
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Tehlikeli Düşler (The Bareknuckle Bastards, #3)
Yazarın her serisi ayrı güzel her kitabı ayrı. Serinin başından beri en merak ettiği Ewan’ın hikayesiydi. Acımasız Marwick Dükü Ewan, namı değer Deli Marwick diye bilinen Ewan’ın gerçekte kim olduğunu bilen yoktu. Geçmişi bilen kendisi dışında sadece üç kişi vardı: Çıplak Yumruklu Piçler ve o.. Ewan’dan bu kitaba kadar hoşlanmıyordum hatta ona sinir oluyordum. Ama serinin son kitabı benim gözümde Ewan’ı bir kahraman yaptı.. Bu kitapta Ewan ile Grace’in ne badirelerden geçtiği aşklarının nasıl sınandığını okumamızın yanında fedakârlığı, kan bağı olmadan gönül bağı ile bağlanmış kardeşliği ve koruma içgüdüsünü de okuyoruz. Kitabı çok sevdim ve okurken çok eğlendim. Yalnız şöyle bir durum var ki kitaba başlayalı neredeyse iki hafta oldu ama hep araya bir şey girdiği için hemen bitireceğim bir kitabı bu kadar uzun sürede bitirmemin şaşkınlığı var üzerimde. -------------------- “Belli ki dük olmak beynini sulandırmış. Sizi hizaya sokmam için izin verin, majesteleri.” Garden ağzının üslubuna sızmasına izin verdi. “Bizi üç kuruşa satanı biz beleşe veririz.” ******** “Onun kalbini kırdın.” Bu sözler, elini göğsüne bastıracak kadar sertti ve can yakıcıydı. Whit bir an onu izledi, gerçeği görebiliyordu. “Sana bir şey yapmamıza gerek yok,” dedi, elinden büyük acılar çeken sessiz erkek kardeşi. “Senin mahvolmanı o sağlayacak. Ve bir an bile bunu hak etmediğini düşünmeyeceksin.” ******** “Grace,” dedi Felicity usulca. “Sen ne istiyorsun?” Neye ihtiyacın var? Bu sözcükler defalarca zihninde yankılandı. Bildiğin zaman beni görmeye gel. Kardeşlerine baktı. “Belki ben de umut istiyorumdur.” “Lanet olsun.” “Kahretsin.” Felicity, erkeklerin ortak tepkisine sırıttı. “İyi o zaman. İşte bu heyecan verici.”
Baskı: Ölümcül Beyaz (Cormoran strike 4)
Uzun zamandır beklenen bir kitaptı. Özel dedektif Cormoron Strike ile Robin’i okumayı özlemişim. Kitabın kalınlığını görünce tedirgin olmadım değil. Kitabın ilk yarısı durağandı, okurken sıkılsam da; kitabın ikinci yarısı heyecan doluydu. Kitabın ilk bölümünde serinin diğer kitaplarından farklı olarak daha çok Cormoron ile Robin’in özel hayatı ağırlıktaydı. İkisinin arasındaki duygusal iniş çıkışlar, araya giren üçüncü - dördüncü kişileri (normalde polisiye kitaplarda romantizmi sevsem de) okumak beni yordu. Özel dedektif Strike’ın bürosuna, Billy adında bir genç gelir ve çocukken tanık olduğunu düşündüğü bir cinayet için ondan yardım ister. Akıl sağlığı yerinde olmayan Billy’nin anlattıkları şüpheli olsa da Strike, Billy’nin anlattıklarının doğru çıkma ihtimalini düşünerek Robin ile birlikte Billy’nin hikayesinin peşine düşüyorlar. Billy’nin hikayesi’nin nereye varacağını, yazar bayağı detaylı ve karmaşık bir hikaye örgüsüyle anlatmış. Kitap gereksiz kalındı. Yazar, kitabın ilk yarısında Strike ile Robin’in özel hayatlarını sırf anlatmak için anlatmış. Asıl heyecanlı kısmı ikinci yarısıydı.
