
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Aşk Hipotezi
Okurken keyif aldığım ve elimden bırakamadığım bir kitap oldu. Mizahi yönü ağır basan, entrikadan uzak, çok tatlı bir aşk kitabı okudum. Aşka inanmayan doktora öğrencisi Olive Smith ile duygusuz bir pislik olan biyoloji profesörü Adam Carlsen’ın sevgililik oyununu okurken çok eğlendim. Tam kafa dağıtmalık bir kitap. Umarım yazarın diğer kitapları da çevrilir.
Baskı: Gerçek Sensin
Vaaauuv diyorum, başka diyecek kelime bulamıyorum. Yazarımız Meral Kır’ın böyle şaşırtan, ters köşe yapan ve okuyanı içine çeken kurguya ev sahipliği yapması mı desem, hayranlık uyandıracak şekilde stratejik bir zekaya sahip Sinan Öztürk mü desem bilemedim. Muhteşem bir kurgu, akıcı bir anlatım ve akılları zorlayan etkileyici bir karakter.. Elimden bırakamadığım bir kitap oldu. Arkasından dönen bir oyunla olayın içine çekilen MİT Başkanı Sinan Öztürk’ün, adım adım gerçeğe yaklaşmasını ve ummadığı anda karşısına çıkan kadını kaybetmemek için sonuna kadar tarafsız bir şekilde çabalamasını okuyoruz. Açıkçası resmen polisiye bir film izliyormuş gibi hop oturup hop kalktım. ------------ “Bizi kadrosuna almak için teklifte bulunursa, haberin olsun ben kabul edeceğim.” “Beni satacak mısın?” “Hem de hiç düşünmeden.” “Neyse ki bizi bu yüzden çağırmadı.” Merak duygusu Mert’i rahat bırakmayınca “Niye gidiyoruz o zaman?” diye sordu. “Adamlarından birisi ölmüş.” “Bizi çağırdığına göre de adam öldürülmüş olmalı.” “Zeka seviyen her defasında beni hayrete düşürüyor! Tek kurşunla enseden vurulmuş.” “Peki neden biz? Adam istihbaratçı, herhalde ondan daha iyi olduğumuzu düşünmüyordur. Çünkü imkanlarımız farklı ve zekam da bir yere kadar işe yarar.” ****** “Kırmızı giyin.” Neden kırmızı, Sinan’la boğa arasında, güçleri dışında başka bir benzerlik yoktu. Üstelik Elif, adamın ona saldırmasını değil sarılmasını istiyordu. “Onu kıskandırın.” Nasıl? Daha iyi nişan aldığı ve daha hızlı koşabildiği için değilse yapamazdı. Eğer mevzu başka bir erkekle ilgiliyse bir tanesiyle baş edemiyorken ikinciyle uğraşamazdı. Hem Sinan gibi adamların lügatinde kıskançlık diye bir kelime yoktu.
Baskı: Kötülerin Krallığı
Genel olarak çok beğendim; ama başlarda çok kopukluk yaşadım. Serinin ikinci kitabı daha olaylı ve daha heyecanlı olacağa benziyor. Vahşi bir şekilde işlenen cadı cinayeti.. Alınması gereken intikam.. Cehennem Prensleri.. Karanlık Büyüler.. Bir fantastik kitaptan daha ne isterim ki.. İkizin öldürülmesiyle intikam peşine düşen Emilia’nın Cehennem Prenlerinden biri olan Öfke ile tanışmasıyla olaylar daha da ilginçleşmeye başlıyor. Kitabın finali, bende serinin ikinci kitabına dair büyük bir beklenti oluşturdu. ***** “O iblis kanlı, lanetli bir cadı. Aklından ne geçiyor?” Benden mi bahsediyorlardı? Ellerimi yumruk yapınca tırnaklarımın etime batarak hilal biçiminde izler çıkardığını hissettim. O da Cehennem’den çıkıp gelmiş, despot, kibirli, aşağılık iblisin tekiydi. Ama ben, onun hiç de cazip sayılamayacak olan özelliklerini dile getirip durmuyordum, öyle değil mi? Hayır tabii ki. Ben, katilin tekinin daha fazla cadıyı öldürmesini engellemek için beraber çalışmak uğruna bunları bir kenara atacak kadar olgundum.
