
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: İçimizdeki Şeytan
Kitaptaki bazı karakterlerin gerçek hayattaki karşılıkları bir yana, toplumsal açıdan sıkı tespitler içeren bir roman. Sınıflaşmalara ve biçilen rollere yönelik çok sert eleştiriler var. Ayrıca romanda büyük yer tutan karakterlerin iç dünyaları sayesinde insani duygular da çok yalın ve başarılı şekilde işlenmiş. Dolayısıyla hem toplumsal hem bireysel analizler çarpıcı. Romanın betimlemeden ziyade satır aralarında geçen bir güzelliği de eski İstanbul’un usulca arkada akması. “İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır.” S.222
Baskı: Doğu'nun Limanları
Müthiş bir etnik kökene sahip İsyan Kitabdar ve ailesinin 2. Dünya Savaşı ve İsrail-Filistin savaşı gibi tarihe iz bırakan olayların rüzgarında savruluşlarının masalsı hikayesi. Dört günlük zaman içerisinde aktarılan anılar o kadar dolu dolu yaşanmışlık içeriyor ki başkarakterin neredeyse tarihin kırılma noktalarına eşlik ettiğini o an fark edemiyorsunuz.
Baskı: Mihail
Balkanların renkleriyle bezeli, önyargının yıkıcılığına karşılık dostluğun iyileştiriciliğini işleyen bir roman. Sanırım hikayenin akışında ve mekanlarda yazarın kendi hayatından izler de var. Fakat eserin yazım dili biraz ağır.
Baskı: Mustafa Kemal
Mustafa Kemal Atatürk’ü daha kişisel olarak aktaran bir kitap. Kaynakça olmaması eksiklik fakat sondaki kısa tarih kronolojisi kıyaslama bakımından güzel olmuş. Atamın askeri dehası bir yana sadece bir birey olarak da ileri görüşlülüğü hayranlık uyandırıcı. Kısa sürede başardıklarının önemi zaten her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Fakat nasıl devasa bir devrim yaptığına, kaç cephede birden mücadele ettiğine okuduğum her kitapta her belgede tekrar tekrar şaşırmaktan kendimi alamıyorum.
Baskı: Titana Saldırı 19. Cilt
Araştırma Birliği duvarların hem içinde hem dışında mücadele etmekten bir türlü bodrum katındaki sırra ulaşamadı. İnsanlığın kaderini belirleyecek son savaş yaklaşıyor gibi.
Baskı: Titana Saldırı 20. Cilt
Araştırma Birliği kadar hayvan titanın da hedefi meşhur bodrum katı. Nasıl bir sır gömülmüşse oraya, insanlıktan geriye bir şey kalacaksa ya kurtuluş ya da tamamen yok oluşa sebep olacak gibi.
Baskı: Semerkant
Tarihi kurgunun başarılı örneklerinden olan eserin geçmişteki masalsı atmosferinden sonra insan bugüne dönmek istemiyor. O yüzden üçüncü ve dördüncü kısımlar ilk iki bölüm kadar edebi zevk vermiyor. Diğer yandan İran’ın makus talihini görmek, bilim ve sanatın merkeziyken ne hale geldiğini tam olarak idrak etmek için de önemli bir eser. İlk kez lise yıllarımda okuduğumda algımı genişlettiği için yazarın hatmettiğim diğer eserlerinin yanında gönlümdeki yeri ayrıdır.
Baskı: Ben, Ninem, İliko ve İlarion
Yalınlığıyla içe dokunan türden bir eser. Zuriko’nun savaşın gölgesinde geçen yoklukla dolu yaşamı bazen hüzünden bazen de gülmekten gözleri yaşartıyor. Absürd maceralarla dolu günlük köy yaşamındaki Gürcü kültürüne dair detaylar dikkat çekici. Çılgın ama bir o kadar da gerçekçi karakterlerin arasındaki saf sevgi bağı insanın içini ısıtıyor.
