
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Yaşam Savaşı
Bilimkurgu, gerilim ve maceranın kusursuz bir bileşimidir bu kitap. Telekineziyi muhteşem bir şekilde romana işleyen Koontz, çok etkileyici bir roman çıkarmış ortaya. Mutlaka okuyun.
Baskı: Hayaletin Garip Huyları
Okuyalı uzun zaman olmasına rağmen içinde harika öykülerin olduğunu hatırlıyorum. Özellikle kapak resmine de taşınan "Ben Bir Kapıyım" adlı öykü muhteşem bir öyküdür. Ve tabi "Bırakanlar Şirketi"ni de unutmamak gerek, çok etkileyici bir öyküdür. Her ne olursa olsun King başkadır, onun yaratıcılığı hayret uyandırıcıdır.
Baskı: Satış Garantili Altmış Roman Konusu
Çok ilginç bir Sarane Alexandrian eseri: Roman desem değil; öykü desem değil; derleme desem değil; antoloji desem değil; kuramsal bir kitap desem, cık. Farklı, bambaşka bir şey. İnternette dolaşırken farkettiğim ve bir şekilde edindiğim bu ilginç kitap; tarihi roman, fantastik polisiye, pornografik roman, gerçeküstü roman, soyut roman, politik roman vb. bir çok türde 60 ilginç roman konusunu barındırıyor. İnsan baya bir meraklanıyor acep nedir bunlar deye. Okuyunca görülüyor ki yazar, hakikaten çok farklı onlarca roman konusu ve biçimi olabileceğini kanıtlıyor. Her roman konusu ortalama üç sayfayla özetlenmiş ve bazılarının başına biçim hakkında bilgiler serpilmiş. Yazmak için konu ve okumak için farklı tatlar arayanlara tavsiye edilir. Ben yarım bıraktım ama sevmediğimden değil, sonra okurum diye. Yazara dair en çok hoşuma gidense o büyük özgüveni: Önsözden geliyor: "Burada, gerçek orijinal konular sunuluyor ve biri bana meydan okuyacak olursa bunların her birinden dört başı mamur bir roman çıkarmayı da bilirim. Dahası, bu altmış romanı kafamda şimdiden kurdum ve her birinden şimdi burada anlatmayacağım bir sürü yan roman bile çıkardım. Benim nihai amacım, ister gerçekten yazılmış olsun isterse sadece zihinde tasarlanmış olsun, dünyadaki bütün romanların az sonra aktaracağım türlerden birine ait olduğunu kanıtlamaktır." Heh hey!
Baskı: Cesur Yeni Dünya
Çok sarsıcı bir distopyadır. Şu an izlediğimiz bir çok filmde, okuduğumuz bir çok kitapta etkileri çok belirgin şekilde görülür. Hayranlık uyandırır.
Baskı: Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı
Özelde Kur'an'ı, genelde tüm metinleri anlama sürecinde okurun metin karşısındaki durumunu tanımlayan bir yorumbilim kitabı. Dilbilim ve yorumbilimin araçlarını Kur'an'ı anlama yolunda kullanan yazar, ilgili okuyucuya keyifli ve bilgilendirici bir okuma sunuyor. Kimi zaman dil fazlasıyla ağırlaşsa da yazarın konuyu daha açık etme amacıyla örneklere ve özetlere başvurması okuyucunun işini kolaylaştırıyor. Farklı bir çalışma. Okunmasında fayda var.
Baskı: Kurmaca Nasıl İşler?
Çok faydalı ve okuması keyifli bir kuramsal eser. Kurmacaya dair yeni ufuklar açıyor, okurken farketmediğimiz edebi değerleri görünür kılıyor. Kurmaca eserlerdeki, karakter, anlatım, üslup, gerçekçilik vs. üzerine doyurucu fikirler ve bu fikirlere dair işe yarar örnekler veriyor. Okunması elzem bir eser.
Baskı: Kaplan! Kaplan!
