
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Şampiyon (Efsane, #3)
Seri kitapların genelde son kitapları beni tahmin etmeyecek bir şekilde ilerler ve biter. O yüzden okurken kafamda hep bir soru işareti ve tedirginlik vardı. Ancak bu sefer korktuğum gibi olmadı ve yazar iyi bir sonla kitabı bitirdi. Sonu beklentimden çok daha farklı oldu ama bu kötü anlamda bir farklılık değil. Benzerlerine fark yaratan bir farklılık. Ben bu seriyi sevdim. Karakterleri benimsedim ve onları özleyeceğim. Bir yandan keşke bitmeseydi diyorum, bir yandan da tadında bitirdiği için yazarı takdir ediyorum.
Baskı: Çırak
Harika bir Tess Gerritsen kitabı daha. Her sayfasından inanılmaz keyif aldım. İnanılmaz kolay okunabilen kitaplardan. Yazarın dili gerçekten oldukça yalın ve açıklayıcı. Bazı noktalarda oldukça terimsel bir üslup kullanmış ama başka türlüsü de söz konusu olamazdı. Okuduğumuz kitabı cinayet kitabı diye adlandırıp geçmek bu kitaba haksızlık. Almasını biliyorsak içerisinde birçok ders barındırdığını söyleyebilirim. Ayrıca yazarın karakterin duygu ve düşüncelerini bire bir hissedebilmemiz konusunda oldukça becerikli bir kalemi var. Bunu seviyorum. Alıntı; Bazı insanlar seçimlerini yaparken en iyisini umarlar. Oysa Korsak seçim yaparken en kötüsünden kaçınmaktan başka bir şey istememişti. SF/380
Baskı: Saklı Ay
Arka kapak yazısını okuduğumda, "Tam benim zevkime göre bir kitap," demiştim. İkinci Dünya Savaşı sırasında kaybolan kayıp ve değerli mücevheri bulmak için tutulan dedektifler, merak ve heyecan... Zevkle okuyacağımı düşünmüştüm. Ancak kitabın yarısından fazlasını kim kimdir, kim kimin akrabasıdır, bu karakterler geçmişte nerede yaşamıştı, şimdi nerede yaşıyorlar gibi karmaşa içerisinde okudum. İkinci Dünya Savaşı sırasında Çin'in ve olayların bire bir geçtiği Sanghay'ın tarihi konusunda hiç bir fikriniz yoksa ve anlamaya çalışıyorsanız oldukça zorlanacağınızı söyleyebilirim. Yazar ara ara bazı açıklamalar yapıyor ama neyin ne olduğunu kavrama konusunda oldukça yetersiz. Kitabı bitirdikten sonra bu konu hakkında inceleme yapmak ve bulduğum kaynakları uzun uzadıya okumak bilgi dağarcığıma faydalı bilgiler eklediği için yazara artı bir puan ekleyebilirim ama bu da yazarın yazarlığı konusunda eksi olması gereken bir puan aslında. Olayları ve kitabın sonunu hiç bir şekilde tahmin edemedim ama dediğim karmaşalardan ötürü ( yani kimin kim olduğunu anlayamaya çalışmak ve aklıma tutmak ) zaten buna pek de fırsat bulamadım. Yeterli bir kitap değildi bence. Yazarın elinde güzel anlatılabilecek, ilgi çekici bir konu vardı ama bunu iyi kullanamamış. İki detektifin ilişkilerini, çalışma biçimlerini güzel işlemiş ama kitabın başında küs olan ve neden küs oldukları açıklanmayan bu iki dedektif bazı olaylar silsilesi yüzünden tekrar bir araya gelmek zorunda kalıyorlar ama kitabın son sayfasına kadar o sorunun ne olduğunu beklememe rağmen yazar açıklamıyor. Yazım yanlışlarına ise hiç değinmiyorum. Tamamen görmezden geldim, yoksa kitabı hiç bitiremezdim. Tarihi bilgileri önemsemem, benim gözüme batmaz diyorsanız, karakterleri de belli bir yerden sonra kim kimdir çözerim ne olacak diyorsanız okuyun ama bana göre bu kitaba gelene kadar okunacak çok daha güzel kitaplar var.
