmış yazarların, bizlerin eskilerden beri okudukları yazarların kitaplarına devam edin. Resmen bütün yayımevlerine özel istekte bulunuyoruz ve onlarda ısrarla basmıyorlar. Pegasus, bari sen basmaya devam et. Victoria Alexander, daha öncelerden Epsilon'dan kitapları çıkan bir historical romans yazarıydı ve ben o zamanlar kitaplarını okumamıştım ve şimdi zaten o kitapları bulmak çok zor. Hazır yeni serisi ve yeni kitabı çıkmışken hem yazarı tanıyayım hem de bir histroical romans keyfinin tadını çıkarayım dedim. Kitabı çok sevdim, ki zaten bence türü zaten sevmem için başlı başına bir sebep ama kitabın kurgusu ve hikayesi de çok güzeldi. Bir iddiaya giren Max ve Pandora'nın birbirlerine aşık olma yolunda ilerlemeleri ve Pandora'nın Max'den istediği test listesini geçmeye çalışmasını anlatıyor. Zaman zaman eğlenceli zaman zaman zekice kurgulanmış olan hikaye tam da bir aşkın yavaş yavaş filizlenmesini anlatıyor. Pandora'nın yetişme tarzı ve oldukça bağımsız olması Max'in tam da aradığı şeyken asla aşk olmadan evlenmeyeceğini düşünen Pandora için ise tam bir çıkmaz haline geliyor çünkü kendisi yavaş yavaş Max'a aşık olurken onun duygularından emin olamıyor. Tıpkı Max'in Pandora'ya aşkını keşfedip kızın duygularından emin olamaması gibi. Allah'tan ki onlara gerçeği gösterecek yakın arkadaşları ve birbirlerine gerçekleri söyleyecek kadar da cesaretleri var. Pandora'nın ailesini çok eğlenceli buldum. Cidden Max'in o ailenin içerisindeki halleri ve oradaki kadınların desteklerini almış halleri süperdi. Testler zaten başlı başına bir olaydı, açıkçası böyle bir şey beklemiyordum ve tam bir sürpriz olmasının yanında o testi geçerken atılan adımlar tam da hayal gücünün ve yaratıcılığın konuşturulduğu detaylar olmuştu. Ayrıca yazarın da testle ilgili bilgi edinmiş ve araştırmış olması da çok güzel, çünkü test Herakles'in 12 Görevi yani Yunan Mitlerine dokunuş yapıyor. Kitabı benim için ayrı bir yere de koyan özelliklerde bu da vardı çünkü oldum olası Yunan Mitlerine karşı bir ilgim vardı. Maxin arkadaşı Laurie ve Pandora'nın arkadaşı Cynthia arasında gelişen aşk da çok tatlıydı ve ben Max ve Pandora'dan sonra o ikisinin aşkını çok sevimli buldum. Genel olarak kitabı çok sevdim ben, okumaktan da kurgunun gidişatından da gereksiz kıskançlıkların güvensizliklerin olmaması ve kurgunun bütünlüğünün bozulmaması çok güzeldi. Sizleri bilmem ama ben çok beğendim ve bu türün okuyucularına şiddetle tavsiye ederim. Ama romans okuru olan herkese de tavsiye ederim :)
Baskı: Bize Çıkan Yollar
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/03/rachel-cohn-david-levithan-bize-ckan.html Bu kitabı çok uzun zamandır merak ediyordum ve sonunda okudum. Aslında çıktığı dönemlerde almıştım ama anca fırsatını bulabildim. Neyse... Rachel Cohn ve David Levithan ortak kitabı ve D. Levithan'ın bir sürü kitabı var çıkan ve ben yazarın kurgularıyla ilk defa tanışıyor olmama rağmen yormayan ve eğlenceli anlatımlarını sevdim. Levithan'ın diğer kitaplarına da bakacağım. Yani anlayacağınız akıcı, sıkmayan, eğlenceli ve romantik bir kitaptı. Daha çok genç kesimin severek okuyacağı bir kitap olsa da bence çok sevdim. Güzel bir taktikle tanıştı Dash ve Lily ve şifreli yazıları ve meydan okumalı atışmalarını çok sevdim. Hele defterin ilk satırlarındaki şifreleme ve onu çözme yolları süperdi. Çok eğlendim o kısımlarda. Lily'nin aile ilişkisine bayıldım. Çok güzeldi ve eğlencelilerdi. Hele ki abisi ve büyükbabası ve Bayan Basil E. çok iyiydi. :) Kitap topu topuna yaklaşık olarak 10 günlük bir kısmı anlatıyor ama sanki bir ömürmüş gibiydi ve kısa bir zaman olmasına ve her günü dolu dolu okumamıza rağmen sıkmadı. Okumaktan keyif aldım. Kitap bir Lily bir Dash tarafından anlatılıyordu ve olayları sırasıyla okuyorduk. Yani Lily'nin defteri bıraktıktan sonra neler yazdığını ve Dash'ın defteri bulmak için neler yaptığını okuyorduk. Bu satırları zaten okumuştuk hissi yoktu bu yüzden de ayrı bir sevdim. İtiraf etmek gerekirse biriyle tanışmak için mantıklı bir yol ama ne kadar güvenilir bilemiyorum. Ama Dash ve Lily'nin tanışma kısımlarını ve tiplerinden önce düşüncelerini tanıyıp sevmeleri bence her şeyin en üst seviyesinde sevdiğim kısımdı. Kitabın bitiş şekli çok romantikti ve bunun devamı olmalı hissiyle kapatıyorsunuz kitabı ki serinin 2. kitabı da varmış. Dilerim Pegasus bizi çok bekletmeden çıkarır da hem seriyi hem de Dash ve Lily'nin hikayesini sonlandırırız. Her yaş grubundan okurun okuyabileceği bir kitaptı ve bence denemelisiniz de. Ben sevdim :)