Kusursuz “Alfred Bester” romanı. Amerika baskısının ismi romanın içeriğine gönderme yaparken, İngiltere baskısının ismi baş karakter Gully Foyle'un roman boyunca süren devasa değişimine gönderme yapar. Bester, kitabın İngiltere baskısına bu ismi, İngiliz şair William Blake'in “The Tyger” adlı şiirinden etkilenerek verir. Roman, temelde ışınlanmanın (romandaki adıyla jauntelemenin) keşfedilişi ve bunun toplumsal yaşamdaki etkilerini fon alır. Bu bildik (romanın yazıldığı dönem için yaratıcı) fonun üstüne; ışınlanma konusunda çok özel bir yeteneği olan Gully Foyle'un, intikam ve güçle harmanlanmış olağanüstü değişimini işler. Romanı renklendiren onca benzersiz karakter ve şaşırtıcı buluşlar, okuyucuyu daha önce deneyimlemediği bir düşünce akışına bırakır; zihin açar. “Alfred Bester”ın iki üstün romanında (“Yıkıma Giden Adam” ve “Kaplan Kaplan” yani The Stars My Destination) iki üstün yetenek ve bunun toplumsal etkileri ve gelişimi işlenir; ama asıl kurgu intikam üzerinedir; baş karakterler bu yetileri intikam almak için kullanır. Bir zamanlar, superman ve batman çizgiromanlarında metin yazarı olarak çalışan Bester, romanlarında üstün yetilerin "süper" etkilerinden ziyade insan ilişkileri eksenindeki yıkıcı yönlerini işler. Belki de bu yüzden onun eserleri, bilim kurgu edebiyatının yeni serpildiği yıllardan bu yana kaçış edebiyatının bir parçası olarak değil has edebiyatın üyeleri olarak anılmış ve okunmuştur.
Baskı: Gölgesizler
Sonraki cümlesinde beni nasıl büyüleyecek diye garip bir beklentiyle okuduğum, yudumladığım; her kelimenin kendi varlığının ötesinde çağrışımlara neden olduğu büyülü bir köy gezintisi. İçinde, inci tanesi güzelliğinde ve olgunluğunda onlarca cümlenin barındığı tapılası eser; zihnime inen en güzel balyozlardan biri. Sokağa çıkınca görebileceğiniz kadar gerçek olan insanların, büyülü bir evrende yaşıyorlarmış gibi tarif edilmesi; bu tariflerin sanki bir ömür biriktirilen cümlelerle kağıda dökülmesi insanı hayrete düşürüyor. Ve hiç zorlanmadan yaratılan, mücevher değerinde cümleler: "belki de berberin kendine sığmazlığı vardı orada; sözgelimi bir köyde, yine böyle bir dükkanda berber kılığında oturuyor ve arada bir başını çevirip buraya bakıyordu." "köy, güneşin altında yaralı, beyaz bir hayvan gibi yatıyordu." "şafak sökerken, sabah ezanından kopmuş heceler gibi yavaş yavaş dağılmıştı toplananlar; alacakaranlık sokakları geçip evlerine varmış ve kuş uykusuna yatmışlardı." "herkes her şeyi görmekten körleşmişti." "havada, her şeyi varoluşunun son çizgisine iten kalın, kalınlığı kadar da bükülmez binlerce telin gerginliği vardı." "farklı eksikliklerin içine gizlenmiş bir fazlalık belki, bir eksiklik." "oysa dışarıda hiç bir şey yokmuş, yani yağmurlar hala mevsimlerin ötesindeymiş. Toprağın sesi bu, demiş pencerenin dibinden, ağaçların sesi, taşların, kuşların. Her şeyi işitebiliyorum tanrım, kulaklarım delindi benim!"
Baskı: Camda Yürümek
Üç hikayeden oluşan ve bunların birbirine gizemli bir şekilde bağlandığı harika bir roman. Müthiş bir hayalgücü.
