
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Ah Bre Sevda Ah Bre Vatan
Mübadele Üçlemesinin ilk kitabı Ah Bre Sevda Ah Bre Vatan.Cumhuriyet Tarihinin en büyük dramlarının yaşandığı dönemlerden biridir Mübadele yılları .. Kelime anlamı, değişim olan mübadele; ülkemizde Cumhuriyet’in kurulma yıllarında, Türk topraklarında yaşayan bir kısım Rum vatandaşı ile, Yunanistan toraklarında yaşayan bir kısım Türk asıllı insanın anayurtlarına karşılıklı olarak dönmesidir... 1910 ile 1922 yılları arasında, Osmanlı Devletinin çöküşü, Balkanlar’daki yüzlerce yıllık vatan topraklarının yitirilmesi, 1. Dünya Savaşı, yurdun düşman işgaline uğraması ve Kurtuluş Savaşı sonunda Türkiye Cumhuriyetinin kurulması gibi birçok tarihi olay yaşandı... Bu sancılı yıllar, Türk milletinin yanı sıra Osmanlı İmparatorluğunun yüzlerce yıllık vatandaşları olan Rum halkı için de büyük acılar içinde geçti. Balkan Savaşı sonrasında yüz binlerce Müslüman Türk, savaşta yenik düşen Osmanlı ordusunun peşi sıra sonsuz acılar içinde doğdukları toprakları terk ederek Anadolu ‘ya sığındı. Benzer trajedi, 1922 yılında Kurtuluş Savaşında yenik düşen Yunan ordusuyla beraber Anadolu’yu terk eden Ortodoks Rumlarınbaşına geldi. Bir ay gibi kısa bir süre içinde yüz binlerce Ortodoks Rum Yunanistan’a sığındı. Yunanistan’ın nüfusu bir anda dörtte bir oranında arttı.Bu durum Yunanistan’da büyük sıkıntılara ve kaosa yol açtı. Lozan Barış Konferansı toplandığında öncelikle sığınmacılar ve esirler konusu ele alındı. İngiltere temsilcisi Lord Curzon’un teklifi ve Milletler Cemiyeti görevlisi Nansen’in raporu doğrultusunda; Yunanistan’da yerleşik Müslümanlarla Türkiye’de yerleşik Ortodoks Rumların zorunlu göçünü öngören Mübadele Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşme uyarınca; İstanbul’daki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya’daki Müslümanlar hariç Yunanistan’da yerleşik bütün Müslümanlar Türkiye’ye, Türkiye’de yerleşik bütün Ortodoks Rumlar Yunanistan’a gönderildi. Mübadele sözleşmesinin kapsamına 18 Ekim 1912 tarihinden sonra yurtlarını terk etmiş olanlar da alınarak mülteciler sorununa bir çözüm bulunmuş oldu. Bu çözüm süreci ile insanların hayatları tepetaklak oldu ve bir gemiyle hayatlarından sökülüp alındı tüm alışmışlıkları. Vatanlarına gitmek için vatan saydıkları yerden, tüm geçmişlerinden koparıldılar. Geri dönüşü yok! Yollara düşüp; düşkün oldular. 30 Ocak 1923'te Lozan'da imzalanan sözleşme sonucunda Türkiye ve Yunanistan'daki yüz binlerce insan yaşadıkları toprakları kendi iradeleri ve arzuları dışında terk etmek zorunda kaldı. Bu göçün neden olduğu sorunların aşılması ve yaraların sarılmasıysa çok uzun zaman aldı... Bir kaç satır ile bahsetmeye çalıştığım geçmişte bir çoğumuzun ailelerinin geçmişlerinde Mübadele zamanında Türkiye'ye yerleşenler vardır..Yıkılan bir İmparatorluğun ardından insanların hayatlarının paramparça oluşu.Tüm yaşamı boyunca yaşadığı evim,vatanım diye bellediği yerleri bırakmak zorunda kalması.. İşte Mübadele Üçlemesi ile bu dönemler anlatılıyor..Bu dönemde geçen imkansız bir aşk anlatılıyor.Tabii ki bu hikaye yarım kaldı..Çünkü İzmir'in isgali ve Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsuna gitmesi ile ilk kitap bitti. Bu romanda Hasan Tahsin'de vardı,Çerkez Ethem'de,Damat Ferit Paşa'da..Çok ilginç Damat Ferit Paşa'nın klasik müzik hastası olduğunun anlatıldığı bölüm çok ilgimi çekti.. İzmir'in işgal edilirken anlatıldığı bölümde resmi dairelerde ki vatanseverlerin bulunduğu çaresizlik çok etkileyici geldi bana.. Romanın konusunun geçtiği iki il Selanik ve İzmir bu birbirine çok benzeyen ve Atam'ızın hayatında çok önemli bir yeri olan iki ildeki Türklerin mevcut dönemdeki ümitsizlikleri , zorlukları ve sevdaları çok çarpıcı bir dille anlatılmış..Çok sevdim hikayeyi bazı yerlerinde kah ağladım kah üzüldüm bazen de çok heyecanlandım..Hele Enver'in ağabeyi Cemil'e aşkına itiraf edip öldüresiye dayak yediği sahne beni çok etkiledi.. Şunu söylemeliyim ki insanların kötü ve iyi insan olmaları milliyetinden değil karakterinden,mayasından geçiyor..Hikayede özellikle Cemal ve Stelyo isimli iki can dostu vardı ki..Bu iki adam kelimenin tam anlamı ile insanlık dersi veriyor ve mevcut duruma dostlukları ile meydan okuyordu.. Ama hem İzmir'de Eleni ve Enver Hem de Selanik'teki Fidan ve Mehmet onlar gibi meydan okuyamıyordu..MÜcedeleleri daha çok çaba gerektiriyordu.. Selanik'i tek kurşun sikmadan terk eden Osmanli'dan umudu kesen Türkler zor günler geciriyor du. Dost olduklari Rum arkadaşları ile düşman olmak durumundaydılar. Cemal ile Stelyo dostlugu tek kelime ile mûthişti.Ders verir nitelikteydi..İkisinin de eşleri ve çocukları bu dostluğun sürmemesini istiyorlardı.. Enver'in agabeyi Cemil'de Sevr anlaşmasindan sonra Çerkez Ethem'in saflarına katılır. Ona katılmadan önce Eleniye askindan bahseden Enver'i öldüresiye döver. . Eleni'nin ağabeyi Niko ise Helenizm hayali ile kandırılan gençlerden başkası değildir..Bu uğurda kiralık katile dönüşür.. . İŞte bu şartlarda iki genç birbirlerini ne kadar severse sevsin mevcut durumdan dolayı aşklarını askıya almak zorundadırlar..Bu konuda askıya aşklarını almaya.güzel günlerin gelmesini bekleyeceklerdir. Selanik'ta ise ortam gittikçe gerilmeye başlamış Türkler için bu şehir yaşanmaktan gittikçe uzaklaşmaya başlamıştır..Rum gençleri düne kadar kardeşçe yaşadıkları insanları hor görmekte onlar ile dost olanları ise düşman dostu olarak aşağılamaktadırlar.. Türklerin ellerindeki malları yok fiyatına ellerinden alıp orayı göçe zorlamakta..Göçmeye kalkanlar ise eşkiyalar tarafından yolları kesilerek soyulmakta ve öldürülmektedirler.Tam anlamı ile bir kaos ortama hakimdir.. İşte bu şartlarda Poyraz Ali ve Güllü'yü ana vatana göndermek isterler bunda Stelyo canı pahasına öncü olur ama ortam çok zorludur.. Kısaca müthiş bir dönem romanı idi... Son zamanlardaki mevcut olan Osmanlı modasından sonra Cumhuriyet'in nasıl kurulduğunu insanların hayatlarının nasıl paramparça olduğunu okumak beni çok etkiledi. Benim şahsi olarak merak ettiğim ve anneannemden dinlediğim bu mübadele yıllarını okumak benim için çok özeldi...Özellikle İzmir'in işgali Hasan Tahsin'in İlk kurşunu atarak yüzlerce insanın katledilmesesini okurken gözyaşlarımı tutamadım.. İzmir'in işgali ile biten bu romanın devamını hemen okumak istiyorum..Bu yılları gerçekçi bir uslupla yazan yazarımıza teşekkür ederim... Ve özellikle günümüz gençlerinin bu kitabı mutlaka okuması gerektiğine inanıyorum. Yakın tarihimizi mutlaka iyi bilmeliler. Tavsiye ederim....
