
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Aşka Tutsak
Ayın üçüncü kitabı ile devam ediyorum. Yorum için: https://birumuthayal.blogspot.com/2019/05/jennifer-royce-aska-tutsak.html#more
Baskı: Karanlık Dokunuş (Scandal & Scoundrel #3)
Bu ayın ikinci kitabını bitirmenin mutluluğunu yaşıyorum şu an. Bu kadının ismi bile yetiyor kitaplarını okumam için. Serinin üçüncü kitabı olan Haven dükü Malcolm ile skandal kızlardan Seraphina’nın hikayesini okurken bu kadar hüzün dolu ve geçmişteki hataların acı etkisini bu kadar derin olacağını düşünmemiştim. Yazar bu kitabında daha çok umutsuzluk, hüzün, gurur gibi kavramları ön plana çıkarmış. Kısaca konusunda bahsetmek gerekirse; Haven Dükü Malcolm Bevingstoke, asla geri alamayacağı bir hatanın ve bu hata yüzünden onu terk eden karısının yasını tutuyordur. Bir gün, hiç ummadığı bir yerde karısıyla karşı karşıya gelir ancak hayatının sürprizinin onu beklediğinden habersizdir. Haven Düşesi Seraphina, sürgün yıllarından sonra Londra’ya tek bir amaç için dönmüştür. Hayatını geri alacak ve kalbini kıran adamdan yani eşi Malcolm’dan sonsuza kadar kurtulacaktır. Malcolm bu isteklerine kavuşabilmesi için ona bir teklifte bulunduğunda Sera hemen kabul eder: Genç kadın geleceğinin kontrolünü artık eline alacaktır ancak bunun için yerine geçecek yeni bir düşes bulması gerekir. Dükün, çok sevdiği karısını tekrar baştan çıkarmak ve onu hayatında kalmaya ikna etmek için sadece üç ayı vardır. Geçmişin gölgesi aralarında dururken, Malcolm karısına duyduğu büyük aşkı ispatlayabilecek midir? Kitabı zevkle bir solukta okudum. Ayrıca diğer bekar skandal kız kardeş Sesily ile Caleb’in de hikayesini çok merak ediyorum. Umarım bu ikilinin kitabını da çıkarır sevgili yazarımız.
Baskı: Yaşanacaksa Yaşanacak (Bevelstoke #2)
Mayıs ayının ilk kitabı ile geldim, geçen ay benim için verimli geçmemiş bir kitap ile kapatmıştım. Bu ay umarım eski tempomu yakalayabilirim. Yorumum için: https://birumuthayal.blogspot.com/2019/05/julia-quinn-yasanacaksa-yasanacak.html#more
Baskı: En Karanlık Yıldız
Nisan ayının ilk kitabı okuyalı ay olacak neredeyse ama iş, staj, okul derken ancak yeni yorum yapabildim. Ve bu ay ki değil birkaç yılın en kötü okuma ayı oldu benim için o kadar yani. Yazarın tüm kitaplarını çok ama çok aşırı tutkuyla okudum ve her yeni çıkan kitabını da aynı heyecanla, tutkuyla okuyorum. Lux serisinde çokça karşımıza çıkan ve fazlasıyla gizemli bulduğum Luc için ayrı bir seri yazmış kadın. Ve iyi de yapmış. Kısaca konusundan bahsedeyim; On yedi yaşındaki Evie Dasher, dünyalıların uzaylılarla savaşının yıkıcı sonuçlarını ilk elden biliyor. İnsanların ve Luxen’lerin özgürce buluşabildiği bir kulübe baskın düzenlendiğinde, Luxen olduğunu sandığı sıradışı yakışıklı Luc ile tanışıyor ama çok geçmeden Luc’un çok daha fazlası olduğunu anlıyor. Vakit geçirilecek bir kitaptı, zaten kadının yazdığı tüm kitapları okumam için ismi yetiyor.