Baskı: 10 Sürpriz Randevu
Yazarın okuduğum diğer kitaplarına göre ortalama bir kitaptı. Sevgilisinden ayrılan Sophie, Noel tatili için büyük annesinin evine geliyor. Torununun yüzünün birazcık gülmesi için Nonna çılgın fikir ortaya atıyor: her biri farklı bir aile üyesi tarafından seçilen on randevu.. Kalabalık bir kitaptı. Sophie’nin kalabalık ailesinin yanında, çıktığı randevuları, arkadaşları derken artık okurken kim kimdi, bu çocukla çıktığından nasıl bir olay yaşamıştı hepsi birbirine karıştı. Yani aslında nasıl hissettiğimi, beğenip beğenmediğimi hala anlayamadım. Kitabı üç saate bitirdim, akıcı bir kitaptı. Ama karakter bolluğu karışıklığa sebep oldu.
Baskı: İsyancılar
Sıfırlananlar serisinin ikinci kitabını daha çok sevdim. Wren ile Callum, İGİ tesisinden kaçmayı başarıp isyancı insanların desteğiyle Sıfırlananların sığınağına ulaşıyorlar. Tam artık huzurlu, savaşsız bir hayata başlamanın heyecanı içindeyken; beklemedikleri bir durumla karşı karşıya kalıyorlar. Onlar yeni bir mücadeleye hazırlanırken bize de bol aksiyonlu, sürükleyici olan bu kitabı okumak kalıyor.
Baskı: Sıfırlananlar (Sıfırlananlar, #1)
Uzun süredir ilgimi çeken bir kitaptı. Ben alıp okuyana kadar serinin ikincisi de çıktı ve ilk defa devam kitabını beklemeden bir seriyi tamamlayacağım. Akıcı, basit bir anlatıma, güzel bir kurguya sahip bir kitaptı. Öldükten sonra Sıfırlanan olarak geri dönenlerin hikayesi.. Ölüm süreleri ne kadar uzun olursa; geri döndüklerinde insanlıklarından o kadar kaybetmektedirler. Daha güçlü, çabuk iyileşebilen insani duygulardan yoksun olarak geri dönmektedirler. Wren – 178, öldükten 178 dakika sonra geri döner; tüm insani duygularını kaybetmiş şekilde verilen görevleri yerine getirirken; verilen son görevi insani duygularını tamamen kaybetmediğini gösteriyor. Sıkılmadan okuyabileceğimiz bir kitaptı; yalnız bir şeyler eksik geldi. Duygu eksikliğinden kaynaklanan olayların sanki oldubittiye gelmesi de böyle hissetmeme sebep olmuş olabilir. Serinin ikinci kitabı umarım bu eksikliği tamamlar.
Baskı: Yaralasar
İsmi ve kapağıyla ilgimi çeken kitaba başlarken tereddüt içindeydim. Ama okurken çok eğlendim. Özellikle de Sedef / Yankı Sarmaşık, beni gülmekten bitirdi. Öyle bir yerde öyle bir laf ediyor ki dobralığıyla, süzgeçten geçirmeden konuşmasıyla kendini sevdiriyor. Kitabın konusundan bahsetmem gerekirse; yetiştirme yurdunda kalan otuz çocuk, bir gece kimliği belirsiz biri tarafından damgalanıyor. Sedef de o çocuklardan biri. O geceden sonra Sedef yurttan kaçıyor. Yıllar sonra damgacının ortaya çıkıp otuz yarasanın peşine düşmesiyle olaylar başlıyor. Kitabı okurken çok eğlendim, bu kadar eğleneceğimi tahmin etmemiştim. Yalnız öyle bir yerde bitti ki devamı nerede diye haykırasım var. İlk kitap aklımda birçok soru bırakarak bitti; ikinci kitapta soruların birçoğuna cevap bulmayı umuyorum. ---------------- Yarım saat sonra… “Hala oturuyorum.” Üç saat sonra… “Oturmaya devam.” Beş saat sonra… “Sabaha kadar oturabilirim, hiç sıkıntı değil.” Saatler sonra… “Hava karardı ve ben aç, susuz oturma eylemime devam ediyorum!” Akşamüstü… “Havanın kararması