Baskı: Kıyamet Gösterisi
Öyle böyle değil. Bayıldım. Muhteşem bir roman. Harika yazarlar. Yetkin çeviri: Niran Elçi. Üç dört ayrı koldan akan farklı hikayeler; unutulmayacak, büyük küçük onlarca eşsiz roman kişisi; komik ve zekice cümleler. Bir kaç kez okuyup her seferinde ayrı zevk alınacak harika bir kitap. Elinizde paralansın. O cümle cümbüşünden tadımlık enstantaneler: - Tarihteki pek çok zafer ve trajedinin insanların özünde iyi ya da kötü olmasından değil, insan olmasından kaynaklandığını bilmek, insanları anlamaya yardımcı olacaktır. (s. 30) - Tebeşir çukurundakilerin işitmediği minik bir gürleme oldu; çok iri bir köpek aniden küçülünce oluşan boşluğa dolan havanın sesi olabilirdi bu pekala. (s. 83) - "Seninkilerin silahları onaylamadığını sanıyordum" dedi Crowley. Silahı meleğin tombul elinden alıp göz hizasına kaldırarak kısa namlu boyunca baktı. "Şu sıralar onaylıyorlar," dedi Aziraphale. "Manevi tartışmalara ağırlık kazandırıyorlarmış. Doğru ellerdeyken elbette." (s. 103) - Sohbetin çekirgelerin vızıltısı gibi etrafında uçuşmasına izin verdi, ya da daha doğrusu, bir altın arayıcısının çalkalanan çakılların arasında işe yarar altın parçası araması gibi, bir ışıltı bekledi. (s. 132) - O, duygulu bir biçimde kambur çıkarabiliyordu ve şu anda omuzlarının duruşu, insanoğluna yardım etmeye çalışırken haksız yere incitilmiş birinin şaşkınlığını ifade ediyordu. (s. 140) - Öyle ki çocuk etraftayken, diğer şeylerin, hatta manzaranın bile yalnızca fon olduğu hissi çöküyordu insana. (s. 144) - Ne zaman onun hakkında derinlemesine düşünmeye çalışsa, düşüncelerinin buzun üzerindeki bir ördek gibi hızla kayıp gittiğini fark ederdi. (s. 144) - Anathema'nın sözleri zihnine, kağıt havluya dökülen su gibi dökülüyordu. (s. 147) - Sevgisinin Shadwell üzerindeki etkisine gelince, bunun yerine bir kara deliğe ekmek parçası atmayı da deneyebilirdi. (s. 183) - Küçük uzaylı, arabanın yanından geçerken anlamlı anlamlı Newt'a bakıp “co2 düzeyiniz 0.5 artmış” diye hırıldadı. “Dürtüsel tüketicilik eğiliminin etkisi altında baskın tür haline gelmekle suçlanabileceğinizi biliyorsunuz, değil mi?” (s. 205) - “Geçen gün söylediğin gibi,” dedi Adem. “korsanlar, kovboylar, uzaylılar falan hakkında okuyarak büyüyosun ve tam dünyanın harika şeylerle dolu olduğunu düşünmeye başladığında sana yalnızca ölü balinalar, kesilmiş ormanlar ve milyonlarca sene boyunca gitmiycek nükleer atıklar olduğunu söylüyolar. Bana sorarsanız büyümeye bile değmez.” (s. 222) - Diğer yandan bir de Ligur ile Hastur gibileri vardı, fenalıktan öylesine karanlık bir keyif alıyorlardı ki onları insan sanabilirdiniz. (s. 251)
Baskı: Usta İle Margarita (1. Cilt)
Muhteşem bir roman ve ilk cildi bitti. Hayretler içinde okudum. Işıl ışıl. Öylesine modern ki 70 yıl önce yazılmış olması imkansız gibi duruyor. Can yayınlarının veya Everest yayınlarının bastığı eksiksiz tek cilt biçimini almanızı tavsiye ederim.
Baskı: Havada Bulut
Sürekli silahların patladığı, temposu hiç düşmeyen "macera dolu" veya bir şapkadan kişilik tahlilinin yapıldığı "çok zekice" polisiyelerden değil. Yozlaşmış bir sistemde çoğunlukla çaresiz kalan ve elinden geleni yapmaya çalışan gerçek, hasarlı bir dedektifin, Héctor Belascoarán Shayne'in yaptıklarını anlatan ciddi bir kitap. Doyurucu bir sonuca ulaşmıyor, okurun istediğini vermiyor, gerçek bir hikaye nasıl bitebilirse öyle bitiyor. Okurken bir an bile sıkılmadım. Osman Akınhay'ın çevirisi muhteşem. Alıntı vermek adettendir: “Bunun üzerine aklını çelen fikri hayalinde ellerinin arasında ezdi ve parmaklarının arasından dökerek azar azar kumlara bıraktı.” (s. 14) “Dişlerinin arasında çiğnemek için biraz nefret gerekiyordu.” (s. 40) “Hector’un bilmediği, Sıçan’ın henüz yirmi yaşındayken, göze aldığı riskler ve uymaya özen gösterdiği sadakatli ilişkiler sayesinde kendisini iktidar merkezine çıkaran tehlikeli patikada mesafe almasını sağlayan bir siyasal yöntem keşfettiğiydi. Kuralların durmadan değiştiği; insanların bu uğurda derilerini değiştirdikleri, başkalarının kıçlarını öptükleri, kanunlara karşı hileler geliştirdikleri, kendilerine hareket özgürlüğü tanıyıp en iyi pazarlıklara girmenin yolunu bularak en yüksek teklifi verenin yanında yer almaktan çekinmedikleri bir tür kişisel güç biriktirdikleri bir oyunu oynamayı öğrenmişti.” (s. 57) “Bu yollarda hem güçlü hem hizmetkar, hem despotik hem uysal, hem zalim hem de cesur olmak gerektiğini öğrendiği söylenebilirdi. Taşakları en büyük sermayesiydi.” (s. 57) “Unutmamak gerekir, gerçek orospu çocuklarının, ihtiyaç duydukları zaman daima kendilerine destek olacak bir iç sesleri vardır.” (s. 86)
Baskı: Kankolikler
Bir vampir-insan aşkı öyküsü ama Alacakaranlık ile başlayıp son zamanlarda her yerden fışkıran vampir aşkı romanları gibi değil. Zaten yazım yılı olarak da hepsinden eski ve Alacakaranlık dahil tüm vampir aşkı romanlarından kat kat yaratıcı, komik ve sürükleyici. Kesinlikle okunmalı.
