Şah-Rû
@Şah-Rû

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Böyle Buyurdu Zerdüşt: Herkes ve Hiç Kimse İçin Bir Kitap

Çoğunlukla belirtildiği üzere kutsal kitap havasında yazılmış bir eser. Nietzsche’nin felsefesi hem tartışılmaya hem de yanlış anlaşılmalara çok açık kavramlarla dolu. Özellikle “üstinsan” fikri “üstün ırk” fikri ile karıştırılabilecek bir konumda. Fakat yazarın bakış açısı toplumsal değil aksine bireysele yönelik. Dolayısıyla üstinsan kavramı da insanın öncelikle kendini kavraması ve kendini aşmasını hedefliyor. Fakat Nietzsche’nin fikrini ifade ediş şekli oldukça sert, yer yer yoğun kibir içeriyor. Eril söylemler de kulağa pek hoş gelmiyor. Bu yüzden kendi döneminde yadırganıp ortalığı karıştırdığı kadar, öngördüğü ileri dönemde de eleştirilecek konulara sahip. Bununla birlikte nokta atışı aforizmalar da içeriyor. Her şekilde kolay sindirilebilecek bir eser değil. Ayrıca kitap edebi tür olarak da zorlayıcı zira birçok farklı yazın türü bir arada.

Ülker Abla
7/1010.07.2022

Baskı: Ülker Abla

Seray Şahiner’in yine kahkaha attırırken boğazımızı düğümlediği, “en çok gülerken üzen” kitabı. Aslında Ülker ile daha önce Antabus’ta tanışmıştık. Leyla ile hastanede yolları kesişmişti. Fakat iki kitap birbirinden tamamen bağımsız, bir devam durumu yok yani. Ülker kendine koruma kalkanı olarak benimsediği Abla ekiyle birlikte bıraktığımız daha doğrusu tanıştığımız yerde, hastanede, bizimle hikayesini paylaşıyor. Şahiner’in samimi ve sıkı gözlemcilikten gelen hayatın birebir içinden tarzı sebebiyle capcanlı ve ne yazık ki dehşet derecede tanıdık bir karakter Ülker. İnce görüşleriyle güldürürken tespitleriyle iğne iğne saplanıyor. Hele Ülker’in sokakta sabahladığı bölümde o sokaklar daraldı daraldı boğazımı sıktı, o karanlık benim üstüme çöktü sanki. Öyle elle tutulur yalınlıkta bir çaresizlik… Çıkışlarıyla güldüren, süslemesiz olduğu haliyle cana dokunan, tanıdıklığıyla can yakan bir kitap. “Ben insan sevmiyor değilim, sadece insanları sevmeye devam etmek için bazılarını gözden çıkarmam lazım.” S.109

Mutlu Prens
7/1010.07.2022

Baskı: Mutlu Prens

Kısa fakat katmanlı masallardan oluşan bir eser. Çocuk gözüyle bakıldığında özellikle fedakarlığı öğütleyen, kibir ve bencilliği yeren buruk hikayeler içeriyor. Fakat yetişkin gözüyle bir de yazarı tanıyarak okuyunca sınıf farkını tetikleyen aristokrasiye duyulan öfkeyi ve döneminin İngiltere’sine yağdırılan yoğun eleştiriyi yakalıyorsunuz. Her iki gözle de kitaba adını veren Mutlu Prens masalı iz bırakıyor.

Baskı: Beyoğlu'nda Balıkların Ayak Sesleri

Tam bir bitirim romanı. İki kuşak öncesinin, 50’lerin sonu 60’ların başının Beyoğlu’sundan, pavyonlarıyla, şık pastaneleriyle, genelevleriyle, ünlü kulüpleriyle zıtlığına rağmen iç içe geçmiş renkleriyle masal zamanlarından bir kuple. En deli çağlarındaki delikanlıların hem komik hem hüzünlü maceraları. İnsan bu hergelelerin yaşamına heveslenmiyor değil. Oldukça kıvrak bir yazım diline sahip olan roman, aynı zamanda Beyoğlu’nu bilenlere göre epey başarılı ve sağlam bir argo kültürünü de içeriyor.