umurumda değil, ben kimsenin ayağına gitmeyeceğim. Beni kaçırmayı biliyorlarsa buraya gelmeyi de bilecekler.” **** Hemen ayağa kalkarak kapıya doğru yürüdüm. Burada kalarak beni pankurda süründürmelerine izin verecek değilim. Daha kapıya ulaşamadan yine onun buz gibi soğuk ve kibirli sesini duydum: “Nereye?” “Kör müsün? Kaçıyorum!” **** Sessiz buldular ya vururlar, diyeceğim de bendeki ses cami imamında yok. Sesten kaynaklı olmamalı, bence hiç biri varlığımı çekemiyor. **** Ben kızmasını beklerken söylediklerim hoşuna gitmiş gibi yüksek sesle gülünce tüm gözler merakla bize döndü. Özellikle Alaz onu güldürmemden rahatsız olmuş gibi kaşlarını çatarak bu tarafa bakıyordu. “Seninle çok eğleneceğiz.” Hayır, Yankı, “Ben kesinlikle eğlenmiyorum,” demek yok! Daha fazla şansını zorlayıp da bu vampirin elinde can vermek istemiyorum.
Baskı: Erdem Yılı
Şu anda kitapla ilgili ne yorum yapacağımı; okurken hissettiklerimi nasıl yazıya dökeceğimi şaşırmış durumdayım. Okurken aklımdan geçenlerin hepsi uçup gitti sanki. Yazarın bizde çevrilen ikinci kitabı, benim ise okuduğum ilk kitabı. İyi ki de okumuşum diyorum. İlk çıktığı günden beri gerek kapağıyla gerek konusuyla gerekse yapılan tanıtımlarla fazlasıyla ilgimi çekmişti. Yazar, günlük hayatımızda da karşılaştığımız, duyduğumuz ya da yakın / uzak çevrede gördüğümüz kadın – erkek eşitsizliğini fantastik öğelerle harmanlayarak çok güzel kurgulamış. Konusuyla ilgili spoiler vermeyeceğim. Ama kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap. Kitabı bitirdiğimde keşke devamı olsaydı, dedirtecek kadar etkileyici bir kitaptı. *********** Yasalara göre, kadınların –zevceler, işçiler ve çocuklar- ceza infazını izlemesi gerekiyor. Bu infazı duvak gününde yapmayı tercih etmeleri tesadüf değil. Bizi bir mesajla göndermek istiyorlar. ***** Sihir gerçek. Belki diğerlerinin inandığı biçimde değil ama eğer gözlerini, kalbini açmaya razıysan sihir etrafımızda, içimizde, tanınmayı bekliyor. Ben bu kızın bir parçasıyım, Ryker da öyle, Michael ve meydanda yanımda dikilip bunun gerçekleşmesini sağlayan bütün kızlar da. Bu kız hepimize ait.
Baskı: Iskarta
“Iskarta” kitabı ilk kez yıllar önce farklı bir yayınevi tarafından çıkarılmış olsa da; kitap pegasus yayınlarından çıktığı an gerek kapağı ile gerekse konusu ile benim ilgimi çekti. Her seferinde elimin gittiği ama bir anlık tereddüte kapılıp hep vazgeçtiğim bir kitap olmuştu. Ama sonunda çıktığından beri ilgimi çeken kitabı okuyabildim ve “Vay be!” dedim. Konusu ile okuduğum kitaplardan ayrılan ve her sayfasını heyecanla okuduğum bir kitap oldu. Hayata uyum sağlayamayan, kavgacı, asabi olan on sekiz yaşından küçükler ile doğdukları andan itibaren belli olan tek görev için hazırlanan “Ondalıklar”.. İki tarafında sonu aynı: “Iskartaya çıkarılmak..” Connor, Risa ve Lev.. Üçü de farklı hayata sahipler.. Ama onlar için beklenen son aynı.. Güzel, akıcı ve sürükleyici bir kitaptı. Şu sıralar pegasus yayınlarından uzun süredir beklediğim ama yıllar geçse de hala çıkmayan seri devamları nedeniyle umudum olmasa da umarım; bu serini devam kitapları da aynı muameleyi görmez.