Baskı: Kayıp Hayaller Atölyesi
Büyük umutlarla başladığım ama hüsranla sonuçlanan bir kitap oldu. Yazarın ilk kitabını oldukça başarılı bulmuştum ancak bu kitap için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Keşke ilk kitabının güzelliği ile kalbimizde yer etmeye devam etseydi de bu kitabı yazmasaydı. Bir kere o kadar ayrıntıya yer vermiş ki, bir yerden sonra okurken boğulduğumu hissettim. Kitabı bitirmiş olmama ve sonunu birkaç kez okumama rağmen yazarın bu kitabı hangi amaçla yazdığını anlamlandıramadım. Evet, birçok yan amaç çıkarttım, hatta insan ilişkileri hakkına iyi tespitler yaptığını da düşündüm, kendimden çok şey bulduğum yer de oldu ama kitabı bitirdiğimde yaşayacağımı düşündüğüm o aydınlanma maalesef olmadı. Sadece güzel bir hikaye okudum bile diyemedim. Her şeye rağmen öylesine bir kitap okumak istiyorum derseniz, evet okunabilir ama bu kitaptan hiç bir şey beklememeniz gerekiyor. Ancak o zaman iyiydi diyebilirsiniz ya da ben kitapla ve karakterlerle yeterince empati kuramadığımdan dolayı böyle düşünüyorum. Empati kuramadım çünkü karakterlerin anlamlandıramadığım ve benim düşünce yapıma oldukça ters gelen birçok kararı oldu. Ayrıca yazar kitabın sonlarına doğru, mutlu bir sona bağlamak için biraz romantizm katmak istemiş ama bana göre o romantizm de oldukça yapmacık olmuş. Kısacası benim için boşa zaman kaybı olan bir kitap oldu.
Baskı: Büyücünün İlk Kuralı - Kısım 1 / Doğruluk Kılıcı Serisi 1
Başından sonuna kadar yüreğim ağzımda okudum. Kelimeler gözlerimin önünden gelip geçtiler. Okumadım sanki hepsini yuttum. Bu nasıl bir hayal gücü? Bu nasıl ucu bucağı olmayan bir dünya? Bu seri bilinmeli, bu seri okunmalı. Heyecan bir an bile dinmedi ve bir an bile yazarın tutumunun hoşuma gitmediği yer olmadı. Fantastik dünyalara kapılarını açan herkes bu seriye hayran olur, aşık olur. Mükemmel, mükemmel ötesi hatta.
Baskı: Koğuş
İlk bölümden son bölüme kadar büyük bir merak içerisinde okudum. Uzun zamandır bu kadar harika bir kitap okumamıştım. Konu harika bir biçimde işlenmiş, karakterler, olaylar, açıklamalar mükemmele yakın bir şekilde yazılmış ve açıklanmış. Kitabı okurken sık sık acaba güzel bir şekilde bağlayabilecek mi diye kaygı duydum ancak bu kaygım boşunaymış. Çok zekice ve iyi anlatılmış, açıklayıcı bir sonla bitirilen kitap, favorilerim arasında yerini aldı. Psikolojik Gerilim sevenler bu kitabı mutlaka okumalı. Okumaya başladığınızda son bölümü okumadan bırakmak imkansız gibi bir şey. İnanılmaz sürükleyici.
