
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Amok Koşucusu
İntihar ederek hayatına son veren Zweig’ın biri aynı adı taşıyan ve bir şekilde ölümle bağlanan yedi hikayesinin yer aldığı eser. Daha ilk satırdan itibaren yazarın iç dünyası kadar umutsuz ve karanlık olan hikayeler aynı seyirde ilerleyerek çoğunlukla kaçınılmaz sona ulaşıyor. Yazarın uç duyguları ifade ediş şekli çarpıcı. Tutkulu ve takıntılı ruh hallerini müthiş bir kuvvetle işlemiş.
Baskı: Gece Yarısı Kütüphanesi
Kurgu ve tahmin edilebilirlik açısından zayıf olmakla birlikte güzel mesajlar barındıran ve umut veren tarzda bir roman. Aslında oldukça iyi bir konu ama fazla yüzeysel işlenmiş. Böyle bir ödül alabilecek güçte değil. Sade yazım dili ve basit mantığıyla akıyor. Bir Şey Öğrendim başlıklı kısım hem kitabı gayet güzel özetliyor hem de okuyana iyi geliyor.
Baskı: Eskisi Gibi
1960’ların başında bir eve dönüş öyküsü. Fransa’dan İtalya’ya hesaplaşma dolu bir yolculuk. Geri planda İtalya’nın çalkantılı siyasi süreci usulca işlenirken, iki kardeşin yol macerası hikayenin geçtiği yaz sıcağı gibi insanı sarıyor. Çizimlerde ise özellikle renklerin güzelliği dikkat çekiyor. Yüzleşmeleriyle çarpıcı ama duygusal bir grafik-roman.
Baskı: Sahiden Hikaye
Birbiriyle bağlantılı hikayelerle ilmek ilmek işlenmiş bir kitap. Öykülerin sadeliği ve içtenliği kadar yazım dilinin kuvveti dikkat çekiyor. Buruk ama alttan alta keskin bir mizahla coğrafyayı adeta başkarakter olarak kullanmış.
Baskı: Yolların Başlangıcı
Ağırlıkla geniş kökeniyle bağlantılı konuları işleyen yazar bu sefer alışık olduğumuz masalsı tarzın dışına çıkıp bir tür araştırma/anı kitabına imza atmış. Günlükler, mektuplar ve belgelerle desteklediği eserinde yine sürükleyici yaşamlara yer verse de içerik olarak daha farklı bir tada sahip. Yazarın ailesinden süregelen kültürel mirası hayranlık uyandırıcı. İzini sürecek çok köklü bir geçmişi var.
Baskı: Yaban Kazı
Ogai Mori’nin Meiji Dönemi’nin sonlarında geçen ve kültürel detaylarıyla dikkat çeken eseri. Tamamen kapalı bir toplum olan Japonya’nın Meiji Dönemi ile birlikte batıya açılma çabalarının halka yansıyışı ve değişim sancılarının öne çıktığı kitapta, hikaye oldukça yalın bir şekilde aktarılmış. Bu sadelik ve duygulardan ziyade günlük yaşayışa yer veriş ise eseri çok daha ilgi çekici kılmış.
Baskı: Odysseia
İthaka hakimi Odysseus'un Truva Savaşı sonrasında evine dönüş yolculuğunu konu edinen, destan olarak derlenmesine karşın adeta bir roman sürükleyiciliğine sahip olan, Homeros’un iki büyük destanından biri. Birçok esere esin kaynağı olan destanın anlatım gücü ve betimlemelerin kuvveti çarpıcı. Adeta görsel bir özelliğe de sahip olan eserin okumaktan ziyade anlatılması için derlenmiş olduğu tespitlerine hak vermemek elde değil. Ayrıca halen üzerinde araştırmalar yapılıp yeni yönlerinin keşfedilmesi ise eserin derinliğinin bir kanıtı.