Baskı: Sonsuz Öpücük
Serinin beşinci kitabı çok ama çok eğlenceli, zevkle okuduğum bir kitap oldu. Bu sıralar kitap okuma konusunda isteksizlik yaşasam da Jill Shalvis ilaç gibi geldi. Serinin önceki kitaplarında tanıdığımız Archer’ın ekibindeki Joe Malone ile Kylie Masters’ın hikayesi istemsiz bir yakınlaşmayla başlıyor. Onlar başladığı gibi bittiğini düşünürken; aslında her şeyin yeni başladığının farkında bile değiller. Kylie’ın manevi değeri yüksek bir heykelin çalınması üzerine, başarılı bir iz sürme yeteneğine sahip olan Joe Malone genç kadının yardımına koşuyor. Eğlenceli, tam olarak aksiyon dolu olmasa da hareketli ve birbirlerine laf atmalı akıcı bir kitaptı. Merakla beklediğim serinin altıncı kitabı, bu kitapta az çok tanıdığımız Joe’nun kardeşi Molly Malone ile Lucas’n hikayesi, umarım yayınevi fazla ara vermeden serinin devam kitabını çıkarır. ************ Joe, Kylie’nin pencereye arkasını dönüp kendisine bakmasını izledi ve genç kadının yüzünde neredeyse nefesini kesecek derinlikte gizli bir acı ve kırılganlık gördü. Kahretsin. Bunu gerçekten yapacaktı. Bir oyuncağın, bir tahta parçasının peşine düşecekti. ************ Kylie, Joe’nun yüzündeki ifadeye bakıp başını iki yana salladı. “Ona kızgın olan biri yoktu.” Durakladı. “Veya bana.” Joe’nun kaşları havaya fırladı. “Hey,” dedi Kylie. “Ben çok tatlıyımdır.” Joe güldü ve Kylie buna karşılık gözlerini devirdi. “Tamam, tamam, ben tam bir baş belasıyım, her neyse. Sadece penguenimi bul.”
Baskı: Visal
Uzun ama çok uzun bir zaman olmuştu. Böyle eğlenceli, mizahi ve aksiyonu bol bir kitap okumayalı. Ama şöyle bir gerçekte var ki seri arasına uzun bir zaman girdiği için ilk başlarda adapte olmakla zorlanmıştım. Bir anda “Ne oluyor ya, biz nerede kalmıştık ki” olmuştum. Ama sonradan her şey oturdu. Azra’nın hafızasının yerine gelmesi ile bitmişti kitap. Şimdi ise Azra’nın gerçekte kim olduğu, amacının ne olduğu ve bunda Mert’in ve BİS ajanlarının neden önemli olduğunu okuyoruz. Azra, örgütte Cemre’nin yerine geçmek için en büyük aday ama bunun için bazı zorlu sınavlardan geçmek zorunda. Mert ile Azra, bu sınavları geçmeye çalışırken aynı zamanda birbirlerini de daha iyi tanımaya başlıyorlar. Yalnız kitapta favori karakterim Mysty ve Lulu.. Ama en çok Mysty’nin deli dolu çitlembik hallerini çok sevdim. Bence kitabın neşe, eğlence tarafı Mysty – Lulu, aksiyon kısmında ise Azra ile Mert bulunuyor. Okurken çok eğlendim. Mysty ile Lucas’ın hikayesini daha çok okumak isterdim. ************* Bu hale düşmelerinin sebebi olan çığlığın sahibi olarak pek sessizdi. Mert nemden nefes alamayacak duruda olsa da söylenmeye devam etti. “O altı üstü bir kediydi.” Azra bu sefer ince bir ses çıkardı. İnlemeye çok benzer olan bu ses, Mert’in kızın suratına bakmak istemesine neden oldu. “O altı üstü bir kedi değildi. O yumuşak, canlı ve sıcak bir kediydi. Düşündükçe başım dönüyor.” ******** “Umarım bu şarap şişesini adamın kafasına vurmam için vermişsindir.” Mert’in yüzündeki huzursuzluk ve huysuzluk görülmeye değerdi. Azra, dudaklarının kulaklarıyla samimi ilişkiler içerisine girmesine neden olacak kadar genişleyen gülümsemesini saklama gereği duymadı. Hoş, böyle bir ihtiyaç ortaya çıksaydı bile, öylesine bariz ve göz önünde bir şeyi nasıl saklayabileceği hakkında pek de bir fikri yoktu. “Artık nasıl kullanacağın sana kalmış.” Azra’nın imalı sözleri, Mert’in tüm sinir uçlarını uyararak hepsini birden ayağa dikmişti.