Baskı: Dürrüşehvar Sultan
Tarihi, hem araştırma hem de roman olarak okumayı seviyorum. Araştırma olabildiğince gerçek bilgilere, belgelere dayandırılarak yazıldığı için doğrusunu öğrenmek adına, tarihi romanları ise her ne kadar gerçek olaylara dayandırılsa da, o tarihi gerçeklerin içine duygu katılması hayal gücümü beslediği için okuyorum. Bu kitap, Naşide Gökbudak'ın okuduğum üçüncü kitabı. Daha önceden okuduğum iki kitabını da çok başarılı bulmuştum ancak bu kitap için aynısını söyleyemeyeceğim. Daha önceki okuduğum kitaplar da yazar duyguları çok iyi ifade etmiş, insanın yüreğine dokunmasını bilmişti. Ancak Dürrüşehvar Sultan'nın hayat hikayesinde bunu başaramadığını düşünüyorum. Kitabın özellikle yarısından sonrası yazarın, kitabın hazırlık aşamasında aldığı notlar gibi, kısa bilgiler halinde verilmiş. Tüm kitap boyunca kendini tekrar etmiş. Duyguları kelime oyunları ile vermek yerine açık açık yazarak bizi şartlandırmaya çalışmış. Bu kitabın içerisinde sultanın güzelliğini kaç kere vurguladığını saymak bile imkansız. İki sayfada bir vermiş neredeyse. İmla kurallarına çoğu zaman uyulmamış. Konuşma cümlesinin içerisinde tırnak işareti yerleştirilmeden, üçüncü şahıs olarak yazar kendisi anlatmaya devam etmiş. İngilizce başlayan cümleyi, Türkçe devam ettirmiş. Son 100 sayfasını okumak işkence gibiydi. Evet, sultanın öldüğü güne kadar kitabı sürdürmek istemiş, bunu yaparken de yıl yıl önemli gördüğü olaylardan bahsetmek istemiş anlıyorum ama ne gerek vardı dedirtecek şekilde göze batıyordu. Kitabı bu kadar uzatacağına 300-350 sayfalık bir kitap yazsa, duyguya daha çok özen gösterse daha anlamlı bir kitap olabilirdi. Aşk konusunda bile içimin cız etmesini sağlayamadı. Okuduğuma pişman mıyım? Hayır, kesinlikle değilim. Önerir miyim? Küçük ayrıntılara takılan biri değilseniz ya da bu dönem hakkında çok bilginiz yoksa ya da benim gibi tarihi olayları okumayı seviyorsanız okuyun. Farklı bir görüş kazanmanızı sağlayabilecek bir kitap. Yaşanılan hayatlar ibret verici ve düşündürücü. Osmanlı Hanedanının sürgün hayatını ve şartlarını bire bir okumak hem güzel hem de anlamlandırmasını bilene iyi bir hayat dersi.
Baskı: Geçmişin Gölgesinde Aşk
Yazar’ın bu kitabı Aşk Adında Hayat isimli kitabının devamı olarak yazılmış. Bu kitabı bir üçüncüsü izler mi bilmiyorum, henüz Türkçeye çevrilmiş bir kitabı yok; umarım da olmaz. Bu kitabı da neden yazdığını anlamlandırmış değilim. Evet, ilk kitap komik ve eğlenceliydi ama kesinlikle ikinci kitabı aynı tadı vermedi. Hatta nefret ettirdi. Tenny’nin ilk kitaptaki sevimli şapşallığı, bu kitapta yerini antipatikliğe bıraktı. O kadar ki kitabın bir yerinde işler sarpa sarmaya başladığında, “Fazlasıyla hak ettin zaten,” dememe neden oldu. Kitabı bitirmek için benim kadar inat etmezseniz yarım bırakılmaya değen kitaplardan.
Baskı: Gölge Kadın
Yazar kitabın yarısına kadar okuyucuyu merak içinde bırakıyor. Konu oldukça yavaş ilerlemesine rağmen ne olduğunu öğrenmek için sayfaları hızla çeviriyorsunuz. Kitaptan beklediğim tempo sonlara doğru ancak geliyor ve siz anlamadan kitap bitiyor. Beklenmedik ve değişik bir konu kabul ediyorum ama kitabı bitirdikten sonra bir eksiklik hissettim. Sonu bana göre biraz hızlı bitirildi, hatta kitap için basit diye düşünmeme neden oldu. Karakterin başına gelen olay beklenmedik olsa bile, olayların ilerleyişi daha zekice olsa çok daha tatmin edici olabilirdi. Yine de hoş vakit geçirmek için okunabilecek bir macera romanı.
