Şah-Rû
@Şah-Rû

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Titana Saldırı 19. Cilt

Araştırma Birliği duvarların hem içinde hem dışında mücadele etmekten bir türlü bodrum katındaki sırra ulaşamadı. İnsanlığın kaderini belirleyecek son savaş yaklaşıyor gibi.

Baskı: Titana Saldırı 20. Cilt

Araştırma Birliği kadar hayvan titanın da hedefi meşhur bodrum katı. Nasıl bir sır gömülmüşse oraya, insanlıktan geriye bir şey kalacaksa ya kurtuluş ya da tamamen yok oluşa sebep olacak gibi.

Semerkant
7/1007.03.2021

Baskı: Semerkant

Tarihi kurgunun başarılı örneklerinden olan eserin geçmişteki masalsı atmosferinden sonra insan bugüne dönmek istemiyor. O yüzden üçüncü ve dördüncü kısımlar ilk iki bölüm kadar edebi zevk vermiyor. Diğer yandan İran’ın makus talihini görmek, bilim ve sanatın merkeziyken ne hale geldiğini tam olarak idrak etmek için de önemli bir eser. İlk kez lise yıllarımda okuduğumda algımı genişlettiği için yazarın hatmettiğim diğer eserlerinin yanında gönlümdeki yeri ayrıdır.

Baskı: Ben, Ninem, İliko ve İlarion

Yalınlığıyla içe dokunan türden bir eser. Zuriko’nun savaşın gölgesinde geçen yoklukla dolu yaşamı bazen hüzünden bazen de gülmekten gözleri yaşartıyor. Absürd maceralarla dolu günlük köy yaşamındaki Gürcü kültürüne dair detaylar dikkat çekici. Çılgın ama bir o kadar da gerçekçi karakterlerin arasındaki saf sevgi bağı insanın içini ısıtıyor.

Baskı: Nietzsche Ağladığında

İyice sindirip lezzetine daha çok varmak üzere birkaç yılda bir tekrar okunması gereken psikolojik roman. İyi bir araştırmaya dayanan başarılı kurgusu sebebiyle akıcı olsa da özellikle Breuer ve Nietzsche’nin karşılıklı fikir fırtınaları öyle okunup geçilecek cinsten değil. Bir nevi psikanalizin doğuşunu da ortaya koyan eserde insanın aklına saplanıp kalan o kadar çok cümle geçiyor ki okuyucu kitap boyunca kendini sorgulamaktan alıkoyamıyor. Galiba kitabın en temel özeti arka sayfada geçen cümle diyebilirim; “Kendisiyle ve hayatla yüz yüze gelmekten çekinmeyenlere…”

Baskı: İstanbul Sende Kalsın

60'ların Türkiye'sinde, siyasi bunalımların gölgesinde, İstanbul Beyoğlu'nu merkez alan saf bir sevginin romanı. Sade ve akıcı dili kadar tarafsız anlatımıyla da dikkat çeken bu güzel kitap, özellikle Beyoğlu'nun eskilerine hoş bir nostalji yaşatacaktır. Kıbrıs meselesi eşliğinde aynı Beyoğlu'nu paylaşan Türk & Rum & Ermeni vatandaşların kızgınlığı/kararsızlığı/hüznü ve zaman yolculuğuna çıkaran ama gerçeklerden kopmayan kurgusuyla başarılı bir dönem hikayesi.

Bir Akşamdı
7/1005.02.2021

Baskı: Bir Akşamdı

Peyami Safa yine kuvvetli psikolojik tahlillerin gerisindeki başarılı dönem resmi eşliğinde toplumsal yozlaşmayı işlemiş. İlk bakışta kadına daha çok yükleniyor gibi gözükse de arada üçüncü kişi olarak olaylara dışarıdan bakışı ve dokundurmasıyla asıl işaret edileni ortaya koyuyor. Aslında karakterleri işlerken tamamen suçlayıcı bir tavır da gütmüyor. İnsani duyguları ve zaafları aynı doğallıkla işlemesi ve tahlillerin derinliği hayranlık uyandırıyor. “İnsan bu dünyada aldıklarının hepsini iade eder. Müstesna yoktur. S.121”

Tekinsiz Öyküler
7/1005.02.2021

Baskı: Tekinsiz Öyküler

Birbirinden tekinsiz 15 öykünün yer aldığı eserde ilginç bir şekilde öykülerdeki doğaüstülük değil de gerisindeki insani hırsların getirdiği yıkım dikkat çekiyor. Bu biraz da her şeyin ardında mantıklı bir açıklama bulabilen Sherlock Holmes karakterinin nasıl bir kafadan çıktığını ortaya koyuyor. Kuvvetli hayal gücü ve etkileyici gotik detaylarla bezeli zarif edebi diliyle ürpertirken, dünyada en korkulacak şeyin bizzat insanın kendisi olduğunu kanıtlıyor adeta.

