hulyami
@hulyami

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Dolunay - Royal House of Shadows #3

Dolunay - Jessica Andersen Serinin üçüncü kitabı kurgu bakımından serinin en güçlü hikayesi idi bence..Çok da akıcı bir dilde yazılmıştı..Serinin bu macerasında da Elden Varisimiz Prens Dayn idi.Hem vampir hem kurt adam kılığına girebiliyordu Kadın kahramanımız ise Reda(Alfreda) Weston eski bir polis idi..Her şey annesinden kalan Kırmızı Başlıklı Kız isimli eski bir kitabı tekrar bulması ile başladı..Ani bir akım ile bambaşka bir dünyaya gitti.Kurt adamların dünyasına . Dayn'da yirmi yıldır kurt adamların dünyasında sürgün yaşıyordu.Elden Krallığına gidebilmek için bir rivayet olan klavuz kadının ona eşlik etmesini bekliyordu..Canavarlaşarak kurt kadınlar ile çiftleşerek güç topluyordu..Kısaca iki tarafta birbirlerini kullanıyorlardı..Zira bu güce kraliyeti kurtarmak için ihtiyacı vardı. BU ikilinin hikayesini de çok beğendim.Tutkulu bir aşk ,sıra dışı bir macera,Kurt adamlar,vampirlerin cadıların olduğu bir bölümdü.Şİmdi serinin dördünci kitabını okumak için sabırsızlanıyorum..Özellikle fantastik severlerin çok beğeneceği bir seri..Tavsiye ederim.. 1-Kara Gönülçelen / Lord of the Vampires by Gena Showalter 2.Savaşçı Ruh/Lord of Rage by Jill Monroe 3.Dolunay/ Lord of the Wolfyn by Jessica Andersen 4.Lord of the Abyss by Nalini Singh http://hulyami.blogspot.com/2013/10/savasc-ruhjill-monroe-ve-dolunayjessica.html

Baskı: Savaşçı Ruh - Royal House of Shadows #2

Savaşçı Ruh, Royal House of Shadows Serisinin ikinci kitabı idi .. Harlequin'in Mystery Serisinden ikinci seri olan Royal House of Shadows serisi dört kitaplık bir seri yine serinin her kitabını değişik yazarlar yazıyor.. Paranormal aşk romanı içinde vampirler, kurtadamlar, büyücüler, cadılar, ruhlar vs türünde aklınıza gelebilecek her türlü yaratığın içerisinde bulunduğu bir seri.. Ama içinde derinlemesine hissedebileceğiniz bir aşk da var..Serinin her kitabında da Kan Büyücüleri tarafından saldırıya uğrayan Elden Krallığı varislerinin maceraları var kitaplar bağımsız okunabileceği gibi birbirine bağlı olarak da okunabilir..Ama sıra ile okunsa çok daha iyi bence.. Bu macerada ise kahramanlar yine rüyalarında tanışıyordu..Breena ve Osborn erkek kahramanımız bir serdengeçti idi..Ormanda karşılaşmaları ile birlikte Breena'nın onun savaşçı gücüne ihtiyacı vardı..İkiside birbirlerini rüyalarından tanıyordu. Breena Elden Krallığının varisi idi yardıma ihtiyacı vardı.. Osborn'un yardımına..Onun becerilerine ihtiyacı vardı zamanlar onun sevgisini de istemeye başlamıştı.. Bu vahşi adam ile aralarındaki aşk zamanla doğdu ve ikisinin de bir seçim yapması gerekiyordu... Güzel bir hikaye idi.. 1-Kara Gönülçelen / Lord of the Vampires by Gena Showalter 2.Savaşçı Ruh/Lord of Rage by Jill Monroe 3.Dolunay/ Lord of the Wolfyn by Jessica Andersen 4.Lord of the Abyss by Nalini Singh

Ölümüne Sev Beni
8/1003.10.2013

Baskı: Ölümüne Sev Beni

Yeni bir okuduğum bir yazar Allison Brennan romantik gerilim tarzından yazıyor..Kalemini beğendim çok akıcı yazıyor yazar..Macera aksiyon aşk polisiye temaları ile harmanlamış hikayeyi anlatımını çok sevdim..Dokuz kitaplık Lucy Kincaid serisinin ilk kitabı Ölümüne Sev Beni'yi tarz olarak yazarı Karen Rose'un Bana Aitsin ve Anlatacak Bir Şey Kalmadı serisine benzettim. Lucy Kincaid serisi Romantik Gerilim tarzında yazılmış . Bu tür hikayeler çok sevdiğim bir tarz fakat Epsilon Yayınları bu seriye hak ettiği değeri vermesini umuyorum.. Seride Lucy Kinkaid ve sevgilisi Sean Rogan'ın maceraları üzerine kurgulu..Sean Rogan'ın ağabeyleri de üst düzeyde bir araştırma şirketleri var hepsi dünyanın bir yerine dağılmış karizmatik tehlikeli adamlar. En büyük ağabeyi Duke annesi babası öldükten sonra ona bakmış ikisinin bağlantısı kopmamıştır..Lucy Kinkaid'in agabeyi ile birlikte çalışmaya başlamıştır..Lucy'yi bir yıl önce gördüğü anda da vurulmuş ve aklından çıkaramamıştır..Belkide Lucy'nin ağabeyi James ile çalışmasının nedeni de budur.. Lucy Kinkaid altı yıl önce iki sapık tarafından kaçırılarak şiddete maruz kalarak tecavüze uğramış. Ölümden kıl payı kurtulmuş ve saldırganlarından birini öldürmeyi başarmıştır..Şimdi ise tek amacı FBI'ya katılmaktır..Geçmişte uğradığı bu korkunç saldırının izlerini hayatından çıkartmak konusunda büyük bir başarıya ulaşsa da izleri tamamen silmek mümkün olmamıştır.. FBI'ya başvurusunun sonuçlarını beklerken saldırıya uğrayan kurbanları koruyan bir örgütte de gönüllü olarak çalışmaktadır. İşte bu çalışmalardan birinde tekrar bir sapık tarafından başı derde girer ve bu arada eski saldırı olayı ile ilgili de yeni gelişmeler,bağlantıları öğrenecek, bu arada da hayatına Sean Rogan girecektir.. Çok daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum çünkü romanı okumak isteyenler için tadı kaçabilir zira..Polisiye severlerin seveceğini tahmin edeceğim bir yazar Allison Brennan bir denemenizi öneririm...Özellikle Lucy Kincaid serisinin yeni kitaplarını bir an önce okumak istiyorum.... Lucy Kincaid Serisi: 1. Love Me to Death (2010) 2. Love Is Murder (2011) 3. Kiss Me, Kill Me (2011) 4. If I Should Die (2011) 5. Silenced (2012) 6. Reckless (2013) 7. Stalked (2012) 8. Stolen (2013) 9. Cold Snap (2013) http://hulyami.blogspot.com/2013/10/olumune-sev-beni-allison-brennan.html

Hep Seni Bekledim
9/1030.09.2013

Baskı: Hep Seni Bekledim

"Uzun zamandır ara vermiş olduğum bir yazardı Nicholas Sparks. Bu kadar ara vermek ile çok büyük hata etmişim..En kısa sürede yazarın okumadığım diğer kitaplarını da okuyacağım..Müthiş bir anlatım,o sadelik,o duygu sağanağı muhteşem..Bir de yazarımız uzun uzun aşk sahneleri yazmıyor. Öyle bir anlatım ile yapıyor ki bunu o aşkı sonuna kadar hissediyorsunuz..Yazarı ilk Denizden Gelen Mektup isimli romanı ile tanışmıştım..O roman beni büyülemişti. Fakat sonu çok iç parçalayıcı idi.. İşte yazarın romanlarında her türlü sona kendinizi hazırlamanız gerekiyor.Hep Seni Bekledim de sonu sürprizli bir son bekliyor sizleri.. Kitabın başlarında biraz sıkıldığımı itiraf etmeliyim.Fakat sonradan kitap bir açıldı ki elimden bırakamadım.Kitap da aşk,aile,dram,sadakat,savaş temaları üzerinde kurgulu idi.. Müthiş bir hikaye idi..Kesinlikle tavsiye ederim.. "

Baskı: Aşkın Günahı (Penwich Erdemli Kızlar Okulu #1)