Baskı: Sevda Yanığı
Mart ayının son kitabı ile geldim ama nasıl geldim hiç sormayın bu yoğunluğun içine ancak 7 kitap sığdırabildim. Yıllardır hiç bıkmadan usanmadan bir adamı sevmenin zorlu yollarından geçen Yasemin, dopdolu sevip, bomboş hayallerle tek başına kalmıştı. Sevilmekten ve sevmekten fazlasıyla uzak olan Okan’ın hayatında ise aşktan daha önemli şeyler vardı: İşi ve ailesi. Ve hayatındaki bu önemli şeylerin arasında hiçbir zaman Yasemin’in sevgisine yer yoktu. Yasemin ile Okan’ın aşkını okurken ikisine de çok ama çok kızdım. Yasemine kızdım; onu istemeyen adamı kendisine yaptığı kötülüklere rağmen hemen affetmesi ve yanında yer almasına çok kızdım. Okan’a ise bencilliğinden onu seven kızı düşünmeden kırıp dökmesi, dost bildiklerini umursamaması çok kızdırdı. Yani elinizde okuyacağınız kitap yoksa vakit geçirmek için okunabilir. Tabi bu süreçte gireceğiniz sinir harbini de başta hesaba katmanızı öneririm.
Baskı: Güller
Bu ay @biryazarbinokur ile birlikte bendenizin seçmiş olduğum yazar Leila Meacham’ı okuduk. Tabi bu ay okuma hızı başlarda iyi gitse de yine sekteye uğradı kitap neredeyse iki hafta boyunca benimle birlikte işe geldi tekrar katını açamadan eve geldi. Ama bu duruma bu haftasonu bir dur diyeyim artık dedim. Yazarın kitabını ilk kez okudum ama düzenli takip edeceğim bir yazar olacak gibi görülüyor. Etkileyici, duygusal, karakterlerin yaşadığı hüsran ve hayal kırıklığı dolu bir kitaptı. Geçmiş ve gelecek içi içe geçmiş etkileyici bir aşk ama daha çok hayat hikayesiydi. Teksas’ın en zengin üç ailesinin ve bu ailelerin çocuklarının 21. yüzyıla kadar uzanan duygu dolu, trajik öyküsü; zengin, yakışıklı ve güçlü Percy Warwick ile nefes kesen bir güzelliğe sahip Mary Toliver’ın sarsıcı aşk hikâyesinin içinde buldum kendimi bir anda. Yazarın kalemi çok akıcı ve kurgu da çok sağlamdı yalnız bazı yerlerde sıkılmadım dersem yalan olur. Kitap normalde 720 sayfa ama 600 sayfa olsa kafiydi bence. Yine de severek okudum. Bu türü sevenlere tavsiyemdir.
Baskı: Kış Masalı
Shakespeare Kardeşlerden sinema öğrencisi olan Kitty Shakespeare, iyi bir staj ayarlamak isterken kendini çocuk bakarken buluyor. Adam Klein, ünlü bir belgeselci. Los Angeles’ta ailesiyle arasında yaşanan sorun yüzünden inzivaya çekilmiş, ormandaki kulübesinde yaşıyor. Ailesinde uzak durmayı tercih ediyor. Kitty ile Adam’ın yolunu kesiştiren dadılık, ikisini de güzel bir aşka (daha çok gizli bir aşka diyebiliriz) yelken açmalarına vesile oluyor. Tabi bir hatayla masal gibi aşktan çıkıp gerçek hayatın içine düşüyorlar. İlk kitabı daha çok sevmiştim. Bu kitapta sorunlar ve gizlenen sırrın uzaması fazla geldi. Adam’ın yaşadığı travma ve onun etkileri daha çok kaplamış gibiydi kitabı o yüzden azıcık sıkıldım. Ama yine de kendini okuttu kitap.
