inci
@inci

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Zorlu Sınav - Emily ve Prens

Emily ve Prens http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/02/india-grey-emily-ve-prens.html Zorlu Sınav http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/02/lucy-monroe-zorlu-snav.html

Baskı: Cehennem (Providence Üçlemesi, #2)

Ve ve ve ve... sonunda bende Cehennem'i okuyanlardanım ve hayran kalıp bitirenlerdenim. Açıkçası uzun zamandır bu kadar nefes kesen ve heyecanla sayfalarını çevirdiğim bir fantastik okumamıştım çok iyi geldi :) "Cehennem" Jamie McGurire'nin Providence Üçlemesi'nin 2. kitabıydı. İlk kitabı Araf ikinci buydu üçüncüsü ise "Eden" hangi isimle yayınlanır şimdilik bilemiyorum. Akıcı, sürükleyici, heyecan verici soluksuz okunan bir fantastikti ve herkese tavsiye ederim. Aşkı ve aşk için savaşmayı, arkadaşlığı, aile ilişkisini ve heyecan verisi savaşı ile soluksuz okunuyordu. Nina ve Jared'ı ilk kitaptan tanımış aşık oluşlarına ve beraber olmak için göze aldıkları şeyleri okumuştuk bunda da beraberlikleri devam ediyor ama bu sefer onların beraberliğinin bedelleri, karşılarındaki engeller ve her şeye rağmen aşkın kazanmasını okuyoruz. Ama tabi ki yine aşkın önündeki engellerle kitap bitiyor. 3. kitabı heyecanla beklememize enden oluyor. Ben kitap içeriğine girerek yorum yapan bir okurum ve bu kitapta sizlere bahsetmek istediğim o kadar şey var ki o yüzden bunları içimde tutamayacak ve anlatacağım. Dolayısıyla bu kısımdan sonra iki resim arasındaki yer fazlasıyla kitap içeriği olacak :) Uyarmadı demeyin sonra :) Yukarıda kitap içeriği uyarısı verdim ve şimdi kitap içeriğine giriyorum :) Nina'nın kabusları çok fenaydı hele ki Jared'in yanındayken kabuslar görmesi ve o yokken huzurla uyuması ise... muhteşemdi yani dehşetti. işte öyle bir şeydi. Jared resmen aşkı için savaşıyordu gerçi Nina'da öyle ama Jared daha fazla yıpranıyor, çabalıyordu en azından benim gözümde öyle. Kitapta benim en çok hoşuma giden Claire ve Ryan ikilisi oldu. Muhteşemlerdi ya... Claire'in şikayetleri, Ryan'ın Claire hakkındaki gerçekleri öğrenmesi, öğrendiğinde verdiği tepki... harikaydı. Keşke onları anlatan bir kitap olaydı. Gerçi dayanamadım ve kitabı bitirir bitirmez yazara mail attım bu ikiliye dair bir kitap ya da novella yazmayı planlıyor musunuz diye bakalı nasıl bir cevap alacağım :) Neyse :) Kitabın sonlarında Shax ile olan savaş sahnesi çok güzeldi. Müthişti nefesimi tutarak okudum resmen ama Ryan'ın ölümle burun buruna gelmesi ve Claire'in de can çekişir halleri... çok fenaydı ya... cidden üzüldüm bende farkına varmadan dua ettim yaşamaları için :)) vet kitap içeriğine giren yorumum bitti dolayısıyla rahat nefes alıp yorumumu okumaya devam edebilirsiniz ;) Kitapta benim en çok ilgimi çeken karaterler Ryan ve Claire oldu onların da bir kitabı olsa okumayı çok isterim dilerim olur da :) Seriyi size tavsiye ediyor, okumanızı öneriyorum ve yorumumu bitirmeden önce iki küçük aşk alıntısı yapıyor ve bitiriyorum :) *** "...sana, seni sevdiğimi, sana karşı hissettiğim bu aşkın, hayatım boyunca hissettiğim hiçbir şeye benzemediğini hatırlatmak istiyorum. Sana kendini değersiz ya da bir şekilde istenmediğini hissettirdiyse... aldığın her nefesin benim için ne kadar kıymetli olduğunu bilmeni istiyorum." *** "Seni bu dünyadaki her şeyden, evrendeki her şeyden daha fazla seviyorum. Seni yaşamdan, ailemde daha fazla seviyorum. Seni, seninle bu şekilde birlikte olmaktan daha fazla seviyorum." *** Ahhh Jared her kadına senin gibi bir adam lazım :) Kitap cidden heyecan vericiydi, beklenmedik olaylar, nefes kesek savaşlar ve hiç tahmin edemeyeceğiniz sonla dolu bir kitaptı. İlkinden daha heyecan verici daha şaşırtıcıydı. Benden 5 üzerinden 5 aldı :)

Aşkın Gölgesi
8/1001.05.2014

Baskı: Aşkın Gölgesi

Türk yazarlarla gurur duyuyorum! Hep beni şaşırtan performanslar gösteriyorlar. Bundan önce okuduğum kitap bir Garwood kitabıydı ve ben kadının kalemine bayılan biri olarak genelde ondan sonra okuduğum kitaplarda pek zevk alamam ama "Aşkın Gölgesi" onun etkisinden çıkardı ve kendi etki alanını yarattı! Gülşah Elikbank, daha önce hiç okumadığım bir yazardı, dolayısıyla bu da ilk okuduğum kitabıydı ve beğendim. Kalemi hafif, akıcı ve sade... Okuru sıkmayan, kendine çeken ve etkileyen bir kalemi vardı bu kitabında. Genelleme yapamayacağım diğer kitaplarını okumadım ama bu kitabında öyleydi. Yazarın kelimeler üzerindeki hakimiyetini sevdim. Kitabın konusunu beğendim daha ilk çıktığında ilgimi çekmişti ve açıkçası geçmişe dönüşlerle bir film tadında bir kitap olacağını düşünmüştüm ki beni yanılmadı. Kitabın konusuna kısaca değinmeyeceğim çünkü arka kapak yazısının yeterince açık olduğunu düşünüyorum. Yani arka kapakta ne okuyorsanız onun detayını okuyorsunuz kitapta. :) Zaman zaman detayların fazla acıtasyon yaptığını düşünmedim değil, hatta yaşanan olayların yeterince duygusal olduğunu düşündüğümden bu kadar acıtasyona gerek yoktu da dedim ama kitabın bütünlüğünde, kitabı bitirdiğimde her şey yerli yerindeydi. Okurken fazla gelen kısımlar aslında fazla olmadığını fark ettim. Anlayacağınız okurken fazla gelen şeyler aslında kitabı bitirdiğinizde yerli yerine oturmuş oluyordu. Yazarı bir konuda tebrik etmek istiyorum, kitap için kitap okumak ve bunu kitabın bütünlüğünden kopmadan yapmayı başarmış olması cidden takdir edilecek bir şeydi. Kitabı beğendim, konuya bayıldım. Ahh bir de... benim için "Aşk ikinci bir şansı hak etmez!" ama bu kitap yanıldığımı gösterdi. Evet... aşk ikinci şansı hak edebilecek bir duygu eğer gerçekten aşk ise... Yorumumu burada bitiriyorum açıkçası şuanda Gökhan Özen'den Ne Fark Eder şarkısı eşliğinde bu yorumu yazdım ve inanın, kitabı hatırlamak gözlerimi doldurdu. Meğersem kitabı okurken ne kadar zorlanmışım o acıyla... Yolda okumayın bu kitabı, ben otobüsde okudum bazı yerlerde selektör yapar gibi göz kırpıştırdım gözyaşlarım akmasın diye :( Daha fazlası için, alıntılar için: http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/05/gulsah-elikbank-askn-golgesi.html

Baskı: Yalnız Gözlerin İçin

http://illekitap.blogspot.com/2013/04/fmarsal-yalnz-gozlerin-icin.html En çok merak ettiğim hikaye Güney ve Tahir'in hikayesiydi. Özellikle Güney'in Tahir'den nefret etmesini ve bu rağmen Tahir'in onu yanında çalıştırmak istemesi yeterince okuduktan sonra olayların aslını, geçmişini öğrenme isteğimin artmasına neden olmuştu. Bu yüzden merakımı tatmin eden ve keyifle okuduğum bir kitap oldu. Öncelikle kitaba dair özellikle hoşlanmadığım birkaç şey var onları söylemek istiyorum. Kitapta çok fazla "şahane" kelimesi kullanılmıştı. Özellikle bazı yerlerde bir sayfada iki üç kere geçiyordu ve bana fazla geldi. Yani Güney'in ne kadar büyüleyici ve saf bir güzelliği olduğunu biliyoruz diğer hikayelerden bu yüzden "harika", "çok güzel" ve "muhteşem" kelimeleri de yeterince iyi ifade ederdi diye düşünüyorum. Devamlı "şahane" kelimesinin kullanılması rahatsız edici buldum. Ayrıca "dikelmek" fiili kullanılmıştı bunun yerine de "dikilmek" fiilinin kullanılmasını tercih ederdim. Bunu aklıma gelmişken söyleyeyim dedim bu tamamen tercih meselesi ve kullanılmasını çok da sorun değildi. Ama şahsen ömrüm boyunca yetecek kadar "şahane" kelimesi okudum diye düşünüyorum :)) Bunun haricinde kitabı kötü olarak eleştirebileceğim bir nokta yoktu. Aralarda Doğan'ın ve Tamer'in ilişkilerini okumak güzeldi. Özellikle Tamer ile Natalia'nın düğünlerini okurken zevk aldım :)) Tamer'i baba olarak daha fazla okuyabilmek güzeldi. Tahir ve Güney'in aralarındaki konuşmalar, sohbetler ve tavırları okumak bazen çok eğlenceli bazen de sinir bozucuydu ama bazen de neden kadın karakterleri bir yerde bu kadar pasif oluyor dedim de. Özellikle Tahir'in Gamze'nin evinde vuruluşundan sonra Güney'e karşı takındığı tavırlardan ve soğukluktan sonra ben geçmiş karşısına bütün hissettiklerimi söylemiş sonra da çekip gitmiştim. Hani bir yerde Güney'in suçsuzken suçlu görünmüş gibi geldi. Tahir yeni gelin gibi naz yaptı resmen. Yok efendim güvenmiyormuş sadece işini iyi yapıyormuş falan filan... Arkadaş insan güvenmediği bir insanı ne olursa olsun yanında kalmasına izin vermez. Çok kızdım bu sayfalarda ve yine alttan alan Güney oldu. Neyse kitapta okurken çok güldüğüm bir yer vardı. Güney'in düşüncesi... "Aptal adam! Ne işin var terörle, teröristle? Ülkenin sayılı zenginlerinden birisin. Otur işte seksi poponun üzerine! Paranın ve yakışıklılığının tadını çıkar." Özellikle son iki cümleyi okurken çok eğlendim :)) Yabancı yazarlardan bu cümlenin benzerlerini devamlı okurken Türk bir yazardan da okumak güzeldi :)) Kitabı genel olarak yorumlamak gerekirse, güzeldi. Özellikle merak ettiğim kişilerin hikayesiydi ve güzel bir şekilde yazılmıştı. Gerçi Tahir, Doğan ve Tamer'in karakteristik özelliklerinin aynı olması ve sevdikleri kadınlara karşı tutumlarındaki benzerlik... yazarın kalemindeki tonlamanın hiç değişmediğini gösteriyordu yani demek istediğim başta erkeğin kadının peşinden koşması, kadının nefret etmesi, sonra aşık olmaya başlanması, erkeğin geri çekilmesi ve kadının peşinden koşması, sonunda da evli mutlu çocuklu olayı. Klasik tarzda bir aşk hikayesiydi anlayacağınız ama ben yine de zevkle okudum. :)) Çaktırmayın ama zaten mutlu sonun garanti olduğu hikayeleri hep sevmişimdir bu da sevmemin başka bir nedeni. Kapak tasarımı diğer kitaplarının kapaklarına kıyasla çok çok daha güzeldi. Benim için yıldızlı pekiyi alacak kapaktı :))