Lavinia
7/1022.06.2022

Baskı: Lavinia

Şiirlerinde soyut anlatımı tercih etmekle birlikte aslında sadelikten gelen çarpıcı dizeleriyle okurunu etkileyen şairin aşk temalı şiirlerinin derlemesi. Cümlelerin keskinliği hedefini yakalarken, aşkın yanında yalnızlık ve yer yer umutsuzluk da aynı ağırlıkta hissediliyor.

Baskı: Çiçeklerin Kültürü

Antropolog ve tarihçi Jack Goody, çiçeklerin izinden giderken adeta coğrafyadan dinlere kadar kıyaslamalı bir dünya tarihi ortaya koymuş. Fakat tarihçiliğinin de etkisiyle olsa gerek, bu derin incelemeyi akademik araştırma katılığından ziyade kişisel not ve yazışmaları da kattığı bir sohbet havasıyla sunmuş. Farklı bir bakış açısıyla çiçekleri bir kültür olarak ele alan eserde, bazı geleneklerin çıkış noktası ve günümüze yansıyış şekilleri dikkat çekiyor.

Baskı: Beyoğlu Bir Zaman Tüneli

Şu elimdekileri bir araya getirsem mi diye düşünürken bana kesin olarak Beyoğlu rafı kurma kararı verdiren kitap. Doğma büyüme bir Beyoğlulu olarak, bu her rengi içinde barındıran semte her zaman ayrı bir ilgim ve gönül bağım oldu. Yakın tarihindeki geçirdiği değişimlere bizzat içinde tanıklık ettiğim kadar arşınladığım sokakların ve fink attığım görkemli binaların hikayelerini hep merak etmiş, kendi çapımda kurcalamış, adeta bir zaman yolculuğu keyfi yaşamışımdır. Tam bir Beyoğlu aşığı olan Feriha Büyükünal da beni çoğu yerde hüzünlendiren ve imrendiren bu çalışmasında kimisi ne yazık ki günümüze ulaşamayan pasajların, otellerin, sinemaların, elçiliklerin, tiyatroların, ibadet yerlerinin, pastanelerin, hanların, lokantaların, kafelerin, binaların ve mekanların tarihlerini aktarırken bu mekanlardan geçmiş Türk Edebiyatı'nın müthiş isimlerinin de anılarına yer veriyor. Çoğunlukla çağının ilerisinde olan bu semtin sahip olduğu tarihsel ve kültürel zenginlik gerçekten inanılmaz. Araştırma ve anı derlemesi olan eserde Pera’ya bakarak bu şehrin yorgun olmaya ne kadar hakkı olduğunu daha iyi anlıyor insan.

Cimri
6/1015.05.2022

Baskı: Cimri

Moliere’in bu zamansız eseri her devirde karşılık bulabilecek bir karakteri ve hemen her devrin değişmez sorunlarından birini irdeliyor. Cimriliğin sadece maddiyata dayalı olmadığı manevi yoksunluğu da beraberinde getirdiğinin altını ustalıkla çizen komedide burjuvaziye de sıkça göndermeler mevcut. Karakter komedisi olarak en az başkarakter kadar ilgi çeken yan karakterlerin yanında alt metinde çağının Fransız toplumunun özenti yaşam tarzına yönelik eleştiriler de gözden kaçmıyor.

Bütün İsimler
7/1015.05.2022

Baskı: Bütün İsimler

En sıradan görünen hayatların bile hiç de sıradan olmayabileceğini anlatırken bürokrasiyi de bol bol iğneleyen bir kitap. Yazarın genel tarzı olduğu üzere, düz metin halinde ilerleyen yazım tarzından ötürü biraz ağır akıyor. Fakat ağdalı diline rağmen Don José karakterinin giriştiği işin sonucunu merakla okutuyor. Yalnızlığı oldukça yalın ve acı bir netlikle irdeleyen yazar yine okuyucuyla sohbet etmeyi ihmal etmemiş. Final bana göre başarılı zira hayatına renk katmak isteyen ve bürokrasiye başkaldıran tek kişi Don José değildi.