Baskı: Işık Aşktan Daha Eskidir
Sanata hem içeriden hem dışarıdan bakan bir eser. Bir dönem romanı gibi ama geleceğe kadar gidiyor. Şiirsel bir dil ama bıçak gibi de keskin. Kitap boyunca işte budur dedirten bir çok saptama var. "İnsan gördüğü kadardır." Kimbilir hayatımızda ilk görüşte ıskaladığımız kaç eser var. Diyelim ki yaşanmışlıklar artık söz konusu eseri içselleştirebilecek kıvama getirdi peki o eserle tekrar yolumuz kesişecek mi? İlk okuyuşta sarmayan bir kitap, diğerlerinden daha fazla dikkat çekmeyen bir resim, içine çekmeyen bir tiyatro oyunu, sözleri etki bırakmayan şarkı, sıkıcı gelen bir film... "Kurgu, arzunun hayaletidir" Sanatçı olmayanların "sözleri" varsa, sanatçıların da bu kitaptaki ağırlığıyla düşünürsek "resimleri" var. Ve söyleyecek "sözler" olduğu sürece yaratılacak eserler de olacaktır. Ve her eser en azından kendi "gözünü/gözlerini" bulduğu sürece yaşamaya devam edecektir.
Baskı: Şeytanın Çırağı
Suçtan ziyade suçlu psikolojisine odaklanmış iki polisiye öyküden oluşan bir kitap. Mektup ve hatırat tarzında kaleme alınan öyküler Japon toplumuna dair sade izlenimlere de yer veriyor. Her iki öyküde en dikkat çekici yan ise gerçeğin göreceliği ve bunun yargı sistemini nasıl etkileyebileceği.
Baskı: Canan
Peyami Safa’nın nispeten acemilik eseri diyebileceğimiz kitabı. Her ne kadar ilk eseri değilse de özellikle toplumsal gözlemcilikteki ustalığı ve Doğu-Batı çatışmasını nokta atışı tespitlerle ortaya koyduğu eserlerine göre oldukça zayıf kalıyor. Yazım tarzı akıcı olmakla birlikte henüz Peyami Safa derinliğine sahip değil. Hatta diğer eserlere giden yolda neredeyse tek pencereden bakmış olması ileride kendini ne kadar geliştirdiğini daha net ortaya koyuyor. Finali de oldukça zayıf olmakla birlikte merak unsuru sonuna kadar başarıyla korunmuş.
Baskı: Bir Beyoğlu Düşü - Berlin'de Sanrı - Kanallar
Üç ayrı ülke, üç ayrı şehir, üç ayrı ama aslında birbirine bağlı öykü. Demir Özlü’nün melankolik ve içsel tarzıyla kaleme aldığı bu anlatılar, kişisel hatıralarından da beslenerek kurmaca ile anı arasında geziniyor. İlk öykü olan Bir Beyoğlu Düşü o zamanın Beyoğlusuna imrendirirken, tüm hikayelerde İstanbul’un yazarın hayatında ne kadar derin iz bıraktığı fark ediliyor.
Baskı: Yeşil Bambu ve Diğer Fantastik Öyküler
Dazai, kendine has üslubuyla Japon masallarında yer alan figürleri gündelik hayata katarak alışıldık peri masallarından oldukça farklı fantastik öyküler ortaya çıkarmış. Öyküler ağırlıkla karamsar atmosfere sahip. İlk öykü olan Yeşil Bambu ise tamamen Konfüçyus öğretisi anlayışıyla yazılmış. Hikayelerdeki alt mesajlar okuyucuyu ister istemez yazarın kendi hayat öyküsüyle birlikte değerlendirmeye itiyor.
Baskı: Sevme Sanatı
Birkaç yılda bir okumaya gayret ettiğim, sevgi duygusuna dair neyi nasıl yapmalıyızdan çok neyin nereden kaynaklandığının altını çizen, ciddi derecede bilinçlendiren türde bir eser. Öyle nokta atışı tespitler var ki okurken bir sürü not tuttuğum ender kitaplardan biri oldu. İnsana empati kurdurduğu kadar kendi davranışlarını da ölçme ve insani ilişkilerini gözden geçirip çıkarım yapma imkanı veriyor. S.47 Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiģimiz etken (aktif) ilgidir. S.49 Saygı, korkmak ve çekinmek değildir. Sözcüğün kökenine (respect, "saygı"; respicere "bir şeye bakmak) göre bir insanı, olduğu gibi görebilme yetisini, onu özgün bireyselliği içinde fark edebilmeyi belirtmektedir. S.66 Sevgi aslında özgün bir kişiyle olan ilişki değil, bir tavır, sadece bir sevgi "nesnesine" değil tüm dünyaya karşı bağlılığını belirleyen bir karakter yönelimidir. S.68 Çaresizlik geçici bir durumdur, kişinin iki ayağı üzerinde durmasıysa sürekli ve geneldir. S.85 Tüm insanlar eşittir çünkü onlar Toprak Ana'nın çocuklarıdır. S.131 Bir insana salt kendi kendime yetemediğim için bağlıysam o kişi ancak bir can simidi olabilir. Aradaki bağın sevgiyle hiçbir ilgisi yoktur. Mantığa aykırı görünse de yalnız kalabilme becerisi, sevme becerisinin koşuludur. S.139 Nesnel ve akıllı olma yetisine sahip olmak sevme sanatını başarmanın yarı yolu sayılır, ancak kişinin bunu ilişki kurduğu tüm insanlar için geçerli kılması gerekir.