Baskı: Bir Çay Kaşığı Toprak ve Deniz

Hasta yatağımda yatarken boş durmadım kitap okudum :) ve Olimpos Yayınları'ndan çıkan "Bir Çay Kaşığı Toprak ve Deniz" kitabını bitirdim. Adından, kapak tasarımından insanın dikkatini çeken bir kitap ve konusu da ilgi çekiciydi. Çok fazla okumayı tercih ettiğim tür değil ama okuyunca da insanın içine dokunan hayat öyküleri çıkan roman türlerindendi bu kitap da. İran kültürünü, toplum düşünce yapısını ve yaşayış biçimini okurlarına sunan bir kitap. Dolayısıyla içerikli ve dikkat isteyen bir kitap. Normalde çoğu okur kitap okurken dünyanın gerçekliğinden uzaklaşmak için okur ama bu kitap yine bizim yaşamadığımız ama bir yerlerde yaşandığını bildiğimiz gerçek bir dünyayı anlatıyor. Bu yüzden şimdiden sizi uyarayım. Yaşadığınız hayatın gerçekliğinden kaçayım derken başka bir hayatın gerçekliğine dalıyorsunuz. Bu tarzdaki romanlarda ben yazarın dilinin hafif, akıcı ve yorucu olmamasını isterim ama ne yazık ki yazarın dili bana yorucu geldi. Aslında konu çok güzeldi ama yazarın dili çok yorucu olduğundan dolayı konuya çok fazla kendimi veremedim. Kitapların geçmiş zamanla yazılması gerektiğini düşünüyorum. Fiilerde -yor eki okumak hoşuma gitmiyor çoğu zaman, eğer böyle bir anlatım olacaksa da yazarın aşırı akıcı yazmasını isterim. Ne yazık ki bu konuda aradığımı bulamadım. Artık çevirmenin dilinden mi yoksa yazarın dilinden mi böyle oldu bilemiyorum. Kitabın konusunu, kurgusunu beğendim her ne kadar dilini beğenmesem de. Herkesin okuyabileceği kitaplardan değil dolayısıyla tavsiye ederim diyemeyeceğim. Çoğu okur hafif, su gibi akan hayali dünyaları ister okuduğu kitaplarda, bu kitap ne yazık ki her ne kadar kurgu olsa da hayali bir dünya değil bu yüzden herkese tavsiye ederim diyemiyorum. Ama bu tür romanları yani bir bölgenin kültürüyle yazılmış kitapları okumayı seviyorsanız okuyabilirsiniz. Kısacası eğer farklı hayatlar okumaktan, farklı bölgelerin kültürlerini öğrenmeyi o yerlerdeki hayatları öğrenmekten hoşlanıyorsanız okuyun. http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/04/dina-nayeri-bir-cay-kasg-toprak-ve-deniz.html

Ve Bir Gece
7/1022.04.2014

Baskı: Ve Bir Gece

http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/04/chantelle-shaw-ve-bir-gece.html Bu kitapta iki roman bulunuyordu ve Chantelle Shaw romanını Abby Green'inkinden daha çok sevdim. Duyguları ona nazaran daha hissedilir boyuttaydı. Chantelle Shaw'ı da daha önce hiç okumamıştım ve bu ilk okuduğum kitabıydı ama hem kalemini hemde bu romanını beğendim. Akıcı ve duyguları hissettirebilecek şekilde kelimeleri kullanmış romanında. Abi kardeş ilişkileri ya da abla kardeş... çok güzeldi. okurken bir abla olarak duyguları bana hissettirebildi yazar. Kitabı sevme sebeplerimden biri... Aşkı yavaş yavaş dokumasına rağmen ilk başta Loukas ve Belle arasındaki elektiriği okurken hissettirdi. Daha kitabın en başından duyguları oturtmaya hisettirmeye başladı yazar bu yüzden de sevdim... Bu şekilde sevdiğim birçok şeyi sıralayabilirim. En çok da kurguyu sevdim. Loukas'ın Belle'i koruma çabasını, baba olma heyecanını, aralarında sır kalmaması için çabalamalarını... her şeyi... çok severek okurum. Harlequin kitaplarında uzun uzadıya yorum yapamıyorum çünkü kitaplar zaten tadı damağında kalan kitaplar dolayısıyla yorumum da kısa oluyor. Eğer bu kitap daha uzun olaydı hiç sıkılmadan şüphesiz ki okurdum diyerek ve tavsiye ederek yorumumu bitiriyorum :)

De Marco Efsanesi
5/1022.04.2014

Baskı: De Marco Efsanesi

http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/04/abby-green-de-marco-efsanesi.html Harlequin'in kısacık hikayelerinden birini daha bitirdim. bazı hikayeleri çok güzel oluyorken bazılar ne yazık ki bana istediğimi veremiyor... Burada da istediğimi veremeyen hikayelerden birini okudum. Abby Green... okuduğum ilk romanıydı De Marco Efsanesi... Ne yazık ki bir şeylerin havada kaldığını, oturmadığını ve çok çabuk oldu bittiye geldiğini hissettim bu romanda. Artık kısa romanlar olduğundan mıydı yoksa yazardan mı kaynaklı bilmiyorum ama ne aşkı hissedebildim ne de abla-kardeş ilişkisini... Hep bir duygular havadaydı sanki... Aslında konu güzeldi, karakterler de oldukça iyi kurgulanmıştı ama duygudan yoksun geldi bana ne yazık ki :( duygularda tam yerinde olaydı tamam işte... o zaman yeme de yanında yatlık bir roman olurdu. Yazarın dilini sevdim, akıcı ve okuru sıkmayacak bir şekilde yazıyor. Bu yüzden denk gelirsem yazarın diğer kitaplarına da bir şans verip okuyacağım ancak ne yazık ki bu roman bana istediğimi veremedim. Bu yüzden tavsiye etme kısmını es geçiyor ve tercihi size bırakıyorum.

Baskı: Aşka İkinci Şans (Marriage to a Billionaire, #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/04/jennifer-probst-aska-ikinci-sans.html Jennifer Probst'un yayınlanan ikinci aynı zamanda serinin de ikinci kitabı olan "Aşka İkinci Şans"ı uzun süredir elimde olmasına rağmen okudum ve bitirdim ama bitmesini hiiiiç istemedim. Yazarın akıcı, okuru yormayan, merakla okunan ve her daim yüzünde bir gülümseme oluşturan, fazla uzatıpda cılkını çıkarmadan tadında bırakan bir kurgu yeteneği ve kalemi var. Zevk alarak okuyup dünyanın bütün stresinden kurtuluyorum şahsen :) İlk paragrafta dediğim gibi Marriage to a Billionaire serisinin ikinci kitabıydı. İlk kitapta tanıdığımız Maggie'nin aşık olmasını okuyorduk burada tabi aşık olduğu adamı yani Michael'ı da ilk kitaptan tanıyoruz. Cidden müthiş bir ikili :) Maggie'nin hazır cevap, güçlü her zaman ayakta durabilir ifadelerine karşılık Micheal'ın güçlü kudreli, sadık, ailesine bağlı, onlar için her şeyi göze alabilecek bir adam olması işleri baya karıştırdıysa da her zaman ki gibi aşk kazandı! Hani derler ya zıt karakterler birbirini çeker diye en büyük kanıtı Michael ve Maggie oldu :) Maggie'ye ilk kitapta bayılmıştım ve bunda ise ahh... Maggie... ah... kalbimde yine taht kurdu :) Kitaba dair çok alıntılı bir yorum yapamayacağım çünkü tam kendimi kaptırdım gidiyorum bir baktım ki bitti. Sanırım kısa zamanda bir kere daha okurum :) Çok keyif aldım ve cidden bir çırpıda okunan su gibi akan bir kitaptı. Tavsiye ederim. Serinin her iki kitabını da tavsiye ederim :)

#direnAşk
10/1014.04.2014

Baskı: #direnAşk

http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/04/ali-bolat-direnask.html Diren AŞK! Diyenlerden biri de ben oldum. İnsanların bu kitabı neden tavsiye ettiğini neden bu kadar sevdiklerini şimdi daha iyi anlıyorum. Ciddi anlamda biz gençleri anlatan, bizlerin gücünü gösteren aynı zamanda aşkın getirilerini okurun önüne seren bir kitap. Hiçbir kitabı okurken hiç bu kadar kendimi hissetmemiş, kendimi izliyormuş gibi düşünmemiştim. Etkileyici! Güçlü! Sürükleyici! Başka kelimelere gerek var mı? Bence yok! *** Odalarından çıkmayan, kendi sanal dünyalarından başka hiçbir şeyleri olmayan bu çocuklar, bu cesur adımları atmayı nereden öğrenmişlerdi? **** Ne yazık ki aşk, biz beklediğimiz anda değil, tam arkamızı dönüp vazgeçmişken kapımızı çalan bir misafir gibiydi ve bu gece bir kez daha anladığım gibi o kapı çalındığında ne yapacağını şaşırıyordu insan.

Yemin
8/1003.04.2014

Baskı: Yemin

http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/02/fatih-murat-arsal-yemin-zoraki-koca-2.html Bir FMArsal klasiği daha bitti! Zoraki Koca Serisinin ikinci kitabı olan Yemin'de Karahan ile Tuğçe'nin aşklarını okuduk... İtiraf ediyorum daha Osman'da sinirden köpürdüm diyordum ama yanılmışım Karahan'da çok daha fenaydı durum! 600 sayfalık ansiklopedi gibi kalın kitap bir Türk yazardan asla çıkamaz muhtemelen hep aynı şeyleri tekrarlamış durmuştur diye düşünebilirsiniz ve bende size keyif olarak söylüyorum ki yanılıyorsunuz. Evet oldukça kalın ve evet bir Türk yazar ama her satırından keyif alarak okuyacağınız ve nasıl bittiğini anlamayacağınız bir kitap da aynı zamanda. Bunu söylüyorum çünkü benim gibi Türk yazarlara ön yargılı yanaşan birçok okur vardır ben bile kırdıysam bu ön yargıyı sizlerde kırabilirsiniz.Yani kitapçılarda gördüğünüzde ikinci kere düşünmeden alın derim :) FMArsal, kalemine taptığım her kitabını ikinci kez düşünmeden aldığım, hevesle takip ettiğim bir yazar. Akıcı, sürükleyici, aşk dolu, heyecanlı, tartışmalı, kavgalı, entrikasız ihanetsiz, karakterleri mükemmelleştirmeden yazan ama okurun gözünde mükemmelleşen, kaleminde usta bir yazar... Bunları laf olsun diye söylemiyorum cidden ben bu adamın kalemine tapıyorum. Ve kitaplarını hevesle takip ettiğim nadir Türk yazarlardan biri. Her neyse artık kitaba dair yorumuma geleyim :)) Hiç sıkılmadan 600 sayfayı okudum diyebilirim ve zaman zaman sinirlendim aslında çoğu zaman sinirlendim ve zaman zaman eğlendim ve zaman zaman da bir aşkın yeşermesini izledim. Osman ve Gülay'ın hikayesindeki gibi durgun ama iliklerine kadar aşkı hissettiren bir kitap değildi hala benim için favori kitap Şahane Gelin ve favori karakterlerim onlar ama Karahan ve Tuğçe'nin ki de fazla itişmeli kakışmalı oldu yav... Arkadaş bir uslu durun ki düzgün laf edin ama yok kitabın sonuna kadar hep bir laf atışması laf dalaşı ayyy ben erkek olsam Tuğçe'nin gırtlağına yapışırdım ve bir bayan olarak da Karahan'ı çeker vururum! Resmen iki inatçı keçi gibiydiler... Gerçi onların bu hallerini okumak çok eğlenceliydi :) Ama itiraf edeyim okuyan bilir Karahan'ın Tuğçe'nin durumuna dair Rasim Bey ve abilerle konuşmasını düşünüyorum da... O durumda babam ve kardeşim olsa... sanırım birer tane geçirirlerdi suratına adamın. İyi sabırlılar vallaha :) Ahh bir de şu kız milletini anlamıyorum ya... nedir bu erkeklerin poposundan istedikleri... size ne ya ne kıskanıyorsunuz onlarındaki daha seksi daha sıkı daha güzel görünüyor diye... aaaaa :) hehehe çok eğleniyorum bu tür sohbetlerde ya :D vallaha bu FMArsal kadınları pek bir fena :) Ben her sayfasından zevk alarak okudum ve sizlere de tavsiye ederim güzel, çekişmeli bir aşk hikayesiydi. Ama... baştan okuyacakları uyarıyorum her ne kadar Kara'ya aşık olsanız da baya bir söveceksiniz de :) Ve bir de yorumumu bitirmeden Ephesus'u tebrik etmek istiyorum. Kapak tasarımı müthişti. Her gören bir kere daha bakıp çok güzel dedi :)