Sophie Jordan en sevdiğim yazarlardandır..İLk Düğün Gecesi romanı ile onunla tanışmıştım..Yazarım kitaplarında yarattığı sıra dışı dünyayı çok seviyorum.. Penwich Erdemli Kızlar Okulu isimli üç kitaplık serinin ilk kitabı Aşkın Günahı isimli kitabı yazarın diğer kitaplarına göre daha değişik ve egzotik buldum..Kurgusundan çok bende bırakmış olduğu duygu yoğunluğunu sevdim..Özellikle aşk sahneleri o tutkuyu ve ateşi yazar güzel işlemişti.. Belki kurgusu çok güçlü değildi ama oldukça değişikti..Kısaca bu kitabını da çok sevdim yazarın. Penwich Okulunda okumuş olan üç genç kızın hikayelerinden oluşuyor.. Fallon O'rourke,Marguerite Laurent,Evelyn Cross isimli üç genç kızdan her birinin bir dileği vardı.. Fallon Bir Yuvası Olmasını,Evie Macera ,Marguerite Önemli Olmayı diliyordu. Fallon'un babası bahçıvan idi..İşvereninin gönderdiği uzak yerden dönemeden vefat edince öksüz kalmıştı..Babasının işvereni onu Penwich Kızlar Okukuna gönderir..Orada çok gaddar,sert bir eğitimden geçer..Hayatta arkadaşlarından başka kimsesi kalmamıştır..Okuldan mezun olduktan sonra bulduğu işlerde erkek patronlların sarkıntılık yapması kendisinde sinirli olması yüzünden çalıştığı ilerde barınamıyordu..En son çalıştığı teki işverenin oğlu yüzünden işi bırakmak zorunda kalır.Fakat onunla gece sokakta mücadele ederken Dominic Hale şahit olur..Ona yardım etmek isteyerek arabasına alır.., Fakat bir lakabıda İblis Dük olan Dominic küçükken yaşadıkları yüzünden adeta kalbini kaybetmiştir.Kendini sefahata vermiş ahlaksızlıkları ile inlü bir adamdır.Fallon'dan çok etkilense de onu ahlaksızlığı ile korkutarak elde etmeye çalışır..Fallon ise ondan hem korkup etkilense de onunla bir daha karşılaşmayacağına adeta yemin eder..Dominic ona ihtiyacı olabileceğini düşünerek kartını verir..Ama Fallon ondan yardım istemeyi gitmeyi aklına bile getirmez.. Not: Fallon her şey için adeta yemin ediyor.., Fakat büyükler büyük lokma yut büyük söz söyleme diye boşuna söylememişlerdir..Fallon bir anda işsiz kalıp arkadaşlarının yanınada sığınamayınca da kadın iken patronların sarkıntılıklarından bıktığı bir anlamda da iffetini korumak için erkek kılığına girer..BU durumda hem biraz para birikirip taşraya geçmeyi hem de erkeklerin sarkıntılıklarından kendini korumayı planlamaktadır.. Elbette ki evdeki hesap çarşıya uymaz çünkü ajans ona bula bula İblis Dük'ün evinde iş bulur..Onunla karşılaşmamaya ve evine gitmemeye yemin etse de kader mi ? şans mı? ne denirse ağlarını örmeye başlamaktadır..Bu şeytansı adamdan bu kadar etkilenirken orada çalışmak onu çok zorlayacağı kesindir..Ama başka çaresi de yoktur..Üstüne üstlük bir olaydan sonra onun özel hizmetçisi de olduktan sonra işler kontrolden çıkmaya başlar.Dominic bu genç adamın davranışlarından kendinden hoşlanmadığını anlamıştır da..Bunun nedenini çözmeye çalışır.. Ben severek okudum.Yazarın okuduğum dördüncü romanı..Kalemini çok seviyorum. Beni tam da yüregimden yakalıyor..Yine de Düğün Gecesi bence yazarın okuduğum en güzel romanı..Serinin ikinci kitabını da çok merak ediyorum..Biraz değişik bir kitap okumak isterseniz bu roman tam size göre bence... Penwich School for Virtuous Girls 1. Sins of a Wicked Duke (2009) Aşkın Günahı 2. In Scandal They Wed (2010) 3. Wicked Nights With a Lover (2010) . http://hulyami.blogspot.com/2013/09/askn-gunah-sophie-jordan.html

Deniz Katedrali
10/1023.09.2013

Baskı: Deniz Katedrali

Kitap Adı : Deniz Katedrali Yazarı : İldefonso Falcones Orjinal Adı: La catedral del mar Goodreads Puanı : 5/3,96 Puanım :5/5 İldefonso Falcones'in Deniz Katedrali' kitabını yaklaşık dört yıl önce okumuştum.Bu kitaba ilginç bir kitap demek büyük bir haksızlık bana göre..752 Sayfalık bu roman kapağını açtığınız da adeta su gibi akıyor..O çağı kitabı okurken adeta yaşıyorsunuz.. Orta Çağ Barcelona'sında geçen bir Katedralin inşasını anlatırken 14. yüzyıl orta çağ karanlığını adeta bir resim gibi tasfir ediyordu.. Roman Bernard Estanyol'un düğününde başlıyor ve kendisi feodal beyinin emri altında yaşayan bir çiftçi idi..Babası yeni ölmüş olduğu için toprak işletim hakkı ona kalmıştı..Aslında o zamanki düzen içinde özgür gibi görünse de yine de köle sayılırdı.Çünkü toprakları terk etmemek karşılığında sözde özgürlüğü kendilerine bahşediliyordu.. Beyliğe ait en çok topragın bekar olan Bernauda kalması çevrediki bekar kızları olan aileler içinde mükemmel bir fırsattı. Sonunda o ailelerin kızlarından biri ile evlenmeye karar veriri..Fakat asıl olay ve kitap burada başlıyor.Düğününe gelen feodal beyi gelini gördükten sonra ilk gece kulanım hakkı istiyor ve bunu gerçekleştiriyor..Ama zavallı kadının başına gelen bununla da bitmiyor..Herkesin önünde karısı ile ilişkiye girmesini emrediyor..Bernant bunu zorla gerçekleştirmek zorunda kalıyor..Bu geceden sonra karısı ile arası asla iyi olmuyor..Bu geceden sonra hamile kalan kadının dramı tabii ki bitmiyor..Kocasını terk ediyor defalarca tecavüze maruz kalıyor..Doğan çocuğunun kimden olduğu aileden gelen bir ben ile anlaşılıyor..O ben olmazsa feodal beyi çocuğun üstünde de hak iddia edebilecek idi.. Tabii Rernaud'un dramı bununla da bitmiyor..İlk gece olayından ve karısının kötü yola düşmesinden hayat oznun için daha da zorlaşıyor..Sonunda Bernaud oğlu Arnaud'u da alarak topraklarını terk ederek kaçmak zorunda kalıyor...Yıllarca köle gibi yanına sığındığı akrabasının yanında çalışmak zorunda kalıyor..Bir yandan da oğlu Aranaud'u büyütüyor..Bundan sonra da oğlu Arnaud'un inanılmaz hikayesi başlıyor..Yazar o dönemi o kadar güzel araştırıp bize aktarmış ki okurken elinizden bırakamıyorsunuz..Bir de olayları tarihsel olaylar ile de desteklemiş.Kesinlike gerçeklere dayandırılmayan tek bir sahne yok romanda .. O zaman ki iç savaş,kıtlık,veba,enginizisyon mahkemesi..Dudaklarınızı uçuklatacak cinsten olaylar kadınların değersizliği..Ve o çağda yaşanan yasak bir aşk.. O zamanın şartlarına göre çok ağır cezası olan bir suç..Özellikle kadınlar karşı..Her şeye rağmen..Müthiş idi.. Arnaud'un ve babasının yaşadığı iftira ve sonunda babasını idam edilmesi..Arnaud'un iftirayı atandan intikam alması..Hapise düştüğünde fahişede olsa anne annedir sözünün doğrular şekilde annesinin onu kurtarması..Hem de onu yıllarca uzaktan takip ederek.. Tereddüt etmeden bu kitabı tavsiye ederim .Fakat bir historical kitap okuyacağınızı düşünüyorsanız,tarihi olaylardan sıkılıyorsanız,bu kitaba hiç başlamayın.. Ken Follet severler bu yazarı da bence severler..Yazar orta çağın gerçeklerini o adar güzel işlemiş ki okurken yüreğiniz acıyor adeta..Yazarın Mart 2013'de çıkan kitabı için de umarım fazla beklemem.. Kesinlikle Tavsiyemdir.... Tarihi Kurgu,savaş,macera ve aşk hikayelerini seviyorsanız Yazarın Deniz Katedrali ve Fatımanın Eli kitapları bence tam size göre... http://hulyami.blogspot.com/2013/09/deniz-katedrali-ildefonso-falcones.html

Baskı: İskoçyalı'nın Kollarında (The McCabe Trilogy, #1)

Kitabın Adı: İskoçyalı'nın Kollarında Yazarı : Maya Banks Orjinal Adı : In Bed with a Highlander Goodreads Puanı 5/4,08 Puanım : 5/4 Maya Banks Harlequin Beyaz Dizi kitaplarından severek okuduğum bir yazar..Araştırdığım kadarı ile çok değişik türde yazıp sizi tam amalamı ile ters köşeye yatıran nadir kalemlerden.. Sharon Long takma ismi ile de yazmış....Kalemini çok seviyorum historical türünde okuduğum bu ilk kitabını severek okudum ki çeviri katliamına rağmen..Garip kelimeleri kullanması çok can sıkıcı idi..Özellikle somurmak? Bu ne anlama geliyor Allahaşkına?!!.. Hakkı ile çevrilebilse idi beş yıldızlık bir kitap idi.McCabe Üçlemesinin ilk kitabı olan İskoçyalı'nın Kollarında 'nın ilk hikayesi ağabey Ewan McCabe'nin hikayesi idi.. Mairin Stuart Kralın gayri meşru kızı idi..Çok yüklü bir çeyizi vardı..Onu kullanarak çeyizine ulaşamamalrı ve kaçırmamamaları için bir manastırda yıllardır gizleniyordu..Fakat izini bulan Duncan Cameron isimli klan beyi onu zorla kaçırarak evlenmeyi planlayarak çeyizine ulaşmayı hedefliyordu..Bunun için yapamayacağı yoktu..Mairin'in de önemi yoktu hedefine ulaşacağı bir basamaktı..İşte Mairin'i kaçırırken onun korması altına aldığı küçük çocuğu da almak zorunda kalmıştı..Crispin McCabe McCabe Klanının lideri Ewan McCabe'nin oğlu idi..Mairin onu mutlak bir ölümden kurtarıp koruması altına alırken Duncan tarafında da feci şekilde evlenmeye ikna edilmesk için dövülüyordu..Crispin ile kaçma planları yaparken hiç ummadığı bir fırsat ayağına kadar gelir ve kaçabilmeyi başarırlar..Yolda büyük şans ile McCabe Klanınından Crispin'in amcası Alaric ile karşılaşarak kurtulurlar.. Mairin gerçek kimliğini adını bile saklar. Sahip olduğu miras yüzünden hedef haline gelmesi onu dikkatli olmaya mecbur bırakır.. .Ewan ile en baştan birbirleri ile ters düşerler. Ewa'ın klanı Cameronlar ile savaş halindedir bu savaşta klan çok kötü bir duruma düşmüş genç karısını da kaybetmiştir..Oğlu çok küçük yaşta annesiz kalmıştır..İşte Mairin'in onun hayatını kurtarması ile oğlunun bu kadına çok bağlanmış olduğunu görür..Oğlunun hayatını kurtaran bu kadına minnet borçlu olsa da takışmadan duramazlar..Onun gerçek kimliğini öğrendiğinde kötü durumdaki klanın geleceği için Mairin ile evlenmeyi kafasına koyar..Mairinin önünde iki seçenek vardı ya bu devamlı kavga ettiği adam ile evlenecek ya da sadist ruhlu Duncan Cameron ile..Çok da vakti yoktur Duncan'ın yerini tespit etmesi çok yakındır... Kısaca kitabı çeviriye rağmen başarılı buldum..İkili arasındaki zıtlaşma kavga derken aşkın sessiz sedasız gelmesi oldukça güzeldi..Erkek kahraman Ewan'ın sahiplenici tavırlarını çok sevdim.Özellikle o yalnış anlamalardan doğan kavgalar ve sonunun hep tatlıya bağlanması Ewan'ın sonunda Mairin'in kararlarına saygı duymaya başlaması çok hoşuma gitti..Aile olmanın ne demek olduğu birbirini korumak sevmek aile olmanın ayrıcalığını yazar çok güzel işlemişti...Bazı yerlerinde diğer İskoç hikayelerine benzetsem de sıkılmadan keyif alarak okudum..Historical ve İskoç hikayelerini sevenlerin oldukça seveceği bir hikaye..Bence kaçırmasınlar... Highlander Üçlemesi 1. In Bed with a Highlander (2011) İskoçyalı'nın Kollarında 2. Seduction of a Highland Lass (2011) Sürgün 3. Never Love a Highlander (2011)