Baskı: Osman - Birinci Kitap:Aşk (İmparatorluk, #3)
Beyazıt Akman önceki iki kitabı ile en sevdiğim yazarlar arasında yerini almıştı. Dünyanın İlk Günü okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Son Sefarad ile ise kalbimi fethetmişti. Bu kitabına çok büyük beklentiler içinde başladım. Ancak beklentilerimi karşıladığını söyleyemem. Aslında tam olarak da nasıl yorumlayacağımı bilemedim. Bazı bölümlerde, bölüm başlarında karakter isimlerini belirtmiş, o harika masalsı dilini kullanarak sizi kitabın içine çekmeyi becermiş. Keşke bunu bütün kitaba uygulasaydı. Kitabın çoğu yerinde bölümü bir süre okumadan hangi karakterden bahsettiği anlaşılmıyor. Özellikle kitabın başı çok karışık zaman dilimlerinde yazılmış. Neden öyle yaptığını, kronolojik bir sırayla ilerlemediğini anlamlandıramadım. Bölüm başlarında tarih belirtse daha hoş olurdu. O dönem hakkında tarih bilgim az olduğu için tarihi bilgi konusunda yorumda bulunamayacağım ama hangi bilginin gerçek hangi bilginin uydurma olduğunu anlamak için o dönemi araştırma isteğimi kamçıladığını söyleyebilirim. Okurken gerçek mi bunlar diye kendime sorduğum çok yer oldu. Belki de bu kitabı, devam kitabını okumadan yorumlamamak gerekiyor. Diğer kitabı da okuduktan sonra daha doğru bir değerlendirme yapmış olurum sanırım. Genel anlamda okumaktan keyif aldığımı söyleyebilirim ama bir Son Sefarad gibi de değildi.
Baskı: Defterimden Portreler - Tarihten ve Günümüzden
İlber Ortaylı okumak cesaret ister diye korkuyla başladığım bu kitap, keyifli bir yolculuk oldu. Kendisi okuyucuyla sohbet eder gibi, rahat, akıcı bir dil kullandı. Arka kapak yazısında tarih portrelerini kaleme almayı sevdiğinden bahsetmiş zaten. Bu kitapta da tarihteki ve Türkiye için önemli işler yapmış geçtiğimiz yüzyıl içindeki gerek yabancı gerek Türk birçok insanın portresini çizer gibi hepsi hakkında kısa kısa bilgiler vermiş. Bir başlangıç yapmış, devamını merak eden araştırıp okuyabilir, öğrenebilir. Tarihte yer yapmış kişilerin aksine, Türkiye için birçok fayda sağlayan ama isimlerinin belli bir kesimden başka kimsenin bilmediği kişileri anlatması benim çok hoşuma gitti. Şu an kitabı bitirdikten sonra çoğunu aklımda tutamadığımı bilsem de yine de okumak zevkliydi. Kendisinin düşüncelerine ve bilgisine saygı duymamak elde değil. Okuduğum ilk kitabıydı ama kesinlikle son olmayacak.
Baskı: 22 Britanya Yolu
Dönem kitapları okumayı çok seviyorum. Hikaye vasat bile olsa, geçmişte gerek çevrenin gerek insan yaşantısının nasıl olduğunun anlatıldığı kitapları beğenirim. Bu kitapta İkinci Dünya Savaşı sırasında biri savaşmak, diğeri de savaştan kaçmak zorunda olan bir çifti anlatıyor. O dönemde yaşanabilecek günlük hayatı ve zorluklarını yazar iyi yansıtabilmiş. Karakterlerin insansı yanlarını ve zayıflıklarını görebiliyorsunuz. Ancak ben bu kitabı sevemedim. Hikayesini de karakterleri de benimseyemedim. Olayları anlatış biçimi ilgi çekici bile olsa (hem günümüzü hem de geçmişte yaşananları bölüm bölüm veriyor) kitap beni tatmin etmedi. Sonlara doğru okuyucuyu şaşırtmaya yönelik bir hamle yapmış ama bana göre olmamış. Hikaye ya da yazarın kalemi bana yeterince duygu yansıtamadı. Sanki hikayenin ruhu eksik gibi hissettim.