Baskı: Bizim Büyük Çaresizliğimiz
"Evet, diyor Ender, bazen edebiyat hayattan daha açıklayıcıdır." (s. 37) "Elimi daldırıp bir avuç dolusu kayısı çekirdeği aldım. Birkaç tanesini aylandıza doğru fırlattım. Düştükleri yerde ağaç çıkarsa acı olacaktı meyveleri." (s. 103) "Yaptıklarımızı olumlayan yasalar buluyoruz; sanırım aklımız böyle işliyor: Buyurgan iç huzurumuzun boynu bükük kölesi olarak. (Çetin, burayı anlamadıysan lütfen üşenme, bir kere daha oku!)" (s. 106) ''Hayatımızın, uzun mihnet, lezzetsizlik, renksizlik ve keder devrelerinin arasına serpiştirilmiş kısa saadet dakikaları...'' (s. 139)
Baskı: Willard ve Onun Bowling Kupaları
Çok eğlenceli bir kitap. Parçalı bir anlatım tercih edildiği için hızla okunuyor. Yazarın ilginç tasvirleri okuma keyfini arttırıyor. Biraz deneysel ve absürt olması nedeniyle geleneksel okuyucunun hoşuna gitmeyebilir ama kesinlikle çok eğlenceli. Çeviri de iyi. Birkaç alıntı: İşemesi biteli çok uzun zaman geçmişti, ama hala klozetin önünde dikilmiş, penisine bakıyordu. Sonra, sanki ölü bir ahtapot kolunu külotunun içine kıvırır gibi, onu pantolonunun içine geri sokup sifonu çekti. (s. 21) Kadın, sanki yıpranmış bir örümcek ağına oturuyormuş gibi dikkatlice yere, yanına oturdu. (s. 21) Bob hayatının tüm aşamalarında çok yetenekliydi, o kadar keskin bir zekası vardı ki bir usturanın üstünde piknik bile yapabilirdi. (s. 31) Telefon, kazılmayı bekleyen bir mezar gibi, masada karanlık bir şekilde duruyordu. (s. 37) Dolabın cam kapıları nefes kesiciydi. Bir dolabın cam kapılarının nefesinizi kesmesi çok ender rastlanan bir olaydır. (s. 47) Hep böyle olurdu: Boşaldıktan sonra penisi kadının içinde yavaşça yumuşar ve otlarla kaplı boş bir alandan birbirine bakan perili evler gibi, bedenleri sessizleşirdi. (s. 52) “BİRİSİ BOWLİNG KUPALARIMIZI ÇALMIŞ!!!” En sonunda, raylarda zıplayıp buzla kaplı bir nehre çarpıp anında görüş alanından çıkarak batan ve ardında dumanları tüten devasa bir delik bırakan bir lokomotif gibi, sessizliği parçaladı. (s. 56) Birisi yemek yerken bir çatalın saatte kaç mil yol aldığını bilemez, ama Bob’ın çatalı normal hızda ilerliyordu ki aniden elindeki frene yüklendi ve Bob’ın ağzına doğru yarı yoldayken çığlıklarla durdu. (s. 107)
Baskı: Şafak Vakti