Baskı: Dağ Kulübesi (Virgin River, #2)

20 Kitaplık Virgin River Serisinin ikinci kitabı Dağ Kulübesi beni mest etti..Romanı elime aldığım gibi bitirdim.Bence her bakımdan çok başarılı bir kitap idi.Bu seriyi bu kadar çok sevebileciğimi tahmin bile edemezdim..Robyn Car çok yetenekli bir yazar etkili ve başarılı bir kalemi var.Olaylrı kurgulaması ve romanlarındaki derinliği çok beğendim..İlk romandaki Kahramanlarımız Jack ve Mel'in aşkı be mucizevi Dağ Kulübesindeki hikayede en az onun kadar etkileyici ve mucizevi.. İlk romandan tanıdığımız Peder takma isimli John Middleton Jack Sheridon ile aynı bölükte savaşmış bir dev adam..Konuşmayı pek sevmeyen oldukça içine dönük bir kişiliğe sahip..Genelde çok sakin ama onu kızdırmak istemezsiniz...Kızdığında ip kopuyor...Ona sadece annesi ismi ile hitap ediyor.. Hikaye soğuk bir eylül akşamında başlıyor Jack ve Mel evlenmiştir.Jack Peder'e barda bol bol kalabileceği odalar bırakarak Mel'in yanına yerleşmiştir.Tam barı kapatmayı düşünürken genç bir kadın küçük oğlu ile içeriye girer.Yüzünde ki izleri görür ve kadının bir şeylerden kaçtığını anlar..O kadar ürkektir ki ..Üstelik kendi görüntüsünün de kadın ve çocuğu korkutacağından endişelenmektedir..Onları ürkütmeden yardım etmeye çalışır. Eski bir kuaför olan sadece bacakları çok ağrıdığı için Wes Lassiter ile evlenmişti..Şiddet daha evlenmeden başlamıştı..Şiddet evlendiklerinden beri artarak sürüyordu..Hatta oğluna hamile iken de şiddet görmeye devam etmişti. .Başvurmadığı çare kalmamıştı..Çok korkuyordu nasıl cesaret edip kaçtığına kendisi bile şaşırmıştı..Ona yardım etmeye çalışan adamdan her şeyden ürküyordu..O gece için barda kalır ertesi gün gidecektir.. Fakat Peder onun durumundan çok etkilenmiştir.Üstelik genç kadının yaralarını da gördüğü için onun bakıma ihtiyacı olduğunu anlar..Bu davetsiz iki misafirini tutabildiği kadar tutmaya kararlıdır.. Onu ilk iş Mel'in görmesini sağlayacaktır..bu yardıma muhtaç kadını koca kolları ile koruma altına alır..Kendisi kocaman yüreği yumuşacık olan bu koca oğlanın aşkı ve hikayesi çok güzeldi..Daha fazla ayrıntılar için sizi kitaba davet ediyorum...Tavsiye ediyorum bu sımsıcak sevgi dolu romanı.. http://hulyami.blogspot.com/2013/09/dag-kulubesivirgin-river-robyn-carr.html

Baskı: Son Sevgili (Inn BoonsBoro Trilogy #2)

İnn BoonBoro üçlemesinin ikinci kitabı Son Sevgili,İlk kitap Yarın ve Daima idi. Serinin İlk kitabı erkek kardeşlerden Beckett'ın hikayesini anlatırken bu sefer ayrıntıcı kardeş Owen'ın hikayesindeyiz... Owen kasabanın tek restaurantının sahibi Avery. Serinin İlk kitabını okuyanlara Avery oldukça tanıdık gelecektir. Zira restaurantı olan Avery'nin pizzalarına herkes hayrandı yemek konusunda müthiş başarılı ve yaratıcı...Otelin işletmecisi Hope'i bulmalarına yardımcı olan da Avery idi..Belirgin özelliği saf temiz kalbi..Zayıf yönü annesi küçük yaşta iken onun tarafından terk edilmesi ..Romandaki kadın ve erkek kahramanlarımız birbirlerini küçük yaştan beri tanıyorlar. Awery'ye beş yaşında Owen sakızdan çıkan bir yüzük ile evlenme teklif ederek nişanlanmış.. Ama sonradan ilişkileri ve arkadaşça,dostça.Fakat o yüzüğü Avery saklamış ve atmamış... İşte bu arkadaşlığı aşka zorlayan otelin sevimli hayaleti oluyor Elizabeth.. Hanımeli kokan güzel hayaletimiz..Bu ikiliyi akıl almaz bir yöntem ile bir araya getiriyor..Birbirlerini fark etmelerini sağlıyor..Önceleri arkadaş ve dostluklarının bozulmasını istemeyen Avery ve Owen bu ilişkiye kademe kademe geçiyor...İşte bu tarafı biraz bana zorlayıcı gibi geldi..Daha romantik bir başlayış bekliyordum.. Sevimli ve güzel hayaletimiz ile ilgili bildiğimiz hanımeli kokusu..Karşısına çıktığının aşk hayatı olumlu yönde değişiyor..Onunla ilgili bir takım bilgileri de bu hikayede öğreniyoruz. Hatta otelin işletmeni Hope ile kan bağının olduğu ortaya çıkıyor..Elizabeth'in gizeminin bir kısmını Owen ve Hope Çözüyor.Fakat olay tam aydınlanmış değil..Serinin son kitabında her şey eydınlanacak.Bu sevimli hayaletimiz bana Bataklıktaki Gece yarısını anımsattı ister istemez.. İlk kitapdan Beckett ve Clare bu hikayede evlilik hazırlığında.Hatta Clare hamile olduğunu öğreniyor.. Üçüncü çiftin hazırlığınıda yazarımız yapmaya başlıyor bu arada..Hope ve ailenin huysuz oğlu Ryder..Bir de sürpriz bir çiftimiz var.. BoonsBoro Otelin yaratıcısı Montgomery erkeklerinin annesi Justine ve Awery'nin Babası Wiily B.Tavish...Diğer çiftler ile hikaye güzel harmanlanmış. Aslında bu hikayeyi daha iyi olmasını bekliyordum ilk kitap bana göre daha iyi idi..Bu hikayede otelin hazırlıkları vs.bitti.Owen diğer kardeşlere göre daha planlı hayatının her anını planlayıp sürpriz yaşamak istemeyenlerden.Herşeyi kafasında hesaplayıp tartyor onunla kavga etmeniz nerede ise imkansız.. Avery ise çok daha heyecanlı duygularına göre hareket biri.Annesinin teretmesi ile özgüvenini duygusal anlamda kaybetmiş. Yaşadığı ilişkilerde hep hayal kırıklığına uğramış olduğu için yeni bir ilişkiyi önce seks açısından görsede durum ciddiye binmeye başlıyor..Ama Owen çok açık yürkeli bir kişi olması ciddi bir krize girmelerini engelliyor..Kısaca hikaye fena değildi.Vasat olsada sonuçta Nora kitabı idi.Ve ben severek okudum.Serinin üçüncü kitabı bu serinin en can alıcı kitabı olacak gibi... Inn BoonsBoro Trilogy 1. The Next Always (2011) Yarın ve Daima 2. The Last Boyfriend (2012) Son Sevgili 3. The Perfect Hope (2012) http://hulyami.blogspot.com/2013/09/son-sevgili-nora-roberts.html

Baskı: İlk Öpücüğün Büyüsü (Marriage to a Billionaire, #1)