Baskı: Tatlı Ceza (Blakewell/Kenleigh Family Trilogy #1)
Çiftlik içerisinde geçen kitaplara özel bir düşkünlüğüm var. Bu kitapta Amerika kolonilerine yerleşmiş, kendi kendilerini ancak geçindirebilecek güce sahip bir aileyi anlatıyor. Zamanın şartları ve yaşam biçimi çok iyi verilmiş. Genel anlamda beğendiğim bir kitap oldu. Hatta yazarın diğer kitaplarını merak etmeye değecek kadar... Kitap çok olaydı. Kitabın son sayfasına kadar olaylar durmuyor. Sakin çiftlik hayatı aniden öyle bir olayla bölünüyor ki hiç sıkılmak aklınıza dahi gelmiyor. Yalnız sonlara doğru olayların azalmasını beklemiştim. Bazı kitaplarda kitabın sonuna kadar olayların gitmesi o kitaba güzellik katıyor evet ama bu kitap için sanki biraz aşırı kaçmış. Hak yerini daha erken bulsa ve yazar biraz daha bu yönde kitabın sonuna gelse daha tatmin edici olacaktı. Bundan sonraki yorumum tamamen kitabın içerisindeki olaylarla ilgilidir ve şahsi görüşümdür. Yazar ilk baştan beri kölelik ve esirlik için satır altlarında gerekli eleştiriyi yer yer verdi. Bunu sevdim. Ayrıca kadın erkek ilişkilerini de... Değinmek istediğim kitabın içerisindeki bazı cümleler var; "Zamanla emirlerime itaat etmesini öğreneceksin. Aksi takdirde acı çekenler olacak..." "Yanılıyorsun Catherine. Tecavüz olmayacak. Bir hafta sonra karım olacaksın ve bu konuda söz hakkın bulunmayacak. İstediğim sana sahip olacağım ve yasalar bu davranışım karşısında gülümsemekle yetinecek." "Baban sana konumunu öğretmedi... Mantıklı davranmamakta ısrarlı olman, seni yönetecek güçlü bir ele ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Kadınların çoğu gibi sen de sağduyulu olamazsan, senin için neyin iyi neyin kötü olduğunu bilen kimseler, senin adına karar vermek zorunda kalacaklardır." Bu ifadeler belki kitabın geçtiği dönem için oldukça anlaşılabilir ifadeler olabilir ki ben yine de anlamıyorum ama günümüzde de çoğu insanın bilinç altında bu cümlelerin olduğuna şahit oldum. Gerek erkek gerek kadın olsun üzerinden 200 yıl geçmesine rağmen halen daha bu düşüncelere sahip olabiliyor. Beni bu konu çok düşündürüyor ve sinirlendiriyor. İnsan olarak herkesin eşit şartlara sahip olduğunun ayrımına varamamamız beni endişelendiriyor. Kadın erkek olarak fiziksel eşitlik olamayacağının tabi ki farkındayım ama insan olarak herkesin eşit olduğunu anlamamız lazım artık. Ve kitapta beni düşündüren başka bir cümle de; "Başkalarının acısından bu kadar zevk almak..." oldu. Neden öyleyiz ki? Keşke olmasak... Alıntılar "Darağacında asılana dek, masum olduklarını iddia eden birçok suçluyla karşılaştım, Bayan Blakewell," diye mırıldandı adam. "O zaman belki de masum insanların asılmasını seyretmişsinizdir, Sayın Yargıç." SF/437
Baskı: Tanrıçaların Savaşı
Hiç beklemediğim kadar güzeldi. Hiç beklemediğim bir yerden hiç beklemediğim bir şekilde başladı ve kitabın sonuna kadar heyecan hiç durmadı. Yunan Tanrılarını okumayı her zaman çok sevmişimdir. Yazarın karakterleri ve hikayeyi anlatışını sevdim. Devam kitaplarını merakla bekliyorum. Fantastik kitap sevenlere tavsiye edebilirim. Kitabın içeriği hakkında bilgi vermeyi sevmiyorum ama tek bir şeyden bahsedeceğim. Yazarın Truva Savaşına değinmesi ve karakterlerin o savaş ile bağlantısı çok hoşuma gitti. Devam kitaplarında daha ilginç karakterlerle maceranın devam edeceğini düşünmek bile beni heyecanlandırıyor.
Baskı: Da Vinci Şifresi (Robert Langdon, #2)
Bir kitabı okumayı yavaşlatmam ilk defa olan bir şey değil. Bazen kitap o kadar güzel gelir ve bitmesin isterim ki kendime acı çektirme pahasına kitabı bırakır ve birkaç gün elime almam. Bu da o kitaplardan biri. Ancak o taktik bu kitapta işe yaramadı. Ne zaman bıraktıysam gidip geri alıp okudum. Filmi izlemiş olmama rağmen büyük bir heyecanla okudum. Her kelimenin ayrı ayrı tadını çıkarmak istedim ve elimden geldiğince yavaşlatarak okudum. Çok ünlü bir kitap ve çok az kişi bu kitabı okumadı sanırım. Okumayanların da tavsiyeye hiç ihtiyaçları olduklarını sanmıyorum. Kitabın ve yazarın ünü her şeye değer. Tüm o bilmeceler, kaçma kovalama, tarihin esrarengiz yönleri, sanat eserleri, müzeler benim bu kitabı severek okumama neden oldu. Yazarın çok akıcı bir dili var ve tüm o bilgiyi anlaşılır ve okuyucuyu sıkmadan vermesi ayrı bir keyif oldu okurken. Bildiğimiz bazı şeylere körü körüne inanmamız ve onların aslında öyle olmadığını öğrenmek... Hayat görüşümüz üzerinde etkili, dünyaya baktığımız açıyı geliştirebileceğimize inandığım bir kitap oldu. En çok da bunu sevdim.