Büyülü ifadelerle bezeli, harika bir kitap. Savaşın ve onun mübah kıldığı canavarlığın sade ve etkileyici bir anlatımıydı. Çeviri o kadar harikaydı ki sanki Türkçe yazılmış bir eser okudum. İfadelerin tüm zenginliği layıkıyla dilimize aktarılmıştı. Bir çırpıda okunan ama etkisi uzun süre kalacağa benzeyen çok güzel bir eserdi. "- Buralı değilim, diye yanıtladı, konuşmaktan çok dinleyen sesiyle." (s. 8) "Gündüz sarf edilen bir cümle, gece olup da yankısı bize ulaştığında, daha farklı, daha derin, daha ırak bir anlama bürünür. İnsanların trajedisi ne zaman gece, ne zaman gündüz olduğunu bilmemeleridir. Gündüz söylemeleri gereken şeyleri gece söylerler." (s. 10) "Bir insan ne zaman insandır? Evet derken mi, hayır diye haykırırken mi? Acı insanı neye ulaştırır? Saflığa mı canavarlığa mı?" (s. 17) "- İki adam yarın, şafak vakti ölümle karşılaşmaya hazırlanıyor, dedi ilana her gün yeniden yazılan bir Kitab-ı Mukaddes'ten bölüm okuyormuşçasına." (s. 25) "Niçin bir insanın öldürmeye hakkı yoktur? Öldürerek, diye açıklamıştı, insan tanrı olur. Ve bu kadar kolay tanrı olmaya hakkımız yok." (s. 30) "Aptal! Cesur bir aptaldan daha tehlikeli, daha korkunç hiçbir şey yoktur." (s. 35) "- İdam mahkumunun son yemeği, diye bağırdım, son yemeği, yalandır. Çok geçmeden ölecek birine yöneltilen bir alay, bir hakarettir." (s. 45) "Ondan nefret etmiyordum. Ondan nefret etmeyi isterdim. Nefret -tıpkı savaş, aşk ve inanç gibi- her şeyi haklı gösterir, her şeyi açıklar." (s. 92)
Baskı: Kara Kutu
Beş iyi arkadaştan bahseder bu güzel, iç yakıcı kitap: Erdem, Gökhan, Rafet, Yılmaz, Reyhan Her birinin üniversiteden sonraki gerçekçi ve hüzünlü hayatlarını okuruz kitap boyunca. Birbirlerinden çok farklı bu beş dost hayata atılmadan evvel bir karar alırlar: Hepsi az çok kalem oynatabilen insanlardır, okuldan sonra bağlantıyı koparmamak adına, hayata dair yazdıklarını Rafet'e yollayacaklar, o da çoğaltıp diğerlerine yollayacaktır. Böylece her birinin yaşamlarına dair ilerleyen ana anlatının arasına onların birbirlerine yolladıkları şiirleri serpiştirerek farklı bir kurgu oluşturur yazar. Olayları okur, ardından şiirleri okursunuz, bu sizin karakterlerle daha sıkı bir bağ kurmanızı sağlar. Özellikle Yılmaz'dan bahsedilen bölümler çok etkileyicidir ya da ben de öğretmen olduğum için fazla etkilenmiş olabilirim. Ben hayatımda hiç bir kitaba ağlamadım ama Kara Kutu bittiğinde kendimi tutamadım. Keşke bitmeseydi, gitmeseydi o iyi insanlar. Çok özlüyorum hepsini. Ömrümce okuduğum en güzel kitaplardan biri olacak bu güzel eser.
Baskı: Otostopçu 2 Evrenin Sonundaki Restoran
Muhteşem bir kitap, keyifle okudum, çeviri de harika İrem Kutluk'un eline sağlık.
Baskı: Practical English Usage
En iyi ingilizce dilbilgisi kitabı. Sözlüğe benzer bir işleyişi vardır: Konu ve kavramlar alfabetik olarak dizilmiştir ve bkz'larla daha ayrıntılı bilgiye ulaşılır. İstisnai örnekleri bile barındırması baş tacı olması için en büyük nedendir. Muhteşemdir.