Baskı: Yaz Gecesi Rüyası
Yazarın okuduğum ilk kitabı, Shakespeare Kardeşleri serisinin ilk kitabı. Kitap ilk başta seri adıyla ilgimi çekti; Shakespeare denilince akla ilk gelen İngiliz şair, oyun yazarı ve tiyatro oyuncusu olan W. Shakespeare oluyor. Yalnız kitabın onla alakası yok tabi. Shakespeare Kardeşlerinden biri olan Cesca Shakespeare, çocuk denebilecek yaşta yazdığı oyunla ödül almış, ama başrol oyuncusu daha basın gösteriminde oyunu terk edince oyunu kaldırılmış, yıllardır yazar tıkanıklığı yüzünden bir kelime dahi yazamıyor. Başarıdan başarıya koşan, her kadının hayallerini süsleyen, Hollywood’un yakışıklı üyesi Sam Carlton’un başından haliyle skandallar da eksik olmuyor. Ama son skandalı pek kaldırabileceği türden değil. Ve ikisinin de farklı amaçlarla gittiği Como Gölü kenarındaki muhteşem villa tamamen sürprizlerle dolu (ve bu sürprizleri merak ediyorsanız hepsi kitapta). Çok eğlenerek okudum, diğer kardeşlerin hikâyeleri de umarım tez vakitte çıkar.
Baskı: Cazi İfrite Karşı Kuşluk Vakti
Yazarın tüm basılı kitaplarını okuyup beğenmiş olmama rağmen, fantastik türde olan “Cazi” kitabı alırken tereddüt içindeydim. Ama işte o ama…. Normalde de fantastik türü okuyup seven biriyim ama bu kitap ayrı bir tat verdi. Kalıplaşan vampirler, kurtadamları, periler yoktu bu kitapta; bence daha bize özgü bir tür olmuştu. Cazi ve Atmaca.. Kardelen, ailesini trajik bir olay sonucu kaybedince, hiç gitmediği ama akrabalarının bulunduğu memleketi Rize’ye gitmek zorunda kalıyor. Ve işler daha da karışıyor. Kurgusunu anlatıp (ne kadar anlatmak için can atsam da) spoiler vermek istemiyorum. Ama şunu diyebilirim; tüm fantastikseverlere kesinlikle tavsiyemdir. Bu arada ben de serinin ikincisini (bağlantılı olacak sanırım ilk kitapla) beklemekteyim. Tez zamanda çıkması umuduyla. ----------------- Bir sır var ve siz o sırrın ne kadarına dâhil olduğunuzu bilmiyorsunuz. Bir sır var ve o sırrı nasıl çözeceğinizi bilmiyorsunuz. Ve bir sır var ki öğrendiğiniz de hayatınızı nasıl alt üst edeceğini, bir daha asla eskisi gibi olamayacağınızı bilemiyorsunuz.
Baskı: Ben İyi Bir Kızdım
Hız kesmeden kitaplarını severek okuduğum yazarımız Selvi Atıcı’nın yeni çıkan kitabıyla geldim. Yine soluksuz okuyacağımız bir kurgu ve diğer kitaplarına göre daha fazla aksiyon vardı bu kitapta. İleride doktor olmayı hayal eden Elif’in ummadık bir anda kendisinin henüz tatmadığı duyguları hissettiren ve bunun acemiliğiyle attığı yanlış adımları ve her yıkılışında daha güçlü bir şekilde ayağı kalkışını okuyoruz. Umudunun tükendiği anda ise bir anda karşısına çıkan grubun daha çok kötülük mü yoksa özgürlüğü mü temsil edeceğini okuyup; Elif ile birlikte bir bilinmezlikte sürüklenip Elif’e zaman zaman üzüldüm, yeri geldiğinde ise hayran kaldım. Muhteşem bir kurguydu. --------------------------------- Bir eliyle kendi yüzünü işaret ederek, “Fena dağıtmışlar!” dedi. Buz gibi bir sesle, “Öyle,” dedim. Yanımdaki keş olduğunu düşündüğüm çocuk bana baktı. “Gözlük taksaydın bari!” Sinirle, “Sen o kafayla beni görebiliyor musun?” diye sordum. Arabanın içinde bir gümbürtü koptu. Seslerini koyuverip kahkaha atmaya başladılar. “Şimdi biraz kıpraşıyorsun, ama yarım saat sonra çok net görürüm. Endişelenme!” Sırıtıyordu.