Kitabın Adı : İlk Öpücüğün Büyüsü Yazar : Jennifer Probst Orjinal Adı :. The Marriage Bargain Goodreads Puanı : 5/3,81 Puanım : 5/4 Marriage to a Billionaire Serisinin ilk kitabı olan orjinald adı The Marriage Bargain olan İlk Öpücüğün Büyüsü son zamanlarda okuduğum en sevimli hikayelerden biri idi..Konusu çok sık işlenmiş olsa da bu tip anlaşmalı evlilik konuları içeren hikayeleri çok seviyorum... Kitabın konusu yetişkinler için romans türünde.Yazarı kalemi akıcı ve mizah yönü de kuvvetli.Aile bağları,sevgi,aşk,sadakat temaları ile hikayeyi kurgulamış..Okurken hiç sıkılmıyorsunuz..Çok muhteşem bir kitap değil ama çok sempatik bir kitap idi..Canınız sıkkınsa veya tatilde iseniz çok severek okuyabilirsiniz..Harlequin Beyaz Dizi Severlerin de bu kitabı beğeneceklerini tahmin ediyorum.Çünkü tam da beyaz dizi tadı vardı bu romanda.. Romandaki Kahramanlarımız ise birbirinin tam da zıttı karakterler..Alexa, ne kadar iyi niyetli ve sevgi dolu bir kadın ise , Nick o kadar soğuk, kapalı ve kendini beğenmiş bir adam.Genelde aşk romanlarında ve filmlerinde sıklıkla görülen anlaşmalı veya zorunlu bir evlilik kurgulanmış hikaye. İkili arasında güzel bir çekim var ama geçmişte yaşadıkları olaydan sonra birbirlerini görmemişler nedense ..Alexa'nın çocuk kalbi Nick tarafından çok kırılmış.. Alexa Maria McKenzie, bir kitabevi sahibi ve zor durumda olan ailesini kurtarabilmek için tam da Bay Mükemmel özelliklerinde bir eş bulabilmeyi hayal ederek bir büyü yapar. Ama büyüyü yaparken aklındaki son insan; 14 yaşında iken en samimi arkadaşının ağabeyi Nicholas olmasını tahmin bile edemezdi elbette.. Milyarder Nicholas Ryan ise; evliliğe inanmıyor ama amcasından kalan aile şirketinin yönetimine sahip olabilmesi için bir eşe ihtiyacı vardır...Bu eşi çok kısa sürede bir hafta da bulması gereklidir..İşte burada olaya kardeşi Maggie giriyor.Alexa ile yıllar geçtiği halde kısa bir süre kopan ilişkilerini sonradan tekrar sağlayarak hiç kopmuyorlar..Bu sayede Maggie'nin aklına Alexa'nın mevcut durumunu bildiği için o geliyor..Ağabeyine bunu teklif ediyor..Nick Alexa’nın bu durumunu öğrenince harekete geçer evlenme teklif ediyor... Fakat geçici evliliktir bir iş anlaşması gibi aralarındaki olacaktır.Bu şartlarda evliliği planlarlar..Mevcut evlilikte duygusal bir ilişki söz konusu değildir... Bu anlaşma, sadece bir yıl sürecektir. Görünüşte uygulaması oldukça kolay olarak görünen bu evlilik uygulamaya döküldüğünde aksamalar başlar..Nick'in buz gibi tavırları Alexa'nın canın yakınlığı ile bu hikaye apayrı renklenir.. Aslında tipik aşk romanı kategorisinde ki bir kitap için fazla hayal kurmanıza ise pek de gerek yok..,Düşündüklerinizin çoğu gerçekleşiyor bu romanda.Bir de Alexa'nın müthiş bir sevimli ailesi var..Onlar ayrı bir renk katıyor hikayeye..Kalbi adeta mühürlü olan ailesi özellikle babası ile büyük sorunları ve kopukluğu olmuş Nick'e bu aile tam da ilaç gibi geliyor hayat buluyor hikayede ..Romanda Alexa ve Nick arasındaki atışmalar çok eğlenceli,bazen sinir oluyorsunuz bazen de kahkahalarınızı tutamıyorsunuz..Kısaca okurken yorulmadan büyük bir keyifle okudum .. Gerçek dünyanın stresinden kaçmak istiyorsanız bir an mutlu olmak istiyorsanız bu kitap tam size göre...Keyifli okumalar... Marriage to a Billionaire 1. The Marriage Bargain (2012) İlk Öpücüğün Büyüsü 2. The Marriage Trap (2012) 3. The Marriage Mistake (2012) 4. The Marriage Merger (2013) 5. The Book of Spells (2013) http://hulyami.blogspot.com/2013/09/ilk-opucugun-buyusu-jennifer-probst.html

Baskı: Özgürlüğe Hasret ( MacKinloch Serisi #1 )

Özgürlüğe Hasret Michelle Willingham Orjinal adı: Claimed By The Highland Warrior Goodreads Puanı : 5/3,87 Puanım: 5/4 Michelle Wiilingham'ın en koyu fanlarındanım diyebilirm..Bu yazara bayılıyorum...Ne yazsa okurum...Özgürlüğe Hasret orjinal adı Claimed By The Highland Warrior olan MacKinloch serisinin ilk romanında Bram'ın hikayesi idi..Çok dokunaklı bir hikaye idi..Çaresizlik,esaret ile kurgulanmış bir romandı.. 16 Yaşında iken evlendiği gün savaşa giden Bram yedi yıl süren bir esaretten kaçarak geride kalan kardeşini kurtarmak için klanına geri dönüyordu.. Karısı Nairna'dan ayrı kaldığı yıllar içinde esirken hep onun varlığına tutunup hayatta kalmayı başaran Bram geri döndüğünde bıraktığı her şeyin eskisi gibi bulmayı beklemese de karısının başkası ile evlendiğini görmeyi ummuyordu.. Hikayede aile bağları sadakat temaları ile süslü idi.Biraz anlatımı durağan bulsam da sevdim hikayeyi bir çırpıda bitirdim.. Gelecek hikayeleri daha çok merak ediyorum..İkinci Hikaye oranca kardeş Alex'in sorunlu evliliğini üçüncü roman da geride esir düşen Callum MacKinloch'un hikayesi asil İngiliz Lady Marguerite de Montpierre ile.. Historical,Orta Çağ temalarını seviyorsanız üstelik İskoç Hikayeleri meraklısı iseniz bu hikaye tam size göre... MacKinloch Clan 1. Claimed by the Highland Warrior (2011) Özgürlüğe Hasret 2. Seduced by Her Highland Warrior (2011) 3. Tempted by the Highland Warrior (2012) http://hulyami.blogspot.com/2013/09/michelle-willingham-ozgurluge-hasret.html

Benden Sana Kalanlar
6/1008.09.2013

Baskı: Benden Sana Kalanlar

Yeni bir seri Stark Üçlemesinin ilk kitabı benden sana kalanlar..Gray Üçlemesini,Crossfire Serisini Sevenler bu seriyi de çok seveceklerinden eminim..Yeni akım Erotic Romans türünde yazılmış..Konusu oldukça ilgimi çekmişti ama umduğumu bulamadım nedense..İkilinin aralarındaki aşk biraz havada kalıyordu.. Yazarın kalemi fena değil fakat E.L.James'ten ve Sylvia Day'dan oldukça etkilenmiş ..Aynı tip erkek multi milyarder problemli erkek kontrol hastası..Burada kadın karakterinde annesi ile problemi var.. Gray serisindeki kadar sayfalarca seks okumasanız da oldukça cüretkar sahneleri var.. BDSM'de var bize ters gelen ilişkileri de oluyor.. Ama her şey ikili arasında olsada bu seriye devam etmek istemiyorum..Bu hikaye aslında polisiye temaları ile de kurgulanabilir idi. Çünkü hikayenin konuya yatkındı ..Fakat nedense yazar yapmamış.. Sanırım ben artık sağlam kurguları seviyorum her tür temanın olduğu hikayeleri seviyorum..Sadece,aşk veya benzeri tek türle kurgulanmış romanlar bana göre değil onu anlamış bulunuyorum.. Yazar ileriki bölümlerde ne yapar bilemiyorum ama seriye devam etmeyi düşünmüyorum..Okuyacak arkadaşlarıma keyifli okumalar dilerim...

Baskı: Aradığım Sensin (Regencies #2)

Stephani Laurens'in Dört kız kardeşin koca bulma hikayesi Aradığım Sensin tam da Beyaz Dizi tadında çok eğlendirici bir romandı..Başlaması ile bitmesi bir oldu..Oldukça akıcı bir uslüp ile yazılmıştı..Fakat hikayede istediğim derinliği bulamadımsa da okurken çok eğlendim...Stephanie Laurens'in kitaplarında pek de rastlanan bir durum değildi benim için..Şeytanın Gelini isimli romanda sonra hiç bir kitabını okumamıştım.. Mevcut romanda dört bekar erkek ve dört bekar kadının aşlaşip evliliğe doğru giden ilişkileri anlatılıyordu..Yazar konuya epeyce bir mizahi tema eklemişti. Yeni Dük olan ve oldukça çapkın olan Max Rotherbridge'in bu Düklükten sonra eline bir de dört genç kızın geleceği düşüyordu çünkü onların hamisi olduğunu öğreniyordu..Hamisi olduğunuz bir genç kız ile aşk ilişkisine giremezsiniz o zamanki, toplum kurallarına göre..Fakat bu mevcut durum özellikle kız kardeşlerin üvey ablaları Caroline Twinninge kafayı taktıktan sonra da onu yolundan pek durdurabilecek gibi değildi..Çünkü Caroline Hanisi olacak yaşın üstünde idi..Yine de Max her şeyi çöpe atmamak için bunu bir süre kendine saklamaya ve acil olarak kızları sosyeteye tanıtmaya karar verir.. Çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum..Morali bozuk olanlar için,kafasını dağıtmak isteyenler için olduğunu söyleyebilirim..Regency Serisinin ikinci kitabı olan bu kitap ve Doludizgin birbirine bağlantılı değil..En azından ben öyle hissettim çünkü kitap da herhangi bir kopukluk filan yoktu..Okumak isteyen arkadaşlara şimdiden keyifli Okumalar Diliyorum... Regency Serisi : 1. Tangled Reins (1992) Dolu Dizgin 2. Four in Hand (1993) Aradığım Sensin 3. Impetuous Innocent (1994) 4. Fair Juno (1994) 5. A Comfortable Wife (1997)

Baskı: Evimdeki Yabancı (Sons of Scandal #1)