Baskı: Nietzsche Ağladığında
İyice sindirip lezzetine daha çok varmak üzere birkaç yılda bir tekrar okunması gereken psikolojik roman. İyi bir araştırmaya dayanan başarılı kurgusu sebebiyle akıcı olsa da özellikle Breuer ve Nietzsche’nin karşılıklı fikir fırtınaları öyle okunup geçilecek cinsten değil. Bir nevi psikanalizin doğuşunu da ortaya koyan eserde insanın aklına saplanıp kalan o kadar çok cümle geçiyor ki okuyucu kitap boyunca kendini sorgulamaktan alıkoyamıyor. Galiba kitabın en temel özeti arka sayfada geçen cümle diyebilirim; “Kendisiyle ve hayatla yüz yüze gelmekten çekinmeyenlere…”
Baskı: İstanbul Sende Kalsın
60'ların Türkiye'sinde, siyasi bunalımların gölgesinde, İstanbul Beyoğlu'nu merkez alan saf bir sevginin romanı. Sade ve akıcı dili kadar tarafsız anlatımıyla da dikkat çeken bu güzel kitap, özellikle Beyoğlu'nun eskilerine hoş bir nostalji yaşatacaktır. Kıbrıs meselesi eşliğinde aynı Beyoğlu'nu paylaşan Türk & Rum & Ermeni vatandaşların kızgınlığı/kararsızlığı/hüznü ve zaman yolculuğuna çıkaran ama gerçeklerden kopmayan kurgusuyla başarılı bir dönem hikayesi.
Baskı: Bir Akşamdı
Peyami Safa yine kuvvetli psikolojik tahlillerin gerisindeki başarılı dönem resmi eşliğinde toplumsal yozlaşmayı işlemiş. İlk bakışta kadına daha çok yükleniyor gibi gözükse de arada üçüncü kişi olarak olaylara dışarıdan bakışı ve dokundurmasıyla asıl işaret edileni ortaya koyuyor. Aslında karakterleri işlerken tamamen suçlayıcı bir tavır da gütmüyor. İnsani duyguları ve zaafları aynı doğallıkla işlemesi ve tahlillerin derinliği hayranlık uyandırıyor. “İnsan bu dünyada aldıklarının hepsini iade eder. Müstesna yoktur. S.121”
Baskı: Tekinsiz Öyküler
Birbirinden tekinsiz 15 öykünün yer aldığı eserde ilginç bir şekilde öykülerdeki doğaüstülük değil de gerisindeki insani hırsların getirdiği yıkım dikkat çekiyor. Bu biraz da her şeyin ardında mantıklı bir açıklama bulabilen Sherlock Holmes karakterinin nasıl bir kafadan çıktığını ortaya koyuyor. Kuvvetli hayal gücü ve etkileyici gotik detaylarla bezeli zarif edebi diliyle ürpertirken, dünyada en korkulacak şeyin bizzat insanın kendisi olduğunu kanıtlıyor adeta.
Baskı: İnsan Nedir?
Twain'in diğer yapıtlarından farklı bir tarz içeren bu felsefik denemesini yayınlamakta tereddüt etmesi son derece anlaşılır bir durum zira bu kadar karamsar bir gerçekle kimse yüzleşmek istemez. Yaşlı Adam'ın öne sürdüğü alter egovari fikre katılıyorum. Bence sorun sadece kendine hizmet eden varlıklar olmamız değil bunu kabullenemememiz. Bu yüzden Yaşlı Adam ve Genç Adam'ın karşılıklı fikir atışmasını takip ederken insan kendini de sık sık sorguluyor.
Baskı: Atatürk ve Demokratik Türkiye
Cumhuriyete geçiş dönemini bizzat yaşamış olan Prof. Dr. Halil İnalcık’ın farklı dönemlerde kaleme aldığı makalelerinin derlenmesinden oluşan çok değerli bir eser. İnalcık tarafsız ve gerçekçi temellere dayanan gözlemleriyle Atatürkçülüğü her yönüyle irdelerken modernleşmeyi ve uygulamada yaşanan sorunları da karşılaştırmalı olarak ortaya koyuyor. Türk toplumunun demokrasi tarihini Osmanlı döneminden başlayarak inceleyen İnalcık, yararlandığı önemli kaynaklar ve kuvvetli gözlemleriyle toplumu çok iyi analiz ediyor. Türkiye’nin demokrasi sürecindeki temel sorunları, yaşadığımız coğrafyayı ve kültürlerin etkisini anlamak adına tam bir başucu eseri. Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’ün nasıl bir strateji ustası olduğu ve ne kadar büyük bir devrim yaptığı bir kez daha anlaşılıyor.