Baskı: Eden’ın Kaderi
Tarikattan kurtulmayı başaran Calder ile Eden’in hikayesi farklı bir sonu hakediyordu; o sebeple de bu kitabı daha çok sevdim. Tarikat hakkında, Hector hakkında bilinmeyenlere, Eden ve Calder’in nasıl Hector’un eline düştüğü ile ilgili tüm bilinmeyenlere cevap niteliğinde bir kitaptı. Eden ile Calder’in birbirlerini özgürce sevmesini, yaralarını sarmasını ve aynı zamanda da gerçek dünyaya adapte olmaya çalışmalarını okuyoruz. ****** Duvarlarda asılı duran tabloların her birine tekrar tekrar baktım. Akarsu kaynağımız, gündüzsefaları ve ben… Her yerdeydiler. Benim arkadan görüntüm, bazen de hafifçe profilden duruşum… Ama hepsi bendim işte. Heyecan, korku, adrenalin ve müthiş bir anksiyete içimde kaynamaya başlamıştı. Ama çoğunlukla huşu içindeydim. Kalbim göğsümün dışında atıyormuş gibi hissederken etrafa delirmiş gibi bakıyordum. Peki ya o nerede? O nerede?
Baskı: Kağıt Kuğu
Kitap ile ilgili ne hissetmem gerektiğine hala karar vermiş değilim. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, kitap benim için iki bölümden oluşuyor: sıkıcı ve akıcı olan kısım diye ikiye ayırdım. Başlarda biraz sıkıldım, olayın gidişatını başta fark edemedim; sayfalar ilerledikçe ama işin nereye gittiğini anlıyorsunuz. Skye Sedgewick, doğum gününde kaçırılıp, psikolojik şiddete ve işkenceye maruz kalıyor. Bu sırada Skye’a zaman zaman hatırladığı geçmişi güç vermektedir. Zaman geçtikçe kaçıran kişinin gerçek kimliğini öğrenen Skye’ın yaşadığı bocalamayı okuyoruz. Açıkçası Skye’ın gördüğü işkenceleri hatırladıkça bunları çok çabuk sineye çekebilmesine kabul edemiyorum.. Gerçekçi gelmedi, kitapta işlenen duygular yansımadı, bir de giriş-gelişme-sonuç bir anda oldubittiye geldi. Açıkçası kurgu güzel olsa da olayların işlenişi bana sıradan ve üstünkörü geldi. *********** Eninde sonunda hepimiz, elimizden gelenin en iyisini yaparız ve yolumuza devam ederken hikayeler üretiriz. Onları yazar, yönetir ve hayatımıza yansıtırız. Bazen diğer insanların hayatına girer, bazen de giremeyiz ama her hikayenin ardında mutlaka bir hikaye, ancak küçük bir parçasını görebileceğimiz bir bağlantı vardır. Çünkü doğduğumuzda oradadır ve biz öldükten sonra da olmaya devam edecektir. Bütün bunları tek bir yaşama kim sığdırabilir ki?
Baskı: Ruh Eşini Bulduğunda (Greycourt #2)
Yazarın ismi bile yetiyor kitabı okumadan mutlu olmama. Yeni yılın ilk kitabına keyif alacağımdan emin olduğum bir kitapla başlamak istedim. Greycourt serisinin ikinci kitabı, Windemere Dükü’nün verdiği en pis görevleri sorgulamadan yerine Gideon’un özgür kalması için yapması gereken bu sefer zorlu bir görevdir ve karşılığında da Dük, yeğeni Messalina Greycourt’u vermeyi teklif ediyor. Evlenmek aklının ucundan bile geçmeyen Messalina, amcasının tuzağına düşerek kendini bir anda Gideon’la evli buluyor. İkisinin birbiriyle inatlaşması aynı zamanda da birbirlerini tanımaya başlaması, yanlış bilinen gerçeklerin ortaya çıkması derken bir bakmışım kitap bitmiş. Çok ama çok keyif aldığım bir kitap oldu. Kitap çok akıcıydı, historical ve Elizabeth Hoyt demek zaten benim için yeter de artar bile..