Kitabın Adı : Evimdeki Yabancı Yazar : Gayle CalleN Orjinal Adı : Never Trust a Scoundrel Goodreads Puanı : 5/3,72 Puanım 5/3,5 Üç kitaplık bir seri olan Sons of Scandal Serisinin ilk kitabı..Kurgusu ve işleyişi biraz durağan başlayan bir kitap idi..İşleyişi yavaş ve derinliği olan bir konusu vardı..Tempo ve olayların işleyişi sayfalar geçtikçe arttı..Konuyu güzel işlemiş yazar..Pembe tabloda işlemiyordu dönemi o zamanı eleştiren bir tarzda yazılmıştı..En beğendiğim tarafı ise Grace ve Daniel'in aralarındaki aşk ve tutkunun yavaş ama derinden gidiş tarzı idi.Yazar sanırım başlarda biraz yavaş bir tempoda başlayıp hikayeyi sonradan hareketlendirmeyi seviyor... Romanın kadın karakteri ise tipik historical romanlarındaki gibi masum değil..Başının çaresine bakmaya adeta mecbur edilmiş bağımsız,akıllı bir genç kadın.Ekonomik anlamda da evlendikten sonra çeyiz parasını kullanabilecek ama başından geçen kötü bir deneyimden sonra da ona pek sıcak bakamıyor..Bir oğlan kardeşi var kumar düşkünü..Aile genel anlamda kumar zaafı olan bir aile.Mevcut sorumluluk duyguları ağır basması yüzünden annesinin hatalarını tamir etmeye kardeşinin geleceğini düşündüğü için işleri yoluna koymayı kendine görev edinmiştir..... Her şey annelerinin kumar ile tüm maddi varlıklarını kaybetmeleri ile başlıyor..Bir de Grace'i yani kızını da sürüyor kumar masasına..Kazanan onunla evlenmeye hak kazanacaktır.Ama Daniel Trockmorten evlenmek için eş değil metres arayışı içerisindedir. Grace de evlenmek için koca aramamaktadır. Grace'in a macı annesinin ailesinin yıkımına sebep olacak kaybı önlemek için yola çıkmış ama çok geç kalmıştır..Çünkü oğlan kardeşi Edward'ın da oturduğu evi kumarda annesi kaybetmiştir..Grace eve vardığında Daniel ile karşılaşır..Annesi kumarda her şeyini kaybetmiştir hatta babasından kalan Viyolayı da kumar masasına yatırmaktan çekinmemiştir. Bu viyola yüzünden bir iddiaya girerler Daniel iki hafta içinde Grace baştan çıkarmaya çalışacak başarır ise Grace metresi olacak,başaramaz ise de Grace bu Viyolayı geri alacaktır.. Bu iddia aralarında meydana gelen keyifli bir oyunun başlangıcıdır..Zamanla bir birlerinin sırlarını korkularını bu oyun ile öğrenmeye başlarlar..Daniel'in ailesinin yani ünlü bir besteci olan annesinin müziği bırakmaktaki sırrı; Grace'in hayatından ondan önce olan ve kalbini kıran adam ile tanışması yaşadığı olaylar hissettiği duyguları...Kuzenin Dük olması üzerindeki etkisi vs.. Romantizm yavaş yavaş işler şehveti yüksek olan noktaya kadar da devam eder..Aşk sahneleri ile yavaş yavaş ilerler ama hissettirerek erotizmin derecesi kademe kademe artar...Açık söylemek gerekirse bu sahnelerde yazarı çok başarılı buldum.. Kısaca romanı beyendimse de biraz durağan buldum..Biraz daha hikayenin kurgusunda heyecan eksik idi..O da olsa idi tadından yenmezdi.. Okuyacak arkadaşlarıma şimdiden keyifli okumalar dilerim.. Sons of Scandal Serisi 1. Never Trust a Scoundrel (2008) Evimdeki Yabancı 2. Never Dare a Duke (2008) 3. Never Marry a Stranger (2009) http://hulyami.blogspot.com/2013/08/evimdeki-yabanc-gayle-callen.html

Baskı: Ayaklı Bela (Beautiful, #2)

Kitap Adı : Ayaklı Bela Yazar : Jamie McGuire Orjinal Adı: Walking Disaster Goodreads Puanı :5/4.27 Puanım: 5/3,5 Jamie McGuire'nın Beautiful Serisinin ikinci kitabı Ayaklı Bela kitabı ilk roman Tatlı Bela ile olay ları ve kurgusu aynı idi..İlk kitap da olaylar Abby Abernathy gözünden anlatılıyordu..Travis Maddox'un duygu ve düşüncelerine yazar yer vermemişti..Tıpkı Gray serisindeki gibi..Ben bu tip anlatıma pek ısınamadım sevemedim..Birden olaylar birincil şahıs tarafından da anlatıldığında da sevmiyorum olayları..Kitabı çok sevemediysem giremiyorum olaylara bu da benim zayıf yönüm olsa gerek.. Fakat ikinci kitabı daha başarılı buldum.Gerek anlatım gerek çevri daha iyi idi..İlk romandan daha duygusal idi..Olayları Travis'in yönünden okumak daha zevkli idi..Ama yine de bence bu hikaye tek kitap halinde ikilinin bakış açılarından verilse daha iyi olurdu..Yazar burada sanırım işin maddi yönünü düşünerek ikinci kitabı yazmış ve modaya uymuş.. Romanda en beğendiğim bölüm Travis'in annesini çok küçükken kaybettiği andaki ruh durumunu yansıttığı sahne idi..Romanın en can alıcı ve duygusal sahnesi bu sahne idi bence..Okurken çok duygulandım..Ufacık bir çocuğun ağabeyleri ve kardeşleri ile annelerini kaybettikleri sahne acılarını,duygularını ve babalarının bulunduğu durumu yazar çok iyi yansıtmıştı.. Tatlı Bela'yı ilk okuduğumda bu türün bana göre olmadığını (New Adults ) belirtmiştim..Düşüncem iyice pekişti..Buradaki aşk her ne kadar güzel de olsa saplantılı idi..Bence...Aşkı çok güzel hissettiriyorsa da bu iki gencin birbirlerini bu kadar hırpalamaları beni sinir etti..Bazı yerlerde Travis bazı yerlerde Abby'ye müthiş sinirlendim..Yine de sona doğru iyi toparladı.. Romanın sonunda sürpriz bir son vardı..Orasını da seveceksiniz..Romanın başına ve sonuna yazar ekleme yaparak kurguyu biraz daha toparlayarak ikinci romanı yazmış..Bir daha okur muyum? Hayır...Ama gençler bu romana bayılacaklar..Ondan eminim... Çünkü bu roman gençleri romanı... http://hulyami.blogspot.com/2013/08/ayaykl-bela-jamie-mcguire.html

Baskı: Hovarda (Rogues of the Sea #2)

Orjianal Adı: Captured By A Rogue Lord Yazar : Katherine Ashe Yayın Evi : Epsilon Yayınevi Sayfa::389 Goodreads Puanı:5/3,71 Puanım :5/4 Oldum olası korsan ve gemi hikayelerini çok sevmişimdir.İçinde bu konuları içeren kitap filmlere kesinlikle dayanamıyorum..Bu konuda benim favorim Johanna Lindsey'dir her zaman.Sanırım bu kitabın konusunu o işleseydi çok daha başarılı bir roman çıkabilirdi.. Belirtmeden geçemeyeceğim Hovarda romanını çok beğendim Katherine Ashe devamlı takip edeceğim yazarlardan olacak.Johanna Lindsey'i çok sevdiğimden bu konuyu o nasıl işlerdi merak ettim...Katherine Ashe Genç bir yazar son zamanlarda çıkan yeni yazarların içinde en beğendiklerimden onu da belirteyim..İki karakter de güçlü baskın karakter idi..Özellikle kadın karakter o çağa göre silik olmayan ne istediğini bilen dönemin genç kızlarından oldukça farklı tipik genç kızlardan değildi..Belki biraz çağın ilerisinde idi..Anaç özelliği de vardı kardeşlerini koruyan bir karaktere de sahipti..Yıllar önce kaçakçılar tarafından kaçırılan kız kardeşini arıyordu.. Romanın kurgusu güzeldi ama bazı yerlerde daha ayrıntılı işlemeli idi bence..Özellikle Serena'nın toyluğu zamanında yaşadığı ilişkisinden daha ayrıntılı bir anlatım isterdim..Bazı macera sahnelerinde de yazar kitabı uzatmamak için çok fazla işlememiş idi. Fakat hikayedeki aşkı hissederek okudum derinliği olan bir aşk hikayesi vardı romanda.Hikayenin kahramanlarının saklamaları gereken sırları korumaları gereken ailesi vardı. İkili bir hayat süren Savege Kontu Alex Savege'in ikili bir yaşamı vardı..Görünüşte bir asilzade idi..Bir ikizi onuru lekelenmiş bir kız kardeşi ve annesi vardı..Kız kardeşinin onurunu lekeleyen adamdan intikam almak isterken kendisini efsane Kaptan Kızıltaş olarak buluyordu.Kendisinden bir kaç dakika geç doğan oğlan kardeşi de Aaron Savage ise Kont olamayan ikinci çocukların yaptığını yaparak savaşa katılmış oradan sakat olarak geri dönmüş idi.Bu konuda Alex savaşa gitmesine sebep olduğu için büyük bir vicdan azabı çekiyordu.. Vee Serena Carlyle annesinin ölümünden sonra ikinci evliğini yapar babası..Üvey annesi sert soğuk sinsi bir kadındır Davinia Carlyle romanda en nefret ettiğim karakter idi..Gözü doymak bilmeyen bunun için kendi öz çocuklarını bile kullanmaktan çekinmeyen çok kötü bir anne..Serena zamanında yaşamış olduğu bir ilişkiden dolayı evlenmemeğe karar vermiş bir genç kadın.Çok sevdiği annesinden oldukça yüklü bir miras kaldığı için kendine ait parası da var..Kardeşlerinin hepsine sahip çıkmış onlarla çok iyi anlaşıyor.Üvey erkek kardeşi Tracy Lucas ile oldukça iyi bir arkadaş.Ondan küçük olan Charity'i koruması altına almış.Kendi öz annesinden bile korumaya çalışıyor..Yıllar önce kaçakçılar tarafından küçük kız kardeşini arıyor Violeti..Kardeşinin kaçırılması annesini hayattan koparmış olması o eski mutluluklarının bozulması Serena'da kardeşini bulmak için saplantı olmasına sebep oluyor. İşte bu şartlarda Davinia Carlyle'nin amacı kızının Kont Alex Savage ile evlendirmektir..Kocasını bu konuda yönlendirip bu evliliğin olması için her şeyi yapmaya kararlı..Alex ailenin kötü kızı Serena'dan etkileniyorsa da,Davinia'nın oyunları ile Charity ile nişanlanmak zorunda bırakılmaya çalışılıyor..Yani kelimenin tam anlamı ile iki kadın arasında kalıyor.. Serena ise bu adamdan ne kadar etkilense de mevcut durumu evliliğe uygun olmaması kız kardeşinin üzülmemesi için elinden geleni yapmaya çalışsa da,üvey annesinin müdahaleleri babasının umursamazlığı yüzünden oldukça sıkıntılı zamanlar geçirir.. Oldukça sevdim bu hikayeyi. Historical sever arkadaşlar özellikle korsan hikayelerini sevenler bence keyif ile okuyacaklardır...Keyifli okumalar dilerim... Rogues of the Sea 1. Swept Away By a Kiss (2010) Kapıldım Sana 2. Captured By a Rogue Lord (2011) Hovarda 3. In the Arms of a Marquis (2011) http://hulyami.blogspot.com/2013/08/hovarda-katherine-ashe.html

