hulyami
@hulyami

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Yalancı Aşık
6/1028.12.2013

Baskı: Yalancı Aşık

Bu kitap tam bir romantik komedi.Biraz bana hafif geldi kurgu bakımından.Tam da deniz kenarında şezlongunuza kurulup da okuyacağınız tipte bir kitap. Yazarın kalemi hakkında bir kitabını daha okursam karar vereceğim.Ama Romantik Komedi severlerin seveceği tipte bir kitap...

Baskı: Unutulmaz Öpücük (Fairleigh Sisters #1)

Terasa Medeirous'un anlatım gücünü çok seviyorum.. Güllerin Fısıltısı kitabından sonra bence bu hikaye okuduğum en duygusal hikayesi idi. Fakat romanın anlatımından mı ? Çeviriden mi bilemiyorum ama hikayeye başlarda bir türlü giremedim. Bazı okur yorumlarından okuduğum kadarı ile kahramanların birbirlerine özellikle karı-koca oldukları bölümlerde siz demelerini yadırgamışlar ama benim hiç tuhafıma gitmediği gibi hoşuma gitti. Hala daha hissetmenin duyumsamaktan daha çok sıcak olduğunda ısrarcıyım...Çevirmenlerin bu kelimedeki ısrarlarını anlayabilmiş değilim. Kitabın konusunu çok beğendim. Yer yer mizah, romantik, duygusallığın ön plana çıktığı sahneleri vardı. Bazıları Sıcak Sever,Bazıları Ateşli Sever kitapları yazarın daha çok hafif duygusal bulduğum kitapları idi.. Asıl favorim Güllerin Fısıltısı Unutulmaz Öpücük'de bu kuralımı bozamadı..Hikayenin sonlarına doğru duygusallığın ve romantizmin zirve yaptığı sahneler vardı . Bir de roman da başka bir çiftimiz daha vardı o çiftin hikayesi de güzeldi. Bazı yerlerini özellikle başlarını durağan bulsam da sonradan hikaye beni içine çektikten sonra okurken oldukça zevk alarak okudum.Bu roman bana nedense Elizbeth Boyle'nin Mektubumu Aldın mı? kitabını çok anımsattı Romanımızın kadın karakteri Laura Fairleigh anne ve babasını kaybettikten sonra Elanor Harlow'un koruması ile kendine ve kardeşlerine bir yuva olan Arden Malikanesini elinde tutabilmek için evlenmesi gerekiyordu. Yedi yıl birlikte yaşadığı Elanor Harlow'un sabık oğlu Devonbrooke Dükü Sterling Harlow'a annesinin ölümünü bildiren mektubu yazarken onun malikane ile ilgilenebileceğini aklından bile geçirmemişti. Sterling Harlow sevgi dolu bir çocuktan alaycı taş kalpli bir adama nasıl dönüştü? O hep pencere önünde annesinin kendisini geri almasını bekleyen bir çocuk idi aslında. Babasının kumar borcu yüzünden varisi olmayan amcasına adeta satılarak verilmesi onun kalbini taşlaştırmıştı adeta. Yedi yaşında iken kendisini satan anne ve babasını görmeyi red etti. Annesinin mektuplarını okumadı bile. Zengin bir asilzade olmanın tüm nimetlerinden faydalanırken yüreği çölde kalan susuz biri gibi adeta sevgiye açtı. Bu eksikliğini alaycılık,taş kalplilik ve ona deli divane olan kadınlarıı yürkelerini çalarak kapatmaya çalışıyordu. Bu sert zırhı bir papaz kızının da delmesi manidardı.. Annesinin ölümünü haber aldıktan sonra çocukluğunun geçtiği Arden Malikanesi'ne gitmeye karar veren Sterling yolda geçireceği ufak bir kaza sonucunda hafızasını kaybedeceğini hesaba katmamıştı..Malikaneyi elinde tutabilmek bir an önce evlenmesi gerektiğini düşünen Laura ilk defa kendisi için birini ister. O da kendinden geçmiş halde yatan genç bir adamı..7.Devonbrooke Dükü Sterling Harlow... İkisi de olduklarından daha değişik şartlarda karşılaştılar birbirlerini öylesine etkilediler ki karşılaşmalarından önceki hallerine dönmeleri ne yazık ki mümkün değildi.. Güzel bir hikaye idi başları hariç her satırını severek okudum..Historical severler özellikle yazarı sevenler çok sevecekler...

Baskı: Haz Şövalyesi (All The King's Man#2)

Margaret Mallory'nin okuduğum ikinci kitabı Haz Şövalyesi.Üç kitaplık serinin ikinci kitabı.Bu seri V.Henry Zamanında geçiyor.Yüzyıl savaşları zamanında geçen bu roman Orta Çağ temaları entrikalar içinde güzel bir romantik aşk vardı.. Serinin adı Kralın Adamları. İLk Romanda William Fitzalan'ın hikayesini okumuştuk.İkinci romanda da uçarı kardeşi Sir Stephen Carleton'un serüveni.Kadın kahramanımız ise Lady İsobel Hume . Oldukça akıcı bir kalemi var yazarın bence. Hiç sıkılmadan okuduğum gibi çeviri ve editte de bir sıkıntı yaşamadım..Çok sıra dışı bir konusu olmasa da zevk alarak sıkılmadan okuduğum bir kitap oldu benim için. Konusuna Gelince: Leydi Isobel Hume hayatına giren erkekler tarafından ihanete uğramıştır. Babası yüzünden çok küçük yaşta kendinden oldukça büyük olan Lord Hume ile evlendirmiştir.Fakat bu evliliğinde İsobel oldukça kötü bir ilk gece geçirmiş bu yaşadıklarını babasının bildiğini anlayarak ve bu evliliğe sebep olduğu için babasını hiç affetmemiş kocasından bir daha onunla görüşmek istemediğini belirterek onunla yüz yüze gelmekten uzak durmuştur. Fakat yaşlı kocası öldükten sonra vaad edilen mülk ve miras ona kalmadığı gibi . Kocası da onu aldatmıştır.Tüm toprak ve mal varlığını Bartholomew Grahmn'a bırakmıştır.Çocukluğundan beri İsobal'de gözü olan bu genç adam Lord Hume'i aldatarak çocuğu olduğuna inandırarak mal varlığını ona bırakmasını sağlamıştır. Graham İsobel'e kendisi ile evlenerek mülkünde kalabileceğini teklif etsede İsobel bunu red etmiştir. Olaylar onu Kral V.Henry ile ittifak kurarak siyasi bir evlilik yapmaya iter. Evleneceği adam ile tanışamaya gittiğinde Sir Stephen Carleton ile tanışır önce onu evleneceği adam zannetse de onun olmadığını kısa süre de anlar.Evleneceği adam Normandiyalı bir asilzade Philippe de Roche'dir. Fransızlara barış getirmeye ve Normandiya'nın sadakatini sağlamakta kararlı olan Kral V.Henry bu evliliği İsobel'e yaptırmaya istekli olsa da en ufak bir ihanet olasılığında da kendisine haber vermesini ister. Sir Stephen Carleton ise şimdiye kadar ağabeyi William Fitzalan'ın korumasında yaşamış. Meteleksiz çapkın bir şövalyedir. İsobel'e kendisini korumasını öğretmek için kılıç öğretmeye başlar. İsobel ile karşılaştığından beri aralarındaki meydana gelen yakınlaşma ile birlikte onun siyasal bir evlilik yapacağını öğrendikten sonra kendisini mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışır. Ama bunu başaramaz.. Aralarında ki yakınlaşma ilerledikçe birbirlerine daha çok bağlanırlar.Fakat İsobel geçmişinde hayatına giren erkekler tarafından uğradığı ihanet ve Stephen'in geçmişi yüzünden bir türlü ona güvenemez. Sevmediği tanımadığı bir erkek ile evlenmeyi de göze alır.. Gelişen olaylar iki taraf için de karar vermesini gerektirecektir. Ben bu hikayeyi çok sevdim açıkçası ..Historical Severlerin ve özellikle Orta Çağ severlerin bu romanı seveceklerinden eminim.. All the King's Men Serisi : 1. Knight of Desire (2009) Arzu Şövalyesi 2. Knight of Pleasure (2009) Haz Şövalyesi 3. Knight of Passion (2010)

Adı Aşk Olmalı
8/1018.12.2013

Baskı: Adı Aşk Olmalı

Kitabın Adı : Adı Aşk Olmalı Yazar : Rachel Gibson Orjinal Adı : İt Must Be Love Goodreads Puanı:5/3,80 Puanım :5/4 Romantik Komedi tarzının güzel bir örneği idi.. Çok severek okudum. Belki çok kuvvetli bir kurgusu yoktu ama kesinlikle bana çok güzel vakit geçirtti. Tabii ki benim sevdiğim kadar sevmeyen de olabilir. Ama kesinlikle bazen gülerek,bazen üzülerek,bazen de o romantik ortamı hissederek okudum. Polisiye teması çok kuvvetli değildi. Romanın erkek karakteri polis idi ama öyle işlenen bir cinayeti izleyen bir dedektif de değildi.. Tam da şezlongunuz da okuyabileceğiniz eğlendirici bir romandı...Sanırım bu tür kitaba çok ihtiyacım vardı o yüzden çok sevdim. Joe Sahanahan yaralanmasından sonra başka bir birime sürülmüştü.O eski günlerine dönebilmek verilen görev onun için büyük bir fırsattı..Büyük bir tarihi kaçakçılığı araştırıyordu.Bunda da baş şüpheli Gabrielle Breedlove idi..Onu yaklaşık bir haftadır takip ediyordu ama sanırım eski formunu kaybetmiş olmalı idi..Çünkü Gabrielle onu çok kötü kıstırarak yere indirmişti.. Mecburen Joe kimliğini de açıklamak zorunda kalır ve Gabrelle'yi sorgulamak için merkeze götürür..Ve anlar ki karşısında ki bu güzeller güzeli genç kadının hiç bir şeyden haberi yok...O zaman da dikkatini Gabrielle'nin ortağına çevirir ve genç kadına muhbirlik yapmasını teklif eder hatta bunun için onu zorlar.. Yapacağı basittir Joe görünüşte Gabrielle'nin sevgilisi olacaktır.Bu pratik bir çözümdü ama zaman geçtikçe görünüşte olan yakınlık ile aralarındaki çekim gittikçe artmaya başlayacaktır.. erkek kahramanın bazen tam bir pislik olduğunu düşündüm.Gabrelle dıştan ne kadar fettan olursa olsun içi tertemiz sevdiğine çok bağlı içten bir karakterdi.. Romantik-Gerilim,Komedi tarzındaki kitapları okumayı seviyorsanız bu kitabı bence çok seveceksiniz. hülya http://hulyami.blogspot.com/2013/12/ad-ask-olmal-rachel-gibson.html