Zor Kadın
7/1003.04.2014

Baskı: Zor Kadın

http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/04/fatih-murat-arsal-zor-kadn-zoraki-koca-3.html Yine tipik FMArsal kalemi ve yine güzel bir aşk hikayesi Gerçi bu diğer kitaplarındaki gibi heyecanlı olmadı benim için çünkü ne olacağını biliyordum. Yazarımız facebook sayfasında yayınlamıştı bu kitabı ve keyifle okumuş Ateş'e saydırmış, Ecrin'e hayran kalmıştım ve şimdi tekrardan okurken sonunda neler olacağını bilerek okumanın da farklı tatları olduğunu keşfettim. Mesela Ateş hiç de beğenilecek bir adam değilmiş. Neyse o kısma sonra geleceğim Öncelikle kitapta Kara'yı ve Selim'i görmek çok güzeldi. Selim benim Tahir'den ve Doğan'dan sonraki favori erkek'im aslında üçünün de yeri ayrı ama bunlar gözümde bir taneler ahhh tabi bir de Ataman ya da Turgut mu deseydim o var onları da bir kitap olarak okusaydık çok fena olacaktı Konuyu dağıttım yine Neyse, ben bu karakterleri görmekten memnun oldum açıkçası bu yüzden zaten Fatih hocanın kalemini ve kitaplarını daha ayrı bir seviyorum. Adam resmen karakterler benim ister arkadaş yaparım ister düşman diyerek hepsini arkadaş yapmış bence iyi de yapmış Şahsen Tahir'in düşmanı olarak görmek istemem Selim'i Bak ya yine dağıldım hemen toparlanıp kitaba dönüyorum. FMArsal fanlarına özel olarak sormak istiyorum. Hiç nefret ettiğiniz, sevmediğiniz bir FMArsal erkeği var mı? Ben cevaplayayım önce.... benim artık var! Cidden ilk okuduğumda değil ama bu okumam da cidden Ateş'e ısınamadım. Adam ciddi anlamda odunun teki ya! Nerede o okuduğumuz Tahir, Doğan... nerede bir Tamer... tamam onlar gibi olsun demiyorum herkesin ayrı bir karakteri var ama sen git yontulmamış bir odun da olma! Cidden hiç hoşlanmadığım bir karakter oldu kendisi... Tam bir sinir kaynağı... Ecrin'e acıdım onun gibi biriyle bir ömür geçirecek olmasına... hayır aşık olsa ki kaç yazar Şimdi bütün sinirimi dökerken kitabı anlatırım korkusuyla susuyorum ama demeden geçemeyeceğim. Ecrin'e söylediği onca şeyi bana söylemiş olsaydı değil aşkımdan affetmek, gururumdan onu süründürürdüm! Her ne kadar bazen Ateş'i sevimli bulsam da hiç sevmediğim bir karakter oldu diye bir kez daha söylemek istiyorum. Ecrin'in hazır cevaplılığı, esprili yapısı, neşesi kitaba renk katıyordu. Ama bir de şu hemen yelkenleri suya indirmeseydi çok daha iyi olurdu bence! Hemen affetti, hemen vazgeçti... ya kızım bırak adam sürünsün ya dedikleri yenili yutulur cinsten değil... ama yok hanımefendi affetti! Sonunda böyle bir oduna bağımlı kalırsın işte. Neyse, ben kitabı beğendim ki zaten beğenmemiş olsam 2. kere okumazdım değil mi Ve tavsiye ederim klasik FMArsal kitabıydı! Tek farkla erkek karakterine aşık olmadım bu sefer... Buyurun kızlar Ateş sizin olsun tepe tepe aşık olun, adını sayıklayın isterseniz aranızda bölüşün

Baskı: Aşkın Varisi - The Brides & Sisters # 1

http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/01/lynne-graham-askn-varisi-sister-brides-2.html Bir önceki yorumumda Lynne Graham'ın kitabını -"Sicilya Tarzı İntikam"-pek beğenmediğimi söylemiştim ya aynı kitapta bulunan ikinci hikaye "Aşkın Varisi" daha iyiydi ona nazaran. Imm... yazarın bu hikayesi evet daha iyiydi. Duyguları daha hissedilebilirdi ama yine de yetersizdi. Kurgu müthişti daha uzun olsaydı bence daha etkileyici olabilirdi. Mesela Jaspar ve Freddy'nin aralarındaki ilişkiyi, diyalogları falan daha fazla okuma şansımız olsaydı bence kitap 5 üzerinden 5 lik bir kitap olurdu. Kurgu müthişti, olaylar ve yerler harikaydı... Konuşmalar ve diyaloglar... kavgalar ve barışmalar... hepsi iyiydi ama bunda da diğerinde olduğu gibi her şe fazla hızlıydı... Ama ilkine nazaran daha hoşuma gitti. Belki de çok fazla beklentim olmadığındandır. Yorumumu çok fazla uzatmayacağım bu hikaye en azından okunup, iyi vakit geçilebilinecek bir hikayeydi. Dediğim gibi şu kurgu şöyle 300 sayfalık ya da 200 sayfalık bir kitapta olaydı duygular hissedilir ve enfes bir şey ortaya çıkardı. Nedense bana çok fazla hızlı, geçiştirilmiş, biran önce mutlu sona bağlandırılmış gibi geldi. Her neyse... güzel vakit geçirmek isterseniz okuyabilirsiniz.

Baskı: Sicilya Tarzı İntikam ( The Brides & Sisters # 2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/01/lynne-graham-sicilya-tarz-intikam.html Harlequin kitaplarını seviyorum hele ki kısacık sıcacık hikayeleri ise okura inanılmaz zevk veriyor ama... işte amalar da oluyor bazen ne yazık ki... Lynne Graham... yazarın methini o kadar duydum ki... kalemini seven okur kitlesi o kadar fazla ki insanda bir merak oluşturuyor ve okuma isteği doğuyor insanın içinde... Benimde doğdu ve okuyayım dedim ahh bir de bu kitap, kitap sayfalarından tanıdığım sonra yüz yüze tanıştığım ve samimiyeti ve güler yüzlülüğü ile sevgimi ve saygımı kazanan arkadaşımın hediyelerinden biri olunca da daha bir hevesle okudum ancak yazarın kalemine tapılacak bile kalem gibi bakamadım. Tamam yazar fena sayılmaz. Okuru sıkmıyor ve kurgusu gayet akıcı bir şekilde akıyor bunları inkar edemem ama bana olaylar fazla hızlı geldi. Aslında çok iyi başlamıştı... ama hangi ara birbirlerinden aşık olacak kadar etkilendiler anlamadım gitti. Ya tamam ilk görüşte aşka birçok kitapta tanık oluyoruz ama bunların ki bana fazla hızlı geldi hadi onu da geçti diğer kitaplarda duygu yoğunluğundan her şeye "he" diyebilirken bunda duygu konusunda eksiklik hissettim... Kurgu çok iyiydi ama kitabın bence eksikleri vardı... Mesela duygudan yoksundu, Misty'nin kimliği çok ani ortaya çıktı... Adam çok çabuk aşık oldu! Ki bu aşkı ben okurken hiç hissedemedim. Bazı şeyler havada kalmış sanki biran önce tatlı son olsun da bitsin modunda geldi bana... Her neyse... Takip eden bilir Harlequin'in "Classics" olarak yayınladığı kitaplarda iki hikaye oluyor ilki "Sicilya Tarzı İntikam"dı ve ikincisi de Lynne Graham'ın ve yazarın o hikayesini de okuyacağım bir şans daha vermek adına... Dilerim bundan daha iyidir... Ahh bir şey daha vardı... Kitapta "erkek" diye bahsediliyordu Leone'den. Artık orijinalinde nasıl bir kelime kullanıldı bilmiyorum ama genelde kitaplarda "adam" kelimesini okumaya alışığız ve "erkek" onu yaptı bunu yaptı şeklinde okumak... bilemiyorum... olmamıştı ya... Ha yanlış anlaşılmasın çeviri çok iyiydi, devrik cümle, imla hatası falan yoktu ama o "erkek" tabirine takıldım işte... :( Ama.... ama... şu iki cümle Leone ve Misty arasındaki şu iki cümle çok hoşuma gitti. Bir sevdiğim kısım bu sanırım :)) *** Duygusal olarak hala sarsılıyor olan Misty, gümüş grisi gözlerinde pırıltılarla fısıldadı: "Seni bulduğum gün, öldüm ve cennete gittim." Leone duygusal bir sesle, "Bense, cehenneme düşmeden önce, cenneti bulmuş olduğumu anlayamadım." *** Cidden aşkı hissettiren bir kitapta bu cümleler çok etkileyici olabilirdi... Genel anlamda kurguyu sevsem de olaylar bana çok hızlı geldi. Duygu adına pek bir şey hissedemedim... O yüzden de pek sevdiğimi söyleyemem... Sanırım ilk sevemediğim Harlequin oldu. Tercih sizin... isterseniz okuyun ama ben şahsen tavsiye edemem... :(