Baskı: Benim Oğlum Bir Eroinman
Kitap yarım bırakmak adetim değildir. Sevmesem bile okumaya çalışır, sırf yazarın verdiği emekten dolayı bitiririm. Bu kitap bir annenin ağzından oğluna mektup yazılırmış gibi yazıldı. Anne kendi çocukluğundan, annesi ve ailesiyle iletişiminden, oğlunu nasıl dünyaya getirip, ne zorluklar çektiğinden bahsederek anlatmaya başladı. Kitabın üçte birlik bir kısmını bu bölüm oluşturuyor zaten. Ancak o kadar uzatmış, okuyanı o kadar tekrarlayan olaylarla boğmuş ki okumak benim için işkenceydi. Kitabın yarısını geçtikten sonra içimde büyüyen sıkıntı artık kendi kendime, "Neden bu kitabı okumaya devam ediyorsun?" diye sormama neden oldu ve bıraktım. O kadar çok hata üstüne hata yapmış ve kendini haklı görmüş ki... Evet, çektiği sıkıntılar kolay değil farkındayım. Kimsenin hayatını da yaşamadan eleştirmek istemiyorum ama o anlatmış ve bende diyorum ki bu anlatı olmamış. Empati kurduramadan, sadece iç sıkıntısı duyacağınız şekilde yazmış. Kendi çocukluğundan anlatmaya başlaması iyi bir fikirdi ama bunu avantaj yerine dezavantaja çevirmiş. Kısacası ben bu kitabı yarım bıraktım ve kesinlikle sevmedim.
Baskı: Ailemin Savrulan Külleri
Yetim kalan 3 kardeşin farklı farklı ailelere evlatlık verilmesi ile başlayan kitap tahmin edilebileceği gibi onların kavuşması ile son buluyor. Okunması inanılmaz kolay bir kitap. Bir bölüm daha, bir bölüm daha diyerek elinizden bırakamayacaksınız. Hikayenin geçtiği yıllar (1880-1910) benim okumayı sevdiğim yıllar. Sevginin ve kötülüğün saf olduğu... Kimden kötülüğün kimden iyiliğin geleceğinin anlaşılmasın günümüze göre çok daha kolay olduğu yıllar... Sonlara yakın iki sayfanın, tüm kitap boyunca beklenen o iki sayfanın içimi nasıl sızlatıp gözlerimi doldurduğunu anlatamam. Sımsıcak bir romandı. Yazarın daha önceki kitabı da aynı tadı vermişti. Severek okudum ve aile üzerine bir kitap okumak isteyen herkese tavsiye edebilirim.
Baskı: Hitler'in Meleği
Nazilerden zor kurtulmuş iki genci tekrar Almanya'ya gizli göreve gönderip küçük bir çocuğu kaçırmalarını istemek... Kitabın özü bu ve arka kapak yazısını okur okumaz büyük bir heyecanla kitabı okumak için aldım. Rahat okunuyor, sizi tasvirler ve ayrıntılarla boğmuyor. Çok düşünmek istemediğiniz, bol heyecanlı bir maceraya atılmak istediğiniz bir anda okunabilecek bir kitap. Olay örgüsü, tüm o kaçma kovalamalar bir aksiyon filmi izliyor hissi yaratacak. Ayrıca Hitler ve kurduğu dünyanın bir parçasını da okumak ayrı bir keyif verecek. Sonu beklentilerimi karşılayacak cinsten değildi ama olmayacak bir şey de değildi. O yüzden ben sevdim.