Baskı: Kalbim Sana Ait
2022 yılına saatler kala geride bıraktığımız yılı, yorumlarıyla dilden dile dolaşan merakımı fazlasıyla cezbeden bu kitapla kapatmak istedim. Kitabın arka kapağın şöyle bir söz var : “Duygular bizim en iyi pusulamızdır.” Kitap tamamen bu sözü yansıtmış. Duygularını zirvede yaşayan kızımız Ellen, geçmişte yaşadığı trajik kazada verdiği kayıp yüzünden duygularına gem vuran oğlumuz Flint ve Flint’in aradaki dengeyi koruyan duygulardan ve onları dışarı yansıtmaktan bir haber ama sahiplenmeyi bilen otizmli oğlu Harrison.. Bu üçlü birbirlerinin yaralarını sararak çok güzel aile oldu. Kitap yeri geldi güldürdü yeri geldi duygulandırdı. 2021 yılını böyle güzel bir kitapla kapattığım için mutluyum.
Baskı: Bizimle Başladı Bizimle Bitti
2021’in son günlerini geçirirken uzun zamandır okuma listemde olan ama ancak okuyabildiğim kitabın yorumu ile geldim. Açıkçası başta biraz karıştım. Yazarın diğer okuduğum kitaplarıyla kıyaslarsam o kadar sevmedim. Ama Atlas’ı çok sevdim. Lilly’e olan naif sevgisi, başkaları tarafından açılan yaraları sarmak için ona kendi isteği ile gelmesini sabır ve sevgiyle beklemesi kitap ile ilgili en sevdiğim kısımlardı. ------------ Dudaklarını kulağıma doğru eğdi. “Sen benim karımsın,” derken, sesi çatlıyordu. “Benim seni canavarlardan korumam gerekiyordu. O canavarlardan biri olmamalıydım.” ******* “Lilly,” diye fısıldadı bana sımsıkı sarılırken. “Şu anda duymak istediğin son şeyin bu olduğunu biliyorum ama bunu söylemek zorundayım çünkü çok defa sana gerçekten söylemek istediğimi söylemeden gittim.” Bana bakmak için geri çekildi ve gözyaşlarımı gördüğünde ellerini yanaklarıma götürdü, “Gelecekte… Bir mucize olur da kendini yeniden aşık olacak durumda bulursan… Bana aşık ol.” Dudaklarını alnıma bastırdı.
Baskı: Bir İstanbul Gecesi
Entrikasız, duyguların göstere göstere yaşanıldığı, düşüncelerin açıkça dile getirildiği, hem anlatım gem de konu açısından yormayan bir kitaptı. Altı aylık bir nişanlılık döneminden geçen Zeynep Arıkan, Ankara’dan İstanbul’a ailesinin yanına kırık bir kalple gelirken ona peri masalını yaşatacak bir adamla karşılaşacağını bilmiyordu. Zeynep’in çatlak kuzenleri eğlenceli sahneleri okuturken; Ayaz Sarıcalı ise naif, yormayan aşkıyla mest etti. Kitap akıcıydı; ama bir şeyler eksik gibiydi. Olaylar çok hızlı gelişti. O sebeple okurken fazla zevk alamadım.