Baskı: Aşk Yeniden (Virgin River, #1)

Hayatınız da bir dönem olmuştur ki sıfırdan başlamak istemişsinizdir..Çoğu kişi bunu gönülden istediği bir dönem olmuştur. Virgin River Aşk Yeniden'de tam da bu temalarda..İkinci bir başlangıca ihtiyacı olan bir erkek bir kadın.Hikayede sadece bu iki kahramanın değil.Sevdiğim tarafı yan karakterler oldukça baskındı bu hikaye de..Onların da hikayeleri vardı.Sımsıcak küçük bir kasaba ortamında hayata yeniden başlama hikayesi.. Yazarın kalemini oldukça beğendiğimi söylemeliyim okuyan bazı arkadaşlara Nora Roberts'i anımsatmış bana Nora Roberts'i hissetirse de Debbie Macomber'i daha çok hatırlattı nedense.... Bitmesin istedim çok kısa geldi daha 392 sayfa olsa okurdum aslında.Ama bu 20 kitaplık bir serinin ilk kitabı..Hepsini yayınlayabilecek mi yayın evi? Ondan şüpheliyim işte..Çünkü bu roman Ağustos-2012'de çıkmış..İkinci kitapdan hala bir haber yok maalesef.. Romanın erkek kahramanı Jack Sheridan Bay Mükemmel kusursuz bir erkek..Eski bir deniz piyadesi Orta Doğu'daki Irak,Afganistan savaşlarında bulunmuş.O savaşlarda büyük acılar yaşamış bir adam..Virgin River'e huzur bulmaya gelmiş orada kasabanın tek barını lokantasını işletiyor..Şİmdiye kadar hiç bir kadınla ciddi ilişkide bulunmamış..İş ciddiyete binmeden ayrılmasını bilen ama birlikte olduğu kadına değil fiziksel düşünce olarak bile ihanet etmeyen bir erkek..Büyük de bir aileye sahip. Kardeşleri ve yeğenleri ile çok iyi anlaşıp görüşüyor. Romanın kadın kahramanı da Melinda Monroe Los Angeles'te acil serviste doktor kocası Mark ile pratisyen hemşirelik yapıyordu..Kocası ile çocuklarının olması için tedavi görüyordu..Uzmanlık alanı da ebelik olan Mel kocasını alışveriş için gittiği bir markette silahlı soygun sırasında vurularak öldürülür..Mel için hayat bitmiştir..Tüm umutları yerle bir olmuş yaşama sevinci kalmamıştır..Birde buna Los Angles'teki suç ve soygunların stresi yüzünden markete bile çıkamaz hale gelmesi Mark'ı kaybettikten sonra yaşadığı acılar ile başa çıkamaması yüzünden yeni bir başlangıç yapmaya karar verir..Kız kardeşi onu yanına Dakota'ya çağırmakta yeni başlangıcı yanında yapmasını istemektedir..Fakat Mel hiç olmayacak bir şeyi yapar Amerika'nın unutulmuş kasabalarından Vrigin River'e ait bir ilanı görür görmez rotasını oraya çevir.. İlan çok da ilgi çekicidir: “Altı yüz nüfuslu Virgin River kasabasında çalışacak bir ebe/uzman hemşire aranıyor. Kaliforniya’nın ulu ağaçları ve ışıl ışıl ırmakları arasında bir fark yaratmak istemez miydiniz? Hem de kulübenize kira ödemeden?” İşte bu ilanı görünce pılısını pılını toparlayıp Virgin River'e gider.Ancak şartlar hiç de ilandaki gibi değildir..Ona söz verilen kulübe bir harabe birlikte çalışacağı doktor ise huysuz ve alkolik bir ihtiyardır...Değil burada yeni bir hayat kurması bir gece kalması bile mümkün değildir..Ertesi gün hemen ayrılmaya karar verir.. Ancak sabah kalktığında kulübenin önünde bir bebek bulunca işler değişir.. Kesinlikle Tavsiyemdir..Epsilon Yayınları'ndan beklentim bu seriyi daha kısa aralıklar ile çıkartmaya başlamaları.. http://hulyami.blogspot.c...gin-river-robyn-carr.html

Baskı: Gönlünü Kimseye Kaptırma (Liar's Club #1)

Kitap Adı : Gönlünü Kimseye Kaptırma Yazar : Celeste Bredley Sayfa : 432 Yayın Evi : Epsilon Yayınları Goodreads Puanı :5/4 Puanım :5/4 Celeste Bradley'in Gönlünü Kimseye Kaptıma romanını genel olarak çok beğendim..Yalancılar Kulübü Serisinin ilk romanı Yazarın kalemi biraz Amanda Quick biraz Stephanie Laurens biraz Liz Carlyle Biraz Andre Kane'i anımsattı bana. Fakat Celeste Bradley'in kalemi mizahi olarak daha kuvvetli.Kısaca yazarı kalemini beğendimse de başlarda hikayenin içine giremedim ilk 50 sayfasında tutuktu hikaye..Sonradan açıldı aman ne açılış aktı hikaye..Hikayeden ve kitaptan başlardaki tutukluk ve koca şapkalı kadın kapak dışında çok memnun kaldım...Kitabı okurken bazen çok duygusallaşıp bazen de kahkahalar ile bazen de en sıkı casus hikayelerine nal toplatacak kurgu ile okuyorsunuz..Bir de bu Regency Dönemi yani 1813'lü yıllarda geçiyor..Hali hazırda Napolyon ile savaşlarının sürdüğü yıllarda.. Kısaca bence bu beş kitaplık seri sık sık arka arkaya çıkmalı.Umarım yayın evi serinin diğer kitaplarını çok geciktirmez..Serinin ikinci kitabı da çıkmış ama ilk kitap kadar çok beğenilmemiş..Aldığım bilgilere göre bu seri bağımsız olarak da okunabiliyormuş..Yine de seri okunmaya değer bir seri bence..Özellikler Historical severlerin çok beğeneceğinden eminim..Aşk,Macera,polisiye,casusluk,savaş temaları ile süslü bu kitabı bence kaçırmayın.. Serinin ikinci kitabı Hayallere Kapılma'yı da en kısa zaman da okumak istiyorum... Konusuna Gelince : Bu gerçekten bence iyi bir hikaye, iyi tempolu ile çekici karakter. Agatha ve Simon harika bir karışım alfa erkek ve yalancı hoşgörülü sevgilisi. Romanın kadın kahramanı Agatha'yı sevdim..Cesur, iradeli!bir genç kadın Ancak, o saf değil kesinlikle ..İnatçı ,ne istediğini bilen kesinlikle kül yutmayan bir karakter.Erkekleri büyülemek , bilgi almak hamurunda var..Başının çaresine bakmayı da çok iyi biliyor..Kimseye de muhtaç değil kendilerine kalan mirası katlayarak zengin olmuş..Ama yüreği sevgi dolu ve sadık..Özellikle Ağabeyi James Cunnigton'a..ONdan uzun zaman haber alamayınca Londra kazan o kepçe ağabeyini aramaya başlıyor..Elindeki tek delil ağabeyinden son gelen mektu Simon Rain ,gerçek ismi ile Simon Montague Raines atılgan bir kahraman. Bazen de bir odun..Sevgi nedir görmemiş..Çok kötü bir çocuklu geçirmiş. Aç kalmış..Fahişelik yapan annesinin hayat stili yüzünden sokaklarda perişan olmuş ..Sonunda kendini asilzade bir Lordun kanatları altında bulmuş..Ama sanıldığı gibi sevgi aile ortamında büyümemmiş aç kalmaktan kurtulmuş..O yüzden kendini kurtaran adamı hiç bilmediği,görmediği babası yerine koymuş..Fakat bu adam ondan bir casus çelik iradeli duygusal olmayan kelimenin tam anlamı ile görev adamı yaratmış.. Simon Fransız asıllı ama İngiltere hükümeti adına çalışıyor.Yalancılar Kulübu adı altındaki casus örgütünün beyni..Lakabı ''Sihirbaz''..Agatha'nın ağabeyi James'in amiri pozisyonunda..James'in kendilerine ihanet ettiğini düşünüyor..O yüzden onun tüm hayatını hesaplarını incelerken Agatha ile karşılaşıyor..Onun kim olduğunu bilmediği James'in dosyalarında da onunla ilgili bir bilgi olmadığı için AGatha'yı James'in metresi sanıyor... Agatha onu baca tamircisi sanıyor ve işler karışıyor..Hem de fena halde.. Kısaca yazarı Historical ile polisiye ve macerayı sevenler bence epeyce sevecekler..Bence bu güzel kitabı kesinlikle kaçırmayın... Liar's Club 1. The Pretender (2003) Gönlünü Kaptırma 2. The Impostor (2003) Hayallere Kapılma 3. The Spy (2004) 4. The Charmer (2004) 5. The Rogue (2005) http://hulyami.blogspot.com/2013/08/celeste-bradley.html

Cesaretin Var mı?
7/1017.08.2013

Baskı: Cesaretin Var mı?