Baskı: Kara Cadı (The Cousins O'Dwyer Trilogy - 1)
İlk 100 sayfasını okumakta zorlandım ama bu yazardan veya hikayeden değil benim odaklanmakta sorun yaşamamdan ötürüydü. Buna rağmen hikaye oldukça ilginç başlıyor. Kitabın isminin Kara Cadı olmasına rağmen, açıkçası bu kadar sihir beklemiyordum. Nora Robert birkaç kitabını okuduğum bir yazar. O okuduğum kitaplara dayanarak bu şekilde fantastik bir dünyayla karşılaşacağımı hiç beklemiyordum. O yüzden biraz şaşırdım ve bocaladım ama fantastik kitapları sevdiğim için okumakta sorun yaşamadım. Yazarın bu konuda oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim hatta. Karakterlerden oldukça etkilendim. Birbirleri ile olan iletişimleri, yakınlıkları, arkadaşlık, dostluk ve kardeşlikleri kalbimde bir yere dokundu. Sımsıcak bir duygu hissetmeme neden oldu. Kitabı okurken karakterler arasındaki ilişki beni hem etkiledi hem güldürdü. Hikaye bana göre ayrı bir heyecan. Bu kitabı okumayı sevdim ve serinin devam kitaplarını da okumak için sabırsızlandım ama tekrardan söylemem gerekirse fantastik sevmeyen biri kesinlikle okumamalı. Ne saçmalıyor bu diyebileceği çok nokta olacaktır ama sevenler için kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kitap. Tüm o ritüeller, çemberler, elementler bana P.C.Cast'ı anımsattı. O yazarı sevenler için de ayrıca tavsiye edebilirim.
Baskı: Aşk Adında Hayat
Çok eğlenceli bir kitap ve karakter. İlk bölümden kitabın içine giriyorsunuz ve kitap ilerledikçe kitaba daha çok bağlanıyorsunuz. İlk iki bölüm öyle trajikomik bir şekilde başladı ki hiç beklemiyordum. Hele cinayet hiç aklımdan geçmiyordu. Yazar beni oldukça şaşırttı. Tenny'i sevmemek elde değil. Yemek tarifleri ve olası cinayet planları ile benim favori karakterlerim arasında yerini aldı. İkinci kitap için oldukça heyecanlıyım. Bu şekilde seri olması da bu kitabı sevmem için oldukça etken bir unsur oldu.
Baskı: Kendine Giden Yol
Anlatılan her olguyu küçük bir hikayeyle destekleyen yazar sizinle sohbet eder gibi. Kitabının anlaşılır olması ve herkes tarafından anlaşılabilmesi için harcadığı çabayı kitabın her sayfasında hissediyorsunuz. Başından ortasına kadar oldukça akıcı ve benim için iyi fikirlerle doluydu ama geri kalan kısım sanki konuyu uzatmak için yazılmış hissi verdi. Burada kendini oldukça tekrarlamış gibi. Son birkaç bölümde oldukça etkileyici hikayelere yer vermiş, bu bölümleri daha ilgi çekici kılmış. Hayatıma katabileceğim fikirler vardı evet, bu yüzden ben bu kitaptan bir şeyler aldım ama bu tarz kitap okuyan birileri bu kitabı okursa bir şeyler alabilir mi emin değilim. Sanki genel konulardan bahsediyor gibi. Alıntılar; Eğer bağımsızlık imkansızsa, duygusal bağımlılık bir çözüm değilse ve bağımlılık istenmiyorsa, öyleyse ne olacak? Ben bu yüzden yeni bir terim icat ettim: Kendine-bağımlılık. SF/41 Bütün gün rehberlik ofisinde çalışıyorum. Kimileri bana, başka birini kast ederek şunu söylüyor: "Böyle pislik olamaz." Ben de diyorum ki: Neden olamaz? Böyle pislik olabilir, hatta çok, çok daha fazlası da olabilir. Neden olamasın? İstediği kadar pislik olabilir, bu ona bağlı. Bu kötü adama karşı kendinizi savunmanız sizin görev ve sorumluluğunuzdur. Bu sizin işinizdir, onun değil. "Hayır çünkü bunu yapamaz!" Evet, yapabilir. "Ama