İnsan Nedir?
6/1023.01.2021

Baskı: İnsan Nedir?

Twain'in diğer yapıtlarından farklı bir tarz içeren bu felsefik denemesini yayınlamakta tereddüt etmesi son derece anlaşılır bir durum zira bu kadar karamsar bir gerçekle kimse yüzleşmek istemez. Yaşlı Adam'ın öne sürdüğü alter egovari fikre katılıyorum. Bence sorun sadece kendine hizmet eden varlıklar olmamız değil bunu kabullenemememiz. Bu yüzden Yaşlı Adam ve Genç Adam'ın karşılıklı fikir atışmasını takip ederken insan kendini de sık sık sorguluyor.

Baskı: Atatürk ve Demokratik Türkiye

Cumhuriyete geçiş dönemini bizzat yaşamış olan Prof. Dr. Halil İnalcık’ın farklı dönemlerde kaleme aldığı makalelerinin derlenmesinden oluşan çok değerli bir eser. İnalcık tarafsız ve gerçekçi temellere dayanan gözlemleriyle Atatürkçülüğü her yönüyle irdelerken modernleşmeyi ve uygulamada yaşanan sorunları da karşılaştırmalı olarak ortaya koyuyor. Türk toplumunun demokrasi tarihini Osmanlı döneminden başlayarak inceleyen İnalcık, yararlandığı önemli kaynaklar ve kuvvetli gözlemleriyle toplumu çok iyi analiz ediyor. Türkiye’nin demokrasi sürecindeki temel sorunları, yaşadığımız coğrafyayı ve kültürlerin etkisini anlamak adına tam bir başucu eseri. Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’ün nasıl bir strateji ustası olduğu ve ne kadar büyük bir devrim yaptığı bir kez daha anlaşılıyor.

Baskı: Kilimanjaro'nun Karları

Başta kitaba adını veren Kilimanjaro’nun Karları öyküsü olmak üzere neredeyse tüm öyküler Hemingway’in kendi hayatından izler taşıyor. Bu sayede yazarın kaleminin gelişmesi de takip edilebiliyor aslında. Detaylı betimlemelere rağmen sade hatta sert bir yazım dili var. Özellikle diyalogların doğallığı dikkat çekiyor.

Baskı: İlber Ortaylı Seyahatnamesi

İlber Ortaylı’nın seyahat ettiği ülkeleri ağırlıklı olarak tarihi bilgiler eşliğinde paylaştığı eseri. Louvre, British Museum ve Ermitaj Müzesi’nin de kritik edildiği kitapta, 31 ülke bazen seyahat anıları bazen coğrafya ve kültürleriyle ele alınırken Türkiye ile ilişkilerine göre de irdelenmiş. Güncel gezi kitabı gözüyle bakmamak gerekir fakat yine de daha detaylı olmasını beklerdim. İnsan İlber Ortaylı gibi bir bilgi kaynağı bulunca tecrübelerinden daha çok yararlanmak istiyor.

Venedik Taciri
8/1002.01.2021

Baskı: Venedik Taciri

Shakespeare’in belki de en kafa karıştırıcı eseri. Shylock karakterini ele alış sebebiyle Yahudilere karşı yoğun bir önyargı içeriyor gibi görünmekle birlikte, yine Shylock’un efsane tiratlarıyla Hristiyan dünyasını da ikiyüzlülükle suçladığı dikkatten kaçmıyor. Birçok dini göndermenin yer aldığı eserde, yan hikayelerden mücevher kutusu sınavıyla verilen öğütler adeta hayat dersi niteliğinde. Dönemin masalsı Venedik atmosferinin de başarıyla tasvir edildiği eser, tragedyaya oldukça yakın.

Şık
7/1002.01.2021

Baskı: Şık

Eserin başında yer alan yazarın biyografisi, tüm eserleri ile ilgili bilgilendirmeler, yazarın kendi önsözü ve Türk Edebiyatı’nın duayen ismi Ahmet Mithat Efendi’nin sonsözüyle oldukça şık bir baskı. Bu roman Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kendi tabiriyle acemilik döneminde yazılmış olsa da sokak ağzına hakimiyeti, dilinin sadeliği ve kuvvetli mizahıyla Ahmet Mithat Efendi’nin dikkatini çektiği kadar varmış. Gelecekteki eserlerinin ayak seslerinin hissedildiği bu eğlenceli hikayede, dönemin resmi çizilirken neredeyse her satırda kendini gösteren toplum eleştirisi de dikkat çekiyor.