Yazarın How To Serisinin İlk Kitabı idi Cesaretin Var mı? Genel anlamda yazarın kalemini beğendim oldukça akıcı yazıyor.Kitabı ilk okumaya başladığımda Candace Camp'in Çöpçatan serisi aklıma geldi çünkü romandaki kadın kahramanımız bir çöp çatan idi..Erkek kahramanımız da bir dük..Hikayenin diyalogları oldukça iyi idi. Kitaptan çeviriden ve editten kaynaklı bir kusur da yoktu bence..Hatta dönem ile ilgili açıklamalar oldukça başarılı bir şekilde dip not olarak verilmişti.. Ama hikayede aşkı tam olarak hissedemedim olay döngüsü vardı anlatım çok iyi idi ama maalesef aşkı pek de bulamadım.. Yazar ikili arasındaki çekimi tam olarak yansıtamamıştı bence ..Bir de Çöpçatanından etkilenen bu asilzade için sosyetenin diğer genç kızları yarışmaya giriyordu..Ama maalesef ki en başta bu genç kızların şansları yok du çünkü baştan itibaren adaletsiz bir yarışma idi Çöpçatanı aklından çıkaramayan bu genç adam bu kızlarla sadece oyalanıyordu bence... Ama genel anlamda hikaye güzeldi. Okurken keyif ile okudumsa da tekrar okunacak kitaplarımın arasına girmedi.. Romanın Konusuna Gelince Shelbourn Dükü Tristian unvanın devamı ailesinin geleceği için bir eş bulmaya karar verir..Bunun içinde yelpazesini kazara kırarak tanıştığı Lady Tessa Mansfield'den yardım ister çünkü evde kaldığı farz edilen bu kadının işi çöpçatanlıktır..Daha önce bu konu da annesinden yardım istemiş ama hayır cevabı almıştır..Fakat ikili tanışır tanışmaz birbirlerinden oldukça fazla etkilenmişlerdir. Tessa aslında oldukça güzel bir gen kadın da olsa nedense kendisini çok çirkin bulmaktadır..Bunda en büyük sebep de geçmişinde değer verdiği kişi tarafından aşağılanmış olmasıdır..bu kişi ve geçmişinde yaşadığı bir olay yüzünden evlenmemeye karar vermiş başından geçen bu olayı da bir sır gibi saklamaktadır..Onunla ilgilenen erkekleri de şimdiye kadar da başarı ile savuşturmuştur..Taa Tristan ile karşılaşıncaya kadar...Onu bir türlü kendisinden uzaklaştıramamış hatta hiç bir erkekle yakınlaşmadığı kadar yakınlaşıp onunla oldukça da iyi bir arkadaş,dost olurlar... Tristan ise aşka ve evliliğe inanmayan bir genç adamdır..Buna en büyük sebepse annesini aldatan babasının sebep olduğu olaylar ve annesini aşağılamasıdır. Ama annesi hala daha babasını büyük bir sevgi ile hayranlıkla anmaya devam etmesi onu bazen çileden çıkarmaktadır..Kendisinden küçük bir de kız kardeşi vardır o da evliliğe pek sıcak bakmamaktadır..Ağabeyinin yakın arkadaşı Hawk ile oldukça da samimidir.. Serinin ikinci kitabının kahramanları da onlar belirtmeden geçemeyeceğim.. Genç kızların bu yakışıklı genç Dük ile evlenmek için girdikleri yarışma ve yapılan entrikalar oyunlar oldukça eğlendirici ve düşündürücü idi....Zaman geçtikçe çöpçatanlığı yapan Tessa'yı bir rakip olarak da görmelerini ilginç buldum aslında..Kısaca sosyetenin genç kızlarının bu acımasız yarışmada yarıştırılmaları dönemi oldukça iyi yansıtıyordu bence..Bunu diğer okuduğum kitaplarda da görmüştüm..Ama oldukçada acımasız bir uygulama olduğunu belirteyim.. Hikayenin sonlarına doğru geçmişini saklamak için olağan üstü çaba gösteren Tessa'nın buna engel olamaması geçmişinin açığa çıkması bu yüzden Tristan'a açıklamak zorunda kalması yüreğimi oldukça da burksa da hikayenin sonlara yakın sahnesinde yarışmanın sonucunu açıklandığı sahneyi çok beğendiğimi söylemeden geçemeyeceğim..O sahnede çok duygulandım.. Kısaca konusu değişik güzel bir romandı..Yazar bazı yerleri çok iyi kurgulamış duygusal sahnelerde bence başarılı olamamıştı..Bu konudaki bir hikayeden daha güzel duygusal sahneler olabilirdi bence..Yine de takip edeceğim bir yazar olacak..Bir kitabını daha okuyup kararımı öyle vermeyi düşünüyorum...Historical sever arkadaşların beğeneceğini tahmin ediyorum..Okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar.. http://www.youtube.com/watch?v=YVELRV6Bjr0&feature=youtu.be How To Series 01. How to Marry a Duke (2011) Cesaretin Var mı_ 02. How to Seduce a Scoundrel (2011) 03. How to Ravish a Rake (2012) Hülya Yılmaz http://hulyami.blogspot.com/2013/08/cesaretin-var-m-vicky-dreiling.html

Baskı: Yasaklı Bir Gece - Wellingham Brothers # 3

aSophia James'in Dört kitaplık Wellingham serisinin üçüncü kitabı idi..Ailenin kötü çocuğu Cristo Wellingham'ın hikayesi idi...Babası tarafından sevilmdğinin düşünen bir gencin hayatını nasılda tehlikeli boyutlara taşıyabileceğini anlatan bir hikaye idi.. Aslında hikayenin kurgusu olağan üstü değildi ama bu yazarın anlatımındaki derinlik ve sadelik çok hoşuma gidiyor..Elime aldığımda hiç sıkılmadan rahatlıkla okudum.. Romandaki kadı karakter de Cristo'nun ölümüne sebebiyet verdiği Nigel'in kız kardeşi ile Paris'te yollarının kesişmesi ile başlıyordu..Ona bir fahişe olarak sunulan körkütük sarhoş genç kızdı Elanor. Karşısındaki adamdan çok etkilenmişti ama fahişe olmadığını da söyleyemeyecek kadar da sarhoştu..Cristo'da fahişe sandığı bu kadından etkilenince aralarında bir ilişki yaşanır..Ama bu genç kadın bir bakiredir Cristo birileri tarafından oyuna getirildiğini anlar..Fakat o gece birbirlerinden ayrılamazlar.. Veee sonra bir daha beş yıl sonra karşılaşırlar..Cristo kendine yeni bir hayat kurmak için ana vatanına dönmüştür..Bir davette karşılaşmaları ikisi içinde büyük sürprizdir..İkisi de birbirini unutmamış, Cristo yıllarca Fransa'da Elanor'u aramış ama onu anavatnında karşısında evli bir kadın olarak bulunca şaşkına uğramıştır..Elanor'da o geceyi unutmak istese de kocası sayesinde kendine yeni bir yaşam kurmuştur..Ama aralarında görmeleri gereken hesaplar ,yanıtlanması gereken sorular vardır... Çok severek okudum..Historical seven arkadaşların seveceğini tahmin ediyorum...

Baskı: Kara Gönülçelen (Royal House of Shadows, #1)

Royal House of Shadow Serisi Gena Showalter'in hikayesi Kara Gönülçelen . ile başlıyor..Bu seride Raintree Serisi gibi her hikayeyi farklı bir yazar yazmış.. Müthiş bir hikaye idi..Hikaye su gibi aktı desem yalan olmaz..Vampirler,cadılar,büyücülerin bol olduğu bir macera idi..Aksiyon macera sahneleri müthişti..Paranormal olan bu seriyi çok sevdim.Daha 224 sayfa olsa okurdum.Bu seride sıkılmayacaksınız bunu garanti ederim Gena Showalter o muhteşem kalemini iyi çalıştırmış..Birde bu hikayenin içine tutkulu muhteşem bir aşk eklemiş.. Nicolai Elden'in varisi Vampir bir Lord....Kan Büyücüsü tarafından ailesi katledildikten sonra ele geçirilip hafızası siliniyor Köle pazarına düşürülüp Delfina'nın kötü prensesi tarafından ve Seks Kölesine dönüştürülüyor..Hafızasını kaybetse de hep bir şeylere olağan üstü derecede öfkeli ve kızgındır.. Jane ise anne ve babası ve kız kardeşini, korkunç bir araba kazasında kaybeder... O tek kurtulandır Tekrar iyileşmesi ise uzun bir zaman almış vücudunun kırılan tüm kemiklerinin oturması ona çok acı çektirmiştir...Vampirler üzerinde de araştırmalar yapmıştır..Bir gün bir kitap keşfeder o kitapdaki Vampir tarafından ona gitmesi için devamlı çağırılmaktadır..O davete bir gün uyar ve kendini birde hiç bilmediği bir dünyada Delfina'da bulur hemde kötü yürekli prenses klığında..Kendisini bir prenses ile karıştırmaktadırlar...Sonunda onu çağıran Nicolai ile karşılaşır..Bu olağan üstü adamın anlattıkları ve üstündeki etkisi inanılmazdır... Müthiş bir macera idi kesinlikle tavsiye ediyorum.... 1-Kara Gönülçelen / Lord of the Vampires by Gena Showalter 2.Lord of Rage by Jill Monroe 3.Lord of the Wolfyn by Jessica Andersen 4.Lord of the Abyss by Nalini Singh