Baskı: Gözyaşlarımı Sildiğim Gün
Gözyaşlarımı Sildiğim Gün - Linda Howard Allahım bu nasıl bir konu böyle..Özellikle iki sahnede ağlamaktan helak oldum..Her şey var bu romanda Macera,Aşk,Gerilim,İhanet, ve bir annenin çocuğu için neler yapabileceği...Puanım 5/5 keşke daha fazla puanı olsa da versem..İşte yazarın böyle romanlarını okumak istiyorum..Bu kitabı her kadın bence okumalı.. Bir kadın olup da bu yürek parçalayıcı hikayeden etkilenmemek mümkün değil .Bir annenin yıllarca dinmeyen göz yaşları.. Romanda bir annenin elinden kopartılarak alınan bebeğini yıllarca araması bu uğurda hayatının parçalanması ..Farkında olmadan büyük bir iuğradığı büyük bir ihanet ile komplonun tam ortasına düşmesi bebeğinin elinden kopartılması..Canı pahasına direnmesi ama kaçırılmasını engelleyememesi.. OLayları tekrar tekrar yaşaması... Milla hayatına kaldiğı yerden devam edemiyordu. David karısını geri istiyordu ama Milla'nın gözü kimseyi görmüyordu ki...Sonunda yüretemediler ve boşandılar... David tekrar aşık oldu tekrar yuva kurdu tekrar çocuğu hatta çocukları oldu..Milla bunları seyretti..Özellikle eski kocasının tekrar çocuk sahibi olması canını çok yaktı...Fakat David onu bırakmamıştı o David'i bırakmak zorunda kalmıştı..Justine'den başka hiç bir şeye odaklanamıyordu.. Milla O olaydan sonra kayıp cocukları arama bürosu kurar.Maddi anlamda da David maddi olarak ona yardım eder..Boşandıktan sonra yüklü bir nafaka vermiştir..Bu da Milla'nın daha rahat hareket etmesini sağlar..Ve bunun sayesinde de bir çok aileyi çocuklarına kavuşturur. Bir tek kendi oğlunu bulamaz..Bulmak bir yana tek bir adım ilerleyemez.. Bu durum kocası ile boşanmasına neden olduğu gibi ailesi ile de arasını açar ve kırgınlıklar meydana gelir.. Aradan tam koskoca on yıl geçer..Milla hala daha kayıp çocukları bulmak için kurduğu büroda çalışmaktadır..Yıllarca başka ailelerin çocuklarını ailelere kavuşturmuştur. Bir gün kendi çocuğuna kavuşma hayali ile yaşamaktadır..O an oğlunun ne durumda olduğunu kaç yaşında olduğunu düşünmekten ona kavuşmaktan başka bir şey düşünmememktedir..Yıllarca somut bir haber alabilmenin umudu ile yaşmaktadır...Ve derken yolu James Diaz ile kesişir..Çok karanlık acımasız bir adamdır Diaz bir ödül avcısı gerekirse suclularin cezalarini veren bir nevi infazicıdır da. Bu karanlık adam ile yolları bir karanlık gece de kesişir..Diaz'ın bu olay ile ilgilenmesini sağlamak sandığından kolay olur..Çünkü bu karanlık adam gördüğü andan beri onu istemektedir...Zaman geçtikçe de Milla ve Diaz arasındaki çekim sıra dışı bir hale gelmiştir..David'den sonra çok ciddi bir ilişki yaşamayan Milla David'den sonra etkilendiği erkek Diaz'dır David ve Diaz taban tabana zırt erkeklerdir..Biri güneş kadar aydınlık iken diğeri ise gece kadar karanlıktır..İşte bu durum bile Milla'nın yaşadığı değişimi göstermektedir... Diaz karakteri Kara Melek romanindaki Simon karakterini bana anımsatsa da Diaz masum insanları öldürmez. O daha cok sucluları,ıslah olmayacak suçlulara,tecavüzcülere,,hainlere karşı çok acımasızdir. Affetmesi yoktur..Milla'da onu çok etkilemekte onun için yapamayacağı şey yoktur.. Millanın bebegini aramada ona yardımcı olmayi kabul eder birlikte calısmaya başlarlar. Romanin bazı yerlerinde gözyaşlarimi tutamadim. İster istemez karşılaştırma yapıyorsunuz ve benim başıma bu olay gelseydi ne yapardım diyorsunuz. Her bakımdan mükemmel bir kitap çevirisinden konusuna kadar mükemmel..Diyebilirim ki O Gecenin Ardından romanından sonra en cok etkilendiğim romanı Gözyaşlarımı Sildiğim Gün oldu... Muhakkak okuyun.Tavsiyemdir.