Baskı: Geceyarısı Tutkusu (Tuzak Üçlemesi, #3)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/01/tracy-anne-warren-geceyars-tutkusu-trap.html Ve kalemine taptığım bir yazarın daha kitabını bitirdim. Bir yıldır beklediğim ve artık çıkması konusunda ümidimi kestiğim kitabın çıktığını görünce hemen aldım ve neredeyse hemen de okudum. Aslında hemen okuyamadım. Yoğun bir iş programım olduğundan dolayı biraz elimde oyalandı kitap ama yine de her satırından zevk aldım diyebilirim :)) Tracy Anne Warren,akıcı, sürükleyici zaman zaman eğlendirici aşkı hissettiren bir kaleme sahip bir yazar. Daha önce yazarın iki kitabını -aynı zamanda serinin ilk kitabı- okumuştum ve bu üçüncü kitabı... "The Trap Serisi"nin üçüncü ve son kitabı Geceyarısı Tutkusu, daha önceki kitaplardan tanıdığımız utangaç, kültürlü, okumayı seven ama sosyal olmayan, konuşmayı pek beceremeyen Eliza ile sosyal, genç kızların hayranlığını kazandığı, yemek yemeyi seven Kit'i konu alıyor. Seriden biraz bahsetmek gerekirse, 3 kitaptan oluşuyor ve her kitap bir çifti, karakteri anlatıyor ama bu karakterler birbirleri ile bağlantılı karakterler. Diğer kitapların da blogda yorumları olsa da onlardan da biraz bahsetmek istiyorum. Serinin ilk kitabı "Kollarımdaki Yabancı", Reaburn Dükü Adrian Winter ile Leydi Violet Brantfort'un evliliklerini, Violet'ın büyük sırrını ve bu sırrın aşklarına neler yaptığını konu alıyor. İkinci kitabı "Gül ve Diken", Violet'in ikizi Leydi Jeannette Brantford ile Darragh O'Brien'ın tanışmalarını aralarındaki çekici ve Darragh'ın oyununu ve sonrasında aşkın nasıl kazandığını anlatıyor. Son kitap "Geceyarısı Tutkusu" ise Violet'ın en yakın arkadaşı Eliza Hammond ile Reaburn Dükü Adrian'ın kardeşi Lord Christoper(Kit) Winter'ın aralarındaki çekimi, Kit'in akıl hocalığını ve ikisi arasındaki aşkı anlatıyor. Kısaca üç kitabında özetini geçtikten sonra asıl kitabımıza dönerek yorumuma gelelim. :) Kitap içeriğine girmeden önce genel bir yorum yapmak istiyorum. Kitabı beğendim hem de çok ama ımm bazı yerlerde beni tatmin etmeyen bir şey vardı. Sanırım tam olarak beklediğim bu değildi. Diğer kitapları daha güzeldi sanki. Ben Kit ve Eliza'yı bu şekilde tahmin etmemiştim. Gerçi tam olarak nasıl bir şey bekliyordum bilmiyorum ama... Neyse... yine de kitap güzeldi. Beğendim gerçi yazarın dilini sevdiğimden olsa gerek okurken keyif aldım. Fazlasıyla kitap içeriğine girebilirim :)) Öncelikle söylemek istiyorum ki Violet & Adrian çiftini ve Jeannette & Darragh çiftini mutlu ve çocuklu görmek çok güzeldi ama keşke oları daha fazla okuyabilseydik. Hani onların da ilişkilerini falan :)) özlemişim bu çiftleri :)) Gerçi Violet'ı baya okuduk eee Eliza'nın arkadaşı ve Eliza'da onların evinde kalıyor okumamız normal tabi :) Neyse... :)) Eliza'nın utangaç tavırlarını ve sosyete rahatlıkla karışabileceği davranışlarını geliştirmesi, kıyafetleri ve saçlarını değiştirmesi konusunda Kit'in akıl hocalığı yapması iyi fikirdi. Kit ve akıl hocalık... okumak güzeldi ama daha fazla olmalıydı o satırlar. Eliza'nın bir anda popülerliği yakalaması ve Kit'in her ne kadar kıskansa da itiraf edemez tavırları ise okumaya değerdi. Hele saçlarını kestirme muhabbetinde kuaförün tavırlarına çok eğlendim. :) Elbise seçimlerinde de Jeanette'nin moda aşkında da çok eğlendim. :) İlk başlarda Kit'in yarattığı Eliza'dan hoşlandığını düşünmüştüm ama daha sonra fark ettim ki ikisi beraber çok zaman geçiriyorlar ve Kit, Eliza'da hoşuna giden tarafları keşfediyor, onun arkadaşlığında hoşlanıyor... Bunları keşfedişini okumak da çok güzeldi. Gerçi başlarda saç ve kıyafet değişimiyle çekici ve daha güzel hale gelen Eliza'dan etkilenmesi hiç hoşuma gitmedi ne yani her şey dış görünüş mü? dedirtti ama ilerleyen sayfalarda davranışlar, konuşmalar, bakışlar, karakteristik özellikleri keşfederken Eliza'ya aşık olması daha hoşuma gitti. Kit'in eğitim aldığı yıllardan tanıdığı Vikont Brevard'ın Eliza'dan hoşlanması ve ona evlilik teklif etmesi... Kit'in duygularını harekete geçiren şey oldu bence! Hani elinizdekinin değerini kaybedince anlarsınız ya işte Kit'in durumu biraz öyle oldu. Ama... ama... Brevard'a haksızlık yapıldı. Cidden tam bir beyfendiydi ve Eliza'yı hak ediyordu... Bu şekilde olmamalıydı olaylar Brevard için... ama işte aşk kazanacak ya... Şahsen ben Vikont Brevard'tan daha çok hoşlandım :)) Kit'in aşkını itiraf edişini de paylaşmak istiyorum sizlerle :)) Loş, şimşekli ışık altında gözlerinin içine baktı Eliza. "Lütfen, Kit. Lütfen bırak beni." Kit yavaşça başını salladı. "Bırakamam. İnan bana denedim ama olmuyor. İnkar edilemez şekidle sana olan arzumdan acı çekiyor olsam da duygularım çok ama çok daha derin." İfadesi ciddiydi, Eliza'nın dudaklarına bir öpücük kondurdu. "Seni seviyorum, Eliza." Tamam itiraf ediyorum ben bu sahneyi biraz daha romantik hayal etmiştim :) Artık yorumumu bitiriyorum. Kitap hoşuma gitti, okumaktan zevk aldım. Hikayesi, kurgusu hayal ettiğim gibi olmadı bu konuda birazcık hayal kırıklığına uğrasam da yine de beğendim kitabı. Imm... puan vermek isteseydim sanırım 3,5 verirdim... The Trap Serisi kitapları: Kollarımdaki Yabancı Gül ve Diken Geceyarısı Tutkusu Seriyi sizlere tavsiye ederim. Tarihi aşk romanı, lordları, leydileri, dükleri vikontları okumayı seviyorsanız bu seriyi de seveceksiniz. Dilerim Koridor Yayınları, yazarın diğer kitaplarını da yayınlar, şahsen yazarın kalemini çok seviyorum bu yüzden okumayı çok isterim. O yayınlamasa da inşallah başka bir yayınevi alır haklarını :))

Ölüme 5 Kala
7/1021.01.2014

Baskı: Ölüme 5 Kala

http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/01/mark-billingham-olume-5-kala.html Ve Orkinos'un en yeni kitabı "Ölüme 5 Kala"'da okundu ve bitti... "Seni İzliyorum"un yorumunda da demiştim yayınevinin başka kitaplarını da okumayı istiyorum diye ve "Seni İzliyorum"u her ne kadar beğenemediysem de bu kitabı beğendim. Güzel bir polisiye, cinayetli, suç kitabıydı. Gizemliydi de... Mark Billingham'ın ülkemizde yayınlanan ilk kitabıydı ve hem yeni bir yazar tanıdık hem de uzun zamandır polisiye okumamıştım benim için güzel bir değişiklik oldu. Hep yaptığım gibi yazarın diline dair bir yorum yapacağım. Akıcı bir üslubu vardı yazarın okuru sıkmıyor ve tek bir konu üzerine yoğunlaşmıyor. Bir cinayet işlenip de sadece polisiye türünde kalmayıp karakterlerin hayatlarına da dokunuşlar vardı kitapta bu da yazarın kalemini ve kurgusunu bir üst kademeye ulaştırıyor dolayısıyla... Az çok bu tür kitaplardaki yorumumu okuyanlar bilirler ben tek bir konu üzerine odaklı kitapları sevmiyorum. Mark Billingham bu kitapta tam benim istediğim kıvamda bir kurgu yaratmış. Cinayetler, polisiye, gizemin yanında karakterin özel hayatına da dokunmuş kalemi ve bu benim hoşuma gitti. Bu arada Mark Billingham'ın Tom Thone adında bir serisi var. Ve bu kitabın karakteri de Thorne olunca seriye ait m diye araştırdım ve evet seriye ait görünüyor. Hani her kitabında farklı konular işlenen seriler vardır ya onun gibi bir seri bu da... sanırım... Dilerim yayınevi yazarın diğer kitaplarını da bizlerle buluşturur. Ne yazık ki kitap içeriğine giren bir yorum yapamayacağım. Yani bu bir polisiye kitap içeriğine girersem kitabı anlatmak zorunda kalır ve bütün heyecanını öldürürüm bu yüzden o kısımlar için susuyorum :) Kitabı genelde anlamda beğendim. Zaman zaman durağan geldiği yerler oldu ama konusu güzeldi, kurgusu güçlüydü yazarın. Polisiye, dedektifli kitapları severlere tavsiye ederim okuyun eminim ki yazarın kitaplarını takip etmek isteyeceksiniz. Sanki polisiye bir dizi izliyormuş gibi hissedeceksiniz... Ayrıca kitabın kapağını tanıtımını yaparken de dediğim gibi sevdim. Beyaz zemine siyah yazıyı Koridor Yayınları yapıyordu polisiye kitaplarında ve ben oldukça beğeniyordum bunu başka yayınevlerinde de görmek cidden çok hoş. Bu model kapakları yakıştırıyorum bu türe.

Baskı: Ella ve Micha'nın Sırrı (The Secret #1)

http://illekitap.blogspot.com/2014/01/jessica-sorensen-ella-ve-michann-srr.html Ve bende sonunda Micha ile tanışanlardan biri oldum :) Cidden çok da memnun oldum tanıştığıma :)) Öncelikle Pena Yayınları'nın en bomba kitaplarından biriydi Ella ve Micha'nın Sırrı ve kapak biraz erotizm gibi görünse de kitap erotik değildi ve her ne kadar arkasında yetişkin okurlar için ibaresi bulunsa da o ibareye gerek yoktu bence. Jessica Sorensen'in ilk okuduğum kitabıydı ve kadının dilini cidden sevdim. Akıcı, okuru kitaba bağlayıcı, sıkmadan okurun kapılıp gitmesini sağlayacak kadar hafif, okuru yormayacak kadar güzel bir dille yazılmış bir kitap. Ella ve Micha'nın Sırrı bir seriye ait bir kitap ve ilk kitaptı. "The Secret" serisinin kitabıydı ve seri 4 kitap ve bir ara kitaptan oluşuyor. Günümüz aşk romanı kategorisinde yer almasının yanında genç yetişkin (young adult) kategorisinde de yer alıyor. Kitap çok hoşuma gitti ve keyifle takip edeceğim bir seri daha buldum. Ki 2. kitabın çıkmasını bekliyorum ama... kitapla ilgili bir detay vardı hoşuma gitmeyen. Neden bilmiyorum ama ben kitapların ya tek bir bakış açısından yazılmasını ya da direk üçüncü şahıstan yazılıp herkesin açısında okumayı isterim. Ama bu kitapta bir Micha'nın bir Ella'nın bakış açısından yazılmıştı kitap ve bu evet iyiydi her ikisinin de düşüncelerini okuyabiliyorduk ama benim pek sevmediğim ve nedense ısınamadığım bir yazım tarzı. Ki bu durumda snaki bazı duygular biraz havada kalmış izlenimi verdi bana... :( Öyle olmayaydı benden 5 üzerinden 5 alırdı bu kitap. Ama bu demek değildi ki kitabı beğenmedim veya takip etmeyeceğim. Beğendim ve zevkle takip edeceğim bu seriyi. Araya resim koydum çünkü bu kısımda kitap içeriğine gireceğim. :) Ella karakterini çok sevdim ama büyük hatalarda yaptı. Bence hiç kimseye söylemeden çekip gitmek özellikle de en yakın arkadaşın her şeyini paylaştığın birinden gizlice kaçarcasına gitmek... olmadı. Ayrıca gitmeden önceki Ella'yı hani şu Micha'nın tanıdığı Ella'yı daha fazla okumayı isterdim. Ama onun dönüştüğü kişi de fena sayılmazdı. Biraz ikilemde kaldı gibi ama olsun. Micha... Micha... okurların neden hep bu ismi sayıkladığını okuyunca anlıyoruz. Cidden onun bıraktığı izlenimdeki bir erkekten beklenmedik tavırlar, davranışlar ve tutumlar sergiledi. Ella'nın gitmesiyle çok büyük bir yıkım yaşadığını daha sonradan onun bakışından okuduğumuz satırlarda bunu görüyoruz. Ama keşke o satırlar daha fazla duygulu olsaydı :)) Başlıktan Micha ve Ella'nın cidden büyük bir sırrı olduğunu düşündüm hep ama meğersem sadece gençlik, kanın deli aktığı dönemdeki bir sorumsuzluktan kaynaklanan ve hiç kimsenin suçu olmadığı bir konuymuş. Ahh bunu söylemezsem içimde kalır. Normalde kitaplarda hep alıştığımız bir şey vardır. Kadın karakter erkek karakteri başka biri ile beraber görünce hemen arkasını döner çeker gider ve erkeğe açıklama yapmasına fırsat bile vermez. Micha'nın partisinde Ella, Micha'yı Naomi ile onun yatak odasına giderken görüyor ve arkasını dönüp kendi evine gidiyor. Micha'da Ella'nın evine gittiğinde gördüklerini söylüyor ve açıklamasına izin veriyor! İşte bu benim nazarımda bir değişiklikti ve Ella'yı çok takdir ettim. Ella'nın ağabeyi Dean'e cidden sinir oldum. Normalde Dean ismini severim ama bu kitaptaki Dean karakteri bu isimden soğumama neden oldu.Sen ne biçim ağabeysin dedirtti ama inanıyorum ki onunda sebepleri vardı bunu belki gelecek kitaplarda okuyabiliriz. Ella ve Micha'nın araba yarışı sırasındaki tavırları çok iyiydi hele ki onların gizli yerindeki satırlar... ve çimde ıslandıkları satırlar... Micha'nın kaza yaptığı kısım... ve sonunda Micha'nın Ella'yı okuldan almaya geldiği... Ayyy bu ikisinin olduğu her satır su gibi aktı. Ayrıca Lila'yı çok sevdim ama Ethan'ı ondan çok sevdim :) O ikisinin hikayesini de merak ediyorum. Yanılmıyorsam 3. kitap onların hikayesi ve onlara dair bir ara kitap var ve o ara kitabı kesinlikle okuyacağım! Muhtemelen İngilizce okumak zorunda kalırım ama olsun :) Daha fazla kitap içeriğine girmesem iyi olur yoksa komple kitabı anlatırım ve okumanıza gerek kalmaz :) Kitabı beğendim benden dediğim gibi 5 üzerinden 5 alırdı ama ne yazık ki sevmediğim bir çift yazım olduğu için 4 aldı. 2. kitabı merakla beleyeceğim biran önce çıkar inşallah diyorum. Duy sesimi sevgili Pena :) The Secret serisinin kitapları: Ella ve Micha'nın Sırrı The Forever of Ella and Micha The Temptation of Lila and Ethan The Ever After of Ella and Micha Lila and Ethan: Forever and Always (ara kitap)