Desiree
8/1008.12.2013

Baskı: Desiree

Fransa Tarihinde Napoleon Bonaparte'in dönemlerinin filmlerini romanlarını tarihini hep severek okumuş ve izlemişimdir.Fakat Desiree romanını atlamışım..Sevgili arkadaşmın öneri ile okuma fırsatı yakaladığım için çok mutluyum..Benim bulduğum basım 1975 yılına ait..Çevirmeni Vahdet Gültekin..Gültekin soy adını eski kitaplardan çok iyi bildiğimden almakta tereddüt bile etmedim .. Muhteşem bir baş yapıt bence..Romanın baş kahramanı Desiree olarak gözükmüyor gerçekten de Desiree..Napolyon'un döneminde geçen basit bir İpekçinin kızı olan Desiree'nin çok da iyi olmayan tahsiline ve konumuna rağmen dönemin en önemli iki erkeğinin hayatında çok önemli bir rol oynaması onları kalplerinden yakalaması oldukça manidar .. Bu romanın 1954 Yılında filmi çekilmiş başrollerinde Marlon Brando,Jean Simmons,Michael Reinne oynamış..Bu filmde görülmeye değer film... Hem romanı okunmalı hem de filmi izlenmeli..Yıllar önce bu filmi izlediğimi anımsıyorum ama maaelese üzerinden çok uzun yıllar geçtiği için çok net hatırlayamadım. Bulduğum anda tekrar seyredeceğim.. Kısaca muhteşem bir hayat öyküsü.Çok dersler çıkarabilecek hikaye..Tavsiye ederim... Desiree Marsilya'lı bir ipekçinin kızı roman o 14 yaşında iken 1794 yılında hükümet konağında uyuya kalan ve orada hayatında çok büyük etkisi olan Napoleon Bonaparte ile tanışan kahramanımız Bernadine Ergenie Desiree Clary..Babası ona ölmeden önce bir hatıra defteri verir ve kendi hikayesini yazmasını ister.. İşte hikaye Desiree'nin kendi kaleminden anlatılan onun gerçek çarpıcı bir hayat hikayesi..Dönemi tüm gerçekliği ile onun gözlemlerinden etkilenimlerinden okuyoruz..Bazı yerlerinde bazen fazlaca detay olsa da okurken hiç sıkılmıyorsunuz..Çeviri bence çok iyi. Edit hataları vs. olsa da gerçek şekilde konuşma diline çevrilmiş..Bence şimdiki çevirmenler bir göz atsınlar çevirinin nasıl olacağına..Yormadan okunan çevirinin nasıl olacağını.. Okurken o dönemi soluyorsunuz adeta.. Dönemin balolarını müziğini yaşıyorsunuz..Özellikle Beethoven'in olması benim için güzel bir sürpriz oldu..O ünlü3.Senfonisi Eroica 'yı yaşayarak dinledim adeta.. Desiree Napoleon Bonaparte ile tanıştıktan sonra ondan çok etkileniyor ona o genç yaşının da etkisi ile deyim yerinde ise çılgınca aşık oluyor.. Ablası Julie Bonaparte'in ağabeyi Joseph ile nişanlanıp evlenirken oda Bonaperte ile nişanlanıyor..Bonaparte'den Desiree'nin annesi 16 yaşına gelmeden evlenmemesini biraz beklemesini istiyor.. İşte bu durum aşıkların arasında mesafe olmasına sebep oluyor..İki aşığın mektuplaşma ile geçirdikleri dönemin başlamasına sebep oluyor.. Zamanla Bonaparte'ın evlenmekteki hevesi ve isteği mektuplarla birlikte azalıyor..Bu durumdan sıkılan Desiree anneleri başka bir kentte olmasından istifade ederek Paris'e gidip Bonaparte'i tam da Josephine ile nişanlanırken buluyor... Bu olay ile kendini bir anda Jean-Baptiste Bernadotte'nin kollarında denizin kıyısında intihar etmek üzere iken buluyor... Ve hayatı normal seyrinde giderken bir anda başka bir erkek ile evlenip başka bir ülkenin kraliçesi konumunda buluyor..Maceralar,entrikalar,savaşlar ile dolu iki erkeğin de de çok sevdiği bir kadının bu iki erkeğin hayatını nasıl da etkilediğini okurken yaşıyorsunuz... Romanı çok severek okudum..Keşke filmini de bulup seyredebilsem bulduğunuz da hiç tereddüt etmeden kaçrmayın okuyun,izleyin derim... http://hulyami.blogspot.com/2013/12/desiree-annemarie-selenko.html http://hulyami.blogspot.com/2013/12/desiree-annemarie-selenko.html

Baskı: Proje: Ölümcül Virüs

Orjinal Adı: Whistleblower Türkçe Adı: Proje : Ölümcül Virüs Yazar : Tess Gerritsen Goodreads Puanı : 5/3,57 Puanım : 5/3 Proje: Ölümcül Virüs 1992 yılında yazarın henüz acemi olduğu zamanlarda yazılmış tipik bir gerilim romanı idi. O yıllarda bu tip konuları olan televizyon dizilerinin çok revaçta olduğunu hatırlıyorum.Nefes kesici takip kovalamacanın olduğu bir romandı. Araya birde romantik bir aşk da sıkıştırılmıştı. Yinede romanı beğenerek okudum ama gönül isterdi ki katilin kim olduğunu tahmin edemeyeceğim bir roman olsun ve ben yerimde duramayayım..... Hikayenin başlangıcı müthiş idi yardıma muhtaç bir adam ona yardım eden bir kadın ve birlikte kaderlerinin birleşmesi müthiş idi. Ama ortalara doğru yazar konsantrasyonunu kaybetmiş olmalı ki tempo yavaşladı durağanlaştı.. Ve sonra sonlara doğru tekrar hızlandı.Yine de severek okuduğum bir roman oldu..Tess Gerritsen farkını hissedebileceğiniz bir kitap ve sevenleri bu romanı vasat bulsa da severek okuyacaklarından eminim... Catherine Weaver usta bir sinema makyözü idi..Eski kocası Jack'den ayrılalı 4-5 yıl olmuştu 37 yaşında idi o gece hamile arkadaşı ile buluşmaya giderken muhtemelen anne olamayacağını düşünüyordu.. Cathy hayatının araba ile çarptığı Victor ile karşılaştıktan sonra tamamen değişeceğinden habersizdir... Victor Holland ise biyokimyagerdi...o da karısını üç yıl önce kaybetmiş mazbut bir adamdı..Boş zamanlarında bir kaç arkadaşı ile birlikte müzik yapardı vakit geçirmek o saksafon çalardı...Rastlantı sonucu öğrendiği korkunç sırrı FBI''ı arayarak yardım almak istemişti ama olaylar daha da karışmıştı...O yüzden kaçmak zorunda idi..İşte saldırıya uğraması ve tam öldüreleckken ana caddeye tam kendini attığı anda Cathy'nin kendisine çarpması yaşaması için büyük bir şans olmuştu.... Fakat bundan habersiz olan Cathy Victor'u hastaneye götürdüğünde de onun kazadan dolayı değilde sırtından vurulmuş olduğunu öğrenir. Hastaneye gelinceye kadar onunla ilgilenerek yaşaması için büyük bir uğraş vermiştir... Fakat katil onları hastaneye kadar takip etmiş ve Cathy'yi de öğrenmiştir..Bundan böyle Cathy'de hedeftir.. Tess severlerin yine de zevk ile okuyacağı bir roman..yazarın acemilik romanlarından olsa da okunur....

Ahlaksız Teklif
3/1029.11.2013

Baskı: Ahlaksız Teklif

Uzun zamandır beni bu derecede yoran bir kitap okuduğumu sanmıyorum..Ben ne okudum şimdi diye düşünmekten kendimi alamadım. Bu ne kadar sıkıcı bir kitap idi.Okurken resmen işkence çektim.Bu kitaba yorum bile yapmayacaktım ama okumak isteyenlerin ne ile karşılaşacaklarını bilmesi gerektiğini düşündüm.. Konuyu okuduğumda müthiş bir konu olduğunu düşündüm ama maalesef.Kitabın sayfalarını çevirdikçe belki düzelir diye umdum ama yanıldım maalesef...

Baskı: Kara Cazibe (Dark, #5)

Dark Serisinin beşini kitabı Kara Cazibe üçüncü kitapta hikayesini okuduğumuz Adrian Savage'in ikizi Julian Savage'in hikayesi idi..Severek beğenerek okudumsa da hikayeler birbirine benzemeye başladı gibi..Aslında çeviri ve editte de beni rahatsız eden herhangi bir şey de yoktu. Fakat ben hikayenin tam içine giremedim nedense. Ama yazarın hayranları eminim Kara Cazibe'yi çok beğenecektir..Çünkü yine aşk,macera ve tutku ile harmanlanmıştı.. Julian Savage kitabın ana erkek karakteri idi. ..Kendini yüzyıllardır mahkum ettiği bir yalnızlığın içinde idi.Kendisini aile ve türünden soyutlayarak bu yalnızlığa mahkum etmişti.Tam da bir dönüşümün eşiğinde idi.. Fakat Gregori'den aldığı görevi bitirdikten sonrasına bu dönüşümünü geciktirmeye karar verir... Gelelim kadın kahramanımıza ..Julian onu gördüğü anda onun diğer yarısı olduğunu anlamıştı..İsmi Desari olan şarkıcı güzeller güzeli bu genç kadının hayatı tehlikede idi ..Korunmaya ihtiyacı vardı..Gregori'nin verdiği bir görev ile bu muhteşem kadını korumaya başlar..Desari ve ailesi ile tanışır hem de ne tanışma...Göreve başladığı gün Desari'yi mutlak bir ölümden kurtarır..Onu görür görmez onun yüzyıllardır aradığı Ruh Eşi olduğunu anlamıştır..Ona kanını vererek hayatı kurtarırken Ruh Eşi olarak da sahiplenip ritüeli gerçekleştirir..Uzun yıllardır renksiz olan hayatı renklenmiş ve bir manası olmuştur..Desari...Aralarındaki aşk muhteşemdi özellikle tutku yakıcı idi.. Julian tipik bir Karpat erkeği idi..Emredici ,hükmedici idi.Onu her şeyden herkes den kurmayı görev edinmiş idi..İşte bunu yaparken bazen despot oluyordu..Desari ise tam analamı ile eşitlik istiyordu bu konuda birbirlerini ilk kırdıklarında ikisinin de canı yandı..O zaman uzlaşmaya çaılışacaklardı..Bir nevi yazar çiftlere mutluluk formülü veriyordu... Kitap ilerledikçe Desari'nin birlikte olduğu toplulukta Gregori'nin öldüğünü zannettiği kardeşi ile tanışır..Darius... Gregori'nin çoğu özellikleri onda mevcuttu..Bu kayıp Karpatyalı'lardan bir kadın üye daha vardı Syndil o da Desari gibi toplulukta şarkı söylüyordu ama kısa bir süre önce saldırıya uğramış olduğu için içine oldukça kapanık olmuştu.. Ve kitapda en acımasız düşmanı ile yolları tekrar kesişir Bernado ile...Onun kim olduğunu merak ediyorsanız sizi Kara Cazibe'ye davet ediyorum.. Fantastik severlerin seveceği bir seri Dark Serisi ama bugüne kadar yazar 25 Kitap yazmış bu seri ile ilgili..2014 Yılında 26.Kitap da yolda..Biz daha serinin 5.kitabındayız..Bu hız ile yayın evi devam ederse bu seriyi bitirmeye çoğumuzun ömrü yetmeyecek gibi görünüyor. yazar bu seriyi uzun zamandır devam ettirdiğine göre seri çok sevilmiş olmalı....Umalım da senede bir kereden 3 veya dört kere bu seriyi okumak nasip olmasını diliyorum..Okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar... Hulya http://hulyami.blogspot.com/2013/11/kara-cazibe-christine-feehan.html Kitap Adı : Kara Cazibe Yazar Adı : Christine Feehan Orjinal Adı : Dark Challenge Goodreads Puanı :5/4,19 Puanım : 5/4 Dark Serisinin beşini kitabı Kara Cazibe üçüncü kitapta hikayesini okuduğumuz Adrian Savage'in ikizi Julian Savage'in hikayesi idi..Severek beğenerek okudumsa da hikayeler birbirine benzemeye başladı gibi..Aslında çeviri ve editte de beni rahatsız eden herhangi bir şey de yoktu. Fakat ben hikayenin tam içine giremedim nedense. Ama yazarın hayranları eminim Kara Cazibe'yi çok beğenecektir..Çünkü yine aşk,macera ve tutku ile harmanlanmıştı.. Julian Savage kitabın ana erkek karakteri idi. ..Kendini yüzyıllardır mahkum ettiği bir yalnızlığın içinde idi.Kendisini aile ve türünden soyutlayarak bu yalnızlığa mahkum etmişti.Tam da bir dönüşümün eşiğinde idi.. Fakat Gregori'den aldığı görevi bitirdikten sonrasına bu dönüşümünü geciktirmeye karar verir... Gelelim kadın kahramanımıza ..Julian onu gördüğü anda onun diğer yarısı olduğunu anlamıştı..İsmi Desari olan şarkıcı güzeller güzeli bu genç kadının hayatı tehlikede idi ..Korunmaya ihtiyacı vardı..Gregori'nin verdiği bir görev ile bu muhteşem kadını korumaya başlar..Desari ve ailesi ile tanışır hem de ne tanışma...Göreve başladığı gün Desari'yi mutlak bir ölümden kurtarır..Onu görür görmez onun yüzyıllardır aradığı Ruh Eşi olduğunu anlamıştır..Ona kanını vererek hayatı kurtarırken Ruh Eşi olarak da sahiplenip ritüeli gerçekleştirir..Uzun yıllardır renksiz olan hayatı renklenmiş ve bir manası olmuştur..Desari...Aralarındaki aşk muhteşemdi özellikle tutku yakıcı idi.. Julian tipik bir Karpat erkeği idi..Emredici ,hükmedici idi.Onu her şeyden herkes den kurmayı görev edinmiş idi..İşte bunu yaparken bazen despot oluyordu..Desari ise tam analamı ile eşitlik istiyordu bu konuda birbirlerini ilk kırdıklarında ikisinin de canı yandı..O zaman uzlaşmaya çaılışacaklardı..Bir nevi yazar çiftlere mutluluk formülü veriyordu... Kitap ilerledikçe Desari'nin birlikte olduğu toplulukta Gregori'nin öldüğünü zannettiği kardeşi ile tanışır..Darius... Gregori'nin çoğu özellikleri onda mevcuttu..Bu kayıp Karpatyalı'lardan bir kadın üye daha vardı Syndil o da Desari gibi toplulukta şarkı söylüyordu ama kısa bir süre önce saldırıya uğramış olduğu için içine oldukça kapanık olmuştu.. Ve kitapda en acımasız düşmanı ile yolları tekrar kesişir Bernado ile...Onun kim olduğunu merak ediyorsanız sizi Kara Cazibe'ye davet ediyorum.. Fantastik severlerin seveceği bir seri Dark Serisi ama bugüne kadar yazar 25 Kitap yazmış bu seri ile ilgili..2014 Yılında 26.Kitap da yolda..Biz daha serinin 5.kitabındayız..Bu hız ile yayın evi devam ederse bu seriyi bitirmeye çoğumuzun ömrü yetmeyecek gibi görünüyor. yazar bu seriyi uzun zamandır devam ettirdiğine göre seri çok sevilmiş olmalı....Umalım da senede bir kereden 3 veya dört kere bu seriyi okumak nasip olmasını diliyorum..Okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar... http://hulyami.blogspot.com/2013/11/kara-cazibe-christine-feehan.html