Baskı: Anka / 4. Kitap
Uzun zamandır beklenen serinin dördüncü kitabı çıktığı gibi siparişimi verdim hem de imzalısından. Sırf Derim ile Aşil’i biraz daha fazla okumak için kitabı elimden bir hafta boyunca bırakmadım. Normalde bir günde okuyup bitireceğim kitabı, yavaş yavaş okumaya çalışmak yorucuydu. Ama değdi, şimdiden beşinci kitabı beklemeye başladım bile. Kitabın hissettirdiği o kadar çok duygu var ki ama klasikleşen o meşhur cümleyi “anlatılmaz, yaşanır” derler ya şuan o durumdayım. Okurken hissettirdiği o harika duyguları aktaracak kelime bulamıyorum. Yazarın her serisi ayrı bir olay, her karakteri ayrı bir derinliğe sahip.. Şu an ekranla bakışıyorum ne yazsam okurken hissettirdiklerini aktarırım, hangi kelime hissettiklerimi yansıtır diye.. Tek diyeceğim hala yazarın kitaplarını okumayı düşünen ama eyleme geçmeyen varsa; vakit kaybetmeden okumalarını kesinlikle tavsiye ederim. ------------- “Ulan, tek bir hamle yaptın, kaç kişinin hayatına dokundun.” Bakışları hızla Avcı’yı buldu. Eliyle onu işaret ederken yeniden Derim’e baktı. “Adamın dediği gibi; nereden nereye… Altı sene önce hepimiz seni eline geçirdiğinde, parçalayacak kadar öfke duyarken, şimdi aynı masada kadeh tokuşturuyoruz.” Başını kaldırıp karanlığın içinde gözlerini dolaştırdı. Adeta sesli düşünüyormuş gibi gözleri havada “Bir yerde kader bizi seyrediyorsa kesin götüyle gülüyordur ha…” dedi. ***** Derim dürüst, açık gözlerle baktı karşısındaki anlayışla kendisini dinleyen adama. “Ben vatansızım amca. Benim ülkem Anka. Bayrağım Aşil… Sen nasıl ki ülkeni ve bayrağını korumak için hayatını adadın, ben de kendi ülkemi ve bayrağımı korumak için çabalıyorum.” Sesi yumuşarken yüzünde minicik bir tebessüm belirerek devam etti. “Onlar burayı seviyorlar. Onların sevdiğini ben de seviyorum. Bana onları veren burası.”
Baskı: Kahin
Serinin dördüncü kitabı çıktığı alıp okudum. Yine çok güzeldi. Bu sefer kahramanlarımız kendilerini bir anda, kendi yaşadıkları evrenin kopyası olan farklı bir evrende buluyor. Dirilen ölüler, kötü ruh ikizler, kahinler derken kahramanlarımızın düşmanı ve savaşacağı cephe daha fazla.. Yapılan fedakarlıklar, geçmişin sırrı ve o sondaki yazılan kehanet.. Açıkçası bu yeni kehanet, Cassie’den fazla korkuttu beni. Aidenhell ile Cassie’nin uyumunu bu kitapta daha çok sevdim. Finali, seri devam edecekmiş hissi uyandırdı.. Acaba???? --------------- “Hayatta her şeyin bir sebebi olur. Hiçbir şey durduk yere, sebepsiz oluvermez. Kapı kapandıysa ve bu denli zor açılıyorsa bunun çok önemli bir sebebi olmalı. Orada ne ile karşılaşacağınızı bilmiyoruz. Belki de bir pandemi var ve buraya taşıyacaksınız. Böyle gidip gelmek o kadar bencil ve sapkınca k.” Duvar yavaş yavaş yarılırken içinden kör edici bir ışık çıkmak için adeta çırpınmaya başladı. “Bize beddua etmeye başlama lütfen. Her şey, senin kötü dileklerin olmadan da yeterince zor.” Melek ağzını açacak gibi olunca Draza araya girdi. “Gerçekten artık susman gerekiyor.” ***** “Baksana. Penguenleri hatırlıyor musun?” “Aidan’ın dikkati dağılır gibi oldu. “Kutuplardaki mi? “Aynen.” Bağlantıyı anlamaya çalışırken parmakları yumuşadı ve ben neredeyse boğulacak olan iblisçeyi parmaklıklardan uzağa ittim. Aidan bana doğru yürüyünce ellerimi göğsüne siper ettim. “Penguenler ne alakaydı şimdi? Adam kaçtı.” “Ne ilgisi olacak? Ölmeden kaçabilsin diye aklıma o an geldi.”