Baskı: Anlatacak Kimse Kalmadı (Baltimore, #2)

Anlatacak Kimse Kalmadı Yazar Adı : Karen Rose Orjinal Adı No One Left To Tell Yayın Evi : Kanes Yayınları Goodreads Puanı : 5/4,15 Puanım : 5/4,5 Karen Rose yeni tanıştığım bir yazar romantik Gerilimin en iyilerinden de olduğu belli olan bir yazar..Kitaplarını okumayı keşke bu kadar geçe bırakmasa idim..Baltimore Serisinin ikinci kitabı olan Anlatacak Kimse Kalmadı ilk kitap Bana Aitsin ile çok bağlantılı değilse de yine de seri de olan emniyet mensuplarının özel hayatları bağlantılı idi.. İlk Kitapda ki J.D. Fitzpatrick ve Lucy Trask bu hikayede de vardı ve nişanlanmışlardı..İlk romandaki Clay Maynard J.D'nin ortağı Stevie Mezzeretti , Lucy'nin kulüp ortakları arkadaşları da vardı..Yazarın kalemi çok güçlü bence Sandra Brown ve Linda Howard'a benzese de tam anlamı ile benzemiyor..Karen Rose'ın kurgusu daha kapsamlı ve daha ayrıntılı..Cinayet sahneleri daha aksiyonlu ve kanlı. Yazar olayları bir oya gibi ince ince kurguluyor.Aksiyon sahneleri çok hareketli, hikayedeki katili okudukça hemen tahmin edemiyorsunuz fakat nedense bu hikayede yanılmadan tahmin edebildim..Bir de yazar aşk ve tutkuyu hikayeye oldukça iyi harmanlıyor o yüzden ortaya müthiş bir gerilim,aksiyon,tutku unsurlarından oluşmuş okuması büyük bir zevk olan bir hikaye çıkıyor..Devamını bir an önce okumak istiyorum bu kitaptan sonraki hikaye savcı Daphne Montgomery'nin hikayesi bu hikayede sıra dışı kıyafetleri renkli kişiliği ile oldukça renk kattı hikayeye ..Asıl benim beklediğim ise Şubat 2014 'de çıkacak olan hikaye ise Clay Maynard ve Stevie Mezzeretti'nin hikayesi..Kanes yayınları umarım bu seriyi geciktirerek yayımlamaz... Konusu na Gelince : Baltimore sokaklarında geçen bu hikayede İlk romandan hatırladığımız Eyalet başsavcısı Grayson Simith ve Paige Holden'in hikayesi..İkisinin de kendilerine ait sırları var.. Olay önce bir seks partisi verilirken tehdit ettiği kişi tarafından öldürülen Crystal ile başlıyor..Öldürülen bu genç kadının cinayeti başkasının üstüne yıkılmıştır.Bahçıvan Ramon Munoz .. Aradan beş yıl geçer Ramon suçsuzluğunu kanıtlayamadığı gibi karısı tarafından aldatılmış olduğuna inandırılmıştır..İşte hikaye de Elena Munoz'un vurulduğu sahneden başlar..Olaya Paige Holden tanık olur Elena Munoz'un son anlarına tanık olur eline bir flash disk bırakarak ölür...Bu sahne bir amatör tarafından görüntüye çekilerek youtube'e yüklendikten sonra tam anlamı ile açık hedef haline gelir... Paige aslında acemi bir dedektiftir daha önce iş arkadaşı gözlerinin önünde öldürülmüş kendisi de mutlak bir ölümden dönmüştür..Fakat yaşadıklarından sonra onda hastane fobisi de oluşmuştur..Bu olaylardan sonra arkadaşı da olan Clay Maynard' ile çalışmaya başlar.. Maynard'ın iş ortağı Bana Aitsin romanında korkunç bir şekilde öldürülmüştü işte o olayların etkisi ile Clay yeni çalışma arkadaşına karşı aşırı korumacı olsa da önleyemeyeceği şeylerde vardı.. Açık hedef haline gelen Paige Eyalet Baş Savcısı ve Ramon Munoz'u hapseden Grayson Simith ile görüşmeye karar verir..İkili Paige'in saldırıya uğramasından sonra olaylar üzerinde çalışmaya karar verirler.. Olaylar tam anlamı ile sırlar yumağıdır. Araştırdıkça kendilerini daha büyük tehlikelerin içinde bulmaya başlarlar ..Bu olaylarda suçluların içinde polislerin de olduğu muhtemel bir çete olabileceğinden şüphelenirler..Art arda cinayetler işlenmeye başlar araştırdıkça da başka ölen kişilerin de ölümleri bu olay ile bağlantılı olduğunu fark ederler..Olayların boyutu büyümeye başlar tehlike de artar...Artık hayatları tehlike altında dır kendilerine ait sırları da... Bu olaylar ve sırlar ikisini arasında ki çekimi kuvvetlendirir.Grayson hayatının bazı dönemlerindeki sırları saklamak için hayatına giren kadınları ilişki fazla ilerlemeden çıkarmayı seçerek kimse ile tam anlamı ile ciddi bir ilişki yaşamamıştır..Buna da engel olmuştur. Paige ile karşılaştıktan sonra ona duyduğu hisler ve çekim ile bunun diğerleri gibi pek de kolay olmayacağı ortadadır.. Paige ise geçmişteki hatalarından dolayı yaşadığı kötü ilişkileri sıfırlamak için hayatına uzun zamandı kimseyi sokmamıştır..Bundan böyle birlikte olacağı insan özel olmalıdır.. Çok beğenerek severek okuduğum bir roman oldu Anlatacak Kimse Kalmadı ve Karen Rose kesinlikle takip edeceğim bir yazar olacak..Polisiye sever arkadaşların bu yazarı seveceğinden kesinlikle eminim.... http://hulyami.blogspot.com/2013/08/anlatacak-kimse-kalmad-karen-rose.html

Baskı: Bana Aitsin (Baltimore, #1)

İlk defa okuduğum bir yazar Karen Rose. Polisiye gerilim..Derinliği olan bir yazar..Kurgusu muhteşem .Çok ürkütücü canavarlaşmış bir katil vardı hikayede..Okurken bazı sahnelerinde ürktüm açıkçası..Ama iyi bir yazar..Fakat bazı yerlerde çok fazla ayrıntı var detay var..Bir de kadro da çok kişiden oluşuyordu ... Bu da okumamı yavaşlattı açıkçası..Dönüp kişilere tekrar bakmak zorunda kaldım..Kim kimdi diye...Ama sonradan kitapta ki o kalabalık kadroya alışınca kitap hızla ilerlemeye başladı bende..İlk önce şunu da belirtmeliyim ki özellikle Sandra Brown ve Linda Howard severler bu yazarı sever gibime geliyor..Ama ben bu yazarı daha çok Lisa Unger'e benzettim..Hoş Lisa Unger'in de bir kitabını okuyabildim ama bende o yazarın havasına benzettim.. Fakat yazar bu saydığım diğer polisiye yazarlardan daha aksiyonlu gerilimli yazıyor ki bu kitapda ki katil bana çok acımasız geldi..Anladığım Eminim ki bu kitabın filmi çekilse çok iş yapar bence..Kısaca yazarı sevdim,kalemini sevdim..Muhakkak takip edeceğim bir yazar olacak.. Konusuna Gelince: Bir adli tıp uzmanı olan Lucy'nin rutin sabah koşularından döndüğü sırada Baltimore Park'da bir ceset bulması ile başlar olaylar...Öldürülen kişinin cesedi tanınmaz bir halde olduğu gibi kalbi de sökülüp çıkarılmıştı..Cinayeti araştıran dedektif J.D Fitzpatrick ise kente yeni gelmiş karısını kaybettikten sonra yaşadığı bunalım sonucunda hem departman hem şehir değiştirmiş bir polis idi..Ortağı Stevie Mazzeretti ise eski arkadaşının karısı idi..J.D. ve Lucy'nin kimyaları en başta birbirini tutmuştu aralarındaki çekim mükemmel idi..Aralarındaki cinsel gerilimin dozunu yazar müthiş güzel ayarlamıştı ki bence sayfalar boyunca erotizm yazsa bu kadar etkili olamazdı..J.D'nin kaybettiği karısı ile olan problemleri Lucy'nin ilk nişanlısına benzettiği J.D.'den kaçmaya çalışması ama bunu yapamaması..Yazar ikili arasındaki aşkı çok güzel işlemişti..Polisiyede biraz aşk olduğunda daha çok hoşuma gidiyor.. Fakat bu ikilini bulmaları gereken bir katil vardı çünkü katil ard arda cinayetleri işlemeye devam ediyordu..Hem de onlara acımasızca da işkence de yapıyordu.. Sayfalar ilerledikçe Lucy'nin ailesi ile olan problemleri de açığa çıkıyordu..Yıllar önce kazada ölen ağabeyini kaybetmek onu çok yaralamıştı özellikle ailesinin ona karşı olan davranışları çok acımasızca idi..İşte bu yüzden Lucy oldukça zor bir çocukluk geçirmiş daha sonra da kendini müziğe vererek teselliyi bulmuştu..Kitap ilerledikçe görüyoruz ki cinayet geçmişte yaşanan bir olay bu olayın bir sır gibi saklanması idi..Lucy'nin aklına gelemeyeceği kişiler bu işe bulaşmıştı..Ve katil intikam kin hisleri ile bu cinayetleri işlerken adaleti yerine getirdiğini düşünüyordu.. Heyecanı gerilimi bol bir romandı..İçinde muhteşem bir aşk ile de taçlandırılmıştı..Tavsiye ederim..Özellikle polisiye sever arkadaşlar bu yazarı sakın es geçmeyin.... http://hulyami.blogspot.com/2013/07/bana-aitsin-karen-rose.html

ÖncekiSayfa 7 / 31Sonraki