yapmamalı." Neden yapmamalı? Bunu kime borçlu? Hiçbir şey borçlu değil. Bu sizin sorumluluğunuz. Başkalarını suçlamaya devam edemeyiz; buna inanmaya devam edemeyiz; bu artık eğitimle ilgili bir mesele bile değildir. SF/73 Acı çeken insanlar, kendileri tarafından terk edilmişlerdir. Kendi yetişkin halleri onları terk etmiştir; içlerindeki çocuklar yalnızlığa terk edilmiştir; onları kontrol edecek kimse kalmamıştır. Bu kişiler yardım - hatta daha fazlası, bağımlılık- bulabilmek için etraflarına, her yere bakınmak zorunda kalmışlardır. Bu kesinlikle geri döndürülebilir bir süreçtir. Her zaman, her zaman. Kendi içimde, içimdeki çocuğu kontrol etmesi gereken bir yetişkinin olduğunu fark etmeliyim. SF/74
Baskı: Yeşil Deniz Kabuğu
Kitabın arka sayfalarından birinde bir yorum var; "Klasik bir Sarah Jio değil, bir Sarah Jio klasiği." Gerçekten de öyle. Bugüne kadar Türkçe'ye çevrilmiş her kitabını okudum ve artık üçüncüden sonra biraz sıkılmaya başlamıştım. Tarzını biraz değiştirse diye düşünüyordum. Kendi yazdıklarından sıkılmıyor mu, hep aynı kalıp diye eleştiriyordum ama bu kitabı beni çok etkiledi. Evet, tüm kitapları oldukça etkileyici ve bende hepsini çok sevdim ama bu kitap en sevdiğim olmayı başaracak kadar harika bir kitap. Kısa ve sade bir anlatımı var. Zaten yazarın dili oldukça akıcı ve okunması kolay. Kitabı elinize aldınız mı bitirmeden duramazsınız. Kitap içerik olarak da çok iyi, karakterleri, özellikle Cade'yi sevmemek elde değil. Kitabın sonunda öyle bir şey oldu ki, hem hiç beklemediğim bir şeydi hem de boğazımı düğüm düğüm edecek bir şeydi. Bu kitabı asla unutmayacağım sanırım. Alıtılar; "Gözlerimi sımsıkı kapatıp tekrar açtım. Yüzeye çıkmak isteyen bir anıyı kafamdan atmak istediğim zaman böyle yapardım." SF/14 "Camdan baktığımda yağmur damlalarının dışarıdaki ışıkları mücevherlere benzettiğini fark ettim." SF/14 Kaybolmuştu ve ben artık onun yolunu aydınlatamıyordum. Artık onun haritası olamazdım. Kendi pusulasını bulması gerekiyordu. SF/225
Baskı: Kargaların Ziyafeti (Buz ve Ateşin Şarkısı, #4, Kısım 2)
Seri giderek daha ilginç bir hale geldi. Okumak zor gibi gelse de bölümler hızla akıyor. Nasıl bittiğini anlamadan bu kitap da bitti. Bu seride çoğunlukla hep aynı kişilerden bahsediyor ama bugüne kadar akıllarda oluşan soru işaretlerine ufak da olsa cevap vermeye başlamış yazar. Ayrıca bu cevapsız sorularımızın kısa zaman içinde daha tatmin edici birer cevaba kavuşacağının sinyalini bize vermeye başladı. Bu da bende hemen bir sonraki kitaba başlama hevesi uyandırdı. Ben severek takip ediyorum. Mutlaka okunması gereken bir seri. Alıntılar; Kelimeler rüzgardır, dedi Brienne kendine. Seni incitemezler. Bırak üstünden akıp gitsinler. SF/31 Erkekler gelir ve gider. Yalan söylerler, ölürler ya da seni terk ederler. SF/352
Baskı: Ev Yapımı Sihirli Değnek
Bir arkadaşımın tavsiyesiyle alıp, ön yargılarımla okumaya başladığım bu kitap beni oldukça şaşırttı. Bu kadar beğeneceğimi düşünmemiştim. Deneme tarzında yazılmış ve yazar konuları incelikle seçmiş, geçişleri çok iyi bir şekilde kaleme almış. Aslında anlatılan konular bilmediğimiz şeyler değil ama daha çok farkında olmamız gereken şeyler. İnsanın düşünmesine, hatta bir çoğunu hayatına katma isteğine neden oluyor.