*hatice*
@*hatice*

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Uykusuzlar
8/1027.06.2015

Baskı: Uykusuzlar

İnci Aral'dan okuduğum ilk kitaptı. Dili hem edebi hem de akıcı. Çoğu yazar bunu gerçekleştirmeye çalışırken ağdalı bir üslupta kayboluyor maalesef ama İnci Hanım akıcılık konusunda başarılı. Bir dönemin aynası gibi olmuş kitap. Siyasi sebeplerden hapiste yatanlar, parçalanan aileler, çekilen acılar... Özellikle "Kıyıda" öyküsünü beğendim.

Baskı: Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları: Su

Buket Uzuner'in yeni kitabı "Toprak" çıkınca, serinin birinci kitabını tez elden okuyup ikinciye geçeyim bari diye düşündüm ama kararımdan caymış durumdayım. Çünkü yazarın dili bana hiç çekici gelmedi. Örneğin, "handiyse" kelimesini o kadar sık kullanmış ki, üşenmeyip sayacaktım neredeyse. Mezhep konusu yüzünden ayrılan aşıklar, kadın hakları, hayvan sevgisi, aile ilişkileri vs. konularda verilmek istenen mesajlar var ve bunlar kitaba iyice yedirilememiş maalesef. Konu ilginç, Defne'ye ne olduğunu merak ediyorsunuz, olanlar kitabın sonuna doğru netleşiyor. Hele sondaki olay pek fenaydı, Toprak'ta devamı gelecektir muhtemelen ama biraz başka denizlere yelken açmam lazım sanırım.

Ağrıdağı Efsanesi
7/1026.05.2015

Baskı: Ağrı Dağı Efsanesi

Yaşar Kemal, eserlerini okumayı ertelediğim bir yazardı. İsmini duyunca birçok kişi saygı duruşuna geçiyor, bu yüzden beklentim yüksekti ancak kitaplarının konuları itibariyle pek de ilgimi çektiği söylenemez. Yine de bir eserini okumak istedim. Ağrıdağı Efsanesi de hem kısa olması hem de ünü nedeniyle seçtiğim kitap oldu. Kitap, kısa bir masal. Yörenin tasviri çok güzel yapılmıştı. En sevdiğim karakter Memo'ydu. O nasıl güzel sevmekti öyle. İçim acıdı resmen olanlara. İkinci azap da Gülbahar için yazılmıştı. Kitabın sonunda şaştım kaldım. Böylesine güzel bir masal için bu fazla gerçekçi sonu beklemiyordum. Gerçi zaten Ahmet'in başkaldırışının sebebi hak aramak değil, geleneğe ve töreye bağlılıydı. Kitabın sonunu da bu bağlılık belirledi. Yazık oldu gerçekten.

Bakele
8/1023.05.2015

Baskı: Bakele

Son zamanlarda okuduğum en iyi öykü kitabıydı. Kâh duygulandım, kâh güldüm. Olayları anlatan kişinin Hülya karakteriyle birlikte yaşadıklarını, Hülya'yı anlatış şeklini okumak zevkliydi. Hele "Azmin Zaferi" adlı hikayeye bayıldım. "İkinci Şık", "Kadın Gibi", "Gözünün İçindekini Göremezsin" de pek güzeldi. Hatta hikayelerin tamamı pek güzeldi. Sezgin Kaymaz'ın diğer eserlerini de okumak istiyorum. Yeni bir favori yazar kazanacağım galiba.

Bir Noel Şarkısı
8/1021.05.2015

Baskı: Bir Noel Şarkısı

İngiliz Edebiyatı'nı ve onun en önemli temsilcilerinden Charles Dickens'ı pek severim. Bu onun okuduğum üçüncü kitabı ve her biri de ayrı güzeldi. Yılın en sevdiğim zamanı yılbaşı vaktidir. İşte fazla çalışmaktan belimiz bükülse ve bir şey anlamasak da, o ruha bürünmek yeterli oluyor. Kitapta da yılbaşı zamanı (Noel) fondaydı. Onca yoksulluk içinde mutlu olmayı başarabilen insanlar bana da yaşama sevinci aşıladı. Hikayeyi daha önceden bildiğimden pek bir sürprizle karşılaşmadım. Scrooge gibi paragöz, bencil, sevgisiz birinin yola gelişini adım adım okumak keyifliydi.