Baskı: Kırmızı Piyano
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/03/josh-malerman-krmz-piyano.html Veee adından fazlasıyla bahsettiren Josh Malerman'ın kurgularından biriyle tanıştım. Sevdim mi sevemedim mi kararsız olsam da bu kitapla ilgili uyarıldığım gerçeğini de dile getirmeliyim. Kafes en zirve kitabıymış bu yüzden diğer kitapları Kafes ile bir tutulmadan okunması gerektiği konusunda uyarıldığım için çok çok büyük beklentiyle başlamamıştım bu kitaba... yine de ne düşünmem gerektiği konusunda kararsız kaldığımı da söylemeliyim. Josh Malerman'ın ilginç ve merak uyandırıcı bir hayal gücü olduğunu itiraf etmeliyim. Kırmızı Piyano cidden değişik, merak uyandıcı ve ilgi çekici bir kurguya ev sahipliği yapıyordu. Ama aynı zaman da da oldukça zor akan bir kitaptı benim için. Kitap, hükümetin keşfettiği değişik bir sesi, dinleyeni hasta eden ve neredeyse öldüren bir sesi araştırmaya başlar ve bunun için daha öncesinde orduda görev yapmış bir müzik grubu olan Danes'i sesin kaynağı olan çöle gönderirler. Zaten konuda öyle başlıyor. Kitabın anlatımı bir geçmişe bir şimdiki zamana gidip gelerek anlatılıyor. Yani grubun çöle gitmesi anlatılırken diğer yandan da çölden dönen tek kişi olan grubun piyanisti Philip'in hastanedeki tedavi sürecini anlatıyor. Ama denildiği gibi gerilim yaratan veya korkutan bir kurgu yoktu bence ki ben genelde çok çabuk korman biriyimdir. Ama bu kitapta o hissi yaşamadım. Daha çok bilinmeyeni bulma çabasının merakı içerisindeydim. Kitabın durgun gittiği, heyecan yaratan ya da nefes kesen olayların olmadığını söylemeliyim. Bir iki sahne de heyecanlandım aha olay... ortalık hareketlendi diyerekten ama o da sadece birkaç sayfadan ibaretti. Hele son sayfalarda aha dedim bari kapanış nefes kesici olsun dedim öyle hisseder gibi oldum ama o da elimde patladı. Çünkü bitişi bile ee yani bu kadar mı diye bitti. Yani anlayacağınız ben kitabı sevip sevemediğime karar veremedim. Konusu evet ilgimi çekti, o sesin kaynağı, detayları vs çok iyi kurgulanmıştı ama aynı zamanda durgunluktan da sıkıldım bitsin artık hissiyle de okudum. Gerilim mi? Bence değildi. Korku mu? Asla değil. Gizem mi? Sanırım bu kitaba verebileceğim evet cevabı sadece bu soruya olurdu. Tavsiye eder miyim? Bilemiyorun, sizin tercihiniz. Ama evet, Kafes'i de okuyacağım ama hemen değil. Bu kitabın üzerinden biraz zaman geçsin yoksa sıkılacağım bir kitaba başlıyorum modunda okuyacağım. Bu yüzden şimdilik ara veriyorum Josh Malerman'ın kalemine.
Baskı: Evli Barklı (Tangled, #4)
Emma Chase'in kalemine bu dört kitap boyunca baya alıştım hatta artık beni zorlamamaya başladı ki beni bilirsiniz - eğer yorumlarını okuyorsanız - şimdiki zamanlı yazım tarzını pek sevmem. Bu kitap serisi de şimdiki zaman anlatımı ile yazılmıştı daha da ilginci bir kişi tarafından anlatılıyor ve sanki karşında oturuyor da birebir - ilk ağızdan dinliyormuşsun gibi bir anlatım yapılmıştı. Hem olayları anlatıyor hem de kendi düşüncelerini anlatıyordu. Aslında şöyle bir bakınca eğlenceli bir anlatım tarzı diyebilirim. Kitapta, Drew ve Kate'in evlilik yolculuğunu okuyoruz. Evlenmelerine bir hafta kala bekarlığa veda partisi için Vegas'a gidiyorlar ve olanlar oluyor... kitapta zaten oradan sonra açılıyor. Eğlenceliydi ve zaman zaman güldüren bazen sinir eden kısımlara rağmen okunması kolay ve yormayan bir kitaptı. Gereksiz streslere ve entrikalara girmeden bitirmişlerdi olayları ve bu kısmı çok sevdim açıkçası. Kitapta bir kez daha arkadaşlığın önemini anlatan detaylar varken aile ilişkilerine de değinmesi süperdi. Her an tetikte aha bir şey yapacaklar diye bekledim ama uslu durdular ve kızlarda gereksiz yere olay çıkarmadılar. James... Drew ve Kate'in küçük oğlu çok tatlıydı. Kate'in hamilelik haberinin üzerinden iki yıl geçiyor ve yeni evlenmeye karar veriyorlar. James dolayısıyla doğmuş ve büyümüş... çok tatlıydı ve nedense gözümde hep küçük Drew canlandırdım ki bu oldukça eğlenceliydi. Herkes kendi mutlu sonunu yaşadı diyebilirim. Keşke arkadaşları Jack için de mutlu son olsaydı diye düşündüm ama sonra onun kendi halinden memnun olduğunu düşününce vazgeçtim. Genel olarak seri eğlenceli, yormayan, akıcı bir seri. Severek okuyabileceğiniz ve iyi vakit geçireceğiz bir dörtleme. Çok büyük beklentilere girmezseniz seversiniz, muhteşem değildi ama romans severlerin bir el atması gerekiyor. Tam biz romans severlere göreydi :) Ve bir gün Vegas'a gidip, Vegas'ta olan Vegas'ta kalır lafının nereden geldiğini anlamak istiyorum. Ahh orayı mutlaka görmek istiyorum :)