Baskı: Tehlikeli Aşk (Warenne Dynasty, #9)

Brenda Joyce'un Bir Avuç Aşk'tan sonra beni en çok gerip sinirlendiren kitabı oldu Tehlikeli Aşk..Romanı yine çok beğendim.Yine kitap su gibi aktı gitti.Bu sefer romanda egzotik bir erkek kahramanımız ile yüzü gibi kalbi de melek gibi olan kadın karakterimiz vardı.O bıçkın Ciff DE Warren'i bir aile babası olarak okumak çok hoşuma gitti.. Eski Adare Kont ve Kontesi vefat etmişti... Bu beni üzdü..Torunlar büyümüştü...Bizim unutulmaz kahramanlarımız anne ve baba olmuş orta yaşı hüküm sürüyorlardı..Aslında Brenda Joyce'in diğer serilerini ve kitaplarını okumadım.Fakat yazar bence aile sıcaklığını çok güzel işliyor..De Warren ve O'neal ailesi büyük ve güzel bir aile..Serinin her kitabında ayrı bir tat alıyorum..Özellikle Judith McNaught'un yeni kitaplarının yokluğunda bana ilaç gibi geldi...Özellikle serinin ilk dört kitabı hala daha yayınlanmadı..Sanırım çocukların hikayeleri bitiiğinde asıl orta çağda başlayan De Warren serisinin ilk dört kitabını okuyabileceğimizi umuyorum.. Tehlikeli Aşk Brenda Joyce'un De Warren Serisinin 11. Kitabı bu kitap ile daha önceden okuduğumuz kardeşlerin hikayeleri bitmiş oluyor..Artık sırada onların çocukları var..İlk hikaye Ariel De Warren'in hikayesi. De Warren ailesinin acımasız ve egzotik denizcisi Cliff De Warren'in kızı..Cezayirli bir kadından olan kızı.. Kendisi tam bir kitap kurdu özgürlükçü yeniliklere açık bir ruha sahip..Aşka Yelken Açanlar'da küçük bir kız iken tanımıştık kendisini.. Diğer genç kızlar gibi sosyete,giyim,erkekler ve aşk romanları ile ilgisi yok..Varsa yoksa tarih kitapları okumak ve seyahat etmek..Fedakar bir ruha sahip .. Romanın erkek kahramanı Vikont Emillian St Xavier ise beni Devlin O'Neal'den sonra en fazla sinirlendiren karakter oldu.. Çok zor bir hayatı olmuş olan Emillian yarı çingene idi.Annesi bir Roman idi. Babası ile kısa bir süre ilişki yaşadıktan sonra iki tarafta kendi yollarına savrulmuştu. Raiza ayrıldıktan bir yıl sonra kucağında bebeği ile Edmund'un kapısına dayanıp bebeğinin ondan olduğunu söyleyip sahiplenmesini beklemiş fakat Edmund Xavier bunu ret etmiş bebeği kabul etmemişti.. İlahi adalet tecelli edip Edmund karısı ve çocuklarını kaybettikten sonra da ünvanını bırakabileceği bir çocuğu kalmamış olduğunu fark edince aklına kabul etmediği oğlu Emillian gelir ve onu geri almak ister.On iki Yıl bir Roman olarak yaşadıktan sonra bir gadjo olarak yaşamak istemiyordu...(Gadjo Romanların Avrupalı beyazlara verdiği isim...) Fakat annesi onu zorla da olsa babası ile gitmesi için ikna edince Emillian için yeni bir dönem başlıyordu..Babası ile birlikte yaşamaya başlar ama yarı Roman olması yüzünden yaşadıkları onu içine kapatıp sert bir adam yapmıştır..Kendini iki tarafa da ait hissetmemesi uğradığı hakaretler,davranışlar ve olaylar ruhunda büyük bir yara açmıştır..Öyle ki ondan tüm beyazlardan intikam alma hissi yaratmaktadır.. Ve ayağına da dolanan Ariella ona en yakın olan kişi olarak bundan payını alacaktır.. İşte Emillian'ın dramını okurken bazen onun için içim acıdı bazen çok kızdım..Ruhu o kadar yaralı idi ki sevmek için yaklaşana bile saldırıyordu..Kaçak Gelin'deki Elanor'dan sonra en sabırlı en gurursuz karakter idi Ariella. Emillian onu ezdikçe gösterdiği sabır ve anlayış beni çileden çıkardı bazı sahnelerde.. Ama ikilinin ilk karşılaştığı sahne de aralarında ki çekimi ben okurken onlar kadar hissettim..yazar ikili arasındaki aşk ve tutkuyu çok güzel işlemişti ..Fakat Emillian'ın Arielle'yı kendisinden uzaklaştırmak için gösterdiği tavırlar bana Devlin O'Neal'in hareketlerini anımsatarak çileden çıkardı..Fakat kitabın sonlarında ki sahne de gözlerim doldu..Yazar kitabın sonunu bence çok güzel bağlayarak hikayeyi taçlandırmıştı.. Şimdiye kadar erkekler ile ilgisi olmayan Ariella aşık olarak sevdiği adama sevgiyi fedakarlığı öğretmesi affetmeyi öğretmesi....Muhteşemdi... Bence bu seriyi hala okumayan var ise çok şeyler kaçırıyor..Tavsiye ederim... Hülya Yılmaz http://hulyami.blogspot.com/2013/11/kitap-ad-tehlikeli-ask-yazar-brenda.html

Benden Önceki Kadın
9/1021.11.2013

Baskı: Benden Önceki Kadın

Muhteşem bir kurgusu olan bir kitap okudum..İlk defa okuduğum bir yazar..Romantik Gerilimin muhteşem bir örneği bence...Dorothy Koomson daha önce ülkemizde Artemis yayınlarının çıkarmış olduğu En Yakın Arkadaşımın Kızı romanı ile tanınmış ama ben okumadım o romanı. Bundan böyle takip edeceğim bir yazar olacak.. Güzellik uzmanı bir sıradan kadın olan Libby Liberty ile muhteşem zengin ve karizmatik Jack Britcham'ın sıra dışı hikayesi.Yazar hikayeyi karakterlerin anlatımlarından kurgulamış.Bu tip birincil anlatımları sevmem aslında ama hikaye o kadar akıcı ve kusursuz şekilde kurgulanmış ki okurken mest oldum diyebilirim. Karakterler olağan üstü canlandırılmış.Hikayenin dozajını ise yazar kademe kademe artırıp sonlarına doğru yerinizde duramıyorsunuz okurken...Özgün ve değişik bir kurguda kitap okumak istiyorsanız tam size göre bir kitap.. Benden önceki kadın adından anlaşılacağı gibi Libby'nin evlendiği adamın ilk karısının da yer aldığı bir hikaye.. Eve Britcham Jack'in ilk karısı ilk aşkı ilk birlikte olduğu kadın..Evet yanlış anlamadınız ilk birlikte olduğu kadın..Karısı evde bir kazada vefat edince yıllarca kendine gelememiş bir adam.. Libby Lİberty ile bir araba galerisinde karşılaşıyorlar ama hoş bir şekilde değil...Libby onu uzun zamandan sonra ilk uğraştıran yüz vermeyen bir kadın..Onu zorluyor..Fakat karşısındaki adamın çok değişik bir karakterde olduğunu anlıyor ondan uzak durmaya çalışsa da Jack'in merakı ve ısrarlı tutumu yüzünden birlikte olmaya başlıyorlar ama her şey sıra dışı şekilde başlıyor ve öyle devam ediyor..Ve evleniyorlar.. Evlendikten sonra Libby'nin farkettiği şey ilk karısına adeta taptığı ve onu unutamadığı öyle ki evinde hale Eve'in eşyaları ve giyecekleri bir mabet gibi Jack tarafından saklanıyor...Zaman geçtikçe Jack'i ve ailesini yakından tanıdıkça Libby kocasının sevgiye ne kadar muhtaç olduğunu ama bazı şeyleri özellikle ilk karısı Eve'i aralarına soktuğunu kabullense de bu canını oldukça acıtıyor..Onu anlamaya çalışıyor.. Bu zorluklardan sonra birde kocası Jack ile geçirdiği trafik kazası zaten zor olan ilişkilerini daha da zorluyor..Geçirdiği trafik kazasında kocasının suçlandığını öğrenmek onu oldukça üzüyor..Aynı şekilde Eve'in ölümünden de sorumlu tutulması ile şaşkına uğruyor..Fakat kazadan sonra Libby çok zor durumda adeta ruhsal travma geçiriyor ve depresyona giriyor.. Yazar bunu o kadar yalın bir dille anlatmış ki o depresyonu çektiği acıları birebir hissediyorsunuz..Ve Libby sonunda evde bir gün Eve'in köşe bucak sakladığı günlüğü buluyor..Bu günlüğü ev inden annesinen ayrılmak zorunda kaldığından beri tutmaktadır..Hayatının bir çok sırları bu günlükte mevcuttur..Libby kocasının bu günlükten haberi olup olmadığını bilmemektedir..Fakat bulmak zorunda olduğu cevaplar Eve'i merak etmesi sonucunda suçluluk ile okumaya başlıyor.. Günlüğü okurken de yaşadıkları olaylar ile hikaye daha da heyecanlanıyor elinizden bırakamıyorsunuz... İşte tam da okumak istediğim kuvvetli kurgu ve yaratıcılıkta bir roman..Romantik Gerilimi sevenler bu kitabı elinizden bırakamayacaksınız...Şiddet ile tavsiye ederim... http://hulyami.blogspot.com/2013/11/benden-onceki-kadn-dorothy-koomson.html