Göğü Delen Adam
8/1027.12.2020

Baskı: Göğü Delen Adam

Bu eserle ilgili bitmek bilmeyen tartışmanın, kitabın içeriği ya da bakış açısı yerine kurgu mu değil mi yönünde olması çok ilginç. Kitapta yer alan Tanrı/Ruh kavramı ile ilgili karmaşaya bakılırsa büyük ihtimal gözleme dayalı kurgudur. Fakat kurgu olsa ne yazar olmasa ne yazar? Bir an durup biz ne yapıyoruz yaa diye düşündürmesi kafi bence. Gerçekten biz ne yapıyoruz? Medeniyet adı altında düzenlediğimiz küçük dünyalarımızda nefes nefese neyin savaşını veriyoruz? Kendimizi nasıl böylesine hapsettik? O son Sanayi Devrimi’ni yapmasa mıydık? “Medeniyetin” emareleri olan çevremizi kuşatmış kıyafetten teknolojik aletlere kadar tüm objeleri böyle okuyunca o kadar saçma geldiler ki. Tamam bir yerli kabilesi gibi elimizde mızrak, nü dolaşalım demiyorum ama doğayla daha barışık olamaz mıydık? İpin ucunu bu kadar kaçırmasaydık keşke.

Diğerleri
7/1021.12.2020

Baskı: Diğerleri

Bölüm başlarında kullanılan şiirlerin kaynağı gibi Memleketimden İnsan Manzaraları tadında bir kısa roman. Eriş’in 60’lı yıllarda geçen Öbürküler kitabından sonra bu sefer 70’lerdeyiz. Toplumun “diğerleri” gözüyle baktığı karakterleriyle yine soba başlarında dinlenilen öyküler tadında. Satır aralarında Türkiye’nin dönem resmi bolca işlenirken M.K.Perker’in çizimleri de yine maceraya eşlik ediyor.

Baskı: Beyoğlu Kâbusları Ve Diğer Öyküler

Poevari bir kaotik öyküler derlemesi. Öykülerinden özellikle baştakiler Beyoğlu’nda geçiyor. Sonrasında belirsiz ülkeler, belirsiz mekanlar, tekinsiz duygular… Ortak olan ise ürperti ve yer yer hüzün. Onur Gülfidan'ın resimleri de hikayelere yakışmış.

Kırmızı Pazartesi
8/1014.12.2020

Baskı: Kırmızı Pazartesi

Bir cinayet romanı. Öyle ki cinayeti, maktulü hatta katilleri bile ilk sayfalardan itibaren biliyoruz. Ve bu eserin heyecanını ya da merak unsurunu bir nebze olsun azaltmıyor. Yazar çocukluğunda tanık olduğu bir cinayetten kurguladığı eserde, hem “töre”yi hem mahalle baskısını hem de toplumsal duyarsızlığı dantel gibi işlemiş. Nihayetinde bu üç olumsuz güçten bir tanesi aradan çekilebilse belki de hiç gerçekleşmeyecek olan o vahşet, katillerinin bile işlemeyi istemediği bu cinayet hepimizin gözleri önünde gerçekleşiyor. Bu açıdan Santiago Nasar’ın öldüğünü bile bile okuyan bizler ile bağıra çağıra gelen bu cinayeti engelleyemeyen kasaba halkı arasında bir fark yok aslında. Adeta bir toplu akıl tutulması, akacak kan damarda durmaz atasözünün -kelimenin tam anlamıyla- kanlı canlı örneği. İşin gerçeği Marquez ile aram çok iyi değildir ya, yıllar önce oyununu izlediğim bu eserini oldum olası sevmişimdir. Ayrıca genellikle kitabın ismi için çeviri faciası deniliyor ama Türkçe ismi orijinalinden çok daha çarpıcı bence.

Baskı: Bir Dinozorun Gezileri

Mina Urgan’ın yine kendine özgü samimi diliyle bu sefer seyahatlerini anlattığı bir çeşit anı-gezi kitabı. Aslında biraz da zaman yolculuğu tadında zira başta Bodrum olmak üzere yılların hışmına uğramış birçok yere seyahat etmiş. Harika anılarının arasında yine müthiş isimler karşımıza çıkıyor. Ben en çok o zamanların mavi turlarına imrendim doğrusu. Anı kaçırmadan, küçük mutlulukların değerini bilerek, zorluklarına rağmen dolu dolu bir yaşanmış bir hayat. Ne mutlu…

Biz
6/1002.12.2020

Baskı: Biz

Kendi türünü başlatan eser olması ve sanayileşmenin sonucunu o zamanlardan görebilmesi saygı uyandırıcı. Totaliter rejim eleştirisi de keza. Fakat ağır matematiksel dilini sevemedim. Teknolojik açıdan uzay çağı tadında bir atmosferde geçmesi bilim kurgu yanının ağır basmasına neden oluyor. Bu da bazı eleştirilerin arada kaynadığını düşündürüyor bana. Fakat henüz bu türe ait bir eser yokken kurgulanan bu atmosfer ve hayal gücü insanı etkiliyor. Ve bir kez daha renklerin, çeşitliliğin ve birey olmanın önemini hatırlatıyor.