Baskı: Ken Taç Dis
Zafer Algöz yine kendine özgü üslubuyla döktürmüş. Kelimenin tam anlamıyla “biz anlatınca böyle olmuyor “örneği. Çok kıymetli isimler, çok renkli maceralar ama en çok da dolu dolu yaşanmışlık var. Bu seri gidebildiği yere kadar gitmeli.
Baskı: SPQR Antik Roma Tarihi
Erken Roma tarihine dair oldukça kapsamlı bir eser. Hem ciddi kaynaklardan yararlanılmış olması hem de gündelik yaşam detaylarına yer vermesi önemli. Yazar, kronolojik tarih sırasında akademik araştırma şeklinde değil de Roma tarihini belirleyen kritik noktaları baz alarak ve yorumlar eşliğinde sohbet havasında aktarmış.
Baskı: Dublörün Dilemması
Sırasıyla anlatıcı rolüne geçen renkli karakterleri, kıvrak yazım dili ve gayet yaratıcı sıfat ve betimlemeleriyle başarılı ve eğlenceli bir postmodern roman örneği. Gerek doğru düzgün dikiş tutturamayan karakterleri gerekse girdap misali kurgusuyla Oğuz Atay, İhsan Oktay Anar ve Alper Canıgüz başta olmak üzere bolca Afili Filintalar tadı barındırıyor. Ayrıca yazarın birikimi gerçekten göz dolduruyor. Sadece anılan isimler bile başlı başına bir genel kültür geçidi.
Baskı: Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk
Hemen herkesin aklında olan “ya başka yerde daha iyi, daha güzel bir hayat varsa” sorusunu irdeleyen bir roman. Çocukluktan gelen kapanmamış meseleleri ve uyumsuzlukla tam bir “modern zaman insanı” olan başkarakterin toplum içinde varolma, çoğunluk tarafından kabul görme, hadi daha net olalım sürüye uyma baskısı altında verdiği bireysellik mücadelesi okur için oldukça tanıdık geliyor. Sade bir anlatımı olmakla birlikte gözlemlerin gerisindeki derin felsefe dikkat çekici. Fakat bu kadar kuvvetli gözlemlere rağmen karakterin eylemsizliği de ironik.
Baskı: Asmalımescit 74
1930’larda Beyoğlu ağırlıkta olmak üzere İstanbul’da sağlam bir bohem yaşamı olduğunu gösteren eser. Fikret Adil anılarıyla sanat ve edebiyat tarihimizin önemli isimlerinin -isimleri değiştirilmiş olarak- maceralarına yer verirken döneme dair oldukça canlı portreler çizmiş. Sohbet havasında ilerleyen anlatıda Beyoğlu ve mekanları da en az Fikret Adil’in edebi çevresi kadar başrolde.
Baskı: Ardından
Oblomov gibi yazıldığı dönem ile birlikte değerlendirilmesi gereken bir eser. Natsume Soseki, Meici dönemine kadar dışarıya kapalı bir toplum olan Japonya’da batılı tarzda denilebilecek bir eser ortaya koyarak kendisinden sonra gelen yazarların önünü açmış bir yazar. Bu eserinde de Japon edebiyatında neredeyse ilk kez kullanılan dışarıya dönük kavramlar ile Japon geleneğini başarıyla harmanlamış. Böylece Japon okurlar için yenilikçi bir edebiyat, farklı ülke okurları içinse Japon kültürüne dair bir eser olarak iki yönlü etkisi var. Ayrıca kitapta dönemin Japonyasına yoğun bir eleştiri göze çarpıyor. Bu sayede kapalı bir toplumun dünya ile ilişki kurarken ne kadar zorlandığı ve geçiş döneminin sancıları daha iyi anlaşılıyor. Ek olarak İthaki Yayınları’nın Japon Klasikleri Dizisi’nin kapakları gerçekten çok şık.