Orkide Evi
10/1017.11.2013

Baskı: Orkide Evi

Orkide Evi'ni okumadım adeta yaşadım..İşte böyle hikayeler okumak istiyorum.Daha hayatın içinden ayakları yere basan.Trajik ama umut veren..Okurken bir şeyler katan.Günümüz ve İkinci Dünya Savaşı zamanında yer alan..Cinsel kimliğini bile kazanamamıış bir asilzadenin öyküsü ve yaşanabilmiş en ağır acıları sevdiğini kaybeden torununun hikayesi.. Aile,savaş,sır,gizem,sadakat temaları ile kurgulanmış Tayland'a kadar uzanan müthiş bir hikaye. Kitapdaki tüm karakterlere bence adeta hayat verilmişti. Julia,Kit,Hary,Lidia,OLivia,Billy, ve Elsie hepsini hayalinizde tek tek canlandırabiliyorsunuz. .. Hikaye günümüzden başlayıp İkinci Dünya Savaşının karanlık günlerine Tayland'ın egzotik güzellikteki orkidelerine kadar dayanıyor..Gerçek aşkı ve ailesi arasında seçim yapmak zorunda kalan bundan hep pişmanlık duyan bir erkek. En sevdiği oğlu ve kocasını bir trafik kazasında kaybeden bir anne ve eş ..Laneti gibi gördüğü yeteneği sayesinde küllerinden yeni aşkı ile tekrar doğan bir kadın.. Sevdiği kadını uyuşturucu yüzünden kurban veren bir erkek..Ona zor zamanında el uzatan çok sevdiği arkadaşına çocuğuna kol kanat germek zorunda kalan bir genç adam...Bu uğurda sevdiği kadını kaybetme riskine girmesi..Onu kazanması tekrar kaybetmesi... Hayata dair her şey vardı bu romanda..Yazarın tarzını biraz Kate Morton'a benzetsemde daha dıygusal daha akıcı yazıyor..Daha çok beğendim...Yazarın kalemini tarzını çok sevdim..Kurgusu gerçek hayattan alınma gibi idi..Okurken adeta bir film akıcılığı ile seyrediyorsunuz... Gelelim konusuna : Julia Forrester kocası ve oğlunu bir trafik kazasında aynı anda kaybeder.Bu onun için bir yıkımdır.Yaşama isteği kalmamıştır..Duyduğu acıdan aklını yitirmek üzeredir. İşte bu yüzden biraz toparlanabilmek için büyüdüğü kasabaya ailesinin yanına gider.Aynı acıyı onbir yaşında iken annesi Jasmine'i kaybettiğinde de yaşamış kendisini toparlaması oldukça uzun sürmüştür..Acısını müzik ile aşmıştır.fakat şimdi kocası ve üç yaşındaki çocuğu yanarken ölürken çaldığı Rachmaninof'un 2.Piyano Konçertosu ona ölüm müziği gibi gelmektedir... Kasabada bulunan çocukluğunun geçtiği Wharton Park'ın maddi imkansızlıklardan dolayı yeni sahibi Kit Crawford tarafından satılığa çıkartılacağını duymuştur..Satılmadan son defa orayı görmek ister çocukluk arkadaşı Kit ile karşılaşır.Kit evi satılığa çıkartırken de özel eşyaları toparlamaya çalışmakta bir kısmını da hediyelik eşya olarak satılığa çıkarmıştır.. Tam o sırada bir günlük bulur ve o günlüğün Julia'nın büyükbabasının günlüğü olabileceği düşünürler..Çünkü savaşta Biily Change'de bulunmuş orada üç yıl esir kalmıştır.. İşte bu defterle birlikte çok önemli bir aile sırrını büyük annesi Elsie sayesinde keşfetmeye başlar bu sır Kit'ide yakından ilgilendiriyor ailelerin tüm geçmişi bilinmeyenler arasında gizemli bir yolculuk gibidir.. Öyle ki kendini bir anda Paris ve Tayland'a götüren bir yolculuğa çıkmasına vesile olur.. Bu arada da kendini hiç beklemediği anda çok güzel tutkulu bir aşkın da içinde bulur..Bu aşk ona tekrar müziğine dönmesine iç dünyasının zenginleşmesine aşkının derinliği ile birlikte diğer yarısına kavuşmasına vesile olacaktır... Bazı kitapları muhakkak okumak gereklidir..İşte Orkide Evi bu kitaplardan..Şiddetle tavsiye ederim... http://hulyami.blogspot.com/2013/11/orkide-evi-lucinda-riley.html

Baskı: Kaçak Yolcu (Malory-Anderson Family #3)

Kitabın Adı : Kaçak Yolcu Yazar Adı : Johanna Lindset Orjinal Adı :Gentle Rogue Goodreads Puanı : 5/4,21 Puanım : 5/4 Sonunda Malory Serisinin üçüncü kitabını okudum..Bu seriyi çok seviyorum ama yayın evi bence bu seriyi pek önemsemediğini düşünüyorum.İkinci kitaba göre çevirideki problemler en aza indirilmişti ama yine günlük hayatımızda kullanmadığımız kelimelerden biri geçiyordu.Geçmek ne demek abuk sabuk kelime konuşma dilinde çok konuluyormuş gibi yer alıyordu...So zamanların moda kelimesi Deneyimleme ..Bir önceki kitap da Hırçın Aşk'da duyumsama Kaçak Yolcu'da deneyimleme lütfen bu kelimeleri gereksiz yere kullanmayın artık. Evet kitap çok güzeldi hikaye muhteşemdi ama bütün okuma zevkimi gereksiz yere mahvetti. Eminim biraz daha özenli bir çeviri ve edit olsaydı daha zevkli bir kitap olurdu.. Yinede çok severek okuduğum bir hikaye idi..Antony Mallory'den sonra James Mallory'nin hikayesi çok güzeldi.. Bu hikayeden sonra Mallory Erkeklerine boy boy Anderson erkekleri de katılmış oldu..Çünkü hikayenin ufak tefek kadın kahramanı Georgina Anderson'un beş adet iri yarı ağabeyi vardı. Bu hikayeden sonra ki hikayede ise kesinlikle bir Anderson daha olacak..Hem de başka bir Mallory ile..Bu hikayeyi de kaçırmam... Mallory ailesinin maceralarını okurken kah gülüyor,kah sinirleniyor,kah aşık oluyorsunuz yazarın kalemi muhteşem..Okurken kahkahalarıma engel olamadığım sahneler vardı ..Özellikle James ve Georgina'nın diyalogları çok güzeldi atışmalarının ayrı bir tadı vardı..James Mallory'nin gemisinde karşılaştıkları sahne çok güzeldi...Özellikle banyo sahnesi çok komikti.. Hala daha bu seriyi okumadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz demektir... Gelelim Kaçak Yolcu'nun konusuna: Georgina Anderson savaş sırasında nişanlısının izini kaybetmiştir.Altı yıldır ondan haber alamamaktadır. Fakat denizci olan ağabeyleri sayesinde onun nerede olduğuna dair haberler almaktadır. Onun izini bulmak onun için takıntı haline gelmiştir işte bu yüzden Amerika'dan İngiltere'ye yanında aile dostları Mac ile birlikte aramaya gider.Bu aramalarda güvenliğini sağlamak için erkek kılığına girmiştir. İngiltere'ye vardıklarında bir tavernada yolları Antony ve James Mallory ile kesişir..Fakat James Mallory onun kadın olduğunu en engin tecrübeleri sayesinde anlar.Karışıklıktan istifade eden Georgina Mac ile oradan kaçarlar. Aldıkları istihbarat ile nişanlısı Malcolm'un izini bulurlar..Onu bulduklarında altı yıl yolumu gözlediği nişanlısının evlenip iki çocuk sahibi olduğunu ayrıca bunun için de çok da beklememiş olduğunu görünce büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Bu olaydan sonra İngiltere'de daha fazla kalmaya katlanamaz bir an önce vatanı Amerika'ya dönmeye karar verir.. Fakat hem maddi durumu hem de mevcut olanaklar ile bu yolculuk pek de mümkün değildir..Bir gemide bu yolculuğu gerçekleştirme fırsatı bulur.. Maiden Anne gemisinde bir kamarot olarak iş bulur Mac ise bir denizci olarak iş bulmuştur.Hizmet edeceği kişi ise James Mallory 'dir. Onun özel kamarotu olacaktır.Fakat Georgina'nın hizmet edeceği kişinin James Mallory olduğundan haberi yoktur.. James Mallory ise uzmanlık alanı kadınları baştan çıkarmaktır. Öyle ki bunu sanat haline getirmiştir. Georginayı gördüğü geceden beri onu her yerde aramış bulamamıştır..Onun la tekrar karşılaşınca hemen tanır fakat onu ürkütüp elinden kaçırmamak için tanımamazlığa gelir. Mac ile iletişime geçmemesi için onu oyalar ve özel kamarotu yapar..Kimse durumu anlamaması için de onun hareketini kısıtlar. Georgina ile aralarında kedi fare oyunu böylece başlar..Georgina onun kendinin tanıdığından habersiz yolculuğu kazasız belasız atlatma peşindedir..James ise onun neler yapabileceğini ve yatağına nasıl alabileceğinin hesapları peşindedir..Çünkü bu genç kızı gördüğünden beri aklından nasıl oldusa çıkaramamıştır.. Onu elde edince zihninden çıkaracaktır. Çeviri ve editteki tüm problemlere göre çok güzel bir romandı..Severek okudum..Bir yerde serinin en güzel çevrilmiş kitabı olduğu yazıyordu yorumların birinde ben buna kesinlikle katılmıyorum..Bu serinin en başarılı kitabı Seninle Başım Dertte idi bence. Her bakımdan dör dörtlük bir kitap idi..Umarım bundan sonraki hikayeler de onun başarısına erişir... Korsan tarihi aşk romanlarını seviyorsanız ve mizah ile harmanlanması tercihiniz ise bu kitap tam size göre.. Kaçırmayın derim... Malory Family 1. Love Only Once (1986) Seninle Başım Dertte. 2. Tender Rebel (1988) Hırçın Aşk. 3. Gentle Rogue (1991) Kaçak Yolcu. 4. The Magic of You (1994) 5. Say You Love Me (1996) 6. The Present (1998) 7. A Loving Scoundrel (2004) 8. Captive of My Desires (2006) Aşkta Seni Seçtim 9. No Choice But Seduction (2008) 10. That Perfect Someone (2010) His Ruthless Heart (omnibus) (2006) http://hulyami.blogspot.com/2013/11/kacak-yolcu-johanna-lindsey.html

Baskı: Kalbinin Sesini Dinle - (The Stanislaskis: Those Wild Ukrainians, #2)

Kalbinin Sesinin Dinle 1990 'lı yıılarda geçen tipik bir Nora hikayelerinden..Yine çok severek okudum.Elimden bırakamadım..İlk hikayede Natasha Stanislaski'nin hikayesini okuduktan sonra Stanislaski kardeşlerinin hikayelerinin ikincisinde Mikhail Stanislaski'nin macerası vardı..Bu nasıl bir seridir böyle ki aile ortamınının sıcaklığı beni mest etti. Stanislaski ailesinin sıcaklığı sevgisi beni büyüledi..Kardeşler arası ilişkiler anne ve babalarının çocuklarını sevgileri ile sarmalamaları muhteşemdi..Kitabı okurken alenin üyesi oluveriyorsunuz.Bu aileden kopamıyorsunuz tabii ki kadın kahramanımız Sydney Hayward içinde aynı durum geçerli idi.. Sydney Hayward'a büyük babasının ölümü ile aile şirketinin yönetimi ve yüklü bir miras kalmıştı. Çocukluğundan beri bir Hayward gibi olmayı öğrenmesi için yetiştirlmişti. Her zaman ailesinin dilek,istekleri ve beklentileri onun hayatını yönlendirmişti..Biten evliliğini de onların istek ve doğrultusunda yapmıştı ama sonu hüsran olmuş ve çocukluk arkadaşı en iyi dostunu kaybetmişti bu uğurda...Bu şirketin yönetimi ile de hiç bilmediği alanlara yelken açıyordu.. Büyük babsonın ölümü ile devraldığı şirketin mal varlıkları içinde Mikhail Stanislaski'nin de oturduğu apartmanda vardı..Fakat burası çok eski bakımsızdı.Büyükbabası hastalığı sırasında ilgilenememişti..Bu apartmanın acil tamire ihtiyacı vardı. Sydney ile karşılaşmaları deyim yerinde ise tam bir savaş başlattı aralarında..Fakat sert görünüşlü Ukraynalı yabani adam soğuk görünümlü bu sosyetik genç kadının hayatını alt üst etti..Tüm taşları yerinde oynattı annesi ile arasını bozulmasına neden oldu.. Değer miydi? Bunun cevabı için sizi Kalbinin Sesini Dinle kitabına davet ediyorum...Bu Ukraynalı aşlenin sıcaklığı sizi iliklerinize kadar ısıtsın...