Baskı: Bir Düşmandan Daha Fazlası
Alsam mı almasam mı; okusam mı okumasam mı, diye uzun bir süre ikilemde kaldığım bir kitap oldu. Ve sonunda kazanan taraf anlaşıldığı üzere belli oldu. Romantik Komedi, Chick lit türünde okurken yormayan, eğlenceli, sevimli bir ikinci şans kitabıydı. Düğün günü, müstakbel kocası tarafından terk edilen Lina, geçmişinde yaşadığı bu kötü tecrübeye rağmen kendine yeni bir hayat kurmuş, başarılı bir iş hayatı vardır. Lina’nın karşısına yeni bir fırsatın çıkmasıyla, eski nişanlısının kardeşi Max ile yolları kesişiyor. Lina ile Max birlikte çalışmak zorundadır. Birbirlerine düşman mı yoksa aşık mı olacaklar? Bu kaosun içinde ikisi de debelenip dururken; hem kendileri eğlendiler hem de bizi eğlendirdiler. Çok keyif aldığım bir kitap oldu. ----------- Lina, ailesine tekrar hitap etmeden önce bana haince sırıttı. “Andrew’u hatırlıyorsunuz, değil mi? Düğün günümüzde beni terk eden adamı? İşte, bu onun kardeşi. Abisini beni terk etmeye teşvik eden kişi. Neyse, hadi oturalım. Katılmamız gereken bir düğün var.” Herkesin dikkati, ayakları üzerinde titremeye başlayan salağa, yani bana kaydı. Lina vurmuş ve gol atmıştı. Ben ise ölmüştüm. Tek cümlelik mezar taşı yazımı şimdiden hayal edebiliyordum: Bunu hiç beklemiyordu.
Baskı: Pahabiçilemez (Amato Kardeşler #3)
Amato kardeşlerden dört numara Christiano ile Daphne’nin hikayesi, serinin ilk iki kitabına göre daha keyifliydi. Seriyi genel olarak değerlendirirsem; benim için ortalama bir seriydi. Belli bir konusu yoktu. Kafa yormayan, eğlenceli, akıcı bir kitaptı.
Baskı: Umursamaz (Amato Kardeşler #2)
Amato kardeşlerden üç numara Dante ile arkasında başarısız bir evlilik bırakmış, bir çocuk annesi Maren’in hikayesi eğlenceli ve tutku doluydu. Boşanma partisini kutlamak için gece arkadaşlarıyla dışarı çıkan Maren; kutlama için gittikleri barda yeni bir geleceğe kucak açmak isterken, karşılaştığı gizemli kişinin de bu geleceğe ortak olacağını bilmiyordu. Akıcı bir kitaptı.
Baskı: Kalpsiz (Amato Kardeşler #1)
Meşhur Amato Kardeşler Serisine başlayayım artık dedim ve ilk kitabı Kalpsiz ile geldim. Gizemli bir günlük ile başlayan etkileşim.. Tesadüfler silsilesi.. Geçmişte kalbi ihanetle yaralanan kalpsiz bir adam.. Ve kalpteki o yarayı sarmaya gönüllü bir kadın.. Amato kardeşlerden Ace ile Aidy’nin hikayesi, tadımlık bir aşk hikayesiydi. Ne çok iyi ne de çok kötüydü; ortalama bir kitaptı. Boş vaktimizde okunacak kafa dağıtmalık ve +18 ağırlıklı bir aşk kitabı. Kitabın bir güzel tarafı da bir günde okuyup bitirebileceğimiz bir akıcı anlatımı var.