Mart Menekşeleri
4/1015.05.2022

Baskı: Mart Menekşeleri

Hikaye açısından çok fazla tesadüf ve kendini çok açık eden “sırlar” yüzünden kurgu fazlasıyla zayıf. Yazım dilindeki basitlik ise sıkıcı derecede. Arada hayatın ıskalanmaması ve önyargılara dair güzel cümleler var. Genel olarak etki bırakmayan, çerez niyetine okunabilecek bir kitap.

Böcü
7/1001.05.2022

Baskı: Böcü

Dünyada gerçekleşen bir nükleer felaket sonrasını ele alan roman, oldukça keskin bir ironiye sahip. Gelecek çağda geçmesine karşın kitaptaki post-apokaliptik ortamın Orta Çağ’dan pek farkı yok. Rus edebiyatı başta olmak üzere edebiyatın gücüyle aydınlanmaya çalışan bir avuç insanın mücadelesini okurken, kendi çağımızdaki ve hatta kendi kafamızda “böcüleri” de düşündürüyor. Akıcı olduğu kadar çok kıvrak bir yazım dili var. Bu noktada çevirmen Eyüp Karakuş’un başarısı dikkate değer.

Dublinliler
7/1017.04.2022

Baskı: Dublinliler

Bir öykü kitabı olmasına karşın Murat Belge'nin önsözde belirttiği üzere bütünlük taşıyan bir eser. Bu arada hikayelerin sonunu baştan öğrenmemek için bu önsöz kısmını sonra okumakta fayda var. İrlanda yaşamını sade ve gözlemci bir dille aktaran yazar sade yazım diline karşın kuvvetli betimlemeleriyle Dublin'in havasını solutuyor adeta. O yoksulluğu, gündelik yaşamı, dik başlı ve gururlu İrlandalıları bolca yeriyor gibi görünse de her gözde aradığı "yeşil" ile ülkesine olan sevgisini de ortaya koymuş.

Baskı: Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi

Kitapta Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi ile birlikte Buz Sarayı isimli öykü de yer almakta. Ülkemizde film uyarlaması sebebiyle Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi daha çok biliniyor fakat kitap filmden oldukça farklı. Kendi dönemi için beklenmedik bir kurguya sahip olmakla birlikte filmdeki şiirsellik kitapta yok. Diğer yandan her iki öyküde de Amerikan İç Savaşı bağlantılı kuzey-güney kıyaslaması dikkat çekiyor.

Lizbon'a Gece Treni
8/1017.04.2022

Baskı: Lizbon'a Gece Treni

Yakın Portekiz tarihi, kuvvetli seyahat betimlemeleri ve yaşam felsefesiyle bir kaçış romanı ya da arayış. Bakış açısına göre kendinden kaçış ya da kendini arayış. Bir açıdan da katmanlı bir eser. Prado karakterinin yazdığı kitap ve mektuplar iç katman, bunun peşine düşen Raimund "Mundus" Gregorius'un arayışı üst katman. Prado'nun mu yoksa Gregorius'un mu yalnızlığı daha çok dokunuyor insana bilemiyorum. Diğer yandan Gregorius'un sıkça sorduğu gibi hayatın boşa harcanıp harcanmadığını okuyucu da sık sık kendine soruyor. Yine de bir kelime ile her şeyi bırakıp bir anda çekip gidebilmek müthiş bir şey. Sırf bu yüzden bile, Prado'yu ölümünden sonra tanımış olmak bile o hayatı değerli kılmaya yeter bence. Müthiş bir hafızaya sahip olan karakterler oldukça derinlikli, kanlı canlı hissi veriyorlar. Örneğin Prado'nun Oğuz Atay karakterlerini anımsatan bir hüznü ve dünyanın geri kalanına uyum sağlayamama hali var. Gregorius ise bir çoğumuz gibi hayatı belli bir kalıp içinde sürdüren çoğunlukla hayatı ıskalamış biri. Kişisel olarak çok saygımı kazanan bir karakter de Joao Eça oldu. Dil olarak biraz ağır ama düşündüren türden bir ağırlık. Ucu açık bir tür finale sahip fakat genelin aksine benim merak ettiğim tek şey Coutinho'nun vedalaşırken sorduğu sorunun cevabıydı.