Baskı: Aşka Adanmış Bir Gün (MacKinnon’s Rangers #3)

http://illekitap.blogspot.com/2014/01/pamela-clare-aska-adanms-bir-gun.html Veeee sonunda Koridor Yayınları, MacKinnon's Rangers serisinin son kitabını çıkardı ve bende soluğu kitapçı da alıp kitabı almama rağmen yeni okuyabildim. İtiraf ediyorum her satırından ayrı bir keyif aldım elimden bırakmayı hiç istemedim ve bir o kadar da bitmesini istemedim. Nasıl da özlemişim P.Clare kalemini, İskoç Komandolarını ve MacKinnon'larımı... Şöyle bir bakındım bloguma da daha önce yazarın Teslimiyet ve Günahkar kitaplarını okumama rağmen yorumlarını burada paylaşmamışım bu yüzden yazarın kalemine değinerek yorumuma başlamak istiyorum. Pamela Clare ülkemizde MacKinnon's Rangers üçlemesinin kitapları ile tanıdığımız ve benim kalemine taptığım İskoç kahramanlarını yazan ve her kitabı okunan nadir yazarlardan biri. Akıcı, sürükleyici, savaş anlarını kanınızı donduracak kadar, aşkı iliklerinizi titretecek kadar hissettiren bazen okurken kaş çattıran bazen gülümseten bazen içinizi sızlattıran bazen kalbinizi hızla attıran soluksuz okutturan, sonunu merak ettiren ama bitmesini hiç istemeyeceğiniz bir kalemi, kurgu gücü var yazarın. Amma iltifat ettim yalnız... ama cidden yazar hakkında düşündüklerim bunlar. Kısa bir bilgilendirme de yapayım seri hakkında. MacKinnon's Rangers serisi üç kitaptan oluşan üç erkek kardeşin hayatını, aşkını konu alan tarihi/ortaçağ aşk romanı. Iain, Morgan ve Connor MacKinnon, İskoç'lar. Yani anlayacağınız İskoç erkekleri... şu savaşçı, aşık olunası olanlardan :)) Size alıntılarla dolu bir yorum yapamayacağım çünkü bu kitabı o kadar uzun süredir bekliyordum ki okuyunca da kendimi öyle kaptırdım ki alıntlılara post-it yapıştırmayı unuttum ve şimdi de sayfalarda aramaya aşırı derecede üşeniyorum... Ama konu içeriğine giren bir yorum yapacağım... :) Aşağıdaki iki resim arasında konu içeriğine giriyorum :) *** Connor MacKinnon ilk kitaptan beri en çok merak ettiğim karakterdi. Iain ve Morgan'dan çok daha farklı bir karakterdi benim için ve Wentworth'un komandolarına katıldıklarından onlardan daha gençti daha deliydi daha farklıydı... Şimdi onu beş yıllık bir komando olarak okumak, olgunlaşmış, savaşçı ve eline fazlasıyla kan bulaşmış biri olarak okumak çok farklıydı... Sarah ve Connor'ın karşılaşmaları ve birbirlerine karşı çekimleri çok iyiydi. Hele kitabın girişi... müthişti. Sarah'nin esir düşmesi, her şeye rağmen güçlü duruşu... asilliği... her şeyiyle sempatimi kazana güçlü bir kadın karakterdi... Connor'ın Sarah için yaptıkları... Onu Şavnilerin elinden kurtarması, zoraki evlilikleri, onu hayatı pahasına koruması... ama içlerinde arzuya yenik düşmeleri ve aşkın ateşinde yanmaya başlamaları insanın içini ısıtan kalbini dolduran satırlardı. İnkar edecek değilim serinin 1. ve 2. kitabında Lord Wentworth'tan nefret etmiş ve çoğu zaman MacKinnon'lardan birine tak etmesini onu öldürmesini istemiştim ama ilk defa bu kitapta adama sempati duydum. O da sevdiği biri söz konusu olduğunda her şeyi gözden çıkarabiliyormuş. Hele kitabın sonunda pusuya düşüp de saldırıya uğradıklarında Connor, Sarah'nın o saldırıdan kurtulması için Wentworth ile göndermeye çalışmasına karşılık Wentworth'un verdiği karşılık... yaptığı fedakarlık bütün seri boyunca beslediğim kini alıp götürdü. Vallaha ondan böyle bir şey beklediğimi inkar edemem. Aşık Connor'ı aşık Iain ya da Morgan'dan daha çok sevdim. Ayrıca onları okumak da çok güzeldi. Hele Iain'i ve Morgan'ı baba olarak okumak onların ufacık küçücük yavrucaklarını okumak aşırı derecede keyifliydi. *** Kitabın içeriğine dair çok söyleyeceğim şey olmasına rağmen kısa kesmek sanırım daha iyi çünkü okumak isteyenlere engel olmayalım. :) Şahsen ben Pamela Clare'in diğer kitaplarını da okumak isterim. Dilerse Koridor yayınlayacağı serinin kitaplarını birer yıl arayla yayınlasın ama yeter ki yayınlasın modundayım. Mesela Blakewell/Kenleigh Family üçlemesini yayınlayabilirler yada I-Team serisini... Her neyse... Ben şahsen bu seriyi çok severek ve keyif alarak okudum ve sizlerede tavsiye ediyorum. İskoç erkeklerinin olduğu, aşkın ve savaşın olduğu ama her şeye rağmen aşkın kazandığı bir seri... Keyifle okuyacğaınız, her satırında keyif alacağınız bitmesini hiç istemeyeceğiniz bir seri. Şiddetle tavsiye ederim okuyun! MacKinnon's Ranger Üçlemesi'nin kitapları sırası ile Teslimiyet Günahkar Aşka Adanmış Bir Gün

Baskı: Sımsıcak (Buchanan, #8)

http://illekitap.blogspot.com/2014/01/julie-garwood-smscak.html Çıktığında göz diktiğim ve ilk karşıma çıktığında da görmemişler gibi saldırıp aldığım ardından da gizli kapaklı eve soktuğum yeni kitabım Garwood kaleminden "Sımsıcak". Garwood'un şimdiye kadar hiç günümüz romanlarından okumamıştım ve açıkçası nasıl olacağını bilememiştim. Ki okurken başlarda biraz sıkılır gibi oldum çünkü o kadar alakasız karakterleri okuyordum ki bana hep aynı monotonlukta gidecek gibi geldi ama... gel gör ki konuya Sam Kincaid girince... adam bir de İskoç olunca... eridim bittim... keşke kollarında eriyip biten Lyra değilde ben olaydım dedim :P Tamam itiraf ediyorum İskoç erkeklerine karşı aşırı bir zaafım var :) sanırım bir tane bulmadan da rahat edemeyeceğim... Allah'ım duy sesimi :)) Kitaba geri dönmek gerekirse benim biricik yazarım kalemine tapındığım yazarım Garwood bana kendini günümüz aşk romanı türünde de kanıtladı. Zaten eski çağ kitaplarında mükemmel kalemi olduğunu gösteren yazarım bu türde de şaheserler yarattığını gösterdi. Ki zaten kitap nasıl bitti anlamadım bir baktım bitmiş... Tamam yazara daha fazla iltifat etmeyeceğim gerçi iltifat etmiyorum samimi olarak düşüncelerimi belirtiyorum :) Kitabın ilk 50-60 sayfasında biraz sıkıldığımı itiraf etmeliyim cidden bazı karakterlerin nasıl bir araya geleceğini falan düşününce sıkıcı göründü gözüme ama daha sonra kitap aldı başını gitti. Ne oldu, nasıl olaylar gelişti ne ara sonuçlandı anlamadım... bir yaprak gibi kitabın rüzgarına kapıldım ve bittiğini anlamadım ama bittiğinde de biraz daha okuyaydım keşke dedim. Sam Kincaid... sanırım bu bizim Gelin kitabında okuduğumuz Alec Kincaid'in soyundan gelen bir adam :) hem kitabın içeriğinde de diyordu zaten İskoçya'da toprak sahibi olarak Lord Kincaid olacak diye... işte kalbimi tam 12'den vurdu adam ya.... Açıkçası kitaptan çok Sam'in rüzgarına kapıldım ben sanırım... itiraf ediyorum :) Lyra'da çok sevimli bir karakterdi ama o kadar iyi yürekli ve sevecen ki alıp içime sokasım geldi. Gerçi hiç yoktan bir maceranın içine atıldı orası farklı bir konu ama neyse.. gerçi nasıl bilebilirdi ki projesinin yapacağı parktaki gizemli olayları... Neyse kitap içeriğine giren bir yorum yapmayacağım ama Sam ve Lyra'nın olduğu satırları çok severek okudum. Sohbetleri, tavırları muhteşemdi. Hele ki Sam'in onun yerine görevi devralmak, Lyra'yı korumak için gelen iki yakışıklı podyumdan fırlamış korumaları kıskanıp geri göndermesi müthişti. :) Şimdi kitaptan bir iki alıntıyı da sizinle paylaşıp yorumumu bitiriyorum: *** "Bir sorum daha var, sonda susacağım," diye söz verdi Lyra. "Ciddi bir ilişkin var mı? Sen de bana John Forest hakkında sorular sordun," diye vakit kaybetmeden hatırlattı. "O sorunun belirli bir nedeni vardı," dedi Sam. "Benim sorumun da belirli bir nedeni var." "Öyle mi? Ne?" "Merak ediyorum." Sam birkaç saniye duraksadı. "Hayır" Lyra içini çekti. "Hayır, ne?" "Ciddi bir ilişkim yok." "Hiç aşık oldun mu?" "Evet." "Ne oldu?" "Onunla evlendim." *** Sam, "Şimdi ne düşünüyorsun?" diye sorana kadar gözlerini onda diktiğini fark etmedi. "Seni." Sam kaşlarını çatarak ona baktı. "Öyle mi?" "Gittikten sonra seni bir daha görüp göremeyeceğimi merak ediyordum." "Tahmin yürütmem gerekseydi, sanmıyorum derdim." "Bu yeterli değil. Bilmeliyim." "Neden?" "İleride seninle tekrar karşılaşacağımı bilirsem, bu gece sakin bir gece olur. Biraz televizyon izledikten sonra odalarımıza çekiliriz." Sam'in merakı uyandı. "Peki beni bir daha görmeyeceksen?" "Bu durumda, bu gecenin sakin geçmeyeceğini sana garanti ederim." *** İşte bir İskoç erkeği... sever ve onunla evlenir... Biliyorum... biliyorum... bu aralar İskoç erkeklerine takmış bulunuyorum... Susuyorum ama ondan önce size bu kitabı tavsiye ediyorum. Ayrıca "Sımsıcak" kitabı Julie Garwood'un "Buchanan-Renard" serisine ait bir kitaptı. Serinin daha önce yayınlanan kitaplarını da aşağıda sizlerle paylaşıyorum: Buchanan-Renard Serisinin ülkemizde yayınlanan kitapları: Sende Yanarsın Gölgede Dans Ateş ve Buz Sımsıcak