Baskı: Sıkı Fıkı (Tangled, #3)
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/03/emma-chase-sk-fk-tangled-3.html Ve Tangled Serisi'nin 3. kitabı Sıkı Fıkı'da bitti. Bu kitap Drew ve Kate'in değil onların en yakın arkadaşları ve aynı zamanda ilk iki kitapta tanıyıp sevdiğimiz Matthew ve Dee'nin hikayesi. Açık gönüllülükle itiraf etmeliyim ki ben bu ikisini daha çok sevdim. Yazarın kalemine artık alıştım. Sohbet eder tarzda ve şimdiki zamanla anlatımı bu kitapta beni fazla rahatsız etmedi. Sanırım peş peşe okuyunca yadıegamıyor alışıyor insan. Bu kitap bana nedense daha romantik ve aşk dolu geldi. Ya karakterleri daha çok sevdiğimden ya da Drew ve Kate'in vıcık aşkından sıkıldığımdandır bilmiyorum. Ama sevdim bu kitabı. Ama şunu da söylemeliyim, 3 kitaptan en eğlenceli olup beni en çok güldüren ilk kitaptı, bu da değişmez bir gerçek. Drew'in yeğeni Mackenzie burada da vardı hatta bizim çiftle gezmeleri falan oldu çok eğlenceliydi. Küçük çoçukların dokundukları her şey çok tatlı oluyor. Drew'in Kate'den ayrılıp eve kapandığı kısımları üstün körü de olsa Matthew tarafından okuduk ve bana azıcık zaten bu mevzuyu biliyorduk hissi uyandırdı. Onun haricinde kitabı sevdim. Benim için dediğim gibi ilk iki kitaptan çok daha iyiydi. Özellikle Dee'nin renkli kişiliği favorim oldu. Kız tam kafa dengi biri... Yine söylüyorum aşırı beklentiyle okumazsanız beğenirsiniz ama büyük beklentilere girerseniz seversiniz bence.
Baskı: Darmadağınık (Tangled, #2)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2018/02/emma-chase-darmadagnk-tangled-2.html Tangled Serisi'nin ikinci kitabı Darmadağınık'ta Kate ve Drew'ın hikayesi devam ediyor ama bu sefer Kate tarafından okuyoruz hikayeyi. Okudunuz mu bilmiyorum ama ilk kitao Karmakarışık Drew tarafından anlatılmıştı, bu kitap da Kate tarafından anlatılıyor. Anlatım şekli yine aynı, şimdiki zaman ile anlatım yapılıyor bunun yanı sıra ilk kitaotaki anlatım şekli neyse bu kitapta da aynısı söz konusu. Sanırım yazar bu anlatım şeklini çok seviyor. Serinin diğer kitapları da böyledir diye düşünüyorum. Cidden yazarın farklı bir tarzı var. :) Darmadağınık kitabında, Kate ve Drew tamamen yanlış anlaşılmalar ve aralarındaki iletişim bozukluğu ve kim ne derse desin güvensizlik yüzünde ayrılma moduna giriyorlar. Birbirlerinin hayatlarından çıkıyor ve resmen darmaduman olmuş durumdalar. Bir de bunun yanı sıra Kate hamile ve ne yapacağını bilmez bir halde... hikaye de zaten bu şekilde başlayıp, nasıl yollarını ayırdıklarına ve sonlarının nasıl oldukları üzerine kurulu. Ha, evet Drew'ın yaptığı öküzlükler ele avuca sığar cinsten değil. Hele ki yaptığı misilleme... ben olsam bazı bölgelerinin tekrar kullanılmayacağından emin olmadan terk etmezdim. Ama Kate'de hata var... sen nereye ve neden gittiğinü adama söylesene neden saklıyorsun? Tabi Drew karşılığını tutupta eve striptizci atarak vermemesi gerekiyor orası ayrı bir olay. Neyse... Bana sorarsanız bence yazılmasa da olurdu bu kitap. Çünkü ilk kitapta zaten birbirlerine açılmışlar ve aşklarını yaşamaya başlamışlardı dolayısıyla bu kitaplar bir ayırayım sonra tekrar barıştırırım demiş yazar sanırım. Ya da... baktı Drew ve Kate ikilisi sevildi hadi bir kitap daha yazayım dedi... bilemiyorum. Şu kitabı seri yapacak olsam ya kitapların sonunda çifti birleştirmez ikinci kitaba bırakırdı ya da onların arkadaşlarının hikayelerini yazardım ben. Açıkçası serinin 3. ve 4. kitaplarında nelerle karşılaşacağımı bilmiyorum ama serileri bitirme huyumdan dolayı bitireceğim de. Bu arada yanlış anlaşılmasın sevmedim değil. Şahsen okunması kolay, zevkli ve eğlenceli bir kitap çünkü garip bir şekilde anlatımı sevdim. Sadece olmasa da olurdu gibi geliyor o kadar. Kitapta Drew ve Kate'in yanı sıra arkadaşları ile olan kısımlarda eğlenceliydi. Matthew ve Dee Dee'nin hikayesi çok eğlenceli olurdu mesela ya da Jack'in ya da olmadı Alexandra ve Steven'ın hikayesi... okunurdu. Bu hikayelerle seri olsa daha mı iyi olurdu sanki? Neyse yorumu çok fazla uzatmayacağım ve ilk kitapta da dediğim gibi çok büyük beklenti içerisinde olmadan okuyun, güzel ve zevkli vakit geçirten bir seri. Ama muhteşem bir aşk veya hikaye değil bunun da bilimcinde olun derim ben.