Baskı: Kanın Büyüsü
Mart ayına Türk yazarlardan fantastik türde kalemini çok beğendiğim sevgili yazarımız Büşra Toraman’ın kitabıyla başladım. Serinin ikinci kitabı öyle bir sonla bitmişti ki devam kitabını sabırsızlıkla bekliyordum ve çıktığı gibi de vakit kaybetmeden alıp okudum. Ve yine harikalar yaratmış. Ayrıca bu seriyi ilk kez wattpad platformunda okuyan biri olarak kurguya eklemeler olmuş daha genişletilip, zenginleştirilmiş. İçeriğini anlatıp spoiler vermeyeyim, yalnız şu kadarını söyleyeyim yine öyle bir yerde bitti ki şimdiden beklemeye başladım serinin devam kitabını. ------------------- Dawson, Ada’nın ne kadar şaşkın göründüğünü fark ettiğinde, “Ne düşünüyorsun?” diye sordu. “Anlamıyorum,” dedi Ada sessizce. Sesi daha yüksek çıkmayı başaramamış gibiydi. “Nasıl olur da bana hiç sıradan bakmazsın, bıkkınlıkla ya da alışılmışlıkla. Her bakışın, beynimde hissettiğim her düşüncen hiç azalmıyor, hiç sıradan olmuyor.” “Aynısı senin için de geçerli değil mi?” dedi Dawson, Ada’nın saçlarına dokunarak onları önüne doğru alırken. “Beni gördüğünde bakışların üzerime takılmıyor mu? Ya da her hücrene varana kadar yaşadığını hissetmiyor musun?” “Birini bu kadar sevebilmek mümkün mü sahiden?”
Baskı: Dokunmadan
Bu ay @biryazarbinokur ile birlikte @karinca_okur un seçmiş olduğu yazar Nermin Yıldırım’ı okuyoruz. Bu vesileyle yazarın kalemiyle tanıştım. Yazarın okuduğum ilk kitabı “Dokunmadan”; tekil kişi anlatımından ve daha çok başkarakterin iç dünyasının melankolik havasından dolayı başlarda konuyu anlamakta zorluk çektim ama ilerledikçe konu beni o kadar içine çekti ki nasıl bitti anlamadım. Adalet, yirmi dokuz yaşında genç bir kadın. Hayata ve insanlara dokunmadan, ne mutlu ne mutsuz, öylesine yaşayıp gitmektedir. Ta ki doktoru, ölümcül bir hastalığa yakalandığını söyleyene dek... Hastalığı için kendini suçlayan Adalet, hayatını didik didik ederek, ilk günahını, masumiyetini kaybettiği ilk gerçek suçunu bulmaya çabalar. Bu uğurda çıktığı yolda kendiyle de, içinde yaşadığı ülkeyle de yeniden tanışacaktır. Bu süreçte iç dünyasında çıktığı yolculuktaki çalkantılı duygu geçişleri okurken şahsen beni bile çok yordu Adalet yaşarken nasıl başa çıksın yani anlıyorum. Kendi duygularıyla geçmişe yolculuk yaptığı sırada Adalet, kısa süreli de olsa aşkı , sevmeyi – sevilmeyi tadıyor. Kitabın finali ise beni tatmin etmedi, çok çabuk oldu bitti herşey. ------------------------------ Hayatı boyunca hep yanlış yapıp sonra da ıstırap duymuş biri olarak, doğruyu aramak mühimdi benim için. Herkesin kendine göre nedenler uğruna endişelenmeye hakkı vardı.