Şahane Gelin
9/1029.12.2013

Baskı: Şahane Gelin

http://illekitap.blogspot.com/2013/12/fatih-murat-arsal-sahane-gelin.html Imm.... insanın ağzında inanılmaz tat bırakıp yüzünde gülümseme ilke kitabın kapattıran FMArsal kaleminden bir kitap daha bitirdim. Çoğunuzun yeni mi okuyorsunuz dediğini ya da düşündüğünü duyar gibiyim ama yanılıyorsunuz yeni okumuyorum. Bu kitap benim ilk FMArsal kitabımda ve e-kitapken okumuştum ve birçok sahnesini, sayfasını hatim etmiştim şimdi de basılı haline elim giderken engel olamayıp aldım ve kuru kuru almadım tabi ki! Yazarımıza da imzalattım diyip havamı attıktan sonra yorumuma geçeceğim. Gerçi Fatih hocanın kalemine dair bir yorum yapmayacağım. Daha önceki kitaplarının yorumlarından anladığınız gibi ben bu adamın kalemine tapıyorum! Aman şimdi Fatih hoca okur yorumumu da 'adam' kelimesine takılır falan... hocam bu kelimeyi tamamen heyecanımı anlatmak ve kaleminizi ne kadar sevdiğimi göstermek amacıyla kullandım. Neyse açıklamaya çalışırken daha fazla batırıyormuşum hissine kapıldım birden :D Bir anlık heyecan ve sevinç belirtisi ile kurulan bir cümle işte :) Kitap dediğim gibi benim ilk FMArsal kaleminden okuduğum kitaptı bu yüzden bende yeri ayrı ve her ne kadar Doğan'ı sevsem de en çok ya da Tamer'i Osman'ın yeri bende ayrı tıpkı Gülay gibi :)) Kimse Osman hakkında diyeceklerime kızmasın lütfen! Ama Osman bildiğiniz öküz... hatta odun! hatta kütük! Arkadaş ne olursa olsun bir insan bir insanı aşağılayamaz ya! Her okuduğumda Gülay'a söylediği sözlerde içten içe baya saydırmışımdır! Vallah bu adam insanı kanser eder! Ya bari sevindiğini göster bari ya... adam sevinse bile surat asıyor... Ayrıca Gülay'da.. ya ne diyeyim ben sana güzelim ya... ben olsaydım onda laftan sonra resti çeker, tavrımı koyar, defol git derdim... Sendeki de iyi sabır her şeyi sineye çektin! Gerçi sonunda Osman'ı adam ettin ya bravo sana... :)) Bir de kitabı kötü olarak eleştireceğim bir yer yaratmış Fatih hoca :) Osman İstanbul'a döndükten sonra Mustafa ile telefon konuşmasında Mustafa Osman'a 'kuzum' diye sesleniyor... Açıkçası bu kelime olmamış be hocam... Bu kelime artık eski siyah beyaz ya da 80'lerde 90'larda kalma Türk filmlerinde kaldı. Hani şu Hülya Koçyiğit filmlerinden :)) ki her şeyi bir kenara bakalım hangi Türk erkeği bu kelimeyi kullanır ki? Tatlım, hayatım demeyenler... olmamış be hocam bu kelime... Cidden komik ve gülünesi geldi bana... alınmayı lütfen ama okuduğumda bunu düşündüm ilk olarak ve tarafsız olarak yorum yaparken söylemem gerektiğini düşündüm :) ki biliyorsunuz ki kitaplarınızı ne kadar severim :) Sanırım ilk defa kitap içeriğine giren bir yorum yapmayacağım ama kitabı okurken o kadar çok yere post-i yapıştırdım ki sizlere alıntılarla dolu bir yorum okutacağım :)) Ahh bir de fikirlerimi açıkça söylüyorum ki kitap kapağını ilk aşta beğenmemiştim. Benim hayalimdeki Gülay çok daha farklıydı! Her ne kadar kitapta seksiliği ve çekiciliği vurgulansa da ben daha çok masumane bir kızı canlandırdım gözümde... İlk gördüğümde kapağı dolayısıyla beğenmedim. Dediğim gibi benim hayalimdeki Gülay bu değildi! Ama... ama kitabı elime aldım ve kapaktaki yüzle okumaya başladığımda "evet" dedim. Bu anlatılan Gülay'a benim canlandırdığımdan daha çok uyuyor... ve kapak cidden hoşuma gitmeye başladı... Sonrasında ise kapak benim için tablo misali izlemelik oldu! Tıpkı Gülay'ın izlenmelik bir kadın olduğu gibi... :)) Duygu ve düşüncelerimi belirttikten sonra sizlere bir sürü alınt yazıyorum :)) Okuyanlar hatırlasın, okumayanlar da meraklansın :) *** Gülay'ın gülümsemesi çekingen ve bir o kadar da sevimliydi. Mustafa daha da cana yakın gülümsedi. Doğrusu bu garip saçlı kızın gülümseyişi güneşi yeryüzüne inişi gibiydi. Herkesin içini ısıtabilirdi. Aynı anda aynı şeyi iki erkek birlikte düşündüler. 'Gerçekten kahkaha atsa ne olurdu acaba?' *** "Bu kazan sana Allah'ın bir hediyesi. Bu kadında öyle! Ama sen ne yapıyorsun? Ailesi için hissettiğin nefreti ondan çıkarıyorsun. Kim tanımadığı bir adamla evlenmek ister? Söyle bana kim? Üstelik de senin gibi huysuz ve duygusuz bir adamla! Sen şimdi onu üzdün de, ailesinin haberi oldu mu sanki? Onların da canı yandı mı? Yanmadı tabii... Ama o, şu sakat haliyle bile sana itiraz etmedi, seni onurlandırdı." *** "Ben senin yerinde olsam, önüme bakar, yeni bir hayat kurmanın tadını çıkarırdım. Sana nasıl bakıyor görmüyor musun? Sen ne dersen yapacak kadar sana tapıyor! Bunu nasıl becerdin bilmiyorum ama kızcağız kendini tümüyle sana bırakmış... Kaderini kabullenmiş! Ben bunu asalaklık olarak tanımlamazdım. Belki sana mahkum kalan bir melek diyebiliriz? Şeytana boyun eğen bir melek!" *** "Aşk denen şeye zaten inanmam. Ayrıca varsa bile ikimizin arasında olmasına izin vermem. Şu anda tüm istediğim bu evliliği bir an önce bitirip hayatıma kaldığım yerden devam etmek. Sen olmadan..." *** 'Bende senin gibi bir kızla karşılaşmadım!' diye itiraf etti. Tabii ki içinden! 'Sen çok farklısın ve bu beni korkutuyor...' *** "Seni sevmemi isterdin değil mi?" diye azıyla sordu. "Seni sevseydim, intikamını tam almış olurdun. Bana çektireceğin başka acı kalmazdı. Ayrıldığımızda için rahat ederdi." Osman dik dik Gülay'a bakıyordu. "Sana acı mı çektiriyorum?" "Bana bir an çok yakınsın, bir an çok uzak! Bir an harika bir sevgilisin bir anda en büyük düşman! Bir an müşfik bir koca bir anda ayrılmak için çırpınan bir evlilik mahkumu... Ve... en kötüsü... senin böyle mutsuz olmanın sebebi benim.. Kendime her bakışımda, senin gözlerinden kendimi görüyorum ve... kendimden nefret ediyorum. Keşke o gün hiç dışarıya çıkmasaydım. Keşke o gece beşik kertmemin evlilik teklifini kabul etseydim. Keşke babam her şeyi oluruna bıraksaydı. Sen şuanda özgür bir adam olarak hayatını yaşıyor olacaktın. Benim için ise hiçbir şey fark etmeyecekti. Yine beni sevmeyen, yine bana değer vermeyen, bedenimi kullanan başka bir adamla evli olacaktım..." *** Genç kadın ona sarılıp başını göğsünün sıcağına gömdü. Dudakları adamın teninde gezinirken "Bu gece beni üzme..." diye yalvardı. "Kadın gibi hissetmemi sağla... Beni sev... Artık kötü söz söyleme... Hiç değilse bu gece!" Genç adam onu kucakladı. Yatağa bırakırken, çok nazikti. Elini güzel yüzünde gezdirip ıslak yanaklarını sildi. "Söz..." diye mırıldandı. "Bu gece senin için çıldıran bir koca göreceksin..." *** Evet... alıntılarımızı bitirdikten sonra tekrardan kitabı ve yazarın bütün kitaplarını tavsiye ederek yorumumu bitiriyorum... Ahh bir de unutuyordum bahsetmeyi.... "Şahane Gelin" kitabı "Zoraki Koca" serisinin ilk kitabı... İkinci kitap "Yemin" de yine Ephesus logosuyla çıkacak ve sanırım yakın zamanda çıkar. Sanki Tüyap'ta yılbaşından sonra denildiğini hatırlıyor gibiyim :))

Baskı: Seni İzliyorum (Trilogia dei sensi series, #1)

http://illekitap.blogspot.com/2013/12/irene-cao-seni-izliyorum.html Uzun zaman sonra ilk defa bir kitaptan yarım bırakacak derecede soğudum...Normalde hiç huyum değildir bir kitabı yarım bırakmak ya da bir kitabı 'kötücül' bir şekilde eleştirmek. Gerek yazarın gerek çevirmenin emeklerini göz önünde bulundurup yaparım yorumumu ama bu sefer her şeyi bir kenara bırakıp, düşüncelerimi filtrelemeden söylemek istiyorum! Kitabı beğenmedim. Aslında zorla da olsa bitirmeye çalışıyordum ama tek bir cümle kitabı bırakma sebebim oldu! Kitap kesinlikle beklentilerimi karşılamadı! Açıkçası yapılan reklamdan ve alıntılardan sonra biraz Grinin Elli Tonu tarzında bir kitap bekledim. Öyle bir aşk olmasını istedim ama aradığımı bulamayacağımı düşündüren şeyler oldu ve yarım bıraktım! Kitabı beğenmemişim, yarım bırakmışım daha ne yorumunu yapıyorsun diye düşünülebilinir ama henüz okumayan ve okumak isteyen takipçilerimize fikir vermek, bu konudaki düşüncelerimi açıkça belirtmek görevim gibi düşünüyorum şuanda! Öncelikle normalde pek önemsemesem de bu kitaptaki şimdiki zamanla kurgunun yazılması beni yordu. Dediğim gibi normalde takılmazken bu detaya bu kitapta fazla dikkatimi çekti ve beni yordu, sıktı! Arayıp buldum bu cümleyi... o kadar yer etmiş ki bende yazmazsam içimde kalırdı vallahi! "Burada olsaydın, gitmeseydin, hala seninle sevişiyor olurdum, Leonardo'yla değil." Tamam ne kitaplar okuyoruz ihanetler diz boyu ama bu laf bendeki ipleri kopardı! Ne yani o kadar mı erkeğe susamıştın! Her neyse lafı uzatmayacağım. Kitabı beğenmedim. Aslında bunu söylemek için belki de kitabı bitirmem gerekirdi ama... yok işte yapamadım bitiremedim kitabı! Tavsiye eder miyim? Bilemiyorum. Tercih sizin diyerek sıyrılıyorum! :) Ama... özellikle yayınevini takdir ettiğimi de söylemeliyim. Kapak tasarımı, matlığı parlaklığı müthiş bir şekilde göz dolduruyor! Kitap konusu ile olmasa da kapak ile ben buradayım diyor :) Ayrıca cidden okura merak uyandırıcı bir reklam yaptılar ve kitaba inanılmaz ilgi çektiler bu konuda kendilerini ayrıca tebrik ediyorum. Dilerim yayınevinin logosuyla başka kitaplar okuma şansı yakalarım. Ahh unutmadan kitap "Dei Sensi Üçlemesi"nin ilk kitabıydı. Seni İzliyorum Seni Hissediyorum Seni İstiyorum