Baskı: Şans Boncukları/Onca Acıdan Sonra
Güzel bir romandı fakat ikinci hikaye apar topar bitti hissini uyandırdı bende..
Baskı: Ben Sende Tutuklu Kaldım
Lynne Graham okumayı seviyorum..Şeyhli hikayeleri sevmesemde bu kadının kaleminden çıkanları seviyorum .. Yanlış anlaşılmalar araya giren seneler vardı bu romanda...Birbirlerine ilk gördükleri anda aşık olan Rashad ve Tilda ayrılmak zorunda kalmış bir çift.. Aradan beş yıl geçtikten sonra gazete de Tilda'nın fotoğrafını gören Rashad yıllar öncesinden kalan yarım kalmış hesabını kapatmanın zamanı geldiğine karar verir.. Tilda'nın masumiyetine inanmayacak kadar gözü dönmüştür..Tilda ise neden ayrıldıklarını anlayamadığı Rashad'dan sonra ikili ilişkilerde başarısız olmuştur... Güzel okunabilir bir romandı..
Baskı: Gizemli Komşu (MacGregor Ailesi, #11)
The MacGregor Serisinden bir hikaye daha. Daniel MacGregor sen inanılmaz bir adamsın. Her şeyi ayarlayıp gerisini doğa kanuna bırakıyorsun. Gizemli Komşu Genieve ve Grant Campbell'in kızları Cybil'in hikayesi idi...Yine iki sanatçının aşkı..YineDaniel McGregor ve her şeyi planlayıp birbirlerine uygun gördüğü iki kişi Preston McQuinn ve Cybil Campbell'i bir araya getirmesi hiç de zor olmadı.. Şimdiye kadar da bu koca İskoç yanılmadı ve maya tuttu..Preston tam da Grant Campbell'e benzeyen bir adamdı.Oğlu olsa bu kadar benzemezdi sanırım..Ve Cybil sanki mum ile aramış gibi koca ülkede bu adama aşık oldu..İşi de oldukça zordu..Kendisi ne kadar dış dönük ise Preston o kadar içe dönül bir insandı.. Preston'un geçmişten gelen korkuları vardı onlar ile baş etmesi kolay değildi ki bunu ancak Cybil ile aşabilirdi..Mükemmel bir hikaye idi ama çok kısa idi keşke biraz daha uzun olsaydı.. Çok severek okudum...Tavsiye ederim...
Baskı: Aşkın Varisi - The Brides & Sisters # 1
Aşkın Varisi-Lynne Graham Bu kadının hikayelerini seviyorum..Aşkın Varisini de severek okudum..Freddy'nin kuzeninin ani ölümü ile ondan kalan yegane hatıra oğlu Beny idi..Beny'yi doğduğu günden beri bakan Freddy bir gün karşısında bir Prens ile karşı karşıya bulur..Jaspar al-Husayn ölen ağabeyinin gayri meşru oğlunu almak için gelmişti..Buna engel olamayacağını fark eden Freddy kuzni ile aynı isimde olamsından faydalanarak Jaspar'dan kimliğini gizleyerek kendini Benny'nin annesi olarak tanıtır.. Onunla birlikte Quamar'a gider Beny'nin babasının ailesinin yanında kalmaya başlarlar.. Fakat aralarında Jaspar ile başlayan yakınlaşma ile bu sırrı daha fazla saklayamayacağını anlar.. Beğenerek okuduğum bir hikaye oldu.. Sicilya Tarzı İntikam-Lynne Graham Aşkın Varisinden sonra Gelin Kızkardeşler serisinin ikinci kitabı idi..Bu hikayede Freddy'nin kayıp ikiz kardeşlerinden Misty Carlton'un hikayesi idi.. Jaspar ile evlenen Freddy kız kardeşlerini ararken ikiz kız kardeşi de çok zengin ve karizmatik bir erkek Leone Andrecchi adındaki bir Sicilyalının tuzağına düşmüştü..Çünkü babasının kim olduğunu bilmeyen Misty onu işlediği günah yüzünden bir intikam maşasına bu adam dönüştürülecekti.. Çok zengin bir adam olan OLiver Sargent yüzünden kız kardeşini kaybeden Leone intikam meleğine dönüşmüş gözü bir intikamdan başka bir şey görmüyordu.. işlettiği şirketin ayakta durması olağan üstü güç satfeden Misty işini Leone tarafından baltalandığını bilmeden onun tuzağına düşmüş tanımadığı babasından Leone'nin intikam almasında rol oynayacaktı.. Bu hikayede bence güzeldi..
Baskı: Evlilik Pazarlığı
Evlilik Anlaşması -Lucy Monroe ÜÇ yıl önce boşanan Chloe ve Ariston'un hikayesi biraz durağan bir hikaye idi..Bir yanlış anlama ve iletişimsizlik yüzünden sona eren bir evlilik..Fakat Ariston ne yapıp edip karısını tekrar kazanmaya karar verir..Karısının yumuşak kız kardeşine olan bağlılığını kullanır..Kız kardeşinin yuvasını dağılmasını istemeyen Chloe Ariston'un teklifini kabul etmek zorunda kalır.. Yinede okurken zevk alınabilecek bir ikinci şans romanı idi.. Pırlantaların Bedeli-Melanie Milburne Melanie Milburne'n Pırlantaların Bedeli isimli hikaye sevimli bir hikaye idi..Küçük yaşta anne ve babası trafik kazasında ölen Molly'nin velayetini almak isteyen kişilerden Sabrina ölen Laura'nı Mario ise Ric'in arkadaşı idi.. Daha önce aralarında bir yakınlaşma geçmiş ve ikiside unutamamış idi.Molly'nin velayetini isteyen Luara'nın üvey annesine karşı güçlerini birleştirmek isteyen Mario'nun teklfi oldukça ilginçti..Molly'nin velayetini almak için bir süreliğine evlenmelerini ve İtalya'ya gitmelerini teklif ediyordu.. Daha önce bakıcılığını yaptığı çocukların babaları tarafından tacize uğrayan Sabrina hem işinden olmuş hem hayatı lekelenmişti. Hazırda şu an işi de yoktu.. Bu olay yüzünden onu suçlu bulan Mario Sabrina'nın masumluğuna da inanmıyordu ama onun çekiminden de etkilenmeden yapamıyordu...