Baskı: Gün Ortasında Karanlık
Adı verilmeyen bir ülkede, içeriği belirtilmeyen bir devrimin ertesinde geçen eser, tersine dönen bir devrimin yarattığı kabusu resmediyor. Bu belirsizlik distopik altyapıyı oluştursa da uzak gelecek yerine aşağı yukarı eş zamanlı tarih kullanılması başta olmak üzere birçok detayıyla bariz bir Rus Devrimi ve Stalin eleştirisi içermekte. Devrimin önde gelen isimlerinden Rubashov'un, 1 Numara olarak anılan liderin gözünden düşmesiyle başlayan süreç "sonsuzluk omuz silkmişti" gibi nefis bir kapanış cümlesiyle sona eriyor. Hapishane edebiyatı diye bir tür oluşturabilecek kadar güçlü bir kitap. Sorgu aşamaları, o 6,5 adımlık hücrenin atmosferi, Kadrat Alfabesi, mahkumun geçmişiyle yüzleşmesi, trampet uğurlaması gibi birebir gerçek hayattan alınan ve tüyleri diken diken eden kısımlarla birlikte hemen hiç aksiyon içermemesine karşın son derece akıcı bir eser.
Baskı: Başkalarının Tanrısı
Şehrin içindeki şehre değinen bir roman. Toplumsal dayatmalara, “doğru” belletilenlere, “yanlış” diye uzak durulanlara dokunan hatta ortasından dalan bir eser. Kitabın yazım dili daha çok görsel esere uygun gibi. Zaten konu olarak da hem yazılı hem görsel eserlerde son zamanlarda çok kullanılan bir teması var. Demek ki içinde bulunduğumuz çağ da kendi edebiyatını oluşturmaya başlamış artık. Yalnız karakterler iki boyutta kalmış gibi. Yazarın önceki eserlerinde en uç karakterle bile bir şekilde bağ kurulabiliyordu. En azından kendi adıma bu sefer o bağı yakalayamadım.
Baskı: Sadako
Sadako’nun kısacık yaşamının öyküsü okuru önce yalınlığıyla sonra da savaşın korkunçluğuyla çarpıyor. Şüphesiz tarihten biliyor olsak da böyle yaşamöykülerini okudukça o istatistiklerde geçen “sayılar”ın birer hayat olduğu gerçeği ve bu gerçeğin günümüz savaş çığırtkanlarınca unutuluyor/umursanmıyor oluşu insanı kahrediyor. Sadako’nun umutla ve sabırla katladığı turnalar ise insanın boğazını düğümlüyor. “Bu bizim çığlığımız, Bu bizim duamız, Dünyada barış!”
Baskı: Yitik Adanın Öyküsü
İlgi çekici bir yol hikayesi. Öyle ki yolun kendisi de yol almakta.:) İber Yarımadası fantastik ya da belki de çok sıradan sebeplerle Avrupa'dan kopacak olsa? Dahası kopmakla kalmayıp Atlas Okyanusu'na doğru yelken açsa? Bunun yarım"ada" sakinleri üzerindeki etkisi nasıl olurdu? Peki ya coğrafi ve siyasi tarih nasıl bir değişikliğe uğrardı? Bu doğaüstü gelişmeyi kendilerinin tetiklediğini düşünen beş ana karakterin eşliğinde doğal afetler karşısında toplumsal hareketler ve insan doğası irdelendiği gibi pek de geri sayılamayacak bir planda, gerek dünya siyaseti gerekse dini otoriteler bolca iğnelenmiş. Yazım tarzı olarak diyalogların dahi düzyazı olması ve aynı cümle içinde virgüllerle ilerleyen ek bilgi ve görüşler sebebiyle biraz ağır ilerliyor. Fakat yazarın eğlenceli ve okurla sohbet eder üslubu sayesinde içerik olarak akıcı. “Bir yolculuk ancak onu tamamlarsanız anlamlıdır.” S.149
Baskı: Otomatik Portakal
Distopik bir eser olarak Otomatik Portakal, nispeten yakın ve anlaşılır bir gelecek sınırında olduğu için asıl verilmek istenen mesajın çok daha etkili olduğu kitaplardan. İyilik-kötülük kavramlarına yaklaşımı oldukça düşündürücü. Keza devletin suçla mücadelede seçtiği yöntem de. Ayrıca devletin tektipleştirme sevdasını diğer eserlerden farklı olarak tamamen suça yönelik ele alışıyla da farkını ortaya koyuyor. Yüksek argolu diliyle ve istemeseniz de iz bırakacak olan Alex karakteriyle çarpıcı bir kitap.