Baskı: Tehlikeli Aşk (Warenne Dynasty, #9)

http://illekitap.blogspot.com/2013/12/brenda-joyce-tehlikeli-ask.html Kalemine tapındığım ve sadece adını duyduğumda kitaplarını aldığım yazarlardan biri Brenda Joyce ve durum böyle olunca da kitabı ayrı bir zevkle, şevkle okunuyor :) Ki bu kitabında her satırında ayrı bir zevk alarak okudum :) Şimdiye kadar Brenda Joyce'un "De Warenne" serisi olarak 5 kitap okumuştum ve şimdi de o okuduğum kitaptaki karakterlerin mutlu bir evlilikle bıraktıktan sonra onların çocuklarını okumak... ımmm...muhteşem bir tat ve inanılmaz bir keyif verdi. Cliff De Warenne'ı bir korsan, aşık bir adam olarak okuduktan sonra bir baba olarak okumak muhteşemdi ama bir kız sahibi bir baba olarak okumak ise... paha biçilemezdi! Ariella De Warenne, Cliff'in gayri meşru doğan kızı... Aşka Yelken Açanları okurken adını okumuştuk... küçük kitap kurdu olan Ariella şimdi büyüdü ve aşık oldu! Onun aşkını bu kitapta okuyoruz. Ariella, cidden hayran olunası bir karakterdi. Vazgeçmeyen, pes etmeye, tutkulu, inandığı şeyler uğruna savaşan bir kadın. Özgür, birçok erkekten daha fazla eğitimli ve kültürlü bir kadın! Gel gör ki bu kadın bir meleze aşık oluyor! Roman bir anneden ve İngiliz bir babadan olma Emilian'a... Durum böyle olunca da baya zorlu bir aşk ortaya çıkıyor. Ariella'nın tutkulu bir şekilde Emilian'dan vazgeçmemesi, aşkını en başından beri savunması ve savaşması.. .Emilian'ın Ariella'yı başka kullanması ama sonra ona tutulması... kitabın her kelimesi mükemmeldi. Kitabın her satırında aşkı hissediyorsunuz, nefreti intikam hissini de ve soluksuz okuyorsunuz! Kitap hiç durulmuyor ve bir olay, atraksiyon var eee durum bu şekilde olunca da... ben, İnci... kitabı soluksuz okuyup her satırından ayrı bir zevk alıyorum :) Kitabın biraz da içeriğine giren bir yorum yapacağım şimdi :) Ariella ve Alexi'yi büyük ve yetişkin okumak çok güzeldi. Alexi'nin davranışları ve ağabey tavırlarından sonra onun kitabını daha çok merak etmeye başladım. :) Hatta kitabın sonlarında olsa da Tyrell'ı okumak ve onun varisi küçük oğlu Ned'i yetişkin olarak okumak çok güzeldi. Düşünsene okuduğunuz beş kitaptaki karakterler artık orta yaşa gelmiş yetişkin çocukları var ve sizlerde onları okuyorsunuz! Cidden muhteşem! Neyse... o kısmı geri de bırakacak olursak... Emilian ve hatta Roman'laırn hayatları cidden insanın içine dokunuyor. Hani bir yandan kasabalının yaptıklarından sonra 'onlarda insan' diye sitem edesi geliyor insanın... Zaten Emilian'ın roman bir çocuğu korumak için kırbaçlanması... işte o an tüylerim diken diken oldu... Ki Ariella'da tam ondan beklediğim şekilde davrandı. Ben olsam bende öyle davranırdım ayrıca okurken o sahneleri, hep hadi bir şey yap be kızım modundaydım. Emilian ve Ariella'nın romanlarla beraber yolculukları çok güzeldi. Keşke daha uzun okuyabilseydim o kısımları dedim zaman zaman... Cidden çok sevimli bir çiftlerdi benim nazarımda... Zaten hep İskoç hayranı olan ben bu kitabı okurken bir 'roman'da ben bulmalıyım Emilian cinsi olanından dedim :)) Şimdi hoşuma giden alıntıları da sizlerle paylaşıp yorumumu bitireceğim :) *** Elindeki kamçıyla Tollman'ı ve yüzü çimenlere gömülmüş, kanlar içinde hareketsiz yatan Emilian'ı gördü. Silahı Tollman'ın göğsüne doğrulttu. "Yeter," diye bağırdı.Tanrı aşkına, yaptığı şey yüzünden bu adamı öldürmeye hazırdı. Tollman ona döndü. Gözleri açıldı. "Ateş etme." Ariella'nın görüşü bulandı ve silah elinde kontrolsüzce titredi. "Yaşıyor mu?" diyebildi. Emilian öldüyse, Tollman'ı vuracaktı. Bu piç kurusunun canına okuyacaktı. *** "Sizinle tanıştığım andan beri endişelerim vardı," dedi De Warenne açıkça. "İnsan sarrafıyımdır ve endişelerim, sadece uçarı tavırlarınızla alakalı değil. Sinirlisiniz, saldırgansınız ve nedense yaralısınız; fiziksel yaralarınızdan bahsetmiyorum. Kızım muhteşem ve sonsuz bir aşkı hak ediyor. Uçarı insanlar tavırlarını değiştirebilirler ama yaralı bir adam ona hak ettiği aşkı veremez." *** Ariella onun yanında olabilmek için her şeyden bir anda vazgeçmişti. Kendisi de onun için her şeyden vazgeçemez miydi? *** "Buraya benim isteğim dışında geldin. Bende seni geri gönderiyorum. Bir Çingene fahişesi olmana izin vermeyeceğim." Ariella'nın gözleri kocaman açıldı ve yanakları kızardı. "Arkandan böyle söyleyecekler. Duyabileceğin kadar sesli bir şekilde hem de," dedi karamsar bir tonla. Ariella çenesini kaldırdı. "Tamam. O halde ben bir fahişeyim." Omzunu silkti. "Bu hakaretler canımı yakabilir ama üstesinden gelebilirim. Yanından ayrılmıyorum." *** Aradığın şeyi bulman ve eve dönmen için dua edeceğim. Döndüğünde, kendini mutluluğa hazır hissettiğinde, ben burada olacağım Emilian. *** Ariella De Warenne kendisini derin, sonsuz, de Warenne kadınlarının ve erkeklerinin hayatlarında bir kez yaşadıkları o aşkla seviyordu. *** Alıntılarımı bitirdikten sonra kitabı hatta seriyi şiddetle tavsiye ediyorum. Her bir satırını zevkle, keyifle okuduğum bir kitap oldu ve keşke biraz daha uzun olsaydı... "De Warenne" serisinin ülkemizde yayınlanan kitapları sırasıyla aşağıda sizlerle paylaşıyorum: Bir Avuç Aşk (Devlin ve Virginia) Maskeli Balo (Tyrell ve Elizabeth) Kaçak Gelin (Sean ve Elenour) Aşka Yelken Açanlar (Cliff ve Amanda) Kusursuz Gelin (Rex ve Blache) Tehlikeli Aşk (Ariella ve Emilian)