Baskı: Ahmaklar Şöleni (Morganville Vampirleri #4)
Çok ama çok ara verdikten sonra eski tempoma dönmek için harekete geçtim. Kitap uzun bir süre elimde süründü resmen. Ama başladıktan sonra da su gibi akıp gitti; demek ki asıl iş başlama kısmıymış. Serinin dördüncü kitabında; Amelia’nın babası Bay Bishop’ın ziyareti ile Morganville Kasabası fazlasıyla hareketleniyor. En kıdemli bir vampir olan Bishop, bir şeylerin peşindeydi. Kesin, ama neyin? Claire, Bay Bishop’ın şeytani tuzağını, şöleni andıran dev bir baloda fark edecekti. Bu adamın kasabada yaşayan ölümlü ve ölümsüz halk için ürkütücü planları vardı. Tabii yoluna çıkan olmazsa. Bishop kitaba fazlasıyla renk getirmiş(vahşice de olsa) Ama bana nedense serinin daha 4 kitabını okudum ama olaylar birbirinin tekrarı gibi gelmeye başladı. Açıkçası devamını okumak hiç ilgimi çekmemeye başladı kalmadı hiç
Baskı: Geceyarısı Çıkmazı (Morganville Vampirleri #3)
Uzun ama çok uzun bir süredir (tabi benim için uzun) kitap okuyamadım. Ve en son okuduğum kitabın yorumunu da geciktirdim. İş yoğunluğu, staj haftası derken birde sağlık sorunları çıkınca şubat kitap okumak açısında pek istediğim gibi gitmiyor maalesef. Serinin üçüncü kitabı da aynı hızla soluksuz bir şekilde okundu ve yorumumu geç yapmamı saymazsak bitti. Morganville Kasabasında Claire sayesinde ölümlülerle ölümsüzlerin imzaladığı ateşkeş bir süreliğine de olsa güvenliği sağlamıştı. Ama tekrar insanların ölmeye başlaması, sapığın tekinin Claire’in pesine düşmesi işleri daha da karıştırdı. Yine kitap doludoluydu. Ve final kısmı Amelia’dan daha psikopat birinin Morganville Kasabasına geldiğinin işaretini verdi. İnşallah en kısa sürede serinin dördüncü kitabına başlayacağım (tam tarih veremesem de).
Baskı: Ölü Kızın Dansı (Morganville Vampirleri #2)
Serinin ikinci kitabıyla geldim. Heyecanın giderek arttığı, Claire Danvers ve arkadaşlarının yeni maceralarına konuk oluyoruz. İlk kitap Shane Collins’in psikopat babasının motorcu çetesiyle birlikte ortaya çıkıp büyük bir kaos yaratmasıyla bitmişti. Ve ikinci kitap kaldı yerden aynı hızla devam ediyor.. Shane’in geçmişini ve ailesi hakkındaki gerçekleri öğreniyoruz Babası ve arkadaşları arasında kalan Shane’in yanlış yola sapacağı konusunda endişelerim vardı. Bir yandan arkadaşlarının hayatını kurtarmak isterken diğer yandan da psikopat babasının kaybetmemek için çabalayan Shane’i, Claire ve arkadaşları yalnız bırakmadı ve bazı önemli karalar alıp geri dönülmez yola girdiler. Kitap yine tüm akıcılığıyla ve aksiyonun, heyecanın giderek artmasıyla bir solukta bitti; şimdi üçüncüsüne başlayacağım ara vermeden.