Baskı: Karmakarışık (Tangled, #1)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2018/02/emma-chase-karmakarsk-tangled-1.html Tangled serisinin bütün kitaplarını almış ve okumayı bekliyordum. Tabi bir de ara ara duyduğum ve okuduğum yorumlardan ve alıntılardan çok eğleneceğim bir kitap olduğunu düşünüyordum. Kesinlikle öyle de oldu. Eğlenceli, romantik ve gülümsemelerle okunacak ateşli bir kitaptı. Kitaba dair önce eleştirimi yazıp sonrasında sevdiğim şeylerden bahsetmek istiyorum. Sevmediğim kısım, kitabın şimdiki zamanla anlatımıydı. Ben bu tür anlatımları pek sevmiyorum, bana yorucu ve sanki kitabın içerisine giremiyormuşum gibi hissettiriyor. Tabi bu anlatım için çevirmeni değil yazarı suçlamalıyım. :) Bunun haricinde kitabı eleştirebileceği bir kısım yok. Romantil komediydi ve sanki Drew karşımda oturuyor da bana kendi düşünceleriyle hikayesini anlatıyor ya da ona ait bir günlüğü ele geçirmişim de bütün gizli düşüncelerini ve hikayesini okuyormuşum gibi hissettim. Başta biraz zorlansam da alışında baya kapılıp gittim ve çok da yadırgamadım. Kitap Drew'ın yani erkek karakterin tarafından okuyoruz ve bu oldukça değişik bir deneyim çünkü genelde kadın karakterler tarafından anlatım yapılır. Ben sevdim Drew tarafından okumayı. Kate'in düşünceleri nasıldı bir sırdı ama kitaptaki kurguya ve olay döngüsüne bakıldığında pek de tahmin edilemez değildi. Kate'in arkadaşı Dee Dee'yi çok sevdim hele ki giyim tarzı ve mesleğinim tezatlığı süperdi. Onu mesleği ve giyim tarzını beraber canlandırmak kahkaha atma sebebi resmen. Bir de Drew'ı bir tehdit edişi var ki... süperdi. Drew'in arkadaşları ve onların tavırları falan çok güzeldi. Az olsun öz olsun tadında bri dostluktu ki bakılırsa babaları da arkadaş bunların. Drew'ın ailesini sevdim. Ailesi ile ilişkisine bayıldım ama en çok da yeğenini sevdim. Mackenzie süperdi. 4 yaşında küçük bir kız ama muhteşem biri bence. Umarım diğer kitaplarda sık sık okuruz onu. Neyse çok fazla uzatmayacağım. Kitap chick-lit tadında, romantik komedi gibi okunıp, eğlenilen bir kitaptı. Muhteşemdi, bayıldım diyemem ama sevdim. Okurken de eğlendim. Zaman zaman Drew'ın aohbet tarzı anlatımı bence değişiklik katmıştı kitaba ve bu kısmı daha çok sevdim. Çok büyük beklentiler olmadan okunabilenecek bir kitap bence. Serinin diğer kitaplarını da okuyacağım. Siz de deneyebilirsiniz. :)
Baskı: Katiller Çetesi Victor #6
http://illekitap.blogspot.com.tr/2018/02/j-redmerski-victor-katiller-cetesi-6.html Veee heyecanla ve büyük bir merakla beklediğimiz kitap Victor çıkmıştı ve okumadan asla geçemeyeceğim bir kitap. Katiller Çetesi serisinin 6. kitabı ve bence en vurucu kitabı oldu çünkü adından da anlaşılacağı üzere Victor'un bütün zayıflıkları, geçmişi ve zaafları ortaya dökülürken Izabel ile olan ilişkisi ve aşkı çok büyük sınavdan geçiyor. Bu seriye aşırı tavsiye ile başlamıştım ve şuan da 6. kitabı okuduğum düşünülürse kitaba da seriye de bayıldığımı itiraf edebilirim. Yazarın, J. A. Redmerski'nin kurgularını ve olayları ele alışını çok seviyorum. Tabi çevirilerinde büyük etkisi var kitabın akıcılığında ama yazarın da kurguların da akıcılığı gözden kaçırılmaması gerekiyor bence. Hep favorimin Fredrik olduğunu söylemiştim herkes Victor derken ben Fredrik demiştim ama şu kitap benim baya baya Victor'da favorim oldu. Bu kitap bütün düşüncelerimi değiştirdi sanırım. Resmen Victor'un iç dünyasına girdim ve adamın her şeyinde haklı sebepler buldum. Tabi haksız olduğunu düşündüğüm kısımlar vardı ama yine de geçmişinde yaşananların geleceğini şekillendirdiği düşünülürse Victor'un şimdiki düşüncelerinde neden böyle olduğunu anladık. Direk bodoslama daldım yoruma ama azıcık konudan bahsetmek gerekirse; Victor ve Izabel tatile çıktıkları Venezuella'da kaçırılırlar. Victor'un geçmişi peşlerini bırakmadığını bir kez daha gösterim öyle acımasızca intikamını almaya başlar ki Victor, geçmişinin karanlık sırlarını ortaya dökerken bütün tatsız anılarına Izabel tanıklık edecektir. Ve öyle bir an gelecek ki, geçmişi intikamını almak için öyle bir yol seçer ki Victor'un Izabel'e olan duyguları ve aşkı sınanırken bu olay ikisinde de geçmeyecek yara izleri bırakır. Bu olayı nasıl atlatacakları, hayatta kalmak için savaşırken aynı anda aşkları için de savaşmak zorunda kalacaklar. Açıkçası Victor ve Izabel'in esaret dönemlerindeki olay döngüsü beklentimin üstündeydi. Öyle