Baskı: Skyward
Yazarın okuduğum ilk kitabı, nisan ayına bilim kurgu türünde, genelde okumayı tercih etmediğim bir türde başladım. İyi ki okumuşum diyorum. Nesli tükenmek üzere olan insan ırkından küçük bir grup, gizemli uzaylılar Krell’lerin saldırısına uğrayan bir gezegende mahsur kalıyorlar. Bu gezegende yaşayan on yedi yaşındaki Spensa hem Krell’ler ile savaşmak hemde seneler önce babasının sebep olduğu utançtan kurtulmak için savaş pilotu olma hayalleri kurar. Açıkçası ilk birkaç bölümde sıkıldım ama sonraları kurgu öyle bir içine çekti ki kitabı bitirmeden, elimden bırakamadım.
Baskı: Bizim Şarkılarımız
Mart ayını chick lit tarzı kitapla bitirmek istedim. Yazarın bizde çevrilen ilk kitabı, kitabın kapağına aşık oldum ve sırf o sebeple kitaba şans vermek istedim. Bir hevesle başladım kitaba ama tamamen hayal kırıklığına uğradım. Melody’nin kocası kaza geçirerek ölüyor; iki çocuğuyla baş başa kalan Melody de ilerleyen yıllarda buzda başını çarpması sonucu gergin zamanlarda yüksek sesle şarkılar söylemeye başlıyor. Melody sık sık gergin ortamlarda bulunduğu için de genelde kendini şarkı söylerken bularak utanç verici durumlarda kalıyor. Kitabı zar zor bitirdim, kurgunun içine girmekte zorlandım. Okumasam da olurmuş diyebileceğim bir kitaptı.
Baskı: Kimsin Sen?
Yine bir Dedektif D.D. Warren klasiği daha soluksuz, heyecanın hiç eksilmediği bir kitaptı. Serinin sekizinci kitabında; yedi yıl önce kaçırılan bir üniversite öğrencisinin dört yüz yetmiş iki gün boyunca yaşadığı psikolojik ve fiziksel şiddet ile sonrasında hayatta kalmanın getirdiği yük, suçluluk duygusu, sorumluluk gibi duyguların ağırlığıyla nasıl yaşamaya çalıştığını okuyoruz. Yazar, hem Flore Dane’in geçmişte yaşadığı tramvatik olayı gerçekçi bir şekilde aktarırken hem de günümüzde yaşanan kaçırılma vakalarına ışık tutmak için Dedektif Warren’i devreye sokuyor. Flore Dane’in yaşadıklarının her sahnesini gözümde canlandırabildiğim gibi; günümüzdeki kaçırılma olaylarında suçlu kim sorusuna verdiğim cevap her seferinde değişti; kısaca şüphelenmediğim kimse kalmadı… Yazar yine başarılı bir kurgu oluşturmuş; bize de heyecanla onu yaşamak düşmüş. ******* Orada geçirdiğiniz her dakika, her saat düşünüp hayal edebileceğiniz, bütün ayrıntılarıyla hesap edebileceğiniz tek bir şey var. Sizi hayatta tutan tek bir düşünce. Size güç veren tek bir amaç. Nasıl olsa siz de bulursunuz. Bulup üzerinde düşünürsünüz ve sonra, siz de benim gibiyseniz eğer, bir yere bırakmazsınız bunu. İntikam. Ama siz yine de ne dilediğinize dikkat edin. Özellikle de, tabut büyüklüğündeki bir kutunun içine hapsolmuş aptal bir kızsanız.