Baskı: Avukat Sindirella
Bir haftadır yoğunluğumdan dolayı elime hiç kitap alamadım o yüzden şubat ayının ilk kitabını romantik komedi türünden seçtim. Şirin Elem, stajyerlik hayatına sürprizlerle başlıyor. Stilettoları ve süslü giyiminden vazgeçemeyen Şirin avukat Melih Cevdet Karaca’nın yanında stajyerliğe başlayarak vazgeçemediği kıyafetlerine veda etmek zorunda kalıyor. Şirin’in sakarlıklarını, gerginken lüzumsuz yere çok konuşmasını, ikizlerle diyaloglarını, vazgeçemediği topuklularla işi için yol çamur demeden koşturmasını, bitter gözlü kraliçe torununa hissettiği duygularını ve Melih Cevdet’in sevimli kıskançlıklarını okurken çok eğlendim. ---------------------- “Israrla neden oraya uzandığını öğrenebilir miyim Şirin?” Sesinin sert ve keskin oluşu disiplinli halini anımsatıyor. Çekinerek saçlarımı yüzümden çekip ona bakıyorum. Ama bu cidden adaletsizlik! Bu kadar yakından yüzüne bakıyor olmam kalbimi nasıl zor durumda bırakıyor biliyor musun? Sanmıyorum. “Çünkü rafları düzeltiyorum ve o kitabı bıraksaydım içim rahat etmezdi.” Takıntılı bir insan olmanın nelere sebep olduğuna şahit oldunuz mu? “Bana söylemek çok zor olurdu, haklısın.” Diyor hafif bir imayla. --------------------- “Bizi kandırmaya çalışma teyze,” araya giren Öykü oluyor tüm cadılığıyla. “Sizin sevgili olduğunuzu biliyoruz.” “Size her şeyi bilmeyi yasaklıyorum ama artık.” Sahte bir serzenişle her ikisine sırayla gözlerimi kısarak bakıyorum. “Üzgünüm teyze,” diyor yaramazca sırıtan Öykü. “Bunu bilerek yapmıyoruz.”
Baskı: Usta
Yazarın kalemine hayranımm, yine nakış gibi işlemiş tüm duyguları. Şu an yorum yaparken o kadar zorlanıyorum ki neyi nasıl anlatayım okurken hissettiğim duyguları anlatacak kelimeler sanki yetersiz geliyor. Kısaca konusundan bahsedeyim Tahir namıdeğer Usta, 17 yaşında yaşadığı ağır bir olay sonucu yıllarını hapiste geçiriyor ve orada sabrı öğrenip tespih yapmaya başlıyor. Artık tespih ustası olarak anılan Tahir, geride kalan tek ailesine kavuşurken; hayat bu sefer Tahir’e sürpriz yaparak kehribar gözlü aşkı karşısına çıkartıyor. Kitapla birlikte tespihe bakış çok ama çok değişti. Ve Kutsal ile Amber kitabın sonunda sanki göz kırptılar bize; çok güzel seven adamların çocuklarının hikayesini şimdiden merakla beklemeye başladım. ------------------------ “Elbette ama o soruyu soracaksın bana Tahir. Hiçbirini sorma ama imameyi sor bana, şerefimi sor.” Tahir anlamaz bakışlarla baktı karşısındaki adama. “Sor Tahir! Sor ki kaybettiğim şerefimi senin güzel gönlüne kondurduğum izle geri kazandığımı söyleyebileyim sana. Sor ki şerefimin gözlerinin içine bakarak takayım tespihi bileğime.” “Tespihin imamesi şerefidir, kimdir senin imamen?” diye sordu Tahir titrekçe. “Sensin Tahir!” dedi İrfan yüce dağlardan gürüldeyen çağlayanlar gibi güçlü sesiyle.