Baskı: Yaralasar 4
Yine bir seriyi daha bitirmenin buruk sevinci içindeyim. Otuz kimsesiz çocuğun yetimhanede damgalanıp kaderlerinin belirlenmesiyle olaylar başladı. Hepsi damgacının peşinde olduğu av iken; bir anda avcı durumuna düştüler. Mücadele ettiler, kayıplar verdiler, ihanete uğradılar, birbirlerine güvenmeyi öğrendiler, sevdiler, acı çektiler, ağladılar ama en çok birbirlerine aile oldular. Seri boyunca hüznü, acıyı, dostluğu, sevgiyi, ihaneti, rekabeti, mücadeleyi, affetmeyi yer yer hissettiren; okurken eğlendiren bir seriydi. Çok keyifle okudum. Kuzey ile Sedefin ilişkisi çok ama çok güzeldi. Bu ikiliyi her okuduğumda, sımsıkı sarılasım geliyor. Yetimhanede yolları kesişen bu yedi kişinin birbirlerine dost, aile olmasını okuduk. ------------ “Sevdiğin bir şeyler mutlaka olmalı, Sedef.” “Kendimi seviyorum.” “Başka?” “Arkadaşlarımı da seviyorum.” “Başka?” “Kendimi ve arkadaşlarımı sevmek dışında hiçbir şeyi sevmiyorum,” dediğimde bir sessizlik oluştu. Sanırım beklediği gibi verimli bir sohbet olmuyordu. Belki de ona karşı bu kadar dürüst olmayı bırakmalıydım. ******* Benim bir parça öldüğüm ama onları yaşattığım bir hikayenin ilk adımını atmıştım o gece. Arda öldü, onunla birlikte ben öldüm ama çocuklar yaşıyor. İşte bu bana yeten bir sondu. ****** “Alaz”, deyip ona tatlı tatlı gülümsedim. “Benim kazandığımı söyler misin? Beni bilirsin, hiç gurur yapmam, kazandım sayarım,” dediğimde başını arkaya doğru kaldırıp yüksek sesle gülünce ben de güldüm. Bu atışmalarımız onu oldukça eğlendiriyordu. “Alaz! Kazandın desene, böyle durmaktan çok yoruldum.” Hiç öyle hakkım olmayan galibiyeti kabul etmezlik yapmam.
Baskı: Yıldız Haritası
Yazarın okuduğum her kitabı bir öncekinden daha güzel; yazar, her kitabında kendini geliştirerek ilerliyor. Öykü.. Geçmişi kayıplar, ihanetler, sevgisizlik, duygulardan uzak ilişkileri barındırıyor. Geçmişinin etkisinden kurtulup özgürlüğe bir adım daha yaklaşabilmek, yeni bir başlangıç için yola çıkıyor. Hayal bile kurmayı bırakan Öykü, yeni hayatında hiç olmasını beklemediği güzel şeylerle karşılaşıyor. Bu durum Öykü’nün dengesini bozduğu gibi dışlanmamak için yeni düzene alışmaya çalışıyor. Öykü’nün geçmişi yavaş yavaş ortaya çıktıkça onu daha iyi anlıyoruz; ama yaşadığı çevrede iyi günde kötü günde onu yalnız bırakmayan, sevmenin, sevginin gücünü gösteren dostlarına ve sevdiği adama karşı olan tutumu zaman zaman yeter artık onlara güven dedirtse de yine de sonunda Öykü’ye hak verirken buluyorum kendimi. Ben Öykü’yü çok sevdim. Keyif alarak okuduğum, akıcı bir kitaptı. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. --------------- Hayat hikayelerden oluşur. İyi hikayeler, kötü hikayeler, mutlu hikayeler. Acı hikayeler… ***** Umut etmek. Umut edecek güvenli bir alan bulmuşken kendi güvensizliklerimi bir kenara bırakmak sorun olmamalıydı. ***** Yağız’ın evindeydim. Ona bir sor sormuştum. Ona gülümsemiştim. Tüm bu samimiyet beni öyle korkuttu ki ne yapacağımı bilemedim.
Baskı: Buzdaki Kelebek
Yazarın okuduğum kitaplarına kıyasla beni hayal kırıklığına uğratan bir kitap oldu. Teagan ile Garret’in bir anda gelişen yakınlıkları bana fazla hızlı geldi. İlişkilerinin hızına ayak uyduramadım. Kitabın finalindeki ters köşe ile kitabı toparlamaya çalışmışsa da toplamaya yetmemiş. Konu ve duygular tamamen havada kalmış bence üzerinde fazla durulmadan yazılmış bir kitap geldi bana. Kitabın ufak da olsa güzel yanı Eva ve Gideon Cross çiftine az da olsa yer vermiş olması. Ama benim için zaman kaybıydı.