Baskı: Köpekbalığı Metinleri
Muhteşem bir kitap ve kusursuz bir çeviri. Çevirmen Aylin Ülçer. Kitabın yazarı Steven Hall istiyor ki aşk romanlarını seven bu kitapta bir aşk romanı bulsun; gerilim isteyen gerilim, macera isteyen macera, bulmaca isteyen bulmaca, bilimkurgu isteyen bilimkurgu bulsun. Öyle de oluyor: Kitap okuyana çok acıklı bir aşk hikayesi, bir adamın bambaşka bir ölüme karşı umutsuz mücadelesini, müthiş bir bilimkurgu öyküsü ve kitabı elinizden bırakmanıza izin vermeyen bir gerilim ve macera harmanı sunuyor. Tüm bu parçaları birbirine öylesine ustaca bağlıyor ki hiçbiri eğreti durmuyor. Söylenecek her söz kitabın gizemine bir balta vuracak olsa da biraz ağzınıza bal çalmazsak olmayacak: Hikaye birinci tekil şahısla Eric Sanderson'ın ağzından anlatılıyor. Eric (sonradan kendi evi olduğunu öğreneceği) bir evin yatak odasında yerde uyandığında orasının neresi olduğunu ve kendisinin kim olduğunu hatırlamıyor. Neden orada olduğunu anlamaya çalışırken telefonun yanında bir zarf buluyor, üzerinde "bu mektup sana hemen şimdi aç" yazıyor. Zarfı açtığında karşısına çıkan mektup şöyle: "Eric, Her şeyden önce, sakin ol. Şu anda bunu okuyorsan ben burada değilim demektir. Ahizeyi kaldır ve 1 tuşuna kayıtlı numarayı ara. Telefona çıkan kadına Eric Sanderson olduğunu söyle. Kadın bir doktordur ve adı da Randle’dır. Doktor Randle durumu hemen anlayacak ve seni derhal kabul edecektir. Anahtarları al ve sarı cipi doktor Randle’ın evine sür. Daha bulmadıysan diye söylüyorum, zarfın içinde bir kroki var. Evi buraya fazla uzak değil ve bulması da oldukça kolay. Doktor Randle bütün sorularını cevaplayacaktır. Yalnız hiç vakit kaybetmeden gitmen gerekir. Başlangıç karesini atlama. Araştırma yapmaya kalkışma. Kasadan 200 £ alma. Evin anahtarlarını basamakların sonunda, tırabzandaki çivide bulacaksın. Yanına almayı unutma. Pişmanlık ve aynı zamanda umutla, ilk Eric Sanderson."
Baskı: Hi Ho
"Bu, yazıp yazacağım en samimi otobiyografi. Ona şakşak diyeceğim. Çünkü abartılı ve gülünç, tıpkı şakşak komedi filmleri özellikle de şu eski Laurel ve Hardy'ninkiler gibi. Yani hayatı duyumsadığım gibi. Sınırlı zekamın ve çevikliğimin bütün numaraları burada var. Sürüp gidiyorlar. Hi ho!" diye başlayan pek bir eğlenceli Vonnegut eseri. Kitap önce sahiden bir biyografi gibi başlıyor: Vonnegut, yaşamına ve akrabalarına dair bazı şeylerden bahsettikten sonra, abisiyle bir akrabasının cenazesine giderken, uçakta zihninde bir hikaye uydurmaya başladığını söylüyor ve biz o andan itibaren o hikayeyi okumaya başlıyoruz kitabın sonuna dek. Vonnegut, "Bunu ona söylemedim ama sürekli onun için yazıyordum. Başardığım sanatsal bir değer varsa, bunun gizi oydu. Tekniğimin giziydi o." diye bahsettiği kız kardeşini ve kendisini, ancak kafalarını yaklaştırırlarsa zekaları yücelen ikiz kardeşler olarak resmetmiş. Yaklaşık 12 sayfa boyunca bahsettiği gerçek yaşamının ardından bu yaşamı çok eğlenceli ve olağanüstü/dışı yansıtan bir roman başlıyor: Otobiyografik bir bilimkurgu romanı. Ve bir politik taşlama tabi. Tam adı: Slapstick, or Lonesome No More!(Şak Şak, veya Artık Yalnız Değilsiniz!) Kesinlikle okunmalı. Hay ho!
Baskı: Koku
Muhteşem bir kitap olmasının yanı sıra harika bir çevirisi vardır. Tevfik Turan mucizeler yaratmıştır kanımca.
Baskı: Felsefenin Öldüğü Gün
Muhteşem bir roman. Kitabın sonuna geldiğimde Casey Maddox, birincisi kitabın ortasında olmak üzere iki kez suratıma sıkı bir tokat çekti: Kitap boyunca üzerinde durduğu batı uygarlığı bağımlılığından ve tahakkümünden kurtulamadığımı, yazdığı satırlardan ziyade yazmadıklarıyla gösterdi. Çok şaşırdım. Çok keyif aldım. Bayıldım.
Baskı: Sinema Kitabı
Çok küçük olmasına rağmen muhteşem bilgiler sunan bir başvuru eseri.