Baskı: Merhametli Gerçek
Yazarı, Mercy Kilpatrick serisinin ilk kitabıyla tanıdım ve ondan sonra da takibime girdi. Serinin ilk kitabında; bir FBA ajanı olan Mercy yıllar sonra terk edip gittiği kasabasına geri dönmesiyle olaylar cinayetler, filizlenen duygular başlıyor. Yorumum için : https://birumuthayal.blogspot.com/2019/01/kendra-elliot-merhametli-gercek.html#more
Baskı: Karanlıklar Dükü (Maiden Lane #6)
Yazarın kitabını bir şevkle okudum okumasına , çook da beğendim de ve her güzel bir şeyin sonu olduğu gibi bu güzel kitap da üzülerek söylüyorum bittiii. Serinin yedinci kitabının da çıkmasını beklerken herhalde bir iki yıl daha geçer. Yorumumun devamı için: https://birumuthayal.blogspot.com/2019/01/elizabeth-hoyt-karanlklar-duku.html#more
Baskı: Ada - Sensiz Geçen Yıllarım
Ada, beş yaşındayken annesini ve babasını kaybederken büyük bir yalnızlığa ilk adımını attı. Hor görüldü, ezildi ve o süreçte ona el uzatan ezenler karşı elinden geldiğince korumaya çalışan kahramanına aşık oldu. İmkansız bir aşk.. Tabi günü geldiğinde asıl darbeyi o zamana kadar kendisini koruyacak kişiden geleceğini bilemedi. Ada yalnızlığını, acısını, aşkını defterlere yazarak içindeki sessizliği, kimsesizliği doldurmaya çalışıyor. Ada’nın kırgınlıkları, hayal kırıklıkları, bir aileye duyduğu özlem çok güzel aktarılmış. Ve ben Ada’ya hayran kaldım son aldığı darbeden sonra küllerinden doğan anka kuşu misali bambaşka bir Ada, daha güçlü, isteklerine öncelik veren, kendini ezdirmeyen ve sevdikleri için fedakar bir Ada doğuyor. Yankı ile Ada’yı çok sevdim ben tabi en çok Anıl Yankı’yı sevdim. Yankı’ya Ada’ya yaşattıkları için kızdım, bu kadar kör olduğu için kızdım, ve içindeki ikileme söküp atamadığı acıya üzüldüm aynı zamanda da başı sıkışan birini gördüğünde yardıma koşmasına hayran kaldım. Ada’ya yaşadıkları için üzüldüm ama sonra dimdik ayağa kalkıp güçlü bir Ada olarak devam etmesine hayran kaldım. ------------------- “Yaşamda seyirci olma Ada, oyuncu ol. Mutlu olanlar oyunculardır. Seyirciler sadece başkalarının mutluluğuna bakarlar. Bunu sakın unutma.”
Baskı: Yankı - Sensiz Geçen Yıllarım
Kitabı elime alalı daha bir gün oldu ve Yankı ile Ada’nın hikayesini o kadar merak ediyordum ki; tasarladığım okuma listemin sırasını bozup en başa yerleştirdim kitabı. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki kitap kapakları resmen beni al ve huzur bul diyor o kadar canlı baktıkça bakasım geliyor. devamı için: https://birumuthayal.blogspot.com/2019/01/aysegul-cicekoglu-sensiz-gecen-yllarm.html#more
Baskı: Fırtınaya Tutulmak
Kitap elimde üç – dört gün süründü. Çok sıkıldım okurken ama serinin ilk kitabını okuyalı yıllar geçmiş olması nedeniyle normal diyorum artık. Serinin ilk kitabında Tru Bennet ile rock yıldızı Jake Wethers’in sorunlu, inişli çıkışlı ve tutkulu ilişkilerini okuduk. Tru Bennett imkansızı başardı ve rock yıldızı kötü çocuk Jake Wethers'in kalbini ele geçirdi. Şimdi düğünlerini planlamakla ve Amerika'da birlikte yaşayacakları yeni hayatı organize etmekle uğraşıyorlardı. Açgözlü müzik tutkunları, acımasız paparazzi ve Jake'in vahşi geçmişi ve daha da kötüsü, Jake’in çocuk istemediğini kırıcı bir şekilde ifade etmesi ilişkilerinde sorunlara neden olana kadar. Birlikte, beraberinde yıkımı getirecek krizlerle savaştılar, herşeyin yok olması tehdidine göğüs gerdiler. Acaba aşk tüm bu engelleri aşmaya yetecek midir? Peki sonsuza dek mutlu olacaklar mıydı? Hepsi kitapta…