Baskı: Konağın Yeni Düşesi
Orjinal Adı The Inconvenient Duchess olan Konağın Yeni Düşesi dört kitaplık bir serinin ilk kitabı.. BU kitabı hiç ummadığım kadar beğendim..Regency dönemlerini okumayı çok seviyorum..Her ne kadar konumlar birbirine benziyor gibi görünse de .. Hikaye sırlar,aile bağları,sadakat,ihanet,rekabet temaları üzerine kurgulu idi.. Bazı ailelerde çocuklar anne ve babaları tarafından paylaşılır çocuklar birbiri ile rekabet ettirilir.Bir çocuk diğerinden daha çok sevilir.İşte tam da bu romanda ki Marcuc ve St John Radwells'in durumuda aynı idi..İki çocuk anne ve babaları tarafından paylaşılmıştı..Bu durum iki kardeşin arasını açmış aralarında neredeyse düşmanlık oluşmuştu..Marcus St.John'un nişanlı olduğu genç kızla evlenmesi ise tam bir trajedi oluşturuyordu..Evlendikten sonra doğumda eşini kaybeden Marcus bu olaydan sonra evlilik defterini kapamıştı..Aradan tam on yıl geçmişti.. Romanın kadın karakteri Miranda Grey soylu ama fakir düşmüş bir aileden geliyordu..Babası borçları yüzünden hapise düşmüştü..Miranda evlenmezse sokağa düşmesi an meselesi idi..Onu yetiştiren eski fahişe Cecil ile Marcus'un annesinin arada bir sırrı vardı..Bu sırrın hatırına ilk karısını doğumda kaybeden Marcus ile Miranda'nın evlendirilmesini teklif ediyordu..Hatta onu tehdit bile etmişti..Marcus'un annesi ölmeden önce büyük oğlunun ilk eşini kaybettikten sonra aile ünvanının geleceği için evlenmesi hiç olmazsa ilgilenme sözünü alarak son nefesini verir.. İşte bu şartlarda Miranda tanışmak amacı ile Marcus'un malikanesine gelir. Eşi öldükten sonra kaçarak terk ettiği ve eşi ile yaşadığı bu evi bir an önce terk etmek niyetinde dir. Evlenmeye niyeti yoktur amaMiranda'nın gelişi ile ortada oluşan mevcut dedikodulardan sonra Miranda ile apar topar evlenmeye karar verir... Miranda ile apar topar evlendikten sonra Miranda hakkında bilgi toplamak ve ne yapacağına karar vermek için Londra'ya gider..Onun gidişi ile malikaneye gelen St.John Miranda ile samimiyeti ilerletir..Başlarda onu bir erkek kardeş gibi benimseyen Miranda St.John'un art niyetli olduğunu fark eder..Onu kendinden uzaklaştırmaya çalışır..Bu sırada da malikanede de bir takım sorunlar ile ilgilenmek durumundadır..Zira Marcus orayı terk ettikten sonra evin hiç bir şeyi ile ilgilenilmemiş deyim yerinde ise tam bir başı bozukluk içindedir.. Kocasını başlarda aksi ve kaba bir adam olarak gören Miranda zaman geçtikçe kocasının derinliğini farketmeye başlar..Marcus ise eski karısının aksine onu sadece ünvan ve serveti için evlenmek isteyen bir kadın beklerken dürüst ne istediğini bilen güzel ve çok çekici bir kadın evli olduğunu fark etmesi uzun sürmeyecektir... Kısaca çok severek okudum bu romanı.Serinin ikinci hikayesi St.John'un hikayesi ve ben onu daha çok merak ediyorum..Bu kötü ve zayıf karakterli adamın hikayesini bir an önce okumak istiyorum... Radwells Serisi: 1. The Inconvenient Duchess (2006) Konağın Yeni Düşesi 2. An Unladylike Offer (2007) 3. A Wicked Liaison (2007) 4. Seducing a Stranger (2010) (in Pleasurably Undone!)
Baskı: Tutsak (İskoç Muhafız Alayı, #2)
Orjinal Adı The Hawk Olan Tutsak'ın Goodreads puana 5/4,26 benim puanım 5/5 Yedi kitaplık Higland Guard Serisini ikinci kitabı..Umarım bu seriyi daha sık aralıklar ile okuruz..Çünkü Monica Mccarty'nin çok özel bir yazar olduğuna kitaplarının daha sık basılmasının gerekliliğine inananlardanım.. Müthiş bir kurgu ,gerçek tarihi mekanlar.Nefes kesici bir aşk..Monica Mccarty bu ne diyebilirim ki.Her zamanki gibi yine çok iyi iş çıkarmış.Romanlarında gerçek kahramanları kullanması kitabı okurken ayrı bir zevk veriyor..Çeviri bence çok iyi idi..Yazar ile arama girmediği gibi yazarın oya gibi işlediği kurguyu serpiştirdiği mizanseni çok iyi yakalamıştı bence.. Karakterlerin tahlilleri,duygu yoğunluğu özellikle erkek karakter Şahin lakaplı İskoç Muhafız Birliği Başı Erik MacSorley'in biraz taş kafalılığı,oldukça kendini beğenmişliği,kadınlara karşı olan aşırı öz güveni bazen ben gerdi ve kızdırdı.. ..Kadınlar için kendini bir nimet olarak görmesi ise deli etti..Ama sonunda kadının fendi erkeği yendi kuralı değişmedi..Bunun için kanının son damlasına kadar mücadele etse de..Kadın karakterimiz Ellie yani Lady Elyne De Burgh görünüşte silik ama derinliği olan bir kadın karakterdi..O sabır ve bilgeliği,Erik'i dize getirmesini çok sevdim..Karakterin kendisini de çok sevdim kendime çok yakın hissettim.. 14.Yüzyıl başlarında geçen bu macera'da İki Ateş Arasında'dan tanıdığımız Tor MacLeod'da hikayenin başında vardı..Yıl 1307 İngiltere Kralı I.Edward İskoçya'yı I.Robert Bruce'dan alıp kendini İsloçya Kralı ilan ederek onu kaçak durumuna düşürür..Bu olaylardan sonra ikisi arasında inanılmaz bir savaş başlar..Erik MacSorley Robert Bruce'ın emrinde çalışan İskoçya Muhafızlarından idi..Lakabı ise Şahin idi..Ve Hikaye ile ilgili diğer bilgi Kadın Kahramanın ablası Robert Bruce ile evli idi..Yani devrik İskoçya kralı Ellie'nin eniştesi oluyordu.. İrlanda Kıyılarında Ellie ile Erik'in karşılaşmaları bu şartlarda oluyordu..Elyne De Burgh yüzerken yakalandığı Erik MacSorley'den kimliğini gizlemeye karar vermesi anlık tepki idi..Birde sözde bakıcı kadın olduğunu söylemesi orada tecavüze uğrayıp denize atılabilme olanağı varken Erik'in onu kurtarıp ailesine kendi elleri teslim etmeye söz vermesi bir anda olmuştu.. Fakat kimliğini gizleyen sadece kendisi değildi..O da Erik'i basit korsan olarak biliyordu.. Ellie'yi başta pek de güzel bulmayan ERik'in zaman geçtikçe ondan daha fazla etkilenmeye başlaması..Şimdiye kadar onu pohpohlayan ve çarpıcı güzel kadınlara alışık olan Erik Elli'nin derinliğini,mizahi yönünü,sivri diline görünce şaşırsada aralarındaki didişme bazen çok komik bazen de çok romantik sahnelere hiddetten köpürten sahneleri sizi boğabiliyordu.. Ellie'yi babası bir soylu ile sözlemişti..Tam da evlilik arefesinde gerçekleşen İskoçya'lıların eline düşmesi çok da manidar idi ...Zıt kutuplar birbirini her zaman çeker..Erik ile Ellie arasındaki en baştan var olan çekim gittikçe daha fazla ikisini zapt edecektir..