Baskı: ST. Petersburg Geceleri

Penny Jordan çok sevdiğim yazarlardan..St.Petersburg Geceleri tipik bir intikam hikayesi idi..Çocukluğunda öz babası tarafından terk edilen Kiryl Androvonov'un tüm amacı babasından intikam almaktı.Annesinin çingene asıllı olması da bu red edilişin sebeplerinden biri idi. Babası tarafından acımasızca terk edilip red edilmesinden sonra Kiryl kendini yetiştirir ve hem zengin hem güçlü bir adam olur.Bunun için kalbini atması gerekmiştir. Babası gibi zengin olmanın yoluna bir adım bir ihale kalmıştır..Bunun içinde aynı zamanda rakibi olan Vasilii Demidov'un kız kardeşi Alena'dan geçmektedir.. Bu tecrübesiz , deneyimsiz kızı baştan çıkararak bu ihaleyi almayı planlayarak bu açlçakça planı uygulamaya koyar..Fakat göz ardı ettği kalbinin tekrar atmaya başlamsıdır.. Güzel bir hikaye idi bazı yerlerinde erkek kahramanın alçaklıklarına son derece sinirlendim.. Keyifle kafa dağıtmak için bire bir bence...

Baskı: Kötü Şöhretin Bedeli

Kitap Adı : Kötü Şöhretin Bedeli Yazar : Julia Justiss Orjinal Adı: THE RAKE TO RUIN HER Goodreads Puanı: 5/3,39 Puanım 5/4 Hiç ummadığım anda bir hazine bulmuş kadar sevindim bu kitabı okurken..Beni bu kadar etkileyebileceğini düşünmemiştim. Regency dönemine ait bir hikaye ve Napolyon zamanında geçiyor.Aşk,Tutku,Casusluk,Aile ,Sadakat temaları ile harmanlanmış..Ransleigh Rogues Serisinde yazar iki kitap yazmış ama seri devam edecek büyük ihtimal ile ..Şubat 2014'de serinin diğer kitabı yayımlanacak ülkemizde..Kötü Şöhretin Bedeli kitabın adı ve kuzenlerden Will Ransleigh'in hikayesi .. Serinin ilk kitabı Kötü Şöhretin Bedeli'nde Max Ransleigh'in hikayesi ile başlıyor. Çok değişik bir konusu yok ama yazarın kalemini çok akıcı ve sevimli buldum.Çeviride bir kelime dışında oldukça başarılı idi.. Biri ile bir macera yaşarken tecrübe etmediğiniz bir şeyi deneyimleyemezsiniz...Denersiniz...Lütfen çevirmenler halkın konuşma dilini kullanın lütfen..Bu kelime yüzünden sadece 1 puanı kırdım...Bu kelimenin geçtiği hiç bir kitaba da bayılsam da tam puan veremeyeceğim... Kısaca Konusuna gelirsek ; Max Ransleigh bir Kont'un ikinci oğludur..Biraz da babasının gözüne girmek içim İngiltere Dış İşlerinde çalışmaya başlayan genç bir diplomattır.Fakat çok önemli bir kongrede tuzağa düşürülür ve gözden düşer.. Açığa alınır..Babası da onu evlatlıktan red eder.Ne yapsa suçsuzluğunu ispatlayamaz. Onu tuzağa düşürenlere ulaşamaz.. Biraz kafa dinlemek ve hayatı ile ilgili karar vermek amacı ile kuzeni Alastair Ransleigh'tin evine gider.Şansına orada da sosyetede ki bekar kızlar ve erkekler için parti verilmektedir.Onun kötü şöhretinden davetin etkilenmemesi için ortalıkta görünmeye niyeti yoktur. Fakat serada kitap okurken karşılaştığı Caroline Denby ile karşılaşır. Babasından oldukça yüklü bir miras kalan Carol çiftliğindeki atları yetiştirmek ve evlenmek için söz verdiği çocukluk arkadaşı Hary'nin Hindistan'dan gelmesini beklemektedir.Fakat iyi kalpli üvey annesi onu evlendirmeye kararlıdır..O yüzden bu davete gelmiş kendi kızını ve Carol'u evlendirmeye kararlıdır. Ancak Caroline'in aklında daha değişik bir çare vardır.Babasından kalan mirasın ve babası ile birlikte geliştirdiği at çiftliğinin geleceği için bunu bir kocaya kaptırmaya hiç niyeti yoktur.Fakat davetlilerden Henshaw onu gözüne kestirmiştir..Kötü olan maddi durumunu Carol ile evlenerek düzeltebilirdi..Bunun için de ne olursa yapmaya hazırdı Carol'a tecavüz etmeye girişecek kadar de ileri götürmeye de. Bu isteğini tam gerçekleştirmek üzere iken Max tarafından engellenir.Ama bu yapmak istediği saldırı Max'in üstüne kalır ve Carol'in onuru lekelenir..Bu tam da Carol'in istediği bir sonuçtur..Fakat hesaba katmadığı üvey kız kardeşinin onurudur çünkü bu durum onun geleceğini de etkileyecektir. İlk gördüğü anda etkilendiği Max'ı kendisi ile evlenmesini istemez. Max ise tam bir skandalı yeni atlatmışken başka bir skandalın patlak vermesinden rahatsız olduğu kadar da şaşkındır da..Carol'un cesareti,dürüstlüğü de onu çok etkilemiştir..Aralarındaki mevcut çekimi de göz ardı edememektedir. Carol ile evlenmek fikrinin kendisini hiç de rahatsız etmediğini aksine dehşetle heyecanlandırdığını fark eder. Çok beğenerek severek okudum...Historical seven arkadaşların severek okuyacağını tahmin ediyorum...Bence bir deneyin eminim pişman olmayacaksınız... Hülya Yılmaz http://hulyami.blogspot.com/search/label/Julia%20Justiss ..

Baskı: İkinci Şanslar Durağı

Ktap Adı: İkinci Şanslar Durağı Yazar Adı : Kristan Higgins Orjinal Adı :Until There Was You Goodreads Puanı: 5/3.99 Puanım :5/3,7 Kristina Higgins'in okuduğum ilk kitabı..Biraz kafamı dağıtmak için almıştım..Yazarın güzel bir kalemi var ama nedense hitap etmedi..Sanırım bu yazarda Susan Elizabeth Philips'in kalemini aradım neden aradısam..Yazarın stili çiklit tarzına da benziyordu günümüz romans kitaplarına da.Kitabı okurken kah hüzünlenip kah gülüyorsunuz..Hikayeyi çiklit tarzlarındaki birincil şahıs ile anlatmıyor ki buna çok sevindim..Sevmedim ben bu tür anlatımları nedense.. Yazarın anlarımında olaylar da çok fazla detay ayrıntı vardı.Ama hikaye de çok sevimli idi..Tam anlamı ile ikinci şans hikayesi idi.. Kadın Kahramanımız Posey, gerçek adı ile Cordelia, 34 yaşında şimdiye kadar çok ciddi aşk ilişkileri olmamış..Hani bazı tipler vardır kaç yaşında olursa olsun çocuk görünümlü olurlar. Posey tam da onlardan.. Bir evlatlık olan Posey'nin yine evlatlık alınan bir agabeyisi ve onun partneri Jon var. Bir de çekilmeyen ve bencil bir kuzen olan Gretchen'da var.. Dünyayı kendi etrafında dönüyor sananlardan ..Posey'i evlat edinen ailesi Alman ve Alman yemekleri yapan bir restoranları var.. Erkek kahramanımız Liam ise lise çağlarında serseri gibi dolaşmış, orada burada takılmış,bir genç..Kadın ilişkilerinde ölen karısı ile karşılaşıncaya kadar pek de seçici davranmamış. Emma ile karşılaştıktan sonra ona deyim yerinde ise vurulmuş..Posey'i ise bir arkadaş olarak görmüş..Posey'e gerçek adı ile hitap eden bir tek kişi ise Liam ve onun kendisine yanık olduğunu da fark etmiş ama Posey'i görmezden gelmiş bir gençti. Emma ile evlenip kasabayı terk ettikten sonra Posey ile hiç görüşmemişler. Fakat Posey'de Liam ile ilgili başka bir kalp kırıklığı da var... Liam farkında olmadan mezuniyet gecesi onun kalbini çok fena acıtıyor..O geceden sora Posey için mezuniyet geceleri hep hayal kırıklığı ve unutmak istediği bir gece olur..O geceden sonra da ilişkilerinde istediği yakınlığı ve sıcaklığı bulamayacaktır..Deyim yerinde ise gelip geçici ilişkiler terk edilmeler Posey'in hep hayatında olur..Bunun ile ilgili kabullenmesine üzüldüm ve cesur davranmaya çalışmasına hayran oldum bu kendisi küçük yüreği büyük kadının... Ama Emma'nın ölmesi üzerine kızıyla şehre geri dönen Liamın varlığı ona her şeyi unutturacaktı..Liam karısını kaybettikten sonra 15 yaşındaki kızı Nicole ile kasabaya geri döner..Eşi Emma'yı kaybetmek ve geçirdiği kaza onda panik atak rahatsızlığına ve aşırı kontrolcü bir baba olmaya dönüştürmüştür..Kasabaya dönerek hayatında yeni bir sayfa eşini kaybettikten sonra oluşan kaostan kurtulmayı umarken hiç ummadığı anda onu Emmadan da daha fazla sarsabilecek bir kadın ile kaşılaşmayı elbette ummuyordu... Hiç bir kadın ilk aşkını unutmaz Posey'de Liam'ı hiç unutmamıştı..Şimdiye kadar da birlikte olduğu erkeklerde belki de hep onu aramıştı..Onu tekrar gördükten sonra ne yaparsa yapsın ona tekrar aşık olacağını tahmin ediyordu elbette..Kalbini en çok Liam acıtmış kırmıştı..Bunun tekrar olabileceğini biliyordu ama ondan uzaklaşmak elinde değildi ki... Bile bile ateşe atlamak idi onun ki...Liam ise Posey'den bu kadar etkilenip onunla yeniden nefes almaya başlayacağını tahmin bile edemezdi..Onun ile uyumak, nefes almak ,gülmek hayata kafa tutmak. Posey sayesinde kızı ile de ilişkileri bir düzene girmişti..Fakat vermeleri gereken sınavlar bitmiyordu..Güzel ve sevimli bir hikayedi..Birde gay çiftimiz vardı hikayede ki onlar da müthiş idi... Romantik ikinci şans hikayelerini seviyorsanız bu kitabı kaçırmayın.., http://hulyami.blogspot.com/2013/11/ikinci-sanslar-durag-kristan-higgins.html

Delilah
8/1001.11.2013

Baskı: Delilah

Muhteşem bir hikaye okudum daha önce de filmini seyretmiş çok etkilenmiştim..Eski bir Hollywood filmi idi..Yıllar önce Trt'de seyretmiştim.. Eleanor De Jong'un yazdığı Delilah'ın konusuda aynı tema üzerine çok güzel kurgulanmış.Farklılıkları da var..Severek okudum..Çok etkileyici bir aşk ve özgürlük için mücadele hikayesi..Ve ihanet hikayesi.. Delilah çok güzel hırslı hayatta ne istedğini arayan bir genç kadın. Biraz da özgür ve çapkın ruhlu..Samson iri yarı dev gibi çok güçlü bir adam..Gücünü özellikle saçlarından alıyor..İsrail'lilerin lideri..Milletinin eninde sonunda özgürlüğe kavuşacağına inanıyor.. Hikaye M.Ö. 172 yıllarında geçiyor..İsrailoğulları ile Filistinliler arasındaki mücadele savaş zamanlarında geçiyor.. Bu devirde iktidarda ve güçlü olan Filistinliler Delilah Filistin'li Samson İsrail'li..Delilah özgür ve asi ruhlu bir genç kız..Annesi babası öldükten sonra işvereni ile evlendikten sonra hep birlikte yaşamaktadırlar..Aslında Delilah'ın babası da bir İsrail'lidir bunu sonradan öğrenecektir.. Üvey kız kardeşi Hemin'in nişan anlaşmasında ilk defa Samson'u görür..Ondan hiç hoşlanmaz nedense. Bir anlaşmazlık sonucu Samson ve Hemin'in nişanı olmaz anlaşmayı kız tarafı bozar..Hemin'in yaşlı ama prastij sahibi olan Phicol ile nişanlanır..Samson bunun üzerine üvey babasına hesap sorar ve Delilah'ı Samson'a teklif eder..Fakat Samson bu teklifi red eder. Aradan üç sene geçer Filistinli ve İsrail'liler arasındaki gerilim devam etmekte Samson İsrail'lilerin lideri ve şefidir..Delilah yaşadığı hayatına renk gelmesi için paranında büyüsüne kapılması ile Samson'u baştan çıkarması ve eniştesi Phicol'e teslim etmesi için peşin yüklü para karşılğında anlaşma yapar.. Fakat hesap da olmayan Samson'a aşık olmasıdır..Bu dik başlı sorumsuz güzel kadının bir seçim yapma vakti geldiğinde olayların kontrolünü kaybederek sevdiği adamı da kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya gelir.. Çok etkilendim okurken çok duygulandığım anlar olduğu gibi Delilah'a çok kızdığım anlarda oldu..Özellikle üvey kardeşi Ekron'un kötülüklerini okurken çok sinirlendim.. Tarihsel kurgu romanlarını seviyorsanız bu romanı kaçırmayın..Son derece akıcı bir dille yazılmış bu romanı tavsiye ederim....