Yaz Üçgeni
7/1019.05.2015

Baskı: Yaz Üçgeni

Kitabın başkahramanı, kaymak tabakadan bir ailenin üyesi olan Barış. Kendisi yirmili yaşlarının sonlarında, yalnız yaşıyor. İyi bir eğitim almış, kültürlü biri. Ailesiyle arası çok iyi sayılmaz, babasının şarap üretme işine dahil olmak istemiyor. Kendisi bir dergide çalışıyor ama aile işine girmemesine rağmen onlardan gelen paraya da hayır demiyor. Barış adlı arkadaş çok da şanslıydı bu arada. Göz kamaştırıcı bir kariyeri olmamasına rağmen hem Umberto Eco'yla, hem de Paul Auster'la röportaj yapıp onlara kendisini sevdiriyor hem de iş yerindeki düşmanlarını çatır çatır çatlatıyor. Kitaptaki olaylar üçüncü ağızdan anlatılmış ama sanki yaşananları Barış anlatıyor gibiydi. Diğer karakterlerin ne düşündüğünü ve hissettiğini kısmen öğrenebildik. Zaten çok ilgi çekici bir karakter de yoktu. Hatta hemen hepsi itici kişilerdi. Hele Melis! Doğrusu Barış'la beraber olmaya başladıklarında “Tencere yuvarlandı, kapağını buldu” dedim. Ama heyhat! Barış'ın ne istediğini bilmeyen, bağlanma sorunu yaşayan biri olmasından mütevellit olaylar çok başka yönlere ilerledi. İris, Sezen, Deniz...ve tabi Hale....Barış'ın kafasında sürekli dolanıp duran düşünceler... Kendisini her boşlukta hissedişinde intiharı düşünmesi...Kitabın sonuna doğru su gibi tükettiği içkiler yüzünden hasta olup öleceğini düşündüm kendisinin. Kitabı okurken, bir sanat filmi izler gibiydim. Edebi referanslar, Fransızca dizeler, şairlere ve yazarlara göndermeler havada uçuşuyordu. Daha önce adını duymadığım eserler vardı satırlarda, onları araştırdım. Özellikle klasik müzik dağarcığıma katkısı oldu bu durumun. Okuması kolay, sade bir romandı.

Baskı: Martı Jonathan Livingston

Bu kitabı ilk okuyuşumun üzerinden seneler geçti. İsminden ve Martı Jonathan'ın özgürlük tutkusundan başka her şeyi unutmuşum. Yeniden okumak iyi geldi doğrusu. Hiçbir zaman Jonathan Livingston kadar cesur olamayacağım ama bu ona özendiğim gerçeğini değiştirmiyor.

Düşüş
7/1006.05.2015

Baskı: Düşüş

İlk defa bir Albert Camus eseri okudum. Kitabın bu kadar felsefi olduğunu bilsem okumaya başlar mıydım, bilmiyorum. Kitap, bir avukatın ağzından yazılmış. Avukat, insanlarla ilgili gözlemlerini, kendi yaptığı hataları, iniş - çıkışlarını anlatıyor bir yabancıya. Daha önce, bu tarzda yazılan bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Değişik bir tecrübeydi. Yazarın gerçekçiliğini ve analizlerini beğendim. Sevdiğim birkaç alıntı ; "Doğru, ışık gibi kör eder. Yalansa, tersine, her nesneyi değerlendiren güzel bir alacakaranlıktır." "Eğer intihar edebilsem de sonra suratlarını görebilseydim, o zaman, ürküttüğüm kurbağaya değerdi. Ama yeryüzü karanlıktır, aziz dostum, tahta kalın, kefen ışık geçirmez." "İnsanlar gösterdiğiniz nedenlere, içtenliğinize ve acılarınızın ağırlığına ancak siz öldüğünüzde inanırlar."

Baskı: Ruhundaki Zehirle Yüzleş

Tess Gerritsen, eserlerini sevdiğim bir yazar. Adli tıpla gerilimi iyi harmanlayıp, fazla kafa yormayan, yer yer esprili kitaplar yazıyor. Ruhundaki Zehirle Yüzleş'te uyuşturucu konusunu ele alırken, politikacıların ve para babalarının ne kadar iki yüzlü olduklarından da dem vurmuş. Hikayenin geçtiği bölgedeki fakir mahallede meydana gelen ölümleri yine o mahalleden çıkıp da kendini kurtaran Kat dışında kimse umursamadı. Kat sevdiğim bir karakter oldu. İnatçı, esprili, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kadın. O kadar tehdide boyun eğmeden olayı araştırmaya devam etti. Esas oğlan Adam'ı da sevdim. Hikayedeki diğer zenginlerin aksine alçak gönüllü ve içtendi. Üvey kızına olan sevgisi ve korumacılığı da hoştu. Suçluya gelince...Hangi gruptan olduğunu tahmin etmek zor olmadı çünkü kitap boyunca ipuçları verildi ama bizzat kimin olduğunu çözememiştim. Beni asıl sinir edense, çıkarlar uğruna olanlara göz yumulmasıydı.