bir kurgu vardı ki... öyle bir geçmiş... okurken yürek burkan ama aynı zamanda da ya şimdi ne olacak sorusu ile akıl karıştıran cinstendi. Ama asıl olay ise kurtulmaları ve oradan nasıl çıkarıldıklarıydı. Evet Birlik her daim onları izliyor ve bir an önce bir şeyler yapmaları gerekiyor kuşkusuz. Sanırım 7. kitapta okuyacağız neler olacağını. Bir de Victor ve Niklas'ın bir kız kardeşi olduğunu öğrendik... işin ilginç kısmı Izabel'in bu kısı Meksika'dan tanıyor olması... burnuma kötü kokular gelse de pek olasılık vermek istemiyorum. Sonuçta bizimkilerin kardeşi... ama yine de bilemiyorum... Ahh, söylemezsem içimde kalır. Izabel'in bodrumundaki kişi de bence kitabın en vurucu sürpriziydi. Çünkü kabul edelim böyle bir şey beklemiyordum. Baya şaşırdım. Ki zaten Victor ile Izabel'in yaşadığı olaylar her ikisinde de oldukça şaşırtıcı ve hayatlarınıbüyük ölçüde değiştirici vuruşlar yaptı. Kitaba daie söylemek istediğim çok fazla şey var ama spoiler olacak diye korktuğumdan söyleyemiyorum çünkü henüz kitap yeni çıktı ve okumayanlar da var. Ama şunu söylemeliyim ki... serinin en iyisi olabilecek bir kitap. Resmen 6 kitap boyunca bir karakterde yoğunlaşıp o karakterleri tanıtık. Bu kitapta sıra Victor'daydı ve onu da tanıdık. Tanıdığım adamdan şahsen fazlasıyla memnun oldum ve tam da adamı dedim... Her kitapta beklentim daha da yükselirken yazar da beklentimi tatmin edecek kurgularla karşıma geliyor. Bu kitaba dair de beklentim çok yüksekti ve tatmin edici bir kitaptı. Aşırı derecede çok beğendim. Bir sonraki kitap için ise aşırı derecede sabırsız ve heyecanla ve merakla bekliyorum. Ephesus umarım çok bekletmez. J. A. Redmerski, bu serisi bitse de okumayı isteyeceğim yazarlardan. Dolayısıyla durmadan bu yazarın kitapları basılsın bence. Ve sizlerde bir an önce bu yazarı okumalısınız. Şiddetle tavsiye ederim mutlaka okuyun. Ben şu kitabı bir günde bitirdim, düşünün artık nasıl akıcı.
Baskı: Ayrılık Oyunları (The Games Duet #2)
3,5 stars https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/02/cd-reiss-ayrlk-oyunlar-games-duet-2.html Uzun zamandır beklediğim Evlilik Oyunları kitabının devamı Ayrılık Oyunları ile Adam ve Diana'nın evlilikleri, ilişkileri ve aşkı nasıl sonlanacak... bu oyunu ve savaşı kim kazanacak... sonunda ne olacak merakı ile bekliyordum ve şimdi okundu bitti... Kitabın türü -BDSM ve erotik roman- dolayısıyla aşkı yoğun ve iyi kurgulanmış olmasını tercih ediyorum çünkü diğer türlü rahatsız edici boyutta bir erotik kitaptan başka bişi olmayacaktır ama bu seride ben aşkı ve karakterlerin birbirlerine karşı olan duygularının kurgu içerisine işlenme şeklini sevdiğim için gönül rahatlığıyla bu türü okuyanlara tavsiye ederim. İlk kitapta -Evlilik Oyunları- Adam ve Diana evliliklerini bitiriyordu ve bundan önce Adam, karısından kendisine 30 gün vermesini ve içerisinde bastırdığı isteklerini göstermesini okumuştuk. Bu kitapta ise henüz 30 gün dolmadan yollarını ayıran ikilinin sonlarına doğru giden yolu okuyoruz. Diana, kocasından vazgeçmek istemiyor ve onun için savaşırken kaybetme olasılığı olan bir oyuna giriyor. Tabi Adam'ın tepkilerine ve onu ne kadar iyi tanıdığına güvenerek hareket ediyor. Bazen her ne kadar karkaterlern tavırlarına kızsam da, sinir etse de Diana'nın aşkı için savaşıp içerisinde bilmesiği arzuları ve içerisinde uyuyan ve uyandırılmış olan itaatkar kadının sadece Adam için ortaya çıkması da bence güzel bir detaydı. Adam'ın duygularının çıkması ve Diana'nın önünde diz çökmesi de ayrı bir duyguydu. Bu kısım bana Karanlığın Elli Tonu'nda Christian'ın Ana'nın önünde diz çökmesi gibiydi. Ama tabi yer farkı, konum farkı vardı kurgular farklıydı normal olarak bu kısımlarda fark olması normal tabi. Bunun yanı sıra Diana'da zaten Ana gibi tepki vermedi. Çekip gitti resmen. Ama ne oldu Adam'ın peşinden koşmasına ve duygularını görmesine de neden oldu. Kitabın son kısmı çok güzeldi. Bu tür kitaplarda evli mutlu çocuklu kadar güzel bir son olamazdı. Hele ki ikisinin de bir bebek istemesi gibi bir gerçek varken. Bu tür kitaplara çok uzun yorum yapılamaz yoksa çok fena spoiler verilebilir. Bu yüzden kısa kesip bu seriyi sevdiğimi söylüyorum. Ama lütfen kitabın türüne ve içeriğine dair uyarılırken alıp yere gömmeyin seriyi. Bu seri erotik romans ve BDSM içerikli. Bu yüzden bunun bilincinde olup +18 içerikli kitap okuyacağınızı bilin lütfen.