İki tarafta görev,sadakat,aşk duyguları ile çok çetin sınava tabii tutulurlar..Ellie hayatının aşkı olarak nitelendirdiği yaşamında güzel bir anı olarak saklamaya niyetli olduğu Erik için hayatını bile tehlikeye atmaktan kendini alamaz...Bu Erik içinde geçerlidir..Birbirlerini bu kadar severken kırmak,canını acıtmak bu çifti daha fazla sevmeme neden oldu.. Bu güzel aşk,savaş,sadakat,mizah ile süslenmiş hikayeyi tavsiye ederim...Yazar gün geçtikçe daha iyi yazıyor kalemi güzelleşiyor... Highland Guard Serisi: 1. The Chief (2010) İki Ateş Arasında 2. The Hawk (2010) Tutsak 3. The Ranger (2010) 4. The Viper (2011) 5. The Saint (2012) 6. The Recruit (2012) 7. The Hunter (2013)
Baskı: Tesadüfler Adası
Uzun zamandır Rachel Gibson kitabı okumuyordum.Tesadüfler Adası benim için güzel bir dönüş oldu..Romanın konusu polisiye macerada olsa ağırlığı aşk teması üzerine kuruluydu..Kısaca sevdim bu romanı.. Başlarda biraz durgun gibi gelsede açıldı hikaye..Karakterlerden en çok Lola'nın köpeği Baby'yi sevdim.. Lola ve Max'in başlarda var olan aralarındaki savaş önce karşı koyulamaz bir çekime sonra da güzel bir aşka dönüştü..İLk başlarda kavgaları savaşları çok güzeldi.. Lola Carlyle çok ünlü bir iç giyim mankeni idi.Bu konudaki yeteneğini tasarımcı olarak devam ettirmeye karar verip uygulamıştı..Nişanlısı Sam'den ayrıldıktan sonra başına gelebilecek en kötü şey olan çok özel fotoğraflarını bir internet sitesi kurup orada intikam için yayınlayan bu eski nişanlı yüzünden kendini bir adaya zor atar..Amacı biraz gözlerden uzak olup kafa dinlemektir..Fakat tura katıldığı bir teknede uyuyakalıp uyandığında teknenin tanımadığı bir adam tarafından kaçırıldığını fark eder. Dümendeki adam Max Zamora ise eski ordu emeklisi ama hala daha devletin çok gizli teşkliatlarında çalışan bir adamdır..Teknede Lola'nın olduğunu fark ettiğinde iş işten geçmiştir.. Yaralı bir durumda olan Max Lola'yı tekrar geri götürecek durumda değildir.Peşindeki adamlar onu yakalaması an meselesidir..Bir an önce uzaklaşmak zorundadır.Ama Lola ısrarla geri gitmek ister aralarında savaş başlar bu arbede de teknede mahsur kalırlar..Çünkü mücadele sırasında teknenin radar sistemi tamamen devre dışı kalır..Bir günde gidebilecekleri yere gitmeleri dalga ve şansa bağlıdır.. Bu durum birbirlerini konuşup anlamak için zemin yaratır..Baştan beri aralarında var olan çekim yaşadıkları zorlukla birbirlerini yakından tanıdıkça yerini aşka bırakmaya başlar..Birbirlerini tanıdıkça daha iyi anlamaya başlarlar..Ve daha da çok sevmeye..Öyle bir hale gelir ki önce birbirlerini korumaya kollamayı düşünür olurlar.. Kısaca uzun süre ara verdiğim bu yazara dönmek beni çok mutlu etti..Keyifle okuyabileceğiniz bir roman..Tavsiye ederim...
Baskı: Kağıt Kız
Orjinal Adı La fille de papier olan Kağıt Kız'ın Goodreads Puanı 5/4 Benim puanım 5/5 Guillaume Musso İlk Defa denediğim bir yazar cidden çok beğendim çok akıcı sade bir dili var.Uzun zamandan beri okumak istediğim bir yazardı ve iyi ki okumuşum..Kurgusu çok değişik olan bir kitap idi..Biraz fantastik gibiydi. Çok etkilendim hayal ile gerçek birbirine karışmıştı bu hikayede ..Bir de çok ünlü bir kişinin birden yükseldiği tepelerden aşağıya düşmesi hayatını sıfırlaması..Müthiş bir şeydi ona tanık olmak ..Okurken kendim yaşamış kadar etkilendim..Burada aslında hikaye kahramanlar birbirinin içine geçirilmişti..Sadece baş karakterler yoktu..Bu hikayede var olan karakterlerin hikayesini de yazar işlemişti..Ve Romanda ikinci bir şans teması da çok da güzel işlenmişti..Özellikle kitabın sonu beni mest etti bayıldım..Bundan böyle devamlı takip edeceğim bir yazar olacak özellikle yeni tanıştığım Marc Levy'den sonra Guillaume Musso'yu bu kadar beğenebileceğimi sanmıyordum.. Kısaca konusuna gelince; Tom Boyd çok ünlü bir yazardır şimdiye kadar Melekler Üçlemesinin ilk iki kitabını yazmış çok da başarılı olmuştur.Fakat hayatının aşkı olarak benimsediği ünlü bir piyanist olan Aurore Valoncourt'den ayrıldıktan sonra birden her şey ters gitmeye başlar deyim yerinde ise hayatı çok sert bir düşüş ile çakılır.Aurore başka bir aşka yelken açarken Tom kendini bir tülü toparlayamaz uyuşturucu,alkol,antidepresant ile kendini avutmaya çalışırken tek kelimede yazamaz hale gelir..Hem yakın arkadaşı hem menejeri olan Milo'nun yaptığı anlaşmalar verdiği sözler vardır..Üstelik hem kendinin hem Tom'un tüm varlığını borsada kaybetmiş büyük bir dar boğaza girmişlerdir..Tom'un hızla kendini tüketmesini Carole ile engellemye çalışsa da Tom'un düşüsü çok baş döndürücüdür.. Hap ve uyuşturucularının etkisinde iken evinde Billie olduğunu eden bir kadın ortaya çıkar..Yazmış olduğu Melekler Üçlemesnin kahramanı olduğunu iddia etmektedir..Yalnış basılan 100bin adet kitabın 266.sayfasındaki düşme kelimesinden sonra kitap bomboş olarak eksik basılmıştır..Billie'nin kitaba geri gitmesi için üçüncü kitabın tamamlanması gerekmektedir.. Tom'un aşkını yani Aurore'yi geri kazanması için Biilie'nin de kitaba geri dönmesi karşılığında anlaşırlar..Aurore'nin son aşkı ile birlikte olduğu Meksika'ya gitmeye karar verirler..Tom orada hem kitabı yazıp hemde terk edildiği segilisini geri kazanacaktır..Ama planlar umdukları gibi gitmeyecektir.. Bir de Milo ve Carole'n hikayesi de vardı..O hikaye de çok güzeldi..Carole'n yaşadığı korkunç tecavüz bebeğini kaybetmesi..Milo,Tom,Carole arasındaki özel arkadaşlık dostluk..Yazar karakterleri o kadar güzel işlemiş ki.o romantizmi öyle kuvvetli hissetirdi ki bana. Kitabı bitirdikten sonra bir suya düşen bir taşın dalgaları gibi beni daha da çok etkiledi...Kesinlikle okunması gereken bir roman..Tavsiye ederim...