Baskı: Gölgelerin Kanı (Kan Günlükleri # 3)
Serinin son kitabını bitireli bir hafta oluyor. Kitapta verilmek istenen duygular çok basite indirgenmiş. Eden ile Noah’ın ilişkileri çok yüzeysel işlenmiş, serinin başından beri tek derdi intikam almak olan Eden’in intikamından vazgeçmesinin sebebi çok mantıksız ve çok kolay oldu... Seri genel olarak akıcı bir anlatıma sahip olsa da kurgulanış açısından bana zayıf geldi.
Baskı: Geçmişin Kanı (Kan Günlükleri # 2)
Serinin ikinci kitabı ilki gibi sarmadı beni. Akıcı, okunması kolay bir kitaptı ama kurgu çok basite indirgenmiş. Duygu geçişleri çok basite indirgenmiş, avlanma sahneleri üzerinden basitçe geçilmiş ve tür değişimi kısmı var ki (kitabı okuyunca demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız) sanki yazar, Eden’i diğerlerinden daha ne kadar özel yapabilirim deyip işi abartmış gibi geldi. Öğrendiği bilgiler doğrultusunda İskoçya yolcusu olan Eden ve Ankh ailesi, Neithlerin dünyasına hızlı bir giriş yapıyorlar. Dost edindikleri kadar aynı zamanda da bolca gizli düşman ediniyorlar. Açıkçası seriye devam edesim kalmadı ama sırf bu son neye bağlanacak merakım yüzünden serinin son kitabını okuyacağım. Umarım pişman olmam.
Baskı: Kutsanmış Kan (Kan Günlükleri # 1)
Uzun süredir ilgimi çeken bir seriydi ama aynı zamanda da okumaya başlamadan önce beklediğim gibi çıkmama ihtimaline karşı tereddütlüydüm. Serinin ilk kitabı olarak gayet başarılıydı, yanılmadığıma sevindim. Başarılı bir kurgu, akıcı bir anlatım ve içine serpiştirilmiş bir tutam gizem.. Tabii karakterlere sinir olduğum ve bazı duyguların üzerinden basitçe geçilmiş olduğu gerçeği de var. Kitapta “Kutsanmış”, “Ankh” ve “Neith”ler olmak üzere üç türden bahsediliyor. Bu türler hangi özelliğe sahip, nasıl bir karakterdeler gibi soruların cevabı kitapta. Spoiler vermeden yorumumu sonlandırmadan önce serinin ilk kitabını sevdim; umarım devamını da severim.
Baskı: Cesur Gardiyan
Bu seriyi çok ama çok seviyorum. Merakla beklediğim, serinin bir önceki kitabından da tanıdığımız Leydi Phoebe Batten ile Yüzbaşı James Trevillion’un heyecan dolu hikayesine konuk oluyoruz. Güzel, zeki bir kadın olan dükün kardeşi Leydi Phoebe, gözleri görmediğinden dolayı yanında sürekli silahlı korumayla gezmektedir. Yüzbaşı Trevillion, Leydi Phoebe’u kimliği belirsiz düşmana karşı korumaya çalışırken kalbini savunmasız bırakacağından habersiz, bize güzel bir historical roman okuttular. Serinin sonraki ilk iki kitabını özellikle merak ediyorum. Bu kitapta da adlarını sıkça duyacağımız Eve Dinwoody ile Dük Valentine Napier’ın hikayeleri.. İnşallah sevgili @pegasusyayinevi bu sefer fazla bekletmez. --------------- Aklı bu duruma, alışılagelmiş gerekçeleriyle karşı çıksa da – onun için çok yaşlı olması, Phoebe’nin kendisi için fazla genç olması, farklı sosyal mevkilere ait olmaları gibi – bunun hiçbir önemi yoktu. Kalbi aklına baskın çıkmıştı ve artık bu konuda yapabileceği hiçbir şey kalmamıştı. Phoebe Batten’ı seviyordu, şimdi ve sonsuza dek.