Baskı: Yarasa
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/02/selvi-atc-yarasa.html Selvi Atıcı'nın yayınlanan 6. kitabı Yarasa. Ve benimde okuduğum altıncı Selvi Atıcı kitabı olduğuna göre bu kadının kitaplarını, kurgularını, hikayelerini, karakterlerini sevdiğimi anlamışsınızdır. Selvi Atıcı, asla kendini tekrar etmeyen, aşkı nefes kesecek ve iliklerinizi titretecek kadar eşsiz kaleme alan, polisiye ya da bir olay döngüsü ile gizemli bir kovalamacayla kurguya hareket katan ve asla vıcık vıcık bir aşkı değiş devleşmiş bir aşkı hikayelerine konu alarak okurlarını tatmin etmenin ötesinde zirveye çıkarıp yüzlerinde işte bu be dedirten gülümsemeyle kitaplarını kapattıran nadir yazarlardan biri. Ciddi anlamda el üstünde tutulup, kitaplarının çok satanlar listesinde olması gereken nadir Türk yazarlardan biri benim nazarımda. Kitabın konusuna dair bir yorum yapmayacağım çünkü bu konuda konuşmak bence fazlasıyla spoiler vermek olacak o yüzden susmayı tercih ediyorum. Ki zaten arka kapak yazısı yeterince de konuyu özetliyor. Kitaptaki adrenalin olayları ve içlerinde barındırılan sırlar oldukça iyi kurgulanmıştı. Ben aşırı derecede beğendim çünkü bu tür şeyleri yabancı yazarlardan okumaya alışığız ama kendi yazarlarımızdan birinin böyle incelikle işlenmiş bu tür bir okay döngüsünde imzasının olması hayranlığımı kazandı. Yarasa lakaplı Uğur'un karakteristik özellikleri, her daim tetikte olan varlığı, her an bulunduğu ortamı savaşmaya değer şeylerini aklına not etmesi, eşsiz gözlem yeteneği ve becerileriye FBI veya CIA ajanlarını aratmayacak cinstendi. Bu yüzden zaman zaman cidden bu karakteri bir Türk yazar mı yarattı diye düşünmeden geçmedim. Yanlış anlaşılmasın yerli yazarlarımızı küçüksemiyorum sadece Yarasa gibi karakterlere bir Türk yazardan pek sık görmüyoruz bu yüzden de okumak ayrı bir tatmin hissi veriyor. Mavi'nin Yarasa ile olan ilişkisi, aralarındaki bitmek bilmeyen nefret... bu nefretin arasına filizlenmek için atılan aşk tohumları o kadar güzel anlatılmış ki sanki ben o nefreti hissederken Yarasa'ya kapılıp gidiyormuşum gibi hissettim. Ahh, bir de... Yarasa'nın aşkı var. Adam kelimenin tam anlamıyla aşkı dibine kadar yaşıyor... ölümüne yaşıyor... kendi hayatını önüne katarak yaşıyor... Hani diyorlar ya senin için ölürüm diye... işte bunu yapabilecek değil yapan adamdı Yarasa. Hele ki adamın, " bu işiten tek kazancım senin hayatta kalman" dediği anda bende ipler koptu. Direk bu cümleyi söylemedi konuşma arasında söylüyor bunu ama ben... Yarasa'nın aşkına, sevgisinin büyüklüğüne kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar eridim. Resme. O aşka ben tutuştum. Öyle güzel yazılmıştı. Bence... çok iddialı olacak ama bence en güzel seven Selvi Atıcı erkeği Yarasa'ydı. Mavi, Yarasa'yı bıçaklarken... ya da onu dereye ittiğinde... Yarasa, Mavi için ölümü göze alırken... nasıl da yürek burkan ama aşka imrendiren satırlardı. Levent ve Eyüp ile olan ilişki güzeldi. Her ne kadar her daim sanki ihanet edeceklermiş gibi gelselerde onların hayranlığı ve sadaati onlardan şüphelendiğim için utanmama neden oldu. Kitabın son kısımlarında hatta son 50 sayfasında yeminle nefesimi tuttum. Hayır, olamaz, nasıl yani gibi tepkilerle okudum ama o son yok mu o son... Yarasa sen bu dünyada mutluluğu da aşkı da en hakeden kişisin dedirtti. Şimdi dibine kadar yaşa bu duyguları diye düşünerek kapattım kitabı. Kitaptaki kovalamacalar, şehir şehir hatta ülke ülke gezmeler falan çok güzel kurgulanmıştı. Hatta İğne Operasyonu falan bile kusursuzdu. Bu tür ince detay gerektiren kurgular genelde bizim yazarların yazmadığı şeyler ve yazanlara denk gelince de baş tacı yapıp önünde ceket iliklemek lazım. Çok fazla uzatmayacağım yoksa çok pis spoiler verir bir yorum yaparım. O yüzden kısa kesip yorumu bitiriyorum. Selvi Atıcı kitapları daha önce okuduğunuz bilmiyorum ama mutlaka denemeniz gereken yazarlardan biri. Kadın aşkı da heyecanı da dibine kadar muhteşem kurgulayıp yazıyor. Sizi gülümsetirken hüzünlendirebiliyor. Aşkla titretirken nefretle öfkelendirebiliyor. Bu kadın kitaplarıyla duygularınızı alt üst ederken arka kapağı kapattığınızda yüzünüzde aşktan tatmin olmuş bir gülümseme oluşturabiliyor. Bu yüzden, evet beklentiniz yüksek bir şekilde okuyabilirsiniz bu kadının kitaplarını. Çünkü her bir satırı ve kelimesiyle beklentinizi karşılayacaktır. Çok iddialı belki ama şiddetle tavsiye edebileceğim ve her kitabını gözüm kapalı, konusu bile okumadan alacağım nadir Türk yazarlardan biri.