Baskı: Davetsiz Misafir (Cehennem Kulübü #2)

Kitabın Adı : Davetsiz Misafir Yazar Adı : Gaelen Foley Goodreads Puanı : 5/3,88 Puanım 5/4 Cehennem Kulübü serisinin ikinci kitabı Davetsiz Misafir Orjianl Adı My Dangerous Duke'de bu sefer ki hikaye Warrington Dükü Rohan Kilburn'a aitti..Napolyon döneminde geçen bir hikaye.. Rohan'ın ailesinin erkekleri kuşaklar boyunca Cehennem Kulübüne hizmet etmiş olduğu için bu görevden kaçış yoktu..Sekiz yaşından itibaren bu görev için eğitilmişti.Başarılı olmak babasının bıraktığı ismi hakkı ile temsil etmek için kendini bu illegal hükümet tarafından gizlice desteklenen kulübe adamıştı.Yaptıkları normal bir insanın yapabileceği şeyler değildi.Yaşadıkları ve yapmak zorunda kaldıkları yüzünden normal bir kadının onun hayatına pek dayanabileceğini sanmıyordu..Ailesinden geldiğine inandığı bir lanet de vardı .. Kilburn erkeklerinin kadınlarının ölümlerinin aile erkekleri yüzünden olduğuna inanıyordu...İşte bu yüzden kimseye bağlanmamaya ve evlenmemeye de yemin etmişti.. Şimdiye kadar kadınlarla gelip geçici ilişkiler kurmuş ve onlara bağlanmamıştı..Kate Madsen ile karşılaşıncaya kadar... Kendisine bağlı adamlarından O'Banyon ona yaranmak için Kate Madsen isimli genç kızı fahişe olarak sunmak için kaçırarak getirir..Genç kız bir fahişe gibi süslenerek ona sunulur..Fakat mücadele eden Kate'i zapt etmek kolay değildir o yüzden onu etkisiz hale getirmek için afyon ruhu verirler.Genç kız yarı sarhoş yarı ayık Rohan'a sunulur. Kate yıllar önce babasını kaybetmiş yalnız yaşayan bir genç kızdır..Babasını kaybettikten sosyal ortama pek çıkmamış kendine kitaplara vermiş bir kitap kurdudur..Babasını kaybettikten sonra ondan kalan emekter hizmetkar da öldükten sonra kimsesi kalmamıştır. Küçüklüğünde annesine ait çok şey hatırlamamakta onu ölümünü ve babasının büyük pişmanlığını anımsamakta..Babasının bıraktığı miras ile kimseye muhtaç olmadan kitapları ile birlikte kendine kurduğu bir dünyada yaşamaktadır.. Bir akşam kitap okurken bilmediği adamlar tarafından kaçırılarak 5-6 hafta bir yerde zorla tutulmuş kendisinin tanımadığı Kate Fox olduğu ileri sürülmüştür.,Kate önce sunulduğu adama Kate Madsen olduğunu ispatlamak ve ondan yardım istmek zorunda olduğunu anlamıştır. Fakat verilen uyuşturucu yüzünden de bir türlü aklını toparlayamamaktadır. Rohan ise getirilen genç kızdan çok beğenip etkilenmişse de Kate 'in uyuşturudan sızıp kalmasından sonra onunla birlikte olmayı kendine yedirmez.. Kate ise ertesi sabah kaçmaya çalışır ama kaçamadığı gibi mutlak bir ölümden Rohan sayesinde kurtulur.Onu kaçıran adamlardan Calep Doyle'in ifadesine başvuran Rohan Kate'in kimliğindeki şüphenin giderilmesi için kendisi ile bir süre daha kalmasına karar verir. Çete adamlarının Kate'i Özgürlükçüleri kaptanı Kaptan Gerald Fox ve Simyacılıkla olan büyüler ile ilgili aileden gelen Leydi Gabriel'in kızı olduğunda ısrarcıdırlar. Eğer bu gerçekse özgürlükçülerin önemli bir ferdi elinde olması onların ellerinde esir olan Cehennem Kulübü üyesi Drake'e ulaşmalarına onlara ait büyük hazineye ulaşmalarına onlara büyük bir darbe vurmaya da neden olacaktır.. Kate ise bu sert adamdan çok etkilenmekte şimdiye kadar hissetmediği duyguları hissetme bu vahşi ve tehlikeli Dük' doğru çekilmekte olduğunu fark eder duygularını tahlil edememektedir. Rohan bu güzel kitap kurdunun etrafında olmasına her geçen gün daha da alışmakta onun ile sohbetlerini onun bilgeliğini kültürünü sevmekte iken güzelliğinden her geçen gün daha çok etkilenmektedir... Bu seriyi çok sevdim kısaca..Napolyon dönemindeki esrarengiz olaylar,entirikalar ile örülü güzel tutkulu bir aşk ile taçlandırılmış güzel bir hikaye idi..Çevirisinden her hangi bir rahatsızlık duymadığım gibi kitap akıyordu..Tek sıkıntı serideki yayın tarihleri arasındaki uzunluklar..Takdir edersiniz ki casusluk olayları ile kurgulanmış bu serinin daha yakın sürede yayımlanması gerekiyor bence..Çünkü arası uzadıkça bir önceki kitabı elimize alıp tekrar bir gözden geçirmemiz gerekiyor... Yayınevi umarım bu seriyi bu iki kitapdaki gibi başarılı şekilde yayınlamaya devam eder..Ne diyelim historical seviyorsanız casusluk ve macera hikayelerine meraklı iseniz güzel ve tutkulu aşkıda seviyorsanız bu roman tam size göre... Bu yazarı bence es geçmeyin... Inferno Club Series 1. My Wicked Marquess (2009) Şeytan Diyor Ki 2. My Dangerous Duke (2010) Davetsiz Misafir 3. My Irresistible Earl (2011) 4. My Ruthless Prince (2011) 5. My Scandalous Viscount (2012) 6. My Notorious Gentleman (2013) 7. Secrets of a Scoundrel (2014) http://hulyami.blogspot.com/2013/10/davetsiz-misafir-gaelen-foley.html

Baskı: Anılarımla Yatak Odasında

Kitap Adı : Anılarımla Yatak Odası Yazar Adı : Sandra Brown Orjinal Adı : Demon Rumm Goodreads Puanı :5/3,33 Puanım : 5/3 Sandra Brown'un Anılarımla Yatak Odası yazarın hayranlarının diğeri kitaplarına göre oldukça sönük bulacağı bir kitap idi.Yazarın 1987 yılında yazdığı romanlarından..Okurken kadın karaktere sinir oldum.Kitap erkek karakterin bakış açısından anlatılıyordu.. Ünlü bir film yıldızı idi erkek karakter..Kadın karakter ise bir yazar..İki yıl önce bir deneme uçuşu sırasında kaybettiği kocası ile ilgili anılarını yazarken aynı zamanda filmi çekilen eserin senaryosunu da yazıyordu. Rylan North bu gözüpek havacının hayatını oynuyordu.. Rolünde daha başarılı olmak için Kirsten Rumm'ın kocası ile yaşadığı evde bir süre beraber yaşamayı avukatı aracılığı ile teklif eder. Kirsten bu teklifi de avukatı dinleyerek kabul eder.Rylan ilk görüşte Kirsten'e aşık olmuştur. Onu yakından tanımaya başladıkça daha da bağlanır. Bir yandan kocası ve ilişkileri hakkında bilgi edinip rolünün hakkını vermeye çalışırken Charles ve Kirsten'in aralarındaki ilişkilerinde gariplikler hissetmeye başlar.Aralarında kuvvetli bir çekim oluşsa da Kirsten aralarına hep bir duvar koymuştur.. Hikaye boyunca Rylan bu duvarı aşmaya çalışır Kirsten ise kaçmaya..Tam aralarında yakınlaşma olurken kadının mevcut korkular bu korkularından dolayı engel koymaları hep devam etti.. Kadın karaktere sinir oldum. Tabii ki sonun da aşk kazandı ve adamcağız sabrının mükafatını gördü.. Kadın çoğunlukla ölen kocası ile Rylan'ı aynı kefeye koysa da hatasını anladı.. Sandra Brown'un o güçlü kurgulu romanlarına benzemiyordu açıkçası.Bana biraz da beyaz dizi kitaplarının kurgularını anımsattı... Tekrar okur muyum hayır..Sanmıyorum..Vakit geçirmek için çerezlik kitaplardan. Fazla beklentiye girmezseniz okurken hoş vakit geçirebilirsiniz...

Baskı: Aşkta İntikam Olmaz (İskoç Şövalyeleri, #1)

Pamela Clare'den sonra gitmedi... yorum yapmıyorum...

Baskı: Aşka Adanmış Bir Gün (MacKinnon’s Rangers #3)