Baskı: Kan Kırmızısı Ayın Altında
Kan Kırmızısı Ayın Altında-Mina Hepsen Arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine bu kitabı aldım.. iyi ki almışım.. Mina Hepsen Türk bir yazarmışta..Baştan sona kadar akıp gitti kitap..Fantastik Historical türünde bir kitap bu.. 1870 Yıllarda İngiltere'de geçiyor öykü..Başkalarının düşüncülerini okuma yeteneğine sahip olan Angelica Shelton Belanov kenine acil tarafından zengin bir koca bulmak durumunda dır..Çünkü tüm varlıkları 3 geminin de denizde kaybolması ile sıfırı tüketmiştir..Kalp hastsı olan ağabeyinin haberi olmadan bu işi halletmek zorundadır.. İşte bu koca bulmak için gittiği davetlerin birinde Rus Prensi Alexander Kouakin ile sıradışı bir şekilde tanışır..Alexander aynı zamanda vampir ve vampirlerin lideridir..Birbirlerinden ilk gördükleri anda etkilenmişlerdir.. Alexander Angelica'nın zihin okuma yeteneğini farkedince onu ilk önce kendisi gibi vampir zannetsede..Gerçeği sonradan anlar..Kendisi Londra'ya vampirleri öldüren katil Sergiyef isimli vampiri yakalamak için gelir..BU vampir sadece kadınları öldürmektedir.. Konusu kısaca bu..Ben bu yazarı ve seriyi çok ama çok beğendim..Herkese tavsiye ederim..Çok işlenmiş bir konu olabilir..Ama yazar kendi uslubuna göre yazmış ve başarılıda olmuş bence.. SERİ: 1. Kan Kırmızısı Ayın Altında 2. Eflatun Şafağın Kokusu 3. Fırtınadan Sonra
Baskı: Sisli Dağların Ötesinde (Highlander, #1)
Sisli Dağların Ötesinde-Karen Marie Moning Orjinal Adı :Beyond the Highland Mist (Highlander #1) Olan Sisli Dağların Ötesinde'nin Goodreads Puanı 5/4 Benim puanımda 5/4 Ünlü Ateş Serisi hezimetinden sonra yok dedim bu seriyi okumayacağım..Hezimet kelimesi yanlış anlaşılmasın lütfen..Çok çok sevdiğim seri yayın evi değiştirince kitapların gecikmesi bende bir gerilim yarattı..O yüzden hezimet kelimesini kullandım. Ama yine dayanamadım..Çünkü sözü edilen yazar Karen Marie Moning idi..Ateş Serisi ile karşılaştırırsanız o seriye göre epey hafif kalıyor bu seri..Ama yinede çok sevdim bu seriyi biraz Diana Gabaldon'un Yabancı Serisine benziyor gibiydi.Fakat sadece benzerlik vardı o kadar..Sıklet olarak Yabancı Serisi bambaşka.. Sisli Dağların Ötesinde İskoç temaları ile bezenmiş bir roman. 1500'lü yıllarda geçiyor..Ama romandaki kadın kahramanımız 20.Yüzyıldan..İşte bu ana tema ile Yabancı ile benzeşiyor o kadar..Konusu daha değişik...Yabancı'daki aşk daha güzel yalın... Romandaki kurguda biraz eksiklik hissettim Karen Marie Moning burada daha toy bir yazar bunu anlıyorsunuz..Ama bu kitap kötü demek değil kesinlikle aksine beğenerek okudum ama eksiklik hissinden de kurtulamadım..Bunda en çok çevirmenin kullandığı yerli yersiz kelimelerin rolüde büyüktü... Hawk 16.Yüzyıl İskoçya'sında yaşayan bir İskoç lordu.Zorunluluklar onu kralın fahişesi konumuna kadar getirmiştir..Kadınlar arasında haklı bir ün elde etmiştir..Tüm kadınlar onu elde etmenin çılgınlığı içindedir..Hawk'ın yakın arkadaşı Grim Bir gün dilekte bulunur..Onun aşık olmasını aşık olduğu kadının onu sevmemesini diler... Bu dileğin tutabileceğini düşünmeden dilenen dilek Nasrettin hocanın gölü Yoğurt ile mayalaması gibi de tutar... Ve kitaptaki kadın kahramanımız Adrienne sütten ağzı yanmış yakışıklı erkeklerden nefret eden güzel bir kadın..Güzelliği kusursuz..Bir daha yakışıklı erkek sevmemeye yeminli bir kadın..Fakat kendini birden 16.yüzyılda Hawk ile evlenmek üzere iken buluyor..Bunun altında kralın soytarısının parmağı var tabii dolaylı olarak da Hawk'ın red ettiği kraliçenin..Tebasının başına bir şey gelmemesi için onların kurallarını kabul ederek zorlandığı bu evlilik yolu ile hayatının aşkına kavuşur..Fakat vermeleri gereken çok sınava kat etmeleri gereken çok yol vardır... Kısaca konu böyle.Tüm eksikliğine rağmen yazarın o büyülü kalemi hissedilyor.Takip edeceğim bir seri olacak Sekiz kitaplık bir seri bu.DBeş kitaplık Ateş Serisini mahveden bir yayın evi bu seriyi tamamlarmı o rası şüpheli işte..Umarım bu seride yok edilmez..Ben yinede bu kitabı tavsiye ediyorum..Müzah,aşk,historical,fantastik temaları ile bezenmiş güzel bir kitap... Highlander Serisi 1. Beyond the Highland Mist (1999) Sisli Dağların Ötesinde 2. To Tame a Highland Warrior (1999) 3. The Highlander's Touch (2000) 4. Kiss of the Highlander (2001) 5. The Dark Highlander (2002) 6. The Immortal Highlander (2004) 7. Spell of the Highlander (2005) 8. Into the Dreaming (2006)
Baskı: Akşam Yıldızı (McBride Family #1)
Tek kelime ile duygusal bir ziyafet bu kitap.Bana Mary Balogh'un Beni Bana Bırak isimli kitabını anımsattı,ister istemez.Aynı acı çeken bir erkek ama hangisi daha çok acı çekiyordu diye sorsanız Simon derim.Çok ilginç adam yaşamayı bırakmış.Annie onu hayata döndürmeye çalışıyor.Kadın kovalıyor erkek kaçıyor Ama gün geliyorki hayatını onsuz devam ettiremeyeceğini anlıyor.Çok güzel çok beğendiğimi söylemeliyim..Samantha James takipçisi olacağım yazarların içine dahil oldu..