Baskı: Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek

Bir nevi anı kitabı olmasına karşın şahsi yaşamdan ziyade yoğun bir toplumsal gözlem içeriyor. Bu açıdan yazım tarzı çok başarılı sayılmaz. Fakat derlenen bilgiler ve detaylar o yıllara tanık olmuşlara adeta bir zaman yolculuğu tadı veriyor. Ayrıca çocukluğu seksenlerin sonu ve doksanların başına gelenler de kitaptaki yaşam tarzının neredeyse yüzde 98’ini bizzat yaşamıştır. Nihayetinde kendini tüketen bir topluma dönüşmemiz doksanların sonunu bulduğu için yaklaşık bir yirmi yıl kadar hayat rutin devam etmiş. O zamanlar başka türlüsünü hayal bile edemediğimiz bazı yoksunluklar bugünden geriye bakınca şok etkisi yaratırken bazı gelenekler ve incelikler ise feci halde kendini aratıyor. Bir de kitapta beni en çok çarpan şey salatalıkların eskiden ne kadar acı olduğu gerçeğini hatırlamak oldu. Komik ama evet, o kadar anı yığınının içinden geldi bu oturdu boğazıma. Türk ziraatinin ne yapıp edip “düzelttiği” bu tat benim için adeta neleri unuttuğumuzun bir temsili oldu.

İle
7/1010.11.2020

Baskı: İle

Anı defterleri halinde duygusal bir ilişkinin giriş, gelişme ve sonucunu irdeleyen bir eser. Tespitler o kadar isabetli ki aslında sadece duygusal ilişki değil hemen hemen tüm ikili ilişkiler için geçerli. Yaptığımız hatalar, kurduğumuz ve duyduğumuz cümleler kadar duyamadıklarımız ve diyemediklerimiz de bir bir karşımıza çıkıyor. Fakat yazım tarzı başlarda odaklanmayı güçleştiriyor. Biraz sakin kafa biraz da yaşanmışlık isteyen bir eser.

Uzak Şehir
6/1006.11.2020

Baskı: Uzak Şehir

Dumankara Hayat Bir Yangındı ile başlayıp Emanet Şehir ile devam eden Ankara üçlemesinin sonu. Kişisel favorim halen Emanet Şehir. Sonra Dumankara geliyor. Uzak Şehir üçlemenin en kara grafik romanı olmuş. Gezi Direnişi’nin az öncesinde Ankara’nın en koyu katran sokaklarında geçen öyküde bir gram umut yok. Berat Pekmezci’nin çizgileriyle canlanan karakterlerin hayattan tek beklentisi hayatta kalabilmek! Fakat kimsenin tutunamayacağı hayatları aktaran romanda aydınlığa çıkmak mümkün değil. Nihayetinde Levent Cantek’in çok güzel özetlediği gibi; Hayat kısa, hikayeler anlatmalı…

Baskı: 29 Numaralı Koltuğun Hikayesi

2011 yılında Fransız Akademisi’ne seçilen Amin Maalouf’un kendisinden önce 29 numaralı koltuğa oturmuş üyelere dair incelemesi. Aslında Akademi’ye alınan her yeni üyenin kendisinden önceki üye için bir konuşma yapma geleneği var. Fakat Maalouf bununla yetinmeyip, 29 numaralı koltuğa oturmuş 18 üyenin tamamını araştırarak ortaya bu eseri çıkartmış. Birçoğu döneminin ses getiren isimlerinden olan Akademi üyelerinin hayatlarıyla birlikte Akademi’nin tarihi ve gelenekleri, Fransız sanat ve edebiyat ortamı ile Fransız siyasi tarihi odakta olmak üzere dünya tarihinin de yaklaşık 400 yılı resmedilmiş. Yazar tarzı olduğu üzere derinlemesine araştırarak bir araya getirdiği belgelerle gerçek hayat öykülerini akıcı diliyle roman havasında nakletmiş. Geçmişinden ders almayan dünya tarihi bir yana edebiyat dünyasındaki çekişmeler de oldukça ilgi çekici.

ÖncekiSayfa 10 / 34Sonraki