Daha fazla puan olsa onu verirdim... Yaklaşık bir yıldır bu kitabı bekliyordum beklediğime değdi.Tek kelime muhteşem bir kitap okumuş oldum..Bir kitabı okurken uzun zamandır böylesine ayaklarımın yerden kesildiğini hatırlamıyorum..Bu macerasında da çok sevdiğim klasik müziğin barok tarzı temaları ile de süslenmişti..Çünkü bu romandaki bayan karakterimiz bir müzik aşığı..Soylu bir İngiliz leydisi..Lord William Wentworth'un yeğeni oluyor aynı zamanda... Orjinal adı Defiant olan Aşka Adanmış Bir Gün'ün kahramanları Connor MacKinnon ve Leydi Sarah Woodville'nin hikayesi..Benim çok sinir olduğum Wentworth'un cezasını bulacağını tahmin etmiştim ama maalesef istediğim kadar acı çekmedi devamı gelecek kitap da olacak.. MacKinnon Takımı serisi İlk İan MacKinnon'ın hikayesi Teslimiyet ile ortanca kardeş Morgan MacKinnon'un hikayesi Günahkar'da ve son olarak Connor MacKinnon'ın hikayesi de Aşka Adanmış Bir Gün'de yer aldı..Böylece kardeşlerin hikayeleri de bitmiş oldu.. Yazarın sitesine baktığımda ise bu seriden kopmaya henüz hazır olmadığını yazmış..Devamı geliyor büyük ihtimal ile Wentworth ile ilgili olacak bu yeni hikaye..Okumayı o kadar çok istiyorum ki...Umarım Koridor Yayınları Temmuz 2012 de çıkan bu kitabı bir yılı aşkın süre sonra vermeyeceğini umuyorum..Hatta dünya ile birlikte yayınlamasını bekliyorum.. Yazarın diğer kitaplarını da okumayı çok istiyorum yayın evi keşke diğer kitaplarını da yayımlasa..Pamela Clare'in bambaşka masalsı bir kalemi var..Bu romanı okuduktan sonra yazarın müptelası oldum...Tüm kitaplarını okumak istiyorum..Hiç olmazsa bu serinin dördüncü kitabı çıkmadan başka bir serisini yayımlar mı acaba Koridor? Umuyorum..Ümit etmek istiyorum... Gelelim Aşka Adanmış Bir Gün'e muhteşem bir aşk,tarihi,romantik gerilim,macera,savaş,erotizm temalarında işlenmiş bir hikaye var karşımızda..Evet Pamela Clare'i Elizabeth Hoyt severler çok sevecekler onun tadında yazıyor yazar ama bence çok çok daha iyi yazıyor... Leydi Sarah Woodville dünya güzeli müzik aşığı bir genç kız..Çok şansız bir olay sonrasında babası tarafından sürgüne gönderiliyor..Amerika'ya yapa yalnız yanında özel hizmetçisi birlikte..Fakat Fransız'ların müttefiki Şawniler tarafından da kaçırılır..Daha önce sıkıntı yaşadığını zanneden Sara bu yaşadıkları ile hayatının önemini kavramıştır..Ancak özel hizmetçisi ve yardımcısı Şawniler tarafından acımasızca katledilirler.. Sarah 'ın kaçırıldığını öğrenen Wenthworth bulunması için Connor MacKinnon'u görevlendirir..Ne şartta olursa olsun onun sağ olarak getirilmesini ister..Duygusuz kalpsiz Wiiliam Wenthworth'un birine önem vermesi Connor'u çok şaşırtmıştır..Mohikan Komondolarının yeni lideri Morgon evlendikten sonra o dur..Kardeşi olarak gördüğü mohikan asıllı Joseph ile onu kurtarmak için yola çıkarlar.. https://www.youtube.com/watch?v=nYQA2WhPz58 Sarah'ı kaçıran Şawniler onu liderleri için kaçırmışlardır. Katakwa Sarah'ı intikam için kaçırmıştır..William Wentworth'un amansız düşmanı olan Katakwa karısını onunla olan savaşında karısı tecavüze uğramış ve öldürülmüş oda William'dan intikam almak için kendine yeni eş olarak da Sarah'ı seçmiştir... Bu arada Connor Joseph ile Şawniler'in köyüne ulaşıp Sarah'ı bulmuştur..Sarah'ın onurlu duruşundan ve güzelliğinden istemese de çok etkilenir..Onun William ile akraba olduğunu inanamaz..Fakat Sarah'ı kurtamak için Katakwa'ya meydan okur ve onunla dövüşücektir ..Kazanırsa Katakwa Sarah ile evlenemeyecektir fakat Connor ile evlendirilecektir. Connor bunu Sarah'tan saklamak zorunda kalır.. Vee Connor Katakwa'yı dövüşte yener Sarah ile evlenmeye hak kazanır..Sarah ise bu etkilendiği savaşçının evlenmeyi aklından geçirmemiştir..Ama durum bu kadarla da kalmaz bu yeni evlenen çiftin gerdeğe girmesi de sağlanacaktır.. Bunu kazasız belasız atlatmak rolde yapamayacaklardır..Çünkü gerdeğe girilirken yaşlı bir kadın da şahitlik de yapacaktır...Ne olduğunu merak ediyorsanız sizi kitaba şöyle bir alalım.... Kısaca muhteşem bir romandı..Muhteşem bir aşk...Bence okumayan çok şey kaçırıyor.İan Annie için yüz kırbaç ceza almayı göze aldığında William denen adama illet olmuştum..Connor'a verdiği bin kırbaç ceza ile de adamın acımasızlığının mantık tanımadığından emin olmuş oldum...Ölümü göze aldığı sevdiği kadının ..Aşkı için..Sarah'ın onun için her şeyi geri bırakabileceğine inanamamıştı...Aşkları için ikisi de savaştı.. Connor ile Sarah mutluluğu bulurken oldukça kalabalık bir aileye de sahip oldu..Annie,Amelia,Josep,İan,Morgan gibi kardeşleri oldu..Kendi ailesinde göremediği sıcaklığı,sevgiyi,paylaşımı gördü.. Ve William Worthwood bu macerada başına gelenleri hak etti...Hem de fazlası ile..Fakat yazar bu konu da hiç bir ip ucu vermedi.. Maceranın aslı dördüncü kitap da sıradaki o büyük bir ihtimal ile...Tavsiyemdir..Hala daha bu yazar ile tanışmadınız ise çok şey kaybediyorsunuz... MacKinnons Rangers Serisi 1.Surrender (Teslimiyet) 2.Untamed (Günahkar ) 3.Defiant ( Aşka Adanmış Bir Gün) http://hulyami.blogspot.com/2013/10/aska-adanmis-bir-gun-pamela-clare.html

Baskı: Teslimiyet (MacKinnon’s Rangers #1)

Orjinal adı Surrender olan Teslimiyet MacKinnons Rangers serisinin ilk kitabı.Muhteşem bir hikaye.Romanı okuamaya başladığımda böylesi güzel bir hikaye ile karşılaşacağımı tahmin bile edemezdim..Çok güçlü bir yazar Pamela Clare okutturuyor ve bence oldukça da özgün yazıyor.. Bu romanı çok uzun zaman önce okumuştum.Aklımda kalan Mohikan Savaşçısı üç erkek kardeş.. ve güzeller güzeli İskoç Leydisi Annie..Hiç ummadığı kişiden darbe alan ama ayakta durmaya çalışan onurlu güzel Annie.. Vee MacKinnon kardeşler İan,Morgan ve Connor MacKinnon ..Her kitapda bu genç savaşçı ve onurlu adamların hikayesi var.Teslimiyet'i ilk okuduğumda Connor'un hikayesi henüz yazılmamıştı.Sonra yazar gelen isteklere dayanamayarak Connor'unda hikayesini yazmaya başlıyor..2012 Yılının Temmuz ayında piyasaya siürülüyor..Ben bu yorumumu yazarken serinin son kitabını okumaya hazırlık yapıyorum..Oldukça gecikse de seri tamamlandı..Yazar ek bir hikaye çıkarmazsa.. Teslimiyet'e dönecek olursak bence farklı bir uslup ,farklı bir dönem . Toprağın kanla yoğrulduğu Amerikan tarihinin koloni döneminde içinde bir yolculuk... Kimi zaman nefesinizi tutup arka sayfaya bakmaya kalbinizin dayanamayacağını düşündüğünüz bir hikaye..Judith Mcnaught'un romanlarında bulabileceğiniz bir romantizm ve Diana Gabaldon romanlarındaki macera,gerilim...Bu temaları seviyorsanız hiç kaçırmayın bu romanı.. MacKinnon kardeşlerinin ataları uzun zaman zaman önce İngiltere'ye ihanetten Amerika'ya sürülmüştü. Üç kardeş İngiliz soylusu Lord William Wenwoth tarafından tarafından pis bir tuzağa düşürülerek İngilizlere mecburi hizmete mahkum edilirler. İan MacKinnon'un yolu Lady Annie ile yolları kesisir. Annie bir İskoç Kont'unun kızıdır. Babası İngiltereye vatana ihanetle suçlanan iskoçlarının katledildiği bir savaşta ölmüştür. Savaştan bir tek amcası olan Marki kurtulmuştur. Babasının ölümünden sonra Annie annesi ile amcasının evinde kalmaya başlarlar. Her şeyin yolun olduğunu sanan Annie'nin annesiyle yatakta amcasının sapık fantezisine tanık olduktan sonra onu bu konuda uyaran annesine hak verir.Annesinin tavsiyesini dinleyerek mücevherlerini alarak evden kaçar ama amcası onu yakalatarak hırsızlıktan hapse attırır..Bu arada annesi de ölmüştür.. Annie hapiste 3 hafta kaldıktan sonra amcası onunla gelmesini söyler ama Annie red eder..Ona çok kızan amcası hayatı botunca taşıyacağı hırsızlık damgası ile onu damgalar..Onu deniz aşırı yolculukla Amerika'ya gönderir. Annie orada 14 yıllığına bir aileye hizmetçi olarak satılır.. Ama Annie'nin kötü kaderi burada da bitmez. Bir süre sonra satıldığı sahipleri Kızılderililer tarafından saldırıya uğrayarak öldürülür ve Annie canını kurtarmak için kaçmaya çalışır Ancak kızılderililer peşini düşer onu bırakmaz ..Tam o sırada Iain McKinnon ile yolları kesişir ve onun tarafından kurtarılır..İan McKinnon hile ile İngilizlerin hizmetine girmesine sebep olan Lord William Wentwortha ilk defa karşı gelmiş olur cezasını 100 kırbaçla öder... Fakat Wentworth da Annie 'ye de göz koyarak peşine düşer kolay kolay da bırakmaz.. Müthiş bir hikayedi..Nedense Amerikan Koloni dönemine ait hikayeleri çok da okumadık..Umutsuz Aşkın Gözyaşlarından sonra Teslimiyet romanını okumuş oldum.. Kısaca işlemedikleri suçlar yüzünden aynı kaderi paylaşan , iki güzel insanın hikayesi idi. ... Tavsiye ederim.. MacKinnon'ınkine Rangers 1. Surrender ( 2.006 ) Teslimiyet 2. Untamed ( 2.008 ) Günahkar 3. Defiant ( 2.012 ) Aşka Adanmış bir gün http://hulyami.blogspot.com/2013/10/t...