Baskı: Gönül Avcısı (McBride Family #2)
Samantha James çok okumayı özlemişim.Fakat bu kitap da Akşam Yıldızı'ndaki büyü başlarda yok gibi idi..Başlarda hikaye bana oldukça durağan geldi.Her ne kadar gotik temalar varsa da hikayenin içine giremedim bir türlü. Fakat kitabın ortalarına gelmeye başladığımda hikaye biraz hareketlenmeye başladı.Romanda duygusal çekim çok güzel idi ama sanki kadın ve erkek karakterin hikayesi biraz daha heyecan verici olabilirdi.Yine de kitabı kurgu bakımından biraz zayıf bulsam da beğenerek okudum..Yazarın büyüleyici kalemi özellikle çevirinin bence başarısı kendini gösteriyordu ki kitabı yine de sevdim....İkili arasındaki duygu ve çekim yoğunluğu müthiş idi ... Erkek karakter Lord Aidan McBride Hindistan'dan gelmiş bir asilzade ilk kitapdaki kadın karakter Annie'nin ağabeylerinden.Eski bir asker orada çok fazla bir süre neredeyse on yıl kalmış..Orada yaşadığı kötü olay onda çok derin etkiler bırakmış olduğu gibi vicdan azabı duymasına sebep oluyor..Bu olayı sadece ağabeyi Alec biliyor..Yeni geldiği vatanında komşusu Fiona Hawkes ile bir gece yarısı tanışıyor.. Sıradışı bir kadın olan Fiona aynı zamanda bir kitapevi sahibi ve hiç kimsenin bilmediği başka bir sırrı da var aynı zamanda fantastik ve korkulu bir serinin yazarı.Bunu çok gizli tutuyor..İki tarafında sırları ve korkuları var.Ama birbirleri ile ilişkileri atkadaşlıkları sıra dışı başlasa da çekime daha fazla karşı koyamıyorlar..Fakat aralarında ki sırlar Fiona'nın Aidan'a bir türlü güvenememesi ilişkileri oldukça zorluyor..Bunun gelgitleri çok kuvvetli yaşansa da Aidan oldukça etkilendiği bu kadının peşinin bırakmaya ne olursa olsun niyetli değil.. Aralarında resmen baştan çıkarılma savaşı yaşanıyor..Kimin kazanacağının pek de önemi olmayan bir savaş aslında..İki tarafta korkularını yenmek zorunda..Kısaca hikaye güzeldi biraz daha heyecanlı olabilseydi..Okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar...
Baskı: Keşke Gerçek Olsa
Keşke Gerçek Olsa Marc Levy If Only It Were True Goodreads Puanı 5/3,56 Benim puanım 5/5 Bu kitabı unutulmazlarım arasına ekledim.. 2005 Yılında Reese Whitperson ve Mark Ruffalo'nun başrollerinde filmide çekilmiş..En kısa zamanda filminide seyredeceğim.. İlk defa okuduğum bir yazar Marc Levy tavsiye eden arkadaşlarıma çok teşekkür ederim..Yazarın diğer kitaplarını okumaya devam edeceğim.. Öncelikle y azarın anlatımı,kurgusu çok güzeldi.Çok akıcı idi.Takip edeceğim bir yazar olacak.Keşke Gerçek Olsa'nın devamı niteliğinde yazılmış Sizi Tekrar Görmek 'i de okuyacağım..Çok ısrarlı gelen istekler doğrultusunda devamını yazmış yazar..Bence de isabet etmiş kitabın sonunda hikayenin yarım kalmışlık hissi vardı.. Konusu çok duygusal gizemli bir hikaye idi..Genç ve güzel bir doktor olan Lauren trafik kazası geçirerek derin bir komaya girer. Bu komaya girdikten sonra ruhu bedeninden ayrılarak özgürce dolaşmaya başlar..Kendi evini de sık sık ziyaret eder..Lauren'in evini kiralayan Arthur başarılı bir mimardır.Bir gün gardrobunda Lauren'i görür ve hikayemiz başlar.Lauren'i ondan başka gören duyan yoktur..Önceleri ona yardım amacı ile başlayan ilişkileri büyüleyici bir aşka dönüşür..Birlikte sihirli zamanlar geçirmeye başlarlar..Arthur'un geçmişteki yaraları da bu ilişki ile gündeme gelir.. Bir problemleri vardır ama Lauren'in annesi doktorların ısrarı ile ötenaziye ikna olur.. Çok güzle bir romandı herkes mutlaka tavsiye ederim...