Baskı: Sensiz Asla
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/02/gunes-demirel-sensiz-asla.html Türk yazarlar alemine daldım ve tercihimi kalemini sevdiğim Güneş Demirel'in son çıkan kitabı Sensiz Asla kitabını okudum. Bu kitabı hevesle bekliyordum çünkü Seni Severken kitabından tanıdığımız Gaye ve Kenan'ın kalplerinin aşka uçmasını ve hayatlarının aldığı yönü okuyacaktık. Ve ben bu kitabı merak ediyordum da. Güneş Demirel, yormayan, gereksiz entrikalar çevirmeye, akıcı bir şekilde aşk hikayelerini kaleme alıyor. Aşkın içerisine harmanladığı aile ve arkadaşlık ilişkilerini de seviyorum. Ve bu kitapta bunu bol bol okuduk. Bir se hafiften dokunuşlar yapıldığı ekşın sahneleri ise tam benlikti. Ahh... bir de terör olaylarına-patlamalarına değinmesi ve bunları karakterlerin yaşaması ise bence kitabı bir kademe üste taşıdı. Kenan'ın Zeynep ile aşkı çok güzeldi. Aslında Kenan tam ilk görüşte aşkın nasıl olduğunu ve nasıl hissettirdiğini okuduk. Oldukça iyiydi ve sevdim ben. Sanırım şu kitapta tek sinir olmadığım karakterdi :) Zeynep ise.. naifliği, yalnızlığı ve masumluğuyla gönlümü fethetti. Ama... Zeynep ve Kenan aşkı bir yerde klasik bir ilişkiydi. Asıl olaylı olan Avukat, ele avuca sığmayan Gaye ve Komiser Can'dı. Onların aşkı tam fırtınalıydı. Tam da Seni Severken kitabında tanıdığımız Gaye'ydi ve şunu söyleyeyim ki ben Gaye'ye taptım. Çok sevdim. Gerçi Can'ı da sevdim. Ben sanırım duygularını dolu dizgin yaşayan Gaye ve Can'a bayıldım. Onların olduğu sayfalar benim içim daha akıcıydı. Bu kitapta Erkan ve Gülsu'yu okumak paha biçilemezdi. Onların aşklarını ilk okuduğum andan beri çok sevmiş ve böyle bir aşk yok demiştim. Ki hala da diyorum çünkü hiçbirinin aşkı onların ki gibi hissettiremez. Kıyaslama gibi olacak ama Seni Severken kitabındaki gibi damardan giren bir aşk değildi daha romantikti. Daha eğlenceliydi. Daha sevimliydi. Evet fırtınalıydı ama aynı oranda da sevimliydi. Ben sevdüm kitabı ve okurken zaman zaman hüzünlensem de eğlenerek okuduğum satırlarda olmadı değil. Gaye ve Kenan'ın arasındaki kardeşlik ilişkisine hayran oldum. Kitaplarda böyle ilişkiler okumak hoşuma gidiyor. Ayy çok daha fazla şey söylemek istiyorum ama kitap içeriği olmasın diye söylemeyeceğim o yüzden susuyorum. Ama bence okuyun çok beğendim ben. 5 üzerimden 4 veriyorum ben bu kitaba sebebi ise sadece kişisel ben Gülsu ve Erkan aşkı gibi büyük bir aşk istiyordum ama daha eğlenceli bir aşk buldum. Neden bilmiyorum ama Gülsu ve Erkan'ın o eşsiz ve büyük aşkı gibi bir aşk değildi. Ama tam da Gaye'ye yakışan bir kitaptı.