Baskı: Nişancı (İskoç Muhafız Alayı, #9)
Highland Guard serisinin dokuzuncu kitabı; serinin okuduğum kitapları içinde en tahmin edilemez, çocuk ruhlu bir o kadar da inatçı, ne istediğini bilen ve elde etmek için her yolu mubah sayan, ele avuca sığmayan bir kadın karakteri Cate.. Ok kullanmasıyla adından söz ettiren Gregor MacGregor, yeniden savaşa çağrılana kadar eve dönmek zorunda kalıyor. Gregor için asıl mücadele o zaman başlıyor. Çok ama çok keyif aldım. Zaten yazarın özellikle de bu serisin okurken çok keyif alıyorum. Historical türden kitapların çıkarılmadığı dönemde ilaç gibi geldi. @nemesisyayinlari umarım bu hızı kaybetmez ve seri bir şekilde yazarın kitaplarını çıkarmaya devam eder. ---------- “Girişimci ruhlu kız, ‘hayatında gördüğü en yakışıklı erkeği’ görmeleri için yaklaşık on iki bilet kesmiş.” En yakışıklı erkek kısmını on altı yaşındaki bir kızın hülyalı ve duygulu sesiyle söylemesi, Gregor’un adamın yüzünde parlayan gülümsemeye bir yumruk indirmek istemesine neden oldu. “Bilet mi?” Bruce duyduklarına inanamamıştı. “Ciddi olamazsın.” MacRuairi sırıtarak başını salladı. “Evet, kişi başı yarım peni. Biz onca yıldır ona bedava bakıyoruz.” Gregor sert bir bakış attı. Artık MacRuairi de mi espri yapmaya başlamıştı? Tanrım, bu cehenneme kar yağması gibi bir şeydi.
Baskı: Buz Kırağı
Yazarın kalemini ilk kez wattpad’de Buz Kırağı adlı hikaye ile tanıdım. Cinayetle suçlanan Baran Demiroğlu ile başarılı bir adli psikiyatr kliniği stajeri Bahar Saygın’ın hikayesi.. Gizemlerle dolu, maceranın, aksiyonun ve aşkın bol olduğu bir hikaye.. Sürükleyici, her bir sayfası merak uyandırıcı bir hikaye.. Konusunun detaylandırıp gizemini kaçırmayacağım. Ama Sivaslı ve Meloş’tan bahsetmesem olmazdı, bu ikiliyi okurken çok eğlendim. Kitabın devamı bir sonraki kitaba kaldı. Keşke tek kitap halinde çıksaydı. En kısa sürede kitabın devamının da çıkmasını umut ediyorum. ------------- “Anlamıyorsun, değil mi? Anlamıyorsun! Sen incinme diye nasıl kavrulduğumu görmüyorsun? Ne kadar büyük bir belanın içinde olduğumu tahmin bile edemezsin. Zihnim intikam için direnirken, kalbim ilk defa bir kadını delicesine sayıklıyor. Nasıl bu hale geldiğimi ben de bilmiyorum. Hayatımda hiçbir kadının kapısına gitmedim ben. Hiçbir kadının kapısını yumruklamadım. Depremler oluyor içimde, anlamıyor musun? Resmen cayır cayır yanıyorum. Sırf zarar görürsün diye diri diri toprağa giriyorum. Ama kahretsin ki içimden seni söküp atamıyorum, zehir üstüne zehir soluyorum.”