Baskı: Kilimanjaro'nun Karları
Başta kitaba adını veren Kilimanjaro’nun Karları öyküsü olmak üzere neredeyse tüm öyküler Hemingway’in kendi hayatından izler taşıyor. Bu sayede yazarın kaleminin gelişmesi de takip edilebiliyor aslında. Detaylı betimlemelere rağmen sade hatta sert bir yazım dili var. Özellikle diyalogların doğallığı dikkat çekiyor.
Baskı: İlber Ortaylı Seyahatnamesi
İlber Ortaylı’nın seyahat ettiği ülkeleri ağırlıklı olarak tarihi bilgiler eşliğinde paylaştığı eseri. Louvre, British Museum ve Ermitaj Müzesi’nin de kritik edildiği kitapta, 31 ülke bazen seyahat anıları bazen coğrafya ve kültürleriyle ele alınırken Türkiye ile ilişkilerine göre de irdelenmiş. Güncel gezi kitabı gözüyle bakmamak gerekir fakat yine de daha detaylı olmasını beklerdim. İnsan İlber Ortaylı gibi bir bilgi kaynağı bulunca tecrübelerinden daha çok yararlanmak istiyor.
Baskı: Venedik Taciri
Shakespeare’in belki de en kafa karıştırıcı eseri. Shylock karakterini ele alış sebebiyle Yahudilere karşı yoğun bir önyargı içeriyor gibi görünmekle birlikte, yine Shylock’un efsane tiratlarıyla Hristiyan dünyasını da ikiyüzlülükle suçladığı dikkatten kaçmıyor. Birçok dini göndermenin yer aldığı eserde, yan hikayelerden mücevher kutusu sınavıyla verilen öğütler adeta hayat dersi niteliğinde. Dönemin masalsı Venedik atmosferinin de başarıyla tasvir edildiği eser, tragedyaya oldukça yakın.
Baskı: Şık
Eserin başında yer alan yazarın biyografisi, tüm eserleri ile ilgili bilgilendirmeler, yazarın kendi önsözü ve Türk Edebiyatı’nın duayen ismi Ahmet Mithat Efendi’nin sonsözüyle oldukça şık bir baskı. Bu roman Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kendi tabiriyle acemilik döneminde yazılmış olsa da sokak ağzına hakimiyeti, dilinin sadeliği ve kuvvetli mizahıyla Ahmet Mithat Efendi’nin dikkatini çektiği kadar varmış. Gelecekteki eserlerinin ayak seslerinin hissedildiği bu eğlenceli hikayede, dönemin resmi çizilirken neredeyse her satırda kendini gösteren toplum eleştirisi de dikkat çekiyor.
Baskı: Göğü Delen Adam
Bu eserle ilgili bitmek bilmeyen tartışmanın, kitabın içeriği ya da bakış açısı yerine kurgu mu değil mi yönünde olması çok ilginç. Kitapta yer alan Tanrı/Ruh kavramı ile ilgili karmaşaya bakılırsa büyük ihtimal gözleme dayalı kurgudur. Fakat kurgu olsa ne yazar olmasa ne yazar? Bir an durup biz ne yapıyoruz yaa diye düşündürmesi kafi bence. Gerçekten biz ne yapıyoruz? Medeniyet adı altında düzenlediğimiz küçük dünyalarımızda nefes nefese neyin savaşını veriyoruz? Kendimizi nasıl böylesine hapsettik? O son Sanayi Devrimi’ni yapmasa mıydık? “Medeniyetin” emareleri olan çevremizi kuşatmış kıyafetten teknolojik aletlere kadar tüm objeleri böyle okuyunca o kadar saçma geldiler ki. Tamam bir yerli kabilesi gibi elimizde mızrak, nü dolaşalım demiyorum ama doğayla daha barışık olamaz mıydık? İpin ucunu bu kadar kaçırmasaydık keşke.