Sırça Fanus
9/1028.04.2015

Baskı: Sırça Fanus

Bu kitap için ne yazsam bilemedim. Yavaş ve sindirerek okuduğum bir yapıt oldu. Esther gibi ben de “Sırça Fanus”u zaman zaman tepemde hissederim. Bazen etrafınızda sizi anlayan kimse olmaz. Her şeyden vazgeçmek istersiniz ve bu durum, intihar etme isteğiyle tezahür eder. O “kaçınılmaz son”un akabinde neyle karşılaşacağımızın bilinmezliği ya da sevdiklerimize olan düşkünlüğümüz, belki de kaybettiğimizi sandığımız “umut” bizi durdurur. Esther'le birlikte her hayal kırıklığında benim de yüreğim burkuldu. Hele hastanedeki günlerinden, etrafındaki onu bir türlü anlayamayan insanlardan, o berbat şok tedavilerinden onu kurtarmak istedim. Şüphesiz beni daha da etkileyen, Esther'in yaşadıklarının, Plath'in gerçek hayatta başına gelenlerden esinlenilmiş olmasıydı. Bu çaresizliğin bir benzeri Plath'i felakete sürükledi. Cümlelerimi, kitabı en iyi özetleyen alıntıyla bitireyim; “Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkılıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir rüyadır.” Sırça Fanus/ Sayfa 244.

Özgürlük Tuzağı
6/1028.04.2015

Baskı: Özgürlük Tuzağı

Özgürlük Tuzağı, Osman Aysu'dan okuduğum ilk kitaptı. Kitabın dili akıcıydı ama bazı yerlerde tekrarlamalar ve çok fazla Osmanlıca kelime vardı. Konuşmalar, bazı yerlerde ABD aksiyon filmlerindeki replikler gibiyken, bazı yerlerde de Divan Edebiyatı'ndan bir eser okuyor gibi hissettim. Kısacası, dil bakımından istikrar sağlayamamış yazar. Olayların gidişatına gelince...Katilin ya da katillerin kim olduğunu tahmin etmekte zorlanmadım ancak en sondaki o bölüme gerek var mıydı acaba? Pek de inandırıcı değildi. Bir insan, intikam için böyle bir riski göze alır mı ki?

Baskı: Doğu Ekspresinde Cinayet

Polisiye okumayı severim, Christie de bu işin ustalarındandır ancak bu kitabın sonu beni pek tatmin etmedi. "Bu kadar da olmaz" dedim. Anlatım akıcıydı, olaylar zekice kurgulanmıştı fakat keşke gidişat farklı olsaydı, inandırıcılıktan uzaktı bence. Suçlular hakkında Poirot'nun son bölümde verdiği karar beni ikilemde bıraktı yalnız. O bölüm, insan doğası ve adalet konusunda okuyucuya "Siz olsanız ne yapardınız?" sorusunu sordurtuyor. Ben de Poirot'nun verdiği kararı verirdim belki de. Poirot'yu ister istemez Sherlock'la karşılaştırdım. Şimdilik Sherlock önde :)

Büyük Umutlar
9/1023.04.2015

Baskı: Büyük Umutlar

Bu kitabı okuyalı seneler oldu ama tadı damağımda kaldı. İngiliz Edebiyatı'nın başyapıtlarından, harika bir eser. Yakın zamanda tekrar okumak istiyorum.

Annem ve Ben ve Annem
8/1022.04.2015

Baskı: Annem ve Ben ve Annem

Çok özyaşam öyküsü okuyan biri değilim ama bu kitap, yazarı nedeniyle beni kendisine çekti. Güçlü kadın figürlerin hayatları hep ilgimi çekmiştir, Maya Angelou da onlardan biri. Anlattıklarına bakınca, kadın olmak zaten zormuş, siyahi bir kadın olmak daha da zormuş o yıllarda Amerika'da. Annesiyle olan ilişkisi de hayli dalgalı ama birbirlerine olan sevgi ve bağlılıklarını da hissedebiliyorsunuz. Her iki kadın da herkesin dayanamayacağı şeyler yaşamış ama dimdik ayakta kalmışlar. Angelou'nun anlatımı da çok güzeldi bu arada.

Simyacı
6/1021.04.2015

Baskı: Simyacı

Bu kitabı, arkadaşımın ısrarıyla okudum ve çok da beğenmedim. Başkahraman, kendi "kişisel menkıbesi"ni yaşarken, ben sıkıntıdan patlamak üzereydim.

Aldatmak
6/1021.04.2015

Baskı: Aldatmak

Aldatmak, Coelho'nun okuduğum ilk kitabıydı. Anlatım akıcıydı, hızlı bir şekilde bitirdim. Ne var ki, bu kitap ne anlatmak istemiş anlamadım. Başkahraman, Cenevre gibi sayılı zengin şehirlerden birinde oturan, iyi bir çevresi ve ailesi olan saygın bir kadın. Sağlığı yerinde, parası var ama huzuru yok. Bu huzursuzluk, olmadık işlere bulaşmasına neden oldu. Çok saçma davrandı bence, bir türlü empati kuramadım baş karakterle. Kitabın sonunu da pek beğenmedim açıkçası.