Baskı: Gümüş Alevler Sarayı
Dikenler ve Güller Sarayı serisinin dördüncü kitabı en çok merak ettiğim ikilinin - Nesta Archeron ile Cassian’ın- hikayesi sonunda ellerimde.. Kendi iradeleri dışında Kazan’a atılan Nesta ile Elain, yeni hayatlarına ulu peri olarak adapte olmaya çalışırken gerçekleşen savaşın verdiği yıkım da üstüne eklenince farklı şekilde kendileriyle ve yaşadıklarıyla başa çıkmaya çalışıyorlar. Ve bu süreçte kendini tamamen dağıtan, adeta nefretle yoğrulan Nesta, kibirli, her şeye öfke, kin kusan bir pislik gibi davranmayı ve sevilmeyi kesinlikle haketmediği düşünceleri arasında karanlığa adım adım yaklaşırken Gece Sarıyı ailesinin uzattığı el içindeki karanlıkla yüzleşmesi ve sevmeyi öğrenmesi için başlangıç oluyor. İlk başlarda Nesta’yı sevmemek için bir çok sebep sayılabilir, ama kitap ilerledikçe Nesta’yı anlıyoruz hem de gösterdiği gelişimi okurken hayran bırakıyor kendine. Nesta’nın gösterdiği gelişimi adım adım okuyoruz ve bu süreçte Cassian bir an olsun onu yalnız bırakmıyor. Nesta, edindiği yeni arkadaşlar Gwyn ve Emerie ile birlikte yeni bir yola giriyor. Gece Sarayı ailesinden de çok sık olmasa da haberler alıyoruz. Ve ben açıkçası Azriel’in de kitabı çıksın istiyorum. Umarım yazarımız Azriel için de bir güzellik yapar. ********** “Bir kitaptayız.” Gwyn’in parmakları onunkine kaydı, sıkıca tuttu. Nesta başını kaldırdı ve onu Emerie’nin boş elini tutarken buldu. Gwyn tekrar gülümsedi, gözleri parlaktı. “Hikayelerimiz anlatmaya değer.”
Baskı: Yaralasar 3
Acil dördüncü kitaba ihtiyaç var!!! Bu nasıl bir kitaptı. Kitabı anlatmaya, hissettirdiklerini anlatmaya kelimeler yetmez. Her bir karakterin dışarıya yansıtmadığı ayrı bir derinliği var. Damgacının kimliği açığa çıkmış ve en sevdiği yarasasını da alarak ortadan kaybolmuştur. Diğer yarasalar ise, aldıkları hasarla tek başına farklı şekilde savaşmak için dağılıyorlar. Yankı’nın sahalara dönmesiyle ekibi toplamak da Yankı’ya düşüyor. Yankı kendisini anlatırken hep “Yaralayıp – Saran” olarak tarif ediyor; aynı zamanda arkadaşlarını bir arada tutan onların aile olmasını sağlayan kişinin de Yankı olduğunu bu kitapta çok net anladım. Aylarca işkence gören Yankı’nın o cehennemden kurtulmak için çırpınması ve bu duruma düşmesine neden olanlardan intikam almak için hedefine odaklanması sürecinde soluksuz okudum. Ve yine bomba bir final!! Yankı’dan böyle bir hamle bekliyordum açıkçası, aşağısı onu kurtarmazdı. Alaz ile Yankı’nın sonu ne olacak böyle merak etmiyor değilim. Serinin ikinci kitabından tanıdığımız İshak Saygın’ı bu kitapta daha aktif bir şekilde görüyoruz. Kitabın sonuna kadar, Alaz Altuğ Sipahi mi İshak Saygın mı, sorusuna cevap aradım; ama hala seçemedim gitti. Ama hala favorim Yankı ile Kuzey!! Çok acil dördüncü kitap beklenmektedir!!! --------------- “Sendeki bu şeyi çözemiyorum,” dedi. “Bir şekilde etrafındaki herkesi güldürmeyi başarıyorsun.” Aslında hepsini ağlatmak istiyordum ama hep ters tepiyordu. Acaba palyaçoyum da bir tek benim mi haberim yok? Palyaçolardan da nefret ediyorum! **** Dişlerimin arasından sessizce konuştum. “Unut bunu çünkü benim de bir gururum var!” Keyifli kahkahasını duydum. “Gurur denilen şeyle aranın kötü olduğunu sanıyordum” Şaka mı yapıyor? “Yine de arada bir beni ziyaret etmediği anlamına gelmiyor, adi adam. Ve tam şu anda kapıma dayanmış, zili çalıyor!” “Açma kapıyı kızım sen de. Yeni mi aklına gelmiş seni ziyaret etmek?” **** “Bana sarılmayacak mısın?” “Emin değilim, Efe. Sarılmasak mı? “Ama ben sarılmak istiyorum.” “Sorun da bu ya! Ben istemiyorum, oğlum!” “Yiğit, kalbimi kırıyorsun ama.” Yiğit bize dönerek, “Bakın söylüyorum, bu konuşma hiç iyi bir yere gitmiyor!” dedi.