Baskı: Tom Sawyer'ın Kitap Okuduğu Kulübe

Hem yazarlığı hem de bir yazarın bakış açısıyla okur olmayı irdeleyen bir deneme. Faruk Duman edebiyat tarihinde izi olan yazar ve eserlerden alıntılarla konuyu incelerken, edebiyat tarihimizin geçmişinden bugüne süregelen tartışmalarına da değinmiş. Yer yer gülümseten yorumlar kadar yeni bir bakış açısı getirecek tespitler de mevcut.

Baskı: Anna ve Kırlangıç Adam

Etkileyici bir ilk roman. Üçüncü ağızdan yazılmasına rağmen okuyucuya adeta başkarakter Anna’nın gözlerinden, onun çocuk saflığıyla izliyormuş hissi veriyor. Süslemeden uzak yalın dili ise savaşın korkunçluğunu daha çok vurguluyor. Ve kitapta da geçtiği gibi “savaş her dilde ağır bir kelimedir”. (S.15)

Baskı: Galata - İstanbulun 700 Yıllık Kara Kutusu

İsabetli başlık seçimindeki gibi adeta İstanbul’un karakutusu olan Galata’yı Ceneviz zamanından cumhuriyete kadar detaylıca ele alan bir araştırma. Hem tarihi hem mimari bilgilerin titizlikle aktarıldığı eserde yapıların günümüzdeki konumları/durumlarına da yer verilmiş. Liman bölgesi olmasından dolayı dönemin diğer limanlarının ve aralarındaki ticaretin de ele alınmasıyla dönem resmi incelikle çizilmiş. Ayrıca neredeyse tarihi boyunca finans kaynağı olması sebebiyle bankerler ve sarraflara dair detaylıca bilgi verilmesi sayesinde Osmanlı’nın son dönemlerindeki finansal yıkıntıyı da gözler önüne seriyor. Kültürel varlıkların fotoğrafları ve geniş bir kaynakçayla desteklenen eserde ne yazık ki dizgi hataları mevcut.

Baskı: Bir Zamanlar Hayat Bizimdi

İnsana umut veren, sarıp sarmalayan kitaplardan. Kitap içinde kitap şeklinde ilerleyen bir kurgusu var. Hikayeler, biri 1. Dünya Savaşı diğeri İspanya İç Savaşı gölgesinde birbirinden hem farklı hem de bir o kadar benzer hayatlar barındırıyor. Bu renkli hayatların yaşama tutunmaya çalışan karakterlerinin öyküleri, yine bir kitapla birleşerek adeta sanat ve kitap kokulu bir masala dönüşüyor. Gerek aktarılan hayat öykülerinin ilgi çekiciliğiyle, gerekse kitaplarla kurulan o sıcacık dostlukla akıp giden bir eser.

Baskı: Antik Yunan'ın Kültür Tarihi

Antik Yunan kültürünü sadece tarihi olaylarla değil sanattan günlük yaşama her detayıyla ele alan bir eser. Tarih felsefecisi olan yazarın çoğunlukla kişi, olay ve olguları günümüze daha yakın kavram, yazar ya da sanatçılarla örnekleyerek ele alması kitabı oldukça akıcı hale getirmiş. Ayrıca keskin ve isabetli incelikte mizahın da göze çarptığı eserde, Yunan kültürünün ne kadar büyük bir etki alanı yarattığı daha iyi anlaşılıyor.