Baskı: Bilinmeyen Adanın Öyküsü

Masalsı anlatımıyla ve verdiği mesajlarla harika bir kitaptı. Kısacık bir yapıt ama bazı kısımları anlayamadığım için iki kere okumak zorunda kaldım ve bu da bitirme süremi uzattı. Durumun sebebi de yazarın noktalama işaretlerini kullanmada cimri davranmasıydı. Meğer bu, Saramago'nun tarzıymış. Yazarın Körlük kitabını da çok merak ediyordum ama sırf bu durum yüzünden okumayı erteledim.

Baskı: Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları

Kitap su gibi aktı resmen. Dört dostunun da Tsukuru'ya birden bire sırt çevirmelerinin ve bu konuda hiçbir açıklama yapmamalarının nedenini kitabın sonlarına doğru öğreniyorsunuz. Bu sırada da birden bire yalnız bırakılmanın insana neler yapabileceğini, yılların kişilerden, dostluklardan neler alıp götürdüğünü okuyorsunuz. Kitabı okurken faydalı bilgiler de öğrendim, müzik dağarcığıma yeni eserler katıldı ve Tsukuru kahve içtikçe benim de içesim geldi.

Baskı: İki Şiirin Arasında

Yekta Kopan, eskiden programını takip ettiğim bir ekran yüzüydü, seslendirmen olarak da çok başarılıdır ama yazarlığı nasıldır bilmezdim. İki Şiirin Arasında ile ilk denememi yaptım ve çağdaşları arasında öne çıkan bir isim olduğu sonucuna vardım. Dili gayet akıcı, ağdalı ve zorlama bir üslubu yok. Kitapta en çok "İki Şiirin Arasında", "Daha Önce Tanışmış mıydık?" ve "Şerbetçi" öykülerini beğendim.

Yaza Yolculuk
8/1021.04.2015

Baskı: Yaza Yolculuk

Kitap kısa ama içi dolu dolu. Uyar'ın Türkçe'yi kullanışını beğendim, hatta tarzını biraz Tezer Özlü'nün tarzına benzettim. Yalın cümlelerle anlatmak istediklerini çok güzel aktarmış okuyucuya. Başka yerde duymadığım sözcükler de gördüm kitapta. "Belirtge" "çekelemek" ve "bungunluk" kelimeleri de dağarcığıma katılmış oldu. Kitapta en çok, "Küçük Kötülükler" ve "Kedibalı" öykülerini beğendim. Yazarın diğer kitaplarını da en kısa zamanda okumak istiyorum.

Geri Dönenler
6/1020.04.2015

Baskı: Geri Dönenler

Ortalama bir kitaptı. Filmlerde gördüğümüz tipik bir ABD kasabasını zombiler için bir karantina alanına çevirirlerse neler oluru anlatıyordu kitap. Lucille ve Harold çiftine bayıldım, pek tatlılardı. Birbirine zıt karakterli iki kişi nasıl bir araya gelmiş de, evliliklerini bunca yıl sürdürmüş hayret ediyor insan. Sevgi her şeye kadir sanırım. Gerçek dünyada da, birden bire ölen insanlar geri dönmeye başlasa ve bu durum, kontrol edilemez hale gelse, kitapta yaşanan kaosun çok daha şiddetlisi olurdu sanırım. Bu gerçekçiliği sevdim doğrusu. Yalnız aralarda geri dönenlerin kısa hikayelerinin anlatıldığı yerlerde biraz sıkıldım.

Trendeki Kız
7/1020.04.2015

Baskı: Trendeki Kız

Gerilim türünün iyi örneklerindendi kitap. Başrol Rachel'ındı ama diğer karakterlerin gözünden de okuduk olayları. Rachel için üzüldüm, kadın tam bir "kaybeden"di. Her tam düzelecek dediğimde, tekrar aynı batağa saplanması beni hem sinir etti hem de üzdü. Bu kadar derdinin içinde, bir de ülke çapında yankı uyandıran bir olaya istemeden müdahil oldu. Hikayesi cidden ilginçti. Yazar güzel anlatmış, Rachel'la kolay empati kurdum. Anna ile Meghan'a ne desem bilemedim. Kitapta günahsız kimse yoktu neredeyse ama bu ikisi çoğu yerde "Bu kadar da olmaz" dedirtti. Sürprizbozan olmasın diye adını vermeyeceğim bir erkek karakter var bir de, evlerden ırak kendisi ! Sonu biraz beklenmedikti benim için. Olacakları kısmen tahmin ettim ama kitabın sonuna kadar merak uyandırıcı hadiseler devam etti.

ÖncekiSayfa 1 / 2Sonraki