Baskı: Aşkın İki Yüzü (Lone Star Sisters #2)
Aşkin İki Yüzü Susan Mallery. Orjinal adı Lip Service Goodreads Puanı 5/3,91 Benim puanım 5/4,5 Serinin ikinci kitabını daha cok begendim.Ama kadın karakterin başlardaki kişiliksizliği yüzünden puanı da kırdım.. Konusu daha sert idi. Lexi ve Cruz'un hikayesi beyaz dizi tadında idi daha romantik idi. Irak savaşından dönmüş savaş gazisi Mitch Cassidy ve Titan kızlarının ortanca olanı Skye Titan'ın hikayesi idi.. Skye ile Mitch'in hikayesi daha gerçek sert bir hikaye idi.Babasının etkisinden kurtulamamış kişiliği oturmamış.Annesi neredeyse gözlerinin önünde intihar etmiş bir genç kız idi Skye Titan..Bu durumdan da faydalanan bir sözde baba deyim yerinde ise tam bir karaktersiz idi bence...Nefret ettim bu karakterden.Ailesini çocuklarını kendi kişisel çıkarları için kullanabilen bir baba profili vardı. Skye'in hayatta kalan tek ebeveyni olması üzerindeki etkisini güçlendiriyordu..Skye Titan babası ne derse yapıyordu.. Yer yer kadın kahramanımız Skye 'in babasının etkisinde fazla kalmasına çok sinir oldum. Skye sadece babası istediği icin sevdigi adamı bırakip yaslı bir erkek ile evlenir.. Özellikle bazı yerlerde gençlik ve toyluğunun etkisi ile kişiliksizce davranması beni delirtti diyebilirim.Babasının Mitch Cassidy'den ayrılıp yaşça büyük bir adam ile evlenmesini istiyordu..O istedi Skye yaptı hem de en iğrenç bir şekilde.. Hayatımın aşkı dediği adama çok acımasızca ihanet etmesi ondan hamile kalması.Evlilik teklifi eden sevdiği adamı yüz üstü bırakması..Çok sinir oldum çok kişiliksizce karaktersizce yapılmış bir davranıştı..Bence.. İşte bu yüzden Mitch bence dokuz yıl sonra karşılaştıklarında az bile yaptığını düşünüyorum..Aşağılamasını da bence hak etmişti..İhanet bence ilişkiyi darmadağın eden bir davranıştır geriye dönüşü de neredeyse imkansızdır.. Bu ayrılıktan sonra Mitch orduya yazılır ve SEAL komondosu olur.Son katıldığı Irak Savaşı'nda da ayağını kaybederek geri döner.Arada dokuz yıl geçmiştir. Skye ise kocasını kaybetmiş 8 yaşında bir kızı vardır.Babası Jed Titan ile birlikte yaşamaktadır..Mitch'den ayrılışının ağırlığını hala içinde yaşamaktadır..Kocası öldükten sonra da herhangi bir gönül ilişkisi olmamıştır..Babası ona yine evlenmesi için bir koca ayarlamıştır.. İLk kitabımızdaki Lexi ve Cruz nişanlanmıştı ve Lexi bebek bekliyordu.Üvey ağabeyleri Gart yine işbaşında idi..Titanları özellikle Jed Titan'ı mahvetmeye yemin etmiş bu adam planlarını uygulamak içim her yolu denemeye kararlı idi..Bu sefer de Titanları içten yıkmaya kararlı idi... Bu yüzden planlarına Mirch'i de kattı..Skye'a düşman plan Mitch hesaplaşmasını bu yönden de denemeye karar verir ama çok geçmeden pişman olacaktır.. Şimdi serinin üçünçü kitabı İzzy'nin hikayesi var sırada ama ben 4.ve son hikayede ki Garth ve Dana'nın hikayesini daha çok merak ediyorum..Yardımsever Dana Titan kızlarının hem savunucusu hem de arkadaşı idi..Bu macera bence daha heyecanlı olacak.. Kesinlikle tavsiye edeceğim bir seri..Susan Mallery'i o kadar çok sevmezdim bu seriyi okuduktan sonra kesinlikle takip edeceğim bir yazar ...
Baskı: Günaha Davet (Historical #1)
Aşk Onun için her şeyi göze almaktır...Bu hikaye için ne diyebilirim..Sylvia Day'i ilk defa okudum...Çok beğendim okuduğum en muhteşem hikaye değil belki,ama en baştan çıkarıcı hikayelerden..Hikayedeki aşk sahneleri asla sırıtmıyor asla ağır gelmiyor..Erkek karakter bir şeytan gibi baştan çıkarıcı bir adam. Kadın karakter dışarıdan bir buz dağı belki ama içeriden kaynayan bir yanardağ..Bu ateşi ortaya çıkaran Allistair Cauldfield.. Birde Jessica'nın kız kardeşi Hester'in hikayesi de vardı..O da sevdiği adam ile evlenmiş görünüşte mutlu bir evliliği vardı..Ama o çok sevdiği kocasının içinde yaşattığı şiddeti onu yıllar geçtikçe öğrenmişti.. Jessica'nın kocası Benedic'in kardeşi Michael'da yıllardır umutsuzca hester'e aşıktı..Onların hikayesi de güzeldi..Kurgu etkileyici idi.. Gelelim Allistair ve Jessica'ya Yedi yıl önce aralarında geçen bir olay ikisini de görünmez bağlar ile bağlamıştı..O olaydan sonra Allistair yurt dışına gitti..Jessica ise evlendi..Allistair için Jessica ulaşılamaz bir yerdeydi..Ona aşık idi yaşına göre de oldukça olgun bir erkek idi..Jessica'dan iki yaş küçüktü.Ailenin 4..çocuğu idi..Ondan beklenen pek bir şeyde yoktu.O da Jessica evlendikten sonra yurt dışına gitti orada zengin oldu..Kadınlar arasında çok revaçta idi..Beraber olduğu kadınlar hep Jessica^ya benziyordu.Ona olan aşkını öyle güzel sakladı ki..Kendisi bile inandı.. Kocası Benedict ile altı yıl evli kalan evlliğinde mutlu olmuştu..Başarılı bir evliliği olmuştu..Jessica'nın kısır olması bile bu evliliğe gölge düşürememişti...Kocası ona yurt dışında bir çiftlik bırakmıştı.İşte bu mülkü görüp toparlamak için yurt dışına gitmeye karar verir Jessica..Yol arkadaşı ise Allistair'dir..Ona karşı o olaydan sonra hep mesafeli olan Jessica yolculuk yaptığı geminin ona ait olduğunu ona göz kulak olması için kayın biraderi Michael'in ricasını bilmemektedir.. Ve yolculuk başlar... Daha fazla detay vermek istemiyorum.Roman içinde mevcut iki hikaye de çok güzeldi..Kitabı çok severek okudum..Seri olmamasına da oldukça üzüldüm.Keşke devamı olsaydı.. Bu kitaptaki erkek karakterden yola çıkarak başka bir seriye esinlenmesine de hiç şaşırmadım.. Kesinlikle tavsiye ederim....