Baskı: Olduğu Kadar Güzeldik

Eriş’in tarzında en çok hoşuma giden sade ve süssüz, olduğu kadar anlatımı. Koca koca cümleleri okuyucunun kafasına kakmadan, adeta oturmuş Erdek'te bir çay bahçesinde sohbet ediyormuş gibi akıp gidiyor tüm hikayeler. Tanıdık, samimi, komik, hüzünlü... Misal Dayımın Avrupa'ya Kaçırılışı hikayesine kahkahalarla gülerken "en kötü felaket bile, ihtimalinden daha ağır değildir" gibi bir ibretlik tespitle karşılaşmak duraksatıyor insanı.

Lavinia
7/1012.02.2022

Baskı: Lavinia

Kendi döneminde oldukça ses getiren bir hayata sahip olan yazarın, aynı şekilde kendi dönemi için oldukça cesur fikirlere sahip iki novellasından oluşan kitabı. Fransız toplumu genelinde kadına çizilen role karşı çıkan yazar, iki öyküsünde de farklı seçeneklerle okuyucusunu şaşırtıyor. Ayrıca karakterleri aracılığıyla sıkı bir toplum eleştirisi ortaya koymuş.

Baskı: Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde...

Özellikle aynı kuşağın çocuklarına çok tanıdık ve samimi gelecek hikayeler. Mizahı geri planda, hüznü ise daha derin. Her öykünün altında hemen hemen bir travma beklemekte. Bununla birlikte Kemalettin Tuğcu tespitine kadar söz konusu yaşamlar o kadar tanıdık ki sanırım gerçekten de bir nesil topluca Oğuz Atay karakterleri gibi gezmekteyiz. Ve en isabetli kitap isimlerinde kesinlikle üst sıralara oynar. Tıpkı güftesinde ne acılar ne isyanlar geçtiğine dikkat edilmeden müziğinin oynaklığına eşlik edilen türküler gibi...

Baskı: Doğu Avrupa'da Yolculuk

Marquez’in 1950’lerde Demir Perde ülkelerine yaptığı seyahatin güncesi. Yazarın bizzat yerinde gözlemlediklerini o renkli üslubuyla aktarmış olması bir yana, tarihsel olarak da yerinde yapılmış bu gözlemler çok önemli. Doğu Almanya’dan Sovyetler Birliği’ne kadar gezdiği ülkelerin savaş sonrası durumları, insanların günlük dertleri, sistemlerin pratik hayattaki karşılığı oldukça dikkat çekici. Sadece gezi kitabı olarak bakıldığında yol maceralarını, eğlenceli yorumlarını ve aksilikleri samimiyetle paylaşması okuyucu ile aynı trende yol alıp karşılıklı sohbet ediyormuş hissi veriyor. Diğer yandan, geçen zamanla birlikte yazarın ne kadar isabetli tespitler yapmış olduğu da fark ediliyor.

Sarmaşık
7/1031.01.2022

Baskı: Sarmaşık

Bir "tesadüfler" romanı. Romanın konusu aynen adı gibi sarmaşık şeklinde birbiri içinde kaybolup, tek bir gövdeye dönüşüyor. Bu yüzden tüm bu tesadüfler acayip ya da abartılı gelmiyor. Yazarın üslubu yine oldukça sert. Bal gibi bildiğimiz ama bilmezden geldiklerimize nalına mıhına gitmiş. Ama insanı irkiltmiyor aksine özgürleştiriyor sanki. İşte tarzın önemi burada ortaya çıkıyor. Bazı "konular" ucuzlatmadan da aktarılabiliyor demek. Aslında yazarın kendisini hikayeye dahil etmesinden pek hoşlanmam. Fakat romanın hem birinci hem üçüncü ağızdan yazılışı biraz bunun önüne geçiyor.

ÖncekiSayfa 7 / 34Sonraki