Baskı: Unutulmuş Kızlar
https://illekitap.blogspot.com.tr/2018/02/sara-blaedel-unutulmus-kzlar-louise.html Ne romandı be! Tüyap'ta aldığım ve nedense okumayı ertelediğim bir romandı şimdi ise bitirdim. Öncelikle bolca dedektiflik araştırmayı konu alan bir polisiye. Bu yüzden klasik polisiyeler gibi adrenalin dolu kovalamaca beklemeyin diye uyardıktan sonra kitaba dİr yorumuma gireyim. Kitap ormanda bulunan ölmüş bir kadın cesedinin kimliğinin araştırması ile başlıyor. Ardından bir kadın cesedi daha bulunuyor ve içerisine bir tecavüz vakası giriyor. Bu ikisi arasında bir bağlantı var mı diye araştırılırke ortaya geçmişte işlenen suçlar, saklanan sırlar ve dönen dolapların ortaya çıkması ile devam ederken olaylar bambaşka yönlere doğru kayıyor. Konu olarak ilginç ve merak uyandırıcıydı. Ancal başlarda çok yavan ve ağır gitmesinden dolayı sıkıldığımı da itiraf etmeliyim. Benim polisiye kitaplarda aradığk hareketlilik yoktu. Olanda zaten son 150 sayfada başlamaya başladı yani olaylar çözülmeye yaklaştığında. Dolayısıyla başlarda sıkıldım sonlarsa ise sevdiğim bir kitap oldu. Bir de kitap ağır ilerlediği için akıcı değildi olay açılana kadar sabır gerekiyor okurken. Çok fazla detaylı yorum yapmıyorum çünkü spoiler verip heves kaçırmak istemem. Biliyorsunuz polisiye kitaplarda en minik önemsiz görünen detay aslında kurguya dair çok büyük bir şey olabiliyor. Bu yüzden yorumumu kısa kesiyorum. Kısacası son sayfalardaki heyecan olmasaydı sıkılarak okuduğum bir kitap olurdu ne yazık ki ama o hareketlilik sıkıntımı attı. Okuyacaksanız sabırla okuyun kurgu kitabın yarısından sonra biraz hareketleniyor. Bir de kitabın bitiş şekline bakılırsa devamı gelecek gibi görünüyor. Ki gelirse okumayı planlıyorum çünkü Louise'nin çözmesi gereken büyükçe bir sır ve sorun var gibi görünüyor. Yarım bitmiş hissiyatı oluşturdu kitap bende ve Eik ile olan ilişkisi de ne olacak belli değil ve bir de Mik var... bilemedim bir yanım devamı gelsin okuyayım diyor diğer yanım pek de fark etmez diyor. Sanırım devam kitabı çıkarsa bir kez daha şansımı deneyip ve ne beklediğimi bilerek okuyacağım.
Baskı: Kaçış (The Generations Trilogy #2)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2018/02/scott-sigler-kacs-generations-trilogy-2.html Ve The Generations Üçlemesi'nin ikinci kitabı da bitti. İlk kitap Uyanış'ta doğum günü çocukları uyanmıştı ve hayatta kalmaya çabalıyorlardı. Şimdi, bu kitapta, Kaçış'ta bu çocuklar geldikleri gezegende hayatta kalmaya çabalıyorlar. Üstelik bu sefer aralarında çıkan anlaşmazlıkların yanı sıra bilinmez bir gizem saklayan bir gezegende hayatta kalmaya çalışıyorlar. Scott Sigler, ilk kitaptaki o soluksuz, nefes kesici hikaye bu kitapta da devam ediyordu. En az ilki kadar güzel, onun kasar muazzam bir kurguya ev sahipliği yapıyordu. Tabi bazı tahmin edilebilinir kısımlar vardı sonuçta Uyanış'ta büyük bir sırrı keşfetmiştik ve bu kitapta da dur durak bilmeden bu sırrın getirilerini okuduk. Geldikleri kenti keşfetmeleri, alınlarındaki sembollerin anlamlarını çözmeleri, kentteki tehlikelerle başa çıkma çabaları güzeldi. Özellikle içlerindeki ihanetle baş etme çabaları süperdi. O'Malley'in Em'in yanında olması, Bishop'un tavırları, diğer büyüklerin aldıkları kararlar, çabaları ve sonuçlarında keşfettikleri süperdi. Hele O'Malley'in başına gelenler beni en çok şaşırtan detay oldu. Açıkçası hiçbirini hak etmemişti. Yetişkinlerle verdikleri savaş... kitabın belki de en nefes kesen kısmıydı. Bir de savaş sahnesi... Ama kitap yine bir gizemle bitti. Bilinmez iki düşman mı dost mu ne olduğu bilinmez gemi ve biri de bariz belli olan düşman gemisi... şimdi bekle ki 3. kitap çıksın da hikayeye devam edelim. Umarım çok beklemeyiz. Ahh bir de dillerini bilmeyen iki ırkın... birbirinden çok başka ve farklılıkları bariz olan iki ırkın beraber çalışması ve bunun anlatımı çok güzeldi. İlki kadar çarpıcı değildi bu bir gerçek ama bu kitapta çok güzeldi. Hele ki adrenalinin hiç bitmemesi, hep yeni bir şeyler keşfediyor olmaları ve hayatta kalmak adına hep bir savaş vermeleri çok güzeldi. Doğum günü çocukları hayatta kalmak için hep savaş vermişlerdi şimdi de yeni bir yaşam kurmal için savaş veriyorlar. Üstelik büyük kayıplar vererek... Sevgili Go Kitap, 3. kitap içim bizi fazla bekletme lütfen ve biran önce çıkarında meraktan ölmeyelim bence :) Ben bu seriye bayıldım mutlaka deneyin. Distopya severseniz kesin okumalısınız eğer bu türü yeni keşfediyorsanız da denemeniz gereken bir kitap serisi. Her şekilde okuyun yani :)