Baskı: Diğerleri
Bölüm başlarında kullanılan şiirlerin kaynağı gibi Memleketimden İnsan Manzaraları tadında bir kısa roman. Eriş’in 60’lı yıllarda geçen Öbürküler kitabından sonra bu sefer 70’lerdeyiz. Toplumun “diğerleri” gözüyle baktığı karakterleriyle yine soba başlarında dinlenilen öyküler tadında. Satır aralarında Türkiye’nin dönem resmi bolca işlenirken M.K.Perker’in çizimleri de yine maceraya eşlik ediyor.
Baskı: Beyoğlu Kâbusları Ve Diğer Öyküler
Poevari bir kaotik öyküler derlemesi. Öykülerinden özellikle baştakiler Beyoğlu’nda geçiyor. Sonrasında belirsiz ülkeler, belirsiz mekanlar, tekinsiz duygular… Ortak olan ise ürperti ve yer yer hüzün. Onur Gülfidan'ın resimleri de hikayelere yakışmış.
Baskı: Kırmızı Pazartesi
Bir cinayet romanı. Öyle ki cinayeti, maktulü hatta katilleri bile ilk sayfalardan itibaren biliyoruz. Ve bu eserin heyecanını ya da merak unsurunu bir nebze olsun azaltmıyor. Yazar çocukluğunda tanık olduğu bir cinayetten kurguladığı eserde, hem “töre”yi hem mahalle baskısını hem de toplumsal duyarsızlığı dantel gibi işlemiş. Nihayetinde bu üç olumsuz güçten bir tanesi aradan çekilebilse belki de hiç gerçekleşmeyecek olan o vahşet, katillerinin bile işlemeyi istemediği bu cinayet hepimizin gözleri önünde gerçekleşiyor. Bu açıdan Santiago Nasar’ın öldüğünü bile bile okuyan bizler ile bağıra çağıra gelen bu cinayeti engelleyemeyen kasaba halkı arasında bir fark yok aslında. Adeta bir toplu akıl tutulması, akacak kan damarda durmaz atasözünün -kelimenin tam anlamıyla- kanlı canlı örneği. İşin gerçeği Marquez ile aram çok iyi değildir ya, yıllar önce oyununu izlediğim bu eserini oldum olası sevmişimdir. Ayrıca genellikle kitabın ismi için çeviri faciası deniliyor ama Türkçe ismi orijinalinden çok daha çarpıcı bence.
Baskı: Bir Dinozorun Gezileri
Mina Urgan’ın yine kendine özgü samimi diliyle bu sefer seyahatlerini anlattığı bir çeşit anı-gezi kitabı. Aslında biraz da zaman yolculuğu tadında zira başta Bodrum olmak üzere yılların hışmına uğramış birçok yere seyahat etmiş. Harika anılarının arasında yine müthiş isimler karşımıza çıkıyor. Ben en çok o zamanların mavi turlarına imrendim doğrusu. Anı kaçırmadan, küçük mutlulukların değerini bilerek, zorluklarına rağmen dolu dolu bir yaşanmış bir hayat. Ne mutlu…
Baskı: Biz
Kendi türünü başlatan eser olması ve sanayileşmenin sonucunu o zamanlardan görebilmesi saygı uyandırıcı. Totaliter rejim eleştirisi de keza. Fakat ağır matematiksel dilini sevemedim. Teknolojik açıdan uzay çağı tadında bir atmosferde geçmesi bilim kurgu yanının ağır basmasına neden oluyor. Bu da bazı eleştirilerin arada kaynadığını düşündürüyor bana. Fakat henüz bu türe ait bir eser yokken kurgulanan bu atmosfer ve hayal gücü insanı etkiliyor. Ve bir kez daha renklerin, çeşitliliğin ve birey olmanın önemini hatırlatıyor.