Köle
9/1018.12.2013

Baskı: Köle

http://illekitap.blogspot.com/2013/12/isl-parlakyldz-kole.html Immm... ummm... hmmm... ilk defa bir kitaba yorum yaparken nasıl başlasam bilemedim. Kitabı yerin dibine mi soksam yoksa göğe mi çıkarsam bilemiyorum. O karmaşık hisler uyandırdı bende bu kitap! Ama... ama ayırdığım her dakikaya harcadığım her zamana değdi! Cidden nasıl başlasam bilemedim şimdi ama tatlı yerken yazıyorum bu yorumu dolayısıyla da tatlı yerlerden başlayayım öncelikle :) Yalnız uyarıyorum bolca kitap içeriğine gireceğim. Kitaptaki aşk çok güzeldi. Prens Edward'ın bir kadına -köle dahi olsa- aşkını okumak, onun için eriyip bittiğini her şeyi karşısına aldığını okumak paha biçilemezdi. Onun romantik, sevdiği için her şeyi göze alan bir erkek modeli olduğu sayfalar benim için su gibi aktı. Yüzümde hep bir gülümseme, içimde bir heyecan kıpırtısıyla okudum. Ama... Acı bir tat bırakan, ağız yakan, öfkeden köpürten, sinirden yerimde duramadığım, içimde sıkıntı oluşturan Edward'ı da bir kaşık suda boğasım geldi. Ya sen nasıl bir sevgili, nasıl bir aşık adamsın ki sevdiğin kadına, taptığın aşkından çıldırdığın kadına bu kadar eziyet edebildin dedim. O an var ya sayfaları yırtıp, kitabı parçalayıp hırsımı Edward'dan çıkarasım geldi! Hayır sevgili yazarımız Işıl Hanım'a da şaştım bir kadın olarak nasıl yazabildi o sayfaları. Kendisine de çok kızdım.. içimdeki feminen duyguları ayaklandırdı :P Şaka bir yana cidden öyle şeyler yaşattı ki Edward, Jaymie'ye yazarımıza şaşırdım nasıl yazdı diye. Yani kurgu da olsa ben bir kadın olarak bir kadının bu kadar eziyet çekeceği sayfalar yazamazdım! Bu konudaki profesyonelliğini tebrik etmek istiyorum. Kitaptaki göğe çıkarasım gelen sayfalar Edward'ın romantik aşık olduğu satırlar yerin dibine sokasım geldiği sayfalar da Edward'ın zalim, acımasız olduğu sayfalar oldu. Yorumumu yaparken cümleleri toparlayamıyorum... Kitap okuru etkisi altına alıyor gerçekten. Sakin düşünerek yorum yapayım dedim ama sanırım başaramayacağım. Normalde o kadar bahsetmek istediğim satır vardı ki... Edward'ın Jaymie'ye olan sevdiği, ilk sayfalarda okuduğumuz romantiklik... sonrasında Jaymie'nin kaçma zorunda kalması ve Edward'ın onları bulduğundaki tavırları... yani... Jaymie iyi davrandı. Yok kardeşi içinmiş yok onun içinmiş yok bunun içinmiş... başlarım böyle işe... ben orada ölüyorum her geçen gün kalbim parçalanıyor ruhum iyileşmesi imkansız yaralar alıyor ve ben başkasını düşüneceğim. Yok böyle bir dünya!!! tamam tamam çok bencilce oldu ama ne yalan söyleyeyim okurken o satırları çok düşündüm bu sözleri... Edward çok çekmiş... eğer Edward çok çekmişse Jaymie öldü dirildi kadıncağız yaşadıklarıyla!!! Ben olsam seçme şansım varsa... kesinlikle bu seçimi Edward'dan yana yapmazdım! ama tabi bunu hiç aşkı tatmamış biri olarak söylüyorum... aşk bu insanın şaftını kaydırıyormuş bunu da çok duydum bilemeyeceğim şimdi susayım o yüzden! Neyse çok uzatmayacağım. Ben kitabı beğendim mi? Evet! Tavsiye eder miyim? Evet! Eğer sinirlerinize hakim olabileceksiniz.. Bir de değinmek istediğim bir nokta daha var... sevişme sahnelerinin yazılış biçimi çok hoşuma gitti. İnsanı rahatsız edecek açıklıkta değil, dozunda bırakılmıştı ama asıl önemli olan kelimelerin ustaca kullanılarak satırlardaki tutkuyu açık açık anlatmaktan çok hislere vurarak anlatılmasıydı. Her ne kadar kitapta eksikler olduğunu düşünsem de beğendim, Türk yazarlar beni şaşırtmaya devam ederek okunmaya değer kitaplar yazmaya devam ediyorlar. Yazarımızın kendisine de söyledim tekrardan dile getirmek istiyorum. Kitapta bölüm yoktu bu da beni zaman zaman yarım bırakma konusunda zor durumda bıraktı. Genelde biz okurlar alışığızdır bölüm bitsin bırakayım moduna bu kitapta bunun eksikliğini hissettim. Ve birkaç yerde imla hatası değildi noktalama işaretinin eksik olmasından da küçük anlamazlıklar oldu ama bunlar benim nazarımda okunmaya değer romanların nazar boncuğudur! Yazarın 2. kitabı Köle 2'yi bekleyeceğim ve çıkınca okuyacağım. Her zaman mutlu son garantisi olan kitapları sevmişimdir ve bu da mutlu sondu :)) Ahhh bir de sizler için birkaç yerdeki alıntıyı işaretlemiştim onları da paylaşım yorumumu bitireceğim. Çok uzun bir yorum oldu farkındayım ama bu seferlik böyle olsun :)) "Ben dün geceki Jaymie'yi istiyorum. Gülüşünü, sevgini yaşamak istiyorum. Arzularını hissetmek istiyorum Jaymie. Benim olurken ürkmemeni istiyorum." *** "Neden bu inadın? Neden? Sana köle olmaktan, seni sevmekten başka ne yaptım? Beni istemiyorsun değil mi? Aylardır gözlerini benden kaçırmadığın bir dakika yok. Aylardır bir gülüşünü görmek için bekliyorum, sır köle olduğun için mi? Sen üstüne bastırarak köleliğini sürekli hatırlatırken bile sana köle gibi davranmadım ben." derken nefesi kesilmiş, çıldırmış gibiydi. "Ben bir köleyim lanet olsun. Benden ne istiyorsun? Sana doya doya bakamam, kendimi sana gerçekten veremem. Ellerinin beni ne kadar mutlu ettiğini söyleyemem. Sana aşık olmam neyi değiştirecek? Evet istemiyorum... Ben... Ben köleyim bunu kabulleneli çok oldu. Bedenim senin, kalbim gibi. Belki aklım olmasa... Belki yalancı cenneti yaşardı kalbim. Üzgünüm aklım kalbim kadar salak değil. Kalbime söz geçirip haddini bildiriyor. Her sende kaybolup parmak uçlarında titrerken köle olduğumu hatırlatıyor. Yalvarırım benden daha fazlasını bekleme. Çünkü ben senden beni rahat bırakmandan başka bir şey istemiyorum." "Onu hiçbir zaman yargılamadım. Size olan aşkını anlatırken bile onu sevebildim. Beni reddettiği zaman aşkından vazgeçmedim, sabırla bekledim. Benim olmayacağını bile bile bekledim. Yanımda olmasıyla, ona yardım etmekle avundum. Yine bana gelse yine onu reddetmez olduğu gibi kabullenir yarlarını sarmak için elimden geleni yapardım." Edward duydukları ile utanmıştı. Aklından "Marlon mu daha çok seviyor, ben mi?" sorusunun geçmesine engel olamadı. *** Edward bir kere daha neden Jaymie'ye aşık olduğunu biliyordu. Jaymie onun ruh eşiydi. Tamamlandığı kalbiydi. Nefesinin yarısıydı. Gözlerinin gördüğü renkti. *** Sevgi göreceliydi. Kimi insan aşkı gözle, ruhla yaşar; korumak, kollamak, uzaktan sevmek onlara yeterdi. Bazıları tenleriyle aşık olur; Jaymie ve Edward gibi kopamaz, hayat boyu birbirlerine verdikleri acılı aşklarıyla bağlı kalırlardı. Farklı duygular yaşayan insanların tek ortak noktası ne şekilde yaşanırsa yaşansın gerçek aşktı. Bu kadar uzun bir yorumun ardından tekrardan diyorum ben kitabı beğendim ve tavsiye ederim okuyun. Zaman zaman romantik ve aşk dolu, aşk için verilen savaşın olduğu satırlarda gülümseyecek zaman zaman da hırsın ve intikamın esiri olmuş aklın ve davranışların verdiği zararlara sinirlenecek içiniz içinize sığmayacak ama yine de kitabı beğeneceksiniz! Kitabı bıraktığınız her an aklınızda olacak, ne olacak heyecanıyla okuyacak ve akşam yatağınıza yattığınızda bile kendinizce senaryolar kuracaksınız. Şahsen kitabı bırakmayıp sabahlamayı düşündüğüm çok oldu ve her bırakıp yattığımda yatağımda uykuya dalmadan önce hep Jaymie ve Edward'ın neler beklediğini düşündüm ve kendimce kurgular kurdum... Heyecan verici bir kitaptı! :)) çok karmaşık bir yorum oldu sanırım susuyorum daha fazla konuşmuyorum :)) ama kısacası tavsiye ederim.

Baskı: Kayıp Dük (Two Dukes of Wyndham #1)

http://illekitap.blogspot.com/2013/12/julia-quinn-kayp-duk.html Ve ve ve... Bir Quinn kitabı daha bitti. Bu kadının kalemine, karakterlerine, kurgularına tapıyorummm :)) "Brigdertons Serisi" ile tanıyıp sevdiğimiz yazar Julia Quinn'in yeni serisi "Two Dukes of Wyndham" serisinin ilk kitabını Epsilon yayınlamıştı ve ben Tüyap'ta bulamamış ardından girdiğim birçok mağazada bulamamıştım ve bir gün denk gelip de görünce hemen almış ve henüz yeni okumaya fırsat bulmuştum. Kitaplarını aldığıma hiçbir zaman pişman olmayacağım yazarlardan birisi Quinn. Yorumu yazarken bile heyecanlanıyorum :) Öncelikle kapak tasarımını çok sevdim cidden sanki orijinal kapakmış gibi bir izlenim yaratıyor ve yazarın diğer kitap kapaklarından oldukça farklı :) Çok beğendim :) Zaten kitabın konusuna ve kurgusuna diyecek bir sözüm yok :) Şu dakika kitap içeriğine gireceğim :) Jack'in tavırları, asi, serseri, umursamaz ve çekici davranışları çok sevimliydi ama ne olursa olsun benim bu kitaptaki tek kahramanım Thomas oldu :) Cidden düklüğü bence Jack'ten daha çok hak ediyordu. Hani dük olarak yetiştirilmiş olmasının yanı sıra cidden bir Dük'te olması gereken asillik, doğruluk, adillik vardı kendisinde. Kahramanım oldu ve ben şahsen Grace olaydım Jack'i değil Thomas'ı tercih ederdim. :) Şaha bir yana ilk defa bir kitapta yan karakterlerden birine bu kadar hayran oldum :) Serinin 2. kitabı Thomas'ın kitabı onu okumayı dört gözle beklemedeyim :) Neyse... Jack ve Thomas'ın kitabın sonunda gerçeği öğrenmek için papaz evine gittiklerinde Thomas'ın tavırları cidden alkışlanacak şekildeydi. Asil ve fazla adildi... Ayrıca yaşlı düşese çok sinir oldum. Ayy parçalayasım geldi. Vallaha Grace iyi dayandı :) zaten Thomas ve Jack arasında düşes hakkında geçen konuşmalarda çok eğlendim :) Ahh, bir de kitapta çok hoşuma giden iki paragraf vardı onları sizlerle paylaşmazsam içimde kalır :) *** Jack ondan vazgeçmeyecekti. Bunu yapamazdı. Hayatında ilk defa kalbindeki tüm boşluğu dolduran birini bulmuştu. Bir kez İrlanda'ya gidip aradıklarını sandıkları şey her neyse onu bulduklarında, kendisinin kim olacağını bilmiyordu. Ama kim olursa -dük, haydut, asker, düzenbaz- Grace'i yanında istiyordu. *** Çok uzatmayacağım ve yorumumu bitireceğim. Ben Julia Quinn'in kitaplarını herkese öneriyorum. Kadın aşkı hissettiriyor ve kaleminin gücü ile müthiş kurgular yaratıyor. Okuyun mutlaka :) Two Dukes of Wyndham Serisinin kitapları: Kayıp Dük Mr. Cavendis, I Presume

Baskı: İlk Öpücüğün Büyüsü (Marriage to a Billionaire, #1)

http://illekitap.blogspot.com/2013/12/jennifer-probst-ilk-opucugun-buyusu.html Uzun zamandır okumak isteyip ama bir türlü alamadığım ve sonunda alıp da hemencecik okuduğum kitap "İlk Öpücüğün Büyüsü" bitti :)) Kitabı cidden cidden çok beğendim :) İlk olarak hep yaptığım gibi yapıp yazarın kalemine değineceğim. Akıcı, sürükleyici ve oldukça sade bir anlatımı var yazarın. Esprili yaklaşımlar, sohbetlerde hem kitabı hem yazarın kurgusunu hem de kalemini bence bir adım daha ileri götürmüş. Kitapla ilgili yorumuma geçmeden önce de kitap hakkında bil vereyim :) "İlk Öpücüğün Büyüsü" kitabı, "Marriage to a Billionaire Serisi"nin ilk kitabıydı seri şuanda 4 kitaptan ve bir novelladan oluşuyor. Romantik komedi tadında bir kitap. Kitabın bir aşk romanı olduğunu bilerek başladım ve açıkçası yeni tanıdığım yazarlarda büyük bir beklentiyle okumam ama eğer bu kitabı büyük beklentiyle okusaydım da beklentilerimi karşılayacakmış. Okurken sinirlendiğimde oldu eğlendiğim de oldu. Buradan sonra kitap içeriğine giriyorum :) Nick'in Alexa'ya küçüklüğünde yaptıklarından sonra dönüp dolaşıp bu kadına aşık olması onun açısından durum biraz trajedikti, ama Alexa içinse tam bir kader... :) Kız başında söylemiş seninle evleneceğim diye :D Neyse, Nick'in Alexa'ya karşı takındığı bazı tavırlar cidden çok sinir bozucuydu hatta bazen bilerek sinirlendirmesi, kendini kontrol edemeyip aşağılaması falan Nick'i parçalama isteği uyandırdı desem yalan olur nedense daha ilk sayfalardan Nick'i sevdim ya :) Alexa'nın köpekleri eve aldığı sahne harikaydı çok eğlendim o sayfalarda bir de Alexa'nın Nick'in başından aşağıya tatlı döktüğünde çok eğlendim :) Nick'in kıskançlık krizleri çok iyiydi. Her ne kadar anlaşmalı evlilik dese de kadınına sahip çıkma tavrı... bravo :) Daha ilk başlarda Nick'in ofisinde yaptıkları anlaşmada Alexa'nın takındığı tavırlar içimdeki feminen duyguları ayaklandırdı ve yürü be kızım dedirtti :) Ahh bir de bazı benzetmeler vardı ki... çok hoşuma gitmişti hele Nick'in Alexa'yı amip cinsi bir canlıya benzetmesi çok güzeldi :)) Daha fazla uzatmayacağım ve kısa keseceğim. Ben şahsen çok beğendim kitabı ve seriyi takip edecek 2. kitabın çıkmasını bekleyeceğim :) Kısacık sıcacık, çabucak biten, yazarın her şeyi tadında bıraktığı bir kitaptı ve eğer aşk romanlarını seviyorsanız tavsiye ederim okuyun :)

ÖncekiSayfa 32 / 39Sonraki