Serenad
10/1021.10.2013

Baskı: Serenad

Zülfü Livaneli uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı.Özellikle Seranad kitabını bu kadar uzun bir zaman nasıl beklettim?!!..Kendime çok kızgınım..İlk fırsatta diğer kitaplarını da okuyacağım..Yazarın kalem gücü müthiş kurgulaması inanılmaz.. Araştırma kitaplarında okuyacağımız bilgileri bize sıkılmadan okuyabileceğimiz bir şekilde romanlaştırarak sunmuş ki çok başarılı bir çalışma olmuş.. Şunu kesinlikle belirtmeliyim hala daha bu kitabı benim gibi okumayan varsa büyük hata yapmakta.Hiç vakit geçirmeden hemen Seranad'ı edinin.. . Yakın tarihimize ait ne kadar merak edilen şey varsa aktarmış yazar.Özellikle Cumhuriyet Tarihimize ait önemli bilgileri güzel şekilde kurgularken Livaneli humanistlik ile de müthiş bir şekilde harmanlamış. Romanda Üç kadının hikayesi var , üç siyasî/sosyolojik nedenle saklanan kimlik, üç acı: Maya bir Kırım Türk’ü… Mari, bir Ermeni vatandaşı....Nadia, Yahudi asıllı bir Alman vatandaşı. Üçüde siyasi ve dönem şartlarından dolayı kimliğini değiştirmek zorunda kalmış kadınlar..Bunların içinde ikisi yuva kurmuş sevdiği ile evlenmiş çocuk,torun sahibi olmuş..Biri büyük acılar çekmiş..Büyük aşk yaşadığı kocasından yaşadığı şartlar kopartarak almış onu.. Büyük çok büyük acılar çekilirken.Dönemin yeni kurulan ülkelerinde Türkiye Cumhuriyet'inin bilim ve sanat tarihinin oluşumunun şartlarını da okumuş oluyoruz.. Atatürk'ün kıvrak zekası ile Almanya'dan kaçan yahudi bilim adamları,sanatçılarının ülkemizin hizmetine alınması.Bugünki İstanbul Üniversitesi'nin temellerinin atıldığına tanık oluyoruz.. Bu üç kadının hikayesinden zira , asıl roman kişisi Maya Duran’ın kendi hikayesi de bir “kadın hikayesi” olarak ayrıca dikkat çekici. Maya Duran, İstanbul Üniversitesi’nde çalışan Halkla İlişkiler görevini yürüten sözleşmeli bir memurdur. Eşinden boşanmıştır ve oğlunun tüm sorumluluğu Maya’ya aittir. Birlikte yaşadığı oğlu Kerem ile aralarında kopuk bir ilişki vardır. Aynı zamanda oğlunun babasıyla da ilişkisi kopuktur.Bir de birlikte olduğu bir sevgilisi vardır.Tarık ile fazla derinliği olmayan bir ilişkisi vardır Maya'nın..Arada sırada buluşup görüşmektedirler..Birbirleri üzerinde hak talep etmeden yüzeysel bir arkadaşlıktır.. Birgün İstanbul Üniversitesi’ne konuk olarak gelen Maximillian Wagner’i karşılama ve onunla ilgilenme görevi Maya’ya verilir. Maya için bu durum sıradan bir görevdir... Prof. Maximillian Wagner’le tanışana dek…Bu tanışma hayatını yerinden oynatacak kadar önemli bir tanışmadır.. Prof. Maximillian Wagner 87 yaşında ve Alman asıllı bir Amerikalıdır. Daha önce 1930′lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmıştır.Fakat profesörün İstanbul’da olmasından İngiliz istihbaratından Türk İstihbaratına kadar pek çok kimseyi ayağa kaldırır. Öncelikle Türk istihbarat görevlileri onu izlemeye alırlar.., Max ile Şile’ye gittikleri gün Türk istihbaratçıları Maya’nın evini ziyaret edip, oğlunu kullanarak Maya'ya göz dağı verirler. Maya'yı bu durumdan üst düzey asker olan abisi tarafından kurtarılır. Daha sonrasında Maya ile iletişime geçen İngiliz istihbarat birimleri de Maya’dan Wagner hakkında bilgi isterler. Maya bir anda çok ünlü ve aranan biri haline gelmiştir..Maya ve oğlu Kerem de Wagner ile ilgili araştırmalar yaparlar ve onun gerçekte kim olduğunu merak ederler.Bu araştırma sayesinde ana oğulun ilişkisi düzelmeye başlar.. Profesör ile Maya’nın ilk yakınlaşması yaptıkları Şile ziyaretinde başlar. Maya, Profesör ve Şoför Süleyman Şile’ye doğru yılın en soğuk gününde yol alırlar. Şile yakınlarında Profesör yanından ayrılarak deniz kenarına iner ve kemanını çalmaya başlar. Yanında üzerinde “Für Nadia (Nadia için)” yazan küçük çelenk de vardır. Çelengi denize atar ve kemanını çalmaya başlar. Ancak Profesör birden fenalaşır. Maya ve Süleyman’ın yardımıyla Profesörü yakındaki bir otele götürür , Max donmak üzeredir. Bu esnada araba da bozulunca Süleyman yardım çağırmaya gider. Maya, vücut sıcaklığı giderek düşen ve baygın olan Profesör’e yardım etmek için soyunarak onunla aynı yatağa girer. Amacı kendi vücut ısısını ona bu şekilde aktarmaktır , fakat Süleyman’ın döndüğünde olanları yanlış anlayarak bu olayı üniversite yönetimine anlatarak Maya’nın başına dert açacaktır. Daha sonra Proseför’ü hastaneye götüren Maya, arkadaşı Filiz’den yardım ister. Maya, Profesöre yapılan tetkiklerde, onun kanser olduğunu ve az ömrü kaldığını öğrenir. Maya, yaşlı, hüzünlü ve şimdi de kanser olduğunu öğrendiği adamın Şile’de deniz kıyısında ne işi olduğunu ve baygınken sayıkladığı ismin kime ait olduğunu çok merak eder.Maya’ya hayatın borçlu olan Profesör, Maya’ya hikayesini anlatmaya başlar. Anlattıkları Maya’yı derinden etkileyecektir. Aslında bu hikayede ki konu tanıdık bir hikayedir..İki sevgili ve onlara engel olan aileler olmasa da mevcut ülke ve sosyolojik şartlar..Bu olaylar Nazi Almanya’sında, Hitler döneminde geçiyorsa mevcut durumu tahmin etmek pek de zor değil aslında.. Ari ırktan iyi bir aileden gelen ari bir Alman genci ve sıradan Yahudi genç kızının hikayesi.. Max anlattıkça Maya dehşete düşer ve, Nadia ile birlikte ailesini de düşünür. Babaannesi Semahat (Mari) hanım bir Ermeni, anneannesi Ayşe (Maya) ise Mavi Alay‘dan canını zor kurtarmış bir Türk kadınıdır. Maya bu şanssız üç kadın içinde dinini değiştirmek zorunda olmadığı için anneannesini şanslı olduğunu düşünür. Max'in Amerika'ya dönüşünden sonra Maya şöför Süleyman'ın anlattıklarından zor duruma düşerek zor günler geçirir.İşinden istifa etmek zorunda kalır.İşsiz kalması ile de Max'in anlattıklarını araştırmak için vakit de bulmuştur...Yaptığı araştırmada da Max'ın Şili'de notalarını bir türlü hatırlayamadığı Serna Für Nadia'nın notalarına da ulaşır.. Bu zor günlerinde sevgilisi Tarık'ın yaptığı akıllı yatırımlarla zengin bir kadın haline de gelmiş olan Maya bu notaları Amerika'ya giderek Max'a ulaştırır..Romanda Max'ın bestelediği Seranad'dan ziyada Schubert'in Seranad'ıda çok anıldı ve dinlendi..Normalde çok severim bu besteyi.. Muhteşem bir romandı fikrinde çığır açan kitaplardan idi..Olaylara bakış açımı değiştirdi.Yakın tarihimizin daha da irdelenmesi gerektiğini yaptığımız hatalardan ders almamız gerektiğini öz eleştiri yapmamız gerektiğini anımsattı.. Düşünmediğim başka konuları da düşünmemi sağladı ki en basiti ülkemizde sokak ve caddelerin isimlerinin neden çok sık değiştirildiğini sorgulamamı sağladı.. Gerçekten de değişen yönetimlerle ülkemizde çok fazla sokak bulvar hatta kasaba köy isimlerinin değişmiyor mu?.. Serenad daha önce büyük bir kısmını bilmediğim MAVİ ALAY ve STRUMA gemisi konularında bilgi edindirmesi bakımından benim için anlamlı bir kitap oldu. Struma gemisi olayı duymuştum fakat Mavi Alay konusundan haberim bile yoktu..Araştırmam gereken çok şey çıktı Livaneli sayesinde.. Bir de olayların bir kadın tarafından anlatılması ve diğer kadın kahramanlar, Maya'nın babaannesi Semahat, Maya'nın anneannesi Ayşe ve Nadia'nın yaşamlarına da yer verilmesi, olayların siyasi boyutu yanında duygusal taraflarının ağır basmasına neden olmuş.. Bu bakımdan kitaptaki olaylar içimi daha da burktu.Pis kan deyiminden de nefret ettim.. Maya ve oğlu arasındaki duygusal boşluk günümüz çalışan kadınlarının içinde bulunduğu "İYİ ANNE" ve "ÇALIŞAN KADIN" rolleri arasında sıkışmasına güzel bir gönderme olmuş.. Çünkü çalışırken aynı sıkışmayı ve çaresizliği ben de yaşamıştım. Yazılabilecek çok ayrıntı var. Mesela tek tek romanın “erkek”leri… Kitabın erkekleri içinde Max'ın yeri apayrı idi benim için ; 87 Yaşında ama o yaşında kadınları hala etkileyebilen bir erkek..Onun kalbi ise yanlızca bir kişi için atıyor... Benim bakış açımdan ise bizim erkeklerimizin sığlığı daha da ortaya çıktı … Mesela, ahlak bekçiliği… Sorumluluktan kaçma, yargılama, Okumak en iyisi…Tavsiyemdir.... Alıntı : “Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!” (...) “Her iktidar adam öldürür mü?” “Evet! İktidar zulüm demektir. Hele denetlenemeyen iktidar.” “Peki, iyi insanlar iktidara gelirse?” “Öyle şey olmaz!” “Neden?” Acı bir gülümsemeyle açıkladı: “İyi insanlar iktidara gelmez, gelse bile iktidar onu bozar, zalim yapar.” (...) “Evet!” dedi. “Siz bile adam öldürürsünüz. Çünkü iktidar olmanın başka yolu yok. Eskiden daha açık yapılıyordu, şimdi daha gizli.” Ellerini çekip daha yumuşak bir sesle devam etti. “Dolaylı olarak öldürürsünüz, ölümlere neden olursunuz, ama bir şekilde, iktidarınızın sürekliliği öldürmeye bağlı olur. Belki şu anda böyle bir şey yapamayacak bir yapıdasınızdır. Ama iktidar yolu zorlu bir yoldur. Uzun bir yoldur. İnsanı dönüştüren bir yoldur. Ancak iktidara hazır hale geldiğinizde, gerektiği kadar değiştiğinizde, bu yolu tamamlayabilirsiniz.” Şehzade Selim’le kardeşi Korkut’un hikâyesini anlatayım. Bu iki şehzade Bursa’da yaşıyorlardı. Babaları ölünce içlerinden birisi imparator olacaktı. Başa geçenin erkek kardeşlerini öldürtme geleneği olduğu için birinin padişah olması, ötekinin katledilmesi anlamına gelecekti. Kimin tahta geçeceğini ise bilemiyorlardı. Bunun için birbirlerine yemin ettiler. Hangisi başa geçerse ötekinin canını bağışlayacaktı. Sonunda o gün geldi ve Selim padişah oldu. “Korkut’a ne oldu peki?” “Ne olacak, öldürüldü. Bu işin sözle, iyi niyetle falan alakası yok. İktidarları ancak çok sıkı bir denetim dizginleyebilir. Yoksa peygamberleri iktidar yapsanız, onlar da öldürürler.” , http://hulyami.blogspot.com/2013/10/kitap-ad-serenad-yazar-ad-zulfu_21.html

Baskı: İntikam Ateşi (The Rules of Scoundrels, #1)

İlk defa okuduğum bir yazar Sarah MacLean yazarın anlatımını ve kalemini çok ama çok etkileyici buldum. Regency döneminin etkileyici bir hikayesi idi..Araştırmalarıma göre dört kitaplık Rules of Scoundrels serisinin ilk kitabı idi..Bu kitabı okurken nedense Anne Stuart ve Celeste Bradley'in hikayesine benzettim..Hoş buradaki Düşmüş Melek kulübünde de bir takım ahlaksızlıklar ve çılgınlıklar yapılıyordu ama bu daha çok kumar kulübü idi .. Roman tabii ki aşk,aile,arkadaşlık,sadakat,ihanet temaları ile kurgulanmıştı..Özellikle çocukluktan beri iyi bir arkadaş olan çiftimizin birbirlerine çocukluktan itibaren yazdıkları mektupları bölüm başlarında okumak çok hoşuma gitti.. Romandaki kadın karakter Penolope Marbury ne kadar dürüstlük ve mükemmellik timsali bir kadın ise erkek karakter Michael Bourne ise genç yaşta topraklarını kumarda kaybettikten sonra elinde unvanı ve malikanesi dışında bir şey kalmaz onuru ayaklar altına Vikont Langford tarafından alınmıştır..Bu olay yüzünden Michael taş kalpli bir kişiye dönüşür.. Bu hikayede kahramanlarımız çocukluk arkadaşı idi....Aslında üç kişi idiler Michael,Penolope ve Tommy çocuklukları birlikte geçen çok samimi arkadaşlar idi..Taa ki Michael'in başına gelen o skandala kadar..Zira o olaydan sonra Penelope ve Tommy Michael'e ulaşamazlar.. Bu olaydan sonra yılar geçer Penolope sevdiği arkadaşı Michael'i kaybettikten bir dük ile nişanlanır. Fakat bu nişanlılık çok fazla sürmez nişanlısı başka birine aşık olmuştur..Onu terk ederek sevdiği kadınla evlenir..Bu sosyetede Penolope için bir büyük düşüştür.Çünkü kendisini pek de güzel bulmayan Penolope aradan seneler geçse de evlenememiştir..Bunu çok da fazla dert etmemeye çalışsa da diğer kız kardeşlerinin hayatındaki olumsuz etkisi yüzünden kendini suçlamaktadır..İki kız kardeşi onun yüzünden pek de başarılı evlilikler yapamamışlardır. Fakat evlenecek iki kız kardeşi daha vardır sırada muhtelemen onun bu başarısızlığı ve artık evde kalmasının kesinleşmesi sonucunda kalan ki kız kardeş de etkilenecektir..İşte bu tehlikeyi göze alamayan babası Penolepe'nin çeyizine Falconville topraklarını da dahil eder. Bu araziyi Michael'in elinden alan Vikont Langford'dan kumarda kazanmıştır..Bu karar Penolepe'nin sakin hayatını alt üst eder.. Zira babası bu kararı aldıktan sonra Langfordun oğlu olan Tommy'de Penolepe'ye evlenme teklif eder..Fakat arkadaşının teklifini ailesnden gelecek tepkiyi göze alarak kabul etmez. Fakat Michael'in Falconville'yi ne kadar çok istediğini bilmemektedir..Öyle ki Penolepeyi omuzuna atarak kaçırmayı göze alacak kadar istemektedir.. Kısaca müthiş bir kurgu ve duygu sağnağında okuduğum bu romanı çok beğendim..Özellikle bu iki iyi arkadaşın birbirlerine aşık oldukları ve yıllar süren kayıplarını birbirlerini özlediklerini itiraf ettikleri sahne müthişdi..Michael'in katı yüreğini eritmeye başlayan Penolepe'nin ondan macera istediği sahne..Ortaklarının karısına hayran olması çok güzeldi..Bu güzel romanı bence kaçırmayın...Tavsiyemdir.. Rules of Scoundrels Serisi : 1. A Rogue By Any Other Name (2012) 2. One Good Earl Deserves a Lover (2013) 3. No Good Duke Goes Unpunished (Kasım 2013) 4. Never Judge A Lady By Her Cover (2014) http://hulyami.blogspot.com/2013/10/intikam-atesi-sarah-maclean.html

ÖncekiSayfa 6 / 31Sonraki