Baskı: Tuz ve Keder Evi
Mart ayına, çıktığından beri ilgimi çeken merakımı cezbeden fantastik kitapla başladım. Şu ana kadar bu türde okuduğum kitaplar arasında farklı bir kurguya ev sahipliği yapan kitabın başlarında azıcık sıkıldım. Annaleigh, kendi dışından on bir kız kardeşe sahipti; fakat kız kardeşlerinden dördünü farklı zamanda farklı şekilde kaybetmesiyle asıl olaylar başlıyor. Yas tutma sürecinden şatafatlı balolara geçiş yapan kız kardeşlerin çevresinde gelişen gizemli olayları güzel bir ustalıkla anlatıyor. Kitabın ilk birkaç bölümünden sonra her sayfası merak uyandırıyor. “Kim?” ve “Ne?” sorularına aranan cevapla son sayfasına kadar merakla okutuyor kendini. ---------------------- O zaman kafama dank etti. Yalnızca ben bunu görüyordum. Yalnızca ben bunun kokusunu alıyordum. Bu gecenin dehşetini fark eden tek kişi bendim. Burada yüzlerce insan vardı fakat bu dünyayı olduğu gibi gören tek kişi bendim.
Baskı: Mucizeler Gerçek Olsa
Şubat ayını son derece eğlenceli, keyifli ve akıcı bir kitap ile kapattım. Sekiz kitaptan oluşan serinin dördüncü kitabı şu ana kadar okuduklarım arasında en eğlenceli ve en sevdiğim kitabı oldu. Çalışkan işkolik Spence Baldwin ile kaybettiği ilham perilerine kavuşmak için kısa bir tatile çıkan Colbie Albright’ı okurken çok eğlendim. Pru, Elle, Willa, Kylie, Archer, Finn ve İhtiyar Eddie de bu keyifli kitaba fazlasıyla renk katmış. İhtiyar Eddie’nin gizemi de bu kitapta çözülüyor; böyle bir bağlantı düşünmemiştim açıkçası. Yayınevi bu sefer fazla bekletmeden serinin beşinci kitabını da çıkardı; en kısa sürede okuyup yorumumla geleceğim. Umarım yayınevi, serinin diğer kitaplarını da fazla ara vermeden çıkarmaya devam eder. **************** “Daisy Duke seni havuza düşürdüğünde bunu mu diliyordun?” diye sordu genç adam. “Gerçek aşkı mı?” Aslında tam tersini diliyordu. Bir daha asla aşk yüzünden canının yanmasını istemiyordu ama bu itiraf edemeyeceği kadar şahsi bir meseleydi. “Mümkün olabildiğince çok huzurlu ve sessiz gün geçirebilmeyi diliyordum. Böyle iyi şöhretli bir havuz bu kadar minik bir dileği kabul eder, değil mi? ************* Genç adam, Colbie’nin saçının bir tutamını hafifçe çekti. “İş ortağım Caleb’la küçük bir şirket kurduk. Birkaç teknik uygulama oluşturduk ve Google bunların oldukça faydalı olduğunu düşündü. Zamanı geldiğinde uygulamaları sattık. O zaman bu binayı satın aldım.” Colbie keskin bir nefes aldı. “Sen şimdi bana neyle geçindiğini mi söyledin?” “Aslında sır değildi. Sadece tahminlerini duymak hoşuma gitmişti.”