Baskı: Kardeşimin Hikayesi
Nasıl başlasam ne anlatsam bilemedim. Yazarın kitaplarını bilsem de görsem de şu ana kadar alıp okumaya cesaret edememiştim. İlk defa instagramda blog turunda aktif olarak yer alarak önceden okumadığım, cesaret edemediğim yazarların kalemiyle tanışmış oluyorum. Her ay bir arkadaşımızın seçtiği yazardan kendi istediğimiz bir kitabı okuyoruz. @biryazarbinokur grubu ile birlikte bu ay @kahve_kitap_aski arkadaşımızın seçtiği Zülfü Livaneli kitabını okuyoruz. Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlıyor her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikaye, daha doğrusu hikâye içinde hikaye de böylece başlıyor. Modern bir Binbir Gece Masalı'nın kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir. Kitabın içinde polisiye, cinayet, aşk ve gizem hepsinden vardı. Kurgu çok farklıydı ve açıkçası öyle bir son aklıma bile gelemeyecek şekilde beni şaşırttı ve etkiledi. #alıntı Bu tepeden Karadeniz’in bir insan gibi değişeni kılıktan kılığa giren hallerini izlemeye gelirdim. Bazen öfkelenir, bitmek bilmeyen bir enerjiyle sahildeki kayalıklara kafa atardı, bazen kıyı çizgisini diliyle nazlı nazlı yalardı, ender olarak da bir göl gibi kıpırtısız kalır, içine kapanırdı. Karadeniz’i bir roman kahramanı gibi ruhsal gelgitleri, öfkeleri, sevdaları, umutları ve mutsuzluklarıyla tanımayı öğrenmiştim. #alıntı “Benim için hayat bir roman, herkes de roman kahramanı.”
Baskı: Eşsiz
Ne desem nasıl başlasam hiç ama hiç bilmiyorum. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki kitap ilk çıktığında (zaten yeni bir kitap) iç açıcı kapağı ile ilgimi çekti; yalnız wattpadde yayınladığı hikâyeleri okumadığımdan dolayı alıp almama gibi çelişkide kaldım uzun bir süre. Ve şu an yorum yaptığıma göre aldığımı da anlamışsınızdır. Ama kitabı okuduğum her sayfada karakterler kızmakla o kadar meşguldüm ki nasıl okudum nasıl bitti anlamadım. Bazı kelimelerin sürekli tekrarlamasını geçtim artık. Çakıl’ın anne ve babasına ebeveynlikten sınıfta kaldıkları için, Çakıl’a çok pasif olduğu, sadece inanmak istediklerine inandığı için, Kaan’a ise ne kadar ruhsuz, duygusuz (daha da sayıyorum ama içimden) olduğu için kitabı okurken öfke patlaması yaşadım. Ailesinin boşanması sonucu babasıyla yaşamaya başlayan Çakıl, sevgisizliğin içinde babasının katı kuralları çevresinde kalbinde 6 yıldır sadece uzaktan izlediği adını bile bilmediği bir çocuğa karşı platonik duygular besliyor. Tabi yıllar sonra yeni başladığı okulda malum şahısla karşılaşınca işler ondan sonra benim için çığrından çıktı. Kaan, daha ne yapabilir Çakıl’a dediğim anda öyle bir şey yaptı kiiii, okurken hissettiklerimi nasıl anlatsam boşşş hala düşündükçe sinirleniyorum. Daha fazla anlatarak ne ben spoi vereyim ne de öfkemi kusayım. Kitapta bir Arda’yı sevdim doğruya doğru.